6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 542

Türk Ticaret Kanunu 542. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 542- (1) Tasfiye memurları; a) Şirketin süregelen işlemlerini tamamlamak, gereğinde pay bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımlarını tahsil etmek, aktifleri paraya çevirmek ve şirket borçlarının, ilk tasfiye bilançosundan ve alacaklılara yapılan çağrı sonucunda anlaşılan duruma göre, şirket varlığından fazla olmadığı saptanmışsa, bu borçları ödemekle yükümlüdürler. b) Tasfiyenin gerektirmediği yeni bir işlem yapamazlar. c) Şirket borçları şirket varlığından fazla olduğu takdirde durumu derhâl şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirirler; mahkeme iflasın açılmasına karar verir. d) Tasfiyenin uzun sürmesi hâlinde, her yıl sonu için tasfiyeye ilişkin finansal tabloları ve tasfiye sonunda da kesin bilançoyu düzenleyerek genel kurula sunarlar. e) Şirketin bütün mal ve haklarının korunması için düzenli ve görevinin bilincinde bir yönetici gibi gereken önlemleri alır ve tasfiyeyi mümkün olan en kısa sürede bitirirler. f) Tasfiye işlemlerinin düzenli yürütülmesi ve güvenliği için gereken defterleri tutarlar. g) Tasfiye sırasında elde edilen paralardan şirketin süregelen harcamaları için gerekli olan para dışında kalan paraları, bir bankaya şirket adına yatırırlar. h) Vadesi gelmemiş borçları, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kısa vadeli kredilere uygulanan oran üzerinden iskonto ederek derhâl öderler. Alacaklılar bu ödemeyi kabul etmek zorundadır. Kanun gereği iskonto edilmesi mümkün olmayan alacaklar bu hükümden müstesnadır. i) Pay sahiplerine tasfiye işlerinin durumu hakkında bilgi ve istedikleri takdirde bu konuda imzalı belge verirler. 4. Tasfiye sonucu dağıtma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

30 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/126 E., 2020/60 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varFikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla)
bet ve markaya tecavüz oluşturduğu, davalı şirketin ticaret unvanının terkini şartlarının da oluştuğu, ancak davalı ...'nın davalı şirkete ticari vekil olarak atandığı, davalı ...'nın ise davalı şirketin ortağı ve müdürü olduğu, bu nedenle TTK'nın 542/2 ve 547. maddeleri gereğince davalılar ...
Hukuk Genel Kurulu         2017/126 E.  ,  2020/60 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “markaya tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, men’i ve ref’i ile ticaret unvanının terkini ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince (Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi) verilen davalı ... ve davalı ... yönünden davanın reddine davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davacı vekili ile davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 07.03.2011 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 07.10.2008 tarihinde tescil edilerek modüler su deposu, bayrak direği, drenaj kanalı imalatı alanında faaliyete başladığını, müvekkilinin ayrıca TPE nezdinde tescilli "Netiş" ibareli markasının bulunduğunu, davalılardan ...'nın müvekkili şirketin eski ortağı olduğunu ve şirketteki bir adet hissesini 27.12.2010 tarihinde devrederek şirketten ayrıldığını, ...'nın ortaklığı henüz sona ermeden dava dışı Saniye Koca ile birlikte 24.12.2010 tarihinde davalı şirketi kurduğunu, müvekkili şirket ile aynı işkolunda ve aynı bölgede faaliyet gösteren davalı şirketin unvanının müvekkili şirketin tescilli unvanı ve markası ile iltibas yaratacak şekilde "Öznetiş" olarak belirlendiğini, aynı zamanda "Öznetiş" ibaresinin davalı şirket tarafından ticari faaliyetlerinde markasal olarak kullanıldığını, diğer davalı ...'nın ise davalı ...’nın babası olduğunu ve müvekkili şirkette davalı ... adına kayıtlı hissenin aslında davalı ...'ya ait olduğunu, davalı ...'nın müvekkili şirkette önceden edindikleri ticari sırlardan yararlanarak imzası ve davalı şirketin kaşesi bulunan yazıları müvekkili şirketin müşterilerine gönderdiğini, bu yazı içeriklerinde müvekkili şirketi kötülediklerini, ayrıca davalılar tarafından müşterilere gönderilen tekliflerde “Öznetiş” antetli kağıdında teklifi veren olarak müvekkili şirketin unvanını kullandıklarını, bu durumun haksız rekabet teşkil ettiğini ve haksız rekabetten tüm davalıların sorumlu olduğunu ileri sürerek marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, men’ine ve ref’ine; davalı şirketin ticaret unvanının terkinine; ayrıca 50.000,00TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalılar vekili 23.03.2011 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkili ...’nın diğer davalı şirketin ortağı ve müdürü olduğunu, müvekkili ...’nın ise davalı şirketle hiçbir bağlantısının bulunmadığını, müvekkili şirketin unvanı haricinde hiçbir ürün ve ambalajında “Öznetiş” ibaresini kullanmadığını, müvekkili şirketin tescilli unvanını kullanmasının ise hak ihlali ya da haksız rekabet yaratmayacağını, ayrıca tarafların ticaret unvanlarının da benzer olmadığını, müvekkili şirketin müşterilere gönderdiği yazıların ileride karışıklığa yol açmaması için iyi niyetle gönderildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi) 17.12.2013 tarihli ve 2011/142 E., 2013/903 K. sayılı kararı ile; davacı şirketin “Netiş” ibaresini davalı şirketten çok önce marka ve unvan olarak tescil ettirdiği ve söz konusu ibare üzerinde öncelik hakkına sahip olduğu, davalı şirketin unvanını tescil ettirdiği şekli ile değil de “Öznetiş” ibaresini ön plana çıkartarak ve markasal olarak kullandığı, bu kullanım nedeni ile her iki işaret arasında iltibas yaratacak şekilde bir benzerlik yaratıldığı, öte yandan davalı şirketin müşterilerine gönderdiği tekliflerde davacı şirketin unvanını kullanmasının haksız rekabet teşkil ettiği, bu nedenle davalı şirketin eylemlerinin haksız rekabet ve markaya tecavüz oluşturduğu, davalı şirketin ticaret unvanının terkini şartlarının da oluştuğu, ancak davalı ...'nın davalı şirkete ticari vekil olarak atandığı, davalı ...'nın ise davalı şirketin ortağı ve müdürü olduğu, bu nedenle TTK'nın 542/2 ve 547. maddeleri gereğince davalılar ... ve ...'nın haksız fiilinden davalı şirketin sorumlu olduğu, ayrıca davalılar ... ve ...'nın davacı şirkette yönetici olarak görev yapmadıkları için rekabet yasağına tabi olmadıkları ve davacı şirketin esas sözleşmesinde ortaklar için rekabet yasağı da öngörülmediği, bu nedenle davalılar ... ve ...’ya husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davalı ... ve davalı ... yönünden davanın dava şartı yokluğundan reddine; davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulü ile markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, men’ine ve ref’ine; davalı şirketin ticaret unvanının terkinine ve 30.000,00TL manevi tazminatın davalı şirketten tahsiline karar verilmiştir Özel Daire Bozma Kararı: 7. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 02.06.2014 tarihli ve 2014/4042 E., 2014/10256 K. sayılı kararı ile; davalı şirket vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…Mahkemece, TTK'nın 547. ve 542/2 maddeleri gereğince davalılar ... ve ...'nın şahsen sorumlulukları olmayıp davalı şirketin sorumlu olduğuna karar verilmiş ise de davalı ...'nın davacı şirket ortaklığından ayrıldığı davalı şirketi kurduğu ve davalı şirketin müdürü olup, davalı ...'nın ise ...'nın verdiği vekaletnameye istinaden şirketi yönettiği sabittir. Bu durumda, davalılar ... ve ...'nın davaya konu eylemlerden şahsi sorumluluklarının Medeni Kanun'un 50. maddesi uyarınca tartışılıp değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu bu davalılar bakımından yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi) 17.03.2015 tarihli ve 2014/605 E., 2015/151 K, sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Davalı şirkete isnat edilen haksız rekabet eylemi nedeniyle davalı şirkette ticari vekil olan davalı ...'nın ve davalı şirket yetkilisi ...'nın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 50/3. maddesi gereğince kişisel sorumluluklarının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men’i ve ref’i ile ticaret unvanının terkini ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 13. Davalı ...'nın ve davalı şirket müdürü davalı ...'nın eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiği ve bu eylemlerden davalı şirketin sorumlu olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu husus Özel Dairece bozma kapsamı dışında bırakılmıştır. Uyuşmazlık, anılan davalıların eylemleri nedeniyle TMK’nın 50/3. maddesi gereğince kişisel sorumluluklarının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 14. Hemen belirtilmelidir ki, TMK’nın 47. maddesinde tüzel kişiler, başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları olarak tanımlanmış olup, aynı Kanun’un 48. maddesi gereğince, tüzel kişiler cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler. Yine aynı Kanun’un 49. maddesi gereğince tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla fiil ehliyetini kazanırlar. Hak süjesi olarak kabul edilen tüzel kişilerin iradelerini açıklayabilmeleri, dış âleme tesir edebilmeleri veya dış âlemde değişiklik yaratabilmeleri için ihtiyaç duydukları vasıta “organ” olarak isimlendirilir (Öztan, Bilge: Medeni Hukuk Tüzel Kişilerinde Organ Kavramı ve Organın Fiillerinden Doğan Sorumluluk, Ankara, 1970, s. 152). 15. Organ kavramının ticaret şirketleri için ne şekilde uygulanacağı, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1/II. ve 138. maddelerinde düzenlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nın 138. maddesi “Her şirket nev’ine mahsus hükümler mahfuz kalmak şartıyla Medeni Kanunun 45, 47, 48, 49. maddeleri... her şirket nev’inin mahiyetine uygun olduğu nisbette, ticaret şirketleri hakkında da tatbik olunur” hükmünü haizdir. 16. 6762 sayılı TTK hükümlerine göre limited şirketin kanuni zorunlu organları ortaklar genel kurulu ve müdürlerdir. 6762 sayılı TTK’nın 540. maddesi gereğince limited şirketi “idare ve temsil” eden kişiler ister şirkete ortak olsunlar ister olmasınlar “müdür” diye adlandırılmaktadır. Ortak veya üçüncü kişi olan müdür veya birden fazla ise müdürler şirketin yönetim ve yürütme organıdır. Ayrıca 6762 sayılı TTK’nın 540. maddesi ile limited şirketlerde özden organ ilkesi benimsenmiş ve bu husus anılan maddede “aksi esas sözleşme ve genel kurul tarafından kararlaştırılmamışsa, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla yönetim ve temsile yetkili ve aynı zamanda da mecburdular” şeklinde belirtilmiştir. Başka bir deyişle özden organ ilkesi, aksi kararlaştırılmadığı müddetçe bütün ortakların hep birlikte limited şirketi idare ve temsil etmeleri demektir. 17. 6102 sayılı TTK’de limited şirkete ilişkin olmak üzere iki zorunlu organ öngörülmüştür. Şirketin karar ve irade organı olarak genel kurul (TTK m. 616), yönetim ve temsil organı olarak da müdürler (TTK m. 623) hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle limited şirket müdürleri, anonim şirketteki yönetim kurulu gibi organ niteliğine sahip bulunmaktadır. Müdürler, genel kuruldan farklı olarak daimi bir organdır. Şirketin kurulduğu andan (TTK m. 586), feshedilip tasfiyeye girdiği, hatta bazı durumlarda tasfiye sürecinde dahi (TTK m. 643, TTK m.535-536) şirketi yönetir, temsil eder. Böylece kullandığı yetki ve yapmış olduğu işlemlerle şirketin, ortakların, şirket alacaklılarının hak ve çıkarları üzerinde etkili olur. 6102 sayılı TTK’nın müdürler konusunda getirdiği en önemli yeniliklerden bir tanesi, 6762 sayılı TTK'da yer alan özden organ ilkesini terk ederek, seçilmiş organ ilkesini benimsemesidir. Gerçekten 6102 sayılı TTK’nın 623. maddesi gereğince şirket müdürlerinin esas sözleşmede gösterilmesi zorunlu sayılmış ve anonim şirketlerde olduğu gibi, seçilmiş yönetim ilkesi getirilmiştir. 18. TMK’nın 50/2. maddesi gereğince tüzel kişinin kanun ya da esas sözleşmeye göre yetkili organları tarafından yapılan hukuki işlemler ve diğer bütün fiiller tüzel kişiyi bağlar. Organın yaptığı işlemin veya fiilin tüzel kişiyi bağlaması organ sıfatına bağlı olarak yetkinin kullanılması ve organın fiilinin tüzel kişinin fiili sayılmasının sonucudur. 19. TMK’nın 50/3. maddesi gereğince tüzel kişinin sorumlu olduğu hâllerde haksız fiili gerçekleştiren organın kusurunun bulunması, organ sıfatına sahip kişi ya da kişilerin de zarar görene karşı sorumlu olmalarına yol açar. Bu hâlde zarar görene karşı hem tüzel kişi hem de kusurlu organ sorumludur ve aralarında müteselsil sorumluluk bulunur. Tüzel kişinin organının birden çok kişiden oluştuğu hâllerde haksız fiil, organı teşkil eden kişilerin tamamı tarafından işlenmemişse, sorumluluk sadece haksız fiili gerçekleştiren kişi ya da kişiler için ortaya çıkar. 20. Haksız fiilin bir türü olan ve zamanla ayrı bir müessese hâline gelen haksız rekabet, sadece işletmelerin ve rakiplerin değil, müşteriler başta olmak üzere tüm piyasa katılımcılarının ve kamunun da menfaatini gözeten, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamayı ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan bağımsız bir hukuki müessesedir (Nomer Ertan, Füsun: Haksız Rekabet Hukuku, İstanbul, 2016, s. 4). Bu hâliyle haksız rekabet müessesesi gereğince haksız rekabet teşkil eden eylemi gerçekleştiren kişinin tacir olup olmamasının da bir önemi bulunmamaktır. Bu itibarla haksız rekabeti gerçekleştiren organ kişisel olarak tüzel kişi ile birlikte müteselsil sorumludur. 21. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı şirketin 24.12.2010 tarihinde kurulup tescil edildiği, şirketin kurucularının davalı ... ve dava dışı Saniye Koca olduğu, şirket sözleşmesi ile davalı ...’nın 10 yıl süreyle şirketi temsile münferiden yetkili müdür olarak atandığı, şirket müdürü ... tarafından Konya 7. Noterliğinin 30.12.2010 tarihli ve 2010/50221 sayılı düzenleme şeklindeki vekâletname ile davalı ...’nın genel yetkili ticari vekil olarak atandığı, şirket müdürü ...’nın davalı ...’nın kızı olduğu anlaşılmaktadır. 22. Davalı ... tarafından davalı şirketin kaşesi altında yazılıp imzalanan ve müşterilerine gönderilen ve ayrıca haksız rekabet teşkil ettiği hususu kesinleşen yazıda, kurucusu ve ortağı olduğu davacı şirketten ayrılarak davalı şirketi kurduğunu ve hizmetlerine bundan sonra “Öznetiş” olarak devam edeceğini belirtmiştir. Yine davalıların yargılandığı Konya 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/420 E. sayılı dosyasında davalı ... davalı şirketin hissesinin kendi adına kayıtlı olmasına rağmen öğrenci olması sebebiyle tüm işlerin babası tarafından takip edildiğini belirtmiş, davalı ... da şirketi kızı ile birlikte kurduklarını beyan etmiştir. Bu durumda davalı ...’nın davalı şirketin organı olarak hareket ettiği ve her hâlde şirket organı olan şirket müdürü davalı ... ile birlikte TMK’nin 50. maddesi gereğince kişisel sorumluluklarının değerlendirilmesi gerektiği açıktır. 23. O hâlde davalı şirketin kaşesi altında davalı ... tarafından yazılan ve müşterilerine gönderilen yazının haksız rekabet teşkil ettiği ve bu hususun kesinleştiği, davalı ...’nın şirket müdürü olduğu ve davalı ...’nın ise şirket organı gibi hareket ettiği gözetilerek anılan davalıların TMK’nın 50. maddesi gereğince kişisel sorumluluklarının değerlendirilmesi gerekmektedir. 24. Sonuç itibari ile Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2014/14702 E., 2015/628 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Her ne kadar TTK'nın 542/2. maddesi uyarınca, vazifelerini ifa dolayısıyla müdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirket sorumlu olur ise de, TMK'nın 50.
11. Hukuk Dairesi         2014/14702 E.  ,  2015/628 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada....Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/07/2014 tarih ve 2012/584-2014/397 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi.... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, yurt içi ve dışında tanınmış bir marka olan ..." markasının müvekkili adına tescilli olduğunu, davalının müvekkili markası ile açık surette ve iltibas yaratır şekilde "..." .... ..." ibaresinin büyük puntolar ile yazılı olduğu "......." markalarının bulunduğu ürünleri satışa hazır hale getirdiğinin tespit raporu ile sabit olduğunu, davalının bu eyleminin haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, 556 sayılı KHK'nın 66/II-a hükmüne göre hesaplanacak 50.000,00 TL maddi tazminatın, haksız fiil tarihi 01.01.2010 tarihinden geçerli avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, her iki davalı yönünden zaman aşımı ve davalı....yönünden ise husumet itirazında bulunmuş olup, esas yönünden ise dava dışı .... isimli şahıs ile yaptıkları sözleşme uyarınca fason üretim yaptıklarını, '.......'' markasının....'da anılan şahıs adına kayıtlı olduğunu, müvekkilinin bu marka ile fason üretim yapıp....'ya gönderdiğini, yurt içinde üretim yapıp satmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davalı şirket tarafından kullanılan ''......'' ibaresinin davacının tescilli markası durumunda olan ''....'' ibaresi ile iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, bu yüzden de 556 sayılı KHK hükümleri çerçevesinde davalı şirketin markaya tecavüz fiilini gerçekleştirdiği, davalı .....'ın ise davalı şirketin yöneticisi olduğu, yönetici olması sebebi ile davalı olarak gösterildiği ancak hukuk davalarında muhatap tüzel kişilik olduğundan, davalı ...'a husumet yöneltilemeyeceği gerekçesi ile 10.938,79 TL maddi tazminatın 02.11.2010 olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan ......'den tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, diğer davalı ...'a karşı açılan davada pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir. (1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve eylemin aynı zamanda suç teşkil ettiğinin kesinleşmiş mahkeme kararı ile tespit edilmiş ve ceza zaman aşımı süresinin dolmamış bulunmasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. (2) Mahkemece, muhatabın tüzel kişilik olduğu, bu nedenlede davalı....'e yöneltilen davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir. Her ne kadar TTK'nın 542/2. maddesi uyarınca, vazifelerini ifa dolayısıyla müdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirket sorumlu olur ise de, TMK'nın 50. maddesinde, tüzel kişinin iradesinin, organları aracılığıyla açıklanacağı, organların, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokacağı, yine organların, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumlu olduğu belirtilmiştir. Yani haksız fiilden dolayı müdür veya müdürler genel hükümlere göre, şirketler ise TTK'nın 542/2. maddesine göre sorumlu olabilirler. Markaya tecavüz sebebiyle sorumluluk davası haksız fiil ika eden ortaklık veya müdür aleyhine ayrı ayrı açılabileceği gibi birlikte de açılabilir. Bu durum karşısında mahkemece, davalı ... hakkındaki davanın yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, davacı vekilinin dava dilekçesinde tazminatın .... reeskont avans faizi ile birlikte davalılardan tahsil olarak talepte bulunduğu ve işin ticari niteliği gözden kaçırılarak yasal faize hükmedilmesi de doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir. (3) Bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, aşağıda yazılı bakiye 560,25 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19/01/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2013/18216 E., 2014/18514 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL (KAPATILAN) ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Her ne kadar TTK'nın 542/2. maddesi uyarınca, vazifelerini ifa dolayısıyla müdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirket sorumlu olur ise de genel hükümler uyarınca müdürler de haksız eylemden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulabilirler.
11. Hukuk Dairesi         2013/18216 E.  ,  2014/18514 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL (KAPATILAN) ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/07/2013 NUMARASI : 2013/31-2013/247 Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/07/2013 tarih ve 2013/31-2013/247 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı-karşı davalı vekili ile davalı-karşı davacı ... Konveyor Sistemleri Mühendislik İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25/11/2014 günü hazır bulunan davacı-karşı davalı vekili Av. E. K.. ile davalı-karşı davacılar vekili Av. K. P.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi .tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, İsveç'te kurulu bulunan müvekkilinin 25 yıldır plastik zincir konveyör teknolojileri bazlı lojistik çözümleri üretiminde dünya lideri olarak faaliyet gösterdiğini, 12.11.1995 tarihinde FlexLink marka konveyör sistemlerinin Türkiye bölgesinde pazarlanması amacıyla davalılardan K.. U..'un büyük hissedarı olduğu diğer davalı şirket ile bir distribütörlük sözleşmesi imzaladıklarını, davalı şirketin müvekkilinin ürünlerinin bileşen ve parçalarını sözleşme şartlarına aykırı olarak temin etmiş, üretmiş, pazarlamış ve satmış olması nedeniyle distribütörlük sözleşmesinin feshedildiğini, davalı K.. U..'un “Fleks Kon Genel Müdürü” sıfatıyla “flexk......com” internet adresi üzerinden 02.12.2008 tarihinde müvekkilinin tedarikçisi dava dışı .... Kupplungstechnik GmbH Şirketine e-posta göndererek müvekkil şirketin faaliyetleri ve ürünleri hakkında asılsız iddialarla kötüleyici beyanlarda bulunduğunu, aynı e-postanın bir başka tedarikçi ... GmbH'ye de gönderildiğini ileri sürerek, davalıların eyleminin haksız rekabet oluşturduğunun tespitini, men'ini, ref'ini, şimdilik 1.500 TL maddi ve 1.500 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuş; karşı davada, müvekkil şirketin sektöründe gösterdiği başarı üzerine karşı davalının büyük bir karalama kampanyası başlatarak müvekkil şirketi müşteriler nezdinde kötüleme faaliyetlerinde bulunduğunu ileri sürerek, davalının eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitini, men'ini ve ref'ini, 50.000 TL manevi ve şimdilik 10.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı-karşı davalı vekili, karşı davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı K.. U..'un diğer davalı şirketin müdürü olduğu ve 02/12/2008 tarihli e-posta metninin altında şirket temsilcisi sıfatı ile ismi yer alsa da e-posta metninin tüzel kişiliği bulunan şirket tarafından gönderildiği, dolayısıyla bu davalı bakımından pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, davalı şirketin dava konusu e-postayı göndermekteki amacının, müşterilere kendi şirketi hakkında yeni bilgiler vermek yerine, davacı şirketi kötüleme/incitme olduğu, yasal koşulları oluşmayan ve kanıtlanamayan maddi tazminat isteminin reddinin gerektiği, ancak manevi zarardan söz edilebileceği, karşı dava bakımından haksız fiil olgusunun ispatlanamadığı, 2004 yılı ve sonrasına ait iddialar bakımından ise 1 ve 3 yıllık zamanaşımı süreleri geçirilmiş olduğundan bu yöndeki iddiaların zamanaşımı nedeniyle dinlenemeyeceği gerekçesiyle asıl davada davalı K.. U.. hakkındaki davanın reddine, diğer davalı şirketin haksız rekabet eyleminin tespitine ve men'ine, 1.500 TL. manevi tazminatın haksız eylem tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte bu davalıdan tahsiline, hüküm özetinin ilanına, karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı-karşı davalı vekili ile davalı-karşı davacı ....Konveyor Sistemleri Mühendislik İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı-karşı davacı .... Konveyor Sistemleri Mühendislik İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2- Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; asıl ve karşı davalar, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi zararın tazmini istemlerine ilişkindir. Mahkemece asıl davada davacının haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile manevi tazminat talepleri kabul edildiği halde, tarafların defterlerini sunmadıkları, taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu işbu davada maddi zararın ispat edilemediği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Oysa asıl davada davacı vekili hem dava dilekçesinde altı koyu renkte çizili şekilde hem de diğer beyanlarında, maddi tazminat olarak olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 58/1-d maddesi uyarınca, davalının elde etmesi mümkün görünen menfaat tutarına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalıların haksız rekabet eylemi sabit olduğuna göre, mahkemece HMK'nın 220. (HUMK.'nın 330, 331, 332.) maddesi uyarınca, asıl davada davalı şirkete ticari defterlerini sunması için kesin mehil verilmesi, kendisine verilen sürede defterlerini ibraz etmez ve aynı sürede delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ise duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanının kabul edilebileceğinin ihtar edilmesi ve sonucuna göre davacının maddi tazminat talebi konusunda bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle asıl davada davacı yararına bozulması gerekmiştir. 3- Ayrıca somut olayda asıl davanın konusunu oluşturan 02.12.2008 tarihli e-postanın davalı şirket adına onun temsilcisi sıfatıyla diğer davalı K.. U.. tarafından gönderildiği hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Mahkemece haksız rekabet teşkil eden bu eylemden tüzel kişiliğin sorumlu olduğu, şirket müdürü sıfatını taşısa da davalı Kürşat'a husumetin yöneltilemeyeceği gerekçesiyle anılan davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar TTK'nın 542/2. maddesi uyarınca, vazifelerini ifa dolayısıyla müdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirket sorumlu olur ise de genel hükümler uyarınca müdürler de haksız eylemden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulabilirler. Nitekim TMK'nın 50. maddesinde, tüzel kişinin iradesinin, organları aracılığıyla açıklanacağı, organların, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokacağı, yine organların, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumlu olduğu belirtilmiştir. Yani haksız fiilden dolayı müdür veya müdürler genel kurallara göre, şirketler TTK'nın 542/2. maddesine göre sorumlu olabilirler. Sorumluluk davası haksız fiil ika eden ortaklık veya müdür aleyhine ayrı ayrı açılabileceği gibi birlikte de açılabilir. Bu durum karşısında mahkemece, asıl davada davalı K.. U.. hakkındaki davanın yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru olmamış, asıl davada verilen kararın bu nedenle de davacı yararına bozulması gerekmiştir. 4-Yine asıl davada mahkemece sadece kabul edilen manevi tazminat tutarına göre davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmiştir. Oysa asıl davada davacının haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemleri de kabul edilmiştir. Bu durum karşısında mahkemece, asıl davada davacının kabul edilen diğer istemleri yönünden de davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi dahi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı ....Konveyor Sistemleri Mühendislik İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine; (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı-karşı davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalı-karşı davacı ... Konveyor Sistemleri Mühendislik İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti'den alınıp, davacı-karşı davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacı-karşı davalıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 77,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı-karşı davacı ... Konveyor Sistemleri Mühendislik İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti'den alınmasına,27/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2017/3246 E., 2019/2295 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
n ve yatacak paranın davalıya ödenmemesini, müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığının tespitini ve %40 tazminatın ödenmesini talep etmiş, ıslahla 09.03.2007 tarihli adi yazılı sözleşmenin garanti sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, TTK’nın 542. maddesi yollamasıyla 321.
11. Hukuk Dairesi         2017/3246 E.  ,  2019/2295 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 05/05/2017 tarih ve 2016/541-2017/319 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 26.03.2019 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı asil vekili Av.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı tarafından 26.11.2008 tarihinde ... 7. İcra Müdürlüğünün 2008/24480 E. sayılı dosyasında müvekkili ile dava dışı şirket ortağı ... hakkında ilamsız takip başlatıldığını, davalı tarafından takibin dayanağının davalı ile dava dışı ortak ... arasında 09.03.2007 tarihinde gerçekleştirilen hisse devri olarak gösterildiğini, davalının iddiasına göre de bu devrin gerçek bir devir olmayıp şirketin yüksek miktarlı kredi kullanması aşamasında pürüzleri ortadan kaldırmak için yapılan inançlı bir devir olduğunu, kredi işlemlerinin sonuçlanmasından sonra devralan ...’ın söz konusu hisseleri davalıya devretmeyi taahhüt ettiğini, bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde hisse devir bedelinin davacı şirket ile ... tarafından müştereken müteselsilen ödeneceğine dair 09.03.2007 tarihli protokol düzenlendiği iddiasının gerçek olmadığını, müvekkilinin söz konusu icra takibinden ... SGK İl Müdürlüğünden olan alacaklarının haczedilip haciz ihbarnamesinin tebliği ile 18.10.2010 tarihinde haberdar olduklarını, müvekkili şirketin ve diğer ortakların haberi olmadan davalı ile dava dışı ... arasında gerçekleştirilen borçlandırıcı işlemin müvekkili açısından bağlayıcı olmayacağını, dava dışı şirket müdürü ...’ın TTK’nın 443/2. maddesi uyarınca böyle bir borçlandırıcı işlem için yetkisi bulunmadığını, söz konusu icra takibinin 26.11.2008 tarihinde yapılması üzerine ...’ın aynı gün icra dairesine giderek ödeme emirlerini tebliğ alıp aynı gün borcu kabul etmesinin davalı ile iş birliği içinde olduklarının göstergesi olduğunu, ayrıca icra dosyasında dava dışı ...’a yönelik hiçbir işlem yapılmamasının muvazaanın göstergesi olduğunu ileri sürerek, icra dosyasına yatan ve yatacak paranın davalıya ödenmemesini, müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığının tespitini ve %40 tazminatın ödenmesini talep etmiş, ıslahla 09.03.2007 tarihli adi yazılı sözleşmenin garanti sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, TTK’nın 542. maddesi yollamasıyla 321. maddesi uyarınca ve anasözleşmeye göre dava dışı ...’ın şirketin amaç konusu ile ilgili olmayan bu sözleşmeyi imzalama yetkisi bulunmadığını, şirket müdürüne ortaklar kurul kararı ile de garanti sözleşmesi imzalama yetkisi verilmediğinden söz konusu sözleşmenin şirketi ilzam etmeyeceğini ileri sürerek, hisse devri ve garanti sözleşmesi olarak nitelenen adi yazılı belgeden kaynaklanan borcun bulunmadığının tespiti ile bu kapsamda tahsil edilen paranın istirdadı ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı şirketin yetkilisinin icra dosyasındaki kabul beyanından sonra menfi tespit davası açılamayacağını, dava dışı ...’ın münferit imza yetkisine sahip bulunduğunu, garanti sözleşmesinin geçerli bir sözleşme olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, hisse devir işlemi davacı şirketi devir tarihinde yetkili temsilcisi olan dava dışı ... ile davalı arasında yapılmış olup, dava dışı şirket müdürü davacı şirketin yönetim kurulu üyesi olmakla TTK'nın 320 m. gereğince şirkete karşı özenli hareket etme yükümlülüğü bulunup, TTK'nın 334. m. gereğince de şirket ile kendisi veya başkası adına işlem yapmasının yasak olduğu, işlemde taraf olan ve hisse devir alan dava dışı şirket müdürünün imzalamış olduğu protokol garanti sözleşmesinin hem kendisi hem de şirket adına imzalanmış ise de, kendisi ve davalı lehine ve şirket aleyhine sözleşmeyi imzalamasının özen yükümlülüğüne aykırı davranış olduğu gibi, şirket ile başkası adına işlem yapma yasağına da aykırı olup, şirkete zarar verecek nitelikte olduğunu bilmemesi mümkün olmadığı gibi, işlemde taraf olan davalının da iyi niyetli olduğunu ileri süremeyeceği, davalı tarafça inançlı işlem olduğu ileri sürülen hisse devri davalı ile dava dışı şirket müdürü ... arasında imzalanmış olup, davacı şirketi bağlamayacağı, şirketin işleme açık bir onay ve muvafakati de bulunmadığından davalının şirkete karşı hüküm ifade etmeyecek olan protokol garanti sözleşmesine dayanarak davacıdan hisse devir bedelini talep etme hakkı bulunmadığı, davalının takipte kötüniyetli olduğunun da ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, davacının ... 7. İcra Müdürlüğünün 2008/24480 E. sayılı takip dosyasından dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, takip nedeniyle davacı adına yapılan 206.683,59 TL ödemenin 26.10.2010, 338.413,90 TL ödemeninde 02.12.2010 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalının takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davacının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 27.926,71 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, aşağıda yazılı bakiye 13,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 26/03/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2018/2465 E., 2019/3919 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
rara uğrattığını, kendi adına ve menfaatine çalıştığını, çek karşılığı aldığı malların şirket deposunda bulunmadığını, satılan ilaç bedellerinin bulunmadığını, aldığı ticari malların şirkette görülmediğini, sonuçta sermayenin yok olduğunu, TTK’nın 540., 542. ve 342. madde hükümleri uyarınca sorumluluğu bulunan davalının verdiği zararın karşılığını, haksız kazanç ve paraları iade etmesi gerektiğini
11. Hukuk Dairesi         2018/2465 E.  ,  2019/3919 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 31/01/2018 tarih ve 2014/1123-2018/53 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı ile dava dışı ...’ın müvekkili şirketi kurduklarını, herhangi birinin münferiden sorumlu olmak üzere müdür seçildiklerini, fiilen şirketi davalının yönettiğini, davalıya imza sirkülerinde temsile tam yetki verildiğini, davalının şirketi zarara uğrattığını, kendi adına ve menfaatine çalıştığını, çek karşılığı aldığı malların şirket deposunda bulunmadığını, satılan ilaç bedellerinin bulunmadığını, aldığı ticari malların şirkette görülmediğini, sonuçta sermayenin yok olduğunu, TTK’nın 540., 542. ve 342. madde hükümleri uyarınca sorumluluğu bulunan davalının verdiği zararın karşılığını, haksız kazanç ve paraları iade etmesi gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL'nin temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının iddia ettiği gibi ...'ın şirketin kuruluşundan sonra şirket yönetimine karışmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, zarara sebebiyet verenin ...olduğunu, defter kayıtlarına sonradan ekleme yapıldığını, usulsüz tutulan defterlerin davacı lehine delil olamayacağını ileri sürerek, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; limited şirketlerde birden fazla müdür olduğu durumlarda, meydana gelen zarardan müdürlerden her birinin müteselsil olarak sorumlu olduğu, bu nedenle zarara uğrayan şirketin, kusur derecesine bakmaksızın müdürlerden her birinden zararın tamamını talep edebileceği, şirket müdürlerinin kusur oranlarının zararın tazmin edilmesini talep eden davacı şirket açısından herhangi bir önem taşımadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 10.000,00 TL'nin 09/02/2004 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, davacı limited şirketi tek başına temsile yetkili iki müdüründen biri olan davalının tek başına yaptığı işlemler nedeniyle şirketi zarara uğratıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece daha önce davanın kabulüne karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine karar Dairemizin ilamı ile davalı yararına bozulmuş, bozma ilamına uyan mahkemece, limited şirketlerde birden fazla müdür olduğu durumlarda, meydana gelen zarardan müdürlerden her birinin müteselsil olarak sorumlu olduğu, bu nedenle zarara uğrayan şirketin, kusur derecesine bakmaksızın müdürlerden her birinden zararın tamamını talep edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece, davacı tarafça davalı şirket eski yönetcisi davalının tek başına yaptığı işler nedeniyle doğan zararın tazminin istenmesine, davalının ise zarar doğuran işlem ve eylemleri diğer yöneticinin yaptığını savunmasına ve Dairemizin önceki karar hakkındaki bozma ilamına da uyulmasına rağmen, zarar sebebi olarak gösterilen nakit para çekilmesi ve bir miktar ticari emtianın fiilen yok edilmesi suretiyle şirketin zarara uğratılmasının hangi müdürün eyleminden kaynaklandığı, diğer müdürün zımnen işlemlere onay verip vermediği ya da karşı koyup koymadığı noktaları araştırılıp tartışılmadan ve bu konuda davalının hangi oranda sorumlu olduğu hususunda denetime elverişli rapor alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış ve hüküm davalı yararına bozulmasını gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 20/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Adi şirketin tasfiyesinde "iç tasfiye" aşamasında yapılacak işlem aşağıdakilerden hangisidir?

A) Şirket borçlarının üçüncü kişilere ödenmesi
B) Şirket alacaklarının tahsili
C) Ortakların sermaye paylarının iadesi ve kâr/zarar dağıtımı
D) Şirket mallarının paraya çevrilmesi
E) Yöneticilerin sorumluluk davası