6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 584

Türk Ticaret Kanunu 584. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 584- (1) Şirket sözleşmesinde intifa senetlerinin çıkarılması öngörülebilir; bu konuda anonim şirketlere ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. G) Kuruluş I - Kurulma anı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2014/105 E., 2015/2019 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
ette yapılan aramada satışa hazır halde üzerinde "Hasnun Galip ve Robensonlar, Galatasaray Destanı" yazılı, ayrıca davacı şirketin logosu bulunan ve Galatasaray'ın tanınmış renklerinin kullanıldığı 68 adet dergi bulunduğu, davalı eyleminin TTK ve 5846 sayılı KHK'nin 84.maddeleri gereğince haksız rekabet ve marka haklarına tecavüz oluşturduğu, % 15 lisans esasına göre, davacının kazanç kaybının 15.
Hukuk Genel Kurulu         2014/105 E.  ,  2015/2019 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/03/2012 NUMARASI : 2012/8-2012/54 Taraflar arasındaki "haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.10.2008 gün ve 2007/180 E., 2008/260 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 19.07.2011 gün ve 2009/10198 E.,2011/9226 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, müvekkilinin Galatasaray Futbol Takımına ilişkin her türlü tanıtım vasıtalarının kullanılması hususunda Galatasaray Spor Kulübü Derneği ile 19 Eylül 2000 tarihinde imzaladığı sözleşme uyarınca 30 yıllığına sahibi bulunduğu münhasır lisans hakkına dayalı olarak üçüncü şahıslar ile alt lisans sözleşmeleri aktettiğini, davalının Galatasaray Spor Kulübü'nün renklerini, tescilli logo/amblem ve markasını taşıyan çizgi roman ürettiğini/ürettirdiğini, ithal ettiğini, pazarladığını, dağıtımını yaptığını ileri sürerek, davalı şirketin haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespitini, önlenmesini ve müvekkilinin mahrum kaldığı kâr ve kazanç kaybı ile uğradığı zararın tazmini amacıyla 30.000.000.000 TL maddi, 5.000.000.000 TL manevi tazminatın tahsilini ve hükmün ilamını talep etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin davranışının haksız rekabet şartlarını oluşturmadığını, renklerin başlı başına tescile konu olamayacağını, renklerin kimsenin tekelinde bırakılamayacağını, talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davalının, davacının Galatasaray Spor Kulubü Derneği ile olan 19 Eylül 2000 tarihli sözleşme ile sahip olduğu GS tescilli logosunu, adını, amblemini ve sarı kırmızı renklerini kullanarak Hasnun Galip - Robensonlar, Galatasaray Destanı adı ile dergi pazarladığı, davalı şirkette yapılan aramada satışa hazır halde üzerinde "Hasnun Galip ve Robensonlar, Galatasaray Destanı" yazılı, ayrıca davacı şirketin logosu bulunan ve Galatasaray'ın tanınmış renklerinin kullanıldığı 68 adet dergi bulunduğu, davalı eyleminin TTK ve 5846 sayılı KHK'nin 84.maddeleri gereğince haksız rekabet ve marka haklarına tecavüz oluşturduğu, % 15 lisans esasına göre, davacının kazanç kaybının 15.443,63 YTL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, davalı şirketin haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, dava konusu, "GALATASARAYLI HASNUN GALİP VE ROBENSONLAR'IN ÇANAKKALE DESTANI" adlı kitabın 5846 sayılı FSEK'nun 1/B-(a) ve 2 nci maddeleri uyarınca ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olduğu hususunda taraflar arasında bir çekişme bulunmamaktadır. Aynı zamanda, sözkonusu kitap içeriğinde de Galatasaray Lisesi Öğrencilerinin ve Spor Kulubü'nün Gelibolu'da ve Kurtuluş Savaşındaki kahramanlıkları ve faaliyetlerinin çizgi roman şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle, dava konusu kitap kapağında yer alan Galatasaray Spor Kulubü'nün adı, renkleri, amblemi ve logosundan oluşan tescilli marka ve diğer işaretler, sözkonusu kitapta eser adı ve alameti olarak kullanıldığı, davalının yayıncılık hizmeti ve kitap emtiası için tanıtıcı işaretini oluşturan "MAVİ MEDYA+ŞEKİL" ibaresinin de bu emtia ve yayınlar bakımından mutad olarak kitap kapağının iç ve dış kısımlarında yer aldığı anlaşıldığından, Dairemizin 06.07.2011 gün ve 2009/9174 E, 2011/8313 K sayılı ilamında da açıklandığı üzere, somut uyuşmazlıkta eser ad ve alameti olarak kullanılan bu işaretin 556 sayılı KHK hükümleri kapsamında markasal bir kullanım olduğundan sözedilmez. Bu bakımdan, davalı kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturduğuna ilişkin mahkemenin kabulü yerinde değildir. Öte yandan, mahkemece davalı eyleminin 5846 sayılı FSEK'nun 84 ve TTK hükümlerine göre de haksız rekabet oluşturduğu kabul edilmişse de, davacı lisans alan şirketin 5846 sayılı FSEK'nun 84 üncü maddesi kapsamında korunması gereken bir hakkı olduğu kanıtlanamadığından sözkonusu maddenin somut uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. TTK'nun 56 vd. maddelerine dayalı haksız rekabet iddiasına gelince, TTK'nun 57/5 nci fıkrası uyarınca, başkasının emtiası, iş mahsulleri veya ticari işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak, hususiyle de başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarını iltibasa meydan verecek surette kullanmak haksız rekabet oluşturur. Davaya konu uyuşmazlıkta, Türkiye'nin kültürel, tarihi ve sosyal hayatında önemli yer tutan Galatasaray Spor Kulubü'nün geçmişi ve kahramanlıklarından yola çıkılarak hazırlanan ve piyasaya sunulan kitapta, davacı şirketin lisans sahibi olduğu marka, amblem ve logo gibi işaretlerin kitap kapağında eser adı ve alameti olarak yer almasının ne suretle TTK'nun 56 vd. maddelerine aykırılık ve haksız rekabet oluşturduğu, Galatasaray Spor Kulubü ile ilgili bir çizgi romanda anılan kulübe ait işaretlerin kitap kapağında kullanılmasının ticari hayatta dürüstlüğe aykırı bir davranış olarak nitelendirilebilecek hareketlerden sayılıp sayılmayacağı ve anılan eylemin lisans hakkı sahibi davacı şirket yönünden hangi bakımlardan haksız rekabet oluşturacağı tartışılmaksızın mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiştir. Ayrıca, davalı eylemi marka hakkına tecavüz oluşturmadığı halde, 556 sayılı KHK'nin 66/b maddesi uyarınca lisans bedeline hükmedilmesi de isabetli olmayıp, kararın bu yönden dahi davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; davalı şirketin haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat ile hükmün ilanı istemine ilişkindir. Yerel mahkemece; davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirket tarafından yayınlanan dava konusu eserde Galatasaray Spor Kulübünün adı, renkleri, amblemi ve logosundan oluşan tescilli markası ile diğer işaretlerinin kullanılmasının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle bozma ilamı ve direnme hükmünde belirtilen maddi olgu karşısında uyuşmazlığın çözümü için 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili hükümlerine değinmekte fayda bulunmaktadır. Fikir ve sanat eserleri hukukunun temel kavramı “eser”dir. Nitekim 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) “Tanımlar” başlığını taşıyan 1/B/a maddesinde eser; “sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eseri sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” olarak tarif edilmiştir. Tariften de anlaşılacağı gibi bir eserin, yasa karşısında eser niteliğini kazanabilmesi için iki unsur gereklidir. Birincisi objektif unsur ki yasa bunu mahsul (ürün) olarak belirtmiştir. Buna göre eser, evvela temellüke, tasarrufa elverişli maddi bir varlık olarak var olmalıdır. İkincisi de, subjektif unsur olup eserin sahibinin özelliğini taşıyan bir fikir ve sanat eseri olmasıdır. 0 halde, bir eserden bahsedebilmek için, ortada “sahibinin” hususiyetlerini taşıyan bir fikir ve sanat “mahsulünün” bulunması gereklidir (Prof. Dr. Fırat Öztan; Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, sayfa 81 vd.). Bir eserin sahibi olanlar manevi ve mali haklara sahiptirler. Manevi haklar; umuma arz yetkisi, eserde adının belirtilmesini istemek ve eserde değişiklik yapılmasını engellemek şeklinde özetlenebilir. Maddi haklar ise; işleme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma (kiralamak, ödünç vermek, satmak, dağıtım yapmak) hakkı, temsil hakkı, işaret, ses veya görüntülü araçlarla kamuya sunma hakkı ve pay ve takip hakkı şeklinde ifade edilir. Bu haklara sahip kişiler genel olarak bizzat eseri meydana getirenlerdir. Bu kişilerden bu hakları miras yoluyla kazananlar veya sözleşme yaparak devralanlar da mali ve manevi hakları koruyabilirler. Anılan Kanunun 84. maddesi aynen; “Bir işareti, resim veya sesi, bunları nakle yarıyan bir alet üzerine tesbit eden veya ticari maksatlarla haklı olarak çoğaltan yahut yayan kimse, aynı işaretin, resmin veya sesin 3 üncü bir kişi tarafından aynı vasıtadan faydalanılmak suretiyle çoğaltılmasını veya yayımlanmasını menedebilir. Tecavüz eden tacir olmasa bile birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında haksız rekabete müteallik hükümler uygulanır. Eser mahiyetinde olmayan her nevi fotoğraflar, benzer usullerle tesbit edilen resimler ve sinema mahsulleri hakkında da bu madde hükmü uygulanır.” düzenlemesini içermektedir. Öte yandan, dava konusu Galatasaray Spor Kulübüne ait logonun davalı tarafından yayınlanan kitapta kullanımının markasal kullanım olup olmadığı hususunun da irdelenmesi gerekmektedir. Konuya ilişkin yasal düzenlemeyi içeren; 24/06/1995 tarih 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin amacını düzenleyen 1.maddesinde; “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine uygun olarak tescil edilen markaların korunmasını sağlamaktır. Bu Kanun Hükmünde Kararname (KHK), markaların korunmasına ilişkin esasları, kuralları ve şartları kapsar.” denilmekle tescil edilen markaların korunmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan KHK'nın dava tarihinde yürürlükte bulunan 61.maddesi de hangi fiillerin marka hakkına tecavüz sayılacağını saymıştır. Buna göre; a) 9'uncu maddenin ihlali, b)Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek. c)Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak,dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya ticari amaçla elde bulundurmak, d)Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek. e) (a) ila (c) bendlerinde yazılı fiillere iştirak veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa olsun bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak,” marka hakkına tecavüz sayılmaktadır. Öte yandan Türk Ticaret Kanununun (TTK) Dördüncü Faslında düzenlenen "Haksız rekabet", 56.maddesinde "Haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimalidir." şeklinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, iktisadi rekabetin varlığı ya da yokluğunda alınacak ölçü, özellikle objektif iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığıdır. Eğer bir olayda, objektif iyiniyet kurallarına aykırılık varsa, burada hakkın kötüye kullanımı söz konusudur. Objektif iyiniyet kurallarını, her olayda geçerli kabul edilebilecek bir ölçü bulmak mümkün değildir. Dolayısıyla her somut olayda, iyiniyet kurallarına aykırılığın olup olmadığının kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Kanun koyucunun buradaki amacı, ekonomik alanda dürüstlük ilkesini hakim kılarak, bunun ihlal edilmemesini sağlamaktır. Ekonomik ve ticari hayatta herkes, ahlak ve objektif iyiniyet kurallarına uygun bir şekilde hareket ederek, ancak kendi emek ve gayreti ölçüsünde bir kazançla yetinmelidir. Bir tacirin, kendi emek ve gayretine dayanan kazancı, gerek ahlaki gerekse kanuni yönden meşrudur. Fakat, bir kimsenin en ufak bir yorgunluğa ve zahmete girmeden bir başkasının yıllar yılı didinip alın teri ve göz nuru dökmek suretiyle ancak meydana getirdiği ve tamamen kişisel emek ve gayretinin ürünü olan çalışmasına ortak olması hali, hem ahlak kurallarına bir aykırılık oluşturur ve hem de haksız rekabeti meydana getirir. Bu şekildeki bir haksız rekabet, "parazit-tufeyli" rekabet olarak nitelendirilir. Bir başkasının yıllarca çalışmak suretiyle ancak elde edebildiği emek ve şöhretine elatmak suretiyle -deyim yerindeyse- onun sırtından para kazanmak isteyen kimsenin hareketi, kendi emeğine dayanmadığı için, ahlak kurallarına ve kanun hükümlerine göre, haksız rekabettir (Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, 3.Baskı, Cilt I, Ankara 1990, Sahife 314-318). Diğer taraftan, TTK.'nun 57.maddesinde ise, yukarıda belirtilen objektif iyiniyet kurallarına aykırı davranışların neler olduğu on bent halinde sayılmış; anılan hükmün "Hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler hususiyle şunlardır:" ibaresinden sonra gelen 5.bendinde ise; "Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak" şeklinde beliren eylemlerin objektif iyiniyet kurallarına aykırı hareketlerden olduğu belirtilmiştir. Belirtilen bu eylemler sınırlı olmayıp, kanunda sadece başlıca haksız rekabet hallerine yer verilmiş olmakla birlikte, kanunun ifade şeklinden başkaca haksız rekabet hallerinin de bulunabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Uygulamada, haksız rekabetin en çok rastlanan şekli iltibasa meydan vermek suretiyle başkalarının emek ve masrafıyla elde ettiği haklı şöhrete ortak olmaktır. İltibasın varlığı için, genel olarak normal ve orta seviyedeki bir alıcının piyasaya sürülmüş malı alırken aldanıp aldanmayacağının tespiti gerekir. Diğer taraftan, haksız rekabet için iltibas tehlikesinin bulunması bile yeterli kabul edilmektedir. Bu arada yeri gelmişken, gelişen sosyo-ekonomik hayatın bir sonucu olarak ortaya çıkan haksız rekabetin bir türüne de, değinmekte yarar vardır. Türkiye'deki Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi futbol kulüplerinin uzunca bir süreye ulaşan geçmişleri nedeniyle, bu süre içerisinde kazandıkları başarılarla günümüze kadar gelen bir şöhretleri vardır. Bu spor kulüplerinin bu tanınmışlıkları yurt dışına da taşmıştır. Belirtilen kulüpler, toplum nezdindeki bu tanınmışlık sayesinde gelirlerini arttırmak için, ticaret şirketleriyle lisans anlaşmaları yapmaktadırlar. Bu anlaşmayla şirketler, ürettikleri mal ve hizmetlerinde spor kulübünün logosunu, işaretini, futbol takımıyla özdeşleşmiş renklerini, coşturma sloganını, sembolünü, markasını kullanmak suretiyle, anılan kulüplerin imajından oluşan tanınmışlığından yararlanmaktadırlar. Takımlarını destekleyen taraftar kitlesi de bu tür ürünleri tercih ederek satın almaktadır. Böylece spor kulübü taraftarının yaptığı bu tercih, anlaşma yapan şirket ürünlerinin satışını arttırmakta, özellikle yeni bir müşteri çevresine ulaşmasına yardımcı olmaktadır. Spor kulübüne mal olmuş yukarıda belirtilen özellikler, ürünlerin satışını arttırmada kullanılmakla adeta bu imaj ya da oluşan karakter ticarileştirilmektedir. Belirtilen bu imaj ya da marka, bir mal veya hizmet ile özdeşleşmeden kullanılabileceği gibi, onun markası olmadan da, kullanılabilir. Buradaki markanın ayrıca tescil edilmiş bulunması gerekmeyip, tanınmışlığının ispatı yeterlidir. Belirtmek gerekir ki, iktisadi alanda, renklerin tek başına sınai mülkiyete konu olamayacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Renklerin tek başına kullanımını yasaklayan bir kanun hükmü de yoktur. Bu renklerin, tanınmışlık düzeyi yüksek bir spor kulübüne ait olması da sonucu değiştirmez. Ne varki, piyasaya sürülen bir mal veya hizmettin sunumunda, belli bir spor kulübüne mal olmuş renkler kullanılmakla birlikte bu spor kulübünü anımsatacak, çağrıştıracak veya intiba bırakacak şekilde, "taraftar, futbol, spor kulübü, şampiyon" vb. ibarelerin de kullanılarak, oluşan kompozisyonun, o spor kulübünün taraftar kitlesi nezdinde iltibasa veya iltibas tehlikesine neden olacağı anlaşılıyorsa, artık bu durumda haksız rekabetin oluştuğunu kabul etmek gerekir.Anılan hususlar YHGK'nun 04.07.2010 gün ve 2010/396 E., 2010/371 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Somut uyuşmazlıkta; davaya konu “Hasnun Galip ve Robensonlar, Galatasaray Destanı”+ başlıklı Türkiye'nin kültürel, tarihi ve sosyal hayatında önemli yer tutan Galatasaray Spor Kulübü’nün ve Galatasaray Lisesi öğrencilerinin Çanakkale Savaşında yaptıkları kahramanlıklarından yola çıkılarak hazırlanan ve piyasaya sunulan kitapta İngiliz kökenli Robenson ailesinin İstanbul'a gelişi, üç oğullarının da Galatasaray Lisesine yazılışları, Türk ordusuna ve savaşa katılışları, iki kardeşin şehit olması, üçüncü çocukları Ahmet Robenson’un Galatasaray Spor Kulübüne başkan oluşu, Galatasaray’lı futbolcu H.Galip’in ve paşa çocuğu olmalarına rağmen rağmen savaşa gönüllü yazılan Galatasaray Lisesi öğrencilerinin şehit olması anlatılmış olup kitabın konusu nedeniyle genelinde sarı kırmızı renkler hakim olarak kullanılmış, kitabın kapağında Galatasaray Lisesinin her iki yanında birer logo, H.. Galip’in şehit olduğunu gösteren sayfada ve A.. R... 1925 yılında Galatasaray Spor Kulübüne başkan seçildiğinin anlatıldığı sayfada birer logoya yer verilmiştir. Dava konusu çizgi roman FSEK’nın 1/B/a anlamında eserdir. Taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dava konusu kitap kapağında davalı şirketin yayıncılık hizmeti ve kitap emtiası için tanıtıcı işaretini oluşturan "Mavi Medya+Şekil" ibaresi de bu emtia ve yayınlar bakımından mutad olarak kitap kapağının iç ve dış kısımlarında yer almaktadır. Davacının lisans aldığı Galatasaray Spor Kulübü’nün adı, renkleri, amblemi ve logosundan oluşan tescilli marka ve diğer işaretler ise davalının ibaresinden daha büyük ve ön plana çıkarılacak şekilde değil eser adı ve alameti olarak kitabın çeşitli sayfalarında toplam dört kez ve kitabın konusu ve anlatım bütünlüğü içinde ilk bakışta göze çarpmayacak şekilde kullanılmıştır. Davacı şirket tarafından gönderilen ihtardan sonra kitabın "HASNUN GALİP VE ROBENSONLAR-GALATASARAY DESTANI" olan başlığı davalı şirket tarafından "GALATASARAYLI HASNUN GALİP ve ROBENSONLARIN ÇANAKKALE DESTANI" olarak değiştirilmiş olup halen dosyada bu kitap bulunmaktadır. Hal böyle olunca; davacı şirkete ait logonun eser adı ve alameti olarak dava konusu eserde yer aldığı açık olup markasal bir kullanımdan söz edilemeyeceği gibi FSEK’nın 84. madde kapsamında davacı şirketin ihlal edilen bir hakkının bulunduğu da kanıtlanamamış, davalı şirketin eyleminin ne şekilde iyiniyet kurallarına aykırılık oluşturduğu da karar yerinde tartışılmamıştır. Bu nedenle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır. S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 30.09.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (3)

11. Hukuk Dairesi, 2009/10198 E., 2011/9226 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ette yapılan aramada satışa hazır halde üzerinde "Hasnun Galip ve Robensonlar, Galatasaray Destanı" yazılı, ayrıca davacı şirketin logosu bulunan ve Galatasaray'ın tanınmış renklerinin kullanıldığı 68 adet dergi bulunduğu, davalı eyleminin TTK ve 5846 sayılı KHK'nin 84.maddeleri gereğince haksız rekabet ve marka haklarına tecavüz oluşturduğu, % 15 lisans esasına göre, davacının kazanç kaybının 15.
11. Hukuk Dairesi         2009/10198 E.  ,  2011/9226 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21/10/2008 tarih ve 2007/180-2008/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 19.07.2011 gününde davalı şirket yetkilisi .... ile vekili .... geldi, davetiye tebliğine rağmen davacı vekili duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin Galatasaray Futbol Takımına ilişkin her türlü tanıtım vasıtalarının kullanılması hususunda Galatasaray Spor Kulübü Derneği ile 19 Eylül 2000 tarihinde imzaladığı sözleşme uyarınca 30 yıllığına sahibi bulunduğu münhasır lisans hakkına dayalı olarak üçüncü şahıslar ile alt lisans sözleşmeleri aktettiğini, davalının Galatasaray Spor Kulübü'nün renklerini, tescilli logo/amblem ve markasını taşıyan çizgi roman ürettiğini/ürettirdiğini, ithal ettiğini, pazarladığını, dağıtımını yaptığını ileri sürerek, davalı şirketin haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespitini, önlenmesini ve müvekkilinin mahrum kaldığı kâr ve kazanç kaybı ile uğradığı zararın tazmini amacıyla 30.000.000.000 TL maddi, 5.000.000.000 TL manevi tazminatın tahsilini ve hükmün ilamını talep etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin davranışının haksız rekabet şartlarını oluşturmadığını, renklerin başlı başına tescile konu olamayacağını, renklerin kimsenin tekelinde bırakılamayacağını, talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davalının, davacının Galatasaray Spor Kulubü Derneği ile olan 19 Eylül 2000 tarihli sözleşme ile sahip olduğu GS tescilli logosunu, adını, amblemini ve sarı kırmızı renklerini kullanarak Hasnun Galip - Robensonlar, Galatasaray Destanı adı ile dergi pazarladığı, davalı şirkette yapılan aramada satışa hazır halde üzerinde "Hasnun Galip ve Robensonlar, Galatasaray Destanı" yazılı, ayrıca davacı şirketin logosu bulunan ve Galatasaray'ın tanınmış renklerinin kullanıldığı 68 adet dergi bulunduğu, davalı eyleminin TTK ve 5846 sayılı KHK'nin 84.maddeleri gereğince haksız rekabet ve marka haklarına tecavüz oluşturduğu, % 15 lisans esasına göre, davacının kazanç kaybının 15.443,63 YTL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, davalı şirketin haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, dava konusu, "GALATASARAYLI HASNUN GALİP VE ROBENSONLAR'IN ÇANAKKALE DESTANI" adlı kitabın 5846 sayılı FSEK'nun 1/B-(a) ve 2 nci maddeleri uyarınca ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olduğu hususunda taraflar arasında bir çekişme bulunmamaktadır. Aynı zamanda, sözkonusu kitap içeriğinde de Galatasaray Lisesi Öğrencilerinin ve Spor Kulubü'nün Gelibolu'da ve Kurtuluş Savaşındaki kahramanlıkları ve faaliyetlerinin çizgi roman şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle, dava konusu kitap kapağında yer alan Galatasaray Spor Kulubü'nün adı, renkleri, amblemi ve logosundan oluşan tescilli marka ve diğer işaretler, sözkonusu kitapta eser adı ve alameti olarak kullanıldığı, davalının yayıncılık hizmeti ve kitap emtiası için tanıtıcı işaretini oluşturan "MAVİ MEDYA+ŞEKİL" ibaresinin de bu emtia ve yayınlar bakımından mutad olarak kitap kapağının iç ve dış kısımlarında yer aldığı anlaşıldığından, Dairemizin 06.07.2011 gün ve 2009/9174 E, 2011/8313 K sayılı ilamında da açıklandığı üzere, somut uyuşmazlıkta eser ad ve alameti olarak kullanılan bu işaretin 556 sayılı KHK hükümleri kapsamında markasal bir kullanım olduğundan sözedilmez. Bu bakımdan, davalı kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturduğuna ilişkin mahkemenin kabulü yerinde değildir. Öte yandan, mahkemece davalı eyleminin 5846 sayılı FSEK'nun 84 ve TTK hükümlerine göre de haksız rekabet oluşturduğu kabul edilmişse de, davacı lisans alan şirketin 5846 sayılı FSEK'nun 84 ncü maddesi kapsamında korunması gereken bir hakkı olduğu kanıtlanamadığından sözkonusu maddenin somut uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır. TTK'nun 56 vd. maddelerine dayalı haksız rekabet iddiasına gelince, TTK'nun 57/5 nci fıkrası uyarınca, başkasının emtiası, iş mahsulleri veya ticari işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak, hususiyle de başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarını iltibasa meydan verecek surette kullanmak haksız rekabet oluşturur. Davaya konu uyuşmazlıkta, Türkiye'nin kültürel, tarihi ve sosyal hayatında önemli yer tutan Galatasaray Spor Kulubü'nün geçmişi ve kahramanlıklarından yola çıkılarak hazırlanan ve piyasaya sunulan kitapta, davacı şirketin lisans sahibi olduğu marka, amblem ve logo gibi işaretlerin kitap kapağında eser adı ve alameti olarak yer almasının ne suretle TTK'nun 56 vd.maddelerine aykırılık ve haksız rekabet oluşturduğu, Galatasaray Spor Kulubü ile ilgili bir çizgi romanda anılan kulübe ait işaretlerin kitap kapağında kullanılmasının ticari hayatta dürüstlüğe aykırı bir davranış olarak nitelendirilebilecek hareketlerden sayılıp sayılmayacağı ve anılan eylemin lisans hakkı sahibi davacı şirket yönünden hangi bakımlardan haksız rekabet oluşturacağı tartışılmaksızın mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiştir. 2-Ayrıca, davalı eylemi marka hakkına tecavüz oluşturmadığı halde, 556 sayılı KHK'nin 66/b maddesi uyarınca lisans bedeline hükmedilmesi de isabetli olmayıp, kararın bu yönden dahi davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) ve (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
19. Ceza Dairesi, 2019/23111 E., 2019/10622 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Belirtilen yasal düzenlemeler ve ilkeler çerçevesinde dava konusu ajans haberinin, kaynak göstermeksizin iktibas edilerek erişime sunulması eyleminin, genel kanun (lex generali) niteliğinde olan TTK'nin "haksız rekabet suçu"na dair koruma hükümleri çerçevesinde değil; özel kanun (lex specialis) niteliğinde olan 5846 sayılı Kanun'un 36. maddesinde tanımlanan "gazete münderecatı" olarak kabul ediler
19. Ceza Dairesi         2019/23111 E.  ,  2019/10622 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 5187 Sayılı Kanuna Aykırılık HÜKÜM : Beraat Yerel Mahkemece bozma üzerine verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Suça konu eylemin basılmış eser yoluyla işlenmiş olduğu, bu nedenle 5187 sayılı Kanun'un 26. maddesinde günlük süreli yayınlar için 2 ay diğer basılmış eserler yönünden ise 4 ay olarak öngörülen dava açma süresi içinde açılmayan kamu davasının mahkemece düşürülmesi gerektiği yönünde tebliğnamede yer alan düşünceye, suça konu yayının 5651 sayılı Kanun kapsamında internet yoluyla yapılan bir yayın olması, dolayısıyla 5187 sayılı Kanun'da düzenlenen ve "dar anlamda basın suçu" niteliğinde bulunan "yeniden yayım" suçunun unsurlarını taşımaması gerekçesiyle iştirak edilmemiştir. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Suça konu edilen somut uyuşmazlıkta; sanığın sahibi, yetkilisi ve temsilcisi olduğunu kabul ettiği "www.amasyagazetesi.com" isimli İnternet haber sitesinde; 05.04.2012 tarihli "Balkon Faciası", 22.10.2012 tarihli "Besicilerin Son Umudu Kurban Bayramı" ve yine 22.10.2012 tarihli "Yeni Anayasada Darbelerin Önünü Tıkayan Düzenlemeler Yapılmalı" başlıklı haberlerin ve ekli fotoğrafların adı geçen İnternet sitesi üzerinden kullanıcıların erişimine sunulduğu tespit edilmiştir. Katılan ajansın hazırladığı 11.01.2013 havale tarihli suç duyurusunda, sanık tarafından üç değişik tarihte İnternet üzerinden yapılan bu haberlerin, katılanın sahibi olduğu "aa.com.tr" isimli İnternet sitesinde yer alan ve sadece abonelerin girebildiği şifreli bir sistem üzerinden yayınlanan; 04.04.2012 tarihli "Amasya'da balkon çöktü; 1 ölü 1 yaralı", 21.10.2012 tarihli "Besicilerin Son Umudu Kurban Bayramı" ve yine 20.10.2012 tarihli "AK Parti Amasya milletvekili Bostancı: Yeni Anayasada Darbelerin Önünü Tıkayan Düzenlemeler Yapılmalı" başlıklı haberlerin ve ekli fotoğrafların kelimesi kelimesine aynen iktibas etmek suretiyle elde edildiği iddia edilmektedir. Amasya Cumhuriyet Başsavcılığının 14.06.2013 tarihli iddianamesiyle, sanığın sahibi olduğu İnternet sitesinde, yukarıda yazılı olduğu üzere, müşteki kurumun hak sahibi olduğu haberlerin herhangi bir ücret ödenmeksizin ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması nedeniyle sanığın 5846 sayılı Kanun'un 71/3. maddesinde yazılı "manevi, mali ve bağlantılı haklara tecavüz suçu"nu işlediği gerekçesiyle cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. Mahkemece bozma öncesi verilen kararda, sanığın eyleminin 5187 sayılı Kanun'un 24/1. maddesi kapsamında girdiği gerekçesiyle mahkumiyet hükmü kurulmuş, ancak Dairemizin 12.07.2018 tarihli, 2016/9240 E. 2018/8573 K. sayılı (eylemin 5187 sayılı Basın Kanunu kapsamında girmediği gerekçesiyle verilen) bozma ilamı sonrasında yeniden yapılan yargılama sonucu Dairemizin bozma ilamına uyularak sanığın eyleminin "yeniden yayım" suçunu oluşturmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Bozma üzerine verilen hüküm, ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından "...iddianamenin, sanığın üzerine atılı suçun düzenlendiği 5187 sayılı Kanun'un 26. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımı süresi dolduktan sonra düzenlenmesi nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek sanığın beraatine karar verilmesi..." gerekçesiyle, katılan vekili tarafından ise "...sanığın eyleminin 6102 sayılı TTK'nin 62. maddesinde düzenlenen "haksız rakabet" suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle temyiz edilmiştir. Sanığın, katılan ajansın üzerinde hak sahibi olduğunu iddia ettiği üç farklı gündelik haberi, İnternet gazetesinde halkın erişimine sunma yönündeki eyleminin İnternet ortamında gerçekleşmesi, 5651 sayılı Kanun'da buna yönelik bir suç tanımı yapılmamış olması, Dairemizin 12.07.2018 tarihli, 2016/9240 E. 2018/8573 K. sayılı bozma ilamında belirtildiği üzere; eylemin 5187 sayılı Kanun'da yazılı "yayım" faaliyeti dışında kalması nedenleriyle 5187 sayılı Kanun'un 24. maddesinde tanımlanan "yeniden yayım" suçunu da oluşturmadığı, öte yandan suçun konusunu oluşturan gündelik haberlerden ibaret ajans yayınının 5846 sayılı Kanun'da tanımı yapılan "eser" mahiyetini de taşımaması, bilakis 5846 sayılı Kanun'un 36. maddesinde yazılı "gazete münderecatı" mahiyetinde bulunması nedenleriyle 71/3. madde kapsamında eser sahibinin mali veya manevi haklarına tecavüz suçunu da oluşturmayacağı, sonuç olarak sanığın eyleminin özel hukuk (tazminat) koruması kapsamı içinde olup olmadığının ise özel hukuk mahkemelerince takdir edileceği değerlendirilmiştir. Sanığın yukarıda açıklanan fiilinin atılı suçu oluşturup oluşturmadığı hususu, öncelikle haksız rekabet hükümleri, devamla 5846 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri irdelenerek değerlendirilecektir. Nihayet dava konusu fiille ihlal edildiği iddia edilen hakkın, sözü edilen normlardan hangisi kapsamında korunması gerektiği ortaya çıkarılacaktır. I-) Fiilin haksız rekabet suçuna ilişkin normlar kapsamında değerlendirilmesi: Haksız rekabet fiili; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un "I- Amaç ve ilke" başlıklı 54. maddesinde "...Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar..." şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 55. maddesinde haksız fiil halleri, örnekler verilerek ve "benzeri davranışlar" gibi ifadelerle sayılmıştır. Haksız rekabet suçu ise; 6102 sayılı TTK'nin "I - Cezayı gerektiren fiiller" başlıklı 62. maddesinde; "(1) a) 55 inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler, b) Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler, c) Çalışanları, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri, çalıştıranın veya müvekkillerinin üretim veya ticaret sırlarını ele geçirmelerini sağlamak için aldatanlar, d) Çalıştıranlar veya müvekkillerden, işçilerinin veya çalışanlarının ya da vekillerinin, işlerini gördükleri sırada cezayı gerektiren bir haksız rekabet fiilini işlediklerini öğrenip de bu fiili önlemeyenler veya gerçeğe aykırı beyanları düzeltmeyenler, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 56 ncı madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz bulunanlardan birinin şikâyeti üzerine, her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar." şeklinde tanımlanmıştır. Kanun'un 62. maddesinin gerekçesinde; maddenin (1) a) bendinde 55. maddede belirtilen haksız rekabet eylemlerine aykırı davranışların cezalandırılmak istendiği, ancak cezaların kanuniliği ilkesi göz önüne alınarak bu durumun sadece Kanun'da "özellikle" kısmından sonra gelen ve sadece Kanun'da sayılan durumlarda uygulanabileceği, genişletilmemesi gerektiği ifadelerine yer verilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un, temyiz konu kamu davasındaki somut uyuşmazlığı ilgilendiren, "II - Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar" başlıklı 55/(1),c) maddesi; "(1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle; 1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak, 2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak, 3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak." Hükümlerini amirdir. Bu itibarla 6102 sayılı Kanun'un 55/(1),c,3. numaralı maddesinde unsurları yazılı "haksız rekabet" fiiline aykırı davranmakla Kanun'un 62. maddesinde düzenlenen suçun maddi (hareket) unsuru; - Başkasına ait ve "pazarlanmaya hazır bir çalışma ürünü" bulunması ve - Haksız rekabeti işlediği iddia edilen kişinin, bu çalışma ürününü, kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın, "teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp ondan yararlanması"dır. Hal böyleyken, yukarıda unsurları yazılı haksız rekabet suçunun oluşması için; 6102 sayılı Kanun'un 55. maddesinde yazılı haksız rekabet hallerinden "özellikle" ifadesinden sonra gelen seçimlik fiillerin, TCK'nin 2. maddesine uygun biçimde açıkça sayılmış olması ve tipik olarak sayılan bu fiillerin sanık tarafından işlenmiş olması da zorunludur. Ezcümle belirtilen unsurların oluşması durumunda fiilin haksız rekabet suçunu oluşturabileceği düşünülebilir. II-) Fiilin 5846 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun "6. Gazete münderecatı:" başlıklı 36. maddesi; "Basın Kanununun 15'inci maddesi hükmü mahfuz kalmak üzere basın veya radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler serbestçe iktibas olunabilir. Gazete veya dergilerde çıkan içtimai, siyasi veya iktisadi günlük meselelere mütaallik makale ve fıkraların iktibas hakkı sarahaten mahfuz tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve dergiler tarafından alınması ve radyo vasıtasiyle veya diğer bir suretle yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıtasiyle veya diğer bir suretle yayılması caizdir. Bütün bu hallerde, iktibas edilen gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o kaynağın adı, tarih ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı veya alameti zikredilmek icabeder." (5680 sayılı (mülga) Basın Kanunu'nun 15. maddesi; "...Bir mevkutenin hususi fedakarlık ihtiyariyle elde edip yayınladığı haber yazı ve resimler mevkute sahibinden müsaade alınmadıkça neşirlerinden 24 saat geçmeden başka mevkuteler tarafından yayınlanamaz. Hususi fedakârlık ihtiyariyle elde edilen yazı ve resimler için mevkute sahibinden izin almak mecburidir. Mevkute sahibi, mesul müdür ve yazı sahibi haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamaz.) Hükümlerini amirdir. Buna göre; gazete münderecatını, "günlük havadis ve haberler" ile "içtimai, siyasi veya iktisadi günlük meselelere mütaallik makale ve fıkralar" şeklinde iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Temyize konu somut uyuşmazlıkta, ajans haberinin kısaca "gazete münderecatı" olarak kabul edileceği, mahiyeti itibariyle de günlük havadis ve haberler kapsamında kaldığı tartışmasızdır. Kanun koyucu gazete münderecatına ilişkin olarak "kaynak gösterme zorunluluğuna aykırı davranmak" şeklinde nitelendirilebilecek eylemi suç olarak tanımlamamış, ancak 5846 sayılı Kanun'un 67. maddesinde, özel hukuka ilişkin tecavüzün kaldırılması davası açma nedenlerinden biri olarak düzenlemiştir. III-) Dava konusu fiille ihlal edildiği iddia edilen hakkın, irdelenen normlardan hangisi kapsamında korunması gerektiğine gelince; Uyuşmazlık konusunu oluşturan haberlerin, sahibinin hususiyetini taşımayan ve halkın bilgisine sunulabilecek nitelikte günlük havadis veya haber mahiyetinde olduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla sözü edilen ajans haberinin 5846 sayılı Kanun kapsamında "eser" niteliğinde bulunmayıp; özel olarak düzenlenen "gazete münderecatı" niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen vasıfta bir emek ürününün, haksız rekabet hükümlerine göre mi yoksa 5846 sayılı Kanun'a göre mi korunacağı belirlenmelidir. Basın faaliyetinin, Anayasamız ve uluslararası sözleşmeler ile hem halkın haber alma hakkını hem de demokratik topluma ulaşma amacını güvence altına alan nitelikleri bulunmaktadır. Diğer taraftan bireyin manevi varlığının gelişmesi, eserlere erişmesi ve böylelikle bilgi toplumuna ulaşılması amacını gerçekleştirmeyi de gözeten 5846 sayılı Kanun, basın faaliyetine özel bir önem vererek 36 ve 37. maddelerinde gazete münderecatı ve haber içeriklerinin (kural olarak) serbestçe iktibas edilebileceği ilkesini benimsemiştir. 6102 sayılı TTK'nin haksız rekabete ilişkin kuralları ise ticari işletmelerin ve şirketlerin faaliyetlerini yürüttükleri sırada karşılaşabilecekleri dürüstlük kurallarına aykırı davranışlara ilişkin normlar getirmiştir. Bu bağlamda TTK'nin 55/1,c,3 maddesinde iş - çalışma ürünleri de haksız rekabet suçuna ilişkin koruma kapsamına alınmıştır. Söz edilen yasal düzenlemeler çerçevesinde, gazete münderecatı niteliğindeki ajans haberlerinin, ticari niteliğinden ziyade yoğun bir emek ve çaba içeren ürünler olması sebebiyle TTK'nin kabul ettiği "iş - çalışma ürünü" niteliği dışında boyutları da bulunmaktadır. Bu itibarla gazete münderecatı niteliğindeki ajans haberlerinin İnternet ortamında erişime sunulması eyleminin, TTK'nin haksız rekabet suçu hükümlerine göre korunamayacağı ortaya çıkmaktadır. Belirtilen yasal düzenlemeler ve ilkeler çerçevesinde dava konusu ajans haberinin, kaynak göstermeksizin iktibas edilerek erişime sunulması eyleminin, genel kanun (lex generali) niteliğinde olan TTK'nin "haksız rekabet suçu"na dair koruma hükümleri çerçevesinde değil; özel kanun (lex specialis) niteliğinde olan 5846 sayılı Kanun'un 36. maddesinde tanımlanan "gazete münderecatı" olarak kabul edilerek korunması gerektiği anlaşılmaktadır. Öte yandan anılan ajans haberlerinin özel kanun niteliğinde olan 5846 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde korunmasının, belirtilen haber alma hakkı ile bilgi toplumuna ve demokratik topluma ulaşma amaçlarına hizmet edeceği de kuşkusuzdur. Bu bağlamda "kaynak gösterme zorunluluğuna aykırı davranmak" şeklinde nitelendirilen eylemin, 5846 sayılı Kanun'un 67. maddesinde düzenlenen bir "tecavüzün (ref'i) kaldırılması" davası sebebi olarak özel hukuk koruması kapsamına alınmış olup aynı Kanun'da ayrıca bir suç olarak tanımlanmamış olması sebebiyle, Eyleme ve yükletilen suça yönelik O Yer Cumhuriyet savcısı ile katılan vekilinin temyiz nedenleri yukarıda yazılı nedenlerle yerinde görülmediğinden, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 08.07.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesinde öngörülen keşideci imzasının bulunmaması, bu unsurun yokluğunun TTK. 584/1. maddesi uyarınca senedin poliçe sayılmasına imkan vermemesine göre, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanması gerekmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2002/1951 E., 2002/6400 K. 11. Hukuk Dairesi 2002/1951 E., 2002/6400 K. - KEŞİDECİNİN AYNI ZAMANDA HAMİL OLMASI - POLİÇEDE KEŞİDECİ İMZASININ BULUNMAMASI - POLİÇENİN İPTALİ DAVASI- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 583 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 584 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 585 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 671 ] "İçtihat Metni" Hasımsız olarak açılan davadan dolayı (İstanbul Asliye Yedinci Ticaret Mahkemesi)nce verilen 26.10.2001 tarih ve 2001/850-1291 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin keşidecisi olduğu 24.3.1999 tanzim tarihli 5.8.1999 vadeli, 110.106,73 USD tutarındaki D... Bank Eminönü Şubesi tarafından aval verilen, muhatabı K.... Örme Sanayi A.Ş. olan T Bankası Eminönü Şubesi tarafından tasdikli poliçenin müvekkili şirket tarafından zayi edildiğini ileri sürerek poliçenin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, keşidecinin iptal işleyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karar, dairemizce dava dilekçesindeki kelimelerle bağlı kalınmayıp poliçenin Türkçe tercümesini ibraz için davacı vekiline süre verilerek davacının hamil mi keşideci mi olduğunun belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece davacının keşideci olduğu, ancak hamilin zayi nedeniyle iptal isteminde bulunabileceği, poliçenin bizzat keşidecinin emrine yazılı olmasının da sonucu değiştirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı tarafından zayi edildiği ve bu nedenle de iptali istenen poliçenin, TTK.nun 585. maddesi uyarınca keşidecinin emrine yazılı veya bizzat keşideci üzerine çekilmiş bir poliçe olduğunun metninin tercümesinden istihraç edilebiliyor ve bu nedenle davacının aynı zamanda hamil olduğunun anlaşılması sebebiyle TTK.nun 671 ve sonraki maddeleri uyarınca açtığı iptal davasının dinlenmesi mümkün ise de, iptali istenen poliçe de TTK.nun 583/8. maddesinde öngörülen keşideci imzasının bulunmaması, bu unsurun yokluğunun TTK. 584/1. maddesi uyarınca senedin poliçe sayılmasına imkan vermemesine göre, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanması gerekmiştir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı sonucu itibariyle doğru olan hükmün (ONANMASINA), 4.960.000 lira temyiz ilam harcından peşin harcın mahsubu ile temyiz edenden alınmasına, 21.6.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.