6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 55

Türk Ticaret Kanunu 55. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 55- (1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle; 1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek, 2. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek, 3. Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak, 4. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak, 5. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek, 6. Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak; şu kadar ki, satış fiyatının, aynı çeşit malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin benzer hacimde alımında uygulanan tedarik fiyatının altında olması hâlinde yanıltmanın varlığı karine olarak kabul olunur; davalı, gerçek tedarik fiyatını ispatladığı takdirde bu fiyat değerlendirmeye esas olur, 7. Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltmak, 8. Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak, 9. Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak, 10. Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satış fiyatını veya taksitle satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmemek, 11. Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık beyanlarda bulunmamak, 12. İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, fiyatı, ödeme şartları, sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkına veya kalan borcu vadeden önce ödeme hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanmak. b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; özellikle; 1. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek, 2. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak, 3. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek, 4. Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine yöneltmek. c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle; 1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak, 2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak, 3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak. d) Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildiren dürüstlüğe aykırı davranmış olur. e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur. f) Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak. Özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine; 1. Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan, veya 2. Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur. B) Hukuki sorumluluk I - Çeşitli davalar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

54 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/326 E., 2024/4107 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
mükerrer 6 ncı maddesinde tanınmış markalar ile ilgili düzenlemeye yer verildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 ve 55 inci maddelerinde haksız fiil ile ilgili düzenlemelere yer verildiği, Mahkemenin 2018/413 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda, davalının satışa arz için tezgahında bulunan beş adet ürünün ambalaj kutusundaki "...
11. Hukuk Dairesi         2023/326 E.  ,  2024/4107 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2106 Esas, 2022/1829 Karar KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/10 E., 2020/41 K. Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili adına tescilli "...'s Cube+Şekil" markasının Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde T/03210 sayı ile tanınmış marka statüsünde olduğunu, Türkiye'de 2011/119212 no'lu ...'s + Şekil, 2017/57696 no.lu ...'s Cube + şekil ibareli tescilli markalarının bulunduğunu, müvekkilinin "..." isimli güzen sanat eserinin, müvekkilinin izni olmadan davalı tarafından "Kübirik" ve "Rübik Cube" şeklinde kullanıldığını, piyasaya ve satışa sunulduğunu, bu durumun Mahkemenin 2018/413 D.İş sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini, davalının söz konusu eylemlerinin müvekkilinin eserden ve marka hakkından kaynaklanan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek, müvekkiline ait "..."nün güzel sanat eseri olduğunun tespitine, davalı tarafından satışı gerçekleştirilen "Kübirik" ibareli ürünlerin, müvekkiline ait orijinal ... eserinin taklidi olduğunun tespitine, davalının söz konusu eylemleri ile davacının eserden kaynaklanan haklarına ve "...'s" ve "...'s Cube" esas unsurlu markadan doğan haklarına tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespitine, fazlaya ilişkin haklarını saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL maddi, 60.000,00 TL manevi ve 5.000,00 TL itibar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının tazminat talepleri yönünden davanın tefrik edildiği, diğer talepleri yönünden davaya devam edildiği, TÜRKPATENT kayıtlarına göre 2011/119212 sayılı "RUBIK'S+Şekil" ibareli markanın, 28, 35 ve 41 sınıflarda 30.12.2011 tarihinden, 2017/57696 sayılı "...'s CUBE+Şekil" ibareli markanın 28. sınıfta 21.06.2017 tarihinden itibaren 10'ar yıl müddetle davacı adına tescilli olduğu ve "...'s CUBE+Şekil" markasının T/03210 sayı ile davacı adına tanınmış marka olarak tescil edildiği, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde marka hakkına tecavüz sayılan fiillerin düzenlendiği, Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6 ncı maddesinde tanınmış markalar ile ilgili düzenlemeye yer verildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 ve 55 inci maddelerinde haksız fiil ile ilgili düzenlemelere yer verildiği, Mahkemenin 2018/413 D.İş sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda, davalının satışa arz için tezgahında bulunan beş adet ürünün ambalaj kutusundaki "... Cube" markasal kullanımının, davacının tescilli ve tanınmış "Rubiks CUBE" markası ile benzer olduğu, bu benzerliğin, tüketici sınıfı da göz önüne alındığında iltibas ihtimalinin yüksek olduğu ve bu durumda marka tecavüzünden söz edilebileceği görüşüne yer verildiği, işbu dosyada alınan 08.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda, 1.03.2014 tarihinde Budapeşte'de tanzim edilen belgede, Ernö ...’in "..." olarak anılan üç boyutlu puzzle'in tek sahibi ve yaratıcısı olduğu ve bu ürünü 1974 yılında yarattığı ifade edildikten sonra, ... Küpünün telif hakları, süre ve bölge sınırlamaları olmadan, yasanın izin verdiği kadarıyla alt lisans verme hakları ile birlikte münhasır bir şekilde ...’s Brand Limited şirketi adına lisanslı olduğu, davaya konu ... Küpünün 5846 sayılı Fikir ve sanat Eserleri Kanunu'nun (5846 sayılı Kanun) 1/B maddesi anlamında hususiyet taşıyan bir çalışma ve bu doğrultuda 4 üncü madde anlamında belli bir estetik değeri olan çalışma, diğer bir deyişle eser/güzel sanat eseri olarak değerlendirilebileceği, bu meyanda ... Küpünün izinsiz çoğaltılması ve dağıtılmasının 5846 sayılı Kanun'un 22 nci maddesindeki çoğaltma hakkı ve 23 üncü maddesindeki yayma hakkının ihlali olarak değerlendirilebileceği, davalının ürünlerini ticaret mevkiine arz ederken ambalajlarında kullandığı “... Cube” kullanımının markasal bir kullanım olduğu, bu kullanımın davacının 2017 57696, T/03210 (tanınmış marka) tescil sayılı “Rubiks CUBE+Şekil” markalarının ayırt edilemeyecek kadar benzeri olduğu, bu suretle markanın taklit edildiği, aynı zamanda davacının “...’s Cube” ve 2011/119212 tescil sayılı “...’s” markaları karşısında davalının ... Cube kullanımının halk nezdinde seri marka olarak anlaşılması ihtimalinin de olduğu, dolayısıyla davalı kullanımının halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali yarattığı, ... Küpübir iş ürünü olarak değerlendirilmeye elverişli olduğundan, izin alınmadan kullanılmasının 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi bağlamında başkasının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma olarak nitelendirilebileceği, dolayısıyla davalının izinsiz kullanımının bu doğrultuda haksız rekabet oluşturan bir eylem olarak görülebileceği, görüşlerine yer verildiği; sonuç olarak tüm dosya kapsamına göre davaya konu ... Küpünün eser/güzel sanat eseri olduğu, davacının dosyadaki belgelere göre bu eser üzerinde hak sahibi olduğu, davaya konu ... Küpünün izinsiz çoğaltılması ve dağıtılmasının çoğaltma hakkı yayma hakkının ihlali olduğu, davalının ürünlerini ticaret mevkiine arz ederken ambalajlarında kullandığı “... Cube” kullanımının markasal kullanım olduğu, davalı kullanımının halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali yarattığı, ... Küpünün bir iş ürünü olarak değerlendirilmeye elverişli olduğu, izin alınmadan kullanılmasının başkasının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma olarak nitelendirilebileceği, dolayısıyla davalının izinsiz kullanımının bu doğrultuda haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle davacının tespite yönelik davasının kabulüne, tüm hakları davacıya ait olan "... Küpünün" 5846 sayılı Kanun anlamında eser olduğunun tespitine, davalının satışa sunduğu "Kübirik" ve "... Cube" ismini verdiği ürünlerin davacıya ait "... Küpünün" taklidi niteliğinde olduğunun, yine davalının bu eylemi ile davacının eserden kaynaklanan haklarına "...'s" ve "...'s Cube" esas unsurlu markadan doğan haklarına tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespitine, davacının tazminata dair talepleri yönünden dosya tefrik edilip başka bir esasa kaydedildiğinden, bu dosyada ayrıca karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle, ... küp oyuncağının 5846 sayılı Kanun kapsamında "eser" olarak değerlendirilemeyeceği gibi 6102 sayılı Kanun kapsamında "iş ürünü" da değerlendirilemeyeceğini, zira kübik kafes yapısının üç boyutlu bulmacalar alanında bir norm sayılamayacağını, davacı tarafın dava şartı olan arabulucuya başvuru şartını sağlamadığı halde davanın kabul edildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, ... küp oyuncağının pazarlama terminolojisinde "jenerik marka" olarak adlandırılan ve markası ürünün adı yerine geçen ürünlerden olduğunu, bu nedenle ürünün ambalajında ... Cube yazıyor olmasının tek başına iltibas olarak değerlendirilemeyeceğini, zira ürünün başka bir adının olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, dava açılmadan önce alınan tespit bilirkişisi raporu içeriğinden davalının satışa sunduğu ürünlerin ambalajı üzerinde "... Cube" şeklindeki kullanımın markasal kullanım olduğu, kullanımın davacı markaları ile benzer olduğu, dolayısıyla iltibas durumunun somut olay bakımından gerçekleştiği, davalının kullanımının 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasını (c) bendi bağlamında haksız rekabet olduğu, ayrıca söz konusu ... olarak bilinen ürünün belli bir estetik değerinin bulunduğu ve sahibinin hususiyetini taşıması nedeniyle eser vasfında bulunduğu, bu konuda alınan 08.01.2020 tarihli bilirkişi raporundaki değerlendirmelerin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava şartı olan arabuluculuk yerine getirilmediğinden tazminat talepleri yönünden davanın reddi gerektiğini, dava konusu rübik küpünün hem eser hem de 6102 sayılı Kanun bağlamında iş ürünü olarak kabul edilmesinin çelişik olduğunu, 5846 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilemeyecek olanların ancak 6102 sayılı Kanun kapsamında iş ürünü olarak ele alınabileceğini, dava konusunun 5846 sayılı Kanun kapsamında eser olarak değerlendirilemeyeceğini, zira kübik kafes yapısının üç boyutlu bulmacalar alanında bir norm sayılmadığını, aksinin kabulü halinde bu alanda yapılması muhtemel tüm versiyonların baştan engelleneceğini ve davacıya sonsuz bir hak tanınmış olacağını, davacıya ait markalarda yer alan logolar ile müvekkili şirketin kullandığı logoların benzemediğini, ibarelerin fonetik olarak farklı olduğunu, bilirkişi raporunda ortalama tüketici dikkate alınarak değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu, zira bu ürünü alan kişilerin belli bir bilinç düzeyinin üstündekiler olduğunu, rübik küp oyuncağının pazarlama terminolojisinde jenerik marka olarak adlandırılan ve markası ürünün yerine geçen ürünlerden olduğunu, ürünün başka bir adının olmadığını, istinaf mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, "..."nün davacıya ait olduğunun ve güzel sanat eseri olduğunun tespiti, davacının eserden kaynaklanan haklarına ve "...'s" ve "...'s Cube" markalarından doğan haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti taleplerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6769 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri, 3. 6102 sayılı Kanun'un 54 ve 55 inci maddeleri. 4.5846 sayılı Kanun'un 1/B, 4, 22 ve 23 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2021/944 E., 2023/62 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Core isimli yazılımın müvekkilinin geliştirdiği İSGPro isimli yazılımın aynısı olduğunu, davalının müvekkili şirkette çalıştığı dönemde elde ettiği bir kısım verileri reklam ve tanıtımlarında kullanmakta olduğunu, davalının bu eylemlerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 55/1-c-d maddesi gereğince haksız rekabet teşkil ettiğini, ayrıca davalının sektörde tanınabilir hâle gelmek adına gel
Hukuk Genel Kurulu         2021/944 E.  ,  2023/62 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/685 E., 2021/1103 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulüne, davanın reddine Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti, men'i ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 23.08.2008 ilâ 15.11.2012 tarihleri arasında müvekkili şirkette çalıştığını, askerlik hizmetini ifa edeceği gerekçesiyle işinden ayrılan davalının daha sonra HAG Teknoloji unvanlı bir işletme açtığını, davalının müvekkilinin geliştirdiği yazılımların birebir aynısını pazarladığını ve müvekkiline ait birçok materyali izinsiz kullandığını, internet sitesinin müvekkilinin internet sitesinden iktibas edilerek hazırlandığını, davalının internet sitesinde müvekkilinin müşterilerini kendi müşterisi gibi göstermekte olduğunu, davalının geliştirdiğini iddia ettiği EHSCore isimli yazılımın müvekkilinin geliştirdiği İSGPro isimli yazılımın aynısı olduğunu, davalının müvekkili şirkette çalıştığı dönemde elde ettiği bir kısım verileri reklam ve tanıtımlarında kullanmakta olduğunu, davalının bu eylemlerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 55/1-c-d maddesi gereğince haksız rekabet teşkil ettiğini, ayrıca davalının sektörde tanınabilir hâle gelmek adına geliştirdiğini iddia ettiği yazılımı son derece cüzi bedelle pazarlamaya çalıştığını ve bu eyleminin ise TTK 55/1-a maddesine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespitine, davalının bu eylemleri yapmaktan men edilmesine, hükmün ilanına, yargılama sırasında ortaya çıkacak gerçek zarar miktarına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafça sözü edilen internet sitesi faaliyetlerinibn HAG Teknoloji ticari işletmesi altında yürütülmekte olduğunu, müvekkilinin askerlik dönüşü bu şirketi kurmadığını, bu süreçte bir bankada iki yıla yakın bir süre yazılım mühendisi olarak çalıştığını, şirketin üç yıla yakın bir süre sonra kurulduğunu, dolayısıyla müvekkilinin iş deneyiminin davacının tahmin ettiğinden farklı derinlikte ve davacının iş ilişkisiyle ilgili olmadığını, müvekkili işletme yetkililerinin kendi becerileri ve çalışmaları sonucunda EHSCore yazılımını oluşturduklarını, internet sitesindeki birebir aynı olduğu iddia edilen ifadelerin her internet sitesinde bulunan başlıklar olduğunu, müvekkilinin yalnızca çalıştığı müşterilere yer verecek şekilde kendi faaliyetleri kapsamında bir internet sitesi hazırladığını, tazminata dayanak bir zararın kanıtlanamadığını, böyle bir zararın mevcut olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 15.03.2018 tarihli ve 2016/226 Esas, 2018/168 Karar sayılı kararıyla; davalının davacı ile aynı sektörde benzer bir işletme çalıştırdığı, ancak üretimi ve geliştirmesi aynı olmayan bir program üzerinden piyasaya hitap ettiği, taraflar arasında birlikte çalıştıkları dönemde şirket bünyesinde çalıştığı süre zarfında öğrenmiş olduğu sır niteliğindeki bilgileri başkalarına açıklamaması ya da başka bir firmada çalışması durumunda müeyyide uygulanacağına dair bir sözleşme imzalamadıkları, davacının üretimini yaptığı program üzerinde davalının işten ayrıldığı tarihte hak sahipliğinin de bulunmadığı, aradan geçen uzun zamanda davalının tecrübelerini kendi işine aktarmasında hukuka aykırı bir durumun bulunmadığı, hukuka aykırılık ve rekabet ihlaline ilişkin inandırıcı bir delilin de dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesi 23.01.2020 tarihli ve 2018/1079 Esas, 2020/78 Karar sayılı kararı ile; davacı iddialarının doğru olduğu kabul edilse dahi, davalıya isnat edilen eylemlerin TTK'nın 55/1-c-d maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, zira davalının kendisine emanet edilmiş bir iş ürününden yetkisiz yararlandığı veya iş ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp yararlandığı ileri sürülmediği gibi, davacı iddiaları doğrultusunda üretim veya iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmesi, gizlice ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendirmesinin de söz konusu olmadığı, ancak davacının iddiası davalının davacı işyerinde çalıştığı sürede elde ettiği bir takım bilgileri kendi yazılımında kullandığı ve davacı yazılımı ile birebir aynı yazılımı oluşturup bu şekilde iktibas yaratıldığı yönünde olup bu iddiaların TTK’nın 55/1-a-4 maddesi uyarınca yapılan değerlendirmesinde davalı ve davacının programlarının işleyişi, genel algoritması ve modülleri çok benzer olmakla birlikte programların özünü oluşturan ve kopyacılığın sınırlarını belirleyen kodların tamamen aynı olmadığı, fikir ve akış diyagramlarının aynı olduğu, davalının ilgili projeyi farklı bir kod mantığı ile tekrar yazmış olduğu, davalının internet sitesinde verilen hizmetten söz edilirken ekip üyelerinin hizmetlerinden söz edildiği, davalının firmasının hizmetinden söz edilmediği, salt davalının davacı şirkette çalıştığı dönemde elde ettiği bir kısım verileri kendi yazılımlarında, internet sitesinde ve reklam broşürlerinde kullanmış olmasının haksız rekabet eylemine neden olmayacağı, zira davacı işi gereği bu teknik bilgilere sahip bir mühendis olup bu bilgileri kullanmamasının düşünülemeyeceği, davalının yazılımının davacı yazılımları ile karışıklığa veya karıştırılmaya yol açması da söz konusu olmadığına göre somut olayda bu maddenin koşullarının da oluşmadığı, bu itibarla gerekçe yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.02.2021 tarihli ve 2020/1506 Esas, 2021/1247 Karar sayılı kararı ile; "1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıda belirtilen hususlar dışında, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, sonlandırılması ve maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalının ürettiği ‘’EHSCore’’ isimli iş sağlığı ve güvenliği programının, davacının önceden ürettiği ‘’İSGPro’’ isimli iş sağlığı ve güvenliği programına benzediğini, davacı programında kullanılan modüllerin, ara yüzlerinin bire bir davalı yazılımında kullanıldığı ve ayrıca davalının internet sitesinde kendi müşterisi gibi gösterdiği şirketlerin aslında davacının müşterileri olduğunu ileri sürmüş, ilk derece mahkemesince, bilirkişi raporuyla programda tespit edilen benzerlikler olsa da programların farklı programlama dilinde, farklı yazılım kodlarıyla yazıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bölge adliye mahkemesince ise, davacının gerekçe yönünden istinaf istemleri kabul edilmiş ancak taraflara ait iş sağlığı ve güvenliği programlarının genel algoritması, modüllerinde benzerlik olduğu, fikir ve akış diyagramlarının aynı olduğu ancak davalının ilgili projeyi farklı bir kod mantığı ile tekrar yazmış olduğu, davalı web sitesinde verilen hizmetten söz edilirken davacı firmanın hizmetinden söz edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 54. maddesinde belirtildiği üzere, haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Kanunun “dürüstük kuralına aykırı davranışlar ve ticari uygulamalar” başlığı altında haksız rekabet hallerinin örnek mahiyetinde sayıldığı bu bağlamda, TTK ve 55-b.a.4’de “başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek”; aynı madde ve fıkranın b.1-a hükmünde ise “başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” hali haksız rekabet teşkil eden eylemlerden sayılmıştır. Dosyaya kazandırılan 26.01.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; davalının programındaki ‘’uygulama modül’’ isimlerinin davacının önceden üretip pazarladığı programdaki isimlere benzer olduğu, programların çalışma mantıkları ve kullanıcı ara yüzlerinin benzer olduğu, ‘’Düzenleyici ve Önleyici Faaliyet’’ modülü ve bu modülde kullanılan formlardaki ifadelerin aynı olduğu, örnek formül olarak gösterilen ‘’Risk=olasılık * şiddetin karesi’’ formülünün aynı olduğu, ‘’Tanımlar’’ modülündeki alt modül isimlerinin aynı olduğu, ‘’Muayeneler’’ modülündeki veri girişlerinin aynı olduğu, programların farklı programlama dilinde, farklı yazılım kodlarıyla yazıldığı ve programların klasörleme mantıklarının farklı olduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi raporundaki tespitler göz önüne alındığında, davalıya ait EHSCore adlı program ile davacıya ait İSGPro isimli programın aynı çalışma mantığında üretildiği, fikir ve sanat eseri olan yazılımın bizatihi kendisinin benzer olmadığı ancak eserin sergilenme biçimi itibariyle programların benzer olduğu, bu hali ile davalının eylemlerinin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesinde yerini bulan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak şeklindeki haksız rekabet halini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, bu yönler itibariyle haksız rekabet oluştuğu kabul edilerek neticesine göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamış olup, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Davacı, davalıya ait internet sitesinde "hakkımızda" bölümündeki ‘’Ekibimiz geçmişteki Pfizer Türkiye, Abdi ... ve Thy gibi büyük şirketler ile yürütülen İSG Yazılımı Projelerindeki deneyimlerini DEBİS projesinde birleştirmiştir.’’şeklindeki ifadelerin, davacının müşterilerinin davalının müşterisiymiş gibi anlaşılacağı gerekçesiyle haksız rekabet oluşturduğu iddiasında bulunmuştur. 6102 sayılı TTK’nın haksız rekabete ilişkin 54. ve devamı maddelerin doğrudan davacının iddiasına isabet eden haller belirtilmemiş olsa da, yukarıda belirtildiği gibi 55. maddedeki haksız rekabet halleri örnek kabilinden sayılmış olup, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı her türlü davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırı olup haksız rekabet halini oluşturacaktır. Davalının internet sitesindeki kullanılan ifadeler davalının ekibinin davacının dava dışı şirketlerle gerçekleştirdiği iş sağlığı ve güvenliği projelerinin davacıya ait bağımsız faaliyetler olarak sunulmasına ilişkindir. Oysa davalı, dava dışı şirketlerle yürütülen iş sağlığı ve güvenliği yazılımı faaliyetlerine davacı şirkette sigortalı çalışan olduğu dönemde iştirak etmiş olup, bu hali ile davalının eyleminin davacı şirkete ait iş tecrübelerinin davalıya mal edilmesi sonucunu doğuracak nitelikte olduğu ve bu durumun rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı bir ticari uygulama olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda davacının işbu eyleminin de davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğunun kabul edilip neticesine göre karar verilmesi gerekirken, bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır..." şeklindeki gerekçeyle karar bozularak dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; bilirkişi incelemesi neticesinde davacının programları ile davalının programının kodlarının farklı olduklarının belirlendiği, davacının iki ayrı program kullanır iken davalının davalı yazılımının hem iş güvenliği uzmanları ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerinde (OSGB) hem de işyeri hekimlerine bir arada hizmet verebilmekte olduğu, davacının ise iş güvenliği ve hekimler için iki ayrı ayrı yazılım programlarının olduğu, risk=olasılıkxşiddet karesi formülünün risk hesaplama formülü olduğu, bu formülün davacıya ait olmadığı gibi davalıya da ait olmadığı, Avrupa Birliği Müktesebatı ile uyum çalışmaları kapsamında 21 adet iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğinin yayınlandığı, tüm yönetmeliklerde "İşverene Risk Değerlendirme Yükümlülüğü" getirildiği, riskin gerçekleşme oranının Risk=olasılıkxşiddet hesaplamasıyla yapıldığı ve iş güvenliği uygulamasında L tipi Matris Metodu olarak adlandırıldığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliğinin 5 inci maddesi uyarınca iş güvenliği riskleri, meslek hastalıkları, alınacak önlemler standart başlıkların kullanılmasının iş mevzuatı ile belirlenen zorunluluklardan kaynaklandığı, her iki yanın programı iş güvenliği ve risk yönetimine ait olduğundan modüllerin de zorunlu olarak aynı olduğu, davaya konu program iş güvenliği programı olduğundan doğal olarak modül adlarının aynı olacağı, riskin aynı şekilde tanımlanacağı, benzer veya aynı formüller kullanılacağı, tanımlanan riske göre de alınabilecek önlem modüllerinin de aynı adı taşıyacağı, davalının davacının ürettiği programın yazılım mühendisi olduğu gözetildiğinde kendisine emanet edilmiş bir iş ürününden yetkisiz yararlandığı veya iş ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp yararlandığı ileri sürülmediği gibi davacı iddiaları doğrultusunda üretim veya iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmesinin ve gizlice ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendirmesinin de söz konusu olmadığı, teknik inceleme sonucu kopyalama sayılabilecek bir eylem bulunmadığından yeniden yazılmış davalı programının TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki haksız rekabet hâli kapsamı içerisinde bulunmadığı, davacının ürününün İSGPro, davalının ürününün EHSCore adıyla pazarlandığı, söz konusu ürün üzerinde davacının haklı olarak kullandığı tanıtma vasıtalarıyla iltibas oluşturacak şekilde işaret ve benzeri tanıtma vasıtalarını kullandığının belirlenemediği, bu sebeple yazılımı üretip piyasaya sunan davalının eyleminin aldatıcı hareket ve hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir hareket olarak nitelendirilemeyeceği, TTK’nın 55 inci madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere karıştırılmanın dış görünüş ve duyuruş bağlamında olduğu, iç benzerlikten doğan karıştırılmanın hüküm kapsamında olmadığı, davalının bilgileri haksız olarak elde etmediği, kopyalama mevcut olmadığından haksız rekabet unsurlarının somut olayda bulunmadığı, davalının internet sitesinde davacının kendi müşterisi olduğunu belirttiği firmalara verilen hizmetten söz edilirken ekip üyelerinin hizmetinden söz edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun geneli ile sonuç kısmının çelişkili olduğunu, raporda iddialarını destekler bir çok tespitin bulunduğunu, raporda öz olarak davalı yazılımının özgün olmadığının ve müvekkili şirkette çalıştığı süreçte elde ettiği verileri yazılımında kullandığının teyit edildiğini, ancak sonuç kısmının bu tespitlere aykırı olduğunu, bilirkişilerin sonuç ve kanaat kısmında farklı sonuca ulaşmalarının nedeninin sadece kaynak kodları özelinde hukuksal değerlendirme yapma çabalarının bir ürünü olduğunu, ayrıca raporda davalının verilerin bir kısmının birebir aynen kullanmakla birlikte bir kısım verileri değiştirdiğinin ifade edildiğini, esasen doğal olanın da bu olduğunu, zira gelişen teknoloji, artan ihtiyaçlar vs hususları nazara alındığında birebir iktibasın mantıklı olmayacağını, bilirkişi heyetince veritabanı yapılarının incelenmediğini, anlaşıldığı kadarıyla sadece ara yüzler ve kaynak kodları üzerinden değerlendirme yapıldığını, oysa veritabanlarının incelenmesi sonucu davalının yaptığı iktibasın hem niteliksel hem niceliksel boyutunun kolaylıkla görülebileceğini, davalının her iki projede de çalıştığını, davalının ISGPro projesinde çalıştığına dair Pfizer Sözleşmesini sunduklarını, sözleşmenin üçüncü sayfasındaki 3.7 nci maddesinde davalının bu projede yazılım mühendisi sıfatıyla görevlendirildiğinin belirtildiğini, bir kısım iddialarının ise bilirkişi raporunda tartışılmadığı gibi mahkemece de dikkate alınmadığını, davalının internet sitesinde hâlihazırda müvekkili müşterisi bir kısım şirketlerin isimlerini zikretmekte ve kendi müşterisiymiş gibi algı oluşturmakta olduğunu, yine müvekkilinin müşterisi olan Pfizer Türkiye firmasına ait bir kısım özel bilgileri internet sitesinde ve tanıtım videosunda kullanmakta olduğunu, müvekkilinin davalı ile rekabet etmeme ve elde ettiği ilgileri üçüncü kişilerle paylaşmama sözleşmesi imzalamamış olmasının taleplerinin kabulü için olmazsa olmaz bir unsur olmadığını, işçinin üretim ve iş sırlarını saklama yükümlülüğünün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 396/son maddesinde düzenlendiğini, ayrıca müvekkili yazılımlarının patentlerinin alınmamış olmasının da davalının elde ettiği verileri mutlak şekilde kullanabileceği anlamına gelmediğini, davalı eylemlerinin TTK 55/1-c-d maddesi uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalıya ait EHSCore adlı program ile davacıya ait İSGPro isimli program arasındaki benzerliklerin TTK’nın 55/1-a-4 maddesi kapsamında, yine davalıya ait internet sitesindeki birlikte çalışma tecrübelerine sahip olunduğu belirtilen ve aynı zamanda davacı müşterileri olan dava dışı şirketlerle ilgili açıklamanın aldatıcı yahut dürüstlük kuralına aykırı bir ticari uygulama anlamında haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabete ve somut uyuşmazlığa ilişkin hükümleri aşağıdaki şekildedir; "Madde 54: (1) Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2) Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." "MADDE 55- (1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle; 1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek, 2. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek, 3. Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak, 4. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak, 5. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek, 6. Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak; şu kadar ki, satış fiyatının, aynı çeşit malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin benzer hacimde alımında uygulanan tedarik fiyatının altında olması hâlinde yanıltmanın varlığı karine olarak kabul olunur; davalı, gerçek tedarik fiyatını ispatladığı takdirde bu fiyat değerlendirmeye esas olur, 7. Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltmak, 8. Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak, 9. Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak, 10. Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satış fiyatını veya taksitle satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmemek, 11. Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık beyanlarda bulunmamak, 12. İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, fiyatı, ödeme şartları, sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkına veya kalan borcu vadeden önce ödeme hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanmak. b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; özellikle; 1. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek, 2. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak, 3. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek, 4. Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine yöneltmek. c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle; 1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak, 2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak, 3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak. d) Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildiren dürüstlüğe aykırı davranmış olur. e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur. f) Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak. Özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine; 1. Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan, veya 2. Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur." "MADDE 56- (1) Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b) Haksız rekabetin men’ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini, isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. (2) Ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler de birinci fıkradaki davaları açabilirler, ancak araçların ve malların imhasını isteyemezler. (3) Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer meslekî ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla kamusal nitelikteki kurumlar da birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davaları açabilirler. (4) Bir kimse aleyhine birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri gereğince verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu malları, doğrudan veya dolaylı bir şekilde ondan ticari amaçla elde etmiş olan kişiler hakkında da icra olunur." 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 48/1 inci maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestîsi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukuki yolları tespit etmektir. 3. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2 nci maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ankara, 2018, s. 350). 4. Türk Ticaret Kanunu'nda haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu kapsamda TTK’nın 54/1 inci maddesinde haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacının “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması” olduğu belirtildikten sonra; aynı Kanun'un 54/2 nci maddesinde ise haksız rekabete ilişkin genel ilke “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” şeklinde belirtilmiştir. Buna göre genel ilke belirlenirken haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmamıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında önem arz etmektedir. 5. Türk Ticaret Kanunu’nun 54 üncü maddesinde haksız rekabetin amacı ve genel ilkesi belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 55 inci maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır (Arkan, s. 350). Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki TTK’nın 55 inci maddesinde sayılan hâllerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Bu maddede sayılan hâllerden birisi söz konusu ise haksız rekabetin varlığı kabul edilecek, somut davranış veya uygulama bu maddede sayılan haksız rekabet hâllerine tam olarak uymuyorsa veya bu hâllerin kapsamına örnekseme yoluyla dolaylı olarak da dâhil edilemiyorsa, ancak bu takdirde genel hüküm niteliğindeki TTK’nın 54/2 nci maddesinin uygulanması mümkün olacaktır. 6. Bu aşamada uyuşmazlığın kapsamı itibariyle TTK’nın 55/(1)-a-4 maddesinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 7. Türk Ticaret Kanunu'nun 54/(1)-a-4 maddesi gereğince "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak," haksız rekabet hâllerinden biri olarak belirlenmiştir. Buna göre, kişinin bir başkasının mal veya iş ürününün ya da ticaret unvanı veya markasının aynısını ya da benzerini kendi iş ve faaliyetinde ticari amaçla kullanması, ilgili malı veya iş ürününü piyasaya sunması karıştırılmaya (iltibasa) yol açar ve haksız rekabet teşkil eder. Bu kapsamda karıştırılma, marka ve tasarım gibi her türlü fikri mülkiyet hakkı, başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti, ticari işletmesi veya yine başkasının haklı olarak kullandığı ticaret unvanı, işletme adı, ürün fotoğrafı, internet alan adı, ambalaj, logo, yazılım, kodlama sistemi, ürün kabı gibi iş ve tanıtma vasıtaları üzerinde söz konusu olabilir. 8. Karıştırılmaya neden olan fiillerle gerçekleştirilen haksız rekabet hâli, uygulamada en çok karşılaşılan haksız rekabet hâllerinden biri olup "karıştırılma" ifadesinden maksat; ticari faaliyetlerde bulunan rakiplerin ürünleri, tanıtım vasıtalarını yahut iş mahsulleri gibi değerleri arasındaki benzerliktir. TTK'nın 54/(1)-a-4 maddesine ilişkin gerekçede "karıştırılma" ifadesinin yanıltmayı, kandırmayı veya yanlış algılattırmayı kapsayacak şekilde düzenlendiği belirtilmiştir. 9. Türk Ticaret Kanunu'nun 54/(1)-a-4 maddesinin gerekçesinde karıştırılmanın dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenlendiği, iç benzerlikten doğan karıştırılmanın (dışarından görünmeyen işleyiş sistemlerindeki benzerlik gibi) hükmün kapsamı dışında olduğu, iç benzerliğin karıştırılma kavramı ile tanımlanamayacağı, dış görünüm korumasının, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasını olduğu ifade edilmiştir. Başka bir anlatımla TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi kapsamındaki koruma bir tacirin iş mahsulleri yahut faaliyetlerinin nihai tüketiciye sunumu sırasında sahip olduğu dış görünüm, sunum tarzı yahut donanımının işleyişinin nihai müşteri nezdindeki görünümü olup nihai müşteriye/tüketiciye sunulan ürün yahut faaliyetlerin görünümü taklit edilmek suretiyle gerçekleşen fiiller haksız rekabet teşkil etmekle TTK'nın 55/(1)-a-4 hükmü ile haksız rekabet hükümleri çerçevesinde yaptırımlara tabi olur. Bu çerçevede sunulan iş mahsulünün nihai müşteriye sunumu sırasında algılanmayan işletim sistemine dair teknik özelliklerin taklit edilmesi, TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi kapsamında haksız rekabet teşkil eden bir fiil olarak nitelendirilemez. TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi gereğince yapılacak olan karşılaştırmada ürünün yahut faaliyetin benzerlik oluşturan yönlerinin yanı sıra rengi, boyutu, ambalajı, kompozisyonu, işleyişi, sunum tarzı gibi tüm özellikleri dikkate alınarak ürünler arasında karıştırılmaya neden olabilecek benzerliğin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. 10. Türk Ticaret Kanunu'nun 54/(1)-a-4 maddesinde düzenlenen haksız rekabet hâlinin uygulanabilmesinin koşullarından biri de "karıştırılmaya yola açan" fiillerin objektif olarak mevcut olması gerekir. Nitekim anılan hükme dair madde gerekçesinde bu husus "Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir." şeklinde ifade edilmekle anılan hüküm kapsamında ileri sürülen iddiaya dair yapılacak olan değerlendirmede "karıştırılma" hususunda hedef olan müşteri kitlesi nezdindeki izlenimlerin nazara alınması önem arz etmektedir. Bu kapsamda karıştırılmaya neden olacak fiillerin ilgili olduğu mallar, iş ürünleri, faaliyetleri yahut işlerin hedef kitlesi olan müşterilerin, taklit edilmiş ürün yahut iş mahsulleri karşısında aldanıp aldanmayacağının objektif olarak belirlenmesi gereklidir. Bu değerlendirme neticesinde karıştırılmaya neden olacak düzeyde benzerliğin hedef müşteri kitlesini yanıltacak düzeyde olduğunun belirlenmesi neticesinde bu fiil, TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi kapsamında haksız rekabet teşkil eder nitelikte bir fiil olarak kabul edilebilecektir. 11. Önemle ve tekraren belirtilmelidir ki; bir fiil, TTK'nın 55 inci maddesinde örnekseme yoluyla-tâdadî olarak sayılan haksız rekabet hâllerinin belirlediği kapsam içerisinde bulunmasa dahi aynı Kanun'un 54/2 nci maddesinde belirtildiği üzere rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı nitelikte ise haksız rekabet olarak nitelendirilerek aynı Kanun'un devamındaki haksız rekabete dair hükümler çerçevesinde yaptırımlara tabi olacaktır. 12. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketin iş sağlığı ve güvenliği alanında ve bilişim sektöründe faaliyet gösterdiği, bu kapsamda IRONIC isimli otomasyon sistemi/veri tabanı ile aynı çatı altında sunulan ISGPro isimli bilgisayar programı/yazılım paketini geliştirerek müşterilerinin kullanımına sunduğu, bilgisayar mühendisi olan davalının da davacı şirkette 23.08.2008 ilâ 15.11.2012 tarihleri arasında yazılım mühendisi olarak çalıştığı, davacının İSGPro projesinin geliştirilmesinde görev aldığı, davalının işten ayrılması sonrasında dava tarihi itibariyle çalıştığı HAG Technology isimli firmanın da davacı ile aynı alanda faaliyette bulunduğu, bu kapsamda davalının da yapımında görev aldığı EHSCore isimli bilgisayar programını geliştirip müşterilerinin kullanımına sunduğu anlaşılmaktadır. 13. Davalının geliştirdiği EHSCore isimli iş sağlığı ve güvenliği programının davacı tarafında üretilen İSGPro isimli programa TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesi anlamında benzediğine dair iddia bakımından dosya arasına alınan ve iş güveliği uzmanı, elektronik bilgisayar mühendisi ile makine yüksek mühendisi bilirkişilerce hazırlanan 26.01.2018 tarihli raporda; davalının yazılımının tanıtımında kullanılan "Uygulama Modül" isimlerinin ve alt modül isimlerinin davacının programındakilerle aynı ve benzer olduğu, bu benzerliğin hayatın olağan akşına uygun olmadığı gibi tesadüf yahut rastlantı ile açıklanamayacak düzeyde ve nitelikte olduğu, aynı sektördeki diğer şirketlerde anılan modüllerin şirketlere özel olması gerektiği, programların çalışma mantıkları ve kullanıcı ara yüzlerinin benzer olduğu, davalının programındaki "Düzeltici ve Önleyici Faaliyet" (DÖF) ve kullanılan formlardaki ifadelerin davacının programı ile ayniyet taşıdığı, bu durumun tecrübe aktarımı ile akılda kalan bilgi kullanımı gibi gerekçelerle açıklanmasının mümkün olmayıp hayatın olağan akışına uygun olmadığı, DÖF modülünün sektördeki diğer programlarda da bulunmasına rağmen olağan olarak benzer ifadelerin bulunmadığı, davalının programının tanıtımındaki örnek formül olarak belirtilen "olasılık x şiddetin karesi" formülünün bilinen risk analiz yöntemlerinde kullanılan bir ifade olmadığı, "risk= olasılık x şiddet" formülünün farklı hâli olduğu, diğer benzer programlarda bulunmayan bu ifadenin davacının iddialarını destekler mahiyette olduğu, "Tanımlar" modülünün alt yapı tanımları ile kullanılmasının dinamik bir yapıda olduğu, değiştirilebilir nitelikte olup ilgili modülün isimlerinin aynı olması nazara alındığında davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde üzerinde çalıştığı davacı programının ana unsurlarını daha sonra yazıp pazarladığı programda kullanmış olabileceği, bu metodun davacı tarafından kullanıldığı ve sektördeki diğer benzer programlarda bu şekilde alt kategorilere ayrılarak yapılan bir kurgunun mevcut olmadığı belirtilmiştir. 14. Bilirkişilerce hazırlanan raporda mevcut olan ve yukarıda anılan tespitlerde, taraflara ait programların nihai müşterilere sergilenme ve müşteriler nezdinde algılanma biçimleri itibariyle benzer oldukları, bu benzerliklerin hayatın olağan akışına aykırı nitelikte ve anormal düzeyde olup benzerliğin davalının davacı nezdinde çalıştığı sırada ve mesleği itibariyle teknik anlamda sahip olduğu birikimin sonucu ortaya çıkan bir benzerlik olarak nitelendirilemeyeceği, aynı sektördeki ve aynı amaçla kullanılan dava dışı diğer firmalara ait programlar da nazara alınarak açıkça ifade edilmiştir. Bu bağlamda taraflara ait programlardaki bilirkişilerce ayniyet ve benzerliği tespit edilen unsurların bu programların hedef müşterilere arzı sırasında ve müşteriler nezdindeki dış görünümleri ve işleyiş sistemleri ile ilgili oldukları anlaşılmaktadır. Her ne kadar bilirkişi raporunda tarafların programlarının özünü oluşturan kodlamaların benzer olmadığı, davalının programı farklı bir kod mantığı ile tekrar yazdığı ve farklı programlama tekniği ile elde edildiği ifade edilmiş ise de; farklı olduğu belirtilen bu unsurların programların müşterilerine sunumu sırasında dışarından görülemeyecek yahut algılanmayacak nitelikteki iç işleyiş sistemlerindeki teknik detaylarla ilgili olduğu belirlenmiştir. 15. Bu itibarla davalının geliştirdiği bilgisayar programının, müşterilere sergilenme biçimi itibariyle işleyişi, genel algoritması, fikir ve akış diyagramları, arayüzler, kullanılan ifadeler, modüller ve alt modüller ile programda yer alan tanımlar ve başlıkların davacının programındakilerle hayatın olağan akışına uygun olamayacak ve sektördeki diğer programlarda var olmayan düzeyde benzer olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple davalının bu kapsamdaki fiilinin TTK'nın 55/(1)-a-4 maddesinde düzenlenen; başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak şeklindeki haksız rekabet hâli kapsamında olduğu söylenebilir. 16. Bunlar yanında davalıya ait internet sitesinde yer alan "Hakkımızda" bölümündeki "Ekibimiz geçmişteki Pfizer Türkiye, Abdi ... ve Thy gibi büyük şirketler ile yürütülen İSG Yazılımı Projelerindeki deneyimlerini DEBİS projesinde birleştirmiştir.’’şeklindeki ifadelerin haksız rekabet oluşturduğu iddiasına ilişkin olarak; anılan ifadeler davalının ekibinin davacının dava dışı şirketlerle gerçekleştirdiği iş sağlığı ve güvenliği projelerinin davalıya ait bağımsız faaliyetler olarak sunulmasına ilişkindir. Ancak davalının, dava dışı şirketlerle yürütülen iş sağlığı ve güvenliği yazılımı faaliyetlerine davacı şirkette sigortalı çalışan olduğu dönemde iştirak etmiş olup bu hâli ile davalının eyleminin davacı şirkete ait iş tecrübelerinin davalıya mal edilmesi sonucunu doğuracak niteliktedir. Zira anılan şirketler davacının müşterileri olup anılan davacı müşterilerine hizmet verildiği sıradaki çalışmalara davalının iştiraki söz konusudur. Bu sebeple davalıya ait internet sitesinde yer alan yukarıdaki ifadelerin rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı bir ticari uygulama olarak haksız rekabet teşkil ettiği kabul edilerek yapılacak değerlendirme sonrasında hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi zorunludur. 17. Hâl böyle olunca ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesine gönderilmesine,08.02.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2019/519 E., 2022/83 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Şti tarafından hazırlanan raporun gerçeği yansıtmadığının tespit edildiği, bu itibarla davalının internet sitesinde yer alan reklam metninin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 55/a maddesi gereğince haksız rekabet teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2019/519 E.  ,  2022/83 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “haksız rekabetin tespit ve men’i” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin davalı ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, davalıya ait "www.....biz" isimli internet sitesinde “Enerjini doğru kullan %71’e varan enerji tasarrufu” şeklinde bir reklam metninin bulunduğunu, bu metni okuyan tüketicinin davalının reklamını yaptığı soğuk oda kontrol makinesini kullandığında %71 enerji tasarrufu elde edeceğini ve ödemenin de bu oranda azalacağını düşüneceğini, böyle bir enerji tasarrufunun ise mümkün olmadığını, soğutma/klima sektöründe %3-4 enerji verimliliği için dâhi milyonlarca USD harcama ile Ar-Ge çalışması yapılırken %71 enerji verimliliği sağlandığı ifadesinin tüketiciyi yanıltmaya yönelik haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ile söz konusu reklamın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; müvekkili şirketin de içerisinde yer aldığı ... Group kapsamında yer alan ... Soğutma Makineleri San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından geliştirilen ve Octosense modeli olarak adlandırılan soğuk oda kontrol makinesinin enerji verimlilik testlerinin ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından yapıldığını, anılan şirket tarafından düzenlenen raporda söz konusu makinenin muadillerine göre %71 enerji tasarrufu sağladığının tespit edildiğini, dolayısıyla dava konusu reklam metninin yanıltıcı olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.05.2016 tarihli ve 2014/918 E., 2016/335 K. sayılı kararı ile; Octosense modeli olarak adlandırılan soğuk oda kontrol makinesinin enerji verimliliği için ihbar olunan ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti tarafından hazırlanan raporun gerçeği yansıtmadığının tespit edildiği, bu itibarla davalının internet sitesinde yer alan reklam metninin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 55/a maddesi gereğince haksız rekabet teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.05.2018 tarihli ve 2016/11490 E., 2018/3698 K. sayılı kararı ile; “…Dava, haksız rekabetin tespiti ve haksız rekabet oluşturan eylemin men’ine ilişkin olup uyuşmazlık TTK'nın 55/a-2 ve 5. maddeleri ile ilgilidir. Haksız rekabete ilişkin hemen tüm davalarda olduğu gibi, işbu davada da ispat yükü kural olarak davacıdadır. Bu anlamda, davacı, davalının ürünü ile ilgili olarak kendi internet sitesinde yapmış olduğu tanıtımın, kendisi ve malları hakkında gerçekdışı ve yanıltıcı açıklamalarda bulunmak suretiyle vaki bulunduğunu ispatlamak ile yükümlüdür. Davalı, tanıtımının dava dışı uzman kuruluş tarafından yapılan test sonuçlarına dayalı olduğunu savunmuştur. Gerçekten de, TÜV SUD Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılan test sonucu düzenlenen raporda, davalının ürününün piyasadaki standart modellere oranla %71'e varan düzeyde enerji tasarruflu bulunduğu belirtilmektedir. Davacı, üzerine düşen ispat yükü çerçevesinde mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, söz konusu rapor ile varılan sonucun teknik olarak mümkün olamayacağı rapor edilmiştir. Söz konusu rapor, o raporda sözü edilen teknik analizlere ilişkin değerlendirmeler üzerinde ve dosyadaki belgelerle sınırlı olarak yapılan çalışma sonucunda ortaya konulmuş bir rapor niteliğinde olup kimi varsayımsal yaklaşımlarda bulunularak raporla ortaya konulan sonucun doğru olmadığı değerlendirmesini içermektedir. Davalının, söz konusu raporu düzenleyen şirket ile aldatıcı bir rapor hazırlanmasını temin ettiği iddia ve ispat edilmiş değildir. Şu halde, dava dışı şirket tarafından yapılan test sonuçlarına ilişkin laboratuar ortamı oluşturulmaksızın, raporun teknik detayları konusunda açık bir aldatıcılık, bilimsel olmayan bir yaklaşım saptanmaksızın, dava dışı şirket tarafından gerçekleştirilen testin ve bunun neticesinde düzenlenen raporun doğru olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Mahkemece, bu açıdan yetersiz bilirkişi raporuna itibar olunup eksik araştırmaya dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olmamış, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.02.2019 tarihli ve 2018/853 E., 2019/235 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, davacı tarafından davalıya ait reklamın yanıltıcı olması nedeniyle haksız rekabetin varlığının tespiti ve önlenmesinin talep edildiği, davalının ise kendisine ait ürünün ihbar olunan şirket tarafından yapılan test ve denetim sonucu belirlenen oranda enerji tasarrufu sağladığını savunduğu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda teknik yönden %71'e varan enerji tasarrufunun mümkün olmadığının ve reklamın yanıltıcı olduğunun tespit edildiği, bu durumda farklı bir cihaz geliştirdiğini ve fazladan tasarruf sağladığını iddia eden davalının savunmasını kanıtlaması gerektiği, yapılan yargılamada davacının ispat yükünü yerine getirdiği ve cihazın %71'e varan oranda enerji tasarrufu sağlamadığının sabit olduğu, o hâlde davalının yapılan reklamın doğruluğunun kanıtlaması gerektiği, ispat yükü kendisinde olan davalının ise iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının internet sitesinde yer alan “Enerjini doğru kullan %71’e varan enerji tasarrufu” şeklindeki reklam metninin yanıltıcı olduğuna dair ispat yükünün hangi taraf üzerinde olduğu ve buradan varılacak sonuca göre dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda, teknik yönden %71'e varan enerji tasarrufunun mümkün olmadığının ve reklamın yanıltıcı olduğunun tespit edilmesi karşısında davalının eyleminin haksız rekabet teşkil edip etmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle haksız rekabet kuralları hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. 13. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü Anayasa’nın 48/1 maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestisi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukukî yolları tespit etmektir. 14. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350). 15. Olay ve dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’da haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK’nın 54/(1) maddesinde haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacının “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması” olduğu belirtildikten sonra; 6102 sayılı TTK’nın 54/(2) maddesinde ise haksız rekabete ilişkin genel ilke “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” şeklinde belirtilmiştir. Buna göre genel ilke belirlenirken haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmamıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır. 16. 6102 sayılı TTK’nın 54. maddesinde haksız rekabetin amacı ve genel ilkesi belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 55. maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır (Arkan, s. 350). Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinde sayılan hâllerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Bu maddede sayılan hâllerden birisi söz konusu ise haksız rekabetin varlığı kabul edilecek, somut davranış veya uygulama bu maddede sayılan haksız rekabet hâllerine tam olarak uymuyorsa veya bu hâllerin kapsamına örnekseme yoluyla dolaylı olarak da dahil edilemiyorsa, ancak bu takdirde genel hüküm niteliğindeki 6102 sayılı TTK’nın 54/2 maddesinin uygulanması mümkün olacaktır. 17. Bu aşamada uyuşmazlığın kapsamı itibariyle 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-2 ve 55/(1)-a-5 maddelerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 18. 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-2 maddesi gereğince; “Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Buna göre gerçek dışı (yanlış) veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak suretiyle kendisini veya üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek haksız rekabettir. Burada haksız rekabet teşkil eden husus; müşterilerin satın alıp almama konusundaki kararlarını etkileyebilecek şekilde “kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri” gibi hususlarda yanlış veya yanıltıcı açıklamalardır. 19. Yanlış açıklama, içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay veyahut durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Açıklamanın “yanlış” olup olmadığını tespit bakımından yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Gerçeğe uygun olmayan açıklamalar objektif olarak doğruluğu ve yanlışlığı tespit edilebilen açıklamalardır. Olaylar/olgular hakkındaki her türlü yanlış açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilecek; açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemeyecektir. Yanıltıcı açıklama ise mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Başka bir deyişle yanıltıcı açıklamadan; açıklamanın takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin, resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya kişilerde bıraktığı genel izlenim neticesinde açıklama konusunun olduğundan değişik ve olumsuz algılanması kastedilmektedir. 20. Hemen belirtilmelidir ki, bir açıklamanın “yanlış” olup olmadığı tespit edilirken yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığı iken, “yanıltıcı” olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Başka bir deyişle açıklama hangi kişi grubuna yapılıyor ise o kişi grubuna mensup orta yetenekteki bir kişinin açıklamayı algılama biçimi esas alınacaktır. Dolayısıyla bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir (Ülgen, Hüseyin/Helvacı, Mehmet/Kendigelen, Abuzer/Kaya, Aslan/Nomer Ertan, Füsun: Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2015, s. 540). 21. 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-2 maddesi gereğince yanlış veya yanıltıcı açıklamalarla gerçekleştirilen haksız rekabetin çoğunlukla “aldatıcı reklamlar” şeklinde ortaya çıktığı görülmektedir. Öte yandan kural olarak karşılaştırmalı reklam yapmak tek başına aldatıcı reklam olarak nitelendirilemez. Gerçekten rekabetin en önemli işlevlerinden biri de rakiplerin piyasaya sundukları mal ve hizmetlerin alıcılar tarafından objektif olarak değerlendirilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla mal ve hizmetlerin birbiriyle karşılaştırılması aynı zamanda tüketicinin korunmasına ve bilgilendirilmesine hizmet eder. Bu nedenle 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 61/5 maddesinde; “Aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal veya hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilir.” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Aynı Kanun’un 61/6 maddesi ise “Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlüdür.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere 6502 sayılı Kanun ile karşılaştırmalı reklama izin verilmiş ve ek olarak somut iddialar bakımından reklam verenlerin ispat ile yükümlü oldukları ifade edilmiştir. Anılan Kanun’a dayanılarak çıkarılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 9/1 maddesinde de reklam verenlerin, ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlü oldukları belirtilmiştir. 22. Bununla birlikte karşılaştırmalı reklam, belirli şartların gerçekleşmesi durumunda aldatıcı reklam olarak haksız rekabet teşkil edebilmektedir. 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-5 maddesi gereğince “Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Buna göre karşılaştırmalı reklamın haksız rekabet teşkil edebilmesi için öncelikle bir karşılaştırmanın mevcut olması; bu karşılaştırmanın konusunun kişinin kendisi, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları ile ilgili olması ve nihayet bu karşılaştırmanın yanlış, yanıltıcı, rakibini kötüleyici veya tanınmışlığından yaralanacak nitelikte olması gerekmektedir. 23. Görüldüğü üzere karşılaştırmalı reklamın aldatıcılığı, karşılaştırmanın yanlış veya yanıltıcı olmasına göre iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Yanlış karşılaştırmalı reklam; dayandığı olgular yanlış olan, gerçeğe uymayan, gerçeği saptıran, gerçek ortaya konduğunda (ispatlandığında) doğru olmadığı ortaya çıkan reklamı ifade etmektedir. Buna karşılık yanıltıcı karşılaştırmalı reklam ise; reklam konusu mal veya hizmetin hedefi (muhatabı) olan ortalama tüketicide yanlış anlamalara, zanlara, algılamalara, düşüncelere yol açan (sebep olan) açıklamalar, değerlendirmeler, yargılar vs. içeren reklamlardır. Genel olarak yanıltıcı karşılaştırmalı reklamlarda yanıltma, istatistikî bilgiler, temelleri farklı fiyatlar, önemli ve etkili olanın atlanılması, karşılaştırmanın ilgisiz ve önemsiz konular arasında yapılması ve yapılış şekli ve yöntemi belirtilmeden bilimsel olmayan yöntemle ulaşılmış test sonuçlarına göre karşılaştırma yapılması şeklinde gerçekleştirilmektedir. Bununla birlikte karşılaştırmalı reklam, özellikle eleştirisel karşılaştırmalı reklamlar, çoğunlukla karşılaştırılan ürünün kötülenmesini de ihtiva etmektedir. Bundan dolayı kötüleme içeren karşılaştırmalı reklamların ayrıca 6102 sayılı TTK’nın 55/(1)-a-1 maddesi gereğince de haksız rekabet teşkil edeceği belirtilmelidir. 24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalıya ait internet sitesinde “Enerjini doğru kullan %71’e varan enerji tasarrufu” şeklinde ... Group tarafından üretilen soğuk oda kontrol makinesinin reklamının yapıldığı, davalının üretilen soğuk oda kontrol makinesinin %71’e varan enerji tasarrufu sağladığı hususunu ihbar olunan ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından hazırlanan 08.01.2013 tarihli rapora dayandırdığı anlaşılmaktadır. 25. İhbar olunan ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından dosyaya sunulan 06.10.2015 tarihli beyan dilekçesinde; davalı tarafından geliştirildiği iddia edilen Octosense modeli olarak adlandırılan soğuk oda kontrol cihazının, yine soğuk oda kontrolü sağlayan standart 974 tip cihaz ile karşılaştırmalı olarak verimlilik ölçümünün yapılmasının talep edildiği, talep edilen ölçümün yalnızca davalı tarafından ileri sürülen ve yine davalının hakimiyet alanı içerisinde gerçekleştirilen ölçüm sonuçlarının objektif bir şekilde kayıt altına alınmasından ibaret olduğu, hiçbir şekilde denetim amacı içermediği, başka bir deyişle davalının kendi bünyesinde hazırladığı düzeneklerde gerekli ölçümlerin yapılarak testlere nezaret edildiği ve sonuçlarının gözetim raporu adı altında raporlandığı belirtilmektedir. 26. Öte yandan dosya kapsamında aldırılan teknik bilirkişi raporunda; davalının dayandığı gözetim raporunda belirtilen enerji tüketimleri arasındaki farkın kesinlikle defrost stratejileri ve senaryolarının farklı olmasından kaynaklandığı, teknik elemana sahip bir soğuk depo işletmesinde defrost aralığı ve süresinin deponun kullanım özellikleri ve mevsime göre değişiklik gösterdiği, odalar 4 C0 sıcaklığa ulaştıktan sonra soğutma sisteminin durduğu, çevre ile oda havası arasındaki sıcaklık farkından dolayı oda dış yüzeylerinden gelen içeriye ısı geçişi nedeniyle oda sıcaklığının yükselmeye başladığı ve soğutma sisteminin tekrar devreye girdiği, dolayısıyla özdeş ortamlarda gözlem yapılmadığı, standart 974 tip kontrol cihazı aleyhine elektrik tüketiminde ortaya çıkan yaklaşık 3,5 kat farkın teknik olarak mümkün olmadığı, standart 974 tip kontrol cihazının gözlem esnasında olabilecek en olumsuz koşullarda ayarlanmış olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Davalının itirazı üzerine alınan ek raporda da aynı sonuçlara ulaşılmıştır. 27. İhbar olunan ... Teknik Güvenlik ve Kalite Denetim Tic. Ltd. Şti. tarafından gözlem ortamının davalı tarafından hazırlandığının kabul edilmesi ve bu hususun gözlem raporundan da anlaşılması karşısında bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere gözlem yapılan ortamların aynı olmadığı, bu itibarla davalı tarafından yapılan reklamın yanıltıcı karşılaştırma reklam niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Zira diğer haksız rekabet hâllerinin aksine karşılaştırmalı reklam durumunda olayın özelliği ve yukarıda belirtilen mevzuat gereğince ispat yükü davalı üzerinde olup davalı tarafından ticarî reklamda yer alan iddianın doğruluğu ispatlanamamıştır. Bu itibarla davalı eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğine ve reklamın internet sitesinden kaldırılmasına dair direnme kararı yerindedir. 28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, davalının bilirkişi raporuna heyette enerji tasarrufu konusunda uzman bilirkişi bulunmadığından bahisle itiraz ettiği, gerçekten bilirkişi heyetinin üniversitenin makine mühendisliği bölümünde profesör olan bir makine mühendisi ve hukukçu bilirkişiden oluştuğu, davalının üzerine düşen ispat yükünü yerine getirebilmesi için içerisinde enerji tasarrufu konusunda uzman olan bilirkişinin de yer aldığı yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi ve direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 29. O hâlde mahkemece yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.02.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/1789 E., 2025/335 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4.
11. Hukuk Dairesi         2024/1789 E.  ,  2025/335 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2510 Esas, 2024/82 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/346 E., 2020/135 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının tanınmış “...” markasının sahibi olduğunu, davalının, işbu davanın konusunu oluşturan ve görselleri sunulan ürünleri imal edip, satışını ve ihracatını yaptığını, davalı tarafından kullanılan ürün ambalajlarının müvekkilline ait marka haklarına tecavüz ettiği gibi haksız rekabet oluşturduğunu, davalının müvekkiline ait tanınmış “...” markası ve ambalaj şeklini taklit etmek suretiyle haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını, davalının ürün taban rengi ve marka yazı seçimi, ambalaj üzerinde yer alan konumlandırmalar, ürün şekilleri, ürün şekli kesitlerinin müvekkil ürünüyle aynı olduğunu ileri sürerek davalının eylemlerinin 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) kapsamında marka hakkına tecavüz ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) kapsamında haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerin önlenmesine, davalının “...” markalı dava konusu taklit ürün ve ürün ambalajlarını her türlü mecrada kulanmasının, üretmesinin, satmasının, ithal ve ihraç etmesinin yasaklanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Şirketin “...” lider markası ile gıda sektöründe faaliyet gösterdiğini, “...” markasını lider “...” markası ile birlikte tescil edildiği günden itibaren nizasız ve fasılasız olarak kullandığını, “...” markası ile dava konusu edilen ambalajlarla, ticari takdim şeklî ile içi dolgulu bisküvileri 2010 yılından itibaren dava tarihine kadar üretip sattığını, davacı ürünleri ile müvekkili ürünlerinin piyasada sekiz yıldır birlikte var olduğunu, davacının markalarında esas unsurun “...” ve “...” ibareleri olduğunun açıkça görüldüğünü, gerek “...”, gerekse “...” kelime markalarının “...” ve “...” ibareleri ile hiç bir benzerliği bulunmadığını, ambalaj üzerinde içindeki ürün görsellerine yer verilmesinin mutlak benzerlik olarak değerlendirilemeyeceğini, davacının müvekkilinin ambalaj kullanımlarına sekiz yıl suskun kalındıktan sonra haksız ve mesnetsiz iddialarla hak aramasının açık bir haksızlık içerdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının “...+Şekil” ambalaj markalarını tescilli oldukları 30. sınıf kapsamındaki ürünlerin ambalajlarında kullandığı, davalının ürünleri üzerinde “...” markasının yer aldığı, işaretlerdeki kelimeler benzemiyorsa da ambalajlar karşılaştırıldığında, her iki ürün için de alt siyah rengin kullanıldığı, ürün ana markasının markanın üst kısmına kırmızı renkte yerleştirildiği, ambalajın sağ tarafına içinde bulunan ürünlerin görselinin konulduğu, davalının ürün adında beyaz renk harflerin etrafının kırmızı renkte yazıldığı, davacının markasının ise beyaz zemin üzerine kırmızı olarak yerleştirildiği, davalının ürün ambalajlarının davacıya ait tescilli ambalaj markaları ile benzerlik içerdiği, ürünlerin alıcısının ortalama tüketici, hatta bazen çocuklar olduğu, bu müşteri kitlesinin her iki ürünü ambalajlarındaki benzer renkler ve yerleşimler nedeniyle karıştırabileceği veya aralarında bağlantı olduğunu düşünebileceği, bu ürünlerin aynı zamanda davalıya ait www.....com.tr alan adlı sitede tanıtımının yapıldığı, bu durumun davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, davalının kullandığı ambalajların tescilli olmadıkları, sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşabilmesi için en az 5 yıl davacının bu ambalajın kullanıldığını bildiği halde sessiz kalması gerektiği, davacının bu ambalajların kullanımından 2010 yılında haberdar olduğunun ispatlanamadığı, ne zamandan beri haberdar olduğunun tespit edilemediği, bu nedenle sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluştuğunun ispatlanamadığı, kaldı ki kötü niyetli marka tecavüzlerinde sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşmayacağı, davalının kendisine ait ürün ambalajlarını davacıya ait ve tanınmış marka olarak tescil edilen “...” markalı ürünlerin 1996 yılından bu yana tescilli olan ambalaj markalarına kötüniyetle yanaştırmaya çalıştığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılması talebine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markaların kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (Cahit, Suluk/(Rauf, Karasu/Temel, Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davası, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57.maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni, tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (Bkz. NOMER/HELVACI/KAYA, s. 356 vd.; ARKAN, SABİH, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 30. Bası, Ankara 2024, s.363). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı, marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i taleplerinde bulunmuş, davalı ise tescilli bir markası olduğunu, fiili kullanımlarının davacı markalarına benzemediğini, bu nedenle kullanımlarının da yasal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının ihlâl edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayandığından markanın koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olup, özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'ine dair talepler yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının ikinci paragrafından yer alan “VE HAKSIZ REKABET TEŞKİL ETTİĞİNİN”, üçüncü paragrafında yer alan “ve haksız rekabet” ibarelerinin hükümden çıkarılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 22.01.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir.Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir . Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır . Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir hususda, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre yada haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. TBK m.60’a göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK.nun 57/5.maddesi ile 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4.maddesi arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu hususda incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK.nun 57/5.maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK.nun 57/5.maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4.maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. Hamdi Yasaman – Prof Reha Poroy, Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.Arslan Kaya-Prof.Koray Demir,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı‟ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanunun genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, Sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent kanunu anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur. Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayız.
11. Hukuk Dairesi, 2024/4498 E., 2025/3014 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4.
11. Hukuk Dairesi         2024/4498 E.  ,  2025/3014 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde ... ibareli ve şekil markaları için 113822, 2005/14287 ve 2014/92402, 124979, 120000 ve 121909, 2007/60904, 2014/92428, 2014/92432, 2016/09991, 113676, 2016/10009, 2016/... tescil numaralı tıbbi ve sıhhi merhem ve ilaçlarının bulunduğunu, davalının davaya konu 2014/... numaralı ... markasının müvekkilinin ... ibareli markalarına ayırt edilemeyecek ve iltibasa yol açacak kadar benzediğini, davalıların müvekkilinin ürünleri ile aynı "mentollü merhem" cinsi ürünler üzerinde kullandığı ibarenin, müvekkilinin markası ile neredeyse aynı şekilde telaffuz edildiğini, müvekkilinin markası tanınmış marka olup, davalı markasının varlığının müvekkilinin tanınmış ve önceki tarihli markalarının ayırt edici karakterini zedelediğini, ... ve ... markalarının tamamen ve ilk kez müvekkili tarafından yaratıldığını, son derece farklı ve ayırt edici markalar olduğunu ileri sürerek davalılara ait 2014/05722 tescil numaralı ... ibareli markanın hükümsüzlüğüne, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetinin tespitine, men'ine, ref'ine, kullanımların önlenmesine, davalıların ... ...ibaresi de dahil olmak üzere ürüne ait şişe, etiket, kalıp, kutu, koli, ambalaj, katalog, broşür, basılı evrak, yazı velhasıl her türlü ürün ambalaj ve tanıtım vasıtasının, davalıya ait işyerlerinden ve ticari amaçla bulundukları her yerden toplanmasına ve imha edilmesine, 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsili ile hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın niteliği gereği kendilerine husumet yöneltilemeyeceğinden davanın husumetten reddini, kaydı bulunan, itiraza uğramamış diğer eczaneler tarafından da satılmakta olan ve halen satılan bir ürünü sipariş verdiğini, gelen ürünlerin diğer bütün müstahzarlarda olduğu gibi kayıt altına alınarak eczanesinde satışının yapıldığını, kendileri dışındaki firmalar arasındaki hukuki ilişkilerin kendileri için sorumluluk doğurmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu ürünlerle ilgili taleplerin dayanaksız kaldığını, dava konusu kutunun şeklinin 02.02.2018 tarihinde davanın açılış tarihinden önce değiştirildiğini ve yeni şekliyle satışa sunulduğunu, dava dilekçesinde bitişik yazılan ... ibaresinin aksine iki kelimeden oluşan ayrı ayrı yazılan ve İngilizce ibareler olan "Vapour (buharlaşmak)" ve "... (..., ..., Masaj)" ibarelerinden oluşan "..." ibaresini kullandıklarını, ... türündeki ürünleri tanımlamak için kullanılan, ürünün cinsine ve amacına atıf yapan bir ibare olduğunu, marka algısı yaratmayan ve hiçbir iltibasa yer vermeyen ve herkesin kullandığı genel bir ibare olduğunu, "..." markasının patentini aldıklarını ve TÜRKPATENT nezdinde tescil ettirdiklerini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller ve aldırılan bilirkişi raporuna göre ürünlerin ambalaj ve dizaynlarındaki benzerlik bir bütün olarak değerlendirildiğinde tüketici üzerinde bıraktığı etki açısından ortalama tüketici açısından karıştırılmaya, davacının tanınmış markasının devamı algısı yaratmaya müsait olduğu, davacı tarafın ... ... ürünü ile davalı tarafın ... isimli ürününün marka adları, ambalaj ve dizaynlarındaki benzerlik dolayısıyla, görsel, işitsel ve tüketici üzerindeki bıraktığı intiba açısından ortalama tüketici kitlesi tarafindan karıştırılmaya, markanın orjinini karıştırmaya müsait olduğu, söz konusu benzerliğin tüketicinin algısını doğrudan etkileyen düzeyde olduğu, bu benzerliğin herhangi bir ticari teamül veya teknik gerekliliğin zorunlu sonucu olmaması dolayısıyla haksız rekabet unsurlarını taşıdığı ve marka hakkına tecavüz yarattığı gerekçesiyle davalılara ait TÜRKPATENT nezdinde 2014/05722 numaralı ... ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalılar kullanımlarının, davacıya ait ... ve ... ibareli marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile, bu tecavüz ve haksız rekabetin, durdurulmasına, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, http://.../ adresindeki web sitesinde davalı... İlaç ve Kozmetik Ticaret Sanayi Ltd. Şti.'ne ait... ve ... ibaresi de dahil olmak üzere şekil görünümlü ürün görselleri ve bunun diğer renklerdeki versiyonları da dahil davacıya ait marka hakkına tecavüz teşkil eden tüm kullanımların çıkarılmasına, çıkarılması mümkün olmadığı takdirde web sitelerine erişimin engellenmesine, 150.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, hüküm özetinin ilanına karar verilmiş, hüküm, davalılar vekillerince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının "...+şekil" ibareli 03 ve 05 numaralı emtia sınıflarında tescilli 2007/60904 numaralı markasının, hükümsüzlüğe konu "..." markası ile aynı sınıfta tescilli olduğu, davacının "..." esas unsurlu pek çok markası olduğu ve markanın 03 ve 05 sınıfta yüksek tanınırlığa ulaştığının bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davalı şirketin aynı emtia sınıfındaki "..." ibareli kelime markası ile davacı markası arasında bütünsel değerlendirme yapıldığında markalar arasında görsel ve işitsel olarak benzerlik olduğu anlaşıldığından Mahkemece davalı şirketin markasının tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesinin yerinde olduğu, davalılar vekilleri istinafında, davaya konu ...ibaresinin "..." anlamına geldiği ve jenerik adı olduğunu, tecavüz oluşmadığını ileri sürdüğü, Yargıtay 11. H.D.'nin işbu davanın davacısının taraf olduğu 2020/7106 E., 2022/2650 K. sayılı, 31.03.2022 tarihli ilamında “...” ibaresinin Türkçe anlamı göz önünde bulundurulduğunda bu ibarenin tescilli olduğu "sağlık ve temizlik ile ilgili tüm sınıflar yönünden tanımlayıcı" olduğuna karar verdiği, bu durumda davalının "... ..." ibareli kullanımında ...markası yönünden davacının markasına tecavüz oluşmayacak ise de, ... ibaresinin davacının ... markasının tescilli olduğu emtia sınıfında kullanımı karışıklığa yol açacağından ... markası yönünden markaya tecavüzün oluştuğunun kabulü gerektiği, ... ibaresinin davacının ... markasının tescilli olduğu emtia sınıfında kullanımı karışıklığa yol açacağından ... markası yönünden markaya tecavüzün oluştuğu, delil tespit dosyası ve işbu dosyadaki raporda değerlendirilen davalı kullanımlarına göre davalı ürününde şişe ve kapak rengi, etiket, ambalaj yönünden davacı ile ayırt edilemeyecek derecede benzer ambalaj tasarımı ile ürünün ticari sunumunun gerçekleştirildiği dikkate alındığında haksız rekabetin kabulünün de yerinde olduğu, davalı ...'ın eczanesinde ... ibareli ürünlerin bulunduğu, davalı eczacı olup sektörde yüksek bilinirliği olan ... markası ile benzer nitelikteki markayı taşıyan ürünü kendi eczanesinde ticari amaçla bulundurduğu dikkate alındığında davalının da sorumlu tutulması yerinde olduğundan davalıların bu yönlerdeki istinaf isteminin reddine, davacının ... markasına tecavüzün sabit olduğu, markanın sektördeki yüksek bilinirliği, tecavüzün süresi, ağırlığı dikkate alındığında manevi tazminata ilişkin isteminin 100.000,00 TL yönünden kısmen kabulü gerektiğinden davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne, davalılara ait TÜRKPATENT nezdinde 2014/05722 numaralı ... ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalıların kullanımlarının, davacıya ait ... ibareli marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile, bu tecavüz ve haksız rekabetin, durdurulmasına, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, bu suretle tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden davalılara ait, dava konusu ürünlere ait şişe, etiket, kalıp, kutu, koli, ambalaj, katalog, broşür, basılı evrak ve her türlü ürün ambalajı ve tanıtım vasıtasının davalılara ait işyerlerinden ve ticari amaçla bulundurdukları her yerden toplatılmasına ve masrafı davalılara ait olmak üzere kararın kesinleşmesine müteakip imhasına, http://.../ adresindeki web sitesinde davalı... İlaç ve Kozmetik Ticaret Sanayi Ltd. Şti.'ne ait ... ibareli ürün görsellerinin davacıya ait ... marka hakkına tecavüz teşkil eden tüm kullanımların çıkarılmasına, çıkarılması mümkün olmadığı takdirde web sitelerine erişimin engellenmesine, 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, hüküm özetinin ilanına karar verilmiş, karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, markanın hükümsüzlüğü, sicilden terkini, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ve manevi tazminat istemine ilişkindir. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece davacıya ait markanın ticari etki yaratacak şekilde davalı tarafından kullanıldığı bu durumun marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (....; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ..., Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı markanın hükümsüzlüğü, sicilden terkini, marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i taleplerinde bulunmuş, davalılar ise kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturmadığı ve yasal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı TÜRKPATENT nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11.HD 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin 4. satırında yer alan "ve haksız rekabet" ve "haksız rekabetin", 24. satırında yer alan "ve haksız rekabetin" ibarelerinin çıkartılmak suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde davalılara iadesine, 30.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre ya da haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası ile 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmü arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 55/1-a(4) hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrasına göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası aynen “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK “iltibas” yerine “karıştırılma”yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. “Karıştırılma”, yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik “karıştırılma” kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani ..., ..., ... ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: Özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ...– Prof. ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur. (Prof. ...- Prof. ..., Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (..., Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüdür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan Avrupa Birliği (AB) hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. SMK’nın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edi

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Aşağıdaki eylem veya durumlardan hangisi, 6102 sayılı TTK md. 55’te örneklenen "Haksız Rekabet Halleri" kapsamında değerlendirilemez?

A) Rakibinin mallarını veya fiyatlarını kötülemek.
B) Müşterilerin karar verme özgürlüğünü saldırgan satış yöntemleriyle sınırlamak.
C) Kendi malları hakkında gerçeğe aykırı ve yanıltıcı açıklamalarda bulunmak.
D) Bir malı, tedarik fiyatının altında satmak (Eğer bu durum müşteriyi yanıltıcı şekilde vurgulanmıyorsa).
E) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol