Türk Ticaret Kanunu 541. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 541- (1) Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar.
(2) Alacaklı oldukları bilinenler, bildirimde bulunmazlarsa alacaklarının tutarı Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir.
(3) Şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para notere depo edilir; meğerki, bu gibi borçlar yeterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olsun.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553 üncü madde uyarınca sorumludur.
3. Diğer tasfiye işleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2019/799 E., 2019/7884 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUKDAİRESİ
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davacının müdür atanmasına ilişkin ortaklar kurulu kararının alındığı tarihte yürürlükte olan eTTK’nun 541.maddesine göre şirket mukavelesi veya umumi heyet kararıyla şirketin idare ve temsili, ortak olmayan kimselere de bırakılabileceği, davalı şirketin 15.4.2005 tarih ve 6 sayılı ortaklar kurulu kararı ile davacının davalı şirkete şir
11. Hukuk Dairesi 2019/799 E. , 2019/7884 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUKDAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 01/11/2017 tarih ve 2017/297 E- 2017/1164 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 06/12/2018 tarih ve 2018/458 E- 2018/1559 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, SGK'dan gelen 10/02/2017 tarihinde tebellüğ edilen ödeme emri üzerine müvekkilinin davalı şirketin dışarıdan atanmış müdürü olduğunu öğrendiğini, ancak davalı şirketle hukuki veya ticari ilişkisi olmadığını, şirketle ilgili hiç tebligat yapılmadığını, şirketin hiçbir toplantısına katılmadığını, müvekkilinin imzası ile bir işlem yapılmasının söz konusu olmadığını, müvekkili adına atılan imzaların sahte olduğunu, davalı firma tarafından müvekkilinin müdür olarak atanmasına ilişkin kararların müvekkilinin iradesi dışında alındığını, alınan kararların yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin müdür olarak atanmasına ilişkin davalı şirketin 15/04/2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile müvekkilinin temsil yetkisinin devamına ilişkin 10/03/2010 tarihli ortaklar kurulu kararlarının verildiği tarih itibariyle batıl olduklarının tespiti ile söz konusu kararların geriye dönük olarak iptaline/ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..., 10/03/2010 yılında ortaklık hisselerini ... ile ...'e devrederek ortaklıktan ayrıldığını, davacının kendi arzusu ve imzası ile şirkete müdür olarak atandığını, davacının bu süreç içerisinde müdürlük yetkilerini kullandığını belirtmiştir.
Davalı ..., şirket kurulduğu zaman davacının inşaat işlerinden anlaması nedeniyle müdürlük konusunda davacıya teklifte bulunulduğunu, davacının teklifi önce kabul edip daha sonra sağlık sebepleri ve işlerinin yoğunluğu nedeniyle işi yapamayacağını söylediğini, davacının şirket müdürlüğünü yapmayacağını şirketin muhasebecisine bildirdiklerini ancak şahsın müdürlükle ilgili toplantı karar tutanağını düzenlemediğini, daha sonraki dönemlerde bu hususun sehven unutulduğunu ve müdürlüğüne son verilmesi ile ilgili bir karar alınmadığını, davacının hiç bir zaman şirkette fiilen müdürlük yapmadığını belirtmiştir.
Davalı ..., şirkette olan hisselerini 22.02.2006 tarihli hisse devir sözleşmesi ve aynı tarihli ortaklar kurulu kararı ile ...’e devrederek şirketle bağını kopardığını, bu nedenle davanın kendisine yöneltilmesinin hatalı olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Davalı şirkete usulüne uygun tebligat yapılmış, davaya cevap vermemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafça açılan davada 10/02/2017 tarihinde gelen SGK ödeme emri evrakına kadar davalı şirket müdürü olduğundan haberdar olunmadığı, ödeme emri ile bu durumun öğrenildiği ileri sürülmüş ise de sicil dosyasında mevcut noter evrakı uyarınca davacının, davalı şirkete müdür olarak atandığını bilerek imza beyannamesi düzenlediği, bu tarihten sonra şirket müdürlüğünden istifa yoluna gitmediği gerekçesiyle şirkete yönelik olarak açılan davanın esas yönünden, ortakların ise bu davada husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle diğer davalılara yönelik davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davacının müdür atanmasına ilişkin ortaklar kurulu kararının alındığı tarihte yürürlükte olan eTTK’nun 541.maddesine göre şirket mukavelesi veya umumi heyet kararıyla şirketin idare ve temsili, ortak olmayan kimselere de bırakılabileceği, davalı şirketin 15.4.2005 tarih ve 6 sayılı ortaklar kurulu kararı ile davacının davalı şirkete şirket ortağı ... ile müşterek imza yetkisi ile şirket dışından müdür olarak atandığı ve kararın ticaret siciline tescil ile Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, akabinde Kartal 8. Noterine nüfus cüzdanı ile başvurarak 06/05/2005 tarih ve 10414 yevmiye numaralı imza sirküleri çıkartıldığı, 2005 yılında alınan seçim kararından sonra 2010 yılında da müdürlük görevinin devamına karar verildiği, ortaklar kurulu kararıyla temsil yetkisi verilen davacının müdürlük süresinin halen dolmadığı, istifa etmediği ve müdürlük görevine son verilmesine ilişkin bir ortaklar kurulu kararı da alınmadığı gerekçesiyle davalı şirket hakkındaki dava yerinde olmadığından; davalı şirket ortaklarına da husumet düşmeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 05/12/2019 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2015/457 E., 2015/6872 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
ilmiş ise de, şirket ana sözleşmesi getirtilerek, şirket müdürü atanmak için ortak olma şartı bulunup bulunmadığı, müdür atamasının ortaklık koşuluna bağlı olup olmadığı ve şirket dışından da müdür ataması yapılıp yapılamayacağı hususları, TTK'nın 541 ve 623. maddeleri kapsamında incelenmeden sonuca varılması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2015/457 E. , 2015/6872 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada .... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/04/2014 tarih ve 2012/495-2014/278 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı .... tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketteki hisselerini diğer davalılara devrederek müdürü olduğu şirketten ayrıldığını, davalılar tarafından yeni şirket müdürü seçilmemesi sebebiyle şirketin kamu borçlarından dolayı sorumluluğunun devam ettiğini ileri sürerek, uğramış olduğu zararın tazminini ve yetkisinin hisse devir tarihi olan 05/08/2009 tarihinde sona erdiğinin tespitini talep etmiştir.
Davalı ..., davacının hisse devrinden sonra müdürlük görevinden istifa etmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Diğer davalılar yargılamaya katılmamıştır.
Mahkemece, davacının hisse devir tarihi itibariyle davalı şirketle ilişiğini kestiği gerekçesi ile davacının 05/08/2009 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde davalı şirkette mesul müdür olarak çalışmadığının tespitine karar verilmiştir.
Kararı davalı ... temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket hisse devri sebebiyle, aynı zamanda şirket müdürü olan davacının müdürlük görevinin sona erdiğinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de, şirket ana sözleşmesi getirtilerek, şirket müdürü atanmak için ortak olma şartı bulunup bulunmadığı, müdür atamasının ortaklık koşuluna bağlı olup olmadığı ve şirket dışından da müdür ataması yapılıp yapılamayacağı hususları, TTK'nın 541 ve 623. maddeleri kapsamında incelenmeden sonuca varılması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2014/301 E., 2015/2659 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Yerel mahkemede görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda; 6100 Sayılı Yasa’nın 2, 6102 Sayılı Yasa’nın 4, 5411 Sayılı Yasa’nın 142. maddesi gereğince mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2014/301 E. , 2015/2659 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 9. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın görev yönünden reddine dair verilen 07.11.2012 gün ve 2012/6 E., 2012/61 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 09.04.2013 gün ve 2013/1581 E., 2013/2461 K. sayılı ilamı ile;
(...Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Yerel mahkemede görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda; 6100 Sayılı Yasa’nın 2, 6102 Sayılı Yasa’nın 4, 5411 Sayılı Yasa’nın 142. maddesi gereğince mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı yüklenici Uçar Mermer Mühendislik Elektrik İnşaat San. Tic.Ltd.Şti., davalılardan iş sahibi ...’na ait lahit mezar yapım işini üstlenmiştir. Yanlar arasında 02.05.2007 tarihli yapım işlerine ait tip sözleşme düzenlenmiş, işin bedeli 599.500,00 TL, işe başlama ve bitirme tarihi sözleşmenin imzalandığının idare tarafından yüklenicinin kendisine veya tebligat için gösterdiği adrese tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 10 gün içinde yapım işleri genel şartnamesi hükümlerine göre yer teslimi yapılarak işe başlanacağı ve yüklenicinin taahhüdün tümünü, işyeri teslim tarihinden itibaren 200 gün içinde tamamlayarak geçici kabule hazır hale getirmek zorunda olduğu kararlaştırılmıştır. Yanlar arasında uyuşmazlık çıkması üzerine İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10.10.2011 tarih 2009/666 Esas, 2011/464 Karar sayılı dava dosyasında yüklenici tarafından iş sahibi davalılar ... ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine dava açılmış, yapılan yargılama sonucunda davalı ... Belediye Başkanlığı yönünden husumet nedeniyle davanın reddine, davanın davalı ... yönünden kabulü ile 373.069,62 TL alacağın bu davalıdan tahsiline, davacının talebi dikkate alınarak 1.000,00 TL için ticari faiz uygulanmasına fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm henüz kesinleşmemiştir.
Eldeki davada; yine aynı sözleşmeden kaynaklanan alacakla ilgili 315.000,00 TL faiz alacağı istenmiştir. Uyuşmazlık davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
6102 Sayılı TTY’nin 3. maddesinde bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. TTY’nin 11. maddesinde ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Yine aynı Yasa’nın 19/2. maddesinde “taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri içinde ticari iş sayılır” düzenlemesine yer verilmiştir.
Dava konusu somut olayda; davacı Uçar Mermer Mühendislik Elek.İnş.San.Tic.Ltd.Şti. olup sözleşme kapsamındaki lahit mezar yapım işi şirketin ticari işletmesiyle ilgili bulunmaktadır ve davacı yönünden ticari iş niteliği arz etmektedir. 6102 Sayılı TTY’nin 19/2. maddesi kapsamında davacı yönünden ticari iş niteliğinde olan bu sözleşme davalı taraf açısından da ticari iş sayılır. Buna rağmen yerel mahkemece davacı ile davalı ... arasında yapım işlerinden dolayı akdedilen sözleşme kapsamındaki işle ilgili davanın mutlak ticari davalardan olmadığı TTY’nin 16/2. maddesi gereğince belediye tacir sayılmadığından TTY’nin 4/1. maddesi gereğince davaya bakmaya görevli mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi isabetli olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle görevli mahkeme Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. İşin esasının incelenip sonucu dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirme sonucu görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili yüklenici Uçar Mermer Mühendislik Elektrik İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. ile davalılardan iş sahibi ... arasında lahit mezar yapım işi konusunda sözleşme düzenlendiğini, davacının süresi içerisinde edimini yerine getirdiğini, ancak aralarında uyuşmazlık çıkması üzerine İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10.10.2011 gün ve 2009/666 Esas, 2011/464 Karar sayılı dava dosyasında yüklenici tarafından iş sahibi davalılar ... ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhlerine dava açıldığını, yapılan yargılama sonucunda davalı ... Belediye Başkanlığı yönünden husumet nedeniyle davanın reddine, davanın davalı ... yönünden kabulü ile 373.069,62 TL alacağın bu davalıdan tahsiline, davacının talebi dikkate alınarak 1.000,00 TL için ticari faiz uygulanmasına fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verildiği, bunun üzerine eldeki davada; yine aynı sözleşmeden kaynaklanan alacakla ilgili olarak 315.000,00 TL faiz alacağına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... Belediye Başkanlığı vekili, sözleşmenin tarafı olmaması nedeniyle davanın husumetten reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın mutlak ticari davalardan olmadığı, TTK’nun 16/2. maddesi gereğince belediyenin tacir sayılmadığı, bu nedenle TTK’nun 4/1. maddesi gereğince davayı bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı başlık bölümünde yazılı nedenlerle bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmesine karar verilmiş, direnme kararını davacı vekili temyiz etmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu sözleşme ile imal edilmesi üstlenilen işin her iki taraf açısından ticari iş niteliğinde bulunup bulunmadığı, varılacak sonuca göre uyuşmazlığın çözüm yerinin Asliye Ticaret Mahkemeleri mi, yoksa Asliye Hukuk Mahkemeleri mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle ticari iş ve ticari dava kavramları üzerinde durulmasında fayda vardır:
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (Gönen ERİŞ, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, C. 1, 1. Baskı, Ankara 2013, s. 323).
Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1. maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay tarafından re’sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK’nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.09.2015 gün ve 2014/15-1026 E. 2015/1765 K.; 16.09.2015 gün ve 2015/15-440 E., 2015/1769 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Somut olayda uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ile uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesi tarafından çözülebilmesi için, uyuşmazlık konusu işin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur.
Uyuşmazlık konusu “lahit mezar yapımı” işinin, davacı şirketin ticari işletmesiyle ilgili olduğu konusunda hiç bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, davalı Belediyece uyuşmazlık konusu işin ihalesi, ticari işletmeleriyle ilgili olarak değil kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla gerçekleştirmiştir. Kaldı ki, TTK’nın 16/2. maddesi uyarınca devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılamayacağından Belediye Başkanlığının tacir olarak kabulü de mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, tacirin işlerinin ticari olması ilkesi de burada işlevsiz hale gelmiştir.
Hal böyle olunca, eldeki davaya bakma görevi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine ait olup mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle reddine karar verilmesi ve bu kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olup; direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.11.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2013/11822 E., 2013/15912 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Davalı vekili, davacının TTK'nın 541. maddesi uyarınca ana sözleşmeyle atanmış, münferit imza yetkisi ile şirket adına bağlayıcı işlemler yapabilme yetkisini haiz, limited şirket müdürü olduğunu, davacı için SGK'ya prim yatırılmış olmasının davacının işçi olduğu anlamına gelmeyeceğini
11. Hukuk Dairesi 2013/11822 E. , 2013/15912 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19.11.2012 tarih ve 2012/1081-2012/1365 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette genel müdür olarak çalıştığını, müvekkilinin davalı şirketin kuruluşunda diğer genel müdür ile birlikte 10 yıl için münferit imzaya yetkili şirket yetkilisi olarak seçildiğini, davalı şirketin haksız olarak müvekkiline, Ortaklar Kurulu Kararına istinaden müdürlük görevinden azledildiğine ve sözleşmesinin haklı sebeple derhal feshedildiğine ilişkin ihtarname gönderdiğini ileri sürerek, 19.02.2004-28.11.2011 tarihleri arasındaki 21.020,00 TL kıdem tazminatı, 30.205,00 TL ihbar tazminatı ile 10.000,00 TL ikramiye alacağı olmak üzere toplam 63.225,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının TTK'nın 541. maddesi uyarınca ana sözleşmeyle atanmış, münferit imza yetkisi ile şirket adına bağlayıcı işlemler yapabilme yetkisini haiz, limited şirket müdürü olduğunu, davacı için SGK'ya prim yatırılmış olmasının davacının işçi olduğu anlamına gelmeyeceğini, her ne kadar iş mahkemesince verilen görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ise de davaya bakmakla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğunu savunarak, davanın esası hakkında da davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirkette 506 Sayılı Yasa kapsamında işçi olarak çalışan ve müdürlük görevi yapan davacının şirket ortağı olmadığı, şirketi doğrudan doğruya işveren olarak temsil etmediği, uyuşmazlığın işçi-işveren ilişkisinden doğduğu, davaya bakmakla İş Mahkemesi'nin görevli olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, şirket hissedarı olmayan müdürün davalı şirketten tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı şekilde davaya bakmakla İş Mahkemesi görevli olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı verilmiştir. Ancak, dava tarihinde yürürlükte olan mülga 6762 sayılı TTK'nın 541. maddesi gereğince şirket mukavelesi veya umumi heyet kararıyla şirketin idare ve temsili ortak olmayan kimselere de bırakılabilir. Bu gibi kimselerin salahiyet ve mesuliyetleri hakkında ortak olan müdürlere ait hükümler tatbik olunur. Somut olayda, davacının, şirket ortağı olmayan şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, 6762 Sayılı TTK'nın 541. maddesi gereğince ortak olmayan kimselerden atanan müdürlerin salahiyet ve mesuliyetleri hakkında ortak olan müdürler hakkındaki hükümler uygulanacağından ve TTK'nın 4. ve 5. maddeleri gereğince de TTK'da düzenlenen hususlar mutlak ticari dava niteliğinde olup, Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiğinden, mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davaya bakmakla İş Mahkemesi'nin görevli olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2010/10809 E., 2012/2614 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Şayet, TTK’nun 541.maddesi gereğince genel kurul kararıyla şirkete müdür atanması mümkün olmadığı takdirde, şirkete ancak kayyım atanmasının talep edilebileceği, bunun dışında mahkeme tarafından davacının şirket müdürlüğünden azli ile yerine yeni bir müdür atanmasın
11. Hukuk Dairesi 2010/10809 E. , 2012/2614 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
VEKİLİ : Av. ...
Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/06/2010 tarih ve 2010/252-2010/360 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalının dava dışı Lebedos Özel Sağlık Hiz. Tic. Ltd. Şti.'yi hisse devri suretiyle önceki şirket sahiplerinden devraldıklarını, müvekkilinin şirketin müdürü olduğunu, bu arada müvekkilinin aile hekimi olarak memurluğa başladığını, müvekkilinin şirket müdürlüğünü, 3. bir kişiye devretmek istediğini ancak davalının müdürlüğün devrine ilişkin karara imza atmak istemediğini ileri sürerek şirket müdürlüğünün müvekkilinden alınarak yerine Cüneyt İşbilir'in şirket müdürü olarak atanmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, şirketin iki ortaklı bir şirket olduğu, davacının on yıl süre ile müdür olarak atandığı, diğer ortağın da davalı olduğu, davacının devlet memurluğuna geçtiği, devlet memuriyeti ile limited şirket müdürlüğünün aynı kişide toplanmasının olanaklı olmadığı, bu nedenle davacının şirket müdürlüğünden azlini istemekte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının şirket müdürlüğünden alınarak şirkete Cüneyt İşbilir'in şirket müdürü olarak atanmasına karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Huzurdaki davanın dinlenebilmesi için hukukî yarar koşulunun gerçekleşmesi gerekir. Somut olayda, davacı devlet memuru olması nedeniyle şirket müdürlüğünden azlini ve yerine bir başkasının yönetici olarak atanmasını istemiş ise de, davacı istifa suretiyle müdürlük görevinden ayrılabileceğinden yerine dava dışı başka bir şahsın müdür olarak atanmasını isteyemez. Şayet, TTK’nun 541.maddesi gereğince genel kurul kararıyla şirkete müdür atanması mümkün olmadığı takdirde, şirkete ancak kayyım atanmasının talep edilebileceği, bunun dışında mahkeme tarafından davacının şirket müdürlüğünden azli ile yerine yeni bir müdür atanmasının TTK hükümlerine göre mümkün olmayacağı göz önüne alınarak hukukî yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulü doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23/02/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
09/03/2012 HŞ
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Anonim şirketin tasfiyesi sırasında, şirket alacaklılarının korunması amacıyla yapılacak işlemlerden biri aşağıdakilerden hangisidir?
A) Alacaklılara, alacaklarını bildirmeleri için Ticaret Sicili Gazetesi'nde birer hafta arayla üç defa ilan yapılması.
B) Şirket malvarlığının derhal pay sahiplerine dağıtılması.
C) Alacaklıların onayı olmadan tasfiyenin kapatılması.