6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 57

Türk Ticaret Kanunu 57. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 57- (1) Haksız rekabet fiili, hizmetlerini veya işlerini gördükleri sırada çalışanlar veya işçiler tarafından işlenmiş olursa, 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, çalıştıranlara karşı da açılabilir. (2) 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinde yazılı davalar hakkında Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. III - Basın, yayın, iletişim ve bilişim kuruluşlarının sorumluluğu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

47 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2021/977 E., 2023/245 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
maddesinde haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlanmış, TTK'nın 57/1 maddesinde de, başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek hüsnüniyet kurallarına aykırı hareket olarak kabul edilmişti
Hukuk Genel Kurulu         2021/977 E.  ,  2023/245 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili; davalı ... ile müvekkili arasında geçmişte iş sözleşmesi ilişkisinin bulunduğunu, sözleşmenin sonlanmasıyla davalının husumet içerisine girdiğini, ... Gazetesi’nde sigorta sektörüne ilişkin yazılar yazdığını, müvekkilinin faaliyet gösterdiği sigorta sektörüne yönelik aylık yayın yapan ve diğer davalının imtiyaz sahibi olduğu “Sigortalı” isimli derginin genel yayın yönetmenliği ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini ifa ettiğini, aynı zamanda davalı şirketin müdürü olduğunu, müvekkilinin gazetelere verdiği tanıtım ilanlarında “Müşteri Memnuniyeti” kavramını ön plana çıkardığını, davalının 08.06.2011 tarihli ... Gazetesi’nde yayınlanan yazıda "...8-10 kişilik çağrı merkezleri müşteri memnuniyetsizlikleri ile sigorta şirketlerine zarar veriyor..." ifadeleri ile müvekkilini hedef aldığını, Sigortalı Dergisi’nin Kasım 2011 sayısında "Merdivenaltı Asistans Şirketleri Elenecek" başlıklı, Aralık 2011 sayısında "Asistans Hizmetinde Promosyon Dönemi" başlıklı, Şubat 2012 sayısında "... Asistans İşine Giriyor" başlıklı yazı ile yine müvekkilini hedef alan ve haksız rekabet teşkil eden ifadeler kullanıldığını, bu yazılarda müvekkili şirketin ismi doğrudan kullanılmasa da, müvekkili olduğunun anlaşılmasına sebebiyet veren ifadeler kullanıldığını, davalıların eyleminin haksız rekabet ve haksız fiil teşkil ettiğini ileri sürerek fiilin haksız rekabet ve haksız fiil teşkil ettiğinin tespiti ile 1.000.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalılar vekili; derdestlik itirazıyla zamanaşımı def’inde bulunarak dava konusu yazılarda herhangi bir şekilde davacıyı hedef alan ibare kullanılmadığını, haksız rekabet teşkil eden bir eylemlerinin de bulunmadığını, bu hususta da yeterli ve inandırıcı delillerin sunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.12.2015 tarihli ve 2014/370 Esas, 2015/711 Karar sayılı kararı ile; dava konusu yazıların hiçbirinde davacının isminin açıkça belirtilmediği, bizzat davacı hedef alınarak kaleme alınmadığı, aksine yazıların tümü birlikte değerlendirildiğinde, davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte, sırf ona yönelik bir yayın olmadığı, sektörel bazı sorunların yansız olarak yazıldığı, basının haber verme, yorum ve eleştiri hakkı şeklindeki hukuka uygunluk nedeni kapsamında yer aldığı, yansıma yoluyla manevi tazminat talep edilemeyeceği, dava konusu köşe yazılarında kullanılan ifadelerin hukuka uygun olduğu, haksız rekabet oluşturmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18.01.2018 tarihli ve 2016/12221 Esas, 2018/407 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, haksız rekabetin tespiti ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, 6762 sayılı TTK'nın 56. maddesinde haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlanmış, TTK'nın 57/1 maddesinde de, başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek hüsnüniyet kurallarına aykırı hareket olarak kabul edilmiştir. Somut olayda, davacı şirketin '' Müşteri memnuniyetinin sırrı satış sonrası hizmettir'' başlıklı tanıtım ilanlarının bir çok gazetede yayınlanmasından sonra, dava konusu 2011 Haziran tarihli yazıda, '' Müşteri memnuniyetsizliği'' başlığı altında ''...8-10 kişilik çağrı merkezleri müşteri memnuniyetsizlikleri ile sigorta şirketlerine zarar veriyor...'', 2011 Kasım tarihli, ''Merdivenaltı asistans şirketleri elenecek'' başlıklı yazıda ''...Uzmanlık alanı asistanlık olmayan bazı küçük asistans şirketleri de pazarda kalmak için her yolu deniyor. 10-15 kişilik çağrı merkezleri ile ''merdivenaltı'' asistans şirketleri olarak tanımlanan bazı şirketlerin de sürekli müşteri kaybettiği duyumlarımız arasında...'', 2011 Aralık tarihli, '' Asistans hizmetinde promosyon dönemi'' başlıklı yazıda, ''... 10-12 kişilik çağrı merkezleriyle hizmet vermeye çalışan, bu arada müşteri memnuniyetine gönderme yaparken diğer taraftan hizmet kalitesi ile '' Müşteri Memnuniyetsizliği'' yaratan bu küçük asistans şirketleri '' asistans işini bize verirseniz, yaptığımız diğer işlerdeki hizmetlerimizi size ücretsiz veririz'' demeye başlamışlar...'' ve yine, 2012 yılı Şubat tarihli, ''... Asistans İşine Giriyor'' başlıklı yazıda, ''... asistans pazarında bir türlü dikiş tutturamayan küçük asistans şirketleri strateji değiştiriyormuş. Şirketlerinden ayrılan yöneticilerinin sırayla görev aldığı bu küçük şirketlerde çıta son atamalarla yükselse de bunların sonuca nasıl yansıyacağının kestirelemediği (kestirilemediği) konuşuluyor. ...Boşa vakit geçirileceğine birçok sigorta şirketinin acenteler toplantısına katılan ... genel müdür ve acenteleri eğlendiren ... gibi sanatçılar bu şirketlere ortak edilsin, yöneticilik görevi verilsin, en azından 4-5 şirket garanti esprileri yapılmaya başlanmış. Bence de iyi fikir... Hiç olmazsa acenteler de şikayet etmez bu şirketlerden !'' şeklindeki ifadeleri içeren yazılar ile bir asistans şirketi olan davacının ''müşteri memnuniyeti'' başlıklı reklam ilanlarından sonra ve bu ilanlara gönderme yapılarak, piyasada sınırlı sayıda asistans şirketi olması nedeniyle de davacı şirketin kastedildiğinin ve bu anlamda matufiyet unsurunun gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında, eleştiri sınırının ötesinde, gereksiz yere incitici mahiyet arz eden işbu yazıların haksız rekabet oluşturduğunun kabulü ile sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.12.2020 tarihli ve 2019/706 Esas, 2020/839 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; mahkemenin 2014/369 Esas, 2015/712 Karar sayılı kararında davacı ... Reklamcılık ve Tic. Ltd. Şti. ile ... tarafından davalılar Sigorta Medya Tic. Ltd. Şti. ve ... aleyhine benzer sebeplerle açılmış olan davada verilen ret kararının onandığı, anılan kararda aynı yazılara yönelik talepte bulunulduğu, sadece davacı tarafın farklı olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Yargıtayın yerleşmiş içtihatları çerçevesinde basının haber verme, yorum ve eleştiri hakkı şeklindeki hukuka uygunluk nedeni kapsamında yer aldığı, yansıma yoluyla manevi tazminat talep edilemeyeceği, dava konusu köşe yazılarında kullanılan ifadelerin hukuka uygun olduğu, haksız rekabet oluşturmasının mümkün olmadığı, aynı olay sebebiyle farklı iki kararın hukuk güvenliği ilkesine de aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı ...’ın, diğer davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu dergide yayınlanan yazılarındaki ifadelerden davacının kastedildiği yönündeki matufiyet koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre dava konusu yazılarda yer alan ifadelerin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 57/1 inci maddesi kapsamında davacıyı, faaliyetlerini yahut ticari işlerini lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek suretiyle haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 13. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 48/1 inci maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestîsi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukuki yolları tespit etmektir. 14. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2 nci maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350). 15. Türk Ticaret Kanunu’nda haksız rekabet kuralları, ticari nitelik taşısın taşımasın tüm haksız rekabet hâllerini kapsayacak şekilde ve son derece ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Somut olaya uygulanması gereken TTK’nın 56 ncı maddesinde haksız rekabet, aldatıcı hareket veya iyiniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlanmıştır. Buna göre haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması aranmıştır. Bununla birlikte failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır. 16. Türk Ticaret Kanunu’ndaki bu tanım ile konulan ilke sonrasında aynı Kanun’un 57 nci maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır. Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki TTK’nın 57 nci maddesinde sayılan hâllerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir. 17. Bu aşamada uyuşmazlığın kapsamı itibariyle TTK’nın 57/1 inci maddesinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 18. Türk Ticaret Kanunu’nun 57/1 inci maddesi gereğince; “Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Buradaki “kötüleme” kavramı, genel bir ifade ile bir kişinin ticari hayatı hakkında olumsuz intiba yaratılmasını ifade etmektedir. 19. Kötüleme yoluyla haksız rekabette, doğrudan mağdura yönelik bir hareket yer almamakta, dürüstlük kurallarına aykırı davranılarak mağdurun dışında yer alan kişilere, mağdurla ilgili yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici bilgiler verilerek bu kişilerin mağdur hakkında yanlış kanaat edinmeleri sağlanarak mağdur kötülenmektedir. Bu haksız rekabet türünde, konu mağdur veya onun ticari işletmesi ya da buna dâhil değerler, muhatap ise mağdurun müşterileridir. TTK’nın 57/1 inci maddesi anlamında kötülemeden bahsedilebilmesi için ortada sözlü, yazılı veya resimli şekilde bir açıklama (beyan) olmalıdır. 20. Görüldüğü üzere kötülemenin haksız rekabet olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle bir açıklamanın (beyanın) olması; bu açıklamanın başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması; nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir. 21. Yanlış açıklama (beyan), içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay ya da durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Yanıltıcı beyan, mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Lüzumsuz yere incitici beyan ise içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz bir şekilde ve amacını aşarak kişi, faaliyetleri, iş ürünleri vb. hakkında olumsuz intiba yaratan açıklamalardır (Suluk, Cahit/Karasu, Rauf/Nal, Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2017, s. 428). 22. Açıklamanın “yanlış” olup olmadığını tespit bakımından yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Gerçeğe uygun olmayan açıklamalar objektif olarak doğruluğu ve yanlışlığı tespit edilebilen açıklamalardır. Olaylar/olgular hakkındaki her türlü kötüleyici nitelikteki yanlış açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilecektir. Açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemez. Yanıltıcı açıklamadan kastedilen ise açıklamanın takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya kişilerde bıraktığı genel izlenim neticesinde açıklama konusunun olduğundan değişik ve olumsuz algılanmasıdır. Öte yandan gereksiz yere incitici beyanlar, amacını aşan değer yargılarını ifade etmektedir. Açık gerçek olsalar bile amacın aşılmasıyla birlikte gerçek dışı veya gerçeğe uymayan, gerçekle bağdaşmayan veya gerçeğe ters hâle gelmektedir. Zira burada gerçek olmasına rağmen açıklama amacını aşan bir durum ortaya çıktığından bu açıklama (beyan) gereksiz yere incitici olmaktadır. Örneğin bir kişinin “taklit” ve “korsan” mal ürettiğini anlatan ifadeler; tüketiciyi uyarmanın ötesinde, somut olayın özelliğine göre teamülün kabul ettiği toleransı aşması durumunda gereksiz yere incitici bir nitelik ve amaç taşımaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1994 tarihli ve 1993/11-965 Esas, 1994/252 Karar sayılı kararı). Başka bir deyişle somut olayın özelliklerine göre genel olarak toplumda ve özellikle hedef alınan muhatabın algılama seviyesi dikkate alındığında gerçek dahi olsa teamülün kabul ettiği tolerans sınırı aşılması hâlinde açıklama; TTK’nın 57/1 inci maddesi gereğince haksız rekabet teşkil edecektir. 23. Hemen belirtilmesi gerekir ki, bir açıklamanın “yanlış” olup olmadığı tespit edilirken yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığı iken, “yanıltıcı” olup olmadığı veya “gereksiz yere incitici” olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Başka bir anlatımla açıklama hangi kişi grubuna yapılıyor ise o kişi grubuna mensup orta yetenekteki bir kişinin açıklamayı algılama biçimi esas alınacaktır. Dolayısıyla bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir (Ülgen, Hüseyin/Helvacı, .../..., .../..., .../..., Füsun: Ticari İşletme Hukuku, ..., 2015, s. 540). 24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu edilen yazıların ... Gazetesi’nde yayınlanan 08.06.2011 tarihli yazı ile “Sigortalı” dergisinde yayınlanan Kasım 2011, Aralık 2011 ve Şubat 2012 sayılı baskılarında yer alan yazılardan ibaret olduğu, anılan yazılarda davacının unvanından açıkça bahsedilmediği sabittir. Öte yandan dava konusu edilen bu yazıların davacının “Müşteri memnuniyetinin sırrı satış sonrası hizmettir.” başlıklı ilanlarının çeşitli gazetelerde yayınlanması sonrasında kaleme alınmış olduğu anlaşılmaktadır. 25. Davacının yukarıda anılan ilanının birçok gazetede yayınlanması sonrasında kaleme alınan dava konusu 08.06.2011 tarihli yazıda ''Müşteri memnuniyetsizliği'' başlığı altında ''...8-10 kişilik çağrı merkezleri müşteri memnuniyetsizlikleri ile sigorta şirketlerine zarar veriyor...'' şeklinde, “Sigortalı” dergisinin Kasım 2011 sayısındaki ''Merdivenaltı asistans şirketleri elenecek'' başlıklı yazıda ''...Uzmanlık alanı asistanlık olmayan bazı küçük asistans şirketleri de pazarda kalmak için her yolu deniyor. 10-15 kişilik çağrı merkezleri ile ''merdivenaltı'' asistans şirketleri olarak tanımlanan bazı şirketlerin de sürekli müşteri kaybettiği duyumlarımız arasında...'' şeklinde, aynı derginin Aralık 2011 sayısında yer alan ''Asistans hizmetinde promosyon dönemi'' başlıklı yazıda, ''...10-12 kişilik çağrı merkezleriyle hizmet vermeye çalışan, bu arada müşteri memnuniyetine gönderme yaparken diğer taraftan hizmet kalitesi ile '' Müşteri Memnuniyetsizliği'' yaratan bu küçük asistans şirketleri '' asistans işini bize verirseniz, yaptığımız diğer işlerdeki hizmetlerimizi size ücretsiz veririz'' demeye başlamışlar...'' şeklinde ve yine aynı derginin Şubat 2012 sayısındaki ''... Asistans İşine Giriyor'' başlıklı yazıdaki ''... asistans pazarında bir türlü dikiş tutturamayan küçük asistans şirketleri strateji değiştiriyormuş. Şirketlerinden ayrılan yöneticilerinin sırayla görev aldığı bu küçük şirketlerde çıta son atamalarla yükselse de bunların sonuca nasıl yansıyacağının kestirilemediği (kestirilemediği) konuşuluyor. ...Boşa vakit geçirileceğine birçok sigorta şirketinin acenteler toplantısına katılan ... genel müdür ve acenteleri eğlendiren ... gibi sanatçılar bu şirketlere ortak edilsin, yöneticilik görevi verilsin, en azından 4-5 şirket garanti esprileri yapılmaya başlanmış. Bence de iyi fikir... Hiç olmazsa acenteler de şikayet etmez bu şirketlerden!'' şeklinde ifadeler yer almaktadır. 26. Yukarıda bir kısım detayları belirtilen dava konusu yazılardaki ifadelerde, her ne kadar unvanı açıkça zikredilmemiş ise de; anılan yazıların davacının ''Müşteri memnuniyeti'' başlıklı reklam ilanlarından sonra ve bu ilanlara gönderme yapılarak kaleme alınmış olmaları, bunun yanında davacının sigortacılık sektöründe asistans hizmeti veren sınırlı sayıdaki şirketten biri olması, ayrıca davacı şirketin yönetim kurulu başkanlığındaki değişiklik sonrasında bu değişime yapılan atfın da dolaylı yoldan dava konusu yazılarda yer almasından hareketle ve bu yazıların sigortacılık sektöründeki gelişmeler ve ilişkilerden haberdar olan bilinçli bir okuyucu kitlesine hitap etmesi karşısında dava konusu yazılardaki ifadelerden davacının kastedildiğinin muhataplar nezdinde anlaşılabileceği, bu suretle matufiyet unsurunun somut olayda mevcut olduğu açıktır. 27. Bunun yanında dava konusu yazılarda yer alan ifadeler, yazıların muhataplarını bilgilendirerek sektördeki gelişmeler aktarma ve tartışma amacına hizmet etmeyen, eleştiri sınırının ötesinde, davacının faaliyetlerini gereksiz yere incitici ifadelerdir. Bu sebeple anılan yazılarda davacı hakkında kullanılan ifadelerin de TTK’nın 57/1 inci maddesi anlamında haksız rekabet oluşturduğunun kabulü zorunludur. 28. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; dava konusu yazıların muhataplarının orta yetenekteki olağan okuyuculardan ibaret olduğu, yayınlandığı derginin sigortacılık sektörü ile alakalı bilgi edinmek isteyen herkese açık olduğu, dolayısıyla sadece sektördeki profesyonellere hitap eden yazılar olarak kabul edilemeyeceği, bu kapsamda anılan orta yetenekteki okuyucu kitlesi nazara alındığında yazılardaki ifadelerden davacının kastedildiğine dair matufiyet koşulunun somut olayda mevcut olmadığı, yazılarda sektörel temelde bazı sorunlar dile getirilerek kamusal alandaki tartışmalara katkı sağlandığı, asistans hizmetlerinin hukuka uygun sınırlar dâhilinde eleştirildiği, bu kapsamda dava konusu yazılar ifade ve basın özgürlüğü kapsamında yer aldığından somut olayda TTK’nın 57/1 inci maddesi anlamında haksız rekabetin söz konusu olmadığı, bu sebeple direnme kararı yerinde olduğundan onanması gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş, kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 29. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 30. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.03.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi ''K A R Ş I O Y'' Dava, haksız rekabetin tespiti ve manevi tazminat istemine ilişkin olup direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı ...’ın diğer davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu dergide yayınlanan yazılardaki ifadelerden davacının kastedildiği yönündeki matufiyet şartının gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre bu ifadelerin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 57/1 inci maddesi kapsamında davacıyı, faaliyetleri yahut ticari işlerini lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek suretiyle haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 56 ıncı maddesinde; aldatıcı hareket veya iyiniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlanan haksız rekabetin özel hâlleri, örnekseme yoluyla aynı Kanun’un 57 nci maddesinde ayrı ayrı düzenlenmiştir. Bu kapsamda somut uyuşmazlıkla ilgili olarak TTK’nın 57/1 inci maddesinde; başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek, haksız rekabet teşkil eden davranışlardan biri olarak belirlenmiştir. Buradaki “kötüleme” kavramı, genel bir ifade ile bir kişinin ticari hayatı hakkında olumsuz intiba yaratılmasını ifade etmektedir. Görüldüğü üzere kötülemenin haksız rekabet olarak nitelendirilebilmesi için öncelikle bir beyanın (açıklamanın) olması; bu beyanın başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında olması; nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekir. Yanlış beyan, içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay ya da durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Yanıltıcı beyan, mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Lüzumsuz yere incitici beyan ise içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz bir şekilde ve amacını aşarak kişi, faaliyetleri, iş ürünleri vb. hakkında olumsuz intiba yaratan açıklamalardır (Suluk, Cahit/Karasu, Rauf/Nal, Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2017, s. 428). Açıklamanın “yanlış” olup olmadığını tespit bakımından yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemez. Buna karşılık açıklamanın “yanıltıcı” olup olmadığı veya “lüzumsuz yere incitici” olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Başka bir deyişle açıklama hangi kişi grubuna yapılıyor ise o kişi grubuna mensup orta yetenekteki bir kişinin açıklamayı anlama biçimi esas alınacaktır. Dolayısıyla bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir (Ülgen, Hüseyin/ Helvacı, .../..., .../..., .../..., Füsun: Ticari İşletme Hukuku, ..., 2015, s. 540). Somut olayda davalı ... tarafından kaleme alınan ve davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu dergide yayınlanan dava konusu dört yazıda, davacının unvanından açıkça bahsedilmediği uyuşmazlık kapsamı dışındadır. Bununla birlikte davacı tarafından yayınlanan “Müşteri memnuniyetinin sırrı satış sonrası hizmettir” başlıklı ilanlarının gazetelerde yayınlanmasından sonra davacı ...’ın yazılarında “müşteri memnuniyeti” ibaresini kullanarak davacıyı kastettiğinden ve ülkemizde sigortacılık alanında yerli firma olarak faaliyet gösteren tek şirketin davacı olduğundan matufiyet unsurunun gerçekleştiği, ayrıca anılan yazıların sigorta sektöründe etkin olarak faaliyet gösteren okuyucular tarafından takip edilmesi nedeniyle yazılarda davacıdan bahsedildiğinin anlaşılabileceğinden bahisle bu beyanların davacıyı gereksiz yere incitici niteliği haiz olduğu, dolayısıyla haksız rekabet teşkil ettiği kabul edilmiş ise de; anılan yazıların muhataplarının sadece sigorta sektöründe faaliyet gösteren, bu anlamda sektördeki faaliyetleri bilen gerçek ve tüzel kişiler ile bunlar arasındaki ilişkilerden haberdar olan kimseler olduğuna dair Özel Dairenin kabulü, dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira dava konusu yazıların “lüzumsuz yere incitici” olup olmadığı tespit edilirken dergide yayınlanan yazıların mevcut ve muhtemel muhatapları olan orta yetenekteki olağan okuyucuları nazara alınmalıdır. Bu anlamda dava konusu yazıların yayınlandığı derginin, sadece sigorta sektöründe faaliyet gösteren profesyonel kişilerden ziyade sigortacılık sektörü ile alakalı bilgi edinmek isteyen herkesi muhatap alan ve bu sektöründeki gelişmeler ile sorunları dile getiren yazıların yayınlandığı bir dergi olup derginin yaptığı yayınlar vesilesiyle sigortacılık sektörü ile alakalı kamusal tartışmalara katkı sağladığı, bu anlamda herkesin erişimine açık olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla dergideki dava konusu yazıların orta yetenekteki muhataplarının algılama ölçütleri nazara alındığında; yazılardaki ifadelerden davacının kastedildiği yönündeki matufiyet koşulunun somut olayda gerçekleştiği söylenemez. Bunun yanında dava konusu yazılardaki ifadelerde de davacının unvanının açıkça zikredilmemesi, “asistans şirketleri” şeklindeki çoğul ifadelerin kullanılması ve bu tür şirket faaliyetlerinin eleştirilmiş olması göz önüne alındığında; dava konusu yazılardaki ifadelerin 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın (Anayasa) 26 ncı maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü ile 28 inci maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü kapsamında hukuka uygun oldukları kabul edilmelidir. Netice itibariyle dava konusu yazılardaki ifadelerde, davacının kastedildiği yönündeki matufiyet koşulu gerçekleşmemiş olup anılan yazılardaki ifadeler, TTK’nın 57/1 inci maddesinde belirtildiği şekliyle davacıyı, faaliyetleri yahut ticari işlerini lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötüleme niteliğinde değildir. Bu sebeplerle somut olayda, TTK’nın 56 ve 57 nci maddesinde aranan koşullar mevcut olmadığından haksız rekabetin söz konusu olduğu söylenemez. Tüm bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının onanması gerektiği kanaatiyle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararındaki nedenlerle bozulmasına dair değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum. ''K A R Ş I O Y'' Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, davalı ...’ın, diğer davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu dergide yayınlanan yazılarındaki ifadelerden davacının kastedildiği yönündeki matufiyet koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre dava konusu yazılarda yer alan ifadelerin (mülga) 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 57/1 inci maddesi kapsamında davacıyı, faaliyetlerini yahut ticari işlerini lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek suretiyle haksız rekabet teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır. Sayın çoğunluk Daire görüşüne uygun olarak davalının yazdığı yazılarla matufiyet unsuru gerçekleşecek ve eleştiri sınırının ötesine geçerek, gereksiz yere incitici mahiyet arz eden ifade açıklamalarında bulunmak suretiyle haksız rekabet filini işlediğini kabul etmiştir. Direnen Mahkeme tarafından ise ise dava konusu yazıların hiçbirinde davacının isminin açıkça belirtilmediği, bizzat davacının hedef alınmadığı, aksine yazıların tümü birlikte değerlendirildiğinde davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte, sırf ona yönelik bir yayın içermediği, sektörel bazı sorunların yansız olarak ifade edildiği, basının haber verme, yorum ve eleştiri hakkı şeklindeki hukuka uygunluk nedeni kapsamında yer aldığı, dava konusu köşe yazılarında kullanılan ifadelerin hukuka uygun olduğu, haksız rekabet oluşturmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir. Kanaatimizce de sayın çoğunluğun haksız rekabet fiilinin oluştuğu yönündeki görüşü yerinde değildir. Zira Anayasa’nın 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın 28 inci maddesinin birinci fıkrasında da basının hür olduğu ifade edildikten sonra üçüncü fıkrasında “Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.” denilerek, devletin basın hürriyeti ile bireyin haber alma hakkını güvence altına alma yönündeki pozitif yükümlülüğü hüküm altına alınmıştır. Bilindiği üzere gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerek ise de Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade ve basın hürriyeti, demokratik toplumun üzerine oturduğu temel değerler arasında sayılmış ve demokratik bir toplumda zorunlu nedenler olmadıkça belirtilen hürriyetlerin sınırlanmasının Anayasa’ya aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir. Bu çerçevede konuyla ilgili bir kuralı yorumlarken veya uyuşmazlığı çözerken Anayasa’nın anılan hükümlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır. Özellikle Anayasa’nın 11 inci maddesinde ifadesini bulan Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile 138 inci maddesinin birinci fıkrasında “Hâkimler, … Anayasaya, kanuna, ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler.” hükmü nazara alındığında kanunlar anlamlandırılırken Anayasa’ya uygun olarak yorum yapılması gerektiği izahtan varestedir. Daire ve dolayısıyla sayın çoğunluk dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK’nın 56 ncı maddesinde haksız rekabetin, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimali olarak tanımlandığını, TTK'nın 57/1 maddesinde de, başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemenin hüsnüniyet kurallarına aykırı hareket olarak kabul edildiğini, davalının da bu kapsamda lüzumsuz yere incitici beyanlarla davacıyı kötülediğine karar vermiştir. Daire ve sayın çoğunluk, davalı yazarın davranışının lüzumsuz yere incitici beyan olmasına dayandığından burada gerçekten söz konusu ifade açıklamalarının lüzumsuz yere incitici beyan olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Tüm dosya kapsamı dikkate alındığında yazıları kaleme alan davalının sigortacılık sektöründe yayın yapan gazete ve dergilerde uzun yıllardır yazı yazan bir gazeteci olduğu ve yazıların basında yer alması sebebiyle söz konusu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda söz konusu yazılar sadece ifade özgürlüğü kapsamında değil aynı zamanda basın özgürlüğü kapsamında da değerlendirilmelidir. Demokratik bir toplumda eleştiri ortak iyinin bulunabilmesi açısından son derece önemli bir araç olduğundan toplumun gelişmesinin en önemli koşullarından biri olarak kabul edimliktedir (bkz. Mustafa Erdoğan, "Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğü: Özgürlükçü Bir Perspektif", Liberal Düşünce, Sayı: 24, Güz 2001, Ankara, ss. 8-13). Dolayısıyla kamusal tartışmaya ve ortak iyinin tespit edilmesine katkı sunan bir beyanın demokratik toplum açısından lüzumsuz olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu çerçevede bir beyanın lüzumsuz yere incitici olarak değerlendirilebilmesi için yazılan yazının kamusal tartışmaya hiçbir katkısının bulunmaması gerekir. Oysa dava konusu yazılar incelendiğinde yazılarda genel olarak sigortacılık alanında faaliyet gösteren şirketlere yönelik eleştiriler getirilmek suretiyle bu alandaki hizmetlerin kalitesinin sorgulandığı ve dolayısıyla sigortacılık alanındaki kamusal tartışmaya katkı sunulduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede davalının ifade açıklamalarının TTK’nın 57/1 maddesi kapsamında lüzumsuz yere incitici beyan olarak kabul etmek mümkün değildir. Vurgulamak gerekir ki böyle bir kabul ifade ve basın hürriyetinin ihlali sonucunu doğurabilecektir. Buna göre dava konusu olayda matufiyet unsurunun gerçekleşmiş olduğu düşünülse dahi sigortacılık alanında faaliyet gösteren davacının bu kadar eleştiriye hoş görü göstermesi gerekmekte olup bunun haksız rekabet olarak nitelendirilmesi kabul edilemez. Öte yandan davalının yazılarında kullandığı genel ifadeler ve özellikle tek bir şirketten değil “müşteri memnuniyetsizliği yaratan bu küçük asistans şirketleri”, “Merdivenaltı asistans şirketleri elenecek” biçiminde hep çoğul ifadeler kullanması da yazıların bizzat davacı hedef alınarak kaleme alınmadığını, dolayısıyla direnen Mahkeme kararında kabul edildiği üzere yazılarda matufiyet unsurunun da gerçekleşmediğini göstermeye elverişlidir. Son olarak davalı yazarın davacıyla aynı iş kolunda çalışan bir rakip değil sigortacılık alanında yayın yapan bir gazeteci olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu yönden de davacının yazılarının haksız rekabet olarak yorumlanması işin doğasıyla bağdaşır görünmemektedir. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun Daire kararına uygun bozma yönündeki görüşüne katılamıyoruz.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2016/1919 E., 2017/1858 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
ve ...markalı ürün ambalajlarını kullanmasının TTK 57/b maddesi gereğince ve ...
11. Hukuk Dairesi         2016/1919 E.  ,  2017/1858 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/12/2012 tarih ve 2009/191-2012/1476 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada davacı karşı davada davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, Müvekkil şirketin bor ürünlerini nanoteknolojiyi kullanarak işleyen ve bu ürünleri ... tescilli markası altında yurtiçi ve yurtdışında satışını gerçekleştirdiklerini, müvekkil şirket ürünü olan ... markalı ürünlerin bir benzerinin dünyada yapılamadığını, davalı şirketin bor ürünlerini nanoteknoloji kullanarak işlenmiş izlenimi veren ... markası ile ürünleri piyasaya sunmasının haksız rekabet yarattığını, davalının www. ... .com web sitesinde söz konusu ürünün ...’dan ithal edilen katkılarla üretildiği belirtilmesine rağmen, ürün üzerinde ...’dan ithal edilmiş gibi “...” ibaresine yer verilmiş olması davalının gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu, davalı şirket ürünleri üzerinde bulunan ... ibaresinin müvekkil şirket ürünlerinin üzerinde bulunan ibarenin aynısı olduğunu, ambalajların rengi ve ambalajların üzerinde bulunan etiketlerin dizaynlarının da müvekkil şirket ürünleri ile haksız rekabet yaratacak nitelikte olduğunu, davalı şirket ürünlerinin piyasaya sürüldüğü tarihten evvelki 3 aylık ortalama yurtiçi satış cirosu 350.000,00-TL iken, davalı şirket ürünlerinin ortaya çıktığı son iki aylık dönemde satış cirosunun 100.000,00-TL’ ya düştüğünü, davalının ... markalı ürününün dış görünüm itibariyle davacı ürünü ile neredeyse birebir aynı olduğunu, davalı markası ... markasının yazım tarzının davacı ... markasının yazım tarzı (R harfinin kuyruğunun uzatılarak ... yazısını içine alacak şekilde uzatılması ve sonunda ok işareti olması) ile benzer olduğunu, davalı şirket ambalajlarında yer alan ... harflerinin, davacı şirket ürün ve faturalarında yer alan NNT harflerinin etrafı elips şeklinde bir çizgi ile kapatılmış ve bu elipsin de dört bir yanına elektronları simgeler tarzda noktalar konduğu bu şekli ile benzer olduğunu, ... ambalajının davacı şirketçe kullanılan ürün ambalajının görünüm ve dizayn itibariyle birebir benzer olduğunu, davalıların haksız rekabet eyleminin TTK 56 vd. maddelerince tespiti, haksız rekabetin men’i ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazimata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı-Karşı davacı vekili, davanın taraflarına ait ürünler karşılaştırıldığında, ambalaj büyüklüğünden, ambalaj üzerindeki yazı dillerine kadar her yönden farklı olduklarını, ambalajlar üzerindeki benzer ibarelerin, ürünlerin içeriklerinin aynı olmasından kaynaklanan benzerlikler olduğunu, bu nedenle söz konusu benzerliklerin tüketicide karıştırmaya sebebiyet vermeyeceğini, her iki ürün markasında yer alan ... ibaresinin, ürün içerisindeki bor madenini vurgulamak amacıyla kullanıldığını, davacının davalının eylemleri nedeniyle yurtiçi ciro ortalamasının düştüğü iddiasının soyut bir iddiadan ibaret olduğunu, müvekkilin ... markalı ürünün üretim ve satışını durdurduğunu, ... markalı yeni bir ürünle üretim ve satış yaptığını, davacının tüketiciyi uyarma görüntüsü altında müvekkil şirketi karalayıcı, kötüleme davranışlarda bulunduğunu, bu nedenle müvekkil şirketin piyasadaki itibarının sarsıldığını, bu durumun satışlarını olumsuz etkilediğinden zararlarına sebebiyet verdiğini, haksız açılan davanın reddini, davacı/karşı davalının eylemlerinin haksız rekabete yol açtığının tespiti ve hasız rekabetin men’ini, müvekkil şirketin söz konusu zararlarının giderilmesi amacıyla davacı/karşı davalı şirket aleyhine 25.000,00 TL maddi 25.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Mahkemece, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve ek raporları birlikte değerlendirildiğinde, davalının ... ve ...markalı ürün ambalajlarını kullanmasının TTK 57/b maddesi gereğince ve ... ürününe ait bilgileri içeren internet sayfasında yer verdiği “... Devlet Araştırma Enstitüsü Nanoteknoloji Sertifikası “ ve ... Nanoteknoloji Sertifikası”na sahip olduğunu, ispatlayamadığından eylemini TTK 57/B 4 maddesi gereğince haksız rekabet teşkil ettiği, bu eylemler nedeniyle davacının 51.320,00.-TL zarara uğradığı, karşı davanın davalısının karşı davacı hakkında doğru olmayan ve lüzumsuz yere inciten beyanlarda bulunduğu, bu eylemin TTK 57/1 madde gereği haksız rekabet teşkil ettiği, karşı davalının bu eylemi nedeniyle zarara uğradığını kanıtlayamadığı, basiretli bir tacir gibi hareket etmek zorunda olan davalı ve karşı davalının eylemlerinde kusurlu oldukları BK 49. Madde gereği manevi tazminat talebinin koşullarının gerçekleştiği, tecavüze konu ürünün ticari iş hacmi itibari, değeri, tarafların ticari ve ekonomik durumları birlikte değerlendirildiğinde asıl dava yönünden takdiren 10.000,00.-TL karşı dava yönünden ise takdiren 5.000,00.-TL manevi tazminat talebinin yerinde bulunduğu belirlenmekle asıl ve karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı asıl davada davacı karşı davada davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, haksız rekabetin tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı karşı davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Karşı dava yönünden karar tarihinde yürürlülükte bulunan, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 12/1 maddesi uyarınca tarifenin 3. kısmına göre karşı davada kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden, karşı davacı lehine 600 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, 1200 TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiş ise de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, HUMK 438/7 hükmü gereğince kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı karşı davalının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle karşı dava yönünden davacı karşı davalının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının karşı dava yönünden hüküm fıkrasının 4 nolu bendinde yer alan "1.200,00 TL maktu vekalet ücretinin" ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine "600 TL vekalet ücretinin" ibaresinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/4498 E., 2025/3014 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti.
11. Hukuk Dairesi         2024/4498 E.  ,  2025/3014 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde ... ibareli ve şekil markaları için 113822, 2005/14287 ve 2014/92402, 124979, 120000 ve 121909, 2007/60904, 2014/92428, 2014/92432, 2016/09991, 113676, 2016/10009, 2016/... tescil numaralı tıbbi ve sıhhi merhem ve ilaçlarının bulunduğunu, davalının davaya konu 2014/... numaralı ... markasının müvekkilinin ... ibareli markalarına ayırt edilemeyecek ve iltibasa yol açacak kadar benzediğini, davalıların müvekkilinin ürünleri ile aynı "mentollü merhem" cinsi ürünler üzerinde kullandığı ibarenin, müvekkilinin markası ile neredeyse aynı şekilde telaffuz edildiğini, müvekkilinin markası tanınmış marka olup, davalı markasının varlığının müvekkilinin tanınmış ve önceki tarihli markalarının ayırt edici karakterini zedelediğini, ... ve ... markalarının tamamen ve ilk kez müvekkili tarafından yaratıldığını, son derece farklı ve ayırt edici markalar olduğunu ileri sürerek davalılara ait 2014/05722 tescil numaralı ... ibareli markanın hükümsüzlüğüne, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetinin tespitine, men'ine, ref'ine, kullanımların önlenmesine, davalıların ... ...ibaresi de dahil olmak üzere ürüne ait şişe, etiket, kalıp, kutu, koli, ambalaj, katalog, broşür, basılı evrak, yazı velhasıl her türlü ürün ambalaj ve tanıtım vasıtasının, davalıya ait işyerlerinden ve ticari amaçla bulundukları her yerden toplanmasına ve imha edilmesine, 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsili ile hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın niteliği gereği kendilerine husumet yöneltilemeyeceğinden davanın husumetten reddini, kaydı bulunan, itiraza uğramamış diğer eczaneler tarafından da satılmakta olan ve halen satılan bir ürünü sipariş verdiğini, gelen ürünlerin diğer bütün müstahzarlarda olduğu gibi kayıt altına alınarak eczanesinde satışının yapıldığını, kendileri dışındaki firmalar arasındaki hukuki ilişkilerin kendileri için sorumluluk doğurmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu ürünlerle ilgili taleplerin dayanaksız kaldığını, dava konusu kutunun şeklinin 02.02.2018 tarihinde davanın açılış tarihinden önce değiştirildiğini ve yeni şekliyle satışa sunulduğunu, dava dilekçesinde bitişik yazılan ... ibaresinin aksine iki kelimeden oluşan ayrı ayrı yazılan ve İngilizce ibareler olan "Vapour (buharlaşmak)" ve "... (..., ..., Masaj)" ibarelerinden oluşan "..." ibaresini kullandıklarını, ... türündeki ürünleri tanımlamak için kullanılan, ürünün cinsine ve amacına atıf yapan bir ibare olduğunu, marka algısı yaratmayan ve hiçbir iltibasa yer vermeyen ve herkesin kullandığı genel bir ibare olduğunu, "..." markasının patentini aldıklarını ve TÜRKPATENT nezdinde tescil ettirdiklerini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller ve aldırılan bilirkişi raporuna göre ürünlerin ambalaj ve dizaynlarındaki benzerlik bir bütün olarak değerlendirildiğinde tüketici üzerinde bıraktığı etki açısından ortalama tüketici açısından karıştırılmaya, davacının tanınmış markasının devamı algısı yaratmaya müsait olduğu, davacı tarafın ... ... ürünü ile davalı tarafın ... isimli ürününün marka adları, ambalaj ve dizaynlarındaki benzerlik dolayısıyla, görsel, işitsel ve tüketici üzerindeki bıraktığı intiba açısından ortalama tüketici kitlesi tarafindan karıştırılmaya, markanın orjinini karıştırmaya müsait olduğu, söz konusu benzerliğin tüketicinin algısını doğrudan etkileyen düzeyde olduğu, bu benzerliğin herhangi bir ticari teamül veya teknik gerekliliğin zorunlu sonucu olmaması dolayısıyla haksız rekabet unsurlarını taşıdığı ve marka hakkına tecavüz yarattığı gerekçesiyle davalılara ait TÜRKPATENT nezdinde 2014/05722 numaralı ... ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalılar kullanımlarının, davacıya ait ... ve ... ibareli marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile, bu tecavüz ve haksız rekabetin, durdurulmasına, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, http://.../ adresindeki web sitesinde davalı... İlaç ve Kozmetik Ticaret Sanayi Ltd. Şti.'ne ait... ve ... ibaresi de dahil olmak üzere şekil görünümlü ürün görselleri ve bunun diğer renklerdeki versiyonları da dahil davacıya ait marka hakkına tecavüz teşkil eden tüm kullanımların çıkarılmasına, çıkarılması mümkün olmadığı takdirde web sitelerine erişimin engellenmesine, 150.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, hüküm özetinin ilanına karar verilmiş, hüküm, davalılar vekillerince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının "...+şekil" ibareli 03 ve 05 numaralı emtia sınıflarında tescilli 2007/60904 numaralı markasının, hükümsüzlüğe konu "..." markası ile aynı sınıfta tescilli olduğu, davacının "..." esas unsurlu pek çok markası olduğu ve markanın 03 ve 05 sınıfta yüksek tanınırlığa ulaştığının bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davalı şirketin aynı emtia sınıfındaki "..." ibareli kelime markası ile davacı markası arasında bütünsel değerlendirme yapıldığında markalar arasında görsel ve işitsel olarak benzerlik olduğu anlaşıldığından Mahkemece davalı şirketin markasının tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesinin yerinde olduğu, davalılar vekilleri istinafında, davaya konu ...ibaresinin "..." anlamına geldiği ve jenerik adı olduğunu, tecavüz oluşmadığını ileri sürdüğü, Yargıtay 11. H.D.'nin işbu davanın davacısının taraf olduğu 2020/7106 E., 2022/2650 K. sayılı, 31.03.2022 tarihli ilamında “...” ibaresinin Türkçe anlamı göz önünde bulundurulduğunda bu ibarenin tescilli olduğu "sağlık ve temizlik ile ilgili tüm sınıflar yönünden tanımlayıcı" olduğuna karar verdiği, bu durumda davalının "... ..." ibareli kullanımında ...markası yönünden davacının markasına tecavüz oluşmayacak ise de, ... ibaresinin davacının ... markasının tescilli olduğu emtia sınıfında kullanımı karışıklığa yol açacağından ... markası yönünden markaya tecavüzün oluştuğunun kabulü gerektiği, ... ibaresinin davacının ... markasının tescilli olduğu emtia sınıfında kullanımı karışıklığa yol açacağından ... markası yönünden markaya tecavüzün oluştuğu, delil tespit dosyası ve işbu dosyadaki raporda değerlendirilen davalı kullanımlarına göre davalı ürününde şişe ve kapak rengi, etiket, ambalaj yönünden davacı ile ayırt edilemeyecek derecede benzer ambalaj tasarımı ile ürünün ticari sunumunun gerçekleştirildiği dikkate alındığında haksız rekabetin kabulünün de yerinde olduğu, davalı ...'ın eczanesinde ... ibareli ürünlerin bulunduğu, davalı eczacı olup sektörde yüksek bilinirliği olan ... markası ile benzer nitelikteki markayı taşıyan ürünü kendi eczanesinde ticari amaçla bulundurduğu dikkate alındığında davalının da sorumlu tutulması yerinde olduğundan davalıların bu yönlerdeki istinaf isteminin reddine, davacının ... markasına tecavüzün sabit olduğu, markanın sektördeki yüksek bilinirliği, tecavüzün süresi, ağırlığı dikkate alındığında manevi tazminata ilişkin isteminin 100.000,00 TL yönünden kısmen kabulü gerektiğinden davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne, davalılara ait TÜRKPATENT nezdinde 2014/05722 numaralı ... ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalıların kullanımlarının, davacıya ait ... ibareli marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile, bu tecavüz ve haksız rekabetin, durdurulmasına, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, bu suretle tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden davalılara ait, dava konusu ürünlere ait şişe, etiket, kalıp, kutu, koli, ambalaj, katalog, broşür, basılı evrak ve her türlü ürün ambalajı ve tanıtım vasıtasının davalılara ait işyerlerinden ve ticari amaçla bulundurdukları her yerden toplatılmasına ve masrafı davalılara ait olmak üzere kararın kesinleşmesine müteakip imhasına, http://.../ adresindeki web sitesinde davalı... İlaç ve Kozmetik Ticaret Sanayi Ltd. Şti.'ne ait ... ibareli ürün görsellerinin davacıya ait ... marka hakkına tecavüz teşkil eden tüm kullanımların çıkarılmasına, çıkarılması mümkün olmadığı takdirde web sitelerine erişimin engellenmesine, 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, hüküm özetinin ilanına karar verilmiş, karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, markanın hükümsüzlüğü, sicilden terkini, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ve manevi tazminat istemine ilişkindir. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece davacıya ait markanın ticari etki yaratacak şekilde davalı tarafından kullanıldığı bu durumun marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (....; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ..., Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı markanın hükümsüzlüğü, sicilden terkini, marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i taleplerinde bulunmuş, davalılar ise kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturmadığı ve yasal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı TÜRKPATENT nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11.HD 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin 4. satırında yer alan "ve haksız rekabet" ve "haksız rekabetin", 24. satırında yer alan "ve haksız rekabetin" ibarelerinin çıkartılmak suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde davalılara iadesine, 30.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre ya da haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası ile 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmü arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 55/1-a(4) hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrasına göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası aynen “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK “iltibas” yerine “karıştırılma”yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. “Karıştırılma”, yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik “karıştırılma” kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani ..., ..., ... ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: Özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ...– Prof. ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur. (Prof. ...- Prof. ..., Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (..., Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüdür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan Avrupa Birliği (AB) hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. SMK’nın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edi
11. Hukuk Dairesi, 2016/9627 E., 2018/2382 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
enerji sistemini kötülediğini duymadıklarını beyan ettiği, TTK 57/1 maddesi gereğince ticari işleri yanlış, yanıltıcı, lüzümsuz yere incitici beyanlarla kötülemek hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareket etmenin şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2016/9627 E.  ,  2018/2382 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 05/05/2016 tarih ve 2012/461-2016/350 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin "..." markası altında ... enerji sistemi üretip satarak montaj ve servis hizmeti verdiğini, davalıların da "43.." isimli işyerinde ... enerjisi sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalıların müvekkili şirketin üretimi olup da önceki müşterilerinden edindikleri, ömrünü tamamlamış, hurdaya çıkarılan paslı ve eski sıcak su depolarını dükkanlarında müşterilerine göstererek müvekkili şirketin ürünlerini kötülediklerini, müşterilerine ... markasının kalitesiz olduğu yönünde söylemlerde bulunduklarını, müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini ileri sürerek, davalıların haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespiti ve önlenmesini, davacı markasını kötülemek için davalıların ellerinde bulundurduğu emtiaya el konulmasını, 5.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini, kesinleşen ilamın gazetede ilanını talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, müvekkillerinden ...'ın ... Isı isimli firmayla ilgisi bulunmadığı, diğer müvekkilinin de davacı ürünlerini kötülemediğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre; davalıların ... enerjisiyle ilgili haksız rekabete yol açacak düzeyde davacının ... enerji sistemini kötüleyici bilgi sahibi olmadıkları, davacı tanıkları beyanlarında davalının küflü bir ... enerjisi deposu gösterdiğini beyan etmiş ise de bu hususta ikna olmadıkları ve davacının .... marka ... enerjisini başkalarına da tavsiye ettiklerini beyan ettikleri, davalı tanıklarının da davalının davacının ... enerji sistemini kötülediğini duymadıklarını beyan ettiği, TTK 57/1 maddesi gereğince ticari işleri yanlış, yanıltıcı, lüzümsuz yere incitici beyanlarla kötülemek hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareket etmenin şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve maddi-manevi tazminat istemine ilişkindir. 6762 sayılı TTK 57/1. maddesi uyarınca, başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek haksız rekabet oluşturur. Üçüncü kişilerin bu kötülemeden etkilenip etkilenmemesinden ziyade önemli olan söz konusu eylemlerde bulunularak haksız rekabetin yaratılmış olmasıdır. Davacı tanıklarından ... mahkeme huzurundaki beyanında davalının dükkanında bulunan küflü bir depoyu göstererek "sizin taktırdığınız.... enerjisinin akıbeti bu, sağlıklı değil" diyerek kötülediğini, yine davacı tanığı ... beyanında davalının dükkanında kendilerine ... markalı küflü bir depo gösterilerek "... ... enerjisinin sağlıksız ve kalitesiz olduğunu söyleyerek kötülendiğini, ancak üründen memnun olduğu için başkalarına da tavsiye ettiğini" belirttiğine göre, artık davalının söz konusu eylemlerinin TTK 57/1. maddesi anlamında haksız rekabet yarattığının kabulü gerektiği halde, aksine düşünce ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 04/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2011/157 E., 2012/6801 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
bildirdiğini, oysa Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri yönetmeliğinin 60.maddesi uyarınca işletme sorumlusunun elektrik mühendisi olacağının düzenlendiğini,elektrik mühendisi olmayan davalının kendisini görevli ve yetkili gibi lanse etmesinin TTK nun 57.maddesi uyarınca haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesini,davacı ile dava dışı S.S.Gürmar Yapı Kooperatifi
11. Hukuk Dairesi         2011/157 E.  ,  2012/6801 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 01/07/2010 tarih ve 2008/834-2010/267 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, elektrik teknikeri olan davalının Gedaş’a kendisini dava dışı S.S.Gürmar Yapı Kooperatifinin işletme sorumlusu olarak bildirdiğini, oysa Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri yönetmeliğinin 60.maddesi uyarınca işletme sorumlusunun elektrik mühendisi olacağının düzenlendiğini,elektrik mühendisi olmayan davalının kendisini görevli ve yetkili gibi lanse etmesinin TTK nun 57.maddesi uyarınca haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesini,davacı ile dava dışı S.S.Gürmar Yapı Kooperatifi arasında imzalanan sözleşmenin geçersizliğinin tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin elektrik teknisyeni olarak hizmet verdiğini, dava dışı SS Gümar Yapı Kooperatifine ait trafonun bakım işini fen adamı olarak yasaların kendisine verdiği yetki ve görevler içerisinde yaptığını, müvekkilinin Gürmar Yapı Kooperatifine ait yapı işine benzer çok sayıda iş yaptığını, 3194 sayılı yasanın 5.maddesinde fen adamı olarak tanımlanan ve aynı yasanın 44/11 maddesi uyarınca çıkartılan Elektrik ile İlgili Fen Adamlarının Yetki,Görev ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmeliğin 3. maddesi uyarınca 2. grup fen adamı olarak tanımlanan müvekkilinin eğitim yapısı itibariyle işletme ve bakım işlerini yapma yetkisi bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davalının Gedaş’a verdiği müşteri bilgi formunda kendisini dava dışı S.S. Gürmar Yapı Kooperatifinin trafosunun işletme sorumlusu olarak bildirdiği, söz konusu bildiride trafo gücünün 250 KW olarak belirtildiği, oysa Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 60.maddesindeki “tüm yüksek gerilimli, kuvvetli akım tesislerinde teknik konulardan sorumlu elektrik mühendisi olmalıdır. 154 KW ve daha büyük kuvvetli akım tesislerinde işletme sorumlusu olarak en az bir elektrik mühendisi bulundurulmalıdır." düzenleme karşısısında elektrik mühendisi olmayan davalının 250 KW lik trafonun işletme sorumlusu olmasının mümkün olmadığı, bu durumda davalının işletme sorumlusu olarak belgelere imza attmasının TTK nun 57.maddesinin 3 ve 9.fıkralarına aykırılık teşkil ettiği, buna karşın davalı ile dava dışı SS Gürmar Yapı Kooperatifi arasında yapılmış bir sözleşmenin dosyaya sunulmadığı gibi söz konusu kooperatifin davada taraf da olmadığı, bu halde dava dışı kişi ve kurumların hukukunu etkileyecek şekilde karar verilemeyeceği gerekçesi ile, davanın kısmen kabülüne,davalının SS Gürmar Kooperatifinin trafosunda işletme sorumluluğu sıfatı ile görev yapmasının haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, haksız rekabetin önlenmesine, davacı tarafın davalı ile S.S. Gürmar Koop. İle davalı arasında bulunan sözleşmenin feshine yönelik talebinin reddine, karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava haksız rekabetin tespit ile önlenmesi ve sözleşmenin feshi istemine ilişkin olup, mahkemece haksız rekabetin tespiti ve önlenmesine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece, dava dışı koperatife ait işletmedeki trafo gücünün müşteri bilgi formunda davalı tarafından 250 KW olarak beyan edildiği, bunun Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nde öngörülen 154 KW'ın üzerinde olduğu, bu halde elektrik mühendisi olmayan davalının işletme sorumlusu olamayacağı halde bu şekilde bildirimde bulunarak haksız rekabet oluşturduğu kabul edilmiş ise de, müşteri bilgi formundaki teknik bilgilerle mahkemenin hükme esas aldığı değerler arasında farklılıklar bulunmaktadır. 1086 sayılı HUMK'nun 275. ve HMK 266. maddesi uyarınca çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınması gerekir. Somut uyuşmazlığın çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektirdiğinden HUMK 275 ve HMK 266 ve devamı maddeleri uyarınca konusunda uzman bilirkişilerden görüşü alınıp, Elektrik İle İlgili Fen Adamlarının Yetki, Görev ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmelik ve Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği hükümleri de değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25/04/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.