6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 442

Türk Ticaret Kanunu 442. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 442- (1) Özel denetçi, incelemenin sonucu hakkında, şirketin sırlarını da koruyarak, mahkemeye ayrıntılı bir rapor verir. (2) Mahkeme, raporu şirkete tebliğ eder ve şirketin, raporun açıklanmasının şirket sırlarını veya şirketin korunmaya değer diğer menfaatlerini zarara uğratıp uğratmayacağına ve bu sebeple istem sahiplerine sunulmamasına ilişkin istemi hakkında karar verir. (3) Mahkeme, şirket ve istem sahiplerine, açıklanan rapor hakkında, değerlendirmeleri bildirmek ve ek soru sormak imkânını tanır. 6. İşleme konulma ve açıklama

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

2 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
maddeleri ile Türk Ticaret Kanunu'nun 442. maddesine göre, kural olarak kooperatif genel kurulunca atanan tasfiye kurulu üyelerini azil ve yerlerine yenilerini tayin yetkisi genel kurula aittir.
23. Hukuk Dairesi 2011/2569 E., 2012/1627 K. 23. Hukuk Dairesi 2011/2569 E., 2012/1627 K. - DAVANIN KONUSUZ KALMASI - KOOPERATİF YÖNETİCİLERİNİN AZLİ - YENİ TASFİYE MEMURU ATANMASI- 1163 S. KOOPERATİFLER KANUNU [ Madde 56 ] - 1163 S. KOOPERATİFLER KANUNU [ Madde 98 ] - 1163 S. KOOPERATİFLER KANUNU [ Madde 42 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 442 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki görevdeki yöneticilerin azline ve yeni tasfiye memuru atanmasına ilişkin davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı kooperatif, A.Murat ve Berç vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğunu, kooperatif yönetimi hakkında yapılan şikayet üzerine davalı kooperatif yönetimi hakkında görevi ihmal, zimmet, görevi kötüye kullanma, Kooperatifler Kanunu'na aykırı davranma ve denetim görevini ihmal suçlarından Muğla Birinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2009/422 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığını, görevlerinin üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak olan kooperatif yönetiminin, üyelerinin hak aramasından rahatsız olarak, kanuna, kooperatif anasözleşmesine ve iyiniyet esasına aykırı davrandığını ve üyelerinin hak ve menfaatlerini de tehlikeye attıklarını ileri sürerek, görevdeki yöneticilerin azline ve yeni tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, Muğla Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açılması üzerine, müvekkili kooperatifin, 19.11.2010 tarihli ilk genel kurul gündemine madde koyduğunu, bu tarihte yapılacak genel kurul toplantısının 7. gündem maddesinde hakkında kamu davası açılmış olan yönetim (tasfiye) kurulu üyelerinin azilleri veya göreve devamları görüşülüp karara bağlanacağını, genel kurulca seçilmiş ve haklarında kesinleşmiş bir ceza bulunmayan yönetim kurulu üyelerinin başka bir yolla görevden alınmasının yasal olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tasfiye kurulu üyeleri olan davalılar A.Murat ile Berç hakkında, bu görevlerinden dolayı Muğla Birinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2009/422 esas sayılı dosyasında görevi ihmal, zimmet, görevi kötüye kullanma, Kooperatifler Yasası'na aykırı davranma suçlarından kamu davası açıldığı, haklı sebebin, hukuki ilişkinin sürdürülmesini, objektif iyiniyet kuralları gereğince çekilmez hale getiren hukuki bir olgu olması karşısında, henüz sonuçlanmamış olsa bile bu tasfiye kurulu üyelerine isnat olunan suçların mahiyetine göre davacıdan bu duruma katlanmasının beklenemeyeceği, azli istenen davalılardan Muharrem, Utkusal ve Yasemin'in tasfiye memuru sıfatlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı kooperatif tasfiye yönetim kurulu üyeleri A.Murat ve Berç'in tasfiye memurluğundan azillerine, Mali Müşavirler ve Muhasebeciler Odası tarafından isimleri bildirilenlerden Alper ve Ünal'ın tasfiye memuru olarak tasfiye kuruluna atanmalarına, azil ve atama kararının atanan tasfiye memurlarınca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmesine, davalılar Yasemin, Utkusal, Muharrem hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davalılardan kooperatif, A.Murat ve Berç'in vekili temyiz etmiştir. Dava, tasfiye kurulu üyelerinin azline ve yerlerine mahkemece belirlenecek tasfiye kurulu üyelerinin atanması istemlerine ilişkindir. Kural olarak bütün ortakları temsil eden en yetkili organ olan kooperatif genel kurulunca karar altına alınması gereken konularda mahkeme genel kurul yerine geçerek karar alamaz. Bu kuralın istisnalarından biri tasfiye kurulu üyelerinin azlinde düzenlenmiştir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu 42. ve 98. maddeleri ile Türk Ticaret Kanunu'nun 442. maddesine göre, kural olarak kooperatif genel kurulunca atanan tasfiye kurulu üyelerini azil ve yerlerine yenilerini tayin yetkisi genel kurula aittir. Ancak ortaklardan birinin talebiyle mahkeme dahi haklı sebepler dolayısiyle tasfiye kurulu üyelerini azil ve yerlerine yenilerini tayin yetkisine sahiptir. Mahkemeye tanınan bu istisnai yetki, genel kurulca seçilen tasfiye kurulu üyeleri hakkında daha önce genel kurulun bilgisi haricinde olan hususlara ilişkin olmasının gerekmesi yanında yeni ortaya çıkan ve azle dayanak yapılan hususların önemi nedeniyle ortaklardan bir sonraki genel kurula kadar beklenmesi objektif olarak beklenemeyecek ve haklı sebep olarak nitelendirebilecek kapsamda olmalıdır. Somut olayda, 18.11.2010 tarihli genel kurulda 7. maddeyle 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 56. maddesi gereğince haklarında dava açılan yönetim kurulu (aynı zamanda tasfiye kurulu) üyelerinin durumu görüşülmüş ve görevlerine devamı konusunda karar alınmıştır. Yukarıda verilen bilgiler ışığında, mahkemenin istisnai yetkisinin kalktığının, davanın konusuz kaldığının ve anılan genel kurul kararı sonrasında tasfiye kurulu üyelerinin seçilmesine ilişkin iradenin yenilenmesi sebebiyle davanın ancak genel kurul kararı iptali olarak yeniden açılması halinde görülebileceği gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir. Kabule göre, mahkemece, davalılar A.Murat ile Berç hakkında, bu görevlerinden dolayı görevi ihmal, zimmet, görevi kötüye kullanma, Kooperatifler Yasası'na aykırı davranma suçlarından kamu davası açıldığı, haklı sebebin, hukuki ilişkinin sürdürülmesini, objektif iyiniyet kuralları gereğince çekilmez hale getiren hukuki bir olgu olması karşısında, henüz sonuçlanmamış olsa bile bu tasfiye kurulu üyelerine isnat olunan suçların mahiyetine göre davacıdan bu duruma katlanmasının beklenemeyeceği gerekçesiyle azillerine karar verilmiştir. Bu konuda öncelikle insan hakları kapsamında masumiyet ilkesine değinmek gerekmektedir. Masumiyet karinesi Anayasa'nın 38/4. maddesinde "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "adil yargılanma hakkı" başlıklı 6/2. maddesinde "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu ilkeden herkes yararlanacağı gibi, masumiyet karinesinin, yalnızca bağımsız yargı organlarını değil idari makamları da kapsayacağı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce "Allenet de Ribemont/Fransa" davasına ilişkin kararda açıkça vurgulanmıştır. Mahkemenin, azil kararındaki gerekçesine yaptığı dayanak, davalıların ceza mahkemesinde yargılanmaları ve yargılandıkları suçlamaların ağırlığı olmuştur. Hukuk hakimi, tasfiye kurulu üyelerinin azli konusunda vereceği kararda, haklı neden tespiti için ceza mahkemesince maddi olayı tespit eden mahkumiyet kararı haricindeki verilecek karara dayanmak zorunda olmadığı gibi ceza davasının sonucunu beklemek zorunda değildir. Ancak, davalılar hakkında sırf ceza davası açılmış olmasının ve davada isnad edilen suçların ağırlığının, azil kararında haklı neden olduğu kabulü hukukun temel prensiplerinden masumiyet ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir. Mahkemece, davacının ileri sürdüğü hususların ve kanun ve anasözleşmede düzenlenen tasfiye kurulu üyelerinin seçilmesi, tasfiye işleri ve tasfiye kurulu üyelerinin sorumluluğu ile ilgili hükümlerle bağlantı kurularak azle haklı sebeplerin neler olduğu somut, ayrıntılı ve denetime elverişli bir şekilde tartışılarak bir karar vermek gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılardan kooperatif, A.Murat ve Berç vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, adı geçen davalılar yararına (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (1)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesi yollaması ile TTK'nun 441-450. maddelerinde düzenlenen anonim şirketlerin tasfiyesine ilişkin hükümler uygulanır.
Hukuk Genel Kurulu 2007/10-358 E., 2007/337 K. Hukuk Genel Kurulu 2007/10-358 E., 2007/337 K. - ANONİM ŞİRKETİN TAFSİYESİ - RÜCUAN ALACAK - TERKİN- 506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU(MÜLGA) [ Madde 26 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 39 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 40 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "rücuan alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tekirdağ Asliye Hukuk (İş) Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.10.2004 gün ve 20/162 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 21.02.2005 gün ve 12512-1543 sayılı ilamı ile, (...Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davalılardan Limited Şirketin işçisi sigortalı Müren'e yapılan yardımların tahsiline ilişkin davanın tasfiye nedeniyle davalıya husumet yöneltilemeyeceğinden reddedilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. Şöyle ki; tüzel kişiliği olan davalı Limited Şirketin tasfiye edildiği ve ticaret sicilindeki kaydının terkin edildiği görülmektedir.Tüzel kişilik ticaret sicilindeki kaydının terkini ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona erdiğinin hukuk açısından kabul edilebilmesi için tasfiye işleminin eksiksiz tamamlanmış olması gerekir. Eğer tasfiye işlemleri gerçek olarak tamamlanmamış ve tasfiyede gereken hususlar eksik bırakılmışsa tüzel kişilik ticaret sicilinden terkin edilse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinden söz edilemez. O itibarla davacı Kurum vekiline uygun süre verilerek tasfiye işlemleri ve ortaklarla olan ilişkilerin tam olarak sona ermediği için Limited Şirketin tüzel kişiliğinin yeniden ihyası hakkında tasfiye kurulu ile ticaret siciline husumet tevcihi suretiyle dava açmasının sağlanması ve dava açıldığı taktirde bu davanın sonucunun beklenmesi tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde bu tüzel kişinin kusuru ile belirlenecek gerçek zarar miktarıyla sorumluluğuna gidilerek karar verilmesi gerekir. Belirtilen maddî ve hukukî olgular göz ardı edilerek noksan tahkikat ve inceleme ile hüküm kurulması bozmayı gerektirir. O halde, davacı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesine dayalı rücuan alacak istemine ilişkin olup, iş kazası neticesinde sigortalıya bağlanan gelirler ve yapılan ödemeler nedeniyle oluşan Kurum zararının işveren şirketten tahsilini amaçlamaktadır. Davalı şirket tasfiye memurunun katılımıyla yapılan 29.11.2000 tarihli sigorta müfettişi incelemesi sonucunda, davacı Kurum tarafından sigortalıya 29.10.2001 onay tarihi ile sürekli iş göremezlik geliri bağlandığı, davalı işveren şirketin Ticaret Sicilinden 9.11.2001 tarihinde terkin edildiği, eldeki davanın ise 24.1.2002 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Limited şirketlerin tasfiyesinde, Türk Ticaret Kanununun 552. maddesi yollaması ile TTK'nun 441-450. maddelerinde düzenlenen anonim şirketlerin tasfiyesine ilişkin hükümler uygulanır. Limited şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet, tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, limited şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eden fesih ve tasfiye işlemi, aynı zamanda Borçlar Hukukuna ilişkin bir hukuki işlem olup, bu karar ve işlemin hataya dayanması karşısında gerçek anlamda bir tasfiye işleminden söz edilemez. Hataya veya kasta dayalı, şeklen gerçekleşmiş bir tasfiyenin kaldırılmasının gerek o işlemi gerçekleştirenlerce, gerekse bundan zarar görenlerce istenebilmesi Borçlar Hukukunun temel kurallarından biridir. Buna yönelik düzenlemeye TTK hükümlerinde yer verilmemişse de, TTK'nun 1. maddesi yollaması ile Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde, hataya dayalı bir hukuki işlemin düzeltilmesine olanak tanınması kaçınılmazdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.01.1999 gün ve 1999/10-1-1 sayılı Kararı). Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın limited şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir. TTK'nun 224 ve 445. maddelerinde tasfiye memurunun görev ve yetkileri, tasfiyenin nasıl yapılacağı, alacaklıların haklarının nasıl korunacakları açıklanmıştır. Her ne kadar, rücuan alacak davası davalı limited şirketin tasfiyesinden sonra açılmış ise de, tasfiye memuru iş kazasından haberdar olup, bu konuda dava açılıp açılmadığını araştırmakla yükümlüdür. Tasfiye memurunun iş kazasından haberdar olması nedeniyle, "Şirketin henüz muaccel olmıyan borçlariyle münazaalı bulunan borçlarına tekabül edecek bir para dahi kezalik notere tevdi olunacağı" yönündeki TTK'nun 445/3. madde hükmü gereğince, belirtilen sair tedbirleri almak suretiyle tasfiyeyi gerçekleştirmeleri gerekir. Eksik işlemler neticesinde tasfiyenin hukuken sonuçlandığı kabul olunamaz. Ayrıca, tasfiye hainde bulunan bir şirketten alacaklı bulunan kişilerin yapılan ilanlara rağmen alacaklarını yazdırmamalarının alacağın düşmesini gerektirmeyeceği hukuksal gerçeği de dikkate alınmalıdır. Tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası için tasfiye memuru ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek ayrı bir dava açılması için davacı tarafa HUMK.nun 39 ve 40. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmelidir. Dava açıldığı, takdirde ve alınacak sonuca göre eldeki davaya devam edebilme olanağı bulunduğu belirlendiğinde, tüzel kişiliğe tebligat yapılarak, rücu alacağının yöntemince saptanması gerekir. Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular karşısında, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 06.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.