6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 42

Türk Ticaret Kanunu 42. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 42- (1) Kollektif şirketin ticaret unvanı, bütün ortakların veya ortaklardan en az birinin adı ve soyadıyla şirketi ve türünü gösterecek bir ibareyi içerir. (2) Adi veya sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ticaret unvanı, komandite ortaklardan en az birinin adı ve soyadıyla şirketi ve türünü gösterecek bir ibareyi içerir. Bu şirketlerin ticaret unvanlarında komanditer ortakların adları ve soyadları veya ticaret unvanları bulunamaz. b) Anonim, limited ve kooperatif şirketler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

2 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2018/4330 E., 2019/6393 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
müvekkili markalarının esas unsurları ile davalı markalarının esas unsurlarının aynı olduğunu, ortalama tüketiciler tarafından karıştırılmasının yüksek ihtimal dahilinde bulunduğunu ve tescillerinin haksız rekabet yarattığını ileri sürerek 6102 sayılı TTK'nın 54, 55 ve 556 sayılı KHK'nın 8/b ve 42. maddesi hükümleri uyarınca davalıya ait markaların 43.
11. Hukuk Dairesi         2018/4330 E.  ,  2019/6393 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/10/2017 tarih ve 2015/241 E- 2017/370 K. sayılı kararın davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 06/06/2018 tarih ve 2017/1755 E- 2018/661 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin "EUM ERCİYES+ŞEKİL" ibareli 30.sınıf ürünleri içeren 2006/65537, "ERCİYES UN+ŞEKİL" ibareli 30 ve 43.sınıf ürünleri içeren 2006/65538 ve "ERCİYES+ŞEKİL" ibareli 30.sınıf ürünleri içeren 2007/28344 sayılı markaların sahibi olduğunu, davalının müvekkili markalarıyla iltibasa neden olabilecek nitelikte "ERCİYES TEPSİ+ŞEKİL" ibareli 43. sınıf hizmetleri içeren 2009/3742 ve "ERCİYES" ibareli 43. sınıf hizmetleri içeren 2010/3930 sayılı markaları adına tescil ettirdiğini, müvekkili markalarının esas unsurları ile davalı markalarının esas unsurlarının aynı olduğunu, ortalama tüketiciler tarafından karıştırılmasının yüksek ihtimal dahilinde bulunduğunu ve tescillerinin haksız rekabet yarattığını ileri sürerek 6102 sayılı TTK'nın 54, 55 ve 556 sayılı KHK'nın 8/b ve 42. maddesi hükümleri uyarınca davalıya ait markaların 43. sınıftaki yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri ile geçici konaklama hizmetleri (gündüz bakımı, kreş hizmetleri, huzurevi hizmetleri dahil) bakımından hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili asıl davanın reddini istemiş, birleşen davada müvekkilinin 2003 yılında Ankara Ticaret Siciline tescil edilerek kurulduğunu, "ERCİYES" kelimesini unlu gıda ve mamülleri için marka, ticaret unvanı ve işletme adı olarak kullandığını,davacı işletmenin ise 04.01.2004 tarihinde önce ERCİYES EKMEKCİLİK SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. olarak kurulduğunu, 09.03.2006 tarihinde yapmış olduğu unvan değişikliği ile ticaret unvanını ERCİYES UNLU MAMÜLLERİ İHTİYAÇ VE GIDA MADDELERİ TURİZM SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'ne dönüştürdüğünü, davacıya göre önceliğinin bulunduğunu, davalının ticaret unvanının müvekkili unvanı ile iltibasa sebebiyet verebilecek nitelikte bulunduğunu, davacının "ERCİYES" ibareli 2007/28344, 2011/86628, "EUM ERCİYES" ibareli 2006/65537, "ERCİYES UN" ibareli 2006/65538 sayılı markalarının kötüniyetli biçimde tescil edildiğini, bu markaların müvekkilinin 2003 yılında tescil edilen ticaret unvanı ile iltibasa neden olabilecek derecede benzer olduğunu ve bu durumun haksız rekabet yarattığını, davalının 2006/65537 ve 2006/65538 sayılı markalarını tescil edildikleri 10.01.2008 tarihinden bu yana ciddi biçimde kullanmadığını, bu nedenle 556 sayılı KHK'nın 14.maddesi uyarınca iptaline karar verilmesini gerektiğini ileri sürerek davalının kötüniyetle tescil ettirdiği 2007/28344, 2011/86628 sayılı markaların hükümsüzlüğüne, 2006/65538 ve 2006/65537 sayılı markalarının