6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 536

Türk Ticaret Kanunu 536. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 536- (1) Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrıca tasfiye memuru atanmadığı takdirde, tasfiye, yönetim kurulu tarafından yapılır. Tasfiye memurları pay sahiplerinden veya üçüncü kişilerden olabilir. Tasfiye ile görevlendirilenler esas sözleşmede veya atama kararında aksi öngörülmemişse olağan ücrete hak kazanırlar. (2) Yönetim kurulu, tasfiye memurlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. Tasfiye işlerinin yönetim kurulunca yapılması hâlinde de bu hüküm uygulanır. (3) Şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde tasfiye memuru mahkemece atanır. (4) Temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye’de bulunması şarttır. 2. Görevden alma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

16 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2012/17923 E., 2013/21863 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Asıl dava davalısı şirket vekili, davanın üç aylık süre içinde açılmadığını, diğer ortağa da husumet yöneltilmesi gerektiğini, davacının şirketin için boşaltma eyleminden dolayı ağır ceza mahkemesinde yargılandığını, alınan kararların TTK’nın 536/3. maddesine uygun olarak alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
11. Hukuk Dairesi         2012/17923 E.  ,  2013/21863 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 01.08.2012 tarih ve 2011/352-2012/215 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, asıl davada müvekkilinin davalı şirkette %40, yabancı uyruklu olan diğer ortağın ise %60 payının bulunduğunu ve şirket anasözleşmesine göre ilk 1 yıl için müvekkilinin müdür olarak atandığını, 22.11.2004 tarihli ortaklar kurulu kararı uyarınca yabancı ortağın da müdür atandığını, ancak yabancı ortağın iyiniyetli olmadığını, müvekkilinin yurt dışında olduğu sırada dava dışı ortağın ortaklar kurulu çağrısı yaparak kararlar aldığını, kendisini müdür olarak atadığını, ibra ettiğini, menkul malları üçüncü kişilere sattığını, şirket mallarına takyidatlar koydurduğunu, diğer kararların müvekkili ortak aleyhine olduğunu, bu nedenlerle 21.11.2005 tarihli olağanüstü ortaklar kurulu toplantısının Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddeleri uyarınca iptalinin gerektiğini ileri sürerek, sözkonusu ortaklar kurulu kararının iptaline ve hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada ise 22.11.2004 tarihinde alınan ortaklar kurulu kararı ile davalı ...’in müdür olarak atandığını, davalı ortağın müvekkili ile aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle şirketin içini boşaltabilmek için tamamen kötüniyetli olarak anasözleşmenin idare ve temsile ilişkin sınırlamalarını gizleyerek 26.07.2005 tarihli imza sirkülerini çıkarttığını, ayrıca davalı ortağın müdürlük sıfatının 1 yıl geçmekle sona ermiş olmasına rağmen halen şirket müdürü olarak hareket ettiğini ileri sürerek, davalının müdürlük sıfatının son bulduğunun tespitine karar verilmesini, bu husus yerinde görülmez ise TTK’nın 162. maddesi uyarınca davalının şirket müdürlüğünden azline karar verilmesini, 26.07.2005 tarihinde çıkarılan imza sirkülerine şirket ana sözleşmesinin idare ve temsil maddesinin eklenmesine ve verilen kararların Ticaret Sicil Memurluğu tarafından ilanına karar verilmesini, yargılama sırasında yapılan ıslahta ise davalı şirkete kayyım atandığı için davalının azline gerek olmadığına karar verilecek olursa kararda azil şartlarının gerçekleştiğinin belirtilmesini talep etmiştir. Asıl dava davalısı şirket vekili, davanın üç aylık süre içinde açılmadığını, diğer ortağa da husumet yöneltilmesi gerektiğini, davacının şirketin için boşaltma eyleminden dolayı ağır ceza mahkemesinde yargılandığını, alınan kararların TTK’nın 536/3. maddesine uygun olarak alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen dava davalısı vekili, müvekkilinin Türkiye’de ikametgahının olmadığını, bu nedenle İstanbul Mahkemelerinin yetkili bulunduğunu, müvekkilinin şirket anasözleşmesini ihlal etmediğini, davacının zimmetten yargılandığını, TTK’nın 162. maddesi şartlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak, 21/11/2005 tarihli ortaklar kurul toplantısının nisap yönünden yasaya uygun olduğu, toplantıda Fahad Mohammed'in kendi oyu ile alınan ibranin TTK'nın 537/3. maddesine göre geçersiz olduğu; toplantıda Fahad Mohammed'in kendisini müdür seçme kararının iptali için dava açma süresinin kararın alındığı tarihten itibaren üç ay içinde TTK'nın 381 ve müteakip maddelerinde belirtilen nedenlere dayalı olarak dava açılmasının gerektiği, üç aylık bu sürenin hak düşürücü süre olduğu ancak ortaklar kurul kararları aleyhine bir hukuki işlem olarak bu kararların batıl yada yok oldukları gerekçesi ile açılan davaların herhangi bir süreye tabi olmadıkları, bu itibarla davacının Borçlar Kanunun 19 ve 20. maddesine dayalı açmış olduğu davada üç aylık hak düşüm süresinin uygulanamayacağı, alınan diğer kararlar yönünden ise limited şirket ortaklar kurul kararlarının iptali konusunda TTK'nın 536/4 maddesi yollaması ile aynı kanunun 381 maddesi hükmünün uygulanmasının gerektiği, bu maddeye göre ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olması halinde bu hususlara dayalı olarak açılacak iptal davalarının toplantı tarihi olan 21/11/2005 tarihinden itibaren üç aylık yasal süre içinde açılmasının gerektiği ancak alınan bu kararların geçersizliğini doğuracak yasaya ve hukuka aykırılıkların ileri sürülmesinin üç aylık süre ile sınırlı bulunmadığı, kanunda açık olarak geçersizlik nedenleri olarak düzenlenen hususlarla toplantı ve karar sayısına uyulmamış olması ile BK'nın 19 ve 20 ci maddelerine aykırılık hallerinde alınan kararların geçersizliğinin üç aylık süreye bağlı olmadığı, davaya konu olan 21/11/2005 tarihli ortaklar kurulu toplantısına karşı iptal davasının açılabileceği üç aylık yasal süre geçildikten sonra açılan şirket ortağı Fahat Mohammet Al Athel'in ibrasına ilişkin olarak alınan iki nolu karar dışındaki diğer kararların BK'nın 19'uncu ve 20'nci maddesine aykırılık oluşturduğu iddasının davacı tarafından ispat edilemediği gibi ikinci maddedeki ibraya ilişkin karar haricindeki diğer alınan kararların iptali için yasal dava süresinin üç aylık süreye tabi olduğu, davacı şirket ortağının BK'nın 19'uncu ve 20'ici maddesine dayalı olarak ibra haricindeki ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların iptaline ilişkin davanın ise reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının davalı şirket hakkında açmış olduğu ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların iptaline ilişkin davanın kısmen kabulüne, davalı .... Şti.'nin 21/11/2005 tarihli ortaklar kurul toplantısının 2. maddesinde Fahat Mohammet Al Athel'in görevde bulunduğu süreye ilişkin tüm işlem ve kararlarından ibra edilmesine ilişkin kararın iptaline, aynı toplantıda alınan diğer kararların iptaline ilişkin talebin reddine; bu dosya ile birleşen 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/362 esas sayılı dava dosyası yönünden 25/03/2009 tarihinde verilen kararın onanarak kesinleşmesi nedeni ile bu dosya hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 02.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2011/437 E., 2012/7529 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, limited şirketlerde genel kurul kararlarının iptaline TTK’nun 536. maddesinin yollaması ile TTK’nun 381.
11. Hukuk Dairesi         2011/437 E.  ,  2012/7529 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/09/2010 tarih ve 2009/999-2010/776 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olup anasözleşme ile ilk 5 yıl için müdür olarak atandığını, 15.05.2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile müdürlükten azledildiğini, kararın TTK’nun 161. ve 162. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek, 15.05.2008 tarihli kararın iptalini, yeni atanan müdürlerin azlini ve şirkete kayyum atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, 18.02.2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacının tek başına imza yetkisinin kısıtlandığını, davacının şirketi zarara uğrattığını, istihdam sözleşmesine aykırı hareket ettiğini ve haksız rekabet yaptığını, müdürlükten azlinin haklı nedenlere dayandığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, limited şirketlerde genel kurul kararlarının iptaline TTK’nun 536. maddesinin yollaması ile TTK’nun 381. maddesinin uygulandığı, genel kurul kararının iptali davasını açabilmek için karara muhalif kalınarak bu hususu tutanağa yazdırmak gerekirken davacı aleyhte oy kullandığı halde karara muhalefet ettiğini ve dava hakkını saklı tuttuğunu tutanağa yazdırmaksızın kararı imzaladığı, iptal davası açma süresi 3 ay olup 15.05.2008 tarihli ortaklar kurulu kararına karşı 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra dava açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava, limited şirket anasözleşmesi ile atanan müdürün ortaklar kurul kararı ile azline ilişkin kararın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, TTK’nun 536. maddesinin yollaması ile TTK’nun 381. maddesi uyarınca 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra dava açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de TTK’nun 543. maddesi yollamasıyla olaya uygulanması gereken aynı Yasa’nın 161. maddesi uyarınca, anasözleşme ile atanmış bir müdürün, haklı nedenlerle ve ortaklardan birinin talebi üzerine, ancak “mahkeme kararı ile” idare hak ve görevi tahdit veya nez’olunabilir. Yasa’nın emredici nitelikteki bu hükmüne aykırı olan kararlar yok hükmündedir. Somut uyuşmazlıkta da davacı ..., şirket anasözleşmesinin 8. maddesi ile tayin edilmiş bir müdür olduğundan, davacının müdürlük görevinden azline ilişkin dava konusu ortaklar kurulu kararı da yok hükmündedir. Bu durum karşısında mahkemece, anılan ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının bozma sebep ve şekline göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/9287 E., 2011/7010 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Asıl dava davalısı şirket vekili, davanın üç aylık süre içinde açılmadığını, diğer ortağa da husumet yöneltilmesi gerektiğini, davacının şirketin için boşaltma eyleminden dolayı ağır ceza mahkemesinde yargılandığını, alınan kararların TTK’nun 536/3. maddesine uygun olarak alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
11. Hukuk Dairesi         2009/9287 E.  ,  2011/7010 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/03/2009 tarih ve 2006/338-2009/81 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi .....tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, asıl davada müvekkilinin davalı şirkette %40, yabancı uyruklu olan diğer ortağın ise %60 payının bulunduğunu ve şirket anasözleşmesine göre ilk 1 yıl için müvekkilinin müdür olarak atandığını, 22.11.2004 tarihli ortaklar kurulu kararı uyarınca yabancı ortağın da müdür atandığını, ancak yabancı ortağın iyiniyetli olmadığını, müvekkilinin yurt dışında olduğu sırada dava dışı ortağın ortaklar kurulu çağrısı yaparak kararlar aldığını, kendisini müdür olarak atadığını, ibra ettiğini, menkul malları üçüncü kişilere sattığını, şirket mallarına takyidatlar koydurduğunu, diğer kararların müvekkili ortak aleyhine olduğunu, bu nedenlerle 21.11.2005 tarihli olağanüstü ortaklar kurulu toplantısının Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddeleri uyarınca iptalinin gerektiğini ileri sürerek, sözkonusu ortaklar kurulu kararının iptaline ve hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada ise 22.11.2004 tarihinde alınan ortaklar kurulu kararı ile davalı ...’in müdür olarak atandığını, davalı ortağın müvekkili ile aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle şirketin içini boşaltabilmek için tamamen kötüniyetli olarak anasözleşmenin idare ve temsile ilişkin sınırlamalarını gizleyerek 26.07.2005 tarihli imza sirkülerini çıkarttığını, ayrıca davalı ortağın müdürlük sıfatının 1 yıl geçmekle sona ermiş olmasına rağmen halen şirket müdürü olarak hareket ettiğini ileri sürerek, davalının müdürlük sıfatının son bulduğunun tespitine karar verilmesini, bu husus yerinde görülmez ise TTK’nun 162. maddesi uyarınca davalının şirket müdürlüğünden azline karar verilmesini, 26.07.2005 tarihinde çıkarılan imza sirkülerine şirket anasözleşmesinin idare ve temsil maddesinin eklenmesine ve verilen kararların Ticaret Sicil Memurluğu tarafından ilanına karar verilmesini, yargılama sırasında yapılan ıslahta ise davalı şirkete kayyım atandığı için davalının azline gerek olmadığına karar verilecek olursa kararda azil şartlarının gerçekleştiğinin belirtilmesini talep etmiştir. Asıl dava davalısı şirket vekili, davanın üç aylık süre içinde açılmadığını, diğer ortağa da husumet yöneltilmesi gerektiğini, davacının şirketin için boşaltma eyleminden dolayı ağır ceza mahkemesinde yargılandığını, alınan kararların TTK’nun 536/3. maddesine uygun olarak alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen dava davalısı vekili, müvekkilinin Türkiye’de ikametgahının olmadığını, bu nedenle İstanbul Mahkemelerinin yetkili bulunduğunu, müvekkilinin şirket anasözleşmesini ihlal etmediğini, davacının zimmetten yargılandığını, TTK’nun 162. maddesi şartlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 21.11.2005 tarihli ortaklar kurulu toplantısının nisap yönünden yasaya uygun olduğu, toplantıda ...'in kendi oyu ile gerçekleştirdiği ibranın TTK’nun 537/3. maddesi uyarınca geçersiz olduğu, diğer kararlar yönünden ise Borçlar Kanunu’nun 19 ve 20. maddelerine dayalı olarak açılan davada üç aylık hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı, ortaklar arasında güven ilişkisinin zedelendiği, işbirliği olanaklarının ortadan kalktığı, yönetici davalı ortağın yetkilerini ortaklık çıkarları yerine kişisel menfaatleri yönünde kullandığı, bu itibarla davalı şirket müdürünün müdürlükten azli için gerekli koşulların gerçekleştiği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile davalı ....Şti.’nin 21.11.2005 tarihli ortaklar kurul toplantısının iptaline, birleşen davada davanın kısmen kabulü ile davalı ...’in Faltınel Tersanesi Ltd.Şti. müdürlüğünden azline, kararın Ticaret Sicil Gazetesinde ilanına, davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz etmişlerdir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile 21.11.2005 tarihli ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların hükümsüzlüğüne ilişkin asıl davada anılan ortaklar kurulu toplantısında müdür olan ortak ... ...’in kendi oyu ile gerçekleştirdiği ibra kararının TTK’nun 537/son maddesi uyarınca geçersiz olduğu, bu konuda alınan kararın iptaline ilişkin açılacak davanın üç aylık süreye tabi olmadığı, bu durumda anılan ortaklar kurulu toplantısında ...’in kendisini ibraya ilişkin olarak aldığı kararın geçersizliğine karar verilmesinin yerinde olmasına göre asıl davada davalı şirket vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının, birleşen dava davalısı ... ...’in ise birleşen davaya yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Asıl dava, davalı şirketin 21.11.2005 tarihli olağanüstü ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların Borçlar Kanunu’nun 19 ve 20. maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece anılan ortaklar kurulu toplantısında alınan tüm kararların anılan maddeler uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmiş ise de ortak müdür ... ...’in TTK’nun 537/son maddesine aykırı şekilde aldığı ibra kararı dışındaki kararların hangi nedenle Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddelerine aykırı olduğu hususu gerekçelendirilmemiştir.Limited şirket ortaklar kurulu kararlarının iptali konusunda TTK’nun 536/4. maddesindeki atıf uyarınca aynı Kanun’un 381. maddesi hükümleri uygulanacak olup, bu maddeye göre ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların kanun, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı olması halinde bu hususlara dayalı olarak açılacak iptal davalarının toplantı tarihinden itibaren 3 aylık süre içinde açılması gerekmektedir.Ancak, alınan kararların geçersizliği sonucunu doğuracak yasaya ve hukuka aykırılıkların ileri sürülmesi 3 aylık süre ile sınırlı bulunmamaktadır.Kanunda açık olarak geçersizlik nedenleri olarak düzenlenen hususlarla, toplantı ve karar nisabına uyulmamış olması ile Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddelerine aykırılık hallerinde alınan kararların geçersizliğinin üç aylık süre ile bağlı olmaksızın ileri sürülmesi mümkün olup, mahkemece iptal ve geçersizlik iddialarının her somut olayda olayın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.Bu durumda davaya konu ortaklar kurulu toplantısına karşı iptal davasının açılabileceği üç aylık süre geçirildikten sonra açılan asıl davada ...’in ibrasına ilişkin olarak alınan karar dışındaki diğer kararların ne şekilde Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddelerine aykırılık oluşturduğunun karar yerinde tartışılarak, denetime elverişli şekilde gerekçelendirilmesi gerekirken bu konuda bir gerekçeye yer verilmeden toplantıda alınan tüm kararların iptaline karar verilmesi doğru görülmemiş, asıl davada verilen kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı şirket vekilinin diğer, birleşen davada ise davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile birleşen davada verilen kararın ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile asıl davada verilen kararın açıklanan nedenlerle davalı şirket yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 02,80 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı ...'den alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde davalı ....Şti'ne ödenmesine, 09/06/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/12621 E., 2011/12518 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
maddesinde TTK'nun 536/3. maddesine paralel olarak müdürlerin şirketin ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını temsil eden ortaklar kurulu kararı ile değiştirileceği, 15.
11. Hukuk Dairesi         2009/12621 E.  ,  2011/12518 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/07/2009 tarih ve 2009/348-2009/480 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 11.10.2011 gününde davacılar avukatı ... ile davalı avukatları .... ve .... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin ortak olduğu davalı şirketin aile şirketi niteliğinde bulunduğunu, büyük pay sahibi ortağın temsile yetkili müdür olduğunu, şirket müdürünün seçimi, süresi ve yetkileri içerikli gündem ile müvekkilleri toplantıya çağırdığını, müvekkillerin gündeme eklenmesini istediği hususların dikkate alınmadığını, oylama sırasında tartışma çıktığını, toplantı gerçekleşmeden karar alındığını, anılan kararın toplantı ve karar nisabını içermediğini, her ne kadar büyük ortak 8.000.000 TL sermayeli şirkette %70.82 oranında pay sahibi ise de, anasözleşmede bir ortağın bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3 ünden fazlasına sahip olamayacağı yönünde hüküm bulunduğunu, dava dışı ortağın 2.666.000 YTL sermayeyi temsil ettiğini, karar için 4.080.000 YTL sermayeyi temsil eden olumlu oyun gerektiğini ileri sürerek, davalı şirketin 25.03.2009 tarih ve 83 numaralı ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptaline ve yapılan 337.74 YTL masrafın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, ortaklar kurulunun usulüne uygun toplandığını, toplantı ve karar nisabına uyarak karar aldığını, iddiaların yerinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı şirketin müdürünün çoğunluk oy sahibi olduğu, tek başına oluşturduğu gündem ile toplantının icra edildiği, anasözleşmenin 9. maddesi uyarınca esas sermayenin yarısından fazlasına sahip ortağın müdür seçimine ilişkin aldığı kararın, kanun, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı bulunmadığı, yine anasözleşmenin 15. maddesinin değiştirilmeden önceki düzenlemesini aynen içerdiği ve bu hükmün uygulama kabiliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili ile katılma yoluyla davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, limitet şirkete müdür atanması, süresinin belirlenmesi ve yetkilerinin tayinine ilişkin ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Davalı limitet şirketin üç ortaklı olarak 16.01.1990 tarihinde ticaret siciline tescil edilerek tüzel kişilik kazandıkları, bu ortaklardan ...’nun ölümü sonrasında davacıların miras yoluyla ortak sıfatını kazandığı, 01.07.2007 tarihinden sonra altı ortaklı limitet şirket haline geldiği, yokluğu talep edilen ortaklar kurulu kararının, müdür atanması, süresinin belirlenmesi ve yetkilerinin tayinine dair karar olduğu hususları uyuşmazlık konusu değildir. Ayrıca, davalı şirketin anasözleşmesinin 9. maddesinde TTK'nun 536/3. maddesine paralel olarak müdürlerin şirketin ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını temsil eden ortaklar kurulu kararı ile değiştirileceği, 15. maddesinde her ortağın oy hakkının sermayesine göre hesap edileceği, her 500.000 TL’nin bir oy hakkı vereceği, ancak bir ortağın bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3 ünden fazlasına sahip olamayacağı, 17. maddesinde ise, anasözleşmede bulunmayan hususlar hakkında TTK hükümlerinin uygulanacağı, uyuşmazlık konusu kararın, %70.82 oranında pay sahibi dava dışı ortağın kararı ile alındığı ve geriye kalan payların davacılar ile dava dışı diğer ortağa ait olduğu yönleri de davalı şirketin ticaret sicili kayıtları ve dosya kapsamıyla sabittir. Taraflar arasındaki çekişme, alınan kararın yok hükmünde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. TTK'nun 536/3 ve davalı şirket anasözleşmesinin 9. maddeleri uyarınca böyle bir kararın geçerli olabilmesi için, esas sermayenin hiç olmazsa yarısından fazlasını temsil eden ortakların müzakere edilen husus lehine oy kullanması gerekmektedir. Davalı şirket anasözleşmesinin 15. maddesinde, oy hakkının sınırlandırılması kapsamında, bir ortağın ancak bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3 ünden fazlasına sahip olamayacağı yönünde düzenleme mevcuttur. Anılan düzenleme, davalı şirketin anasözleşmesinin 17. maddesinin atfı nedeniyle sözleşme hükmü haline gelen, tüzel kişilik kazandığı tarihte yürürlükte bulunan TTK'nun 537. maddesi ve hatta 559 sayılı KHK ile değişik hali karşısında geçerli ve ortakları bağlayıcı niteliktedir. Bu düzenleme, oy hakkından yoksunluğa dair bir sözleşme hükmü değildir. TTK'nun 537. maddesi uyarınca kanun koyucunun ortaklara verdiği oy hakkının sınırlandırılması yönündeki yetkinin kullanılmasına ilişkindir. Esasen, davalı anasözleşmesinin yasal değişikliklere intibak ettirilmediği dikkate alındığında, uyuşmazlığa sözleşme hükmü haline gelen ve davalının tüzel kişilik kazandığı tarihte yürürlükte bulunan TTK'nun 537. maddesinin uygulanacağı da çekişmesizdir. Bir an değişik halinin uygulanacağı düşünülse bile, eski metin gibi değişik metinde de oy hakkının kullanılmasıyla ilgili ortakların şirket anasözleşmesine hüküm koyabilecekleri ve yine oy hakkından yoksunluğa dair anasözleşme düzenlemesinin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. O halde, oy kullanılmasına dair anasözleşme hükmünün de kararın geçerliliği bakımından dikkate alınması gerekmektedir. Bu durum karşısında, %70.82 oranında pay sahibi ortağın, anasözleşme hükmü karşısında toplam payların 1/3 ü oranında oy kullanmış kabul edileceği, bu ortak dışında diğer ortakların karara katılmadığı, değişiklik için gerekli esas sermayenin yarısından bir fazlasını temsil eden ortakların karar lehinde oy kullanmadığı, karar nisabı hesaplanırken oy sınırlamasına tabi ortağın kullanamadığı oyların da hesaba dahil edileceği, başka bir anlatımla, karar nisabının, fiilen kullanılan oylara göre değil, toplam sermayeye göre tespit edileceği, bu haliyle kararın yok hükmünde olduğu dikkate alınmadan yazılı gerekçe ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, 11.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2015/4788 E., 2015/7757 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
ın yönetimi altında bir iş organizasyonu içerisinde başkasının emir ve talimatlarına bağlı olarak çalışma söz konusu olmayacaktır, şu halde, limited şirket müdürü işci sayılamayacağı gibi limited şirkette sembolik bir paya sahip olmayan ve TTK'nun 536/2. maddesi veya ana sözleşmeye göre kendi iradesi dışında kararların alınmasını engelleyebileceği paya sahip olan ortaklar işçi sayılmayacaktır.
7. Hukuk Dairesi         2015/4788 E.  ,  2015/7757 K. "İçtihat Metni" İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı - karşı davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı, iş sözleşmesinin haklı bir sebeb olmaksızın işverence fesih edildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı alacaklarının tahsilini istemiştir. Davalılar, davacının herhangi bir alacağı olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacı tarafından davalı işyerinde genel müdür olarak çalıştığı iddia edilip davalı- karşı davacı tarafça da bu iddiaya karşı açık bir itirazda bulunulmadığından davacının davalı ... genel müdür olarak çalıştığından uyuşmazlığın işveren ile işveren vekili arasındaki vekalet ilişkisinden kaynaklandığı gerekçesiyle dava ve karşılık davaya bakmanın İş Mahkemelerinin görevine girmediği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda İş Mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, İş Mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir. 4857 sayılı İş Kanununun 1'inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4'üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. Kanunun 2'nci maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez. Yasanın 8'inci maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. Limited Şirket Müdürünün ve ortağının açtığı davada, şirket ile müdür ve ortak arasındaki ilişkinin niteliği ve dolayısı ile görevli mahkemenin belirlenmesi öncelikle çözümlenmesi gereken sorundur. Genel olarak tüzel kişiler, hak ehliyetine sahip kişiler olarak, yaradılışı gereği insana özgü niteliklere bağlı durumlar dışındaki bütün haklara sahip olabilirler. Keza fiil ehliyetine sahiptirler, dolayısı ile kendi eylemleri sonucu hak sahibi olabilir, sahip oldukları hakları kullanabilir ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunabilirler. Tüzel kişi soyut bir varlık olduğuna göre onun iradesini oluşturacak ve oluşan iradeyi açıklayacak organları vardır. Hukuk düzeni organların belirli kişi veya kişilerden oluştuğunu kabul etmiştir. Tüzel kişide genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu gibi organlar bulunur. Genel kurul ortakların oluşturduğu karar organı iken, seçimle oluşan yönetim kurulu temsil, denetim kurulu ise denetim organıdır. Limited şirketin icra işlerinin yapmak ve ortaklığı temsil etmek üzere ortaklığa müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürler limited ortaklığın ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir. Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıya ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Bu durumda limited şirketin ortak müdürleri organ olmaları nedeniyle yönetim hakkı, emir ve talimat yetkisini kullanabilir. İşçiye özgü şahsi bağımlılık unsuru ortak müdürlerde görünmez, Şirketi doğrudan doğruya işveren olarak temsil ederler. Bu nedenlerle ortak müdürlerin konumunu iş yasası kapsamında değerlendirme olanağı yoktur. Ortak olan ile olmayan müdür arasında yetki ve sorumluluk açısından hiçbir fark yoktur. Ortak olmayan müdürler de limited şirketin organı sayılır. Şirketin işverenidir ve şirketle aralarındaki ilişkiyi iş sözleşmesi kapsamında değerendirme ve müdürleri işçi sayma olanağı yoktur. Müdür olmayan limited şirket ortağının şirket ortağı statüsü yanında ayrıca şirketin işçisi olarak çalışması mümkündür. Şirket ortağının işçi olarak çalıştığının kabulü için özellikle kişisel bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmalıdır. İşverenin otoritesi altında çalışan onun emir ve talimatlarına göre iş görme zorunda olan işçinin iş sözleşmesin de bağımlılığı daha ziyade kişiliği ile ilgili olduğu; iş sözleşmesinin özünde bir bağımlılık/otorite ilişkisinin bulunduğu hususu dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Bu araştırma yapılırken somut olayın tüm özellikleri ve takip eden durumlar da dikkate alınarak değerlendirilecek olan hukuki ilişkinin genel görünümüde esas alınmalıdır. Bu bağlamda şirket ana sözleşmeside dikkatlice incelenmelidir. Örneğin limited şirkette %50'den fazla paya sahip olan ortak, şirket sözleşmesinde şirket kararlarının oy çokluğu ile alınması öngörülmüş ise, kendi iradesi dışında karar alınmasını engelleyebileceğinden işçi sayılmamalıdır. Şüphesiz, burada ortağın %50'den fazla paya sahip olduğu durumlarda işçi sayılmayacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Şirkette iki ortak var ve şirket ana sözleşmesinde %91 pay çoğunluğu ile karar alınacağı öngörümüş ve kendisi ile sözleşme akdedilen ortak %10 paya sahip ise, şirkette karar alınmasını engelleyici paya sahip olduğundan işçi sıfatını kazanamayacaktır. Zira bu tür durumlarda başkasının yönetimi altında bir iş organizasyonu içerisinde başkasının emir ve talimatlarına bağlı olarak çalışma söz konusu olmayacaktır, şu halde, limited şirket müdürü işci sayılamayacağı gibi limited şirkette sembolik bir paya sahip olmayan ve TTK'nun 536/2. maddesi veya ana sözleşmeye göre kendi iradesi dışında kararların alınmasını engelleyebileceği paya sahip olan ortaklar işçi sayılmayacaktır. Bütün olarak yapılacak değerendirmede şirket ortağına kazanç payını aşan miktarda bir ücretlendirme yapılması da ortağın işçi sayılmasına engel teşkil edecektir. Ortak için Sosyal Güvenlik kuruluşlarına prim yatırılmış olması o kişinin işçi sayılmasını gerektirmez; zira prim ödenmesi ile iş sözleşmesinin kurulmuş olduğundan söz edilemez. Böylece limited şirket müdürleri işçi sayılamayacak ise de müdür olmayan limited şirket ortağı sembolik ve alınacak kararları etkilemeyecek paya sahip ise işci sayılabilecektir. Somut olayda davalı ... bir sermaye şirketi olmayıp davacı şirket ortağı olmadığı gibi şirketi borçlandıracak, ilzam edecek, taahhüt altına sokacak işlemleri yapmaya da yetkili olmadığı, üretim ile ilgili işlerde sınırlı yetkilerinin bulunduğu, limited şirketi temsile yetkisi bulunmadığı "genel müdür" ünvanı ile çalıştırılmışsa da Sosyal Güvenlik Kurumu belgelerinden de açıkça hizmet akti ile çalıştığı anlaşıldığından ve işveren ile işveren vekili arasındaki davaya bakmaya İş Mahkemesi görevli olduğundan işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır. O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 30/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bir anonim şirketin genel kurulu tarafından sona erme kararı alınmış; ancak tasfiye işlerini kimin yürüteceği belirlenmemiştir. "Tasfiye Memurlarının Atanması" ile ilgili aşağıdaki kurallardan hangisi doğrudur?

A) Şirket sözleşmesiyle veya genel kurul kararıyla tasfiye memuru atanmamışsa, tasfiye işlemleri yönetim kurulu tarafından yapılır.
B) Tasfiye memurlarının en az birinin şirket ortağı olması kanuni bir zorunluluktur.
C) Tasfiye kararı mahkemece verilmişse dahi, tasfiye memurlarını atama yetkisi her zaman şirket genel kurulundadır.
D) Tasfiye memuru olarak sadece gerçek kişiler atanabilir; tüzel kişilerin tasfiye memuru olması yasaktır.
E) Tasfiye memurları atandığı andan itibaren, yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkisi aynen devam eder.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol