6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 585

Türk Ticaret Kanunu 585. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 585- (Değişik: 26/6/2012-6335/31 md.) (1) Şirket, kurucuların, kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan, sermayenin tamamını ödemeyi şartsız olarak taahhüt ettikleri, ticaret sicili müdürlüğünde yetkilendirilmiş personelin huzurunda imzaladığı şirket sözleşmesinde limited şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur. Esas sermaye pay bedellerinin ödenmesi, ödeme yeri, ifa borcu, ifa etmemenin sonuçları, bedelleri tamamen ödenmemiş payların devri hususlarında bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır. (Ek cümle: 15/2/2018-7099/25 md.) Ancak nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmibeşinin tescilden önce ödenmesi şartı limited şirketler bakımından uygulanmaz. 588 inci maddenin birinci fıkra hükümleri saklıdır.[85][86] II - Tescil 1. İstem

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/2916 E., 2024/5775 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
geçmiş yıl kârlarının dağıtılmayarak sermayeye eklenmesine ilişkin, davacının muhalefeti ile ve oy çokluğu ile alınmış bir karar olduğu, Ticaret siciline tescil ve sicil gazetesinde ilan kural olarak açıklayıcı nitelikte olmakla birlikte, 6102 sayılı Kanun'un 585, 587 ve 588 inci maddeleri uyarınca limited şirket esas sözleşmesinin tescil ve ilanı zorunlu olduğu, sözleşmenin geçerliliği ve şirketi
11. Hukuk Dairesi         2023/2916 E.  ,  2024/5775 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/242 Esas, 2023/473 Karar HÜKÜM : Dava ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/509 E., 2019/1158 K. Taraflar arasındaki Genel Kurul Kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı şirkette 10.000 adet hisse sahibi olduğunu ve haksız devirlerden önce 31.998 hisse sahibi diğer şirket ortağı ... Korkut ile evli olduğunu ve tarafların boşanma sürecinde olduklarını, ... Korkut'un 15.03.2018 tarihli 2018-01 karar no.lu genel kurul kararı ile şiketteki toplam kayıtlı değeri 799.950,00 TL tutarındaki hisselerinden mevcut beheri 25.000,00 TL olan 1 adet hissesini daha sonra da beheri 249.975,00 TL olan 9999 adet hissesini hisse devir ve temlik sözleşmeleri ile toplamda beheri 250.000,00 TL olan 10.000 adet hissesini kız kardeşine devrettiğini, ayrıca yine aynı kararla şirkette mevcut beheri 500.000,00 TL olan 20.000 adet hissesini de ilk eşinden olma oğluna devrettiğini, hissedarlardan davacı ile A.B.A rüçhan haklarını kullanmak istediklerinden bahisle tüm haklarını saklı tuttuklarını ifade ederek tutanağa şerh düştüklerini, alınan hisse devirlerine ilişkin kararı onaylamadıklarını, kararın Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, yeni katılan ortakların da katılımıyla yani hisselerini usulsüz ve muvazaalı devrettiği yeni ortaklar kız kardeşi ve önceki evliliğinden olan oğlu ile birlikte şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilerek sermaye artırımına karar verildiğini, sermaye artırımı ve müvekkilinin yetkilerinin alınmasını amaçlayan genel kurulun ve alınan kararın yok hükmünde olduğunu belirterek sermaye artırımına ve hisse devrine ilişkin genel kurul kararının iptaline, bu mümkün olmadığı taktirde her iki karar yönünden müvekkiline geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılmasını ve fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla yoksun kalınan kâr ile müspet menfi zararlarının belirsiz alacak olarak tespiti ile şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iptalini talep ettiği genel kurul toplantısında alınan kararların hukuka ve usule uygun olarak alındığını, davacının iddialarının mahkemeyi yanıltmaya yönelik olup gerçek dışı olduğunu, davacının amacının şirketin işleyişini engelleyerek müvekkiline zarar vermek olduğunu, davacı tarafça şirketin yönetim kurulu kararlarına iştirak etmemesinin de bunun bir göstergesi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, davalı şirketin 15.03.2018 tarihli 2018/02 sayılı hisse devrinin onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı ile 21.03.2018 tarihli 2018/02 karar sayılı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali, mümkün olmadığı taktirde davacıya geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılması ve bu hakkın kullandırılmamış olmasından kaynaklı yoksun kalınan kâr ve doğan zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, davaya konu 15.03.2018 tarih 2018/01 karar sayılı genel kurul kararının incelenmesinden Kadıköy 15. Noterliğinde düzenlenen 19.02.2018 ve 13.03.2018 tarihli üç ayrı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi uyarınca pay devirlerinin yazılarak bahsi geçen devirlerin kabulüne ve devir hususunun şirket pay defterine işlenmesine karar verildiği, toplantıya katılanlardan davacı ile A.B.A. rüçhan haklarını kullandığından bahisle hisse devirlerini onaylamadıkları yönünde muhalefet şerhi koydukları, 21.03.2018 tarih ve 2018/02 karar sayılı genel kurul kararının incelenmesinde de davalı şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilmesine oyçokluğu ile karar verildiği, karara toplantıya katılan davacı ile birlikte dava dışı A.B.A tarafından kâr paylarının ödenmesini talep etikleri ve tüm haklarını saklı tuttuklarına ilişkin muhalefet şerhi koydukları, davacı tarafça rüçhan hakkının kullandırılması gerektiği yönünde iddiasına konu ettiği 15.03.2018 tarihli genel kurul toplantısında alınan 2018/01 sayılı genel kurul kararında, davalı şirketin dava dışı ortağı olan ve davacının boşanma davası açılan eşinin sahip olduğu payları şirket dışı üçüncü kişilere devrettiği, şirketin ana sözleşmesinde de söz konusu bu devirleri engelleyen bir bağlam hükmünün bulunmadığı, dolayısıyla söz konusu edilen devirler yönünden davacının iddia ettiği gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 461 inci maddesi anlamında rüçhan hakkının bulunmadığı, dolayısıyla iptali istenilen kararın yasaya ve usule uygun olduğu, 21.03.2018 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan 2018/02 karar sayılı şirketin 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilmesine oyçokluğuyla karar verilmesine ilişkin kararın alınmasında genel kurul toplantısına ortak olmayanların katıldığı ve onların karara yönelik oy kullanmalarının bir usulsüzlük olduğu ileri sürülmekte ise de, genel kurul toplantısına katılan ortakların yukarıda irdelenen hisse devir sözleşmeleri uyarınca ortak olan ve yine yukarıda irdelenen 15.03.2018 tarihli 2018/01 sayılı genel kurul kararı uyarınca şirketin ortağı olan pay sahiplerinin ortak sıfatıyla genel kurula katıldıkları ve tutanağı bu sıfatla imzaladıkları, bu nedenle de toplantıya katılımlarının usulsüz olmadığı, şirketin mali bilirkişi tarafından yapılan incelenmesinde de, kararın şirketin mali yapısının güçlendirilmesine yönelik olduğu ve şirket yönetiminin tasarrufunda olan bir konu olduğu, davalı şirketin yönetiminin kötü niyetli hareket ettiğine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle işbu kararın iptaline yönelik davanın da reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun, hukuka aykırı, gerçek dışı, yanlı, dayanaksız ve Yargıtay denetimine de elverişsiz bir rapor olduğunu, mahkemece 22.05.2019 tarihli ara karar uyarınca istenilen belge ve kayıtların da davalı tarafından tam olarak sunulmadığı gibi, ortaklardan alacaklar hesabına kaydedilen işlemleri ve sıhhat derecesini görmek için hesap hareketlerinin (kebir veya yardımcı defter kayıtları) dahi kötü niyetli olarak ibraz edilmediğini, kasten gizlendiğini, hisse devirlerine ilişkin noter senedinde de açıkça yazılı olduğu üzere, pay devirlerinin her türlü borç, alacak, hak ve yükümlülüklerin de devri anlamına geleceğini, muvazaalı pay devir işlemlerine, usulsüz, hukuka, iyi niyet kurallarına, ... ilişkisine aykırı olması vs. sebepleriyle itiraz eden pay sahibi müvekkilinin, pay devrettiğini ve pay devraldığını iddia edenlerden hangisinin, hangi tutardaki, borç-alacak hak ve yükümlülükleri devredip, üstlendiklerini de bilmesinin gerektiğini, noter nezdinde düzenlenen pay devir senetlerinde bu hususların açık olmadığını, ortaklar cari hesaplarının da incelenerek bu suretle bir rapor düzenlenmesinin gerektiğini, düzenlenen raporda ve mahkeme kararında dava konusu ihtilaf hakkında hatalı olarak salt rüçhan hakkı bakımından sınırlı bir yaklaşım ile değerlendirme yapıldığını oysa, şirketin pay devirleri ve bununla ilgili alınan Genel Kurul Kararı'nın dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, objektif iyi niyet kuralları ve hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını, aynı zamanda muvazaalı bir inançlı işlem olduğunu, bu hususun, dava dilekçelerinde ileri sürdükleri, bilirkişi raporunda da belirtilen, ancak hiç bir şekilde işbu dava ile bağlantısı kurulmayan, irdelenmeyen taraflar arasında görülmekte olan boşanma dava dosyasından da belli olduğunu, sermaye artırımı bakımından ise davacının kâr payı alma hakkını ortadan kaldırarak, kendi paylarını hiçbir ödeme yapmadan yaklaşık 2.5 misli artırdıklarını, dolayısıyla işbu payların devralınması ve geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilavesi ile sermaye artırımı yapılmasının ekonomik hayatın olağan koşullarına aykırı olduğunu, bu sebeple, bilirkişi tarafından yapılan pay devirlerinin sübjektif şekilde iyi niyetli olarak yorumlanmasının, ‘haklı sebep’ oluşturmadığını, bilirkişi heyetinin mahkeme yerine geçip hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağını, 2018/2 sayılı kararın da 2018/1 sayılı karar gibi yetkisiz katılım ve yetkisiz karar olduğunu, şirketin iç kaynaklarından (geçmiş yıl kârlarının ve yedeklerinin sermayeye ilave edilmesi suretiyle) artırılması şirkete yeni ve taze bir kaynak girişi niteliğinde olmadığı gibi şirketin mali yapısını etkileyen veya güçlendiren nitelikte de olmadığını; sermayeye ilave edilen kaynağın şirketin içindeki ve kullanımındaki bir kaynak olduğunu, sermaye artışının mali yapıyı kuvvetlendirdiği iddiasını mali rasyolarla, finansal analiz teknikleriyle somut olarak ortaya koyamadığını, sermaye artırımı ve hisse devirlerinin yapılmasında asıl amacın müvekkilinin hisse oranını düşürmek olup, kötü niyetli olarak paydaşları ve kamunun menfaatini zarara uğratmak kastı ile sermaye artırımı yapılamayacağının muhakkak olduğunu ileri sürerek 2018/1 sayılı Genel Kurul Kararının yukarıda belirtildiği üzere iptal edilmesi gerektiğini, hukuken ortaklık hakları bulunmayan kişilerin yetkisiz katılımla almış olduğu 2018/2 sayılı sermaye artırım kararının da iptal edilmesi ve davalarının kabulü gerekirken reddinin hukuka aykırı olduğundan kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile pay devrinin onaylanmasına ilişkin kararın 6102 sayılı Kanun'un 621 inci maddesinde sayılan ve nitelikli çoğunluk aranan kararlardan olmadığı, mezkur Kanun'un 620 nci maddesine göre kararın toplantıda temsil edilenlerin salt çoğunluğu ile alındığı, karar nisabının sağlanmış olduğu, keza 595 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca esas sermaye payının devri için ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğunu ve devirin bu onayla geçerli olduğu, limited şirketlerde esas sermaye payının sözleşme ile devredilmek istenmesi halinde, şirketin diğer ortaklarının önalım hakkı veya rüçhan hakkına sahip olacaklarına dair yasal düzenlemenin mevcut olmadığı, incelenen davalı şirket esas sözleşmesinde de esas sermaye payının devrini yasaklayan veya sınırlayan(bağlam hükmü) bir düzenleme yer almadığı gibi, payın üçüncü kişiye devredilmek istenmesi halinde, mevcut şirket ortaklarına bu paya ilişkin ön alım hakkı veya rüçhan hakkı tanıyan bir düzenleme de mevcut olmadığı, limited şirketlerde ortakların sahip olduğu rüçhan hakkının 6102 sayılı Kanun'un 591 inci maddesinde düzenlendiği, bu düzenleme ise pay devrine ilişkin olmadığı, esas sermayenin arttırılması halinde, ortaklara payları oranında arttırıma katılma hakkı vermektedir ve sözleşme ile pay devri hallerine uygulanamayacağı, bu nedenle davacının diğer ortak tarafından devredilen paylar yönünden rüçhan hakkının kısıtlandığına bu nedenle devir onayına ilişkin 15.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararının iptali gerektiğine yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı,15.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı ile onaylanan limited şirket hisse devir sözleşmelerinin muvazaalı olduğu iddiası ise, sadece genel kurul kararının iptali talebinin ileri sürüldüğü davada ve yalnızca davalı şirket hasım gösterilerek ileri sürülebilecek bir iddia olmadığı, muvazaalı olduğu iddia olunan devir sözleşmelerinin taraflarının hasım gösterildiği ayrı bir davanın konusunu teşkil edeceğinden, bu taleple açılmış bir dava da bulunmadığından davacının, muvazaa iddiasının incelenmediğine ve muvazaalı devirlerin onaylanmasına dair genel kurul kararlarının iptalinin gerektiğine dair istinaf sebebi de yerinde olmadığı, dava konusu 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararının, 2016 yılı dahil geçmiş yıl kârlarının dağıtılmayarak sermayeye eklenmesine ilişkin, davacının muhalefeti ile ve oy çokluğu ile alınmış bir karar olduğu, Ticaret siciline tescil ve sicil gazetesinde ilan kural olarak açıklayıcı nitelikte olmakla birlikte, 6102 sayılı Kanun'un 585, 587 ve 588 inci maddeleri uyarınca limited şirket esas sözleşmesinin tescil ve ilanı zorunlu olduğu, sözleşmenin geçerliliği ve şirketin tüzel kişilik kazanması bakımından tescil kurucu etkiye sahip olduğu, buna paralel olarak esas sözleşme değişikliklerinin geçerlilik kazanabilmesi de 6102 sayılı Kanun'un 589 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tescil ve ilan şartına tabi tutulduğu, somut olayda, 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararı esas sermaye tutarının arttırılmasına ilişkin ve esas sözleşme değişikliği niteliğinde olduğundan ve 6102 sayılı Kanun'un 589 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sicile tescil edilmediğinden doğmadığı, nitekim davalı şirketin işbu davanın konusunu teşkil etmeyen 25.05.2018 tarihli 2018-02 nolu ortaklar kurulu kararı ile esas sermayenin arttırılmasına karar verildiği, davacının 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı doğmamış ve uygulanmamış ortaklar kurulu kararının iptalini talep etmekte hukuki yararı bulunmadığı, bu çerçevede davacının anılan kararın iptali koşullarının oluştuğuna dair istinaf sebebi yerinde değil ise de hukuki yarar 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) maddesi uyarınca dava şartı olduğundan ve re'sen nazara alınması gerektiğinden, mahkemece bu karara yönelik iptal talebinin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken esastan reddine karar verilmesi yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 15.03.2018 tarihli 2018-01 sayılı ortaklar kurulu kararının iptaline yönelik talebinin esastan reddine, 21.03.2018 tarihli 2018-02 sayılı ortaklar kurulu kararının iptaline yönelik talebinin, hukuki yarar dava şartı noksanlığından usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Davanın, davalı şirketin 15.03.2018 tarihli 2018/02 sayılı hisse devrinin onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı ile 21.03.2018 tarihli 2018/02 karar sayılı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali, mümkün olmadığı taktirde davacıya geçmişe etkili olarak toplantı tarihindeki şartlarla rüçhan hakkının kullandırılması ve bu hakkın kullandırılmamış olmasından kaynaklı yoksun kalınan kâr ve doğan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 114, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 585, 587, 588, 589, 591, 595, 620 ve 621 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

12. Hukuk Dairesi, 2010/12698 E., 2010/25528 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSorgun İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK. nun 585. maddesi hükmüne göre, poliçe keşidecinin emrine yazılı olabileceği gibi bizzat keşideci üzerine veya bir üçüncü şahıs hesabına da keşide edilebilir.
12. Hukuk Dairesi         2010/12698 E.  ,  2010/25528 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sorgun İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 12/03/2010 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : Takip dayanağı bonoda tanzim edenin A.Y., lehdarın ise A.Y. ile C.B. olduğu, muteriz borçlu T.K.’ın da kefil olarak senedi imzaladığı, keşideci ile lehdarın aynı kişi olduğu görülmektedir. TTK. nun 585. maddesi hükmüne göre, poliçe keşidecinin emrine yazılı olabileceği gibi bizzat keşideci üzerine veya bir üçüncü şahıs hesabına da keşide edilebilir. Ancak TTK. nun 690.maddesi aynı yasanın 585.maddesine yollama yapmadığından anılan madde bonolar için uygulanamaz. Bir kimse poliçelerde olduğu gibi kendi emrine bono tanzim edemez. Bir başka anlatımla bonoyu tanzim eden, kendisini lehtar göstererek bono düzenleyemez. Zira poliçedeki keşideci ile bonodaki keşideci aynı konumda olmayıp; poliçede kabul eden muhatap, bonodaki keşideci durumundadır. Eğer böyle bir şeyi mutlaka istiyorsa, bu hususu poliçe düzenlemek sureti ile gerçekleştirebilir. Bu durumda, takip dayanağı belge, bono niteliğinde olmadığından borçlu Tuncay Kılıç'ın kefaleti adi kefalet hükmünde olup, alacağın tahsil edilip edilemeyeceği, edilecekse ne miktarda tahsil edilebileceği hususu yargılamayı gerektirir. O halde mahkemece alacaklının itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. SONUÇ  : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),  02.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi. .
12. Hukuk Dairesi, 2006/20729 E., 2006/23555 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 15. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK’ nun 585. maddesi hükmüne göre, poliçe keşidecinin emrine yazılı olabileceği gibi bizzat keşideci üzerine veya bir üçüncü şahıs hesabına da keşide edilebilir.
12. Hukuk Dairesi         2006/20729 E.  ,  2006/23555 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 15. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/07/2006 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : Takip dayanağı bonoda keşideci ile lehdarın aynı kişi olduğu görülmektedir. TTK’ nun 585. maddesi hükmüne göre, poliçe keşidecinin emrine yazılı olabileceği gibi bizzat keşideci üzerine veya bir üçüncü şahıs hesabına da keşide edilebilir. Ancak TTK.nun 690.maddesi aynı yasanın 585.maddesine yollama yapmadığından anılan madde bonolar için uygulanamaz. Bir kimse poliçelerde olduğu gibi kendi emrine bono tanzim edemez.Bir başka anlatımla bonoyu tanzim eden, kendisini lehtar göstererek bono düzenleyemez. Zira, poliçedeki keşideci ile bonodaki keşideci aynı konumda olmayıp; poliçede kabul eden muhatap, bonodaki keşideci durumundadır. Eğer böyle bir şeyi mutlaka istiyorsa, bu hususu poliçe düzenlemek sureti ile gerçekleştirebilir. Bu durumda, takip dayanağı belge, bono niteliğinde olmadığından, alacaklının anılan senede dayanarak takip yapması mümkün değildir. O halde mahkemece takibin iptaline karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçe ile itirazın reddi isabetsizdir. SONUÇ :Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 12.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2006/19212 E., 2006/22365 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Şirketi ilzama yetkili keşideci kendi adına senet düzenlemesi halinde TTK’nun 585.maddesi hükmüne göre, poliçe keşidecinin emrine yazılı olabileceği gibi bizzat keşideci üzerine veya üçüncü bir şahıs hesabına da keşide edilebilir.
12. Hukuk Dairesi         2006/19212 E.  ,  2006/22365 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Şikayet Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklının kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlattığı takipte dayanak senetlerde ... lehdar, ... ve Paktaş Mermer San.Tic.Ltd.Şti.’nin keşideci olarak yer aldığı, lehdarın cirosuyla takip alacaklısına geçtiği görülmüştür. Öncelikle belirtelim ki, senedin keşideci bölümünde şirket ve şirket temsilcisinin aynı kişinin elinden çıkmış iki imzası bulunması halinde ve imzalayanın şirket temsilcisi olması durumunda imzalardan birini şirket, diğerinin de imza sahibinin şahsı adına atılmış olduğunun kabulü zorunludur. Zira senetteki borçtan sorumlu olmak için keşidecinin tek imzası yeterli olup birden fazla imza atılmasına gerek yoktur. Öte yandan hamil tarafından keşideci ve lehdar ciranta aleyhine kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibi yapılmıştır. Şirketi ilzama yetkili keşideci kendi adına senet düzenlemesi halinde TTK’nun 585.maddesi hükmüne göre, poliçe keşidecinin emrine yazılı olabileceği gibi bizzat keşideci üzerine veya üçüncü bir şahıs hesabına da keşide edilebilir. Ancak aynı kanunun bonolarda da uygulanması gereken 690.maddesinde 585.maddeye bir yollama yoktur. Bu itibarla anılan madde bonolar için uygulanamaz. Zira poliçedeki keşideci ile bonodaki keşideci aynı konumda olmayıp; poliçede kabul eden muhatap, bonodaki keşideci durumundadır. Bonoyu düzenleyen kişi somut olayda da gözlendiği gibi şirket yetkilisi ile lehdar aynı kişi olduğundan kendisini lehdar olarak göstererek bono düzenleyemez. Eğer böyle bir şey mutlaka istiyorsa bu hususu poliçe düzenlemek suretiyle gerçekleştirebilir. Şu hale göre lehdar ve keşideci sıfatı birleşen takip dayanağı belge bono niteliğinde olmadığından alacaklının bu senetlere dayanarak ciro yoluyla senedi eline geçirip takip yapmasına da yasal imkan yoktur. Çünkü bono vasfında bulunmayan belgedeki hakkın ancak alacağın temliki suretiyle devri mümkündür. Tüm bu kurallar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde takip dayanağı senetler üzerinde şirket temsilcilerinin şahsı ve şirket adına attıkları dört imza ile şirketi ve kendilerini borç altına sokabilecekleri kabul edilse dahi dayanak belgelerin yukarıda açıklanan nedenlerle bono vasfında sayılamayacağından mahkemece İİK’nun 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar vermek gerekirken istemin reddi isabetsiz olduğu gibi kabule göre de takip borçlularından lehdar ciranta ... hakkında TTK’nın 690 maddesi göndermesiyle aynı kanunun 642.maddesi gereğince ödememe protestosu keşide edilmediğinden hamil cirantanın lehdar cirantayı takip hakkı bulunmadığı da göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ : Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Davacı tarafından zayi edildiği ve bu nedenle de iptali istenen poliçenin, TTK.nun 585. maddesi uyarınca keşidecinin emrine yazılı veya bizzat keşideci üzerine çekilmiş bir poliçe olduğunun metninin tercümesinden istihraç edilebiliyor ve bu nedenle davacının aynı zamanda hamil olduğunun anlaşılması sebebiyle TTK.nun 671 ve sonraki ma
11. Hukuk Dairesi 2002/1951 E., 2002/6400 K. 11. Hukuk Dairesi 2002/1951 E., 2002/6400 K. - KEŞİDECİNİN AYNI ZAMANDA HAMİL OLMASI - POLİÇEDE KEŞİDECİ İMZASININ BULUNMAMASI - POLİÇENİN İPTALİ DAVASI- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 583 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 584 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 585 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 671 ] "İçtihat Metni" Hasımsız olarak açılan davadan dolayı (İstanbul Asliye Yedinci Ticaret Mahkemesi)nce verilen 26.10.2001 tarih ve 2001/850-1291 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin keşidecisi olduğu 24.3.1999 tanzim tarihli 5.8.1999 vadeli, 110.106,73 USD tutarındaki D... Bank Eminönü Şubesi tarafından aval verilen, muhatabı K.... Örme Sanayi A.Ş. olan T Bankası Eminönü Şubesi tarafından tasdikli poliçenin müvekkili şirket tarafından zayi edildiğini ileri sürerek poliçenin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, keşidecinin iptal işleyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karar, dairemizce dava dilekçesindeki kelimelerle bağlı kalınmayıp poliçenin Türkçe tercümesini ibraz için davacı vekiline süre verilerek davacının hamil mi keşideci mi olduğunun belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece davacının keşideci olduğu, ancak hamilin zayi nedeniyle iptal isteminde bulunabileceği, poliçenin bizzat keşidecinin emrine yazılı olmasının da sonucu değiştirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı tarafından zayi edildiği ve bu nedenle de iptali istenen poliçenin, TTK.nun 585. maddesi uyarınca keşidecinin emrine yazılı veya bizzat keşideci üzerine çekilmiş bir poliçe olduğunun metninin tercümesinden istihraç edilebiliyor ve bu nedenle davacının aynı zamanda hamil olduğunun anlaşılması sebebiyle TTK.nun 671 ve sonraki maddeleri uyarınca açtığı iptal davasının dinlenmesi mümkün ise de, iptali istenen poliçe de TTK.nun 583/8. maddesinde öngörülen keşideci imzasının bulunmaması, bu unsurun yokluğunun TTK. 584/1. maddesi uyarınca senedin poliçe sayılmasına imkan vermemesine göre, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanması gerekmiştir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı sonucu itibariyle doğru olan hükmün (ONANMASINA), 4.960.000 lira temyiz ilam harcından peşin harcın mahsubu ile temyiz edenden alınmasına, 21.6.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Limited şirket kuruluşunda nakit sermaye taahhüdünün ödenme zamanı ile ilgili 2018 değişikliği sonrası geçerli kural hangisidir?

A) Taahhüt edilen sermayenin %25'i tescilden önce ödenmelidir.
B) Sermayenin tamamı tescilden önce ödenmelidir.
C) Nakit sermaye taahhüdünün %25'inin peşin ödenmesi kuralı kaldırılmıştır; tamamı sonra ödenebilir.
D) Nakit sermaye taahhüdü kabul edilmez, sadece ayni sermaye konulabilir.
E) Sermayenin yarısı kuruluşta, yarısı bir yıl içinde ödenir.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol