Türk Ticaret Kanunu 447. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 447- (1) Genel kurulun, özellikle;
a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran,
b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran,
c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan,
kararları batıldır.
I) Çeşitli hükümler
I - İlan, teminat ve kanun yolu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
41 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2019/4381 E., 2021/2880 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
maddesinde yer alan ve olağan ve olağanüstü genel kurullarda sadece A grubu hisselerin imtiyazlı olarak oy kullanabileceklerine ilişkin kararın, diğer pay sahiplerinin oy haklarının elinden alınmasına sebep olacağı için TTK'nun 447. maddesine aykırılık teşkil ettiği ve batıl olduğu, gündemin 4.
11. Hukuk Dairesi 2019/4381 E. , 2021/2880 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) verilen 08.02.2018 gün ve 2016/499 - 2018/98 sayılı kararı onayan Daire'nin 10.06.2019 gün ve 2018/2657 - 2019/4212 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ...'ın davalı Şirketin % 10 A Grubu ve % 10.5 B Grubu hisse ile azınlık oy ve haklarına sahip ortağı olduğunu, 15.06.2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının usul ve yasaya uygun hazırlanıp gerçekleştirilmediğini, bilanço ve faaliyet raporlarının incelemeye sunulmadığını, ana sözleşme değişikliklerinin çağrıda açıkça gösterilmediğini, ana sözleşme değişikliklerinin TTK hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek, 15.06.2013 tarihli şirket olağan genel kurulunda gündemin 3, 4, 5, 6, ve 7. maddelerine ilişkin alınan kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, şirketin 2012 yılı denetim kurulu ve yönetim kurulu tarafından verilen raporlar ile bilanço, kar ve zarar cetvellerinin incelenerek onaylanmasını içeren gündemin 3. maddesinin, ilgili kayıtların pay sahipleri tarafından incelenmesi için hazır bulundurulduğunun ilan edilmediği ve 15 gün öncesinden hazır bulundurulmadığı için, ayrıca ana sözleşme değişikliğinin çağrı metni içerisinde bulunmadığı, ana sözleşme değişikliğinin eski ve yeni metninin karşılıklı olarak ilanda gösterilmesi gerektiğinden TTK'nun 445. maddesine göre iptale tabi olacağı, şirket ana sözleşmesinin 15. maddesinde yer alan ve olağan ve olağanüstü genel kurullarda sadece A grubu hisselerin imtiyazlı olarak oy kullanabileceklerine ilişkin kararın, diğer pay sahiplerinin oy haklarının elinden alınmasına sebep olacağı için TTK'nun 447. maddesine aykırılık teşkil ettiği ve batıl olduğu, gündemin 4. ve 6. maddelerinin 7. maddede değiştirildiği, 7. maddenin ise iptaline karar verilince 4. ve 6. maddelerin de iptal olacağı ve bu maddelerin konusuz kalacağı, gündemin 5. maddesi olan iç yönergenin kabulüne ilişkin maddenin ise TTK'nun 445 ve TTK'nun 447. maddeleri uyarınca iptal ve butlan sebebinin gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 15.06.2013 tarihli olağan genel kurulunda alınan gündemin 3. ve 7. maddelerinin TTK'nun 445.m. uyarınca iptaline, şirket ana sözleşmesinin 15. maddesinin TTK'nun 447. maddesi uyarınca batıl olduğunun tespitine, gündemin 4. ve 6. maddelerinin TTK'nun 447. maddesi uyarınca konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına, gündemin 5. maddesinin iptaline ilişkin talebin ise, reddine dair verilen kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davalı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, davalı şirketin 15.06.2013 tarihli genel kurul toplatısında alınan kararların iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçe ile gündemin 3 ve 7. maddelerinde alınan kararların iptaline, gündemin 15. maddesinde alınan kararın batıl olduğunun tespitine, gündemin 4 ve 6. maddeleri ile ilgili iptal isteminin ise konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Ancak, 6102 sayılı TTK’nın “İptal sebepleri” başlıklı 445. maddesine göre “446'ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.” düzenlemesi mevcut olup, aynı kanunun “İptal davası açabilecek kişiler” başlıklı 446. maddesinde ise, "a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c) Yönetim kurulu, d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir.” hükmü mevcuttur.
6102 sayılı TTK’nın “Butlan” başlığını taşıyan 447. maddesi, “Genel kurulun, özellikle; a) pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, c) anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır." hükmünü haizdir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelince, dava konusu genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde davacının sadece 2012 yılı yönetim kurulu faaliyet raporu, denetim kurulu raporu, bilanço ve kar/zarar cetvellerinin onaylanmasına ilişkin gündemin 3. maddesinde alınan karar aleyhine oylamadan sonra gerekçeleri de belirtilmek suretiyle muhalefetini zapta yazdırdığı ancak gündemin 4, 6 ve 7. maddelerine yönelik olumsuz oy kullanmasına rağmen oylamadan sonra muhalefetini tutanağa yazdırmadığı, gündemin 5. maddesinde ise, İç Yönergenin oy birliği ile kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durum karşısında, gündemin 5. maddesinde alınan karar oybirliği ile alındığından, gündemin 4, 6 ve 7. maddelerinde alınan kararlar yönünden davacının oylamadan sonra muhalefeti bulunmadığından TTK’nın 446/1-a maddesi gereğince davacı bu maddelerde alınan kararların iptalini talep edemeyecek ancak, genel kurul toplantısında alınan bu kararlar batıl ise, mahkemece re’sen gözetilecek ve butlanının tespitine karar verilecektir.
Davacının dava konusu genel kurul toplantı gündemin 3. maddesinin iptalini talep etme gerekçesi, faaliyet raporu, denetim raporu, bilanço ve kar/zarar cetvellerinin nerede ve nasıl inceleneceğine ilişkin bir açıklamanın gündemde ve ilanda belirtilmemesi nedeniyle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi olarak gösterilmiş, mahkemece de benimsenen bilirkişi raporu uyarınca, işbu rapor ve belgelerin pay sahiplerinin incelemesi
için hazır bulundurulduğunun ilan edilmemesi ve 15 gün önceden incelemeye hazır bulundurulmaması nedeniyle anılan maddenin iptaline karar verilmiştir.
Oysa, 6102 sayılı TTK’nın 437/1 maddesinde "Finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, genel kurulun toplantısından en az onbeş gün önce, şirketin merkez ve şubelerinde, pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur. Bunlardan finansal tablolar ve konsolide tablolar bir yıl süre ile merkezde ve şubelerde pay sahiplerinin bilgi edinmelerine açık tutulur. Her pay sahibi, gideri şirkete ait olmak üzere gelir tablosuyla bilançonun bir suretini isteyebilir." hükmü, aynı Yasa’nın 420/1 maddesinde’’ Finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konular, sermayenin onda birine, halka açık şirketlerde yirmide birine sahip pay sahiplerinin istemi üzerine, genel kurulun bir karar almasına gerek olmaksızın, toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılır. Erteleme, 414'üncü maddenin birinci fıkrasında yazılı olduğu şekilde pay sahiplerine ilanla bildirilir ve internet sitesinde yayımlanır. İzleyen toplantı için genel kurul, kanunda öngörülen usule uyularak toplantıya çağrılır. "hükmü ile 414. maddede de" Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. Sermaye Piyasası Kanunu'nun 11'inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü saklıdır." hükümleri yer almaktadır. Anılan yasal düzenlemeler nazara alındığında, davacının iddia ve mahkemenin de kabul ettiği üzere, ilanda ve çağrıda bu rapor ve belgelerin genel merkezde veya şubede hazır bulundurulduğunun bildirileceğine yönelik bir hüküm bulunmadığı gibi davacı %20,5 pay sahibi olup toplantının bu nedenle ertelenmesinin de talep etmediği gözetildiğinde toplantı gündemin 3. maddesinin yazılı gerekçe ile iptali doğru olmamıştır.
Mahkemece dava konusu genel kurul toplantı gündeminin 7 nolu maddesinin de iptaline karar verilmiş ise de, 7. maddede davacının muhalefeti bulunmamaktadır. Ayrıca hükümde gündemin 15. maddesinin batıl olduğunun tespitine karar verilmiş olmasına rağmen, dava konusu genel kurulda alınan kararlar toplam 8 maddeden oluşmaktadır. Bu itibarla, mahkemece iptale karar verilen 7. madde ile yapılan esas sözleşme değişikliğinin batıl olup olmadığı incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hükümde 7. maddenin iptaline, gerekçeden anlaşıldığı üzere ana sözleşmenin 15. maddesi değişikliğinin ise batıl olduğunun tespitine karar verilmesi dahi doğru olmamış, davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 10.06.2019 tarih, 2018/2657 E-2019/4212 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak, kararın yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile, Dairemizin 10.06.2019 tarih, 2018/2657 E-2019/4212 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak, mahkeme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının karar düzeltme isteyen davalıya iadesine, 25.03.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava; davalı şirketin genel kurulunda alınan bir kısım kararların iptali istemine ilişkin olup, mahkemece dava kısmen kabul edilerek gündemin 3, 4, 6 ve 7. maddelerin de alınan kararların iptaline karar verilmiş, Dairece davalının temyiz itirazları reddedilerek karar onanmış, davalının karar düzeltme istemi yukarıda açıklanan gerekçelerle gündemin 3. ve 7. maddesi açısından karar düzeltme itirazları kabul edilmiştir.
Daire çoğunluğu bozma kararında gündemin 7. maddesinde alınan karara davacının muhalefet şerhi bulunmadığı bu nedenle iptal davası açamayacağı gerekçe gösterilmiştir.
6102 sayılı TTK’nun 446/1. maddesinde “toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten” kişilerin alınan kararın iptalini isteyebileceği belirtilmiştir.
Dava konusu genel kurulda gündemin 7. maddesi görüşmeleri sırasında tutanağa aynen “yapılan oylama sonucunda (... verdiği 15.6.2013 tarihli yazılı dilekçede sözkonusu değişkilikleri inceleme fırsatı bulamadığından red oyu verdiği belirtmiştir.) söz konusu değişiklik toplantıya katılan ortakların 125300 oyu ile kabul edildi.” şeklinde yazılmıştır.
Görüldüğü üzere, TTK’nun 446/1. maddesinde öngörülen şekilde davacının usulune uygun olarak muhalefeti tutanağa geçmiş ve karara olumsuz oy verdiği de belirtilmiş olması karşısında iptal davası açma hakkının bulunduğu, yerel mahkemenin 7. gündem maddesinde alınan kararın iptaline karar vermesinin doğru ve bu yöndeki Dairenin kararına karşı karar düzeltme itirazının reddi gerektiğini düşündüğümden, sayın çoğunluğun bozma kararının son paragrafındaki gerekçeye katılmıyorum.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2018/2657 E., 2019/4212 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
na sözleşmesinin 15.maddesinde yer alan ve olağan ve olağanüstü genel kurullarda sadece A grubu hisselerin imtiyazlı olarak oy kullanabileceklerine ilişkin kararın, diğer pay sahiplerinin oy haklarının elinden alınmasına sebep olacağı için TTK'nun 447.maddesine aykırılık teşkil ettiği ve batıl olduğu, Gündemin 4.
11. Hukuk Dairesi 2018/2657 E. , 2019/4212 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesi Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 08/02/2018 tarih ve 2016/499-2018/98 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı şirket vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ...'ın davalı Şirketin % 10 A Grubu ve % 10.5 B Grubu hisse ile azınlık oy ve haklarına sahip ortağı olduğunu, 15.06.2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının usul ve yasaya uygun hazırlanıp gerçekleştirilmediğini, bilanço ve faaliyet raporlarının incelemeye sunulmadığını, ana sözleşme değişikliklerinin çağrıda açıkça gösterilmediğini, ana sözleşme değişikliklerinin TTK hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek, 15.06.2013 tarihli şirket olağan genel kurulunda gündemin 3,4,5,6, ve 7.maddelerine ilişkin alınan kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, davacının öne sürdüğü iddialardan hiçbirinin anonim şirket genel kurul kararının iptalini gerektirecek ehemmiyette olmadığını, tüm işlemlerin usul ve yasaya uygun şekilde gerçekleştirildiğini ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.
Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; şirketin "2012 yılı denetim kurulu ve yönetim kurulu tarafından verilen raporlar ile bilanço, kar ve zarar cetvellerinin incelenerek onaylanması"nı içeren Gündemin 3.maddesinin, ilgili kayıtların pay sahipleri tarafından incelenmesi için hazır bulundurulduğunun ilan edilmediği ve 15 gün öncesinden hazır bulundurulmadığı için, ayrıca ana sözleşme değişikliğinin çağrı metni içerisinde bulunmadığı, ana sözleşme değişikliğinin eski ve yeni metninin karşılıklı olarak ilanda gösterilmesi gerektiğinden TTK'nun 445.maddesine göre iptale tabi olacağı, şirket ana sözleşmesinin 15.maddesinde yer alan ve olağan ve olağanüstü genel kurullarda sadece A grubu hisselerin imtiyazlı olarak oy kullanabileceklerine ilişkin kararın, diğer pay sahiplerinin oy haklarının elinden alınmasına sebep olacağı için TTK'nun 447.maddesine aykırılık teşkil ettiği ve batıl olduğu, Gündemin 4. ve 6.maddelerinin 7.maddede değiştirildiği, 7.maddenin ise iptaline karar verilince 4. ve 6.maddelerin de iptal olacağı ve bu maddelerin konusu kalacağı, Gündemin 5.maddesi olan iç yönergenin kabulüne ilişkin maddenin ise TTK'nun 445 ve TTK'nun 447.maddeleri uyarınca iptal ve butlan sebebinin gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile Özbeyler Sağlık Özel Hastane Medikal İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin 15.06.2013 tarihli olağan genel
kurulunda alınan Gündemin 3. ve 7.maddelerinin TTK'nun 445.maddesi uyarınca iptaline, şirket ana sözleşmesinin 15.maddesinin TTK'nun 447.maddesi uyarınca batıl olduğunun tespitine, Gündemin 4. ve 6.maddelerinin TTK'nun 447.maddesi uyarınca konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına, Gündemin 5.maddesinin iptaline ilişkin talebin ise reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı şirket vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı şirket vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 10/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/701 E., 2022/275 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Öte yandan 6102 TTK’nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2021/701 E. , 2022/275 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “limited şirketin esas sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararlarının yokluğunun tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalılar vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkette %45 oranında pay sahibi olduğunu, müvekkilinin şirket yönetiminde olmaması ve zaman zaman yurt dışında yaşamasından faydalanan davalı şirket ortaklarının müvekkilinin imzasını taklit etmek veya ettirmek suretiyle genel kurulda kararlar aldıklarını, bu hususun müvekkili tarafından alınan imza incelemesine ilişkin uzman görüşleri ve tespit dosyasında alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, özellikle genel kurulda alınan sermaye artışına ilişkin kararlarla müvekkilinin davalı şirketteki payının %0,1 oranına düşürüldüğünü, müvekkilinin 23.10.1995 tarihinden itibaren davalı şirketin genel kuruluna katılmadığını ve bu tarihten itibaren davalı şirketin sevk ve idaresinde usulsüzlükler yapılmaya başlandığını, bu nedenle 23.10.1995 tarihinden itibaren toplantı çağrısı yapılmadan ve müvekkilinin imzası taklit edilmek suretiyle sahte imzalarla alınan tüm genel kurul kararlarının mutlak butlanla batıl ve yok hükmünde olduğunu ileri sürerek davalı şirketin 23.10.1995 tarihinden itibaren alınmış tüm genel kurul kararlarının ve şirket müdürü tarafından alınmış tüm kararların mutlak butlanla batıl ve yok hükmünde olduğunun tespiti ile müvekkilinin davalı şirkette %45 oranında pay sahibi olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında davalı şirketin genel kurul kararlarından sadece sermaye artışına ilişkin olanların mutlak butlanla batıl ve yok hükmünde olduğunun tespitini talep ettiğini beyan etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalılar vekili; davacının kötü niyetli davrandığını, dayandığı bilirkişi raporlarındaki imza incelemelerinin fotokopi üzerinden yapıldığını, fotokopi üzerinde yapılan incelemelerin bir delil olamayacağını, üstelik aynı olan imzaların bazılarının davacı tarafından kabul edilirken bazılarının kabul edilmemesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davacının imzasını inkâr ettiği genel kurul toplantılarından birinde alınan karar doğrultusunda sermaye taahhüdü altındaki sermaye borcunu banka havalesi yoluyla ödediğini, ayrıca ticaretle iştigal eden davacının ticaret sicilinde ilan edilen genel kurul kararlarına 17 yıl geçtikten sonra itiraz etmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.01.2016 tarihli ve 2014/673 E., 2016/24 K. sayılı kararı ile; davacının kendi kabulünde olan 09.11.1994 tarihli sermaye artış kararına göre pay oranının %40 olduğu, bundan sonra yapılan davaya konu sermaye artış kararlarında davacı adına atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı, davaya konu sermaye artış kararları ana sözleşme değişikliğine ilişkin olduğu için 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 513/1 maddesinde öngörülen nisapla alınmadığından yok hükmünde olduğu, sermaye ödemesinin davacı tarafça yapıldığı kesin olarak kanıtlanamadığından bu durumun davacının yapılan işlemlere sonradan onay verdiği şeklinde yorumlanamayacağı, davacının dava hakkını bilerek kötüye kullandığına dair savunmayı kanıtlayan somut bir delil gösterilmediği, sadece uzun süre geçmiş olması davacının dava hakkını kötüye kullandığını ortaya koymayacağı, genel kurul kararlarının geçersizliğinin tespiti davası şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gereken bir dava olup şirket ortağına veya yöneticisine husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle genel kurul kararlarının yoklukla malul geçersiz kararlar olduğuna dair talep yönünden davalı ... aleyhindeki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine, genel kurul kararlarının yoklukla malul geçersiz kararlar olduğunun tespiti talebine ilişkin davalı şirket aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 12.11.1997 Bakanlık onay tarihli, 17.09.1998 Bakanlık onay tarihli, 28.09.2001 tarihli, 17.06.2004 tarihli, 23.05.2005 tarihli, 16.10.2006 tarihli, 23.07.2008 tarihli, 14.12.2009 tarihli, 02.02.2010 tarihli ve 28.11.2011 tarihli sermaye artış kararlarının yoklukla malul geçersiz kararlar olduklarının tespitine, payın tespiti talebinin her iki davalı yönünden kısmen kabulü ile davacının davalı şirkette %40 oranında pay sahibi olduğunun tespitine, bakiye %60 payın davalı ...'a ait olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.11.2017 tarihli ve 2016/6325 E., 2017/6651 K. sayılı kararı ile; “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Dava, davalı limited şirketin 23.10.1995 tarihinden sonra alınmış tüm sermaye artışına dair ortaklar kurulu kararlarının çağrısız ve davacının imzası taklit edilmek suretiyle alınmış olması nedeniyle mutlak butlanla batıl olduğunun tespiti ve davacının davalı şirketteki pay oranının tespiti istemine ilişkin olup mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Her hak gibi genel kurul kararının butlanının ileri sürülmesi de dürüstlük kuralı çerçevesinde mümkündür.(TMK md.2) Bu kurala aykırı olarak dava ve itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına istinat edilemez.
Kararların butlanının ileri sürülmesinin hangi hallerde hakkın kötüye kullanılması olarak niteleneceğini veya hangi hallerde hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olamayacağını önceden belli ilkelere bağlamaya imkan yoktur. Hakim, butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda resen ve “ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir. (Anonim Ortaklıklarda Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2014 syf. 183-184 20, Prof.Dr. Erdoğan Moroğlu)
Davacı, 23.10.1995 tarihinden sonra alınan sermaye artırım kararlarının geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Davalılar da, davacının davalı şirketle aynı alanda faaliyet gösteren bir şirketin ortağı ve müdürü olduğunu, tacir olan davacının ticaret sicilinde ilan edilen ortaklar kurulu kararlarına 17 yıl geçtikten sonra itiraz etmesinin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, davaya konu sermaye artırım kararlarında davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı, davacının dava hakkını bilerek kötüye kullandığına dair savunmayı kanıtlayan somut bir delil gösterilmediği, sadece uzun süre geçmiş olmasının davacının dava hakkını kötüye kullandığını ortaya koymayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ayrıca mahkemece 23.05.2005 tarihinde davacının yurt dışında olduğu, bu nedenle 23.05.2005 tarihli sermaye artırım kararının alındığı toplantıya katılmasının ve imza atmasının mümkün olmadığı belirtilmişse de dosyada mevcut Emniyet Müdürlüğü kayıtlarına göre davacının bu tarihte yurt dışında olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının davalı şirketle aynı alanda faaliyet gösteren bir şirketin ortağı ve müdürü olduğuna ilişkin iddia, sermaye artırım kararının alındığı tarihlerde davacının yurt dışında bulunmadığı ve aradan geçen süre de nazara alınarak alınan kararların butlanının ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.01.2020 tarihli ve 2019/582 E., 2020/23 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, ilk kararda uzun süre geçmiş olmasının davacının dava hakkını kötüye kullandığını ortaya koymayacağının belirtildiği, yokluk hukukî durumunun zaman geçmekle değişmeyeceği ve hukuken yok hükmünde olan bir kararın zaman geçmesiyle varlık kazanamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalı şirketle aynı alanda faaliyet gösteren bir şirketin ortağı ve müdürü olduğuna ilişkin iddia, sermaye artırım kararının alındığı tarihlerde davacının yurt dışında bulunmadığı ve aradan geçen süre de nazara alınarak alınan kararların yok hükmünde olduğunun ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; Özel Daire bozma kararında dürüstlük kuralına aykırılık veya hakkın kötüye kullanılması yönünden değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de mahkemece ilk kararda bu konuda değerlendirme yapılarak karar verilmiş olduğundan dosyanın Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmış; yapılan görüşmelerde, makemece direnme kararında bozmaya cevap verildiği ve gerekçenin kuvvetlendirildiği bu nedenle temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerektiği sonucuna varılarak ön sorunun bulunmadığına oy çokluğu ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
IV. GEREKÇE
13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.
14. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.
15. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
16. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik anonim şirketlere yönelik olarak somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nın 536. (6102 sayılı TTK’nın 622.) maddesi yollamasıyla anonim şirket genel kurul kararlarının iptali hakkındaki hükümlerin limited şirket için de uygulanması gerekecektir. 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesi gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez.
17. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı TTK’da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul karalarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 TTK’nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.
18. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur.
19. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı TTK’da ne de 6102 sayılı TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378).
20. Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise TMK’nin 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37).
21. Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır.
22. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili, müvekkilinin 22.07.1992 tarihinde davalı şirketin ortağı olduğunu, müvekkilinin davalı şirketin 23.10.1995 tarihinden itibaren hiçbir genel kurul toplantısına çağrılmadığını ve dolayısıyla hiçbir toplantıya katılmadığı, bu tarihten sonra alınan genel kurul kararlarında müvekkilinin imzasının taklit edilerek davalı şirketteki hissesinin %01 oranına düşürüldüğünü ileri sürmüştür. Dosya kapsamından davacının davalı şirketin genel kurul toplantılarına katılmadığı, imzaların davacıya ait olmadığı anlaşılmaktadır. Davalı şirket yönetici olan diğer davalı ...’un eldeki davaya konu eylemler nedeniyle İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.07.2018 tarihli ve 2014/69 E., 2018/485 K. sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verilmiş ve karar derecattan geçerek kesinleşmiştir. Anılan dosyada davalı ... tarafından verilen ifadede; davacının şirkete uğramadığı, hiçbir toplantıya katılmadığı, sadece defterlerin ona götürülüp imzası alınarak geri getirildiği, imzanın ona ait olup olmayacağını bilemeyeceği beyan edilmiştir. Dolayısıyla 23.10.1995 tarihinden itibaren bütün genel kurul toplantılarının çağrısız yapıldığı, davacının ise hiçbir genel kurul toplantısına katılmadığı dosya kapsamı ile sabittir.
23. Anonim ve limited şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı TTK’da hem de 6102 sayılı TTK’da anonim ve limited şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir. Limited şirketlerde çağrısız genel kurul 6762 sayılı TTK’nın 538/5 maddesinde; “Bütün ortaklar; aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde toplantıya çağırma hakkındaki merasime riayet etmeksizin de umumi heyet halinde toplanabilirler. Böyle bir toplantıda bütün ortaklar hazır olmak şartiyle, umumi heyetin salahiyetine dahil olan hususlar müzakere edilerek karara bağlanabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılabilmesi için bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerekir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür.
24. Bu itibarla davalı şirketin dava konusu olan sermaye artırımına ilişkin genel kurul toplantılarının çağrısız yapıldığı anlaşılmakta olup davacının bu toplantılara katılmadığı sabit olduğundan bu kararlar yoklukla malûldür. Yukarıda da bahsedildiği üzere yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemez.
25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; yokluk yaptırımına tabi işlemlerin aradan zaman geçmesiyle geçerli hâle gelemeyeceği, ancak somut olayda davacıya atfen atılan bir imzanın bulunduğu, davacı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararlarına katılmamış olsa da kendisine atfen atılan imzalarla yapılan işlemlerin temsil hükümlerine göre yapıldığının kabulü gerektiği, zira davacının bu işlemlere açık onayı bulunmadığı için bu işlemler davacıyı bağlamaz ise de örtülü olarak bu işlemlere icazet verilmiş olması hâlinde işlemlerin geçerli olacağı, davacı şirketin %40 hissesine sahip olan davacının on yedi yıl boyunca şirketin faaliyetine katılmadığı hâlde şirkette neler olduğunu merak etmemesi, şirketin faaliyetini nasıl sürdürdüğünü, alınması gereken kararların nasıl alındığını, ortaklık pay durumuna göre kendisinin oyunun nisap için önem taşıdığı konuların nasıl aşıldığını araştırmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yapılacak basit bir araştırma ile bu işlemlerin varlığından haberdar olunabileceği, davacının bu usulsüz işlemlere uzun süre ses çıkarmamasının zımni icazet anlamına geldiği, bu nedenle uzun süre geçtikten sonra temsil hükümlerine göre geçerli hâle gelen işlemlerin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, dolayısıyla direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
26. O hâlde mahkemece yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.03.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Değerli çoğunluk görüşü ile aramızda hem ön sorun yönünden hem de ön sorun bulunmadığı kabul edilerek yapılan esas incelemesi yönünden görüş farklılığı doğduğundan karşı oy görüşümüzü iki başlıkta değerlendirmek gerekecektir.
A- Ön Sorun Yönünden Karşı Oy Gerekçesi
Yapılan temyiz incelemesi sırasında davacının davalı şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren bir şirketin ortağı ve müdürü olduğuna ilişkin iddia, sermaye artırım kararının alındığı tarihlerde davacının yurtdışında bulunmadığı ve aradan geçen süre de nazara alınarak alınan kararların butlanının ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması gerekliliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtildiğinden mahkeme kararında bu hususların değerlendirip değerlendirilmediği ön sorun olarak tartışılmıştır.
Mahkemece direnme öncesi verilen kararda 23.05.2005 tarihli sermaye artış kararının alındığı toplantı tarihinde davacının yurtdışında olduğu ve bu toplantıya davacının katılmasının ve imza atmasının mümkün olmadığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Ayrıca kararda davalı tarafın savunmasında 17 yıldan fazla bir süredir davacının işlemlerden habersiz olmasının mümkün olmadığını bu kadar süre sonra dava açılmasının dava hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ve davacı davranışlarının MK 2. maddesine aykırı olduğu savunmuş ise de sahteciliğin hukukî sonucunun kararların yoklukla malûl olması olduğu yoklukla malûl kararların hukuk hayatında hiç doğmamış, varlık kazanmamış karar niteliği almamış belgeler olduğu aradan uzun süre geçmesinin bu belgelere ortaklar kurulu kararı vasfı kazandırmayacağı diğer taraftan davacının herhangi bir işlemle davalı tarafça yapılan işlere ve alınan kararlara icazet anlamına gelecek bir işleminin veya davranışının bulunduğunun kanıtlanmadığı, aradan uzun süre geçmesi dava hakkının kötüye kullanıldığını kanıtlayan bir husus olarak kabul edilmediği açıkça belirtilmiştir.
Bu gerekçelerin kapsamına göre davacının aynı sektörde çalışan başka bir şirketin ortağı ve müdürü olmasının hakkın kötüye kullanılması sayılıp sayılmayacağı tartışılmamış ise de diğer yönlerden getirilen gerekçeler bu durum için de yeterli gerekçe niteliğini taşıdığından direnmeye esas hükümde hakkın kötüye kullanılmasının tartışıldığı açıktır.
Özel Daire bozma kararında dürüstlük kuralına aykırılık veya hakkın kötüye kullanılması yönünden değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de mahkemece bu konuda değerlendirme yapılarak bir karar verilmiş olduğundan direnme uygun bulunarak mahekemenin yaptığı değerlendirme de incelenerek bir karar verilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği ve ön sorun bulunduğu görüşünde olduğumuzdan ön sorun bulunmadığı yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
B- Esasa İlişkin Karşı Oy Gerekçesi
Direnmeye konu olan Özel Daire ile Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; davacının davalı şirketle aynı alanda faaliyet gösteren bir şirketin ortağı ve müdürü olduğuna ilişkin iddia, sermaye artırım kararının alındığı tarihlerde davacının yurt dışında bulunmadığı ve aradan geçen süre de nazara alınarak alınan kararların yok hükmünde olduğunun ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Borçlar Kanunu 13. (TBK 14) maddeye göre, yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur. Bu hükmün sonucu olarak kişinin iradesini yansıtmayan, imzasını taşımayan bir belgeye dayalı olarak borç altına girebileceği düşünülemez. O nedenledir ki kişinin imzasını taşımayan belgelere dayalı işlemler yok hükmünde olup diğer bir ifadeyle yoklukla maluldür. Yokluk yaptırımına tabi işlemlerin aradan zaman geçmekle geçerli hâle gelebileceği de düşünülemez.
Kural bu olmakla birlikte kişiye atfen atılan bir imza var ancak bu imza atfedildiği kişiye ait değil ise imzayı atan kimsenin temsil hükümlerine göre hareket edip etmediği sorunu gündeme gelir.
Bir kimse bizzat kendisi tarafından yapılan sözleşme ve işlemlerle borç altına girebileceği gibi, kanuna uygun biçimde kendisi namına başkası tarafından yapılan sözleşme ve işlemler ile de borç altına girebilir. Bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) 32 ve devamı maddelerde düzenlenen temsil hükümleri, BK 449 ve devamı maddelerde düzenlenen ticarî temsilciye ilişkin hükümler ve 453. maddede düzenlenen ticarî vekillere ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu hükümlere göre temsilci tarafından bu sıfatla yapılan işlemlerden doğan hak ve borçlar temsil olunana ait olup, temsilci nezdinde hak ve borç doğurmaz. Sözleşmelerin nispiliği ilkesi de bunu gerektirmektedir.
Borçlar Kanunu 33. (TBK 41) maddeye göre; temsil yetkisinin içeriği ve derecesi, temsil Kanundan doğuyorsa Kanun hükümlerine göre, hukuksal bir işlemden doğuyorsa o hukuksal işleme göre belirlenir. Örneğin vekâleten işlem yapılmış ise vekâletname içeriği temsil yetkisinin sınırlarını belirleyecektir.
Temsilci akdi yaparken temsilci sıfatını bildirmediği takdirde alacak ve borçlar kendisine ait olur ise de akdi yapan kimse bir temsil ilişkisinin varlığını haln icabından (durumdan) çıkarıyor ise BK 32/2 (TBK 40/2) hükmü gereğince hukukî işlemin sonuçları temsil olunana aittir.
Yetkisiz temsilin düzenlendiği BK 38. (TBK 46) maddede, bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukukî işlem yaparsa, namına işlem yapılan kimsenin bu akde onay vermedikçe alacaklı ve borçlu olmayacağı diğer bir ifade ile bu sözleşmeyle bağlı olmadığı hükme bağlanmıştır. Maddede düzenlenen onama (icazet verme) temsil olunanın bu konudaki irade beyanını gerektirmekte ise de bu irade beyanı açık olabileceği gibi örtülü olarak da gerçekleşebilir. Örtülü onama (zımni icazet) yoluyla da yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemlerin kabul edilebileceği BK 39 (TBK 47) madde düzenlemesinden de açıkça anlaşılmaktadır. BK 38. maddede eğer icazetten sarahaten (açık) veya zımnen (örtülü) imtina olunur ise akdin geçerli olmamasından doğan zararın istenebileceğinin hükme bağlanmış olması zımni icazet hâlinde temsile konu işlemlerin varlık ve geçerlilik kazanabileceğini ortaya koymaktadır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; sermaye artırıma ilişkin işlemlere davacı katılmamış olsa da kendisine atfen atılan imzalarla işlemler gerçekleştirilmiş olup yapılan işlemlerin temsil hükümlerine göre yapıldığının kabulü gerekir. Davacının bu işlemlere icazet verdiğine dair açık onayı bulunmadığı için bu işlemler kural olarak davacı hakkında sonuç doğurmaz ise de örtülü olarak bu işlemlere icazet verilmiş olması hâlinde davacı bakımından temsil hükümlerine göre geçerli işlemler bulunduğunun kabulü gerekir.
Yargısal uygulamalarda da örtülü icazetin varlığı kabul edilmektedir. Benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.04.2000 T. 1999/9744 E. 2000/3002 K. sayılı ve 21.3.2002 T. 2001/10744 E. 2002/2529 K. sayılı kararlarında davacıların yapılan usulsüz işlemelere uzun süre sessiz kalarak oluşan sermaye artırımları ve pay durumuna icazet verdikleri, 6 yılı aşkın süre sonra böyle bir dava açılmasının hukuk güvenliği ilkesi yönünden hakkın kötüye kullanımı olduğu kabul edilmiştir.
Geçersizlik ve hakkın kötüye kullanılması kuralının çatışması hâlinde hangisine öncelik verileceği de uygulamada tartışılmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.09.1988 gün 1987/2 Esas, 1988/2 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında şekil koşulu bakımından geçersizlik tartışılmış ve o kararda da belirtildiği üzere geçersizliğin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılacağı hâllerde geçersizliğin ileri sürülemeyeceğinin kabulü gerekir. Bu gibi hâllerde hâkim amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme imkânı sağlayan hakkın kötüye kullanılma yasağına dayalı olarak karar verebilecektir. Hukukun her alanında uygulama niteliğine sahip olan hakkın kötüye kullanılması yasağı, uzun süre suskun kalınan geçersiz işlemlere itiraz hakkı için de bir sınır teşkil etmelidir.
Somut olayda davacı 1995 yılından itibaren şirketin genel kurullarına katılmadığını ve bu tarihten itibaren usulsüzlükler yapıldığını belirterek dava açmış olup dava tarihi 31.12.2012’dir. Davada karşı çıkılan 11.11.1997, 09.09.1998 ve 25.09.2001 tarihli işlemler davacının ortaklık payının önemli ölçüde düşmesi sonucunu doğurmaktadır. Davacı ortaklık payının düşmesi sonucunu doğuran 11.11.1997 tarihli işlemin üzerinden 15 yılı aşkın süre sonra 25.09.2001 tarihli işleme karşı ise 10 yılı aşkın süre geçtikten sonra bu davayı açmıştır. 1995 yılından itibaren genel kurul toplantılarına katılınmadığı belirtilmiş olmakla bu tarihin üzerinden de 17 yılı aşkın süre geçmiştir.
Şirketin %40 hissesine ortak olan bir kimsenin 17 yıl boyunca şirketin faaliyetlerine katılmadığı hâlde şirkette neler olduğunu merak etmemesi, şirketin nasıl faaliyetini sürdürebildiği, alınması gereken kararların nasıl alınabildiği, ortaklık pay durumuna göre kendisinin oyunun nisap için önem taşıdığı konuların nasıl aşıldığını araştırmaması hayatın olağan akışına aykırıdır. Yapılacak basit bir araştırma ile bu işlemlerin varlığı da öğrenilebilecektir. Ticaret Sicilli Gazetesinde ilan edilen bu işlemlerin varlığından haberdar olunamaması da söz konusu değildir. Davacının yapılan usulsüz işlemlere 15 yıl gibi uzun süre ses çıkartılmamasının kendisi adına yapılan usulsüz işlemlere zımni olarak icazet verilmesi (örtülü onama) anlamına geldiğinin kabulü gerekir. Yapılan işlemlere uzun süre ses çıkarılmamak suretiyle icazet verildiği için temsil hükümlerine göre geçerli hâle gelen işlemlerin geçersizliğinin ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Bu durumda açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yetkisiz temsile ilişkin hükümler gözetilmeden davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle direnme hükmünün bozulması (değişik bozma) gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
11. Hukuk Dairesi, 2016/9529 E., 2018/5070 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
na çağrının usulsüz olmasının tek başına genel kurul kararlarının iptalini gerektirmeyeceği, şirket bilançoları ve muhasebe kayıtlarının toplantı gününden en az 15 gün öncesinden davacı şirket ortaklarının bilgisine sunulmasının gerektiği, TTK 447. maddesine göre muhalefet şerhinin olarak tutanağa geçirildiği, talebin gündemle ilgisi olmadığından reddine karar verildiği, davacı ortakların TTK 447.
11. Hukuk Dairesi 2016/9529 E. , 2018/5070 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24/03/2016 tarih ve 2014/641-2016/251 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl ve birleşen dava davacılar vekili, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/399 E ve 2014/422 Karar sayılı dosyasıyla davalı şirkete kayyum olarak atanan müdürler kurulu üyesi ... tarafından düzenlenen genel kurul toplantısına davetiyesinin hukuka aykırı düzenlediğini, gündemin ilan edilmeden tebliğ edildiğini, müdürler kurulunun faaliyet dönemine ait yıllık faaliyet raporunun okunup finansal tabloların müzakere edilip müdürler kurulu üyelerinin ibra ve azlinin gündeme gelebileceğini, kayyumun gönderdiği davetnamede bu sıraya riayet edilmediğini, davalıların bir araya gelme sebebinin 18.05.2009 tarihli genel kurul kararıyla 10 yıllık süre için müdür olarak atanan şirket ortaklarından ..., ..., ...'ın müdürlük görevinden azli ile şirket ana sözleşmesi 14. maddesi doğrultusunda yeni müdürler seçilmesi olduğunu, müdürler kurulu başkanının belirlenmesi, müdürlerin yetkilerinin belirlenmesi ile birlikte imza ile yetkili kılınmalarına ilişkin gündem sırasının kanuna ve usule aykırı şekilde değiştirildiğini, bu durumun BK’nın 19. ve 20. maddelerine aykırılık teşkil ettiğini, toplantıya davet aşamasında karar alınmayışı, ilan edilmeyişi, iki toplantı arasında iki haftalık süre bırakılmayışı muhalefet şerhi olarak toplantı tutanağına geçirilmesi talep ve icra olunmuş ise de davalı genel kurulun çoğunluk üyeleri tarafından kaale alınmadığını ileri sürerek şirketin toplantıya davetin ve toplantıda alınan 29/09/2014 tarihli genel kurul kararlarının butlanla batıl olduğundan iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen dava davalı vekili, genel kurula çağrının usulüne uygun olarak yapıldığını, tüm ortaklara noter marifetiyle tebliğ edildiğini, gündemin anonim şirketlerin genel kuruluna ilişkin yönetmelikteki sıralamaya uygun olması gerekmediğini, davacıların kötü niyetli olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; genel kurul toplantısına çağrının usulsüz olmasının tek başına genel kurul kararlarının iptalini gerektirmeyeceği, şirket bilançoları ve muhasebe kayıtlarının toplantı gününden en az 15 gün öncesinden davacı şirket ortaklarının bilgisine sunulmasının gerektiği, TTK 447. maddesine göre muhalefet şerhinin olarak tutanağa geçirildiği, talebin gündemle ilgisi olmadığından reddine karar verildiği, davacı ortakların TTK 447. maddesi anlamında bilgi alma haklarının engellendiğine kanaat getirildiği, toplantı tutanağının 3/a bendine göre 18/05/2009 tarihli genel kurul kararının 1.maddesi gereğince 10 yıllık süre için müdür olarak atanan şirket ortaklarından ..., ... ve ...'ın müdürlük görevinden herhangi bir sebep gösterilmeksizin azline oy çokluğuyla karar verildiği ve süresiz olarak müştereken imzayla yetkili olmak üzere ... ve ...'ın oy çokluğuyla müdür olarak seçilmiş olduğu, bu haliyle hiçbir sebep gösterilmeksizin davacıların müdürlük görevinden azledilmiş olması ve süresiz olarak başka bir ortağa imza yetkisi verilmiş olması nedeniyle davacı şirket ortaklarının şirketteki görevlerine son vermek amacıyla toplantının yapıldığı ve TBK’nın 27. maddesi kapsamında davacıların kişilik haklarına aykırılığın mevcut olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulü ile 29/09/2014 tarihli genel kurulda alınan kararların batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl ve birleşen dava, farklı ortaklarca açılan, 29.09.2014 tarihli toplantıda alınan limitet şirket genel kurul kararlarının butlanının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, şirket bilanço ve muhasebe kayıtlarının genel kurul toplantı tarihinden en az 15 gün önce şirket merkezinde ortakların bilgilendirilmesine açık olarak bulundurulmadığından ve toplantı sırasında da bu yöndeki taleplerin reddine karar verildiğinden, TTK 447. maddesi uyarınca pay sahiplerinin inceleme ve denetleme haklarının ihlal edildiği, bu nedenle toplantıda alınan kararların butlanla batıl olduğu, ayrıca müdürlerin azli konusunda hiçbir gerekçe gösterilmemesi ve yeni müdürlerin süre sınırı olmaksızın seçilmiş olmasının da TBK m. 27 uyarınca kişilik haklarına aykırı olması nedeniyle genel kurulda alınan kararların butlanla batıl olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.
Somut olayda, butlan ile batıl olduğu ileri sürülen 29.09.2014 tarihli genel kurul toplantısı, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2014/399-422 sayılı dosyasında, 7 ayrı pay sahibinin TTK m.412 hükmü uyarınca, şirketi olağan genel kurul toplantısına çağırmak üzere kayyum atanması talebi üzerine, pay sahibi Hasan İlhan tarafından, ekli gündem maddesiyle birlikte noter ihtarnamesiyle toplantıya çağırıldığı, gündemde, şirket müdürlerinin azlinin azli, bilanço ve gelir-gider tablosunun okunması ile 2012 yılı faaliyet raporunun okunması ve genel kurul toplantı iç yönergesinin bulunduğu, toplantı sırasında, hem asıl, hem de birleşen dosya davacılarının alınan kararlara muhalefet şerhi koydurdukları ve eldeki davanın de üç aylık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar TTK 617/3 maddesinde, toplantıya çağrı ile ilgili anonim şirketler hükümlerine atıfta bulunulmuş ise de, söz konusu çağrı usulüne uyulmamış olmasının, toplantıyı çağrısız toplantı haline sokmayacağı, toplantıya %97 pay sahibinin asaleten veya vekaleten katıldıkları, TTK 414.maddesi uyarınca toplantı günü ve gündemi ticaret sicili gazetesinde ilan edilmemiş ise de, bu husus butlan sebebi olmadığı gibi, davacıların toplantı günü ve gündemden daha önce haberdar olmaları ve ayrıca toplantıya da katılmış ve muhalefetlerini tutanağa geçirmiş olmaları nedeniyle, bu eksiklik sonuca da etkili olmadığından TTK 446.maddesi uyarınca iptal sebebi olarak da görülemez.
Mahkemece, bilanço ve gelir-gider tablolarının en az 15 gün önce şirket merkezinde pay sahiplerinin incelenmesine hazır bulundurulması hususu bilgi alma hakkının ihlali olarak değerlendirilmiş ise de, esasen azledilmiş müdürlerce bilanço ile gelir gider tablolarının hazırlanması gerektiğinden ve o kişilerce yönetime ilişkin gerek diğer görevler, gerekse bilanço, gelir-gider tablosu ile faaliyet raporları bunlar hazırlanmadığı için şirket genel kurulu, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği izne istinaden kayyum tarafından toplantıya çağırılmış olması nedeniyle, kayyum tarafından sadece resmi kurumlara intikal etmiş bilgilerin okunmasıyla yetinilmiş olması, genel kurul tarafından, pay sahiplerinin, bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarının sınırlandırılmasına ilişkin olarak alınmış bir kararın da bulunmaması nedeniyle, mahkemece butlan sebebi sayılması doğru olmamış hükmün davalı taraf yararına bozulması gerekmiştir.
2- Mahkemece, şirket olağan genel kurul toplantısında, müdürlerin azline dair alınan kararın haklı bir nedene dayanmadığı gerekçesiyle butlan kararı verilmesi de doğru değildir. Somut olayda şirket müdürlerinin azline dair kararların iptali konusunda ileri sürelen sebepler butlan sebebi değil, iptal sebebi olarak görülmelidir. TTK 630/1. maddesi uyarınca, şirket genel kurulu şirket müdürlerini her zaman görevden alabilir. Haklı sebeple müdürlerin azli, ancak şirket ortakları tarafından açılan azil davalarında aranan bir unsur olup, şirket tarafından alınan yöneticilerin azline ilişkin genel kurul kararlarında haklı sebebin bulunması şart olmadığı gibi, azil kararında bu konuda bir gerekçe gösterilmesi de gerekmediği halde mahkemece yanılgılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bu sebeple davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) no’lu bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 17/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/4442 E., 2024/710 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
tam metni aç
tin 2016 yılı olağan genel kurul toplantısının 21.11.2017 tarihinde yapıldığını ve 07.12.2017 tarihli sicil gazetesinde yayınlandığını, anılan genel kurul toplantısı çağrısının müvekkiline tebliğ edilmemiş olması nedeni ile batıl olduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 447 nci maddesinin açıkça ihlal edildiğini, toplantıda hazır bulunanlar listesinin tetkikinde itibari de
11. Hukuk Dairesi 2022/4442 E. , 2024/710 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI :2020/595 Esas, 2022/425 Karar
DAVA TARİHİ :
HÜKÜM :Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2018/79 E., 2018/1218 K.
Taraflar arasındaki şirket genel kurulu kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 22.04.2015 tarihinden itibaren davalı şirketin %34 hissesine sahip ortağı olduğunu, şirketin 2016 yılı olağan genel kurul toplantısının 21.11.2017 tarihinde yapıldığını ve 07.12.2017 tarihli sicil gazetesinde yayınlandığını, anılan genel kurul toplantısı çağrısının müvekkiline tebliğ edilmemiş olması nedeni ile batıl olduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 447 nci maddesinin açıkça ihlal edildiğini, toplantıda hazır bulunanlar listesinin tetkikinde itibari değeri 50,00 TL olan 1.000 payın 500'... hisse adedine sahip şirket ortakları ... ... ve ... ... tarafından toplantıya %100 oranında katılımın sağlandığı denilmek suretiyle müvekkilinin, şirketteki mevcut % 34 oranındaki hissesinin yok sayıldığını, müvekkilinin şirketteki hisselerini devretmediğini, halen şirketin % 34 oranındaki hissesine sahip olduğunu, müvekkilinin katılmadığı genel kurul toplantısında alınan hiçbir kararın oybirliğiyle alınmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, 21.11.2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan 3, 4, 5, 6 ve 7 no.lu kararların iptaline, bu taleplerinin kabul görmemesi durumunda butlan olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davacının hisselerini müvekkili şirket ortaklarına yazılı sözleşme ile devrettiğini, bu hususun 20.09.2016 tarihli olağan genel kurul ile aynı tarihli hazirun cetvelinde gösterilen ortaklık ve sermaye yapısı şirket pay defterine ve kayıtlarına uygundur ibaresi taşıyan hazirun cetvelindeki yönetim kurulu başkanı sıfatı ile attığı imzası ile ... olduğunu, davacının 20.09.2016 tarihli olağan genel kurul toplantısından önce gerçekleşen hisse devir sözleşmelerini müvekkili şirket ortaklarına teslim etmediğini, bu durumun şirket muhasebe işlerine bakan dava dışı Ozan ... ile şirket ortağı ... Doğrusöz arasındaki e-mail yazışmalarında da görüldüğünü, davacının hisselerini müvekkili şirket ortaklarına devrederek ortaklıktan ayrılmış olmasına rağmen sırf İstanbul Anadolu 2. Ağır ceza mahkemesinin 2017/187 E. sayılı dosyası ile görülmekte olan davada hukuka aykırı delil yaratmak maksadıyla iş bu davayı ikame ettiğini savunarak, bizzat davacı tarafça imzalı hazirun cetveli ile hisselerini devrettiği ... olan ve müvekkili şirkette ortaklığı bulunmayan davacı tarafça dürüstlük kuralına aykırı olarak ikame edilen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının hazirun cetvelini yönetim kurulu başkanı olarak imzalayıp hazirun listesinde adının olmamasının payını zımni olarak devrettiği anlamına gelmeyeceği, devre ilişkin yazılı bir sözleşme, şirketçe alınmış ve pay defterine işlenmiş bir karar bulunmadığından davacının davalı şirketin ortağı olduğu, toplantıya çağrının usulsüz olmasına rağmen davacının payı itibariyle alınan kararların iptalinin mümkün olup olmadığının irdelenmesinin gerektiği, bu doğrultuda yapılan incelemede de önceki yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında ve diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında ayrıca bilanço ve kar/zarar hesaplarının ibrasında oy kullanmamaları gerektiği halde oy kullandıkları, bu oyların dışında lehlerine başkaca olumlu bir oy da bulunmadığından bu kararların iptalinin gerektiği, şirketteki hisse oranı itibari ile davacının toplantıya katılmış olması halinde dahi alınacak kararlara bir etkisinin olmayacağı da dikkate alınarak, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 21.11.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 3 ve 5 numaralı kararların iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının 20.09.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısından hemen önce hisselerini müvekkili şirketin hali hazırdaki ortaklarına devretmiş olması nedeni ile davayı açma hakkının bulunmadığını, davacının hissesini diğer ortaklara devrederek ayrıldığı yönünde yapılan işlemin tarafların kabulünde olduğunu, yani davacının hissesini davalılara devrettiğinin açıkça anlaşıldığını, söz konusu hazirun cetvelinin içeriği ile davacının imzalamasına rağmen haksız yere uhdesinde alıkoyduğu pay devir sözleşmelerinin müvekkili şirketin şimdiki ortaklarının elinden olmamasından istifade ile dava açmasının dürüstlük kuralına aykırı bulunduğunu, belirtilen hususun dava dışı Ozan ... ve müvekkili şirket ortaklarından ... Doğrusöz arasındaki e-posta yazışmalarıyla da ... olduğunu, söz konusu yazışmaların dava dosyasında mübrez olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılması sureti ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebep ve gerekçelerle kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, şirket genel kurul kararlarının butlanla hükümsüz olduğunun tespiti ya da iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 414, 436, 446 ve 447 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Davaya konu genel kurulda yönetim kurulu üyelerinin, yönetim kurulunun ibrasında oy yasağı bulunmasına rağmen oy kullanmaları ve bu oylar haricinde karar nisabının sağlanamaması karşısında, yok hükmünde olan kararın yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde iptaline karar verilmesi doğru değil ise de bu husus sonuca etkili olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca, anonim şirket genel kurul kararlarının "yokluğu" ve "butlanı" (hükümsüzlüğü) ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Toplantı nisabı sağlanmadan veya yetkisiz kişilerce alınan kararlar yok hükmündedir.
B) Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunlu olan bir toplantıda, temsilci bulunmaksızın alınan kararlar yokluk yaptırımına tabidir .
C) Karar verenlerin şirkette pay sahibi olmaması veya çağrısız genel kurulda tüm pay sahiplerinin hazır bulunmaması yokluk sebebidir.
D) Bir genel kurul kararının yokluk veya butlanla sakat olduğu iddiası, sadece 3 aylık hak düşürücü süre içinde ileri sürülebilir; bu süre geçtikten sonra dava açılamaz .
E) Pay sahibinin genel kurula katılma, oy kullanma ve dava açma gibi vazgeçilmez haklarını sınırlayan kararlar batıldır .
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.