kullanmama nedeniyle iptaline, ticaret unvanının terkinine, tanıtıcı tabelaları dahil, tüm araç, gereç ve unsurlarının işletmelerinden toplatılmasına ve reklamlarının durdurulmasına, tüm marka ve tanıtım unsurlarının, broşürler, logolar, kağıt ürünler vb. kullanımının durdurulmasına ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; tarafların Ağustos 2010 tarihi itibariyle her iki tarafın unvan, marka ve işletmelerinden ve ayrıca kullanımlarından haberdar oldukları, birleşen davada hükümsüzlüğü istenilen 2011/86628 sayılı markanın dava tarihinde ve hüküm tarihinde tescil edilmiş olmadığı, 2006/65537 ve 2006/65538 sayılı markaların kullanmama nedeniyle iptali istemiyle açılan davanın da 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle reddinin gerektiği, birleşen davada davalının hükümsüzlüğünü istediği markaların tescil tarihlerinden hükümsüzlüklerinin istendiği dava tarihine kadar yedi yıldan fazla sürenin geçtiği, bu markaların kötüniyetle tescil edildiği yönünde bir ispatın da bulunmadığı, Erciyes A.Ş. nin tüm Türkiye'de korunan ticaret unvanını kullanma önceliğini elde ettiği, ancak davalı Erciyes Ld. Şti. nin unvanının ticaret siciline tescil ve ilan edildiği tarihten terkin davasının açıldığı 20.10.2015 tarihine kadar dokuz yıldan fazla zaman geçtiği, davacının sonraki unvanın terkinini talep etme konusundaki hakkını, sessiz kalma yoluyla yitirdiği, davalının ticaret unvanını kötüniyetle tescil edildiği yönünde bir kanıtın sunulmadığı, unvandaki tali unsur konumunda olan "ekmekçilik" ibaresinin "unlu mamuller" şeklinde değiştirmiş olmasının yalnız başına kötüniyetin emaresi olarak kabul edilemeyeceği, davalı Erciyes Ltd.Şti.nin adına tescilli markalarını Kayseri'de aynen ve ayırt edici karekterini değiştirmeksizin kullanıldığı, dolayısıyla tecavüzün ref'i ve bağlı istemlerin de reddinin gerektiği, asıl davada markaların hükümsüzlüğü için gerekli beş yıllık hak düşürücü süre henüz dolmadan davanın açıldığı, taraf markalarının asıl ve ayırt edici unsurunun "Erciyes" ibaresinden oluştuğu, ortalama tüketici nezdinde 43. sınıf ürün ve hizmet alımlarında bu marka ve işaretin farklı işletmelere ait iki ayrı marka olduğunu algılamalarının mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, davalıya ait 2009/3742 sayılı markanın "yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri, geçici konaklama hizmetleri (gündüz bakım-kreş hizmetleri, huzurevi hizmetleri)" bakımından, 2010/3930 sayılı markanın "geçici konaklama hizmetleri, (gündüz bakım-kreş hizmetleri dahil)" bakımından hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, birleşen davada 2011/86628 sayılı markanın hükümsüzlüğü istemiyle açılan davanın vakitsiz olması nedeniyle reddine, diğer istemlere ilişkin davanın ise esastan reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı/birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi'nce; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı-birleşen davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı/birleşen davada davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından, asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin birleşen dava yönünden tüm, asıl dava yönünden aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi uyarınca karşılaştırılan markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerliklerin yanında ortalama tüketici kitlesinin bütüncül intibasının da dikkate alınması gerekmektedir. Markanın karıştırılma ihtimali değerlendirilirken ortalama tüketici kitlesinin markaları yan yana koyup karşılaştırmaları beklenemez. Bu hususta ortalama tüketici kitlesinin daha önce ./.. gördükleri önceki markanın zihinlerinde bıraktıkları algı ve intibanın etkisiyle sonraki markayı gördüklerinde her iki markanında aynı ya da aralarında bağlantı bulunan ticari işletmelere ait oldukları ihtimalinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu değerlendirmeye markaların birbirlerinden ayrışacak şekilde kuvvetli reklam ve tanıtım sonucu farklı olduğu algısının oluşturulması diğer bir anlatımla markaya ayırt edicilik kazandırılması olgusunun varlığı da dahildir. Somut olayda, davacının Kayseri’de yerleşik bir firma olduğu ve “ERCİYESUM”, “EUMERCİYES” ve “ERCİYES” ibarelerini kullandığı, bunlardan sadece “ERCİYESUM” un yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri ile geçici konaklama hizmetlerinde tescilli olduğu buna karşılık davalı şirketin ise “ERCİYES” ve “ERCİYES TEPSİ” ibareli markalarını bir çok şubede yaygın olarak kullandıklarını ileri sürdüğüne göre, davalı tarafın dosyaya sunulan delilleri itibariyle tescil başvurusundan önce, tescilden sonra ve hükümsüzlük davası öncesinde kuvvetli tanıtım ve reklam ile yaygın kullanım sonucu davaya konu markaların tescil kapsamındaki hizmetlerin tamamı ya da bir kısmı üzerindeki kullanımı sonucu markanın diğer işaretlerden bağımsızlık kazanarak davacı markaları ile birlikte ve barış içinde birbirleriyle karışmadan var olup olmadıkları ve bu nedenle aralarında karıştırılma ihtimali doğmayacak şekilde ayırt edicilik kazanıp kazanmadığı hususu değerlendirilmeksizin eksik incelemeye dayalı olarak asıl dava yönünden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden asıl davada davalı/birleşen davada davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı/birleşen davada davacı vekilinin birleşen dava yönünden tüm, asıl dava yönünden sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı/birleşen davada davacının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, birleşen davaya yönelik aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacıdan alınmasına, 09/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (1)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ticaret unvanının da, ticaret siciline tescil ve ilanı gerekir (TTK. md.
Hukuk Genel Kurulu         2011/19-228 E.  ,  2011/328 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 08/12/2010 Taraflar arasındaki “çek istirdadı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 14. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.03.2009 gün ve 2007/825  esas, 2009/177 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01.06.2010 gün ve 2009/9341 esas, 2010/6774 karar sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı K... Gıda Ltd. Şti.nden aldığı 17.000.-TL. bedelli çeki kaybettiğini, bu nedenle açtığı çek iptali davasında davalı şirketin çeki dosyaya ibraz ettiğini, çekin nama yazılı olduğunu, müvekkili adına yapılan ciroda bulunan imzanın müvekkiline ait olmadığını, faktoring şirketi olan davalının fatura veya alacağın mal veya hizmet satışından doğmuş olduğunu tevsik eden belgelerle ilişkilendirilemeyen alacakları satın alamayacaklarını, müvekkilinin bir sonraki ciranta ile ticari ilişkisinin olmadığını, temlik edene karşı sahip olduğu def’ileri temellük edene karşı da ileri sürme hakkı olduğundan çekin müvekkiline teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin davaya konu çekin yetkili hamili olduğunu, çekte bulunan ciro silsilesinin düzgün olması nedeniyle davacının iddialarının çek metninden anlaşılamadığını, müvekkilinin imzaların geçerliliğini inceleme yükümlülüğünün olmadığını, çekin dava dışı ....Taze Gıda Ltd. Şti.nden yapılan faktoring sözleşmesi gereğince alındığını, dava konusu çek olduğundan B.K.nun 167. maddesinin uygulanamayacağını TTK.nun 702 ve 704. maddeleri gereğince müvekkilinin çeki iade yükümlülüğünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda çekte bulunan davacı adına atılan ciro imzasının davacının eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, kambiyo senetlerinde imzaların bağımsızlığı ilkesinin geçerli olduğu, davacının ciro imzasının sahte olmasının diğer ciranta imzalarının geçerliliğini etkilemeyeceği, davalı şirketin iyiniyetli hamil olduğu ve çeki kötüniyetli veya ağır kusurlu iktisap ettiğinin ispat edilememesi nedeniyle TTK.nun 704. maddesi gereğince davalının çeki geri verme yükümlülüğünün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. İlk ciro imzasının davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda davacının çek nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Davacı bu iddiasını davalıya karşı da ileri sürebileceğine göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, çekin istirdatı istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı cirantanın çekteki imzanın kendisine ait olmadığı def'ini kendisinden sonra gelen cirantadan senedi faktoring sözleşmesi ile devralan davalıya karşı ileri sürüp süremeyeceği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu çekin lehtar kısmında yazılı “Çam Ticaret” ibaresinin geçerli bir ticaret unvanı olup olmadığı tartışıldığından, konuya ilişkin şu açıklamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır. Hukukumuzda kıymetli evrakı, hak sahibinin senetten tespiti şekline göre "nama", "emre" ve "hamile" yazılı kıymetli evrak olarak üçe ayırmak mümkündür. Hak sahibi, diğer bir deyişle alacaklı, senede hamil olmak keyfiyetiyle birlikte, bir temlik (alacağın temliki) işlemine de bakılarak tespit ediliyorsa, böyle bir senet "nama yazılı senet" niteliğindedir. Yani, senette mündemiç hakkın sahibi olabilmek için, senedin mülkiyetini karşı tarafa geçiren işlemin yanında, ayrıca bir de temlik muamelesinin yapılması, nama yazılı senetlerde şarttır. Nama yazılı kıymetli evrak, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 566. maddesinde, "Belli bir şahsın namına yazılı olup da, onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak, nama yazılı senet sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. Nama yazılı senet için verilen tanımda iki husus üzerinde durulmuştur. Bir defa, "senedin belli bir şahsın namına (adına) yazılı olması" gerekir. Bu birinci şarttır (olumlu, pozitif şart). İkinci şart ise, "senedin emre kaydını ihtiva etmemesi" ve "kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmamasıdır" (olumsuz, negatif şart). Bazı kıymetli evrak vardır ki, Kanun bunları, aksine bir kayıt taşımadıkları takdirde, emre yazılı saymıştır. Bunlar, belli bir şahıs namına yazılı olsa ve emre kaydı ihtiva etmese bile, kanun hükmü gereği emre yazılı kıymetli evrak sayılır. Böyle senetleri, ancak emre yazılı olmadıklarını "açıkça" belirtmek suretiyle nama yazılı olarak düzenlemek mümkündür. Bu belirtme, senede "menfi emre kaydı" konarak yapılır. Buna karşılık, senede hamil olma durumunun hak sahipliği sıfatını tespit yönünden yeterli olduğu senetler ise, "hamile yazılı kıymetli evraktır". Hamile yazılı kıymetli evrakta, "senedin hamili olma", alacaklılık sıfatının tespitinde yeterli olmaktadır. Hamile yazılı senetler, Türk Ticaret Kanunu'nun kıymetli evraka ilişkin kitabının üçüncü faslında hükme bağlanmıştır (TTK. md. 570-581). Hamile yazılı senetler için verilen genel tanım  şöyledir: "Senedin metin veya şeklinden, hamili kim ise, o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak, hamile (hamiline) yazılı senet sayılır" (TTK. md. 570/1). Görüldüğü üzere tanım, iki ana unsura dayanmaktadır: Bunlardan birincisi, hamile yazılı senetlerin kıymetli evrak olduğu; ikinci unsur ise, hamile yazılı senetlere, hamile yazılı senet niteliği kazandıran "hamile kaydı"dır. Hamile kaydı hakkında belli bir şekil öngörülmemiştir. Bazı senetlerin hamile yazılı düzenlenebileceği ise, Kanun'da açıkça belirtilmiştir: Hamile yazılı çek (TTK. md. 697), ipotekli borç ve irat senedi (TMK. md. 914), tahviller (TTK. md. 425/1), rehinli tahvilât (TMK. md. 971), intifa senetleri (TTK. md. 573), hamile yazılı havale (BK. md. 426) gibi… Öte yandan, senede hamil olma hali yanında, hak sahibinin tespiti bakımından bir "cironun yapılmış bulunması" keyfiyetinin de arandığı kıymetli evrak da vardır ki, bunlara "emre yazılı kıymetli evrak" denir. Emre yazılı senetler, kambiyo senetlerinden sonra yer alan ve "Kambiyo Senetlerine Benzeyen Senetler" başlığını taşıyan beşinci fasılda düzenlenmiştir. Kanun yapıcı, poliçe hakkındaki hükümlerin, bütün emre yazılı senetlerde de uygulanabileceğini düşünmüş; bu hükümler, özel bir hükümle farklı esaslar benimsenmediği sürece, diğer emre yazılı senetler için de uygulanabilecek genel hükümler olarak kabul edilmiştir. Emre yazılı senedin tanımı, TTK.nun 736. maddesinde yapılmıştır. Buna göre, "emre yazılı olan veya kanunen emre yazılı sayılan evrak, emre yazılı senetlerdendir" (TTK. md. 736). Tariften de anlaşılacağı üzere, emre yazılı senetler iki türlü olabilir: Ya, belli bir senet tipi kanun yapıcı tarafından "kanunen emre yazılı senetler" olarak kabul edilir; yahut da, esas itibariyle emre sayılmayan bazı senetlere "emre" kaydının konması suretiyle o senet emre yazılı senet haline getirilir (iradî olarak emre yazılı senetler). "Kanunen emre yazılı senet", belli bir tipe (gruba) dahil senetleri ifade eder. Bu tipe dahil senetlerin emre yazılı olduğu kabul edilir. Meselâ, kambiyo senetlerinin emre yazılı olması gibi. Poliçe, bono ve çek, "kambiyo senedi tipine dahil olduğu için" emre yazılı senettir. İsim ihtiva etmesine rağmen, "muayyen bir kimse lehine olarak, 'veya hamiline' kelimelerinin veya benzeri bir ibarenin ilâvesiyle keşide olunan çek, hamile yazılı çek sayılır" (TTK. md. 697/11) (F..Ö.., Kıymetli Evrak Hukuku, 11. Bası, Ankara 2005, s. 41- 51). Kıymetli evraka ilişkin bu açıklamalardan sonra, ticaret unvanı üzerinde de durulmalıdır: Ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isimdir. Bu yönüyle ticaret unvanı, taciri tanıtmaya ve onu diğer tacirlerden ayırt etmeye yarar. Ticaret unvanını sadece tacirler kullanabilir;  tacir olmayan kişi (esnaf) ticaret unvanı kullanamaz. TTK.nun 20/1. maddesine göre; tacir, kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret unvanı seçmeye ve kullanmaya mecburdur. Tacir, ticari işletmesiyle işlemleri ticaret unvanıyla yapar; işletmesiyle ilgili senet ve diğer evrakı bu unvan altında imzalar (TTK. md. 41/I). Ticaret unvanının da, ticaret siciline tescil ve ilanı gerekir (TTK. md. 42/I). Ticaret unvanı iki unsurdan oluşur. Bunlar, çekirdek ve ektir. Ticaret unvanının asli unsurunu, çekirdek oluşturur. Ek kullanılması, kural olarak zorunlu değildir. Gerçek kişi tacirlerde ticaret unvanının çekirdek kısmı, kişinin kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadından oluşur (TTK. md. 43/I). Dolayısıyla ad ve soyadı A.. Ö..olan kişinin, ticaret unvanı da, “A.Ö..”dir. Ancak unvan, TTK.nun 43/I. maddesindeki yasaklama nedeniyle “A. Ö.” şeklinde yazılamaz (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 5. Baskı, Ankara 1999, s. 240- 241). TTK.nun 589. maddesi "Bir Poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez" hükmünü amirdir. Bu hüküm gereğince, senetteki ciro silsilesinin düzgün olması ve senedi devralanın kötüniyeti veya iktisabında ağır kusuru bulunmaması halinde, senedi ciro ile devaralan iyiniyetli ve yetkili hamil sayılır. Hemen burada, davalı faktoring şirketinin dava konusu çeki usulüne uygun elde edip etmediği hususunun irdelenmesi gerekmektedir. Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin “Şirketlerin yapamayacakları iş ve işlemler” başlıklı 22. maddesine göre; “(1) Şirketler; a) Ana faaliyet konuları dışında faaliyette bulunamazlar, b) Teminat mektubu veremezler, c) 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre menkul kıymet ihracı ile uluslararası piyasalardan ödünç para alınması dışında mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar. (2) Birinci fıkrada belirtilen hususlara ilave olarak faktoring şirketleri kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş veya doğacak fatura veya benzeri belgelerle tevsik edilemeyen alacakları satın alamazlar veya tahsilini üstlenemezler”. Dolayısıyla faktoring şirketlerinin devir aldığı alacak, bir kambiyo senedinden kaynaklanıyor olsa bile, alacağı doğuran temel ilişkiye ait fatura veya benzeri belgelerle bunu tevsik etmeleri gerekmektedir. Bu hüküm, nitelikçe “düzenleyici amir bir hüküm” olarak kabul edilmektedir. Faktoring şirketinin müşterisinden temliken aldığı bir alacağı takip edebilmesi için; alacak bir kambiyo senedinden kaynaklansa bile faktoring sözleşmesi ile beraber, alacağı doğuran temel satım ilişkisine ait fatura ve benzeri belgeleri de ibraz etmek zorundadır. Faktoring sözleşmelerine, uygulamada “Alacağın Temliki” hükümleri uygulandığından, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Akdin Şekli” başlıklı 163. maddesi uyarınca yazılı şekilde yapılması gerekir (HGK'nun 03.11.2010 gün ve 2010/19-488-557 esas, karar sayılı ilamı). Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; Somut olaya gelince, davanın dayanağını oluşturan 17.000.TL meblağlı çek, dava dışı Kocabaşlar Gıda Ltd. Şti. tarafından “Ç..Ticaret” emrine düzenlenip, görünüşte “Ç..Ticaret H.. Ç..” tarafından B..Ltd. Şti.ne ciro edilmiş ve Bytaze Ltd. Şti. tarafından da faktoring şirketi olan davalı A.F.Hiz. A.Ş.’ye ciro edilmiştir. Ciro silsilesinde yer alan cirantalardan, dava dışı ByTaze Ltd. Şti. ile A..F.. A.Ş. arasında 22.05.2007 tarihli “F.. Temlik Sözleşmesi” düzenlendiği anlaşılmakta olup, çözümü gereken sorun; davalı A..F.. A.Ş.’nin davaya konu çeki, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun olarak elinde bulundurup bulundurmadığıdır. Davalı faktoring şirketi, dosyaya dava dışı B.Ltd. Şti. tarafından davacı “Ç..Ticaret Haluk Ç. adına düzenlenmiş 01.08.2007 tarihli 6.615,35 TL'lik, 06.08.2007 tarihli 6.313,50 TL'lik ve 13.08.2007 tarihli 5.348,81 TL'lik üç adet fatura sunarak, davaya konu çeki bu temlik sözleşmesi gereğince, adı geçen şirketten, yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun olarak temliken aldığını savunmuştur. Dosyaya sunulan faturaların incelenmesinde, çek bedeli ile fatura değerleri arasında bir uyum bulunduğu gibi adına fatura düzenlenen şahsın lehdar olarak ilk ciroda imzası bulunan davacı olduğu açıkça anlaşıldığından bu faturaların temel borçlandırıcı ilişkiye yeterli bir belge olduğu, ayrıca davalı ile dava dışı faturayı düzenleyen B..Ltd. Şti. arasında faktoring sözleşmesi bulunduğu da dikkate alındığında, davalı faktoring şirketinin anılan yönetmeliğin aradığı şartları yerine getirdiğinin ve davaya konu çekin, bir mal veya hizmet satışı sonucu temlik alındığının kabulü gerekmektedir. Yeri gelmişken, çekin niteliğine ilişkin tartışmaların ve buna göre varılan sonucun aktarılmasında da yarar vardır: Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu çekin lehtar kısmında yazılı “Ç.. Ticaret” ibaresinin geçerli bir ticaret unvanı olup olmadığı tartışılmış ve sözkonusu ibarenin geçerli bir ticaret unvanı olmadığı, bu nedenle çekin hamiline yazılı çek olarak kabulü gerektiği, hamiline yazılı çekte de ciro imzasının sahte olmasının bir öneminin olmadığı, ciro silsilesinin görünüşte düzgün olmasının yeterli olduğu ve davalı faktoring şirketinin çeki ilgili yönetmeliğin hükümlerine uygun olarak elinde bulundurduğu anlaşıldığına göre yetkili hamil sayıldığından, davacının çekin istirdadı isteminde bulunamayacağı oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Bu durumda mahkemece, dava konusu çekin geçerli bir ticaret unvanı emrine düzenlenmediğinden hamiline yazılı çek olduğu ve söz konusu çekte ciro silsilesinin görünüşte de olsa düzgün olduğu, davalı faktoring şirketinin usulüne uygun olarak çeki elinde bulundurmakla yetkili hamil olduğunun kabulü ile davacının çekin istirdadına yönelik davasının reddedilmiş olması; sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun olup; bu nedenle karar onanmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.05.2011 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Aşağıdakilerden hangisi "İşletme Adı" ile "Ticaret Unvanı" arasındaki temel farklardan biridir?

A) Ticaret unvanını tacirler, işletme adını esnaflar kullanır.
B) Ticaret unvanı taciri tanıtır, işletme adı işletmeyi tanıtır.
C) İşletme adı tescil edilirse korunur, ticaret unvanı tescilsiz de korunur.
D) Ticaret unvanı devredilebilir, işletme adı devredilemez.
E) Ticaret unvanı zorunlu değildir, işletme adı zorunludur.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol