6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 543

Türk Ticaret Kanunu 543. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 543- (1) Tasfiye hâlinde bulunan şirketin borçları ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlığı, esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa pay sahipleri arasında, ödedikleri sermayeler ve imtiyaz hakları oranında dağıtılır. Tasfiye payında imtiyazın varlığı hâlinde esas sözleşmedeki düzenleme uygulanır. (2) Alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı tarihinden itibaren üç ay geçmedikçe kalan varlık dağıtılamaz. Şu kadar ki, hâl ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme üç ay geçmeden de dağıtmaya izin verebilir.[73][74] (3) Esas sözleşme ve genel kurul kararında aksine hüküm bulunmadıkça, dağıtma para olarak yapılır. 5. Defterlerin saklanması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

21 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2011/2187 E., 2012/129 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
şirket müdürü olarak atandığını, yine 25.02.2010 tarihli ortaklar kurulu toplantısında da müvekkilinin müdürlükten azline karar verildiğini, davacının ana sözleşme ile müdür olarak atandığını, TTK'nun 543, 161. maddesi gereğince ancak haklı sebeplerin bulunması durumunda mahkeme kararı ile azledilebileceğini, aksine alınan kararların yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, 12.02.2010 ve 25.02.2010 ta
11. Hukuk Dairesi         2011/2187 E.  ,  2012/129 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi VEKİLİ : AV. ... VEKİLİ : AV.... Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/11/2010 tarih ve 2010/307-2010/618 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı ve müdürü olduğunu, dava dışı ortak... tarafından davacının ortaklıktan çıkartılması için İstanbul 10. ATM'de dava açıldığını, tedbir kararı ile davalı şirkete kayyum atandığını, kayyumun davacı şirket müdürü görevde olduğu ve şirket organsız kalmadığı halde yetkisiz olarak ortaklar kurulunu toplantıya çağırdığını, 12.02.2010 tarihli ortaklar kurulunda... şirket müdürü olarak atandığını, yine 25.02.2010 tarihli ortaklar kurulu toplantısında da müvekkilinin müdürlükten azline karar verildiğini, davacının ana sözleşme ile müdür olarak atandığını, TTK'nun 543, 161. maddesi gereğince ancak haklı sebeplerin bulunması durumunda mahkeme kararı ile azledilebileceğini, aksine alınan kararların yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, 12.02.2010 ve 25.02.2010 tarihli ortaklar kurulunda alınan kararların yokluğunun ve hükümsüzlüğünün tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının ana sözleşme ile 3 yıllığına müdür olarak atandığını, daha sonradan 08.4.2008 tarihli ortaklar kurulu kararıyla 10 yıllığına tekrar müdür olarak seçildiğini, şirketin % 70 payına sahip ortakların yeni müdür seçimi ve davacının müdürlükten azli konusunda karar alma yetkilerinin bulunduğunu, İstanbul 10. ATM. tarafından atanan kayyuma şirketin yeni organlarını belirlemek için ortaklar kurulunu toplantıya çağırma yetkisi verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının ana sözleşme ile müdür olarak atandığı, TTK'nun 543 ve 161. maddeleri uyarınca ancak haklı sebeplerin mevcut olması durumunda mahkeme kararı ile müdürlükten azlinin mümkün olduğu, ortaklar kurulunun ana sözleşme ile belirlenen müdürü azil yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, ortaklar kurulu kararlarının yok hükmünde olduğunun tespiti ile kararların iptaline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, limited şirket ortaklar kurulunda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davacının ana sözleşme ile müdür olarak atandığı, TTK’nun 543 ve 161. maddeleri gereğince ancak haklı sebeplerin mevcut olması .../... -2- durumunda mahkeme kararı ile müdürlükten azlinin mümkün olduğu gerekçesiyle, 12.02.2010 tarihli ortaklar kurulunda dava dışı ... ile Sinan...’in müdür olarak atanmasına ilişkin olarak alınan karar ile 25.02.2010 tarihli ortaklar kurulunda davacının şirket müdürlüğünden azline ilişkin kararların yok hükmünde olduğunun kabulü ile kararların iptaline karar verilmiştir. Oysa, limited şirkete ana sözleşme ile müdür atanabileceği gibi ortaklar kurulu kararıyla da her zaman yeniden müdür tayini mümkündür. Mahkemece bu husus nazara alınmadan anılan gerekçeyle 12.02.2010 tarihli ortaklar kurulu kararının da yok hükmünde olduğunun kabulü ile iptaline karar verilmesi doğru olmamıştır. 2- Ayrıca, mahkemece yukarıda anılan gerekçeyle 25.02.2010 tarihli ortaklar kurulunda davacının müdürlükten azline ilişkin kararın da yok hükmünde olduğunun kabulü ile iptaline karar verilmiştir. Oysa, davalı vekili cevabında, davacının 04.03.2005 tarihinde ana sözleşme ile 3 yıllığına müdür olarak atandığını, süre sonunda 07.04.2008 tarihli ortaklar kurulu kararıyla 10 yıllığına yeniden müdür olarak tayin edildiğini savunmuş, nitekim dava dilekçesinde de davacının ana sözleşme ile müdür olarak atandığı, görev süresinin 07.04.2018 tarihine kadar uzatıldığını belirtilmiş, yine ticaret sicil müdürlüğünün müzekkere cevabına ekli ticaret sicil gazetesine göre de 07.04.2008 tarihli ortaklar kurulunda davacı 10 yıllığına davalı şirkete müdür olarak atanmış olup, bu beyan ve kayıtlar nazara alınmadan hatalı gerekçeyle yazılı olduğu şekilde hüküm tesis edilmesi de bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/01/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 19/01/2012-S/E

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2013/10821 E., 2014/1745 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBODRUM 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının ortaklık sözleşmesiyle şirkete müdür olarak atandığı, TTK'nın 543/1. maddesi hükmünün (yeni 630.
11. Hukuk Dairesi         2013/10821 E.  ,  2014/1745 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BODRUM 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 19/03/2013 NUMARASI : 2012/207-2013/305 Taraflar arasında görülen davada Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19/03/2013 tarih ve 2012/207-2013/305 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, davalı şirketi, davalı gerçek kişi, kendisi ve başka bir ortakla beraber üç kişi ortak olarak kurduklarını, daha sonra ortaklardan birinin ortaklık hissesini devretmesi sonucu şirketin 2 ortaklı hale dönüştüğünü, şirketin idaresi ve temsilinin şirket ana sözleşmesine göre, 20 yıl süre ile şirketin kurucu ortakları olan yüzde on hisse ile kendisine, yüzde doksan hisse oranı ile davalı N.. B..'a müdür ataması yapılarak bırakıldığını, 14.11.2011 tarihinde ortaklar kurulu kararı ile şirketin yüzde doksan ortağı N.. B.. tarafından, kendisinin şirket müdürlüğüne son verildiğine dair karar alındığını, istifa beyanının olmadığını, şirket müdürlüğünden çıkarılmasına ilişkin ortaklar kurulu kararının kanun ve şirket ana sözleşmesi maddeleri gereği mümkün olmadığını ileri sürerek, alınan bu kararın yokluk ve butlan ile hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı ile müvekkili N.. B..'ın, şirkette münferiden temsil yetkisine sahip bulunduklarını, bununla birlikte fiilen şirketin yönetim ve temsili ile rutin iş ve işlemlerini, eğitim ve uzmanlık alanı olması itibariyle davacının tek başına yürüttüğünü, davacının bu işleri yaparken dikkatsiz, özensiz ve kasti olarak şirket çıkarlarına telafisi zor zararlar verdiğini, şirketi açıkça zarara uğrattığının tespit edildiğini, davanın haksız ve yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının ortaklık sözleşmesiyle şirkete müdür olarak atandığı, TTK'nın 543/1. maddesi hükmünün (yeni 630. md.) yollaması ile dava konusu olaya uygulanması gereken aynı Yasa'nın 161. maddesi (yeni 210. md.) hükmü uyarınca, ana sözleşme ile atanan müdürlerin bu sözleşmede belirlenen sürenin bitmesinden önce ortaklar kurulu kararı ile müdürlükten azillerinin mümkün olmadığı, mahkemeye başvurarak haklı sebeplere dayanarak şirket müdürlüğünden azlinin talep edilmesi gerektiği, gerekçesiyle, davanın kabulüne, 14.11.2011 tarih ve 2 nolu ortaklar kurulu kararı ile davacının şirket müdürlüğünden azli kararının hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir. 1) Dava, şirket ana sözleşmesi ile müdür olarak görevlendirilen ortağın, müdürlükten çıkma kararının hükümsüzlüğünün tespitine ilişkindir. Ortaklar kurulunun kararının iptali davasında husumetin şirkete yöneltilmesi gerekir. Bu itibarla mahkemece, davanın ortak N.. B.. yönünden husumetten reddi gerekirken bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. 2) Davalı şirketin temyiz itirazlarına gelince; davacı, diğer ortak N.. B.. ile birlikte ana sözleşmeyle şirkete müdür olarak atanmıştır. Şirket ana sözleşmesinin “Şirketin İdaresi” başlıklı 8. maddesine göre; şirketin işleri ve muameleleri ortaklar kurulu tarafından seçilecek bir veya birkaç müdür tarafından yürütülür. İlk 20 yıl için şirket ortakları olan Ö.. U.. ve N.. B.. müdür olarak seçilmişlerdir. Müdürler şirketin ödenmiş esas sermayesinin yarısından fazlasını temsil eden ortakların kararı ile değiştirilebilir. Mülga TTK'nın 543. maddesi yollamasıyla aynı Yasa'nın 161. maddesine göre “İdare işleri mukavele ile bir ortağa verilmiş ise, onun idare, hak ve vazifesi diğer ortaklar tarafından tahdit olunamayacağı gibi kendisi azil dahi olunamaz. Ancak, muhik sebepler mevcutsa, ortaklardan birinin talebi üzerine mahkeme kararı ile idare hak ve vazifesi tahdit veya nez'olunabilir. Ana sözleşmenin, belirtilen 8. maddesinde şirketin idaresi, ödenmiş esas sermayesinin yarısından fazlasını temsil eden ortakların kararı ile değiştirilebileceği şeklinde düzenlenmiştir. Yukarıda ifade edilen TTK'nın 161. madde hükmü emredici olması nedeniyle ana sözleşmeye buna aykırı hüküm konulamaz ise de davacının müdürlük yetkisinin kaldırılmasına dair dava konusu, 31.01.2012 tarihli ortaklar kurulu toplantı tutanağında davacının da imzası bulunup, müdürlük yetkisinin kaldırılması kendi rızasıyla olmuştur. Ortaklar kurulu kararındaki davacının karara katılımı ve imzası, aynı zamanda müdürlükten istifa ettiği anlamına da gelir. Bu davada, ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunu istemesi Medeni Kanun'un 2. maddesine aykırıdır. Davacının, ortaklar kurulu kararındaki imzasının sahteliği hususunda itirazı olmadığı gibi; hata, hile, ikrah iddiası da yoktur. Buna göre davanın reddi gerekirken, yazılı olduğu şekilde kabulü doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı N.. B.., (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ise davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 31/01/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2013/9829 E., 2013/14203 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, TTK’nın 543. maddesi yollaması ile TTK’nın 161-162.maddeleri gereğince dava açma hakkı şirket ortaklarına ait olup davacı şirketin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, taşınmazın satışının yapıldığı tarih itibariyle değerinin 2.377.347,21 TL olduğu dikkate alın
11. Hukuk Dairesi         2013/9829 E.  ,  2013/14203 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret (Kadıköy 3. Asliye Ticaret) Mahkemesi’nce verilen 13.09.2011 gün ve 2009/776-2011/540 sayılı kararı onayan Daire’nin 21.02.2013 gün ve 2012/3008-2013/3101 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili, davacı ve davalının davacı şirketin %50’şer hisseye sahip ortağı olduklarını, davalının anasözleşmeyle atanan müdür olduğunu, 13.10.2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacı ve davalının 10 yıllığına münferit imza yetkisine sahip müdür olarak atandıklarını, davalının davacı şirketin tek taşınmazını değerinin çok altında bir bedelle sattığını, TTK’nın 161 maddesi kapsamında ağır ihmal ve idarede iktidarsızlık durumu söz konusu olduğunu, taşınmazın konu olduğu kat karşılığı inşaat yapım sözleşmelerinin de davalı tarafından üçüncü kişilere devredilmesi girişiminde bulunduğunu, şirketin içinin boşaltıldığını ileri sürerek, davalının müdürlükten azlini, diğer müdür davacı ...’ın şirket müdürü olarak göreve devamına karar verilmesini veya müdürlerin münferit yetkisinin kaldırılarak müşterek imza ile temsile karar verilmesini veya her iki müdürün yetkisi kaldırılarak şirkete kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafından ileri sürülen iddiaların asılsız olduğunu, şirketin iştigal konusunun gayrimenkul satışı olup hisseli olan arazinin satışının gerçek değerinin altında olmadığını, gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinin zorunluluk nedeniyle devredildiğini, ekonomik kriz nedeniyle şirket işlerinin durma noktasına gelip maliklerin kira bedellerini ödeyemez duruma düşüldüğünü, sözkonusu devirlerin şirket faaliyetinin sürmesi için zorunlu hale geldiğini, düşük bedelle satıldığı iddia edilen taşınmazın üzerinde 13 adet toplam 900.000 TL tutarında ve satış aşamasına gelen haciz bulunurken buna rağmen 965.000 TL fiyatla satıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, TTK’nın 543. maddesi yollaması ile TTK’nın 161-162.maddeleri gereğince dava açma hakkı şirket ortaklarına ait olup davacı şirketin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, taşınmazın satışının yapıldığı tarih itibariyle değerinin 2.377.347,21 TL olduğu dikkate alındığında satış değeri ile gerçek değer arasındaki fark gözetildiğinde davalı müdürün şirket müdürlüğünden azli açısından haklı nedenin oluştuğu gerekçesiyle davacı şirketin aktif dava ehliyeti bulunmadığından davacı şirket yönünden davanın reddine, davacı ...'ın davasının kabulü ile davalı ...'in ...Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti.'deki idare müdürlüğü yetkisinin TTK’nın 543.maddesi yollaması ile TTK’nın 161-162. maddeleri gereğince azli ile kaldırılmasına, 28.07.2009 tarihli ihtiyati tedbir kararının karar kesinleşinceye kadar devamına, tedbir kararı kapsamında yönetim kayyımı olarak atanan...ın görevinin karar kesinleşinceye kadar devamına dair verilen karar davalı vekili ve katılma yolu ile davacı ... vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 21.02.2013 tarihli kararı ile onanmıştır. Davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dava, davalı şirket müdürünün azli istemine ilişkindir. Davacı ortak, davalı şirket müdürünün azil nedeni olarak, şirkete ait ...Mevki 174 pafta , 838 ada ve 21 parselde kain arsa vasfındaki taşınmazda şirket adına kayıtlı bulanan hissenin değerinin çok altında bulunan bir bedelle dava dışı şahsa satılması ve paranın şirkete elden ödendiğine dair belgenin de sahte olması, bu paranın muhasebe işlemlerinde usulsüzlük yapılarak girdi gösterilip, sonrasında bilinmeyen yer ve kişilere ödeme gösterilerek şirketten çıkarıldığını iddia etmiştir. Mahkemece taşınmazın satışının yapıldığı tarih itibariyle değerinin 2.377.347,21 TL olduğu dikkate alındığında satış değeri ile gerçek değer arasındaki fark gözetildiğinde davalı müdürün şirket müdürlüğünden azli açısından haklı nedenin oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan inceleme karar vermeyi yeterli değildir. Zira, davalı savunmasında ve alınan bilirkişi raporuna itirazlarında, taşınmaz üzerinde toplam 900.000 TL tutarında 13 adet haciz bulunduğu, buna rağmen taşınmazın 965.000 TL bedelle satıldığı, hacizlerle birlikte taşınmazın değerinin 1.867.600 TL. olduğu, bu miktarında mahkemece belirlenen 2.377.347,21 TL dikkate alındığında bedeller arasında açık nisbetsizlik bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda sadece taşınmazın satış bedeli ile rayiç değeri arasındaki fark dikkate alınarak karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece, azil nedeni olarak davaya konu taşınmazın rayiç değerinin altında satılması gösterildiği dikkate alınarak davalının savunmasında geçen icra dosyalarının celbi ile bu dosyalardaki asıl ve işleyen faiz miktarları dikkate alınarak taşınmazın satış değerinin makul olup olmadığının tesbitinin yapılması, ayrıca davalının taşınmazın satış bedelini şirketin ticari defterlerine usulüne uygun kaydedip, şirket hesabına satış bedelinin geçip geçmediğinin belirlenmesi ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmadığından davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulüyle, Dairemizin 2012/3008 E., 2013/3101 K. ve 21.02.2013 tarihli onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının anılan nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulüyle, Dairemiz 2012/3008 E., 2013/3101 K. ve 21.02.2013 tarihli onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının anılan nedenle davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 04.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2010/1569 E., 2011/11670 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, TTK'nın 543. maddesinin atıf yaptığı TTK'nın 162.
11. Hukuk Dairesi         2010/1569 E.  ,  2011/11670 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20/10/2009 tarih ve 2008/824-2009/735 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, ortaklar arasında devam eden davalar nedeniyle hukuki ihtilaf mevcut olduğunu, müvekkili....ile davalının boşanmasından sonra ihtilafların arttığını, dava dışı şirket İnter-Mar Turz. Kimya San. Dış Tic. Ltd. Şti.'nin müdürü ...'ın müvekkillerinden ...'a kar payı vermediğini ve bu payları kendi nam ve hesabına kullandığını, usule ve kanuna aykırı sermaye artışları yapmak suretiyle diğer ortakları zarara uğrattığını, müvekkili Saadettin Hıncal ve ...'ın kar paylarını ve maaşlarını eksik ödediğini, şirketten paralar çektiğini ve bu paralarla şahsı adına gayrimenkuller satın aldığını, şirketin işleyişi hakkında ortaklara bilgi vermekten imtina ettiğini, belirtilen bu nedenlerle 20.09.2008 tarihinde ortakların olağanüstü toplantı yaptıklarını, davalı ...'ın müdürlükten azli ve yerine ...'ın müdür olarak atanmasına ve ortakların 15.10.2008 tarihinde aldıkları kararla ...'ın azline karar verdiklerini, ancak Ticaret Sicili tarafından yeterli toplantı ve oy çokluğu bulunmadığı gerekçesiyle kararı tescil ettiremediklerini ileri sürerek davalının müdürlük görevinden azlini, müvekkili ...'ın veya başka birinin yeni müdür atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin iyiniyetli yönetici olduğunu, faal durumda olmayan şirketi faal hale getirdiğini, kendi şahsi mal varlığını da ortaklık konusu şirkete getirdiğini, davacıların kötüniyetli olduklarını ve iddialarının doğru olmadığını, davacılar ...'a hisse devri iptal davası açtığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, TTK'nın 543. maddesinin atıf yaptığı TTK'nın 162. maddesi gereği her bir ortağa azil için mahkemeye başvuru hakkı verildiği, davalının şirket parası ile aldığı gayrimenkulleri adına tapuya tescil ettirdiği, fotokopisi sunulan ve davalı vekilince de kabul edilen 14.08.2009 tarihli ortaklar kurulu kararındaki ikrarı ile sabit olduğu, müdürün şirket parası ile aldığı gayrimenkulü şirket adına tescil ettirmesinin zorunlu olduğu, şirket defterlerinin usulüne ve gerçeğe uygun olarak tutulmadığı, kayıtların ve yönetimin şeffaf olması gerektiği kanaatiyle davacı ...'ın müdür atanmasına ilişkin talebin reddine, davalı ...'