Türk Ticaret Kanunu 56. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 56- (1) Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse;
a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini,
b) Haksız rekabetin men’ini,
c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını,
d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini,
e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini,
isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir.
(2) Ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler de birinci fıkradaki davaları açabilirler, ancak araçların ve malların imhasını isteyemezler.
(3) Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer meslekî ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla kamusal nitelikteki kurumlar da birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davaları açabilirler.
(4) Bir kimse aleyhine birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri gereğince verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu malları, doğrudan veya dolaylı bir şekilde ondan ticari amaçla elde etmiş olan kişiler hakkında da icra olunur.
II - Çalıştıranın sorumluluğu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
52 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2021/977 E., 2023/245 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Somut olaya uygulanması gereken TTK’nın 56 ncı maddesinde haksız rekabet, aldatıcı hareket veya iyiniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlanmıştır.
Hukuk Genel Kurulu 2021/977 E. , 2023/245 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı vekili; davalı ... ile müvekkili arasında geçmişte iş sözleşmesi ilişkisinin bulunduğunu, sözleşmenin sonlanmasıyla davalının husumet içerisine girdiğini, ... Gazetesi’nde sigorta sektörüne ilişkin yazılar yazdığını, müvekkilinin faaliyet gösterdiği sigorta sektörüne yönelik aylık yayın yapan ve diğer davalının imtiyaz sahibi olduğu “Sigortalı” isimli derginin genel yayın yönetmenliği ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini ifa ettiğini, aynı zamanda davalı şirketin müdürü olduğunu, müvekkilinin gazetelere verdiği tanıtım ilanlarında “Müşteri Memnuniyeti” kavramını ön plana çıkardığını, davalının 08.06.2011 tarihli ... Gazetesi’nde yayınlanan yazıda "...8-10 kişilik çağrı merkezleri müşteri memnuniyetsizlikleri ile sigorta şirketlerine zarar veriyor..." ifadeleri ile müvekkilini hedef aldığını, Sigortalı Dergisi’nin Kasım 2011 sayısında "Merdivenaltı Asistans Şirketleri Elenecek" başlıklı, Aralık 2011 sayısında "Asistans Hizmetinde Promosyon Dönemi" başlıklı, Şubat 2012 sayısında "... Asistans İşine Giriyor" başlıklı yazı ile yine müvekkilini hedef alan ve haksız rekabet teşkil eden ifadeler kullanıldığını, bu yazılarda müvekkili şirketin ismi doğrudan kullanılmasa da, müvekkili olduğunun anlaşılmasına sebebiyet veren ifadeler kullanıldığını, davalıların eyleminin haksız rekabet ve haksız fiil teşkil ettiğini ileri sürerek fiilin haksız rekabet ve haksız fiil teşkil ettiğinin tespiti ile 1.000.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalılar vekili; derdestlik itirazıyla zamanaşımı def’inde bulunarak dava konusu yazılarda herhangi bir şekilde davacıyı hedef alan ibare kullanılmadığını, haksız rekabet teşkil eden bir eylemlerinin de bulunmadığını, bu hususta da yeterli ve inandırıcı delillerin sunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı
6. ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.12.2015 tarihli ve 2014/370 Esas, 2015/711 Karar sayılı kararı ile; dava konusu yazıların hiçbirinde davacının isminin açıkça belirtilmediği, bizzat davacı hedef alınarak kaleme alınmadığı, aksine yazıların tümü birlikte değerlendirildiğinde, davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte, sırf ona yönelik bir yayın olmadığı, sektörel bazı sorunların yansız olarak yazıldığı, basının haber verme, yorum ve eleştiri hakkı şeklindeki hukuka uygunluk nedeni kapsamında yer aldığı, yansıma yoluyla manevi tazminat talep edilemeyeceği, dava konusu köşe yazılarında kullanılan ifadelerin hukuka uygun olduğu, haksız rekabet oluşturmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18.01.2018 tarihli ve 2016/12221 Esas, 2018/407 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, haksız rekabetin tespiti ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, 6762 sayılı TTK'nın 56. maddesinde haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlanmış, TTK'nın 57/1 maddesinde de, başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek hüsnüniyet kurallarına aykırı hareket olarak kabul edilmiştir. Somut olayda, davacı şirketin '' Müşteri memnuniyetinin sırrı satış sonrası hizmettir'' başlıklı tanıtım ilanlarının bir çok gazetede yayınlanmasından sonra, dava konusu 2011 Haziran tarihli yazıda, '' Müşteri memnuniyetsizliği'' başlığı altında ''...8-10 kişilik çağrı merkezleri müşteri memnuniyetsizlikleri ile sigorta şirketlerine zarar veriyor...'', 2011 Kasım tarihli, ''Merdivenaltı asistans şirketleri elenecek'' başlıklı yazıda ''...Uzmanlık alanı asistanlık olmayan bazı küçük asistans şirketleri de pazarda kalmak için her yolu deniyor. 10-15 kişilik çağrı merkezleri ile ''merdivenaltı'' asistans şirketleri olarak tanımlanan bazı şirketlerin de sürekli müşteri kaybettiği duyumlarımız arasında...'', 2011 Aralık tarihli, '' Asistans hizmetinde promosyon dönemi'' başlıklı yazıda, ''... 10-12 kişilik çağrı merkezleriyle hizmet vermeye çalışan, bu arada müşteri memnuniyetine gönderme yaparken diğer taraftan hizmet kalitesi ile '' Müşteri Memnuniyetsizliği'' yaratan bu küçük asistans şirketleri '' asistans işini bize verirseniz, yaptığımız diğer işlerdeki hizmetlerimizi size ücretsiz veririz'' demeye başlamışlar...'' ve yine, 2012 yılı Şubat tarihli, ''... Asistans İşine Giriyor'' başlıklı yazıda, ''... asistans pazarında bir türlü dikiş tutturamayan küçük asistans şirketleri strateji değiştiriyormuş. Şirketlerinden ayrılan yöneticilerinin sırayla görev aldığı bu küçük şirketlerde çıta son atamalarla yükselse de bunların sonuca nasıl yansıyacağının kestirelemediği (kestirilemediği) konuşuluyor. ...Boşa vakit geçirileceğine birçok sigorta şirketinin acenteler toplantısına katılan ... genel müdür ve acenteleri eğlendiren ... gibi sanatçılar bu şirketlere ortak edilsin, yöneticilik görevi verilsin, en azından 4-5 şirket garanti esprileri yapılmaya başlanmış. Bence de iyi fikir... Hiç olmazsa acenteler de şikayet etmez bu şirketlerden !'' şeklindeki ifadeleri içeren yazılar ile bir asistans şirketi olan davacının ''müşteri memnuniyeti'' başlıklı reklam ilanlarından sonra ve bu ilanlara gönderme yapılarak, piyasada sınırlı sayıda asistans şirketi olması nedeniyle de davacı şirketin kastedildiğinin ve bu anlamda matufiyet unsurunun gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında, eleştiri sınırının ötesinde, gereksiz yere incitici mahiyet arz eden işbu yazıların haksız rekabet oluşturduğunun kabulü ile sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
9. ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.12.2020 tarihli ve 2019/706 Esas, 2020/839 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; mahkemenin 2014/369 Esas, 2015/712 Karar sayılı kararında davacı ... Reklamcılık ve Tic. Ltd. Şti. ile ... tarafından davalılar Sigorta Medya Tic. Ltd. Şti. ve ... aleyhine benzer sebeplerle açılmış olan davada verilen ret kararının onandığı, anılan kararda aynı yazılara yönelik talepte bulunulduğu, sadece davacı tarafın farklı olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Yargıtayın yerleşmiş içtihatları çerçevesinde basının haber verme, yorum ve eleştiri hakkı şeklindeki hukuka uygunluk nedeni kapsamında yer aldığı, yansıma yoluyla manevi tazminat talep edilemeyeceği, dava konusu köşe yazılarında kullanılan ifadelerin hukuka uygun olduğu, haksız rekabet oluşturmasının mümkün olmadığı, aynı olay sebebiyle farklı iki kararın hukuk güvenliği ilkesine de aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı ...’ın, diğer davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu dergide yayınlanan yazılarındaki ifadelerden davacının kastedildiği yönündeki matufiyet koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre dava konusu yazılarda yer alan ifadelerin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 57/1 inci maddesi kapsamında davacıyı, faaliyetlerini yahut ticari işlerini lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek suretiyle haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
13. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 48/1 inci maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestîsi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukuki yolları tespit etmektir.
14. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2 nci maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350).
15. Türk Ticaret Kanunu’nda haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Somut olaya uygulanması gereken TTK’nın 56 ncı maddesinde haksız rekabet, aldatıcı hareket veya iyiniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlanmıştır. Buna göre haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır.
16. Türk Ticaret Kanunu’ndaki bu tanım ile konulan ilke sonrasında aynı Kanun’un 57 nci maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır. Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki TTK’nın 57 nci maddesinde sayılan hâllerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir.
17. Bu aşamada uyuşmazlığın kapsamı itibariyle TTK’nın 57/1 inci maddesinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
18. Türk Ticaret Kanunu’nun 57/1 inci maddesi gereğince; “Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Buradaki “kötüleme” kavramı, genel bir ifade ile bir kişinin ticari hayatı hakkında olumsuz intiba yaratılmasını ifade etmektedir.
19. Kötüleme yoluyla haksız rekabette, doğrudan mağdura yönelik bir hareket yer almamakta, dürüstlük kurallarına aykırı davranılarak mağdurun dışında yer alan kişilere, mağdurla ilgili yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici bilgiler verilerek bu kişilerin mağdur hakkında yanlış kanaat edinmeleri sağlanarak mağdur kötülenmektedir. Bu haksız rekabet türünde, konu mağdur veya onun ticari işletmesi ya da buna dâhil değerler, muhatap ise mağdurun müşterileridir. TTK’nın 57/1 inci maddesi anlamında kötülemeden bahsedilebilmesi için ortada sözlü, yazılı veya resimli şekilde bir açıklama (beyan) olmalıdır.
20. Görüldüğü üzere kötülemenin haksız rekabet olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle bir açıklamanın (beyanın) olması; bu açıklamanın başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması; nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir.
21. Yanlış açıklama (beyan), içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay ya da durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Yanıltıcı beyan, mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Lüzumsuz yere incitici beyan ise içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz bir şekilde ve amacını aşarak kişi, faaliyetleri, iş ürünleri vb. hakkında olumsuz intiba yaratan açıklamalardır (Suluk, Cahit/Karasu, Rauf/Nal, Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2017, s. 428).
22. Açıklamanın “yanlış” olup olmadığını tespit bakımından yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Gerçeğe uygun olmayan açıklamalar objektif olarak doğruluğu ve yanlışlığı tespit edilebilen açıklamalardır. Olaylar/olgular hakkındaki her türlü kötüleyici nitelikteki yanlış açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilecektir. Açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemez. Yanıltıcı açıklamadan kastedilen ise açıklamanın takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya kişilerde bıraktığı genel izlenim neticesinde açıklama konusunun olduğundan değişik ve olumsuz algılanmasıdır. Öte yandan gereksiz yere incitici beyanlar, amacını aşan değer yargılarını ifade etmektedir. Açık gerçek olsalar bile amacın aşılmasıyla birlikte gerçek dışı veya gerçeğe uymayan, gerçekle bağdaşmayan veya gerçeğe ters hâle gelmektedir. Zira burada gerçek olmasına rağmen açıklama amacını aşan bir durum ortaya çıktığından bu açıklama (beyan) gereksiz yere incitici olmaktadır. Örneğin bir kişinin “taklit” ve “korsan” mal ürettiğini anlatan ifadeler; tüketiciyi uyarmanın ötesinde, somut olayın özelliğine göre teamülün kabul ettiği toleransı aşması durumunda gereksiz yere incitici bir nitelik ve amaç taşımaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1994 tarihli ve 1993/11-965 Esas, 1994/252 Karar sayılı kararı). Başka bir deyişle somut olayın özelliklerine göre genel olarak toplumda ve özellikle hedef alınan muhatabın algılama seviyesi dikkate alındığında gerçek dahi olsa teamülün kabul ettiği tolerans sınırı aşılması hâlinde açıklama; TTK’nın 57/1 inci maddesi gereğince haksız rekabet teşkil edecektir.
23. Hemen belirtilmesi gerekir ki, bir açıklamanın “yanlış” olup olmadığı tespit edilirken yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığı iken, “yanıltıcı” olup olmadığı veya “gereksiz yere incitici” olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Başka bir anlatımla açıklama hangi kişi grubuna yapılıyor ise o kişi grubuna mensup orta yetenekteki bir kişinin açıklamayı algılama biçimi esas alınacaktır. Dolayısıyla bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir (Ülgen, Hüseyin/Helvacı, .../..., .../..., .../..., Füsun: Ticari İşletme Hukuku, ..., 2015, s. 540).
24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu edilen yazıların ... Gazetesi’nde yayınlanan 08.06.2011 tarihli yazı ile “Sigortalı” dergisinde yayınlanan Kasım 2011, Aralık 2011 ve Şubat 2012 sayılı baskılarında yer alan yazılardan ibaret olduğu, anılan yazılarda davacının unvanından açıkça bahsedilmediği sabittir. Öte yandan dava konusu edilen bu yazıların davacının “Müşteri memnuniyetinin sırrı satış sonrası hizmettir.” başlıklı ilanlarının çeşitli gazetelerde yayınlanması sonrasında kaleme alınmış olduğu anlaşılmaktadır.
25. Davacının yukarıda anılan ilanının birçok gazetede yayınlanması sonrasında kaleme alınan dava konusu 08.06.2011 tarihli yazıda ''Müşteri memnuniyetsizliği'' başlığı altında ''...8-10 kişilik çağrı merkezleri müşteri memnuniyetsizlikleri ile sigorta şirketlerine zarar veriyor...'' şeklinde, “Sigortalı” dergisinin Kasım 2011 sayısındaki ''Merdivenaltı asistans şirketleri elenecek'' başlıklı yazıda ''...Uzmanlık alanı asistanlık olmayan bazı küçük asistans şirketleri de pazarda kalmak için her yolu deniyor. 10-15 kişilik çağrı merkezleri ile ''merdivenaltı'' asistans şirketleri olarak tanımlanan bazı şirketlerin de sürekli müşteri kaybettiği duyumlarımız arasında...'' şeklinde, aynı derginin Aralık 2011 sayısında yer alan ''Asistans hizmetinde promosyon dönemi'' başlıklı yazıda, ''...10-12 kişilik çağrı merkezleriyle hizmet vermeye çalışan, bu arada müşteri memnuniyetine gönderme yaparken diğer taraftan hizmet kalitesi ile '' Müşteri Memnuniyetsizliği'' yaratan bu küçük asistans şirketleri '' asistans işini bize verirseniz, yaptığımız diğer işlerdeki hizmetlerimizi size ücretsiz veririz'' demeye başlamışlar...'' şeklinde ve yine aynı derginin Şubat 2012 sayısındaki ''... Asistans İşine Giriyor'' başlıklı yazıdaki ''... asistans pazarında bir türlü dikiş tutturamayan küçük asistans şirketleri strateji değiştiriyormuş. Şirketlerinden ayrılan yöneticilerinin sırayla görev aldığı bu küçük şirketlerde çıta son atamalarla yükselse de bunların sonuca nasıl yansıyacağının kestirilemediği (kestirilemediği) konuşuluyor. ...Boşa vakit geçirileceğine birçok sigorta şirketinin acenteler toplantısına katılan ... genel müdür ve acenteleri eğlendiren ... gibi sanatçılar bu şirketlere ortak edilsin, yöneticilik görevi verilsin, en azından 4-5 şirket garanti esprileri yapılmaya başlanmış. Bence de iyi fikir... Hiç olmazsa acenteler de şikayet etmez bu şirketlerden!'' şeklinde ifadeler yer almaktadır.
26. Yukarıda bir kısım detayları belirtilen dava konusu yazılardaki ifadelerde, her ne kadar unvanı açıkça zikredilmemiş ise de; anılan yazıların davacının ''Müşteri memnuniyeti'' başlıklı reklam ilanlarından sonra ve bu ilanlara gönderme yapılarak kaleme alınmış olmaları, bunun yanında davacının sigortacılık sektöründe asistans hizmeti veren sınırlı sayıdaki şirketten biri olması, ayrıca davacı şirketin yönetim kurulu başkanlığındaki değişiklik sonrasında bu değişime yapılan atfın da dolaylı yoldan dava konusu yazılarda yer almasından hareketle ve bu yazıların sigortacılık sektöründeki gelişmeler ve ilişkilerden haberdar olan bilinçli bir okuyucu kitlesine hitap etmesi karşısında dava konusu yazılardaki ifadelerden davacının kastedildiğinin muhataplar nezdinde anlaşılabileceği, bu suretle matufiyet unsurunun somut olayda mevcut olduğu açıktır.
27. Bunun yanında dava konusu yazılarda yer alan ifadeler, yazıların muhataplarını bilgilendirerek sektördeki gelişmeler aktarma ve tartışma amacına hizmet etmeyen, eleştiri sınırının ötesinde, davacının faaliyetlerini gereksiz yere incitici ifadelerdir. Bu sebeple anılan yazılarda davacı hakkında kullanılan ifadelerin de TTK’nın 57/1 inci maddesi anlamında haksız rekabet oluşturduğunun kabulü zorunludur.
28. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; dava konusu yazıların muhataplarının orta yetenekteki olağan okuyuculardan ibaret olduğu, yayınlandığı derginin sigortacılık sektörü ile alakalı bilgi edinmek isteyen herkese açık olduğu, dolayısıyla sadece sektördeki profesyonellere hitap eden yazılar olarak kabul edilemeyeceği, bu kapsamda anılan orta yetenekteki okuyucu kitlesi nazara alındığında yazılardaki ifadelerden davacının kastedildiğine dair matufiyet koşulunun somut olayda mevcut olmadığı, yazılarda sektörel temelde bazı sorunlar dile getirilerek kamusal alandaki tartışmalara katkı sağlandığı, asistans hizmetlerinin hukuka uygun sınırlar dâhilinde eleştirildiği, bu kapsamda dava konusu yazılar ifade ve basın özgürlüğü kapsamında yer aldığından somut olayda TTK’nın 57/1 inci maddesi anlamında haksız rekabetin söz konusu olmadığı, bu sebeple direnme kararı yerinde olduğundan onanması gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş, kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
29. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
30. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
22.03.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi
''K A R Ş I O Y''
Dava, haksız rekabetin tespiti ve manevi tazminat istemine ilişkin olup direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı ...’ın diğer davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu dergide yayınlanan yazılardaki ifadelerden davacının kastedildiği yönündeki matufiyet şartının gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre bu ifadelerin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 57/1 inci maddesi kapsamında davacıyı, faaliyetleri yahut ticari işlerini lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek suretiyle haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu’nun 56 ıncı maddesinde; aldatıcı hareket veya iyiniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlanan haksız rekabetin özel hâlleri, örnekseme yoluyla aynı Kanun’un 57 nci maddesinde ayrı ayrı düzenlenmiştir. Bu kapsamda somut uyuşmazlıkla ilgili olarak TTK’nın 57/1 inci maddesinde; başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek, haksız rekabet teşkil eden davranışlardan biri olarak belirlenmiştir. Buradaki “kötüleme” kavramı, genel bir ifade ile bir kişinin ticari hayatı hakkında olumsuz intiba yaratılmasını ifade etmektedir.
Görüldüğü üzere kötülemenin haksız rekabet olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle bir beyanın (açıklamanın) olması; bu beyanın başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması; nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekir. Yanlış beyan, içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay ya da durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Yanıltıcı beyan, mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Lüzumsuz yere incitici beyan ise içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz bir şekilde ve amacını aşarak kişi, faaliyetleri, iş ürünleri vb. hakkında olumsuz intiba yaratan açıklamalardır (Suluk, Cahit/Karasu, Rauf/Nal, Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2017, s. 428).
Açıklamanın “yanlış” olup olmadığını tespit bakımından yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemez. Buna karşılık açıklamanın “yanıltıcı” olup olmadığı veya “lüzumsuz yere incitici” olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Başka bir deyişle açıklama hangi kişi grubuna yapılıyor ise o kişi grubuna mensup orta yetenekteki bir kişinin açıklamayı anlama biçimi esas alınacaktır. Dolayısıyla bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir (Ülgen, Hüseyin/ Helvacı, .../..., .../..., .../..., Füsun: Ticari İşletme Hukuku, ..., 2015, s. 540).
Somut olayda davalı ... tarafından kaleme alınan ve davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu dergide yayınlanan dava konusu dört yazıda, davacının unvanından açıkça bahsedilmediği uyuşmazlık kapsamı dışındadır. Bununla birlikte davacı tarafından yayınlanan “Müşteri memnuniyetinin sırrı satış sonrası hizmettir” başlıklı ilanlarının gazetelerde yayınlanmasından sonra davacı ...’ın yazılarında “müşteri memnuniyeti” ibaresini kullanarak davacıyı kastettiğinden ve ülkemizde sigortacılık alanında yerli firma olarak faaliyet gösteren tek şirketin davacı olduğundan matufiyet unsurunun gerçekleştiği, ayrıca anılan yazıların sigorta sektöründe etkin olarak faaliyet gösteren okuyucular tarafından takip edilmesi nedeniyle yazılarda davacıdan bahsedildiğinin anlaşılabileceğinden bahisle bu beyanların davacıyı gereksiz yere incitici niteliği haiz olduğu, dolayısıyla haksız rekabet teşkil ettiği kabul edilmiş ise de; anılan yazıların muhataplarının sadece sigorta sektöründe faaliyet gösteren, bu anlamda sektördeki faaliyetleri bilen gerçek ve tüzel kişiler ile bunlar arasındaki ilişkilerden haberdar olan kimseler olduğuna dair Özel Dairenin kabulü, dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira dava konusu yazıların “lüzumsuz yere incitici” olup olmadığı tespit edilirken dergide yayınlanan yazıların mevcut ve muhtemel muhatapları olan orta yetenekteki olağan okuyucuları nazara alınmalıdır.
Bu anlamda dava konusu yazıların yayınlandığı derginin, sadece sigorta sektöründe faaliyet gösteren profesyonel kişilerden ziyade sigortacılık sektörü ile alakalı bilgi edinmek isteyen herkesi muhatap alan ve bu sektöründeki gelişmeler ile sorunları dile getiren yazıların yayınlandığı bir dergi olup derginin yaptığı yayınlar vesilesiyle sigortacılık sektörü ile alakalı kamusal tartışmalara katkı sağladığı, bu anlamda herkesin erişimine açık olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla dergideki dava konusu yazıların orta yetenekteki muhataplarının algılama ölçütleri nazara alındığında; yazılardaki ifadelerden davacının kastedildiği yönündeki matufiyet koşulunun somut olayda gerçekleştiği söylenemez. Bunun yanında dava konusu yazılardaki ifadelerde de davacının unvanının açıkça zikredilmemesi, “asistans şirketleri” şeklindeki çoğul ifadelerin kullanılması ve bu tür şirket faaliyetlerinin eleştirilmiş olması göz önüne alındığında; dava konusu yazılardaki ifadelerin 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın (Anayasa) 26 ncı maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü ile 28 inci maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü kapsamında hukuka uygun oldukları kabul edilmelidir.
