6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 54

Türk Ticaret Kanunu 54. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 54- (1) Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2) Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. II - Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

38 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2021/944 E., 2023/62 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
6102 sayılı TTK'nın 54. maddesinde belirtildiği üzere, haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır.
Hukuk Genel Kurulu         2021/944 E.  ,  2023/62 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/685 E., 2021/1103 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulüne, davanın reddine Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti, men'i ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 23.08.2008 ilâ 15.11.2012 tarihleri arasında müvekkili şirkette çalıştığını, askerlik hizmetini ifa edeceği gerekçesiyle işinden ayrılan davalının daha sonra HAG Teknoloji unvanlı bir işletme açtığını, davalının müvekkilinin geliştirdiği yazılımların birebir aynısını pazarladığını ve müvekkiline ait birçok materyali izinsiz kullandığını, internet sitesinin müvekkilinin internet sitesinden iktibas edilerek hazırlandığını, davalının internet sitesinde müvekkilinin müşterilerini kendi müşterisi gibi göstermekte olduğunu, davalının geliştirdiğini iddia ettiği EHSCore isimli yazılımın müvekkilinin geliştirdiği İSGPro isimli yazılımın aynısı olduğunu, davalının müvekkili şirkette çalıştığı dönemde elde ettiği bir kısım verileri reklam ve tanıtımlarında kullanmakta olduğunu, davalının bu eylemlerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 55/1-c-d maddesi gereğince haksız rekabet teşkil ettiğini, ayrıca davalının sektörde tanınabilir hâle gelmek adına geliştirdiğini iddia ettiği yazılımı son derece cüzi bedelle pazarlamaya çalıştığını ve bu eyleminin ise TTK 55/1-a maddesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespitine, davalının bu eylemleri yapmaktan men edilmesine, hükmün ilanına, yargılama sırasında ortaya çıkacak gerçek zarar miktarına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafça sözü edilen internet sitesi faaliyetlerinibn HAG Teknoloji ticari işletmesi altında yürütülmekte olduğunu, müvekkilinin askerlik dönüşü bu şirketi kurmadığını, bu süreçte bir bankada iki yıla yakın bir süre yazılım mühendisi olarak çalıştığını, şirketin üç yıla yakın bir süre sonra kurulduğunu, dolayısıyla müvekkilinin iş deneyiminin davacının tahmin ettiğinden farklı derinlikte ve davacının iş ilişkisiyle ilgili olmadığını, müvekkili işletme yetkililerinin kendi becerileri ve çalışmaları sonucunda EHSCore yazılımını oluşturduklarını, internet sitesindeki birebir aynı olduğu iddia edilen ifadelerin her internet sitesinde bulunan başlıklar olduğunu, müvekkilinin yalnızca çalıştığı müşterilere yer verecek şekilde kendi faaliyetleri kapsamında bir internet sitesi hazırladığını, tazminata dayanak bir zararın kanıtlanamadığını, böyle bir zararın mevcut olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 15.03.2018 tarihli ve 2016/226 Esas, 2018/168 Karar sayılı kararıyla; davalının davacı ile aynı sektörde benzer bir işletme çalıştırdığı, ancak üretimi ve geliştirmesi aynı olmayan bir program üzerinden piyasaya hitap ettiği, taraflar arasında birlikte çalıştıkları dönemde şirket bünyesinde çalıştığı süre zarfında öğrenmiş olduğu sır niteliğindeki bilgileri başkalarına açıklamaması ya da başka bir firmada çalışması durumunda müeyyide uygulanacağına dair bir sözleşme imzalamadıkları, davacının üretimini yaptığı program üzerinde davalının işten ayrıldığı tarihte hak sahipliğinin de bulunmadığı, aradan geçen uzun zamanda davalının tecrübelerini kendi işine aktarmasında hukuka aykırı bir durumun bulunmadığı, hukuka aykırılık ve rekabet ihlaline ilişkin inandırıcı bir delilin de dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesi 23.01.2020 tarihli ve 2018/1079 Esas, 2020/78 Karar sayılı kararı ile; davacı iddialarının doğru olduğu kabul edilse dahi, davalıya isnat edilen eylemlerin TTK'nın 55/1-c-d maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, zira davalının kendisine emanet edilmiş bir iş ürününden yetkisiz yararlandığı veya iş ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp yararlandığı ileri sürülmediği gibi, davacı iddiaları doğrultusunda üretim veya iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmesi, gizlice ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendirmesinin de söz konusu olmadığı, ancak davacının iddiası davalının davacı işyerinde çalıştığı sürede elde ettiği bir takım bilgileri kendi yazılımında kullandığı ve davacı yazılımı ile birebir aynı yazılımı oluşturup bu şekilde iktibas yaratıldığı yönünde olup bu iddiaların TTK’nın 55/1-a-4 maddesi uyarınca yapılan değerlendirmesinde davalı ve davacının programlarının işleyişi, genel algoritması ve modülleri çok benzer olmakla birlikte programların özünü oluşturan ve kopyacılığın sınırlarını belirleyen kodların tamamen aynı olmadığı, fikir ve akış diyagramlarının aynı olduğu, davalının ilgili projeyi farklı bir kod mantığı ile tekrar yazmış olduğu, davalının internet sitesinde verilen hizmetten söz edilirken ekip üyelerinin hizmetlerinden söz edildiği, davalının firmasının hizmetinden söz edilmediği, salt davalının davacı şirkette çalıştığı dönemde elde ettiği bir kısım verileri kendi yazılımlarında, internet sitesinde ve reklam broşürlerinde kullanmış olmasının haksız rekabet eylemine neden olmayacağı, zira davacı işi gereği bu teknik bilgilere sahip bir mühendis olup bu bilgileri kullanmamasının düşünülemeyeceği, davalının yazılımının davacı yazılımları ile karışıklığa veya karıştırılmaya yol açması da söz konusu olmadığına göre somut olayda bu maddenin koşullarının da oluşmadığı, bu itibarla gerekçe yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve 2020/1506 Esas, 2021/1247 Karar sayılı kararı ile; "1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen hususlar dışında, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, sonlandırılması ve maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalının ürettiği ‘’EHSCore’’ isimli iş sağlığı ve güvenliği programının, davacının önceden ürettiği ‘’İSGPro’’ isimli iş sağlığı ve güvenliği programına benzediğini, davacı programında kullanılan modüllerin, ara yüzlerinin bire bir davalı yazılımında kullanıldığı ve ayrıca davalının internet sitesinde kendi müşterisi gibi gösterdiği şirketlerin aslında davacının müşterileri olduğunu ileri sürmüş, ilk derece mahkemesince, bilirkişi raporuyla programda tespit edilen benzerlikler olsa da programların farklı programlama dilinde, farklı yazılım kodlarıyla yazıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bölge adliye mahkemesince ise, davacının gerekçe yönünden istinaf istemleri kabul edilmiş ancak taraflara ait iş sağlığı ve güvenliği programlarının genel algoritması, modüllerinde benzerlik olduğu, fikir ve akış diyagramlarının aynı olduğu ancak davalının ilgili projeyi farklı bir kod mantığı ile tekrar yazmış olduğu, davalı web sitesinde verilen hizmetten söz edilirken davacı firmanın hizmetinden söz edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 54. maddesinde belirtildiği üzere, haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Kanunun “dürüstük kuralına aykırı davranışlar ve ticari uygulamalar” başlığı altında haksız rekabet hallerinin örnek mahiyetinde sayıldığı bu bağlamda, TTK ve 55-b.a.4’de “başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek”; aynı madde ve fıkranın b.1-a hükmünde ise “başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” hali haksız rekabet teşkil eden eylemlerden sayılmıştır. Dosyaya kazandırılan 26.01.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; davalının programındaki ‘’uygulama modül’’ isimlerinin davacının önceden üretip pazarladığı programdaki isimlere benzer olduğu, programların çalışma mantıkları ve kullanıcı ara yüzlerinin benzer olduğu, ‘’Düzenleyici ve Önleyici Faaliyet’’ modülü ve bu modülde kullanılan formlardaki ifadelerin aynı olduğu, örnek formül olarak gösterilen ‘’Risk=olasılık * şiddetin karesi’’ formülünün aynı olduğu, ‘’Tanımlar’’ modülündeki alt modül isimlerinin aynı olduğu, ‘’Muayeneler’’ modülündeki veri girişlerinin aynı olduğu, programların farklı programlama dilinde, farklı yazılım kodlarıyla yazıldığı ve programların klasörleme mantıklarının farklı olduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi raporundaki tespitler göz önüne alındığında, davalıya ait EHSCore adlı program ile davacıya ait İSGPro isimli programın aynı çalışma mantığında üretildiği, fikir ve sanat eseri olan yazılımın bizatihi kendisinin benzer olmadığı ancak eserin sergilenme biçimi itibariyle programların benzer olduğu, bu hali ile davalının eylemlerinin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesinde yerini bulan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak şeklindeki haksız rekabet halini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, bu yönler itibariyle haksız rekabet oluştuğu kabul edilerek neticesine göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamış olup, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Davacı, davalıya ait internet sitesinde "hakkımızda" bölümündeki ‘’Ekibimiz geçmişteki Pfizer Türkiye, Abdi ... ve Thy gibi büyük şirketler ile yürütülen İSG Yazılımı Projelerindeki deneyimlerini DEBİS projesinde birleştirmiştir.’’şeklindeki ifadelerin, davacının müşterilerinin davalının müşterisiymiş gibi anlaşılacağı gerekçesiyle haksız rekabet oluşturduğu iddiasında bulunmuştur. 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabete ilişkin 54. ve devamı maddelerin doğrudan davacının iddiasına isabet eden haller belirtilmemiş olsa da, yukarıda belirtildiği gibi 55. maddedeki haksız rekabet halleri örnek kabilinden sayılmış olup, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı her türlü davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırı olup haksız rekabet halini oluşturacaktır. Davalının internet sitesindeki kullanılan ifadeler davalının ekibinin davacının dava dışı şirketlerle gerçekleştirdiği iş sağlığı ve güvenliği projelerinin davacıya ait bağımsız faaliyetler olarak sunulmasına ilişkindir. Oysa davalı, dava dışı şirketlerle yürütülen iş sağlığı ve güvenliği yazılımı faaliyetlerine davacı şirkette sigortalı çalışan olduğu dönemde iştirak etmiş olup, bu hali ile davalının eyleminin davacı şirkete ait iş tecrübelerinin davalıya mal edilmesi sonucunu doğuracak nitelikte olduğu ve bu durumun rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı bir ticari uygulama olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda davacının işbu eyleminin de davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğunun kabul edilip neticesine göre karar verilmesi gerekirken, bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır..." şeklindeki gerekçeyle karar bozularak dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; bilirkişi incelemesi neticesinde davacının programları ile davalının programının kodlarının farklı olduklarının belirlendiği, davacının iki ayrı program kullanır iken davalının davalı yazılımının hem iş güvenliği uzmanları ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerinde (OSGB) hem de işyeri hekimlerine bir arada hizmet verebilmekte olduğu, davacının ise iş güvenliği ve hekimler için iki ayrı ayrı yazılım programlarının olduğu, risk=olasılıkxşiddet karesi formülünün risk hesaplama formülü olduğu, bu formülün davacıya ait olmadığı gibi davalıya da ait olmadığı, Avrupa Birliği Müktesebatı ile uyum çalışmaları kapsamında 21 adet iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğinin yayınlandığı, tüm yönetmeliklerde "İşverene Risk Değerlendirme Yükümlülüğü" getirildiği, riskin gerçekleşme oranının Risk=olasılıkxşiddet hesaplamasıyla yapıldığı ve iş güvenliği uygulamasında L tipi Matris Metodu olarak adlandırıldığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliğinin 5 inci maddesi uyarınca iş güvenliği riskleri, meslek hastalıkları, alınacak önlemler standart başlıkların kullanılmasının iş mevzuatı ile belirlenen zorunluluklardan kaynaklandığı, her iki yanın programı iş güvenliği ve risk yönetimine ait olduğundan modüllerin de zorunlu olarak aynı olduğu, davaya konu program iş güvenliği programı olduğundan doğal olarak modül adlarının aynı olacağı, riskin aynı şekilde tanımlanacağı, benzer veya aynı formüller kullanılacağı, tanımlanan riske göre de alınabilecek önlem modüllerinin de aynı adı taşıyacağı, davalının davacının ürettiği programın yazılım mühendisi olduğu gözetildiğinde kendisine emanet edilmiş bir iş ürününden yetkisiz yararlandığı veya iş ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp yararlandığı ileri sürülmediği gibi davacı iddiaları doğrultusunda üretim veya iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmesinin ve gizlice ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendirmesinin de söz konusu olmadığı, teknik inceleme sonucu kopyalama sayılabilecek bir eylem bulunmadığından yeniden yazılmış davalı programının TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki haksız rekabet hâli kapsamı içerisinde bulunmadığı, davacının ürününün İSGPro, davalının ürününün EHSCore adıyla pazarlandığı, söz konusu ürün üzerinde davacının haklı olarak kullandığı tanıtma vasıtalarıyla iltibas oluşturacak şekilde işaret ve benzeri tanıtma vasıtalarını kullandığının belirlenemediği, bu sebeple yazılımı üretip piyasaya sunan davalının eyleminin aldatıcı hareket ve hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir hareket olarak nitelendirilemeyeceği, TTK’nın 55 inci madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere karıştırılmanın dış görünüş ve duyuruş bağlamında olduğu, iç benzerlikten doğan karıştırılmanın hüküm kapsamında olmadığı, davalının bilgileri haksız olarak elde etmediği, kopyalama mevcut olmadığından haksız rekabet unsurlarının somut olayda bulunmadığı, davalının internet sitesinde davacının kendi müşterisi olduğunu belirttiği firmalara verilen hizmetten söz edilirken ekip üyelerinin hizmetinden söz edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun geneli ile sonuç kısmının çelişkili olduğunu, raporda iddialarını destekler bir çok tespitin bulunduğunu, raporda öz olarak davalı yazılımının özgün olmadığının ve müvekkili şirkette çalıştığı süreçte elde ettiği verileri yazılımında kullandığının teyit edildiğini, ancak sonuç kısmının bu tespitlere aykırı olduğunu, bilirkişilerin sonuç ve kanaat kısmında farklı sonuca ulaşmalarının nedeninin sadece kaynak kodları özelinde hukuksal değerlendirme yapma çabalarının bir ürünü olduğunu, ayrıca raporda davalının verilerin bir kısmının birebir aynen kullanmakla birlikte bir kısım verileri değiştirdiğinin ifade edildiğini, esasen doğal olanın da bu olduğunu, zira gelişen teknoloji, artan ihtiyaçlar vs hususları nazara alındığında birebir iktibasın mantıklı olmayacağını, bilirkişi heyetince veritabanı yapılarının incelenmediğini, anlaşıldığı kadarıyla sadece ara yüzler ve kaynak kodları üzerinden değerlendirme yapıldığını, oysa veritabanlarının incelenmesi sonucu davalının yaptığı iktibasın hem niteliksel hem niceliksel boyutunun kolaylıkla görülebileceğini, davalının her iki projede de çalıştığını, davalının ISGPro projesinde çalıştığına dair Pfizer Sözleşmesini sunduklarını, sözleşmenin üçüncü sayfasındaki 3.7 nci maddesinde davalının bu projede yazılım mühendisi sıfatıyla görevlendirildiğinin belirtildiğini, bir kısım iddialarının ise bilirkişi raporunda tartışılmadığı gibi mahkemece de dikkate alınmadığını, davalının internet sitesinde hâlihazırda müvekkili müşterisi bir kısım şirketlerin isimlerini zikretmekte ve kendi müşterisiymiş gibi algı oluşturmakta olduğunu, yine müvekkilinin müşterisi olan Pfizer Türkiye firmasına ait bir kısım özel bilgileri internet sitesinde ve tanıtım videosunda kullanmakta olduğunu, müvekkilinin davalı ile rekabet etmeme ve elde ettiği ilgileri üçüncü kişilerle paylaşmama sözleşmesi imzalamamış olmasının taleplerinin kabulü için olmazsa olmaz bir unsur olmadığını, işçinin üretim ve iş sırlarını saklama yükümlülüğünün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 396/son maddesinde düzenlendiğini, ayrıca müvekkili yazılımlarının patentlerinin alınmamış olmasının da davalının elde ettiği verileri mutlak şekilde kullanabileceği anlamına gelmediğini, davalı eylemlerinin TTK 55/1-c-d maddesi uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalıya ait EHSCore adlı program ile davacıya ait İSGPro isimli program arasındaki benzerliklerin TTK’nın 55/1-a-4 maddesi kapsamında, yine davalıya ait internet sitesindeki birlikte çalışma tecrübelerine sahip olunduğu belirtilen ve aynı zamanda davacı müşterileri olan dava dışı şirketlerle ilgili açıklamanın aldatıcı yahut dürüstlük kuralına aykırı bir ticari uygulama anlamında haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabete ve somut uyuşmazlığa ilişkin hükümleri aşağıdaki şekildedir; "Madde 54: (1) Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2) Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." "MADDE 55- (1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle; 1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek, 2. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek, 3. Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak, 4. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak, 5. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek, 6. Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak; şu kadar ki, satış fiyatının, aynı çeşit malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin benzer hacimde alımında uygulanan tedarik fiyatının altında olması hâlinde yanıltmanın varlığı karine olarak kabul olunur; davalı, gerçek tedarik fiyatını ispatladığı takdirde bu fiyat değerlendirmeye esas olur, 7. Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltmak, 8. Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak, 9. Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak, 10. Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satış fiyatını veya taksitle satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmemek, 11. Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık beyanlarda bulunmamak, 12. İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, fiyatı, ödeme şartları, sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkına veya kalan borcu vadeden önce ödeme hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanmak. b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; özellikle; 1. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek, 2. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak, 3. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek, 4. Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine yöneltmek. c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle; 1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak, 2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak, 3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak. d) Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildiren dürüstlüğe aykırı davranmış olur. e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur. f) Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak. Özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine; 1. Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan, veya 2. Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur." "MADDE 56- (1) Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b) Haksız rekabetin men’ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini, isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. (2) Ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler de birinci fıkradaki davaları açabilirler, ancak araçların ve malların imhasını isteyemezler. (3) Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer meslekî ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla kamusal nitelikteki kurumlar da birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davaları açabilirler. (4) Bir kimse aleyhine birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri gereğince verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu malları, doğrudan veya dolaylı bir şekilde ondan ticari amaçla elde etmiş olan kişiler hakkında da icra olunur." 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 48/1 inci maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestîsi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukuki yolları tespit etmektir. 3. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2 nci maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ankara, 2018, s. 350). 4. Türk Ticaret Kanunu'nda haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu kapsamda TTK’nın 54/1 inci maddesinde haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacının “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması” olduğu belirtildikten sonra; aynı Kanun'un 54/2 nci maddesinde ise haksız rekabete ilişkin genel ilke “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” şeklinde belirtilmiştir. Buna göre genel ilke belirlenirken haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmamıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında önem arz etmektedir. 5. Türk Ticaret Kanunu’nun 54 üncü maddesinde haksız rekabetin amacı ve genel ilkesi belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 55 inci maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır (Arkan, s. 350). Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki TTK’nın 55 inci maddesinde sayılan hâllerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Bu maddede sayılan hâllerden birisi söz konusu ise haksız rekabetin varlığı kabul edilecek, somut davranış veya uygulama bu maddede sayılan haksız rekabet hâllerine tam olarak uymuyorsa veya bu hâllerin kapsamına örnekseme yoluyla dolaylı olarak da dâhil edilemiyorsa, ancak bu takdirde genel hüküm niteliğindeki TTK’nın 54/2 nci maddesinin uygulanması mümkün olacaktır. 6. Bu aşamada uyuşmazlığın kapsamı itibariyle TTK’nın 55/(1)-a-4 maddesinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 7. Türk Ticaret Kanunu'nun 54/(1)-a-4 maddesi gereğince "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak," haksız rekabet hâllerinden biri olarak belirlenmiştir. Buna göre, kişinin bir başkasının mal veya iş ürününün ya da ticaret unvanı veya markasının aynısını ya da benzerini kendi iş ve faaliyetinde ticari amaçla kullanması, ilgili malı veya iş ürününü piyasaya sunması karıştırılmaya (iltibasa) yol açar ve haksız rekabet teşkil eder. Bu kapsamda karıştırılma, marka ve tasarım gibi her türlü fikri mülkiyet hakkı, başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti, ticari işletmesi veya yine başkasının haklı olarak kullandığı ticaret unvanı, işletme adı, ürün fotoğrafı, internet alan adı, ambalaj, logo, yazılım, kodlama sistemi, ürün kabı gibi iş ve tanıtma vasıtaları üzerinde söz konusu olabilir. 8. Karıştırılmaya neden olan fiillerle gerçekleştirilen haksız rekabet hâli, uygulamada en çok karşılaşılan haksız rekabet hâllerinden biri olup "karıştırılma" ifadesinden maksat; ticari faaliyetlerde bulunan rakiplerin ürünleri, tanıtım vasıtalarını yahut iş mahsulleri gibi değerleri arasındaki benzerliktir. TTK'nın 54/(1)-a-4 maddesine ilişkin gerekçede "karıştırılma" ifadesinin yanıltmayı, kandırmayı veya yanlış algılattırmayı kapsayacak şekilde düzenlendiği belirtilmiştir. 9. Türk Ticaret Kanunu'nun 54/(1)-a-4 maddesinin gerekçesinde karıştırılmanın dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenlendiği, iç benzerlikten doğan karıştırılmanın (dışarından görünmeyen işleyiş sistemlerindeki benzerlik gibi) hükmün kapsamı dışında olduğu, iç benzerliğin karıştırılma kavramı ile tanımlanamayacağı, dış görünüm korumasının, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasını olduğu ifade edilmiştir. Başka bir anlatımla TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi kapsamındaki koruma bir tacirin iş mahsulleri yahut faaliyetlerinin nihai tüketiciye sunumu sırasında sahip olduğu dış görünüm, sunum tarzı yahut donanımının işleyişinin nihai müşteri nezdindeki görünümü olup nihai müşteriye/tüketiciye sunulan ürün yahut faaliyetlerin görünümü taklit edilmek suretiyle gerçekleşen fiiller haksız rekabet teşkil etmekle TTK'nın 55/(1)-a-4 hükmü ile haksız rekabet hükümleri çerçevesinde yaptırımlara tabi olur. Bu çerçevede sunulan iş mahsulünün nihai müşteriye sunumu sırasında algılanmayan işletim sistemine dair teknik özelliklerin taklit edilmesi, TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi kapsamında haksız rekabet teşkil eden bir fiil olarak nitelendirilemez. TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi gereğince yapılacak olan karşılaştırmada ürünün yahut faaliyetin benzerlik oluşturan yönlerinin yanı sıra rengi, boyutu, ambalajı, kompozisyonu, işleyişi, sunum tarzı gibi tüm özellikleri dikkate alınarak ürünler arasında karıştırılmaya neden olabilecek benzerliğin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. 10. Türk Ticaret Kanunu'nun 54/(1)-a-4 maddesinde düzenlenen haksız rekabet hâlinin uygulanabilmesinin koşullarından biri de "karıştırılmaya yola açan" fiillerin objektif olarak mevcut olması gerekir. Nitekim anılan hükme dair madde gerekçesinde bu husus "Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir." şeklinde ifade edilmekle anılan hüküm kapsamında ileri sürülen iddiaya dair yapılacak olan değerlendirmede "karıştırılma" hususunda hedef olan müşteri kitlesi nezdindeki izlenimlerin nazara alınması önem arz etmektedir. Bu kapsamda karıştırılmaya neden olacak fiillerin ilgili olduğu mallar, iş ürünleri, faaliyetleri yahut işlerin hedef kitlesi olan müşterilerin, taklit edilmiş ürün yahut iş mahsulleri karşısında aldanıp aldanmayacağının objektif olarak belirlenmesi gereklidir. Bu değerlendirme neticesinde karıştırılmaya neden olacak düzeyde benzerliğin hedef müşteri kitlesini yanıltacak düzeyde olduğunun belirlenmesi neticesinde bu fiil, TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi kapsamında haksız rekabet teşkil eder nitelikte bir fiil olarak kabul edilebilecektir. 11. Önemle ve tekraren belirtilmelidir ki; bir fiil, TTK'nın 55 inci maddesinde örnekseme yoluyla-tâdadî olarak sayılan haksız rekabet hâllerinin belirlediği kapsam içerisinde bulunmasa dahi aynı Kanun'un 54/2 nci maddesinde belirtildiği üzere rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı nitelikte ise haksız rekabet olarak nitelendirilerek aynı Kanun'un devamındaki haksız rekabete dair hükümler çerçevesinde yaptırımlara tabi olacaktır. 12. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketin iş sağlığı ve güvenliği alanında ve bilişim sektöründe faaliyet gösterdiği, bu kapsamda IRONIC isimli otomasyon sistemi/veri tabanı ile aynı çatı altında sunulan ISGPro isimli bilgisayar programı/yazılım paketini geliştirerek müşterilerinin kullanımına sunduğu, bilgisayar mühendisi olan davalının da davacı şirkette 23.08.2008 ilâ 15.11.2012 tarihleri arasında yazılım mühendisi olarak çalıştığı, davacının İSGPro projesinin geliştirilmesinde görev aldığı, davalının işten ayrılması sonrasında dava tarihi itibariyle çalıştığı HAG Technology isimli firmanın da davacı ile aynı alanda faaliyette bulunduğu, bu kapsamda davalının da yapımında görev aldığı EHSCore isimli bilgisayar programını geliştirip müşterilerinin kullanımına sunduğu anlaşılmaktadır. 13. Davalının geliştirdiği EHSCore isimli iş sağlığı ve güvenliği programının davacı tarafında üretilen İSGPro isimli programa TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi anlamında benzediğine dair iddia bakımından dosya arasına alınan ve iş güveliği uzmanı, elektronik bilgisayar mühendisi ile makine yüksek mühendisi bilirkişilerce hazırlanan 26.01.2018 tarihli raporda; davalının yazılımının tanıtımında kullanılan "Uygulama Modül" isimlerinin ve alt modül isimlerinin davacının programındakilerle aynı ve benzer olduğu, bu benzerliğin hayatın olağan akşına uygun olmadığı gibi tesadüf yahut rastlantı ile açıklanamayacak düzeyde ve nitelikte olduğu, aynı sektördeki diğer şirketlerde anılan modüllerin şirketlere özel olması gerektiği, programların çalışma mantıkları ve kullanıcı ara yüzlerinin benzer olduğu, davalının programındaki "Düzeltici ve Önleyici Faaliyet" (DÖF) ve kullanılan formlardaki ifadelerin davacının programı ile ayniyet taşıdığı, bu durumun tecrübe aktarımı ile akılda kalan bilgi kullanımı gibi gerekçelerle açıklanmasının mümkün olmayıp hayatın olağan akışına uygun olmadığı, DÖF modülünün sektördeki diğer programlarda da bulunmasına rağmen olağan olarak benzer ifadelerin bulunmadığı, davalının programının tanıtımındaki örnek formül olarak belirtilen "olasılık x şiddetin karesi" formülünün bilinen risk analiz yöntemlerinde kullanılan bir ifade olmadığı, "risk= olasılık x şiddet" formülünün farklı hâli olduğu, diğer benzer programlarda bulunmayan bu ifadenin davacının iddialarını destekler mahiyette olduğu, "Tanımlar" modülünün alt yapı tanımları ile kullanılmasının dinamik bir yapıda olduğu, değiştirilebilir nitelikte olup ilgili modülün isimlerinin aynı olması nazara alındığında davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde üzerinde çalıştığı davacı programının ana unsurlarını daha sonra yazıp pazarladığı programda kullanmış olabileceği, bu metodun davacı tarafından kullanıldığı ve sektördeki diğer benzer programlarda bu şekilde alt kategorilere ayrılarak yapılan bir kurgunun mevcut olmadığı belirtilmiştir. 14. Bilirkişilerce hazırlanan raporda mevcut olan ve yukarıda anılan tespitlerde, taraflara ait programların nihai müşterilere sergilenme ve müşteriler nezdinde algılanma biçimleri itibariyle benzer oldukları, bu benzerliklerin hayatın olağan akışına aykırı nitelikte ve anormal düzeyde olup benzerliğin davalının davacı nezdinde çalıştığı sırada ve mesleği itibariyle teknik anlamda sahip olduğu birikimin sonucu ortaya çıkan bir benzerlik olarak nitelendirilemeyeceği, aynı sektördeki ve aynı amaçla kullanılan dava dışı diğer firmalara ait programlar da nazara alınarak açıkça ifade edilmiştir. Bu bağlamda taraflara ait programlardaki bilirkişilerce ayniyet ve benzerliği tespit edilen unsurların bu programların hedef müşterilere arzı sırasında ve müşteriler nezdindeki dış görünümleri ve işleyiş sistemleri ile ilgili oldukları anlaşılmaktadır. Her ne kadar bilirkişi raporunda tarafların programlarının özünü oluşturan kodlamaların benzer olmadığı, davalının programı farklı bir kod mantığı ile tekrar yazdığı ve farklı programlama tekniği ile elde edildiği ifade edilmiş ise de; farklı olduğu belirtilen bu unsurların programların müşterilerine sunumu sırasında dışarından görülemeyecek yahut algılanmayacak nitelikteki iç işleyiş sistemlerindeki teknik detaylarla ilgili olduğu belirlenmiştir. 15. Bu itibarla davalının geliştirdiği bilgisayar programının, müşterilere sergilenme biçimi itibariyle işleyişi, genel algoritması, fikir ve akış diyagramları, arayüzler, kullanılan ifadeler, modüller ve alt modüller ile programda yer alan tanımlar ve başlıkların davacının programındakilerle hayatın olağan akışına uygun olamayacak ve sektördeki diğer programlarda var olmayan düzeyde benzer olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple davalının bu kapsamdaki fiilinin TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesinde düzenlenen; başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak şeklindeki haksız rekabet hâli kapsamında olduğu söylenebilir. 16. Bunlar yanında davalıya ait internet sitesinde yer alan "Hakkımızda" bölümündeki "Ekibimiz geçmişteki Pfizer Türkiye, Abdi ... ve Thy gibi büyük şirketler ile yürütülen İSG Yazılımı Projelerindeki deneyimlerini DEBİS projesinde birleştirmiştir.’’şeklindeki ifadelerin haksız rekabet oluşturduğu iddiasına ilişkin olarak; anılan ifadeler davalının ekibinin davacının dava dışı şirketlerle gerçekleştirdiği iş sağlığı ve güvenliği projelerinin davalıya ait bağımsız faaliyetler olarak sunulmasına ilişkindir. Ancak davalının, dava dışı şirketlerle yürütülen iş sağlığı ve güvenliği yazılımı faaliyetlerine davacı şirkette sigortalı çalışan olduğu dönemde iştirak etmiş olup bu hâli ile davalının eyleminin davacı şirkete ait iş tecrübelerinin davalıya mal edilmesi sonucunu doğuracak niteliktedir. Zira anılan şirketler davacının müşterileri olup anılan davacı müşterilerine hizmet verildiği sıradaki çalışmalara davalının iştiraki söz konusudur. Bu sebeple davalıya ait internet sitesinde yer alan yukarıdaki ifadelerin rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı bir ticari uygulama olarak haksız rekabet teşkil ettiği kabul edilerek yapılacak değerlendirme sonrasında hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi zorunludur. 17. Hâl böyle olunca ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesine gönderilmesine,08.02.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2019/519 E., 2022/83 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı TTK’nın 54/(1) maddesinde haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacının “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması” olduğu belirtildikten sonra;
Hukuk Genel Kurulu         2019/519 E.  ,  2022/83 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “haksız rekabetin tespit ve men’i” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin davalı ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, davalıya ait "www.....biz" isimli internet sitesinde “Enerjini doğru kullan %71’e varan enerji tasarrufu” şeklinde bir reklam metninin bulunduğunu, bu metni okuyan tüketicinin davalının reklamını yaptığı soğuk oda kontrol makinesini kullandığında %71 enerji tasarrufu elde edeceğini ve ödemenin de bu oranda azalacağını düşüneceğini, böyle bir enerji tasarrufunun ise mümkün olmadığını, soğutma/klima sektöründe %3-4 enerji verimliliği için dâhi milyonlarca USD harcama ile Ar-Ge çalışması yapılırken %71 enerji verimliliği sağlandığı ifadesinin tüketiciyi yanıltmaya yönelik haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ile söz konusu reklamın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; müvekkili şirketin de içerisinde yer aldığı ... Group kapsamında yer alan ... Soğutma Makineleri San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından geliştirilen ve Octosense modeli olarak adlandırılan soğuk oda kontrol makinesinin enerji verimlilik testlerinin ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından yapıldığını, anılan şirket tarafından düzenlenen raporda söz konusu makinenin muadillerine göre %71 enerji tasarrufu sağladığının tespit edildiğini, dolayısıyla dava konusu reklam metninin yanıltıcı olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.05.2016 tarihli ve 2014/918 E., 2016/335 K. sayılı kararı ile; Octosense modeli olarak adlandırılan soğuk oda kontrol makinesinin enerji verimliliği için ihbar olunan ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti tarafından hazırlanan raporun gerçeği yansıtmadığının tespit edildiği, bu itibarla davalının internet sitesinde yer alan reklam metninin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 55/a maddesi gereğince haksız rekabet teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.05.2018 tarihli ve 2016/11490 E., 2018/3698 K. sayılı kararı ile; “…Dava, haksız rekabetin tespiti ve haksız rekabet oluşturan eylemin men’ine ilişkin olup uyuşmazlık TTK'nın 55/a-2 ve 5. maddeleri ile ilgilidir. Haksız rekabete ilişkin hemen tüm davalarda olduğu gibi, işbu davada da ispat yükü kural olarak davacıdadır. Bu anlamda, davacı, davalının ürünü ile ilgili olarak kendi internet sitesinde yapmış olduğu tanıtımın, kendisi ve malları hakkında gerçekdışı ve yanıltıcı açıklamalarda bulunmak suretiyle vaki bulunduğunu ispatlamak ile yükümlüdür. Davalı, tanıtımının dava dışı uzman kuruluş tarafından yapılan test sonuçlarına dayalı olduğunu savunmuştur. Gerçekten de, TÜV SUD Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılan test sonucu düzenlenen raporda, davalının ürününün piyasadaki standart modellere oranla %71'e varan düzeyde enerji tasarruflu bulunduğu belirtilmektedir. Davacı, üzerine düşen ispat yükü çerçevesinde mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, söz konusu rapor ile varılan sonucun teknik olarak mümkün olamayacağı rapor edilmiştir. Söz konusu rapor, o raporda sözü edilen teknik analizlere ilişkin değerlendirmeler üzerinde ve dosyadaki belgelerle sınırlı olarak yapılan çalışma sonucunda ortaya konulmuş bir rapor niteliğinde olup kimi varsayımsal yaklaşımlarda bulunularak raporla ortaya konulan sonucun doğru olmadığı değerlendirmesini içermektedir. Davalının, söz konusu raporu düzenleyen şirket ile aldatıcı bir rapor hazırlanmasını temin ettiği iddia ve ispat edilmiş değildir. Şu halde, dava dışı şirket tarafından yapılan test sonuçlarına ilişkin laboratuar ortamı oluşturulmaksızın, raporun teknik detayları konusunda açık bir aldatıcılık, bilimsel olmayan bir yaklaşım saptanmaksızın, dava dışı şirket tarafından gerçekleştirilen testin ve bunun neticesinde düzenlenen raporun doğru olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Mahkemece, bu açıdan yetersiz bilirkişi raporuna itibar olunup eksik araştırmaya dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olmamış, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.02.2019 tarihli ve 2018/853 E., 2019/235 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, davacı tarafından davalıya ait reklamın yanıltıcı olması nedeniyle haksız rekabetin varlığının tespiti ve önlenmesinin talep edildiği, davalının ise kendisine ait ürünün ihbar olunan şirket tarafından yapılan test ve denetim sonucu belirlenen oranda enerji tasarrufu sağladığını savunduğu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda teknik yönden %71'e varan enerji tasarrufunun mümkün olmadığının ve reklamın yanıltıcı olduğunun tespit edildiği, bu durumda farklı bir cihaz geliştirdiğini ve fazladan tasarruf sağladığını iddia eden davalının savunmasını kanıtlaması gerektiği, yapılan yargılamada davacının ispat yükünü yerine getirdiği ve cihazın %71'e varan oranda enerji tasarrufu sağlamadığının sabit olduğu, o hâlde davalının yapılan reklamın doğruluğunun kanıtlaması gerektiği, ispat yükü kendisinde olan davalının ise iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının internet sitesinde yer alan “Enerjini doğru kullan %71’e varan enerji tasarrufu” şeklindeki reklam metninin yanıltıcı olduğuna dair ispat yükünün hangi taraf üzerinde olduğu ve buradan varılacak sonuca göre dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda, teknik yönden %71'e varan enerji tasarrufunun mümkün olmadığının ve reklamın yanıltıcı olduğunun tespit edilmesi karşısında davalının eyleminin haksız rekabet teşkil edip etmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle haksız rekabet kuralları hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. 13. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü Anayasa’nın 48/1 maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestisi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukukî yolları tespit etmektir. 14. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350). 15. Olay ve dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’da haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK’nın 54/(1) maddesinde haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacının “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması” olduğu belirtildikten sonra; 6102 sayılı TTK’nın 54/(2) maddesinde ise haksız rekabete ilişkin genel ilke “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” şeklinde belirtilmiştir. Buna göre genel ilke belirlenirken haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmamıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır. 16. 6102 sayılı TTK’nın 54. maddesinde haksız rekabetin amacı ve genel ilkesi belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 55. maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır (Arkan, s. 350). Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinde sayılan hâllerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Bu maddede sayılan hâllerden birisi söz konusu ise haksız rekabetin varlığı kabul edilecek, somut davranış veya uygulama bu maddede sayılan haksız rekabet hâllerine tam olarak uymuyorsa veya bu hâllerin kapsamına örnekseme yoluyla dolaylı olarak da dahil edilemiyorsa, ancak bu takdirde genel hüküm niteliğindeki 6102 sayılı TTK’nın 54/2 maddesinin uygulanması mümkün olacaktır. 17. Bu aşamada uyuşmazlığın kapsamı itibariyle 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-2 ve 55/(1)-a-5 maddelerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 18. 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-2 maddesi gereğince; “Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Buna göre gerçek dışı (yanlış) veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak suretiyle kendisini veya üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek haksız rekabettir. Burada haksız rekabet teşkil eden husus; müşterilerin satın alıp almama konusundaki kararlarını etkileyebilecek şekilde “kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri” gibi hususlarda yanlış veya yanıltıcı açıklamalardır. 19. Yanlış açıklama, içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay veyahut durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Açıklamanın “yanlış” olup olmadığını tespit bakımından yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Gerçeğe uygun olmayan açıklamalar objektif olarak doğruluğu ve yanlışlığı tespit edilebilen açıklamalardır. Olaylar/olgular hakkındaki her türlü yanlış açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilecek; açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemeyecektir. Yanıltıcı açıklama ise mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Başka bir deyişle yanıltıcı açıklamadan; açıklamanın takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin, resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya kişilerde bıraktığı genel izlenim neticesinde açıklama konusunun olduğundan değişik ve olumsuz algılanması kastedilmektedir. 20. Hemen belirtilmelidir ki, bir açıklamanın “yanlış” olup olmadığı tespit edilirken yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığı iken, “yanıltıcı” olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Başka bir deyişle açıklama hangi kişi grubuna yapılıyor ise o kişi grubuna mensup orta yetenekteki bir kişinin açıklamayı algılama biçimi esas alınacaktır. Dolayısıyla bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir (Ülgen, Hüseyin/Helvacı, Mehmet/Kendigelen, Abuzer/Kaya, Aslan/Nomer Ertan, Füsun: Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2015, s. 540). 21. 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-2 maddesi gereğince yanlış veya yanıltıcı açıklamalarla gerçekleştirilen haksız rekabetin çoğunlukla “aldatıcı reklamlar” şeklinde ortaya çıktığı görülmektedir. Öte yandan kural olarak karşılaştırmalı reklam yapmak tek başına aldatıcı reklam olarak nitelendirilemez. Gerçekten rekabetin en önemli işlevlerinden biri de rakiplerin piyasaya sundukları mal ve hizmetlerin alıcılar tarafından objektif olarak değerlendirilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla mal ve hizmetlerin birbiriyle karşılaştırılması aynı zamanda tüketicinin korunmasına ve bilgilendirilmesine hizmet eder. Bu nedenle 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 61/5 maddesinde; “Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir.” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Aynı Kanun’un 61/6 maddesi ise “Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlüdür.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere 6502 sayılı Kanun ile karşılaştırmalı reklama izin verilmiş ve ek olarak somut iddialar bakımından reklam verenlerin ispat ile yükümlü oldukları ifade edilmiştir. Anılan Kanun’a dayanılarak çıkarılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 9/1 maddesinde de reklam verenlerin, ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlü oldukları belirtilmiştir. 22. Bununla birlikte karşılaştırmalı reklam, belirli şartların gerçekleşmesi durumunda aldatıcı reklam olarak haksız rekabet teşkil edebilmektedir. 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-5 maddesi gereğince “Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Buna göre karşılaştırmalı reklamın haksız rekabet teşkil edebilmesi için öncelikle bir karşılaştırmanın mevcut olması; bu karşılaştırmanın konusunun kişinin kendisi, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları ile ilgili olması ve nihayet bu karşılaştırmanın yanlış, yanıltıcı, rakibini kötüleyici veya tanınmışlığından yaralanacak nitelikte olması gerekmektedir. 23. Görüldüğü üzere karşılaştırmalı reklamın aldatıcılığı, karşılaştırmanın yanlış veya yanıltıcı olmasına göre iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Yanlış karşılaştırmalı reklam; dayandığı olgular yanlış olan, gerçeğe uymayan, gerçeği saptıran, gerçek ortaya konduğunda (ispatlandığında) doğru olmadığı ortaya çıkan reklamı ifade etmektedir. Buna karşılık yanıltıcı karşılaştırmalı reklam ise; reklam konusu mal veya hizmetin hedefi (muhatabı) olan ortalama tüketicide yanlış anlamalara, zanlara, algılamalara, düşüncelere yol açan (sebep olan) açıklamalar, değerlendirmeler, yargılar vs. içeren reklamlardır. Genel olarak yanıltıcı karşılaştırmalı reklamlarda yanıltma, istatistikî bilgiler, temelleri farklı fiyatlar, önemli ve etkili olanın atlanılması, karşılaştırmanın ilgisiz ve önemsiz konular arasında yapılması ve yapılış şekli ve yöntemi belirtilmeden bilimsel olmayan yöntemle ulaşılmış test sonuçlarına göre karşılaştırma yapılması şeklinde gerçekleştirilmektedir. Bununla birlikte karşılaştırmalı reklam, özellikle eleştirisel karşılaştırmalı reklamlar, çoğunlukla karşılaştırılan ürünün kötülenmesini de ihtiva etmektedir. Bundan dolayı kötüleme içeren karşılaştırmalı reklamların ayrıca 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-1 maddesi gereğince de haksız rekabet teşkil edeceği belirtilmelidir. 24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalıya ait internet sitesinde “Enerjini doğru kullan %71’e varan enerji tasarrufu” şeklinde ... Group tarafından üretilen soğuk oda kontrol makinesinin reklamının yapıldığı, davalının üretilen soğuk oda kontrol makinesinin %71’e varan enerji tasarrufu sağladığı hususunu ihbar olunan ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından hazırlanan 08.01.2013 tarihli rapora dayandırdığı anlaşılmaktadır. 25. İhbar olunan ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından dosyaya sunulan 06.10.2015 tarihli beyan dilekçesinde; davalı tarafından geliştirildiği iddia edilen Octosense modeli olarak adlandırılan soğuk oda kontrol cihazının, yine soğuk oda kontrolü sağlayan standart 974 tip cihaz ile karşılaştırmalı olarak verimlilik ölçümünün yapılmasının talep edildiği, talep edilen ölçümün yalnızca davalı tarafından ileri sürülen ve yine davalının hakimiyet alanı içerisinde gerçekleştirilen ölçüm sonuçlarının objektif bir şekilde kayıt altına alınmasından ibaret olduğu, hiçbir şekilde denetim amacı içermediği, başka bir deyişle davalının kendi bünyesinde hazırladığı düzeneklerde gerekli ölçümlerin yapılarak testlere nezaret edildiği ve sonuçlarının gözetim raporu adı altında raporlandığı belirtilmektedir. 26. Öte yandan dosya kapsamında aldırılan teknik bilirkişi raporunda; davalının dayandığı gözetim raporunda belirtilen enerji tüketimleri arasındaki farkın kesinlikle defrost stratejileri ve senaryolarının farklı olmasından kaynaklandığı, teknik elemana sahip bir soğuk depo işletmesinde defrost aralığı ve süresinin deponun kullanım özellikleri ve mevsime göre değişiklik gösterdiği, odalar 4 C0 sıcaklığa ulaştıktan sonra soğutma sisteminin durduğu, çevre ile oda havası arasındaki sıcaklık farkından dolayı oda dış yüzeylerinden gelen içeriye ısı geçişi nedeniyle oda sıcaklığının yükselmeye başladığı ve soğutma sisteminin tekrar devreye girdiği, dolayısıyla özdeş ortamlarda gözlem yapılmadığı, standart 974 tip kontrol cihazı aleyhine elektrik tüketiminde ortaya çıkan yaklaşık 3,5 kat farkın teknik olarak mümkün olmadığı, standart 974 tip kontrol cihazının gözlem esnasında olabilecek en olumsuz koşullarda ayarlanmış olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Davalının itirazı üzerine alınan ek raporda da aynı sonuçlara ulaşılmıştır. 27. İhbar olunan ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından gözlem ortamının davalı tarafından hazırlandığının kabul edilmesi ve bu hususun gözlem raporundan da anlaşılması karşısında bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere gözlem yapılan ortamların aynı olmadığı, bu itibarla davalı tarafından yapılan reklamın yanıltıcı karşılaştırma reklam niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Zira diğer haksız rekabet hâllerinin aksine karşılaştırmalı reklam durumunda olayın özelliği ve yukarıda belirtilen mevzuat gereğince ispat yükü davalı üzerinde olup davalı tarafından ticarî reklamda yer alan iddianın doğruluğu ispatlanamamıştır. Bu itibarla davalı eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğine ve reklamın internet sitesinden kaldırılmasına dair direnme kararı yerindedir. 28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalının bilirkişi raporuna heyette enerji tasarrufu konusunda uzman bilirkişi bulunmadığından bahisle itiraz ettiği, gerçekten bilirkişi heyetinin üniversitenin makine mühendisliği bölümünde profesör olan bir makine mühendisi ve hukukçu bilirkişiden oluştuğu, davalının üzerine düşen ispat yükünü yerine getirebilmesi için içerisinde enerji tasarrufu konusunda uzman olan bilirkişinin de yer aldığı yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi ve direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 29. O hâlde mahkemece yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.02.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/214 E., 2024/8256 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince, "...TTK 54. maddesi ve devamı maddeleri uyarınca, haksız rekabet nedeniyle dava açabilecek olan zarar gören yahut zarar görme ihtimali bulunandır.
11. Hukuk Dairesi         2024/214 E.  ,  2024/8256 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1931 Esas, 2023/1577 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2023/90 E., 2023/1196 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; kendisine ait şahıs firması ile deri ithalat, ihracat ve toplu veya kişiye özel cüzdan, çanta vb deri ürünleri üretimi yaptığını, davalının ise kendine ait instagram sayfası aracılığıyla çanta, cüzdan vb. deri ürünleri sattığını, taraflar arasında rakip durumu söz konusu olduğunu, davalı, kendilerinin instagram hesabı üzerinden paylaştığı gönderilere itibarını sarsar nitelikte yorumlar yapmaya başladığını, bu konuyla ilgili Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı da kötü niyetli olarak suç duyurusunda bulunduğunu ve iş yerinde arama yapıldığını ancak herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığını, bu nedenlerle şimdilik 1.000,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın hukuki yarar ve husumet yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğini, davacının satış yaptığı ürünlere ilişkin olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde tespit davası açıldığını, davada davalı olarak davanın davacısı ... değil müvekkili ile aynı sektörde ticaret yapan ve müvekkilinin tasarım hakkına tecavüz eden ... Deri ve Tekstil Ürünleri Şti.'nin gösterildiğini, davacının internet sitesine girildiğinde mesafeli satış sözleşmesinde iade ve gizlilik politikasında ve sipariş aşamaları dahil olmak üzere hiçbir yerde davacı ... isminin geçmediğini, davacının satış yaptığı internet sitesindeki mesafeli satış sözleşmesinde satıcının ticari ünvanının dahi ... olarak belirtildiğini, müvekkilinin davacıya ait instagram sayfasında hiçbir yorumda bulunmadığını, maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığını, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, "...TTK 54. maddesi ve devamı maddeleri uyarınca, haksız rekabet nedeniyle dava açabilecek olan zarar gören yahut zarar görme ihtimali bulunandır. Davacının iddiaları dikkate alındığında davalının eylemlerinden dolayı zarar gördüğü iddia edilen davacının sahibi olduğu ... Deri ve Tekstil Ürünleri Şti. olup bu durumda haksız rekabet yapıldığı iddiasıyla uğranılan zarar tazmini isteminin şirket tarafından ileri sürülmesi gerekmektedir. Davacının şirketin sahibi olması, şirketin uğradığı zararın tazmini davası açması için yeterli olmayıp TTK 56. maddesi kapsamında bu davanın zarar gören veya gördüğü iddia edilen ... Deri ve Tekstil Ürünleri Şti. tarafından açılması gerektiğinden davacının aktif husumetinin bulunmadığı gerekçesiyle davacının davasının dava şartı noksanlığından " usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, dosya kapsamı dikkate alındığında davacının internet sitesi ve İnstagram sayfasında ürettiği çanta, cüzdan ve vb. deri ürünlerin ismini belirtmediği şahıs şirketi adına sattığını iddia etmiş ise de, internet ve instagram sayfası ismiyle uyumlu şekildeki aynı deri ürünlerini de üreten ... Deri ve Tekstil Ürünleri Şti.'nin hisse sahibi olduğunun anlaşılması karşısında kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, 6102 sayılı TTK'nın 54.maddesi kapsamında haksız rekabetten kaynaklı maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 6102 sayılı TTK'nın 54.maddesi 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 25.11.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/397 E., 2024/8922 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi
tam metni aç
sebeple birlik üyelerinin konaklama talebinde bulunan müşterilerine karşın zor durumda kaldığını, otellerin seyahat acentası ile anlaşması olmasına rağmen bu uygulama sebebi ile oda satışı gerçekleştiremediğini, davalıların faaliyetlerinin 6102 sayılı Kanun'un 54 ve 55 inci maddelerine açıkça aykırı olduğunu, birçok Avrupa ülkesinde Booking, Expedia gibi web siteleri üzerinden çevrim içi otel reze
11. Hukuk Dairesi         2024/397 E.  ,  2024/8922 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/398 Esas, 2023/1583 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2011/1174 E., 2019/1021 K. Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili ve fer'i müdahiller ... ... A.Ş. ile ... Gıda ...Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar .... (“....”) ve ... Destek Hizmetleri Ltd. Şti. (“...”) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Anayasa'nın 135. maddesine göre 1618 sayılı Kanun'la kurulmuş kamu kurumu niteliğine haiz meslek birliği olduğunu, aynı kanundaki düzenlemeler doğrultusunda seyahat acentalığı mesleği ile ülke turizminin korunması ve geliştirilmesi amacıyla her türlü önlemi almak konusunda yetkisinin bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 56 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddeleri ve Danıştay kararları doğrultusunda dava açmaya yetkili olduklarını, Türkiye'de seyahat acentalığı faaliyetinde bulunmak için ...'a üye olma, Bakanlık'tan işletme belgesi alma, bakanlığa teminat ödeme zorunluluğunun bulunduğunu, bunun dışında acentelerin üyesi olduğu müvekkili meslek birliğine üye kayıt ücreti ve aidat ödeme zorunluluğunun olduğunu, Seyahat Acentaları Yönetmeliği'nin 5 inci maddesinde, seyahat acentalarının hizmet alanlarının düzenlendiğini, Hollanda Amsterdam'da kayıtlı Booking.com İnternational B.V. unvanlı davalı şirketin, www.booking.com internet adresi üzerinden online otel rezervasyonu ve satışını gerçekleştirdiğini, davalının faaliyetinin seyahat acentalığı faaliyeti kapsamında olduğunu, davalının çalıştıkları ülkelerde destek sağlamak ve bazı durumlarda müşteri hizmetleri sunmakla görevli destekleyici şirketlerden yararlandığını, ...nin dünyadaki hiçbir destekleyici şirketi mesken tutmadığını, destekleyici şirketlerin booking.com işlem veya hizmet sorumlusu olarak yetkisinin bulunmadığını, davalılardan ... Destek Hizmetleri Ltd. Şti.'nin .... şirketinin destek şirketi olduğunu, davalı ...V.'nin, www.booking.com internet sitesi üzerinden rezervasyon yapan kullanıcıları olan müşterilerine karşı sorumluluk yüklenmediğini, tüm sorumluluğun rezervasyon yapılan konaklama tesisine ait olduğunu, ihtilaf halinde Hollanda Hukuku'nun ve Amsterdam Mahkemeleri'nin görevli olduğunun belirttiğini, davalıların sürekli olarak tüketicinin algısında gizli fırsatlardan ve indirimlerden yararlandırıldığı şeklinde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (6502 sayılı Kanun) 61 inci maddesinde düzenlenmiş olan reklam ilkelerine aykırı, tüketiciyi aldatıcı mahiyette reklam yaptığını, tüketiciye karşı sonuçları ve kriterleri açıklanmamış ve doğruluğu herhangi bir mercii tarafından kanıtlanmamış veya denetlenmemiş reklamlar ile saldırgan satış yöntemlerini kullanarak faaliyette bulunduğunu, davalıların ülkedeki mevzuatlara aykırı olarak otel konaklaması gerçekleştirdiğini, internet sitesinde yer alan otellere garanti oda uygulamasını dayattığını, bu sebeple birlik üyelerinin konaklama talebinde bulunan müşterilerine karşın zor durumda kaldığını, otellerin seyahat acentası ile anlaşması olmasına rağmen bu uygulama sebebi ile oda satışı gerçekleştiremediğini, davalıların faaliyetlerinin 6102 sayılı Kanun'un 54 ve 55 inci maddelerine açıkça aykırı olduğunu, birçok Avrupa ülkesinde Booking, Expedia gibi web siteleri üzerinden çevrim içi otel rezervasyonu yapan şirketler hakkında vergi incelemeleri, haksız rekabet eylemleri ile rekabetin korunması hakkındaki kanun hükümlerine aykırılık nedeniyle açılan davaların olduğunu, davalıların Türkiye'deki faaliyetlerinin de vergilendirilmediğini, buna karşılık konaklama satışı yapan birlik üyesi acentaların gelirinden vergilendirme yapıldığını, sırf bu nedenle dahi eşit koşullarda rekabetin imkansız olduğunu, davalıların 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun (4054 sayılı Kanun) kapsamında soruşturulması için Rekabet Kurumu'na 19.01.2015 tarihinde müracaat edildiğini, 23.07.2015 tarihinde soruşturma açıldığını, Rekabet Kurumu'nun 11.01.2017 tarihinde verdiği karar ile davalılar hakkında 4054 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamında en iyi fiyat garantisi uygulaması nedeniyle 2.543.992,85 TL ceza verdiğini, yine Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü tarafından 6502 sayılı Kanun'un 77 nci maddesinin on ikinci fıkrası gereğince davalıların faaliyetlerine yönelik reklamları ile ilgili olarak durdurma cezası verildiğini, davalılar hakkında birliklerine birçok tüketici şikayetinin geldiğini, davalıların üyeleri olan seyahat acentalarına yönelik haksız çevrim içi konaklama rezervasyonu gerçekleştirme ve satış uygulamalarını 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesi ve "dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar" başlıklı 55 inci maddesi ile ilgili maddelerine aykırı haksız fiillerinin haksız rekabet oluşturduğunu belirterek bu hallerin tespitine ve önlenmesine, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ...V. vekili; davalının Hollanda yasaları çerçevesinde kurulmuş genel merkezi Amsterdam'da bulunan bir limited şirketi olduğunu, şirketlerin işletmiş olduğu internet sitesinin katılımcı konaklama tesislerinin odalarını rezervasyon için erişilir kıldığını, siteyi ziyaret eden ziyaretçilerin rezervasyon yapabildiğini, Booking.com'un rezervasyonu konaklama tesisine gönderdiği ve akabinde teyidini tüketicilere gönderdiği bir çevrim içi rezervasyon sistemi işlettiğini, herhangi bir oda satın almadığını veya satmadığını, tüketicinin doğrudan konaklama tesisine ödeme yaptığını, şirketin konaklama tesislerinden elde ettiği gelirin tüketicinin konaklama tesisinde kaldıktan sonra konaklama tesisi tarafından kendilerine ödenen bir komisyondan müteşekkil olduğunu, konaklama tesisinin fiyatlarına müdahale etmediklerini, bu nedenle faaliyetlerinin seyahat acentalarının faaliyetlerinden farklı olduğunu, .... şirketinin seyahat acentası olmadığını, bu sebeple seyahat acentalarına yüklenmiş olan yükümlülüklerden sorumlu tutulamayacağını, dolayısıyla davacının iddialarının aksine Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan faaliyet belgesi almak buna ilişkin teminat bedeli ödemek, davacı birliğe üye olmak ve üye aidatı ödeme yükümlülüklerinin olmadığını, usuli yönden yargılamanın Hollanda Mahkemelerinde ve Hollanda Hukuku uygulanmak suretiyle görülmesi, tüketici şikayetleri yönünden Tüketici Mahkemesi'nde görülmesini talep ettiklerini, davalı şirketin 6102 sayılı Kanun kapsamında haksız rekabete yol açacak herhangi bir fiil, dürüstlük kuralına aykırı davranış veya ticari faaliyette bulunmadığını, davalı şirketin bilgi toplumu hizmetleri sağlayıcısı olduğunu, Avrupa Birliği E-Ticaret Yönergesi şartları altında faaliyet gösterdiğini, Booking.com tarafından sunulan en iyi fiyat garantisi uygulamasının sadece Booking.com'a özgü olmayıp bu uygulamanın aynı veya farklı sektörlerde birçok gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılan bir uygulama olduğunu, en iyi fiyat uygulamalarının tatil rezervasyonlarının yapıldığı neredeyse tüm platformlarda kullanıldığını, bunlara ilişkin evrakları sunduklarını, davacının davasını dayandırdığı Rekabet Hukuku ihlallerinin gerçeği yansıtmadığını, en iyi fiyat garantisiyle ilgili hususların 4054 sayılı Kanun'un Rekabet Hukuku'nun ikincil mevzuatında işaret edilen "en çok kayrılan müşteri/ülke" klozlarının bir parçası olduğunu, bugüne kadar Türk Rekabet Kurumu'nun bu klozların rekabeti kısıtlayıcı olduğuna dair verilen bir kararının olmadığını, davacının benzer uygulamalarının birçok Avrupa devleti tarafından haksız rekabet nedeniyle mahkum edildiğine ilişkin iddiaların manüpülatif ve gerçek dışı olduğunu, davacının davalı ... şirketinin iyi imajını ve itibarını lekelemek için gerçek olmayan iddialar ileri sürdüğünü, ....'nin hiçbir şekilde agresif satış taktikleri uygulamadığını, davacı tarafça talep edilen ihtiyati tedbir talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin seyahat acentası olmaması, seyahat acenta faaliyeti göstermemesi ve haksız rekabete yol açacak haksız fiil, dürüstlük kuralına aykırı davranış veya ticari faaliyetlerde bulunmaması, davacının zararına sebebiyet verebilecek herhangi bir eyleminin bulunmaması, davacının zarar iddiasının somut delillerle ispatlayamamış olması nedeniyle tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek haksız ve mesnetsiz davanın usul ve esasa ilişkin itirazları kapsamında reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin diğer davalı şirketin destek şirketi olduğunu, kuruluş amacının Booking.com'a günlük bazda yardımcı olmak, Türkiye'de yer alan konaklama tesislerinin ve ortaklarını Booking.com ile sözleşme imzalaması amacıyla teşvik etmek, sözleşme imzalamış konaklama acentalarına yerel destek sağlamak şeklinde faaliyetleri olduğunu, bu sebeple herhangi bir internet sitesinin sahibi olmadığını, sunuculuğunu yapmadığını ve kontrol etmediğini, herhangi bir arabuluculuk hizmeti vermediğini, Booking.com adına ya da onun için sözleşmesel ilişkiye girmeye ya da başka bir şekilde temsile yetkili olmadığını, herhangi bir ticari sözleşmeyi imzalamadığını, diğer davalıya dahili destek sağladığını, turizm ve seyahat sektörü içerisinde faaliyette bulunmadığını, bu sebeple çevrim içi otel rezervasyonu ve satışı nedeniyle 6102 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri kapsamında herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, seyahat acentası olmadığı için seyahat acentalarına yüklenmiş olan yükümlülüklerden sorumlu olmadığını, 6102 sayılı Kanun kapsamında haksız rekabete yol açacak herhangi bir fiil, dürüstlük kuralına aykırı bir ticari faaliyette bulunmadığını, davacı tarafın dayandığı vakaları ispata elverişli bir biçimde somutlaştırmakla yükümlü olduğunu, bu şirkete ait otel kayıtlarının ticari sır niteliğinde olduğunu, uyuşmazlıkla ilgisi bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davalıların www.booking.com adresli internet sitesi üzerinden konaklama tesislerini müşterilere rezerve ettirmesinden sonra müşteriler ile konaklama tesisleri arasında sözleşme ilişkisi kurulduğu, diğer davalı ... ...Ltd. Şti.'nin tek ortağının davalı ...V.'nin olduğu, davalı ...V.'nin www.booking.com adresli internet sitesi üzerinden doğrudan organik bağı olan diğer davalı ... ...Ltd. Şti. aracılığıyla daha önceden konaklama tesisleri ile imzalanmış oldukları sözleşme gereğince odaların pazarlanmasını yaparak odaların satışını yaptıkları, her ne kadar davalı ...V. ile diğer davalı ... ...Ltd. Şti. iki ayrı şirket olarak gözükse de bu şirketlerin organik bağ içerisinde olduğu, Türkiye'deki faaliyetleri açısından tek bir şirket olarak hareket ettikleri, davalı ... ...Ltd. Şti.'nin sermayesinin 100.000,00 TL olduğu, tek ortak olarak davalı ...V.'nin 99.500,00 TL sermayeye sahip olduğu, bu durumda menfaat sahibinin inançlı üyeye talimat verebilecek güce sahip olduğu, alınan kararları etkileyebileceği gözetildiğinde fiili organ olarak kabul etmek gerektiği, TTK m. 40/4. fıkrası gereğince merkezi yurt dışında bulunan işletmelerin Türkiye'deki şubelerinin başına tam yetkili bir ticari mümessilin atanmasının zorunlu olduğu, hakim ortak konumunda olan davalı Hollanda merkezli şirketin fiilen diğer davalı ... ...Ltd. Şti. aracılığıyla Türkiye'deki faaliyetleri açısından konaklama tesisleriyle sözleşmeler yaparak konaklama tesislerinin pazarlanması konusunda yukarıda belirtildiği üzere ticaret sicil kaydı kapsamındaki faaliyet konusu dahilinde ticari faaliyet yürüttüğü, dolayısıyla davalı ... ...Ltd. Şti.'nin fiilen ticari mümessil olarak görev yaptığı, bu itibarla her iki davalı şirketin sorumluluğuna gidilebileceği, pasif husumet ehliyetinin davalı ... ...Ltd. Şti. yönünden de mevcut olduğu, davalı ...V.'nin otellerle imzaladığı sözleşmede yer alan "otomatik ödeme" yönteminin "booking.com'u doğrudan konaklama tesisinin banka hesabından herhangi bir miktar tahsilat yapması için yetkilendirmek üzere konaklama tesisinin bankasına verdiği talimat anlamına gelecektir." şeklinde ifade edildiği, bu tanım gereğince müşterilerin konaklama ücretini doğrudan otele yapmış olmaları halinde dahi davalı şirketin, otelin hesabından aracılık yaptığı hizmetin ücretini doğrudan olarak alabileceği, somut olayda organik bağ içerisindeki davalı şirketlerin her ikisinin müvekkil olan oteller ile üçüncü kişi olan müşteriler arasında internet adresi üzerinden sözleşme yapılmasına Türkiye'deki oteller açısından devamlılık arz edecek şekilde aracılık yaptıkları, davalılar organik bir bağ içerisinde digital işyeri niteliğindeki internet adresi üzerinden Türkiye'deki konaklama tesislerini pazarlayarak müşterilere satarak kar elde ettikleri, sözleşme hükümleri gereğince internetten rezervasyon yapılınca konaklama tesisi ile doğrudan müşteri sözleşme ilişkisine girdikleri, dosyaya celp edilen otellerle yapılan sözleşmeler incelendiğinde sadece tek bir rezervasyon işlemi için bu faaliyetin yapılmadığı, otellerle en az 1 yıllık sözleşmeler imzalandığı, dolayısıyla devamlılık unsurunun da somut olayda gerçekleştiği, ücretin otel çıkışında müşteri tarafından doğrudan otele ödenmesinin aracı acente özelliğini değiştirmeyeceği, çünkü önemli olan hususun sözleşmenin kurulmasının sağlanarak ücrete hak kazanılması olduğu, yine ücretin kim tarafından ödendiğinin aracı acentelik faaliyeti açısından bir önemi bulunmadığı, üçüncü kişi olan müşterilerin otellere vermiş olduğu ödemeden davalı ...V.'nin otellerle imzaladığı sözleşme gereğince belirli bir oranda komisyon adı altında ücrete hak kazandığı, Rekabet Kurulu Kararına göre davalıların faaliyeti nedeniyle konaklama tesisi pazarlanması piyasasında elde edilen komisyon gelirleri yönünden 2010 yılından bu yana %40 pazar payına sahip olduğu gözetildiğinde aynı ihtiyaçları karşılayan aynı türde ürün veya hizmet üretilerek aynı tüketici kesimine hitap eden seyahat acentelerinin faaliyetlerini objektif olarak etkileyecek nitelikte olduğu, dolayısıyla haksız rekabet için davalıların faaliyetinin hukuki vasfının bir öneminin bulunmadığı, vergi uzmanlarının raporuna göre davalı ...'de kurulu ... şirketinin Hollanda merkezli .... şirketinin Türkiye'deki sabit işyeri ve şubesi olması nedeniyle dar mükellef kurum olarak davalı Hollanda merkezli şirketin vergi ödemesi gerekeceği, fiili şube ve ticari temsilci gibi hareket eden Türkiye merkezli şirketle fiilen ortak hareket eden Hollanda merkezli şirketin vergi ziyaına sebep olarak Türkiye'deki seyahat acentelerine kıyasla ve sektör payı itibariyle bu durumun rakipleri olan seyahat acentelerini objektif olarak etkileyeceği, davalıların vergi ödememe nedeniyle haksız rekabete neden oldukları, seyahat acentelerinin hem otellerden yer ayırttıktan sonra fatura düzenlenmesi nedeniyle vergi ödemekte hem de bu ayırt edilen otel odalarının müşterilere pazarlanmasından sonra gelir vergisi ödemekteyken davalıların tüm vergileri anlaşmış olduğu otellerin ödenmesinden sonra doğrudan komisyon olarak ücretini aldıkları, davalıların internet sitesi üzerinden pazarladıkları konaklama tesisleri nedeniyle vergi ödememeleri nedeniyle haksız rekabete neden oldukları, Türkiye'de aynı sektörde faaliyette bulunan seyahat acentelerinin 1618 sayılı Kanun'un m.10/e gereğince Bakanlıkça belirlenecek teminatı yatırmak zorunda olduğu, m.12 gereğince zorunlu sigorta yaptırmaları gerekeceği, m.19 gereğince gerçeğe aykırı ve yanıltıcı tanıtma ve reklam yapamayacağı, m.21 gereğince mesleki sır kapsamındaki kişisel hususları gizli tutmak zorunda olduğu, m.24 gereğince Bakanlık denetimine tabi olarak idari para cezası yaptırımı ile seyahat acentesi belgesi iptali ile faaliyetten men kararları ile karşılaşacağı, m.30 gereğince yaptırımlara maruz kalacağı, buna karşılık seyahat acenteliği faaliyetinde bulunan davalıların tüm bu idari ve hukuki denetimlerden kaçınarak ekonomik menfaatleri zarar gören veya zarar görme tehlikesi altında olan müşteriler, tüketiciler ve diğer seyahat acenteleri açısından haksız rekabete neden oldukları, Rekabet Kurulu'nun 05.01.2017 tarihli 2015-5-2 dosya sayılı 17-01/12-4 karar sayılı kararında da booking.com'un konaklama tesisleri ile imzaladığı sözleşmelerdeki incelemeye konu fiyat ve kontenjan paritesi hükümleri ve en iyi fiyat garantisi uygulaması hükümleri nedeniyle sözleşmelerin 4054 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamında olduğuna oybirliği ile karar verildiği, soruşturma kapsamındaki bu sözleşmelerin 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin 2. maddesinde öngörülen pazar eşiğinin aşılması nedeniyle aynı Tebliğ kapsamında grup muafiyetinden yararlanamadığına, anılan sözleşmelere 4054 sayılı Kanun'un 5. maddesinde sayılan şartları taşımadığı için bireysel muafiyet verilemeyeceğine, bu nedenle söz konusu sözleşmelerdeki rekabeti kısıtlayıcı hükümlerin ve bunlara ilişkin uygulamaların 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi anlamında ihlal teşkil ettiğine, .... 'ne 2.543.992,85 TL idari para cezası verilmesine karar verildiği, davalı ... Ltd. Şti.'nin soruşturma konusu uygulamaların esasları üzerinde herhangi bir karar verici rolünün bulunmaması nedenleriyle soruşturma konusu iddialar bakımından herhangi bir sorumluluğunun olmadığına, bu nedenle adı geçen firmaya idari para cezası verilemeyeceğine karar verildiği, TTK. m. 55/1-b hükmüne göre üçüncü kişi konumunda olan davalıların, otellerle yapmış oldukları sözleşmelere "geniş mfn", "fiyat ve kontenjan paritesi", "minimum tahsisat" ve "en iyi fiyat garantisi"ne ilişkin hükümler koyarak aynı konaklama sektöründe faaliyet gösteren seyahat acentelerinin otellerden ayırt etmek için almış oldukları fiyatlara da dolaylı olarak müdahale ederek kendi lehlerine ekonomik menfaat elde etmelerine sebebiyet verdiği, otellerin booking.com ile sözleşme süreleri boyunca otellerin çevrimiçi ve açık portallardan diğer piyasadaki seyahat acentelerine verilen fiyatla aynı veya daha iyi fiyat ve özelliklerin verilmesinin kararlaştırıldığı, (m. 2.2.1), yine diğer seyahat acentelerinin sahip olmadığı şekilde otellerin minumum sayıda odayı rezervasyon için ve hatta talep edilmesi halinde odaların müsaitlik durumunun sağlanmasının sözleşmede şart olarak koşulduğu (2.2.2), "En iyi fiyat garantisi"nin Booking.com'un bir oda için en iyi fiyatı sunduğuna ve aynı check-in ve check-out tarihlerinde, aynı rezervasyon koşullarına sahip eşdeğer bir odanın internette bulunamayacağına dair Booking.com'un verdiği taahhüt anlamına geldiği, sözleşmenin 2.5.6 hükmünde konuğun en iyi fiyat garantisi kapsamında geçerli bir talebi olması durumunda Booking.com'un ivedilikle otele bu talebi ileteceğinin ve taleple ilgili bilgileri konaklama tesisine sunacağının, konaklama tesisinin-mümkün olabildiğince- daha sonraki rezervasyonlarda nispeten düşük fiyat geçerli olacak şekilde Booking.com platformunda verilen fiyatları derhal düzenleyeceği, konuğun check-out işlemini gerçekleştirdiğinde konaklama tesisinin odayı düşük fiyattan rezervasyona açacağının ve (i) konuktan düşük fiyatı tahsil etme suretiyle rezervasyon fiyatı ve düşük fiyat arasındaki farkı kapatacağının ve (ii) iki fiyat arasındaki farkı konuğa (nakit olarak) ödeyeceğinin düzenlendiği, tüm bu düzenlemelerin Türkiye'deki seyahat acentelerinin sahip olamadığı hakların davalılara verilmesini sağladığı, davalıların bu sözleşme şartlarıyla pazar sektör payı itibariyle rakipleri olan seyahat acentelerini objektif olarak ekonomik yönden olumsuz etkileyerek haksız rekabete neden oldukları, davalıların "booking.com olarak en iyi fiyatları garanti eden bir internet sitesi kurmayı amaçlıyoruz", "en düşük fiyatlar", "booking.com hem şehirlerde hem ... kenarı veya kırsal bölgelerde en iyi otel fiyatlarını garanti etmektedir" ve benzeri şeklindeki reklamlar nedeniyle Reklam Kurulu'nun 14.06.2016 tarihli kararıyla "Kuruma reklama konu iddiaların doğruluğunu ispatlayacak nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin gönderilmemesi nedeniyle inceleme konusu tanıtımlarda doğruluğu ispat edilemeyen, tüketicilerin bilgi ve tecrübe eksikliklerini istismar edici nitelikte ifadeler kullanılması nedeniyle tüketicilerin yanıltıldığı, dürüst rekabet ilkelerine aykırı davranılarak benzer firmalar arasında haksız rekabete yol açıldığı ve izinsiz olarak seyahat acenteciliği faaliyetinde bulunulduğu gerekçesiyle 1618 S. Kanun'un 4 üncü maddesi, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinin m. 5/1, m. 7, m. 9/1 ve 4, m. 32, 6502 sayılı Kanun'un m. 61 , m. 63 ve m. 77/12 hükümleri gereğince davalı ...'de kurulu limited şirketin anılan reklamlarının durdurulması cezası verildiği, bu kararın itiraz üzerinde Ankara 14. İdare Mahkemesinin 03.03.2017 T. 2016/3408 E., 2017/804 K. sayılı kararı ile kesinleştiği, davalının yaptığı karşılaştırmalı reklamın, objektif ve ölçülebilir olmadığı için dürüstlük kurallarına ve Ticari Reklam Yönetmeliğine aykırı olduğu, hoş görülebilir abartının üstünde üstünlük iddiası içeren reklamlardaki iddianın doğruluğunun reklam anında ve reklam veren tarafından ispat edilmiş olması gerektiği, kesinleşen reklam durdurma cezasına konu olan reklamların, davalıların reklama dayalı üstünlük iddiasını kanıtlayacak somut, ölçülebilir ve objektif bir bilgi ve belgeye dayalı olmadığı, davalıların kendi iş ürününü rakip ürünlere nazaran haksız yere öne geçirmeye dönük "en iyi" ibareli reklamların haksız rekabete neden olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, haksız rekabetin tespitine, davalıların faaliyetlerinin "Seyahat Acenteliği" faaliyeti olduğunun tespiti ile davalıların vergi ödemeyerek, işyeri açmak için gerekli izinleri almayarak "Digital ve Sabit İşyeri" açma yoluyla faaliyette bulunarak ve idari ve hukuki denetimlerden kaçınarak denetlenmelerini engellemek suretiyle iş şartlarına uymayarak, davalıların otellerle imzalamış olduğu sözleşmelerde "Geniş MFN", "Fiyat ve Kontenjan Paritesi", "Minimum Tahsisat" ve "En İyi Fiyat Garantisi"'ne ilişkin haksız rekabete neden olan hükümlere yer vererek, davalıların www.booking.com adresli internet sitesinde haksız rekabete neden olan reklamlara yer vererek haksız rekabete neden olduklarının tespitine, ayrıca davalıların otellerle imzalamış olduğu sözleşmelerdeki "Geniş MFN"ye, "Fiyat ve Kontenjan Paritesi"ne, "Minimum Tahsisat"a ve "En İyi Fiyat Garantisi"'ne ilişkin tüm hükümlerin sözleşmelerden çıkarılmasına, davalıların "Booking.com olarak en iyi fiyatları garanti eden bir internet sitesi kurmayı amaçlıyoruz", "en düşük fiyatlar", "booking.com hem şehirlerde hem ... kenarı veya kırsal bölgelerde en iyi otel fiyatlarını garanti etmektedir" ve benzeri şeklindeki haksız rekabete neden olan reklamların www.booking.com adresli internet sitesinden ve tüm online uygulamalardan kaldırmalarına, 29.03.2017 tarihli ara karar ile verilen "davalıların booking.com internet adresi üzerinden veya oluşturacakları başka bir adres üzerinden Türkiye de yerleşik otel, konaklama tesislerinin pazarlaması ve pazarlanmasına aracılık edilmesi yönündeki faaliyetlerinin durdurulmasına" şeklindeki İstinaf incelemesi sonrası 500.000,00 TL bedelli nakdi veya kesin-süresiz teminatın davacı tarafından yatırılması üzerine verilen ihtiyati tedbir kararının 500.000,00 TL teminat karşılığında kaldırılmasına karar verilmiş, karar davalılar vekili ile fer'i müdahiller ... ...A.Ş. ile ... Gıda ...Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekilinin, ihtiyati tedbir kararının teminat karşılığında kaldırılmasına ilişkin kısmı yönünden tavzih talebinin 14.01.2020 tarihli ek kararla reddine karar verilmiş, ek karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların konaklama tesisleri ile imzaladığı sözleşmelerde "Geniş MFN", "Fiyat ve kontenjan paritesi", "Minimum tahsisat" ve "En iyi fiyat garantisi"ne ilişkin hükümlere yer verilmesi satıcının, bu koşuldan yararlanan alıcı dışındaki alıcılara, daha iyi fiyat ve koşullar sağlamasını engellediği, bu hükümlerin rakiplerin maliyetlerini yükselterek veya pazara giriş engellerini artırarak rakip teşebbüslerin dışlanmasına neden olabildiği, bu koşul sayesinde pazarda mümkün olan en düşük fiyatı almayı garanti altına alan alıcının, satıcıların vazgeçemeyeceği bir konumda olması halinde diğer alıcılara daha düşük fiyat teklif edilmesinin, satıcının kâr maksimizasyonunu azaltacağı ve diğer alıcıların çoğunlukla daha yüksek fiyatlardan ürün temin edileceği, bu durumda diğer alıcıların hiçbir zaman rekabet avantajına sahip olamayacakları, bunun dışında pazara yeni girecek potansiyel rakip alıcıların, fiyatta rekabet edebilme olasılığını ortadan kaldırdığı, davalının 2010 yılında %40 olan ve devam eden yıllarda giderek artan pazar payına sahip olduğu gözetildiğinde davalıların bahsi geçen uygulamalarının rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyeceği, aynı ihtiyaçların teminine yönelik hizmet veren işletmeleri zarar tehlikesine maruz bırakacağı, dolayısıyla ilk derece mahkemesince, davalıların sözleşmelerde "Geniş MFN", "Fiyat ve kontenjan paritesi", "Minimum tahsisat" ve "En iyi fiyat garantisi"ne ilişkin hükümlere yer verilmesinin haksız rekabet teşkil ettiğinin kabulünde, bahsi geçen sözleşme hükümlerinin eski hale iade kapsamında 6102 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında sözleşmelerden çıkarılmasına, yine haksız rekabete neden olduğu tespit edilen ifadelerin internet sitesinden ve tüm uygulamalardan çıkarılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalılar vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 54 ve 55 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılar .... (“....”) ve ... Destek Hizmetleri Ltd. Şti.'ne (“...”) yükletilmesine, 11.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/7284 E., 2023/2221 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
pafta, 159 ada, 91 parsel Yeniköy/ Ereğli/ Konya adresindeki elma üretiminin davacıların 5042 sayılı Kanun ile korunan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün durdurulmasına ve önlenmesine, davalı eylemlerinin aynı zamanda 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü ve 55 inci maddelerine göre haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, önlenmesine (men’ine) ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına,
11. Hukuk Dairesi         2021/7284 E.  ,  2023/2221 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI :2019/1706 Esas, 2021/970 Karar HÜKÜM :Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ :Ankara 3. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI :2013/59 E., 2019/193 K. Taraflar arasındaki yeni bitki çeşidi (elma) hakkına tecavüz, haksız rekabetin tespiti men ve refi, maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinden CIV’in İtalya’nın en önemli üç meyve üreticisinin ortaklığı ile kurulduğunu, özellikle ürettiği elma, armut ve çilek çeşitleri ile ulusal ve uluslararası alanda çok büyük başarılar elde ettiğini, müvekkillerinden ...’ın CIV’in Türkiye’deki tek lisansörü olduğunu, CIV’in 10.12.2009 tarih, 2009/034 no ve “CIVG198” çeşit ismi ile elma çeşidini Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nezdinde tescil ettirdiğini, “CIVG198” isimli elma çeşidine ilişkin “MODİ” markasının Türkiye başta olmak üzere pek çok ülkede tescil ettirildiğini, ıslahçı hakkı başvurusunun 30.07.2008 tarih ve 2009/2 başvuru numarası ile yapıldığını, söz konusu başvurunun tesciline karar verilerek 10.12.2009 tarih ve 2009/034 nolu ıslahçı hakkı tescil belgesinin tanzim edildiğini, CIV’e ait bu ıslahçı hakkının kullandırılması için ...’a lisans verildiğini ve ...’ın CIV’in ıslahçı haklarına tecavüz durumunda her türlü davayı açmaya yetkili olduğu hususunda mutabık kalındığını, davalının gerçekleştirdiği elma üretimi kapsamında müvekkiline ait tescilli “MODI” ibareli elma çeşidinin de yer aldığını, bu üretimin müvekkillerinden izin alınmaksızın gerçekleştirildiğini, Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/198 D.İş sayılı dosyasından tanzim olunan bilirkişi raporu ile davalının adresinde 5727 adet MODI çeşidi elma ağacının mevcut olduğunun tespit edildiğini, davalının eylemlerinin 5042 sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun (5042 sayılı Kanun) ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) haksız rekabete ilişkin hükümlerine aykırı olduğunu, maddi ve manevi zararlarının karşılanması gerektiğini, CIV ile ... arasında akdedilen 28.09.2011 tarihli sözleşme ile ...’ın üçüncü kişi üreticilerle sözleşme yapmasına ve üçüncü kişilere üretim yaptırmasına cevaz verildiğini, ancak, bu sözleşme kapsamında üçüncü kişilerin ürettiği ürünlerin kendi elleriyle değil, ... aracılığıyla satışının yapılmasının kararlaştırıldığını, dolayısıyla ...’ın üretilen her “MODI” yi kontrol etme ve daha sonra uygun gördüğü ürünleri üreticiden satın alarak piyasaya sunma gibi bir misyonunun söz konusu olduğunu, bu kontrol misyonunun ürünlerin kalite anlamında birbirine yakın olmasını ve müşteriler nezdinde de kalite algısının üst seviyede tutulmasını amaçladığını, davalının hukuka aykırı üretiminin maddi zararların yanı sıra müşteri nezdinde itibar kaybına da sebebiyet verdiğini, maddi zarar kapsamına fiili zarar ve yoksun kalınan kazancın girdiğini, CIV’in yoksun kaldığı kazanç bakımından, müvekkilleri arasında akdedilen üretim sözleşmesi uyarınca CIV tarafından Özler’e gönderilen her bitki için bitki başına 1 euro ödenmesi konusunda mutabık kalındığını, bu bağlamda davalının bahçesinde tespit edilen plantasyon adedinin 5727 adet olduğu göz önünde bulundurulduğunda CIV’in söz konusu ağaçların kendisi tarafından satılmaması nedeniyle 5.727,00 eurodan yoksun kaldığını, bununla birlikte müvekkilleri arasındaki lisans sözleşmesine göre yapılacak hesap sonucunda çıkan lisans bedelinin Özler tarafından CIV’e ödenmesi konusunda anlaşıldığını, dolayısıyla CIV’in kazanç kaybının 5.727,00 euro yanında lisans sözleşmesi uyarınca bilirkişi marifetiyle hesaplanacak tutar olacağını, Özler’in yoksun kaldığı kazanç bakımından, davalı tarafından yapılan üretim sonucu bilirkişi tarafından tespit edilen 28.635 kg elma mahsulünün parasal değeri olan 22.908,00 TL ve işbu dava boyunca her yeni yılda alınacak mahsulün değeri olduğunu ileri sürerek davalının eylemlerinin 5042 sayılı Kanun ile korunan haklarına tecavüz ettiğinin tespitine, tecavüzün durdurulmasına ve önlenmesine, davalının müvekkilinin tescilli ıslahçı hakkını ihlal ederek çoğalttığı/yetiştirdiği ağaçlara, bu ağaçlar üzerindeki meyvelere ve anılan eylemlerin icrasında kullanılan her türlü vasıtaya bulundukları yerde el konulmasına ve imhasına, davalının müvekkillerinin tescilli ıslahçı hakkını ihlal etmesi nedeniyle müvekkillerinin fiili zararının hesaplanmasına ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalının müvekkillerinin tescilli ıslahçı hakkını ihlal etmesi ve bu sebeple müvekkillerinin kişilik haklarının ve ticari itibarının haleldar edilmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalının müvekkillerinin tescilli ıslahçı hakkını ihlal etmesi nedeniyle müvekkillerinin yoksun kaldığı kazancın 5042 sayılı Kanun’un 59 uncu maddesi uyarınca her bir müvekkili bakımından ayrı ayrı hesaplanmasına, dava tarihinden sonra hasat edilecek ürünler de dâhil olmak üzere yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda çıkacak tutara ilişkin fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla CIV bakımından 5.727,00 euro karşılığı 13.286,64 TL ve ... bakımından 22.908,00 TL yoksun kalınan kazancın dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalının eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerin önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının müvekkillerinin tescilli ıslahçı hakkını ihlal ederek çoğalttığı/yetiştirdiği ağaçlara, bu ağaçlar üzerindeki meyvelere ve anılan eylemlerin icrasında kullanılan her türlü vasıtaya bulundukları her yerde el konulmasına ve imhasına, davalının haksız rekabeti nedeniyle elde ettiği kazancın hesaplanmasına, fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, verilecek hükmün Türkiye çapında yayınlanan Sabah, Milliyet, Hürriyet gazetelerinde ikişer hafta ara ile iki defa yayınlanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ... şirketinin davacı CIV şirketinin halefi olduğunun anlaşıldığını, bu kapsamda asıl davacı sıfatının ...’da olduğunu, bu şirketin 05.12.2009 tarihinde ıslahçı hakkına tecavüz durumunda her türlü davayı açma konusunda yetkili olduğu iddiası da göz önüne alındığında, 5042 sayılı Kanun’un 57 nci maddesinin huzurdaki davada uygulanamayacağını, davacılardan CIV şirketinin teminat yatırması gerektiğini, müvekkilinin taşınmazında dikili bütün elma fidanlarını Vitroplant Tohum-Fidan Tarımsal Üretim Ltd. Şti.’nden 12.01.2011 tarihli sözleşme ile satın alındığını, bu sözleşmeye göre alınan elma fidanları arasında Modi cinsi elma türünün bulunmadığını, müvekkilinin 09.05.2011 tarih - 3875 nolu, 20.04.2011 tarih - 3866 nolu ve 14.04.2011 tarih - 3865 nolu faturalar ile satın aldığı elma fidanlarının bedellerini ödediğini, fidanları 2011 yılının Nisan ve Mayıs aylarında diktiğini, Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/198 D.İş sayılı dosyasında tanzim edilen 10.09.2012 tarihli raporun, uzman bir bilirkişi tarafından tanzim edilmediğini, sadece gözleme dayalı bir inceleme yapıldığını, fidanların gen haritası üzerinde laboratuvar incelemesi yapılmadığını, söz konusu raporda elma meyvelerinin beneklerinin belirgin olup olmamasına ve sert veya yumuşak olup olmamasına göre basit bir inceleme yapılarak kanaate varıldığını, söz konusu rapora itiraz ettiklerini, raporun dava açısından yeterli ve aydınlatıcı olmadığını, elma cinsleri Modi cinsi olsa dahi, müvekkilinin elma fidanlarını elma dalı şeklinde almış olduğunu, cinsini ayırt etme şansının bulunmadığını, fidanların meyvesinden dahi hangi cins olduğunun anlaşılamadığını, birbirine çok benzeyen ayırt edilemeyen elma çeşitlerinin bulunduğunu, müvekkilinin Vitroplant Tohum-Fidan Tarımsal Üretim Ltd. Şti.’den çeşitli türlerde elma satın aldığını ve davacı tarafından tarif edilen elma türüne en çok benzeyen elma çeşidinin EROVAN cinsi elma olduğunu, Modi cinsi elma çeşidini müvekkilinin iş bu davanın açıldığı tarihe kadar bilmediğini, bilmesinin de mümkün olmadığını, müvekkilinin elma fidanlarının üretimini yapmadığını, fidancılık faaliyetinin bulunmadığını, söz konusu fidanları meyvelerinden faydalanmak amacıyla tarlasına diktiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan delillere ve aldırılan bilirkişi raporlarına dayanılarak davanın kısmen kabulüne, davalının Çıkrık mevki, 3 pafta, 159 ada, 91 parsel Yeniköy/ Ereğli/ Konya adresindeki elma üretiminin davacıların 5042 sayılı Kanun ile korunan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün durdurulmasına ve önlenmesine, davalı eylemlerinin aynı zamanda 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü ve 55 inci maddelerine göre haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, önlenmesine (men’ine) ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının, davacılardan C.I.V Consorzio Italiano Vivaisti Societa A.R.L adına 10.12.2009 tarih 2009/034 no ve “CIVG 98” çeşit ismi ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nezdinde tescilli “Modi” isimli elmalardan doğan ıslahcı hakkını ihlal ederek çoğalttığı, yetiştirdiği ağaçlara, bu ağaçlar üzerindeki meyvelere ve bu eylemlerin icrasında kullanılan her türlü vasıtaya bulundukları her yerde el konulmasına ve imhasına, davacı C.I.V Consorzio Italiano Vivaisti Societa A.R.L için 5042 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 13.286,64 TL (dava tarihi itibariyle 5.727,00 euro karşılığı) maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davacı ... Ürünleri Üretim Pazarlama San. Tic. A.Ş. için 5042 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 37,225,50 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, kararın kesinleşmesi halinde masrafı davalıya ait olmak üzere, karar özetinin ulusal çapta yayın yapan bir gazetede bir defa ilanına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı eylemlerinin müvekkillerinin ıslahçı haklarına tecavüz teşkil ettiği ve haksız rekabete sebebiyet verdiği yönünde karar veren ilk derece mahkemesi tarafından, tazminat taleplerinin ıslah dilekçesi ile bilirkişi raporları dikkate alınmaksızın kısmen kabul edildiğini, müvekkillerinin davalının bahsi geçen tecavüz ve haksız rekabet eylemleri nedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının ilk derece mahkemesi tarafından eksik incelenmek suretiyle taleplerin kısmen kabul edildiğini, tüm bilirkişi raporları ile müvekkillerinin maddi zararlarının aynı şekilde hesaplandığını, 06.03.2017 tarihli dilekçeleri ile ıslah yapıldığını, ancak, ilk derece mahkemesi tarafından ıslah dilekçesi dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğunu, müvekkili CIV bakımından 5042 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında davalının rekabeti olmasaydı, hak sahibinin çeşidi kullanması ile elde edeceği muhtemel gelire ilişkin olarak dava açılış tarihindeki kur üzerinden 5.727,00 euro karşılığı 13.286,64 TL'ye ilişkin harç ödendiğinden 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Hakkında Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin ‘a’ fıkrasında belirlenen faiz oranları uygulanmak suretiyle, fiili ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden davalıdan tahsili mümkün olacağından, 06.03.2017 tarihi itibariyle dava dilekçesinde talep edilen bu tutarın 9.220,57 TL daha arttırıldığı yani toplamda fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, 5.727,00 euro karşılığı 22.507,11 TL tutarında olacak şekilde talep edildiğini, ancak, İlk Derece Mahkemesi tarafından ıslah talebi dikkate alınmaksızın hatalı bir şekilde, müvekkili CIV bakımından 5042 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında davalının rekabeti olmasaydı, hak sahibinin çeşidi kullanması ile elde edeceği muhtemel gelire ilişkin 13.286,64 TL (dava tarihi itibariyle 5.727,00 euro karşılığı) maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiğini, dolayısıyla, hali hazırda kur farkına ilişkin ıslah yapılmış olmasına rağmen, mahkeme tarafından müvekkili lehine hükmedilen 5.727,00 euronun dava açılış tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası'na çevrilmesinin hatalı olduğunu, ayrıca dosyada mübrez faturaların hesaplama yapılırken nazara alındığı beyan edilmiş ise de söz konusu hesaplamanın müzekkere yanıtları neticesinde 2011 yılı ortalama fidan adet satış bedeli 6,5 TL üzerinde yapılarak müvekkili ... için talep edilen 5042 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, davalının rekabeti olmasaydı, hak sahibinin çeşidi kullanması ile elde edebileceği muhtemel gelirin 37.225,50 TL olacağının tespit edildiğini, oysa ki söz konusu fidanların satış bedelinin 8 TL olduğu hususu son derece açık olduğunu, bu nedenle hesaplamanın 5727 (fidan adedi) x 8 TL olarak yapılması gerekirken hesaplama 5727 x 6,5 TL olarak yapıldığından yani 5042 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, davalının rekabeti olmasaydı, hak sahibinin çeşidi kullanması ile elde edebileceği muhtemel gelirin 45.816,00 TL olması gerekirken 37.225,50 TL olarak yapıldığından, bu tutarda aleyhe olan hususlara itiraz edildiği halde mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, diğer yandan, müvekkillerin uğradığı zarar, sadece ıslahçı hakkına tecavüz neticesinde yoksun kalınan kazancı değil, buna ek olarak fiili kaybı da kapsadığını, maddi zarar, fiili zarar ve yoksun kalınan kazanç olmak üzere ikiye ayrıldığını, 5042 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre fiili zarara ek olarak yoksun kalınan kazancın aynı anda talep edebileceğini, fiili zararın, malvarlığının aktif kısmının azalması şeklinde olabileceği gibi, pasif kısmında artma şeklinde de olabileceğini, davalının müvekkillerinin tescilli ıslahçı hakkını ihlal etmesi nedeniyle, müvekkillerinin fiili zararının hesaplanmadığını, mahkeme tarafından “davalı eylemlerinin aynı zamanda 6102 sayılı Kanun'un 54 ve 55 inci maddelerde yer bulan haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, eylemlerinin önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına" karar verilmiş olmasına rağmen, davalının haksız rekabet teşkil eden işbu eylemlerinden dolayı, müvekkilerinin uğramış oldukları zarara ilişkin bir hesaplama yapılmadığını, manevi tazminatın çok az olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürlüğünden alınan raporda referans (CIV6198) elmaların nereden temin edildiği hususunun belirli olmadığını, müvekkili şirket aleyhinde tazminata hükmedilebilmesi için temel şart olan kusur şartının gerçekleşmediğini, davacılar tarafından hangi bent yönünde tercih yapıldığı belli olduğu halde iki bent yönünden de ayrı ayrı hesaplama yapılması ve bu şekilde hüküm kurulmasının hukuka aykırı bulunduğunu, davacı tarafından ikinci kez ıslah yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, haksız rekabet iddialarının ispatlanamadığını, davaya konu elma fidanlarının 2011 yılında alınmış ve ekilmiş olup 2012 yılının sonuna doğru Eylül, Ekim ayları gibi ürünlerin hasat edildiğini, 2 yıl öncesinden tazminat hesaplamasına gidilmesinin kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin bu fidanları meyve üretimi amaçlı tarlasına diktiğini, Vitroplant-Tohum Fidan Tarımsal Üretim Ltd. Şti.’nden 12.01.2011 tarihli sözleşme ile satın aldığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürlüğünün uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak elma fidanlarının genetik tanımlamaları ile ilgili raporlarında, ağaçlara ait örneklerin CIV6198 (modi) ile genetik anlamda farklılık göstermediğinin belirlendiği, bu delillere göre dava konusu ağaçların MODİ cinsi olduğu ve davalının taşınmazı üzerinde dikili bulunduğu, buna göre de davacının 5042 sayılı Kanun’dan doğan ıslahçı haklarına tecavüzün gerçekleştiği, ayrıca davaya konu olayda haksız rekabet halinin mevcut olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davalının fide üreticisi değil meyve üreticisi olduğu, dosyadaki bilgilerden elma fidelerinin ilk bakışta ayırt edilebilmesinin mümkün olmadığı, mahkemece bu ayrımın yapılmasının ancak labrotuvar ortamında sağlandığı, davalının dava dışı şirketten sertifikalı ürünü faturalı olarak almış bulunması ve davalının bu fideleri bilerek aldığının davacı tarafça ispatlanamamış olması karşısında davalının üzerine düşen ve kendisinden beklenilen tüm özeni yerine getirdiği, bunun aksinin ispatına ilişkin bir delilin de dosya kapsamından anlaşılamadığından kusuru bulunmayan davalının maddi ve manevi tazminat ile sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulüne, davalının “Çıkrık mevki, 3 pafta 159 ada, 91 parsel Yeniköy/ Ereğli/ Konya" adresindeki elma üretiminin davacıların 5042 sayılı Kanun ile korunan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine tecavüzü durdurulmasına ve önlenmesine, davalı eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin önlenmesine (men’ine) ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının, davacılardan C.I.V Consorzio Italiano Vivaisti Societa A.R.L adına 10.12.2009 tarih 2009/034 no ve “CIVG 98” çeşit ismi ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nezdinde tescilli “Modi” isimli elmalardan doğan islahcı hakkının ihlal ederek çoğalttığı, yetiştirdiği ağaçlara, bu ağaçlar üzerindeki meyvelere ve bu eylemlerin icrasında kullanılan her türlü vasıtaya bulundukları her yerde el konulmasına ve imhasına, kararın kesinleşmesi halinde masrafı davalıya ait olmak üzere, karar özetinin ulusal çapta yayın yapan bir gazetede bir defa ilanına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin bu fidanları meyve üretimi amaçlı tarlasına diktiğini, Vitroplant-Tohum Fidan Tarımsal Üretim Ltd. Şti.’nden 12.01.2011 tarihli sözleşme ile satın aldığını, elma fidanlarının üretimini yapmadığını, fidanları meyve üretimi amaçlı tarlasına diktiğini, bilirkişi raporunda referans elmaların davacının bahçesinden temin edildiğinin belirtildiğini, davacı tarafın bahçelerinden temin edilmesinde hukuka aykırılık bulunduğunu, ıslahçı hakkı başvurusu veya ıslahçı hakkından doğan korumanın kapsamının çiftçi istisnası ile sınırlandırıldığı, 5042 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinde tescilli ıslahçı hakkın sağladığı hakka tecavüz sayılan fiillerin sıralandığı somut olayda bu maddede sayılan hükümlerin hiçbirinin gerçekleşmediğini, iddia edilen cinsten olmayan elma ağaçlarının sökülmesinin müvekkili şirketi telafisi olmayan mağduriyetlere sürükleyeceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, yeni bitki çeşidi (elma) hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti men ve ref, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü ve 55 inci maddeleri, 3095 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin ‘a’ fıkrası, 5042 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesinin birinci fıkrası, ikinci fıkrasının (a) bendi, 56 ncı maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.04.2023 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava, Islahçı hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men’i, ref’i ile maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince (İDM) davanın kısmen kabulüne, ıslahçı hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, men’ine ve tecavüz ve haksız rekabetin sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, tecavüz konusu ağaçlara ve meyveleri ile eylemlerin icrasında kullanılan her türlü vasıtaya el konulmasına ve imhasına, maddi ve manevi tazminatın faiziyle tahsiline, hükmün ilanına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesi (BAM) hukuk dairesince (HD) ise, davalı vekilinin istinafının kısmen kabulü ile İDM kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile ıslahçı hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, men’ine, ref’ine, tecavüz mahsulü ağaçlara ve meyveleri ile eylemlerin icrasında kullanılan her türlü vasıtaya el konulmasına ve imhasına, kararın ilanına, olayda davalının kusurunun bulunmadığı nedeniyle de tazminata yönelik fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir. Çoğunluk ile ortaya çıkan uyuşmazlık, tecavüzün imha dışında başka bir yolla giderilip giderilemeyeceği ile kullanılan vasıtaların sadece tecavüz konusu ağaçların yetiştirilmesinde kullanılıp kullanılmadığı yani başka bitki çeşitlerinin yetiştirilmesinde de kullanılıp kullanılmadığı araştırılmadan doğrudan imha kararı verilip verilmeyeceği hususlarında toplanmaktadır. Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun (YBÇIHKK)’nun 57 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, “Hakka tecavüzün devamını önleyici tedbirlerin alınması: (c) bendi hükümleri çerçevesinde el konulan materyal ve araçların şekillerinin değiştirilmesi veya hakka tecavüzün önlenmesi için imhası” hükmünü, (c) bendi ise “Hakka tecavüz neticesinde üretilen materyal ile bunların üretiminde doğrudan doğruya kullanılan araçlara el konulması” hükmünü haizdir. Bu hükümlerden anlaşıldığı üzere, sadece tecavüz konusu ürünlerin üretiminde kullanılan araçlara el konulması ve dolayısıyla başka yolla giderilemiyorsa ancak o zaman imhası mümkün olabilecektir. O nedenle araçların tecavüz konusu ürünlerle birlikte başka tarım ürünlerinin üretiminde de kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi zorunludur. Zira, başkaca ürünlerin üretiminde kullanma söz konusu ise araçlara el konulması ve dolayısıyla imha edilmesi söz konusu olamayacaktır. Ağaçların imhasına gelince, hükümden açıkça anlaşıldığı üzere, tecavüzün giderilmesi için öncelikle ağaçların şekillerinin (aşılama yapılması yoluyla) değiştirilmesi ile tecavüzün giderilip giderilemeyeceği araştırılmalıdır. Eğer bu yolla tecavüz giderilemeyeceği bilimsel olarak tespit edilirse imha kararı verilmesi gerekecektir. Zira, fikri mülkiyet hukukunda tecavüzün giderilmesi için imha son çaredir. O nedenle, anılan hükümler ile düzenlenen imha tecavüzün giderilmesinde son çare olduğu gözetilerek, tecavüz konusu ağaçların üretiminde kullanılan araçların başka tarım ürünlerinin üretiminde de kullanılıp kullanılmadığı, yani sadece dava konusu ağaçların üretiminde kullanılıp kullanılmadığı ile tecavüzün aşılama veya başka bir yöntemle giderilip giderilemeyeceği yönünde uzmanlardan oluşturulacak bilirkişi kurulundan rapor alınması gerekmektedir. Somut olayda ise anılan yönlerde araştırma ve inceleme yapılmadan üretimde kullanılan araçlar ile birlikte tecavüz mahsulü 5.200 elma ağacının imhasına karar verilmesi anılan hükme ve dolayısıyla fikri mülkiyet hukukunda tecavüzün giderilmesi için imhanın son çare olduğu yönünde ki ilkeye açık aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle kararın davalı taraf yararına BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun ONAMA yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sadece tacirlerin menfaatini korumak
B) Tüketicilerin en ucuz mala ulaşmasını sağlamak
C) Bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabeti sağlamak
D) Devletin vergi gelirlerini artırmak
E) İthalatı kısıtlamak