ın tarafların ortağı oldukları İntermar Tur Kim. San. Ltd. Şti'nin müdürlüğünden TTK'nın 543. maddesi yollaması ile TTK'nın 162. maddesi uyarınca azline, Barış Koçum'un yönetim kayyımı olarak görevinin devamına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davalının davadışı limited şirket müdürlüğü görevinden azli ile başka bir şahsın müdür olarak atanması istemine ilişkindir. Davalı tarafından davacı ... aleyhine Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/538 esas sayılı dosyasında açılan davanın yargılaması sonucunda, ...'ın davadışı İnter-Mar Turizm Kimya San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'den hisse devralmasına ilişkin işleminin hükümsüzlüğüne karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. Bu dava sonucunun kesinleşmesi halinde ...'ın davadışı İnter-Mar Turz. Kimya San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'de pay sahibi olmayacağı, dolayısıyla aktif dava ehliyetinin de kalmayacağı dikkate alındığında, mahkemece öncelikle, davacı ...'ın aktif dava ehliyetinin belirlenmesi için Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'ndeki hisse devir işleminin iptaline ilişkin dava sonucunun beklenmesi gerekirken davaya devam edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03/10/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2017/2972 E., 2019/2143 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ .... HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
delinin .../07/2012 tarihinde bankaya yatırıldığı, 05/09/2013 tarihinden itibaren hak sahiplerine ödeme yapılmaya başlandığı, şirketin tasfiye sürecinde olduğu ve kamulaştırma işleminden gelen para ile ilk önce şirket borçlarının ödendiği, Türk Ticaret Kanununun 543. maddesi uyarınca tasfiye işlemlerinin belli bir süre alacağından şirkete ödenen kamulaştırma bedelinin tasfiye işlemlerinden sonra p
11. Hukuk Dairesi         2017/2972 E.  ,  2019/2143 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ .... HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen .../.../2016 tarih ve 2015/89 E. - 2016/220 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi’nce verilen 03/03/2017 tarih ve 2017/146-2017/148 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen ....03.2019 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, davalının, davacıların murisi ...’nın ortağı olduğu Korusan-Karadeniz Orman Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi’nin yönetim kurulu başkanı olduğunu, şirketin faaliyetleri konusunda hiç bir hesap vermediğini, şirket adına kayıtlı gayrimenkulü Yüksek Öğretim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü'ne .../07/2012 tarihinde temlik ettiğini, müvekkillerinin bu durumu 02/05/2014 tarihinde öğrendiklerini, muris ...'nın hissesine düşen 447.134,46 TL'nın ödendiğini, satışın gerçekleştiği .../07/2012 tarihinden itibaren paranın alındığı 05/05/2014 tarihleri arasında geçen ... yıl ... ay ... günlük süre için 447.134,46 TL'nın üçer aylık vaadeli hesaba yatırılması halinde getirebileceği net faiz miktarının 53.415,00 TL olacağını, davacıların belirtilen miktarda faiz taleplerinin bulunduğunu, davalı tarafından 04/06/2007 tarihli taahhütname ile 3593 hissenin muris ...'ya devredileceğinin kabul edildiğini, ancak bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, dolayısıyla bu hisselerin karşılığı olan toplam 132.150,54 TL'nın hisseleri nispetinde davacılara ödenmesini istediğini ileri sürerek, toplam 185.565,54 TL'nın dava tarihinden itirabaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, dava konusu edilen şirkete ait taşınmazın kamulaştırıldığını ve kurum tarafından kamulaştırma bedeli olarak ....494.000,00 TL değer biçildiğini, 27/06/2012 tarihinde şirket genel kurulunun toplanarak kamulaştırma işleminin kabul edilmesi yönünde karar verdiğini, genel kurul tarafından yapılan işlemler ile ilgili her türlü yetkinin davalıya verildiğini, kamulaştırma işlemleri sonucunda kurum tarafından kamulaştıma bedelinin şirket adına açılan bir hesaba yatırıldığını, bu bedelden şirketin tasfiye halinde olduğu dikkate alınarak borçlarının ödendiğini, şirketin borçları ve alacakları muhasebeleştirildikten sonra kamulaştıma bedelinden geriye kalan miktarın ....665,575.- TL olduğunu, bu bedelin şirket ortaklarına payları nispetinde paylaştırıldığını, davalının dava konusu edilen bir taahhütnamesinin bulunmadığını, davacıların faiz konusunda zarara uğradıklarına ilişkin beyanlarının da gerçek dışı olduğunu, kanuni bekleme süresi dolmadan paraların sahiplerine iadesinin mümkün olmadığını, satış ve paraların paylaştırılması aşamalarından davacıların haberdar olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, şirket adına kayıtlı taşınmazın Yüksek Öğretim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığı, kamulaştırma bedelinin .../07/2012 tarihinde bankaya yatırıldığı, 05/09/2013 tarihinden itibaren hak sahiplerine ödeme yapılmaya başlandığı, şirketin tasfiye sürecinde olduğu ve kamulaştırma işleminden gelen para ile ilk önce şirket borçlarının ödendiği, Türk Ticaret Kanununun 543. maddesi uyarınca tasfiye işlemlerinin belli bir süre alacağından şirkete ödenen kamulaştırma bedelinin tasfiye işlemlerinden sonra paydaşlara dağıtılmaya başlanmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, bedelin vadeli hesaba aktarılmış olduğu, dolayısıyla davacıların mahrum kalmış oldukları faiz alacağının bulunmadığı, hisse devrine ilişkin taahhütnamenin noterlikçe düzenlenmediği, yazılı olarak düzenlediği ve şarta bağlı olduğu, oysa anonim şirketlerde hisse devir taahhütnamesinin noterde yapılması ve daha sonra da Yönetim Kurulunun onayına sunularak pay defterine kaydedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. ... Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kararı, davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Dava, anonim şirket ortakları tarafından açılan şirkete ait taşınmazın kamulaştırma bedelinin geç tahsili nedeniyle oluşan faiz kaybının tahsili istemine ilişkin olup, davada ayrıca davacıların murisine hisse devrini içeren taahhütnameye istinaden hisse bedellerinin tahsili de talep edilmiştir. Dava konusu taahhütname tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı ...'nın “Hisse Senetlerinin Devri” başlıklı 415. ve 416.maddelerinde hamile ve nama yazılı hisse senetlerinin ne şekilde devredileceği gösterilmiş olup, her iki halde de hisse devrinin noterden yapılması gerektiği, bunun sıhhat şartı olduğuna dair bir koşul yoktur. 6762 sayılı ...'nın 415. maddesinde hamile yazılı pay senetlerinin devri için özel bir düzenleme getirilmiştir. Hamile yazılı senetler, elden teslim ile devir edilir. Bu işlem ile pay devri yapılmış olur. Nama yazılı pay senetleri ise ciro ve teslim ile devir edilir. Ancak, devir şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda ... bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır. Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılır. Bedeli hiç ödenmemiş veya kısmen ödenmiş çıplak payın devrinin hukuki niteliği bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payındevrinden faklıdır. Zira, bedelinin tamamı ödenmiş pay tali yükümleri bir yana bırakacak olursak, pay sahibi açısından her hangi bir malvarlıksal borç içermemekte dolayısıyla sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri yukarıda açıklandığı üzere alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Ancak bedeli tam olarak ödenmemiş pay için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü bedeli tam ödenmemiş pay, pay sahibi dışında malvarlıksal borç niteliğindeki taahhüt edilen pay bedelinin ödenmesi borcunu içerir. Anonim ortaklıklarda pay sahibinin asli borcu, taahhüt ettiği payların karşılığını oluşturan edimin ifasıdır. Bu kural hem nakdi hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Pay sahiplerinin taahhüt ettikleri payların karşılığını oluşturan edimi ifa etme borçları, ortaklık dışında da bir alacak hakkı teşkil eder. Bu durumda, karşılığı tamamen ödenmemiş bir payın devri devralan kişi açısından bir borç yüklenmesi niteliğine sahip olacağından ötürü devir işleminin borcun üstlenilmesi hükümleri uyarınca, yani bir iç üstlenme sözleşmesi ve alacaklı konumundaki anonim ortaklığın onayı alınmak sureti ile yapılması gereklidir. İç üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil şartı hakkında hiç bir hüküm öngörülmemiştir. Bu sebepten ötürü, hukukumuzda hakim olan şekil serbestisi ilkesi uyarınca tarafların söz konusu nakil sözleşmesini herhangi bir özel şekle bağlı olmaksızın sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapabilme hususunda serbest oldukları düşünülebilir. Ancak pay, sadece kendisine bağlanan borçların değil aynı zamanda hakların da kaynağını teşkil eder. Alacak haklarının devrinin alacağın devri hükümlerine tabi kılındığı düşünülecek olursa, taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir. (Sevi, Ali Murat, Anonim Ortaklıkta Payın Devri ... 2012, 294 vd.). Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı ...'nın 489. maddesinde de “Hamiline yazılı pay senetlerinin devri, şirket ve üçüncü kişiler hakkında, ancak zilyetliğin geçirilmesiyle hüküm ifade eder.” hükmü, 490. maddesinde ise “Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir.” hükmü düzenlenmiştir. Bu durumda, açıklanan hususlar nazara alındığında mahkemece faiz kaybı talebinin reddi kararı yönünden yazılı gerekçe yerinde görülse de anonim şirketlerde hisse devrinin ve hisse devir taahhüdünün noterden yapılması gerektiğine dair bir yasal zorunluluk bulunmadığından, hisse devrine ilişkin taahhütnamenin noterlikçe düzenlenmediği, oysa anonim şirketlerde hisse devir taahhütnamesinin noterde yapılması ve daha sonra da Yönetim Kurulunun onayına sunularak pay defterine kaydedilmesi gerektiği gerekçesiyle dava dışı anonim şirket hisse devri taahhüdüne dayalı hisse bedelinin tahsili talebinin reddi doğru olmamıştır. Ancak, 04/06/2007 tarihli “Taahhütname” ile davalının “Korusan A.Ş. deki hisselerinden kardeşleri ...’ya ve ...’ya aralarındaki ortaklık taksimatı mutabakata vardığında (aralarında uyuşum sağlandığında) ....593'er pay devredeceğini taahhüt ettiği” görülmekte olup, söz konusu bu taahhüdün bedelli olup olmadığı, şartlarının neler olduğu, taahhütnamede geçen mutabakat ve uyuşum ifadeleriyle kastedilen anlaşmanın sağlanıp sağlanamadığı anlaşılamamaktadır. Taraflarca da taahhütnamenin şartlarının gerçekleştiği iddia ve ispat edilememiştir. Bu suretle, dava konusu edilen bu taahhütnameye dayalı olarak devir taahhüdünde bulunulan hisselerin karşılığının istenemeyeceği kabul edilmelidir. Bu durumda açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değilse de; davanın reddine ilişkin kararın ve Bölge Adliye Mahkemesinin davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının yukarıda açıklanan gerekçe nedeniyle sonucu itibariyle doğru bulunduğu anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesinin kararının düzeltilen bu gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararının 6100 sayılı HMK'nın 370/.... maddesi uyarınca yukarıda açıklanan şekilde düzeltilen gerekçeyle ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan ....037,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye ...,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, .../03/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Tasfiye sonunda kalan malvarlığı (Tasfiye artığı) pay sahiplerine neye göre dağıtılır?

A) Eşit olarak.
B) Yönetim kurulunun takdirine göre.
C) Sermaye payı oranına ve varsa imtiyazlara göre.
D) Şirketteki kıdemlerine göre.
E) Sadece kurucu ortaklara dağıtılır.