Netice itibariyle dava konusu yazılardaki ifadelerde, davacının kastedildiği yönündeki matufiyet koşulu gerçekleşmemiş olup anılan yazılardaki ifadeler, TTK’nın 57/1 inci maddesinde belirtildiği şekliyle davacıyı, faaliyetleri yahut ticari işlerini lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötüleme niteliğinde değildir. Bu sebeplerle somut olayda, TTK’nın 56 ve 57 nci maddesinde aranan koşullar mevcut olmadığından haksız rekabetin söz konusu olduğu söylenemez.
Tüm bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının onanması gerektiği kanaatiyle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararındaki nedenlerle bozulmasına dair değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
''K A R Ş I O Y''
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, davalı ...’ın, diğer davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu dergide yayınlanan yazılarındaki ifadelerden davacının kastedildiği yönündeki matufiyet koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre dava konusu yazılarda yer alan ifadelerin (mülga) 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 57/1 inci maddesi kapsamında davacıyı, faaliyetlerini yahut ticari işlerini lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek suretiyle haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
Sayın çoğunluk Daire görüşüne uygun olarak davalının yazdığı yazılarla matufiyet unsuru gerçekleşecek ve eleştiri sınırının ötesine geçerek, gereksiz yere incitici mahiyet arz eden ifade açıklamalarında bulunmak suretiyle haksız rekabet filini işlediğini kabul etmiştir. Direnen Mahkeme tarafından ise ise dava konusu yazıların hiçbirinde davacının isminin açıkça belirtilmediği, bizzat davacının hedef alınmadığı, aksine yazıların tümü birlikte değerlendirildiğinde davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte, sırf ona yönelik bir yayın içermediği, sektörel bazı sorunların yansız olarak ifade edildiği, basının haber verme, yorum ve eleştiri hakkı şeklindeki hukuka uygunluk nedeni kapsamında yer aldığı, dava konusu köşe yazılarında kullanılan ifadelerin hukuka uygun olduğu, haksız rekabet oluşturmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Kanaatimizce de sayın çoğunluğun haksız rekabet fiilinin oluştuğu yönündeki görüşü yerinde değildir. Zira Anayasa’nın 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın 28 inci maddesinin birinci fıkrasında da basının hür olduğu ifade edildikten sonra üçüncü fıkrasında “Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.” denilerek, devletin basın hürriyeti ile bireyin haber alma hakkını güvence altına alma yönündeki pozitif yükümlülüğü hüküm altına alınmıştır. Bilindiği üzere gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerek ise de Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade ve basın hürriyeti, demokratik toplumun üzerine oturduğu temel değerler arasında sayılmış ve demokratik bir toplumda zorunlu nedenler olmadıkça belirtilen hürriyetlerin sınırlanmasının Anayasa’ya aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir. Bu çerçevede konuyla ilgili bir kuralı yorumlarken veya uyuşmazlığı çözerken Anayasa’nın anılan hükümlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır. Özellikle Anayasa’nın 11 inci maddesinde ifadesini bulan Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile 138 inci maddesinin birinci fıkrasında “Hâkimler, … Anayasaya, kanuna, ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler.” hükmü nazara alındığında kanunlar anlamlandırılırken Anayasa’ya uygun olarak yorum yapılması gerektiği izahtan varestedir.
Daire ve dolayısıyla sayın çoğunluk dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK’nın 56 ncı maddesinde haksız rekabetin, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlandığını, TTK'nın 57/1 maddesinde de, başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemenin hüsnüniyet kurallarına aykırı hareket olarak kabul edildiğini, davalının da bu kapsamda lüzumsuz yere incitici beyanlarla davacıyı kötülediğine karar vermiştir. Daire ve sayın çoğunluk, davalı yazarın davranışının lüzumsuz yere incitici beyan olmasına dayandığından burada gerçekten söz konusu ifade açıklamalarının lüzumsuz yere incitici beyan olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
Tüm dosya kapsamı dikkate alındığında yazıları kaleme alan davalının sigortacılık sektöründe yayın yapan gazete ve dergilerde uzun yıllardır yazı yazan bir gazeteci olduğu ve yazıların basında yer alması sebebiyle söz konusu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda söz konusu yazılar sadece ifade özgürlüğü kapsamında değil aynı zamanda basın özgürlüğü kapsamında da değerlendirilmelidir.
Demokratik bir toplumda eleştiri ortak iyinin bulunabilmesi açısından son derece önemli bir araç olduğundan toplumun gelişmesinin en önemli koşullarından biri olarak kabul edimliktedir (bkz. Mustafa Erdoğan, "Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğü: Özgürlükçü Bir Perspektif", Liberal Düşünce, Sayı: 24, Güz 2001, Ankara, ss. 8-13). Dolayısıyla kamusal tartışmaya ve ortak iyinin tespit edilmesine katkı sunan bir beyanın demokratik toplum açısından lüzumsuz olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu çerçevede bir beyanın lüzumsuz yere incitici olarak değerlendirilebilmesi için yazılan yazının kamusal tartışmaya hiçbir katkısının bulunmaması gerekir. Oysa dava konusu yazılar incelendiğinde yazılarda genel olarak sigortacılık alanında faaliyet gösteren şirketlere yönelik eleştiriler getirilmek suretiyle bu alandaki hizmetlerin kalitesinin sorgulandığı ve dolayısıyla sigortacılık alanındaki kamusal tartışmaya katkı sunulduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede davalının ifade açıklamalarının TTK’nın 57/1 maddesi kapsamında lüzumsuz yere incitici beyan olarak kabul etmek mümkün değildir. Vurgulamak gerekir ki böyle bir kabul ifade ve basın hürriyetinin ihlali sonucunu doğurabilecektir. Buna göre dava konusu olayda matufiyet unsurunun gerçekleşmiş olduğu düşünülse dahi sigortacılık alanında faaliyet gösteren davacının bu kadar eleştiriye hoş görü göstermesi gerekmekte olup bunun haksız rekabet olarak nitelendirilmesi kabul edilemez.
Öte yandan davalının yazılarında kullandığı genel ifadeler ve özellikle tek bir şirketten değil “müşteri memnuniyetsizliği yaratan bu küçük asistans şirketleri”, “Merdivenaltı asistans şirketleri elenecek” biçiminde hep çoğul ifadeler kullanması da yazıların bizzat davacı hedef alınarak kaleme alınmadığını, dolayısıyla direnen Mahkeme kararında kabul edildiği üzere yazılarda matufiyet unsurunun da gerçekleşmediğini göstermeye elverişlidir.
Son olarak davalı yazarın davacıyla aynı iş kolunda çalışan bir rakip değil sigortacılık alanında yayın yapan bir gazeteci olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu yönden de davacının yazılarının haksız rekabet olarak yorumlanması işin doğasıyla bağdaşır görünmemektedir.
Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun Daire kararına uygun bozma yönündeki görüşüne katılamıyoruz.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2019/2099 E., 2020/293 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; TTK'nın 56/3. maddesine göre esnaf odalarının haksız rekabetin tespiti talebinde bulunabileceği, ancak zarar ziyan talebinde bulunamayacağı, TTK'nın 55/e maddesine göre eylemin haksız rekabet teşkil ettiği, davacının hasım değişikliği talebinin kabul edildiği, da
11. Hukuk Dairesi 2019/2099 E. , 2020/293 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 28/09/2017 tarih ve 2016/403 E- 2017/870 K. sayılı kararın davacı vekili ile davalılar... Saç Bakım Güzellik Salonu Kuaförlük Ltd. vekili, Ekip Saçkolik Kuaför Hizmetleri Ltd. vekili, ... Kuaför Kozm. Gıda Ltd. vekili ve... Hiz. Kozm. Ür. Ltd. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 24/01/2019 tarih ve 2018/1858 E- 2019/102 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar... Saç Bakım Güzellik Salonu Kuaförlük Ltd., Ekip Saçkolik Kuaför Hizmetleri Ltd., ve... Hiz. Kozm. Ür. Ltd. vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin 10.01.2010 tarihli genel kurulun 14. maddesi ile bayan kuaförlerinin salı günleri tatil yapmasına karar verildiğini, bayan kuaförlerinin oda kaydını sildirerek veya ticaret odasına kayıt yaptırarak kararı uygulamamaya çalıştıklarını, bu şekilde haksız kazanç sağlandığını, tespit dosyası ile davalıların salı günü çalıştıklarının
belirlendiğini ileri sürerek, haksız rekabetin menini, tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Ekip Saçkolik Kuaför Hiz. Ltd. vekili; Saçkolik Bayan Kuaförü isimli işletmenin bulunmadığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davalının kurulduğu günden itibaren ticaret odasına kayıtlı olduğunu, davacıda herhangi bir kayıtlarının bulunmadığını, belediyeden alınmış tatil günleri çalışma ruhsatlarının olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı ... Kuaför Kozm. Gıda Ltd. vekili; Mehmet Emin Kuaförü isimli iş yeri bulunmadığını, müvekkilinin tacir olduğunu, davacının aldığı kararların ancak kendi üyelerini bağlayacağını, davalı ticaret odasına kayıtlı olduğundan pazar günleri tatil yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı... Saç Bakım Güzellik Salonu Kuaförlük Ltd. vekili; davalının taraf ehliyeti bulunmadığını, müvekkilinin davacıya üye olmadığını, ticaret odasına kayıtlı bulunduğunu, davacının üye olmayanlara karşı kural belirleyemeyeceğini, hafta tatili olarak pazar günleri kapalı olduklarını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı Trendy Kuaförlük Hizb Kozm. Ür. Ltd. Yetkilisi; husumetin doğru yöneltilmediğini, 06.12.2013 tarihinde hizmet vermeye başladıklarını, kurulduğu günden itibaren ticaret odasına kayıtlı olduklarını, davacıya üyelikleri bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı... Hiz. Kozm. Ür. Ltd. vekili, husumetin doğru yöneltilmediğini, davalının şirket olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; TTK'nın 56/3. maddesine göre esnaf odalarının haksız rekabetin tespiti talebinde bulunabileceği, ancak zarar ziyan talebinde bulunamayacağı, TTK'nın 55/e maddesine göre eylemin haksız rekabet teşkil ettiği, davacının hasım değişikliği talebinin kabul edildiği, davalı ... yönünden davadan feragat edildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalıların haksız rekabete yol açan eyleminin önlenmesine, davacının tazminat talebinin reddine, davalı ... yönünden davanın feragatten reddine karar verilmiş, karara karşı, davacı vekili ile davalılar... Saç Bakım Güzellik Salonu Kuaförlük Ltd. vekili, Ekip Saçkolik Kuaför Hizmetleri Ltd. vekili, ... Kuaför Kozm. Gıda Ltd. vekili, ZB Kuaför Hiz. Kozm. Ür. Ltd. vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesinde; davacının 10.01.2010 tarihli genel kurulunun 14. maddesinde kuaförlerin salı günlerinde tatil yapmalarının kararlaştırıldığı, tespit dosyasında davalıların salı günleri çalıştığının belirlendiği, TTK'nın 56/3. maddesine göre davacı Esnaf Odasının fiilin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin menini, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını talep edebileceği, ancak TTK'nın 56/1-d maddesi uyarınca zarar ve ziyanın tazminini talep etme yetkisi bulunmadığı, TTK'nın 55/e maddesinde, iş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur, hükmünün düzenlendiği, davalıların eyleminin bu kapsamda dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği, davalıların Esnaf Odasına kayıtlı olmamasının bu durumu değiştirmeyeceği (Bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/9844-2014/13669 E.K. sayılı ve 2016/8790-2017/7058 E. K. sayılı ilamları), HMK'nın 124/4. maddesine göre, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızası aranmaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceği, dava konusu olayda, davalıların şirket olarak faaliyette oldukları bilinmeden iş yeri unvanları ile dava açıldığı, sonradan davacı vekilinin taraf değişikliği konusunda dilekçe verdiği, davalıların dava dilekçesinden haberdar oldukları ve cevapta bulundukları, bu nedenle taraf değişikliği yapılarak, husumetin davalı şirketlere yöneltilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı, davalı... Saç Bakım Güzellik Salonu Kuaförlük Ltd., davalı Ekip Saçkolik Kuaför Hizmetleri Ltd., davalı ... Kuaför Kozm. Gıda Ltd., davalı... Hiz. Kozm. Ür. Ltd. vekilinin esas karara ve davalı... Hiz. Kozm. Ür. Ltd. vekilinin 02.02.2018 tarihli ek karara yönelik istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılardan Ekip Saçkolik Kuaför Hizmetleri Ltd., ... Saç Bakım Güzellik Salonu Kuaförlük Ltd., ZB Kuaför Hiz. Kozm. Ür. Ltd. vekilince temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle,davalılar... Saç Bakım Güzellik Salonu Kuaförlük Ltd., Ekip Saçkolik Kuaför Hizmetleri Ltd., ve... Hiz. Kozm. Ür. Ltd. vekillerinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden temyiz edenlerden ayrı ayrı alınmasına, 13/01/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2016/2193 E., 2017/1563 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
mağazalarında satıldığını, davalının eylemleri nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, FSEK 68/1 madde gereğince rayiç bedelin 3 katı ve FSEK 70 madde ile TTK 56/d-e maddeleri gereğince talepte bulunduklarını ileri sürerek, davalının tecavüz teşkil eden eylemlerinin durdurulmasını, taklit ürünlere el konulmasını, tecavüzün önlenmesini, FSEK 68.
11. Hukuk Dairesi 2016/2193 E. , 2017/1563 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... 4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29/12/2015 tarih ve 2013/188-2015/238 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 28.02.2017 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı tarafından tasarlanmış ve üretilmiş olan deri ceket modellerinin taklitlerinin, davalı tarafça ..., ... ve ... mağazalarında satıldığını, davalının eylemleri nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, FSEK 68/1 madde gereğince rayiç bedelin 3 katı ve FSEK 70 madde ile TTK 56/d-e maddeleri gereğince talepte bulunduklarını ileri sürerek, davalının tecavüz teşkil eden eylemlerinin durdurulmasını, taklit ürünlere el konulmasını, tecavüzün önlenmesini, FSEK 68. madde gereğince hesaplanacak emsal bedelin 3 katı ile şimdilik 30.000 TL'lik kısmının davalıdan tahsilini, FSEK 70 ve TTK 56/d-e maddeleri gereğince davalının elde ettiği gelirin şimdilik 30.000 TL'lik kısmının davalıdan tahsilini, 50.000 TL manevi tazminata hükmolunmasını ve hükmün ilanını talep ve dava etmiş; ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini 408.924,00 TL ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, dava konusu ceket modellerinin 2000'li yıllardan bu yana Türkiye'deki çeşitli deri firmaları tarafından üretilip satıldığını, davacı tarafın, müvekkilinin üretimlerinden 2011 yılından bu yana haberdar olması nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkiline ait ... markasının TPE sicilinde ve WIPO nezdinde de tescilli olduğunu, davacının ise ... ibareli bir marka tescili olduğunu, davacının tescilli tasarımı bulunmadığından 554 sayılı KHK'nın uygulanamayacağını, tasarımı davacıya ait olan deri ceket modelleri ile davalının satışa sunduğu ve taklit olduğu iddia edilen ceket modelleri arasında farklılıkların bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalının dava konusu ürünlerden 35 adet sattığı ve 38 adet de stokta bulundurduğu, dolayısıyla davalının dava konusu ürünlerden üretim adedinin tespit edilebildiği kadarıyla en az 73 adet olduğu kabul edilerek ıslah edilmiş haliyle davanın kısmen kabulüne, üzerlerinde Punto ibaresi bulunan dava konusu ürünler nedeniyle davacının eser sahipliğinden kaynaklanan haklarına davalı tarafça yapılan tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, gelecekte tekrarının men' ine, davaya konu toplam 73 adet ceket nedeniyle ve bu miktar ürünle sınırlı olarak taraflar arasında sözleşme yapılsa idi davacının 5846 sayılı yasa hükümlerine göre talep edebileceği rayiç bedelin % 18 lisans oranı üzerinden 235.671,16 TL olacağı kabul edilerek, takdiren 3 kat hesabıyla ve ancak taleple bağlı kalınarak 408.924 TL telif tazminatının ve takdiren 25.000 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren hesaplanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, FSEK 68/1 maddenin uygulanması ile birlikte hem satılmış olan 35 adet ceket yönünden hem de stokta bulunduğu tespit edilen 38 adet ceket yönünden taraflar arasında farazi sözleşme ilişkisi kurulmuş olacağından davaya konu ve henüz satılmamış olan 38 adet ürüne el konulması ve imhası taleplerinin reddine, karar kesinleştiğinde karar özetinin ilanına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına davalı eyleminin aynı zamanda haksız rekabet oluşturması nedeniyle manevi tazminatın takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekili, müvekkili tarafından ilk defa üretilerek piyasaya sunulan deri ceketlerin 5846 sayılı FSEK anlamında eser niteliğinde olduğunu, davalı şirketin iş yerlerinde yapılan aramada söz konusu ceketlerin taklitlerinin ele geçirildiğini, böylelikle müvekkilinin eserden doğan hakkının ihlal edildiğini, eylemin aynı zamanda haksız rekabet olduğunu ileri sürerek, tecavüzün durdurulması, önlenmesi ve ürünlere el konulması istemleri yanında, FSEK 68, 70 ve TTK 56 maddeleri uyarınca maddi ve manevi tazminat isteminde de bulunmuştur.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporlarına istinaden, davacı tarafa ait deri ceket modelinin FSEK m. 4 anlamında güzel sanat eseri olduğunun kabulüyle FSEK m. 68 uyarınca maddi tazminata hükmedilmiştir.
FSEK m. 4/1-(4) deki “El işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımları” şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, koşulların varlığı halinde tekstil ve moda tasarımları FSEK tarafından eser olarak korunan güzel sanat eserleri arasında sayılmıştır.
Davacı tarafça uyuşmazlık konusu deri ceket modelinin grafik eser olduğu ileri sürülmüş ise de moda tasarımına konu bir modelin güzel sanat eseri vasfının varlığı için ürünün basit yaratımlardan uzak, günlük ve normal kullanımın ötesinde, işlevsel bir amaçtan ziyade, sanatsal bir faaliyet sonucu, estetik duygusuna hitap etmek amacıyla yaratılan ve sanatsal özelliği yüksek bir ürün olması gerekir (Emre Kalender, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, 2015/1, s.113). Bir moda tasarımına konu deri ceket ürününün çok tanınmış bir marka veya markasız olarak piyasaya sürülmesi, daha önceki moda tasarımlarından farklı olması, fiyatının çok yüksek veya düşük olması, güzel sanat eseri vasfı açısından bir önem taşımayacaktır.
Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyeti dava konusu deri ceket modelinin 5846 sayılı FSEK 4. maddesi kapsamında güzel sanat eseri olduğunu mütalaa etmiş ise de, raporda ürünün haiz olduğu özellikler tarif edilmekle birlikte yukarıda açıklanan hususları içermediğinden hüküm tesisine yeterli kabul edilemez.
O halde, dava konusu deri ceket modelinin, 5846 sayılı FSEK 4/1-(4) fıkrası anlamında seri üretim yoluyla ticari kullanım amacını aşan ve işlevsel özelliğin çok ötesinde, seyir hissi yaratmak üzere meydana getirilmiş yüksek düzeyde estetik vasfa sahip moda tasarım alanında güzel sanat eseri sayılıp sayılmayacağı hususunda yeni bir bilirkişi heyetinden görüş alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi görüşü benimsenmek suretiyle 5846 sayılı FSEK 68. maddesine dayalı telif tazminatına hükmedilmesi doğru görülmediğinden kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/185 E., 2024/8685 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
tam metni aç
eylemleri nedeniyle uğradığı manevi zararların, hiçbir şekilde giderilemeyecek kadar ağır olduğunu, eylemleri ile hem müvekkili şirketi, hem Tekirdağ bayisini hem de aboneleri mağdur ettiğini, halk ve kamu sağlığını tehlikeye düşürdüğünü, 6102 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 58 inci maddesi anlamında manevi zarar şartlarının tamamen oluştuğu
11. Hukuk Dairesi 2024/185 E. , 2024/8685 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1826 Esas, 2023/1228 Karar
HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2018/257 E., 2019/374 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin, mülkiyeti ve kullanım hakkı kendisine ait ve usulüne uygun tescil edilmiş ..., ..., ... markaları ile Türkiye geneline yayılmış bayilikleri vasıtasıyla, halk arasında mutfakgazı olarak da bilinen sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) dağıtım ve tevzi işi ile iştigal ettiğini, markalı tüplerin ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elde bulundurulmasının haksız rekabet teşkil ettiğini, müvekkili şirket ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmayan davalının Kumbağ Mah. Belediye Cad. No:80-82-84 ... adresinde bulunan işyerinde, Tekirdağ 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla) 2018/ 43 Değişik İş sayılı dosyası ile 29.06.2018 tarihinde tespit işleminde müvekkil şirketler markasını taşıyan müvekkil şirkete ait üzere toplam 234 adet tüp tespit edildiğini, davalı tarafın, müvekkil şirket ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmamakta, vergi levhasından görüldüğü üzere "su dağıtım" ruhsatı olduğunu, tüp işini yasal olmayan yollarla yaptığını, davacı müvekkilin rakibi bir LPG firmasının tüp bayisi olan ...'ın işletmeciliğini yaptığı davalı işyeri ... markalı dolu tüpleri Tekirdağ dışında piyasadan bir şekilde temin ederek tüketicilere sattığı, Tekirdağ bayisinin satışlarına engel olduğunu, kendi rakip firmasının pazar payını yükselttiğini, davalı yanın eylemlerinin müvekkil şirketlerin üretimi yaptırıp ticari faaliyetine konu etmek istediği tüplerden faydalanmasını engelleyen, ortadan kaldıran, müvekkile zarar veren hukuka aykırı eylemler olduğunu, müvekkil şirkete ait ve tescilli ve koruma altına alınmış markalı tüpleri, kendi yedinde bulunduran davalı yan tüplerin piyasada dolaşımını önlemek sureti ile haksız rekabet fiilini işlediğini, müvekkil şirketin demirbaşları arasında yer alan mülkiyeti müvekkil şirkete ait tüplerin, piyasadan çekildiği, dönüşümünün yapılamadığı ve bu nedenle müvekkili şirketin öz sermaye kaybının yanı sıra abone ve kâr kaybına neden olunduğunu, abone ve kâr kaybına uğradığı, ticari itibar kaybına uğramadığı, marka ve imajının zedelendiğini, davaya konu eylemin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 ve 55 inci maddelerine aykırı olduğu, sübut bulmuş eylemlerle müvekkillerin, markalı tüplerinin kullanımını engellendiği, müvekkilin zarara uğradığı, haksız kullanım ve ticarete konu etmek sebebi ile müvekkil aleyhine haksız kazanç elde edildiğini, davalının kötü niyetli bu eylemleri sonucu müvekkil şirketlerin maddi ve manevi zararlara uğradığı, ticari itibar ve potansiyellerinin zarar gördüğünün açık olduğunu, markaların korunmasına ilişkin 556 sayılı KHK 66 ncı maddesine göre, marka hakkı sahibinin zararı, fiili kaybın değerinin yanında tecavüz sebebiyle yoksun kalınan kazancıda kapsayacağını, keza bu, 6102 sayılı Kanunun haksız rekabet hükümleri gereği olduğu, işbu davada kâr yoksunluğuna ilişkin fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile, tespit konusu bakımından 1 yıllık kâr yoksunluğu nedeni ile tazminat talep ettiklerini, müvekkil şirketin, davalının bu eylemleri nedeniyle uğradığı manevi zararların, hiçbir şekilde giderilemeyecek kadar ağır olduğunu, eylemleri ile hem müvekkili şirketi, hem Tekirdağ bayisini hem de aboneleri mağdur ettiğini, halk ve kamu sağlığını tehlikeye düşürdüğünü, 6102 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 58 inci maddesi anlamında manevi zarar şartlarının tamamen oluştuğunu, davalının eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, vaki haksız rekabetin men'ine, tüm bu sebeplerle dava konusu 233 tüp üzerine teminatsız ihtiyati tedbir konmasını, davalının devam eden eylemlerinin, Markaya Tecavüz ve Haksız Rekabet doğurduğunun tespitine, devam ve tekrarın önlenmesi suretiyle haksız rekabetin ve tecavüzün meni'ine, davalının uhdesinde tespit edilmiş olan tüplerin imhası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile; ... markalı tüpler için 100,00 TL maddi ... markalı tüpler için 100,00 TL maddi, ... markalı tüpler 100,00 TL maddi, ... markalı tüpler 100,00 TL maddi, ... markası için 5.000 TL, ... markası için 2.500 TL, manevi tazminata hükmedilmesine, hükmolunacak tazminata dava tarihinden itibaren reeskont faizi uygulanmasına, hüküm özetinin Türkiye sathında yayınlanan yüksek tirajlı üç adet (günlük) gazetede ilânına, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın dava dilekçesinde davalı taraf olarak müvekkili ...'u gösterdiğini, aynı zamanda davacı tarafın dava dilekçesinde Tekirdağ 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/43 Değişik İş sayılı dosyasında yapılan tespite ve Bakırköy 40. Noterliğinin 07.05.2018 tarihli ve 12951 yevmiye numaralı ihtarnamesine dayandığını, ancak bu dayanak belgelerin davalı müvekkile karşı yapılmış işlemler olmadığını, bu sebeple öncelikle husumet yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesine konu işyerinin Tekirdağ ili, Süleymanpaşa ilçesi, Kumbağ mahallesinde bulunduğunu, bu iş yerinin müvekkile ait olmadığı, ...’a ait olduğunu, müvekkil ile ... arasındaki iş ilişkisini sundukları azilnameler doğrultusunda 17.10.2016 tarihinde sona erdiğini, bu azilnameler sonucu iş ilişkisinin sona ermesinin akabinde dava dışı ...'ın kendi adına vergi kaydını oluşturarak işyerini çalıştırmaya devam ettiğini, vergi levhasının incelendiğinde iş yeri açılışının 19.10.2016 tarihinde yapıldığının açık ve net olduğunu, tespit dosyasındaki bilirkişi raporunda ise vergi levhası ve işyeri açma çalıştırma ruhsatının ...’un diye belirtildiğini, müvekkilinin işletmediği işletmede vergi levhasının ve ruhsatının bulunmasının asıl işletmeci olan ...’ın kötü niyetini ortaya çıkardığını, yine tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunda müvekkilin izinsiz bir şekilde ... marka tüp sattığına dair somut bir delilin mevcut olmadığını, yapılan tespitlerin iş yerinde ve taraflarına ait olmayan bir araçta olduğunu, tespit yapılan araç üzerindeki giydirmeden aracın Dağdelen marka su satan işyerine ait olduğunun açık olduğunu, müvekkilin Dağdelen firması ile olan iş ilişkisinin sona erdiği, ... ile Dağdelen firması arasında yapılmış olan 15.11.2016 tarihli Yetkili Bayilik Sözleşmesinin ekte yer aldığını, müvekkilin adına kayıtlı olmayan bir işyerinde ve araçta yapılan tespit sonucunda müvekkile karşı dava açılmış olmasının hukuka uygunluk teşkil etmediğini, tespit dosyasında yer alan bilirkişi raporunda dolu ... marka boş tüpün yerine başka bir marka dolu tüpün verildiğine dair bir tespit mevcut olmadığını, kaldı ki müşteriler tarafından depozitoları ödenmiş olan boş tüplerin davacı firmaya teslim edilmemiş olmasının hukuka aykırı bir fiil olmadığını, müşterilerin bu boş tüpleri iade etme mecburiyetleri bulunmadığını, bu durumlar karşısında davacı firmanın maddi bir zararının oluştuğundan bahsetmenin mümkün olmadığını, raporun muteber olmadığını, Türk Ticaret Kanununa ve Sınai Mülkiyet Kanununa aykırı bir durumun mevcut olmadığını, tüm bu sebeplerle; müvekkilin dava konusu işyeri ve işlemler ile alakasının ve ilgisinin bulunmaması sebebiyle husumet yönünden davanın reddine, davacı tarafın maddi bir zararının olmaması ve müvekkilin zarar oluşturacak bir eylemde bulunmuş olmaması sebebiyle ve Türk Ticaret Kanunu ile Sınai Mülkiyet Kanununa aykırı bir eylemin bulunmaması sebebiyle haksız davanın reddine, davacı tarafın kötü niyetli olması nedeniyle dava konusu alacağı %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine,yapılacak her türlü yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin de davacıdan alınmasını istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacının dosyamız davalısı hakkında şikayetçi olmuş ise de, davanın dava dışı anılan kişi hakkında açıldığı ve belirtilen şekilde hükme bağlandığı, bu haliyle, az yukarıda belirtilen adrese ilişkin davalının su bayiliğine ilişkin bir faaliyet kaydı var ise de, dava dışı ceza yargılaması hakkında yapılan kişinin de aynı adrese ilişkin hem su hem de mutfak tüpü satışına ilişkin faaliyet kaydı olduğu, bu kaydın tespit tarihinden önceye ait olduğu, tespitte davalının işyerinde fiziki olarak mevcudiyeti tespit edilmediği, davalının üzerine atfedilen eylemleri kabul etmediği, vergi kaydının resmi olarak 2018 yılı sonunda sona erdiği, dava dışı ...'ın ceza yargılamasındaki samimi beyanları, bu dosyadaki tespit ve yargılama sonucundaki verilen hüküm, dava dışı anılan kişinin davalının eylemlerinin icra edildiği iddia edilen işyeri adresine ilişkin dava dışı kişinin vergi kaydı bilgileri birlikte değerlendirildiğinde, davalının davaya konu eylemlerin sorumlusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının, davacıya ait şahsi ihtiyaç kapsamı dışında çok sayıda boş tüpü haklı ve hukuken geçerli bir neden olmaksızın, yasal düzenlemelere aykırı şekilde piyasadan toplayarak iş yerinde depo etmesi sonucu bayiilik ağı dışına çıkartıldığı böylece davacı tarafça yeniden dolumu yapılarak piyasaya girmesinin engellendiği bu kapsamda davacının ticari faaliyetine zarar verildiği ve piyasa faaliyetlerini sekteye uğratacak nitelikte olduğundan haksız rekabet teşkil ettiği, bu nedenle davacının TTK 56 ve TBK 58. maddeleri kapsamında, haksız fiilin tespiti, önlenmesi durdurulması yanında maddi manevi tazminat talep hakkının bulunduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, kaldırılması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 56 ncı ve 58 inci maddeleri.
3. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 56 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 04.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/1389 E., 2024/5008 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
tam metni aç
i şirketin faaliyet ve ticari işlerini sosyal medyada kötüleyerek karalayıcı bir kampanya yürüten davalının dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini, bu paylaşımlar nedeniyle müvekkilinin ticari itibarı ile faaliyetleri zarar gördüğünden 6102 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesi uyarınca haksızlığın tespitinin gerektiğini beyanla söz konusu paylaşımlardan dolayı müvekkili şirketin uğradığı zararın taz
11. Hukuk Dairesi 2023/1389 E. , 2024/5008 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1106 Esas, 2022/1217 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/1054 E., 2018/1326 K.
Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş. ünvanlı şirketin, posta, kargo, bankacılık ve elektronik ticaret alanlarında; Türkiye çapında yaygınlaşmış hizmet ağı, iki asra yakın tecrübesi, çağdaş teknoloji ve güvenilir kadroları ile hızlı ve kaliteli kamu hizmeti sunan bir firma olduğunu, davalı ... Çocuk Dergisi İmtiyaz Sahibi ve Genel yayın Yönetmeni ...'un hem dergi hem de şahsi twitter hesabından müvekkili şirketin faaliyet ve ticari işleri hakkında yanlış, yanıltıcı ve gereksiz yere inticasi açıklamalarda bulunduğunu, dürüstlük kuralına aykırı davranışlar sergileyen davalının, müvekkili şirketin faaliyetleri ile ilgili olarak toplumda yanlış ve yanıltıcı bir algı oluşturduğunu, müvekkili şirketin Sultangazi PTT Müdürlüğünden aralıklarla postaya verilen .... Çocuk isimli dergi gönderilerinin alıcılara ulaşmadığına dair gönderici twitter yakınmalarının dürüstlük kuralına aykırı olumsuz reklama dönüştüğünü ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) haksız rekabete ilişkin 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde sayılan eylemler kapsamında olduğunu, davalının şikayetleri giderilerek sorunun çözüme kavuşturulduğunu, müvekkili şirket ile doğrudan irtibata geçmesi gerekirken yanlış, yanıltıcı ve hatta kötüleyici beyan ve açıklamalarla müvekkili şirketin faaliyet ve ticari işlerini sosyal medyada kötüleyerek karalayıcı bir kampanya yürüten davalının dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini, bu paylaşımlar nedeniyle müvekkilinin ticari itibarı ile faaliyetleri zarar gördüğünden 6102 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesi uyarınca haksızlığın tespitinin gerektiğini beyanla söz konusu paylaşımlardan dolayı müvekkili şirketin uğradığı zararın tazminini isteme hakları saklı kalmak kaydıyla davalının fiillerinin/paylaşımlarının haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, haksız rekabetin menine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tarafların aynı alanda faaliyette bulunan rakip firma olmadığı, davacının hizmet veren, davalının ise hizmet alan konumunda olduğu, davalının göndermiş olduğu dergilerin büyük bir çoğunluğunun alıcılara ulaşmadığı davacının da kabulünde olup ulaşmayan dergilerin davacı tarafından satın alınarak yeniden gönderildiği, aynı sorunun tekrar ettiği ve davacının kendi içerisinde yaptığı inceleme neticesinde yaşanan soruna net bir sebep bulamadığı, dergilerin başkaları tarafından posta kutusu veya bırakıldıkları yerden alınmış olabilecekleri şeklinde bir açıklama getirdiği, oysaki davacının hizmet veren bir şirket olarak verdiği hizmetin ilk aşamasından alıcıya ulaşmasına kadar olan son aşamasına kadar basiretli bir tacir olarak davranması gerektiği, her ne kadar 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca haksız rekabetin oluştuğundan bahsetmek için davalının, davacı ile rakip firma olması gerekmiyor ise de; günümüzde tüketicilerin aldıkları hizmetten memnuniyetsizliklerini çok sayıda dijital platformlarda ifade edebildikleri, davalı tarafından twitter hesabından yapılan yorumların, davacının faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklama kapsamında değil aldığı hizmetten memnuniyetsizliği kapsamında eleştiri olarak kabul edilmesi gerekmekte olduğu ve bu nedenle haksız rekabet oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının dava konusu dergileri alıcısına ulaşmadığına yönelik iddiasının müvekkili tarafından titizlikle incelenerek bu kapsamda 28/06/2017 tarih ve 32 sayılı inceleme raporunun tanzim edildiğini, davalının aldığı hizmetten memnun kalmaması halinde şikayet ve önerilerini müvekkili şirkete iletebileceğini, bu hususun davalının kendisine de bildirildiğini, buna rağmen davalının kendi twiter hesabından müvekkili şirket aleyhine paylaşımlar yaptığını ve müvekkili şirkete karşı kanunda tanımlanan haksız rekabet kapsamındaki eylemi işlediğini, bu şekilde davalının kendi twiter hesabı üzerinden müvekkili şirketin faaliyet ve ticari işleri hakkında yanlış yanıltıcı ve incitici beyanlarda bulunduğunu, müvekkilinin bu sebeple portföyünün etkilendiğini ve mesleki itibarının zedelendiğini beyanla, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalının sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımın, AİHM'nin birçok kararında ifade edildiği gibi eleştirinin sadece olumlu karşılanan veya zararsız veya tarafsız görülen bilgi ve fikirleri değil, demokratik toplumun gereklilikleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin parçası olan, rencide eden, şoke eden, rahatsız eden bilgi ve fikirleri de koruma altına aldığı gözetildiğinde, kişisel değer yargısı niteliğindeki ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında ağır eleştiri olarak eleştiri hakkı kapsamında kaldığının kabulü gerektiği, buna göre eleştiri niteliğindeki paylaşım haksız rekabete ilişkin düzenlemeler kapsamında kalmadığından somut olayda haksız rekabet ve manevi tazminatın koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık,davalının sosyal medya paylaşımının haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 55 ve 56 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bir tekstil fabrikası sahibi olan Tacir Can, rakibi Tacir Elif’in ürünlerinin sağlığa zararlı hammadde içerdiği yönünde asılsız e-postalar yaymış ve Elif’in müşteri kaybetmesine neden olmuştur. Elif, Can’ın bu haksız rekabet teşkil eden eylemlerine karşı hukuk davası açmak istemektedir. TTK uyarınca Elif'in haklarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Elif, mahkemeden söz konusu eylemlerin haksız rekabet oluşturduğunun tespitini isteyebilir.
B) Eylemlerin devam etme ihtimali varsa, Elif haksız rekabetin önlenmesini (men'ini) talep edebilir.
C) Elif, haksız rekabet nedeniyle uğradığı maddi zararın tazmini için açacağı davadan önce arabulucuya başvurmak zorundadır.
D) Elif, Can’ın asılsız iddialarının yer aldığı kayıtların imhasını (maddi durumun ortadan kaldırılmasını) talep edemez; bu hak sadece odaya aittir.
E) Can'ın eylemi sonucu Elif'in ticari itibarı ağır zarar görmüşse manevi tazminat talebinde bulunulabilir.
Bu maddeyle ilgili 19 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.