6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 443

Türk Ticaret Kanunu 443. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 443- (1) Yönetim kurulu, raporu ve buna ilişkin değerlendirmeleri, ilk genel kurula sunar. (2) Her pay sahibi, genel kurul toplantısını izleyen bir yıllık süre içinde şirketten raporun ve yönetim kurulunun görüşünün bir suretinin verilmesini isteyebilir. 7. Giderler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

9 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2013/15541 E., 2014/17625 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBURDUR 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
K..'nın işleminin geçersiz olduğu, söz konusu işleme onay da verilmediği, şirketin maksat ve konusu dışına çıkan bir iş veya işlemin yönetim kurulu veya temsilciler tarafından yapılabilmesinin TTK’nın 443/2 maddesi uyarınca genel kurulca verilecek özel yetkiyle mümkün olduğu, davalı bankaya ipotek verilen taşınmazın davacı şirketin üzerinde mobilya imalatı yapılan fabrikasının da bulunduğu tek taş
11. Hukuk Dairesi         2013/15541 E.  ,  2014/17625 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BURDUR 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/07/2013 NUMARASI : 2011/383-2013/372 Taraflar arasında görülen davada Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/07/2013 tarih ve 2011/383-2013/372 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.11.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. R.. G.. ile davalı vekili Av. D.. A.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 2008 yılında kullandığı kredinin kapatılmasından sonra kredinin teminatı olarak sahip olduğu taşınmaz üzerine konulan ipoteğin fekki talep edilmesi üzerine davalı bankanın 15/09/2009 tarihli yazısı ile müvekkil şirketin dava dışı İ. T..'nün kullandığı krediye kefil olduğu gerekçesiyle ipoteğin fekki talebini reddettiğini, müvekkili şirketin maddi bakımdan ihtiyacı olması nedeniyle söz konusu taşınmazı sattığını, satış bedelinin 239,975,78 TL’sine davalı bankanın dava dışı İ. T..’nün kredi borcu nedeniyle bloke koyduğunu, ancak dava konusu ipotek işleminin baştan itibaren geçersiz olduğunu, ipotek verme işleminin dava dışı şirket müdürü C. K.. tarafından yapıldığını, C.K..’nın üçüncü kişilerin borcu için ipotek verme yetkisi bulunmadığını, müvekkili şirketin sahip olduğu tek taşınmazın ancak ortaklar kurul kararı ile ipotek verilebileceğini, müvekkili şirketin bu ipotek sözleşmesiyle hiç kimsenin borcuna kefil olmadığını, İ. T..’nün kullandığı krediye bağlı olarak davalı bankaca başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ve itirazın iptali davasının derdest olduğunu ileri sürerek, 239.975,78 TL'nin ve 100.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı şirketin şahsi kredileri yanında kefil olduğu krediler bulunduğunu, taraflar arasındaki kredi sözleşmesinin 22/f. maddesinde, davacının verdiği ipoteğin hem kendi kullandığı kredilerin hem de başka firmalara olan kefalet borcunun teminatı olduğunun düzenlendiğini, yine ipotek resmi senedinin 2. sayfası şartlar başlığının 1. maddesinde de “söz konusu ipoteğin davacının kefalet borçlarını da kapsadığının açıkça yazıldığını, davacı şirketin dava dışı İbrahim Tütüncü’nün borcuna kefaletinin geçerli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu ipotek senedinin davacı şirket yetkilisi C. K.. tarafından imzalandığı, davacı şirketin anasözleşmesi, ortaklar kurulu kararı ve Burdur Ticaret Sicil Memurluğu’nca düzenlenen hükmi şahsiyet belgelerinin hiç birinde davacı şirket müdürü C. K..nın davacı şirket adına kefalet altına girme yetkisine yer verilmediği, şirket müdürü Cengiz Kaya'nın davacı şirket adına dava dışı 3. kişi İ. T..'nün borcu nedeni ile davalı bankaya karşı kefalet sorumluluğu altına girmesi mutlak butlanla yok hükmünde olup, mutlak butlanla batıl olan bir işlemin 3. kişilere karşı da ileri sürülmesinin mümkün olduğu, davalı bankanın ipotek senedini düzenlerken davacı şirket müdürünün yetki kapsamını belirleyen yetki belgesini gördüğü, basiretli bir tacir olarak ortaklar kurulu kararını da istemesi gerektiği, davacı şirket adına imza atan ve kefalet sorumluluğu altına giren müdür C. K..'nın işleminin geçersiz olduğu, söz konusu işleme onay da verilmediği, şirketin maksat ve konusu dışına çıkan bir iş veya işlemin yönetim kurulu veya temsilciler tarafından yapılabilmesinin TTK’nın 443/2 maddesi uyarınca genel kurulca verilecek özel yetkiyle mümkün olduğu, davalı bankaya ipotek verilen taşınmazın davacı şirketin üzerinde mobilya imalatı yapılan fabrikasının da bulunduğu tek taşınmazı olduğu, şirket müdürünün tek başına temsil yetkisine dayanarak bu taşınmazı şirketin iştigal konuları ve şirketin kendi borcu dışında dava dışı 3. kişinin borcuna karşılık kefalete dayalı ipotek olarak vermesi TTK’nın 542 maddesi yollamasıyla aynı yasanın 321. maddesi ve TTK’nın 443/2 maddesine aykırılık oluşturduğundan şirket müdürü C. K.. tarafından 3. kişi İbrahim Tütüncü'nün borcuna kefil olunması ve dava konusu taşınmazın ipotek verilmesi işleminin geçersiz olduğu, manevi tazminat davasının koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle maddi tazminat davasının kabulüne, manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince mahkemece, yazılı gerekçe ile maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir. Limited şirket müdürlerinin yetkisi, 6762 sayılı TTK’nın 542'nci maddesi yollaması ile aynı Kanun’un 321 nci maddesinde belirlenmiştir. Bu hüküm uyarınca müdürler şirketin maksat ve işletme konusu içine giren her çeşit işlemi ortaklık adına yapmak hakkını haizdir. Davacı şirketin anasözleşmesinin 9. maddesi ile dava dışı C. K.. herhangi bir sınırlama hükmü konulmadan münferit imza yetkisine sahip müdür olarak atanmıştır. 10.09.2007 tarih 18 nolu ortaklar kurul kararı ile de yine aynı kişi 30 yıl süre ile münferit imza yetkisine sahip müdür olarak seçilmiştir. Anılan ortaklar kurul kararıyla şirket müdürüne her türlü resmi kurum ve bankalarda şirketi temsil, her türlü borçlandırıcı taahhütname, muvafakatname, sözleşme, biliumum bankalarda hesap açma, bilimum taşınır/taşınmazlarla ilgili alım, satım, kiraya verme, sözleşmeleri imzalama vs. yetkisi tanınmıştır. Dava dışı İ. T..’ye ait genel kredi sözleşmesi incelendiğinde C. K..’nın sözleşmeyi hem kendi adına hem de davacı şirket adına müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı görülmektedir. Yine davacı şirkete ait taşınmazla ilgili ipotek senedi incelendiğinde de 2. sayfanın şartlar başlığının 1. maddesinde söz konusu ipoteğin davacı şirketin kefalet borçlarını da kapsadığı anlaşılmaktadır. TTK’nın 137. maddesi hükmü gereğince ticaret ortaklıkları tüzel kişiliği haiz olduklarından anasözleşmelerinde yazılı “işletme konusu” çerçevesi içinde kalmak şartı ile tüm hakları edinebilir ve bütün borçları da yükümlenebilirler. Bir ticari işletmenin anasözleşmesinde belirtilen işletme mevzuuna doğrudan doğruya girmemekle birlikte o işletmenin ticari faaliyetlerini kolaylaştıran ticari iş ve sözleşmelerin de o işletmenin mevzuu içinde bulunduğunun kabulü zorunludur. Dairemizin yerleşik içtihatlarında da (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 23.03.1982 tarih 851/1225 E.K. sayılı ilamı) ticari amaç güden işletmelerin kredi temini konusunda bankalara karşı müştereken sorumluluk yüklenmek suretiyle birbirine destek olması ve kefil olması işletme mevzuu içinde kalan muamele olarak kabul edilmektedir. Bu itibarla mahkemece, somut olayın yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ayrıca mahkeme gerekçesinde bahsedilen ortaklar kurul kararı arayan Dairemiz yerleşik içtihatlarının şirketin tek malvarlığı olan taşınmazının satışı ile ilgili olup somut olayda kefalete dayalı olarak ipotek verilen taşınmazın davacı şirketin tek malvarlığı olup olmadığı konusunda da gerekli araştırma yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 4.073,05 TL harcın temyiz eden davacıya iadesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 14.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
olduğu tek malvarlığı olduğunun veya şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunduğunun belirlenmesi halinde bu kez, anılan devir yönündeki taahhüdün geçerli olabilmesi için limited şirketlerde de uygulama alanı bulunan TTK.'nun 443/2. maddesi uyarınca ortaklar kurulunun bu konuda anılan maddede açıklanan çoğunlukla karar alması gerekmektedir.
11. Hukuk Dairesi 2005/1362 E., 2006/1253 K. 11. Hukuk Dairesi 2005/1362 E., 2006/1253 K. - MARKANIN DEVRİ - ŞİRKETİN TEMSİLİ- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 542 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 56 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 321 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 443 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davada (Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 02.12.2004 tarih ve 2004/750 - 2004/330 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili adına tescilli "Y.........Nalın" markasının davalı şirketçe aynen kullanıldığını, bununla da yetinilmeyip birkaç yıllık faaliyetlerine rağmen "52 yıldır hizmetinizde" ibaresi kullanılıp müvekkili şirketin şubesi oldukları izlenimi yaratılmak suretiyle müvekkilinin zarara uğratıldığını, davalının eylemlerinin 556 sayılı KHK.'nin 61. maddesi uyarınca müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve TTK.'nun 56. vd. maddeleri uyarınca haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, müvekkiline ait markaya vaki tecavüzün önlenmesini, şimdilik toplam (2.000.000.000) TL tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava konusu markanın, davacı şirket yetkilisi ile yapılan sözleşmeye dayalı olarak kullanıldığını ve marka sahibinin izninin alındığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacı şirketin 20.12.1995 tarihli ortaklar kurulu kararına göre Nermin ve Seyhan'ın münferiden temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, 07.02.1996 tarihli imza sirkülerinde de şirketin yönetimi ve idaresi için lazım gelen her türlü imzayı atmaya Nermin'in münferiden yetkili olduğunun belirtildiği davacı şirketin anılan temsilcisi ile davalı şirket arasında 15.04.2002 tarihinde, davacıya ait (129363) numaralı markanın üç yıl süreyle davalı şirkete devredildiğine ilişkin sözleşme imzalandığı, davalının bu sözleşmeye dayanarak dava konusu markayı kullandığı, 556 sayılı KHK.'nin 61/a ve 9. maddeleri uyarınca markanın, "sahibinin izni olmadan" değil, marka sahibi şirketin yetkili temsilcisi ile yapılan sözleşmeye istinaden kullanılması nedeniyle marka hakkına tecavüzün söz konusu olmadığı, davacı şirket temsilcisinin, şirketin mameleki içerisinde bulunan söz konusu marka ile ilgili olarak tasarruf işlemleri yapabilme yetkisi bulunduğundan, davacı şirket yetkili organları tarafından özel bir yetki verilmediğine ilişkin davacı iddiasına itibar edilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, haksız rekabet ve marka hakkına tecavüze dayalı tecavüzün önlenmesi ve tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı şirketi münferiden temsile yetkili Nermin tarafından davacı şirkete ait markanın üç yıl süreyle kullanımının davalı şirkete devredilmesi, yukarıda belirtilen gerekçelerle geçerli kabul edilmiş ve yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Gerçekten de dosyada bulunan 07.02.1996 tarihli imza sirkülerine göre, Nermin ve Seyhan'ın, şirket müdürü olarak şirketi dışarıya karşı en geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili kılındığı anlaşılmaktadır. Davalı şirkete ait ana sözleşmesinin "Temsif'e ilişkin 9. maddesinde de, şirketi müdürlerin temsil edeceği belirtilmiş, 13. maddede ise, ana sözleşmede hüküm bulunmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. Limited şirket müdürlerinin temsil yetkisinin kapsamı, TTK.'nun 542. maddesi yollaması ile aynı Yasa'nın 321. maddesi ile belirlenmiştir. Bu maddede, temsile yetkili olanların şirketin maksat ve konusuna dahil olan her nevi İşleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haiz oldukları belirtilmiştir. Davalı şirketin ana sözleşmesinin "Amaç ve Konu" başlığını taşıyan 3. maddesinin l-e bendinde, şirketin amacı ile ilgili olarak marka, ihtira beratı, patent, know how lisans, royalite, ustalık ve diğer sınai mülkiyet haklarını elde etmek, bunlar üzerinde müktesap haklar sağlamak amaçları yer almakla birlikte, maddede belirtilen hakların başlarına devri işleriyle uğraşmak, şirketin amaçları arasında sayılmamıştır. Ana sözleşme ve açıklanan yasa hükümlerine göre, kural olarak şirketi temsile yetkili müdürün şirkete ait bir malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabileceğinin kabulü gerekir. Ancak bu malvarlığının, şirketin sahip olduğu tek malvarlığı olduğunun veya şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunduğunun belirlenmesi halinde bu kez, anılan devir yönündeki taahhüdün geçerli olabilmesi için limited şirketlerde de uygulama alanı bulunan TTK.'nun 443/2. maddesi uyarınca ortaklar kurulunun bu konuda anılan maddede açıklanan çoğunlukla karar alması gerekmektedir. Bu açıklamalar çerçevesinde somut olayın incelenmesinde, dava konusu "Y........ Nalın" markasının davacı şirketin varlığını sürdürmesinde hayati öneminin bulunduğu ve bu markanın devri konusunda ortaklar kurulunun TTK.'nun 443/2. maddesinde belirtilen çoğunlukla karar almasının zorunlu olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Zira, her iki şirket de bu ibareyi hem işletme girişinde hem de peçete, mönü, sipariş kutusu gibi tanıtım araçlarında kullanmaktadır. Ayrıca, dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden davacı şirketin iki ortağı arasında anlaşmazlıklar yaşandığı, ortaklardan Nermin'in, diğer ortak Seyhan'ın muvafakati olmadığı halde dava konusu markayı davalı şirkete devrettiği ve Nermin'in, davalı şirketin de münferiden temsile yetkili iki ortağından birisi olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre mahkemece, dava konusu markanın devri işleminin esaslı işlerden olduğu ve yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ile somut olayın özellikleri dikkate alındığında, ortaklar kurulu kararı ile özel bir yetki verilmeden devredilemeyeceği kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2- Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde, marka hakkının yanında, davalı şirket tarafından, kendilerinin davacı şirketin şubesi oldukları izlenimini yaratacak şekilde davranılmasının haksız rekabet oluşturduğu da belirtilmek suretiyle, TTK.'nun 56 vd. maddelerinde de dayanılmıştır. Bu durum karşısında mahkemece, davacı tarafın haksız rekabete dayalı iddiaları tartışılıp değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması dahi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) no'lu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.02.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2017/3246 E., 2019/2295 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
arasında gerçekleştirilen borçlandırıcı işlemin müvekkili açısından bağlayıcı olmayacağını, dava dışı şirket müdürü ...’ın TTK’nın 443/2. maddesi uyarınca böyle bir borçlandırıcı işlem için yetkisi bulunmadığını, söz konusu icra takibinin 26.11.2008 tarihinde yapılması üzerine ...’ın aynı gün icra dairesine giderek ödeme emirlerini tebliğ alıp aynı gün borcu kabul etmesinin davalı i
11. Hukuk Dairesi         2017/3246 E.  ,  2019/2295 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 05/05/2017 tarih ve 2016/541-2017/319 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 26.03.2019 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı asil vekili Av.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı tarafından 26.11.2008 tarihinde ... 7. İcra Müdürlüğünün 2008/24480 E. sayılı dosyasında müvekkili ile dava dışı şirket ortağı ... hakkında ilamsız takip başlatıldığını, davalı tarafından takibin dayanağının davalı ile dava dışı ortak ... arasında 09.03.2007 tarihinde gerçekleştirilen hisse devri olarak gösterildiğini, davalının iddiasına göre de bu devrin gerçek bir devir olmayıp şirketin yüksek miktarlı kredi kullanması aşamasında pürüzleri ortadan kaldırmak için yapılan inançlı bir devir olduğunu, kredi işlemlerinin sonuçlanmasından sonra devralan ...’ın söz konusu hisseleri davalıya devretmeyi taahhüt ettiğini, bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde hisse devir bedelinin davacı şirket ile ... tarafından müştereken müteselsilen ödeneceğine dair 09.03.2007 tarihli protokol düzenlendiği iddiasının gerçek olmadığını, müvekkilinin söz konusu icra takibinden ... SGK İl Müdürlüğünden olan alacaklarının haczedilip haciz ihbarnamesinin tebliği ile 18.10.2010 tarihinde haberdar olduklarını, müvekkili şirketin ve diğer ortakların haberi olmadan davalı ile dava dışı ... arasında gerçekleştirilen borçlandırıcı işlemin müvekkili açısından bağlayıcı olmayacağını, dava dışı şirket müdürü ...’ın TTK’nın 443/2. maddesi uyarınca böyle bir borçlandırıcı işlem için yetkisi bulunmadığını, söz konusu icra takibinin 26.11.2008 tarihinde yapılması üzerine ...’ın aynı gün icra dairesine giderek ödeme emirlerini tebliğ alıp aynı gün borcu kabul etmesinin davalı ile iş birliği içinde olduklarının göstergesi olduğunu, ayrıca icra dosyasında dava dışı ...’a yönelik hiçbir işlem yapılmamasının muvazaanın göstergesi olduğunu ileri sürerek, icra dosyasına yatan ve yatacak paranın davalıya ödenmemesini, müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığının tespitini ve %40 tazminatın ödenmesini talep etmiş, ıslahla 09.03.2007 tarihli adi yazılı sözleşmenin garanti sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, TTK’nın 542. maddesi yollamasıyla 321. maddesi uyarınca ve anasözleşmeye göre dava dışı ...’ın şirketin amaç konusu ile ilgili olmayan bu sözleşmeyi imzalama yetkisi bulunmadığını, şirket müdürüne ortaklar kurul kararı ile de garanti sözleşmesi imzalama yetkisi verilmediğinden söz konusu sözleşmenin şirketi ilzam etmeyeceğini ileri sürerek, hisse devri ve garanti sözleşmesi olarak nitelenen adi yazılı belgeden kaynaklanan borcun bulunmadığının tespiti ile bu kapsamda tahsil edilen paranın istirdadı ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı şirketin yetkilisinin icra dosyasındaki kabul beyanından sonra menfi tespit davası açılamayacağını, dava dışı ...’ın münferit imza yetkisine sahip bulunduğunu, garanti sözleşmesinin geçerli bir sözleşme olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, hisse devir işlemi davacı şirketi devir tarihinde yetkili temsilcisi olan dava dışı ... ile davalı arasında yapılmış olup, dava dışı şirket müdürü davacı şirketin yönetim kurulu üyesi olmakla TTK'nın 320 m. gereğince şirkete karşı özenli hareket etme yükümlülüğü bulunup, TTK'nın 334. m. gereğince de şirket ile kendisi veya başkası adına işlem yapmasının yasak olduğu, işlemde taraf olan ve hisse devir alan dava dışı şirket müdürünün imzalamış olduğu protokol garanti sözleşmesinin hem kendisi hem de şirket adına imzalanmış ise de, kendisi ve davalı lehine ve şirket aleyhine sözleşmeyi imzalamasının özen yükümlülüğüne aykırı davranış olduğu gibi, şirket ile başkası adına işlem yapma yasağına da aykırı olup, şirkete zarar verecek nitelikte olduğunu bilmemesi mümkün olmadığı gibi, işlemde taraf olan davalının da iyi niyetli olduğunu ileri süremeyeceği, davalı tarafça inançlı işlem olduğu ileri sürülen hisse devri davalı ile dava dışı şirket müdürü ... arasında imzalanmış olup, davacı şirketi bağlamayacağı, şirketin işleme açık bir onay ve muvafakati de bulunmadığından davalının şirkete karşı hüküm ifade etmeyecek olan protokol garanti sözleşmesine dayanarak davacıdan hisse devir bedelini talep etme hakkı bulunmadığı, davalının takipte kötüniyetli olduğunun da ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, davacının ... 7. İcra Müdürlüğünün 2008/24480 E. sayılı takip dosyasından dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, takip nedeniyle davacı adına yapılan 206.683,59 TL ödemenin 26.10.2010, 338.413,90 TL ödemeninde 02.12.2010 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalının takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davacının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 27.926,71 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, aşağıda yazılı bakiye 13,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 26/03/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/10292 E., 2014/16241 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesi yollamasıyla TTK'nın 443/2. maddesi kıyasen uygulanması ile şirket müdürünün yetkisi ve ortaklar kurulu kararı olmaksızın şirket için hayati öneme sahip aktiflerin satışı için yapılan devir sözleşmesinin geçersiz olduğu, aynı aileye mensup olanlar arasında iyiniyetten bahsed
11. Hukuk Dairesi         2014/10292 E.  ,  2014/16241 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... (Kapatılan) 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.05.2013 gün ve 2011/158-2013/276 sayılı kararı onayan Daire’nin 18.02.2014 gün ve 2013/17904-2014/2783 sayılı kararı aleyhinde davalı ... Ltd. Şti. vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin birleşen dosya davalısı ... Hiz. Ltd. Şti'nin kurucusu ve %49 hisse ile ortağı olduğunu, şirketin diğer ortağı ...'ın aynı zamanda davalı ... Hiz. Ltd. Şti'nin de ortağı olduğunu, şirketin feshi için dava açtığını, bu sırada şirketin Sağlık Bakanlığı'nca verilen hastane işletme ruhsatının davalı şirket ... Ltd. Şti. müdürü olan ...'ın oğlu ... tarafından diğer davalı ... Hiz. Ltd. Şti'ye noter aracılığıyla muvazaalı olarak satıldığını, söz konusu satışla ilgili şirket müdürüne böyle bir yetki verilmediğini ve ortaklar kurulu kararının da bulunmadığını ileri sürerek, şirketin içini boşaltarak zarara uğratmayı amaçlayan işbu devir sözleşmesinin mutlak butlan ile geçersizliğinin tespiti ile iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, davacının şirkete karşı ortak olarak sorumluluklarını yerine getirmediğini, iddialarının yersiz olup hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini ve müvekkili yönünden husumetten davanın reddini istemiştir. Davalı ... Hiz. Ltd. Şti. vekili, davaya konu sözleşmenin amacının şirketin içini boşaltmak olmadığını, tasfiye davası sonucu şirkete kayyum atanması halinde mevcut malvarlığıyla şirketin yönetimi mümkün olmayacağından ve faaliyet gösteremeyeceğinden sağlık hizmetlerinin sekteye uğramaması için ruhsat devir işleminin yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Birleşen dosyanın davalısı ... Hiz. Ltd.Şti. cevap vermemiştir. Mahkemece, TTK'nın 552. maddesi yollamasıyla TTK'nın 443/2. maddesi kıyasen uygulanması ile şirket müdürünün yetkisi ve ortaklar kurulu kararı olmaksızın şirket için hayati öneme sahip aktiflerin satışı için yapılan devir sözleşmesinin geçersiz olduğu, aynı aileye mensup olanlar arasında iyiniyetten bahsedilemeyeceği, devir sözleşmesinin şirket aktifleri ile pasiflerinin birlikte devredilmesi gerektiğine dair BK'nın 179. maddesi hükmüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle davalı şirketler yönünden davanın kabulü ile devir işleminin iptaline, davalı ... şirket müdürü olarak hareket ettiğinden bu davalı yönünden davanın husumetten reddine dair verilen karar davalılar vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 18.02.2014 tarihli kararı ile onanmıştır. Davalı ... Ltd. Şti. vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı ... Ltd. Şti. vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı ... Ltd. Şti. vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 52,40 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 228,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davalı ... Ltd. Şti'den alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 23.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2011/11115 E., 2013/12795 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Esasen, anılan davalı, TTK'nın 443/2. maddesi kapsamında şirketin işletme hakkının devri konusunda 03.09.2010 tarih ve 41 sayılı ortaklar kurulu kararı almıştır.
11. Hukuk Dairesi         2011/11115 E.  ,  2013/12795 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05/01/2011 tarih ve 2010/322-2011/8 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18.06.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin tıp merkezi işletmek dışında faaliyeti bulunmayan davalı... Uzm. Sağ. Hizm. Ltd. Şti'nin %14 oranında pay sahibi olduğunu, nitelikli çoğunluk aranmadan ve %30,5 pay sahibinin imzası olmadan işletme hakkının diğer davalıya satışının yapıldığını, 6 yıl önce kurulan ve tıp merkezini işletmek için 1.700.000 TL harcama yapılan şirketin 2.000 TL bedelle satmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürerek, işletme hakkının satışının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının aktif dava ehliyetinin olmadığını, işletme hakkının devrinin 03.09.2010 tarihinde gerçekleştirildiğini, davacını 13.09.2010 tarihinde hissedar olduğunu, yapılan devrin geçerli bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı... Uzm. Özel Sağ. Ltd. Şti. yetkili müdürünün şirketin tıp merkezi işletme hakkını 03.09.2010 tarihinde diğer davalıya 2.000 TL karşılığında devir ettiği, satış değerinin düşük gösterilmesinin tek başına muvazaayı göstermediği, sözleşmedeki iradenin satış yönünde bulunduğu, devir alanın üçüncü kişi konumunda olduğu, ortaklar kurulu kararının durumunu bilmesi gerekmediği, araştırmasının ticari hayatın gerekleriyle bağdaşmayacağı, müdürün tek başına işlemi yapma yetkisinin olduğu, devir eden davalı şirketin faaliyet alanının sözleşmenin 3. maddesinde geniş şekilde açıklandığı, işlem sonucu şirketin kapanacağı ve ortakların oy birliğinin gerektiği iddiasının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. .../... -2- 2- Dava, limited şirketin tıp merkezi işletme hakkının devrine ilişkin sözleşmenin iptali istemine ilişkindir. Davacının, davalı... Uzm. Özel Sağ. Hizm. Ltd. Şti'nin ortağı olduğu ve anılan davalının tıp merkezi işletme hakkını 03.09.2010 tarihli noter sözleşmesiyle diğer davalıya devir ettiği hususu uyuşmazlık konusu değildir. Ayrıca, davalı... Uzm. Özel Sağ. Hizm. Ltd. Şti'nin işletme devir kararının 03.09.2010 tarih ve 41 sayılı ortaklar kurulu kararına dayandığı, bu kararın yaklaşık %55 payı temsil eden üç ortağın katılımı ile alındığı, devir sözleşmesinin şirketi temsile yetkili müdür tarafından yapıldığı yönleri de dosya kapsamıyla sabittir. Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hükmün yeterli araştırma ve incelemeye dayandığını söylemek mümkün görülmemiştir. Davacı taraf, ortağı bulunduğu davalı şirketin tek faaliyetinin özel tıp merkezi işletmek olduğunu, işletme hakkının devir halinde faaliyetinin sona ereceğini, devre ilişkin ortaklar kurulu kararının da çağrı bakımından geçerli bulunmadığını, kendisi dışında % 30,5 pay sahibi ortağa bir çağrı yapılmadan karar alındığını, devre dair kararın yok hükmünde olduğunu da ileri sürmüştür. Ayrıca, davacı aynı davalılar aleyhine bu kararın yokluğunun tespiti bakımından aynı mahkemede dava açtığını, birleştirilmesi gerektiğini açıklamıştır. Limited şirketler için geçerliliği Dairemizce öteden beri kabul edilen ve somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 443/2. maddesi hükmüne göre, aktiflerin toptan satılabilmesi için bu yönde ortaklar kurulu kararının varlığı gerekmektedir. Şirketin tek mal varlığıyla ilgili veya iştigal konusunun son bulmasını gerektiren tasarruflarda da ortaklar kurulu kararı aranmaktadır. Davalı... Uzm. Özel Sağ. Hizm. Ltd. Şti'nin anasözleşmesinde iştigal konusu özel tıp merkezi işletmek ve buna bağlı faaliyetler olarak belirlenmiştir. Esasen, anılan davalı, TTK'nın 443/2. maddesi kapsamında şirketin işletme hakkının devri konusunda 03.09.2010 tarih ve 41 sayılı ortaklar kurulu kararı almıştır. Ancak, davacının bu kararın özellikle çağrının usulsüz yapıldığını belirterek yok hükmünde olduğu iddiası ile açtığı davanın bu davaya etkisi üzerinde yeterince durulmamıştır. Bu durum karşısında, davacı tarafın ortağı bulunduğu davalı... Uzm. Sağ. Hizm. Ltd. Şti'nin işletme devrine ilişkin ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğu iddiası üzerinde durulması, gerektiğinde bu yönde aynı mahkemeye açılmış devre ilişkin ortaklar kurulu kararın yokluğunun tespiti davasıyla birleştirilmesi veya o davanın sonucunun beklenilmesi, tüm iddia ve savunmanın birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, taktir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.