6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 598

Türk Ticaret Kanunu 598. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 598- (1) Esas sermaye paylarının geçişlerinin tescil edilmesi için, şirket müdürleri tarafından ticaret siciline başvurulur. (2) Başvurunun otuz gün içinde yapılmaması hâlinde, ayrılan ortak, adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline başvurabilir. Bunun üzerine sicil müdürü, şirkete, iktisap edenin adının bildirilmesi için süre verir. (3) Sicil kaydına güvenen iyiniyetli kişinin güveni korunur. IV - Birden fazla ortağa ait esas sermaye payı, bu pay üzerinde çeşitli haklar 1. Paylı mülkiyet

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

16 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/3922 E., 2024/5983 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
ihli 2685 yevmiye no.lu hisse devir sözleşmesiyle sahibi olduğu şirket hisselerinin tamamını ...'a devrettiğini ve Genel kurulun 19.01.2017 tarihinde aldığı kararla bu devrin onayladığını bildirdiğini, Ticaret Sicil Yönetmeliği madde 22 ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 598 inci maddesi gereğince gerçekleşen hisse devrinin ve müdürlük azlinin tescilini isteme yetkisi şirke
11. Hukuk Dairesi         2023/3922 E.  ,  2024/5983 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1415 Esas, 2023/406 Karar HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/349 E., 2022/435 K. Taraflar arasındaki ortaklık sıfatının ve müdürlüğün sona erdiğinin tespiti ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların ... Hırdavat ve Yapı Malz. İnş. Taah. Teks. İç ve Dış Tic. Paz. San. Ltd. Şti. nezdindeki paylarının tamamını davalı ...'a devrederek 19.01.2017 ortaklıktan çekildiklerini, mezkur devrin 19.01.2017 tarih ve 2017/1 numaralı Ortaklar Kurulu Kararı ile hisse devri sonucu şirketin mevcut 2.000 payının tamamının ...'a devredildiğini, şirketi temsil ve ilzama yetkili müdürü olarak ...'ın atandığını, şirket merkezinin Alsancak Mah. 2201. Sk. No:40/A Etimesgut/ANKARA olduğunu ve tüm bu hususların tescil ve ilan edilmesine oy birliği ile karar verildiğini, ancak bahsi geçen devrin ve müdürlük sıfatının şirket paylarının tümünü devralan ve yeni şirket yetkilisi olan ... tarafından Ticaret Sicili Gazetesi'nde tescil ve ilan ettirilmemesiyle müvekkillerinin pay sahipliği ve müvekkili ...'un şirket yetkilisi olma sıfatının ticaret sicili, vergi dairesi ve sair kurumlarda aktif olarak görünmekte olduğunu, müvekkillerin pay devrinin tescil edilmediğini vergi dairesi tarafından re'sen yapılan vergi incelemesi neticesinde öğrendiklerini, devirden sonra tescil işlemini gerçekleştirmeyen davalı ...'ın devir tarihinden sonra yaptığı usulsüz ve hukuka aykırı işlemler nedeniyle tanzim edilen vergi inceleme raporu ile müvekkili aleyhine Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/11 E. sayılı dosyasında 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a (6183 sayılı Kanun) muhalefet isnadıyla ceza dosyası derdest edildiğini ve müvekkillerinin vergi dairesince tanzim edilen birçok aleyhe işleme maruz kalmış olduklarını, dava konusu olayda müvekkilleri tarafından, limited şirketteki payları yasaya uygun olarak davalıya devredilip, ortaklar kurulu kararı ile onaylandıktan sonra ortaklık sıfatı ve müvekkili ... yönünden şirket müdürlüğü sıfatının ortadan kalktığını iddia ederek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları mahfuz olmak kaydıyla müvekkillerinin daha evvel davalı ...'a devrettiği paylara ilişkin pay devrinin ve ...'ın şirket müdürü sıfatının devir tarihi olan 19.01.2017 tarihinden itibaren hüküm ifade etmek üzere tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sicil müdürlüğünde kayıtlı bulunan ... Hırdavat ve Yapı Malzemeleri İnşaat Taahhüt Tekstil İç ve Dış Ticaret Pazarlama Sanayi Limited Şirketi'nde ortak olan ..., ... ve ...'un ...'a hissesini devrettiğine ilişkin davacılar tarafından 17.06.2020 tarihinde başvuruda bulunulduğunu, başvuruyla birlikte ..., ... ve ...'un 19.01.2017 tarihinde Ankara 57. Noterliği'nin 19.01.2017 tarihli 2685 yevmiye no.lu hisse devir sözleşmesiyle sahibi olduğu şirket hisselerinin tamamını ...'a devrettiğini ve Genel kurulun 19.01.2017 tarihinde aldığı kararla bu devrin onayladığını bildirdiğini, Ticaret Sicil Yönetmeliği madde 22 ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 598 inci maddesi gereğince gerçekleşen hisse devrinin ve müdürlük azlinin tescilini isteme yetkisi şirketin mevcut müdürü olan ... ve ...'da olduğunu, ... ve ...'un mevzuat hükümlerine uygun düzenlenmiş evraklarla birlikte Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvurup tescilini gerçekleştirmesi gerekmekte olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini ve davacı şirket müdürü olarak gereken özeni göstermediğini, hisse devri tescilinin gerçekleştirilmemesindeki hukuki sorumluluğun tamamen ona ait olduğunu, davacının davayı açmasında hukuki yarar bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların davalı şirketin ortakları olduğu, Ankara 57. Noterliğinin 19.01.2017 tarih ve 02685 yevmiye numaralı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi ile paylarını davalı ...'a devir ettikleri, davacıların hisse devirlerinin 6102 sayılı Kanun'un 595 inci hükümlerine uygun olduğu, devir tarihi itibariyle ortaklıkları ve müdürlük sıfatlarının sona erdiği, 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 30 gün içerisinde başvurunun yapılmaması halinde ayrılan ortağın bu başvuruyu yapabileceği gerekçesiyle davalı ... sicilinin başvurunun reddi kararının hukuka uygun olmadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 22 nci maddesi gereğince hisse devrinin ve müdürlük azlinin tescilini isteme yetkisinin şirketin mevcut müdürü olan ... ve ...'da olduğundan mevzuat hükümlerine uygun hazırlanan evraklarla müdürlüğe başvurduklarında tescil zaten gerçekleştirileceğinden eldeki davanın açılmasında hukuki yararı bulunmadığını, davacıların mevzuat hükümlerine uygunluk arz eden hisse devri evraklarının sunmamaları nedeniyle tescilin gerçekleştirilmediğini, zira davacıların 17.06.2020 tarihli başvuru dilekçesi ekinde pay devri sözleşmesinin ve genel kurul kararının aslının ve hisse devrinin işlendiği pay defteri sayfasının noter onaylı suretinin ibraz edilmediğini, ...'ın imzasının sicil dosyasında kayıtlı olmadığının, gerekli harç için harcın ödenmediğini, davalı idare yasal hasım olması nedeniyle aleyhe yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar vekilince davalı ... Sicil Müdürlüğüne 17.06.2020 tarihli dilekçe ile adlarının sicilden silinmesi ve davacı ...'un şirket yetkilisi sıfatının sicilden terkin edilerek başvuruya konu devir işleminin sicile tescil edilmesinin talep edildiği, davalı tarafından 26.05.2021 tarihli yazı ile bahse konu hisse devir işleminin re'sen tescil ve ilan edilmesi söz konusu olmadığından dolayı şirket adresine ve şirket hisselerine devralan ...'a yazılan davet yazılarının bila tebliği olduğu ve bahse konu hisse devri için herhangi bir başvurunun bulunmadığının bildirildiği, böylelikle tescil işleminin tamamlanmadığı, dava ise 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesinde belirlenen 8 günlük hak düşürücü süre içerisinde 02.06.2021 tarihinde açıldığı,Ticaret sicil memurluğu kararlarına karşı ancak ilgililer itiraz edebileceği, Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin 22 nci maddesinde ve 6102 sayılı Kanun'un 28 inci maddesi gereğince şirket ortağının ise ilgili sıfatı bulunmadığı, buna göre davacıların müdürlüğün sona erdiğinin tesciline ilişkin talep yönünden işbu davada aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığından mahkemece davacıların müdürlüğün sona erdiğini teciline ilişkin talep yönünden ilgili sıfatına sahip olmadıklarından işbu davayı açamayacaklarından aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı gözetilerek davanın bu talep yönünden usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediği, ancak davacıların pay devrinin tescil ve ilanına ilişkin talep yönünden yapılan değerlendirmede ise; Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında esas sermaye paylarının geçişinin tescili için şirket müdürlerinin süresi içinde ilgili müdürlüğe başvuruda bulunmaması halinde ayrılan ortağın, esas sermaye payının devrine ilişkin noter onaylı devir sözleşmesini ibraz etmek kaydıyla, bu paylarla ilgili olarak adının sicilden silinmesini isteyebileceğinin düzenlendiği, her ne kadar davacılar vekili tarafından 17.06.2020 tarihli dilekçe ile davalıya pay devrinin tescili hususunda başvuruda bulunulduğu ve dilekçe ekinde limited şirket pay devri sözleşmesi ve ortaklar kurulu kararının yer aldığı yazılmış ise de söz konusu belgelerin asıllarının veya noter onaylı devir sözleşmelerinin davalı sicile ibraz edildiğine ilişkin dosyada delil bulunmadığından bu talep yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan davalının istinaf itirazlarının kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, pay devrinin tescil ve ilanına ilişkin talebin esastan reddine, müdürlük yetkisinin bulunmadığına tescil ve ilanına ilişkin talebin usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi heyeti raporunda 19.01.2017'de pay sahibi olan üç davacının, paylarının tamamını davalı ...'a devretmek üzere devir sözleşmesi akdettikleri, böylelikle şirketin paylarının %100'ünün tek ortak davalı olacak şekilde ...'a devredilmesi sözleşme akdedildiği hususunda bir ihtilaf bulunmadığının tespit edildiğini, ilk derece mahkemesinin 16.02.2022 tarihli duruşmasında davalı ...'ın da şirketi devraldığını beyan ettiğini, gerek taraflar arasında gerek ise istinaf incelemesinde şirketin devrinin gerçekleştiğine ilişkin olarak herhangi bir muaraza bulunmadığını, hukuka uygun devir prosedürü mukabilinde müdürlük ve ortaklık sıfatından yoksun olduklarından ilgili sıfatının aranmasının bu dosya bakımından uygun olmadığını, kaldı ki hukuki anlamda zarara uğradıklarından ilgili olmadığından bahisle aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığına yönelik karar vermenin açıkça hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.03.2008 tarih, 2007/1265 E. ve 2008/2831 K. sayılı ilamı kapsamında pay devri yapılsa dahi müdürlük sıfatının devrine dair bir karar alınmadan müvekkillerin müdürlük sıfatlarının sona ermeyeceği ve kanunda belirtilen muhtelif sorumluluklara ilişkin yükümlülüklerinin devam edeceğinin de izahtan vareste olduğunu, pay devrinin yanında, şirket ortaklar kurulu kararında belirtilen müvekkillerin müdürlük sıfatının sona ererek şirket müdürünün ...'a ait olduğuna dair karar tescil edilmeden müvekkilin bu mesuliyetlerinin ortadan kalkmayacağını, halen ticaret sicil kayıtlarında müdürlük sıfatı devam eden ve birçok cezai ve idari müeyyide ile karşılaşan müvekkillerin müdürlük sıfatını ...'a devrettiklerinin tescilini istemekte hukuki yararlarının ve aktif dava ehliyetlerinin bulunduğunu, müdürlük sıfatı sona ... müvekkillerin müdürlük sıfatının sona erdiğine ve şirket müdürünün ortaklar kurulu kararında belirtildiği üzere ... olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; limited şirket hisse devrinin ve müdürlük sıfatının sona erdiğinin tespitiyle ticaret siciline tescil ve ilanına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 28, 34, 38, 595 inci ve Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin 22 ve 103 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2020/74 E., 2020/3260 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
tam metni aç
ğı, aynı tarihte 2 sayılı ortaklar kurulu kararıyla davalı şirkete davalı ortak ...'ın müdür olarak atandığı, ancak anılan hisse devrinin sicile tescil edilmediği, hisse devirlerinin geçerli olduğu, ana sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı, 6102 sayılı TTK’nın 598 maddesi uyarınca davacıların sicile başvuruları sonucu taleplerinin davalı ...
11. Hukuk Dairesi         2020/74 E.  ,  2020/3260 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Kayseri 1.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14/01/2019 tarih ve 2018/220 E- 2019/49 K. sayılı kararın davacılar vekili, davalı ... ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 02/10/2019 tarih ve 2019/758 E- 2019/1127 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili; müvekkillerinin davalı şirketteki hisselerini Kayseri 8. Noterliği'nin 03.08.2012 tarih ve 35122 -35123 yevmiye numaralı devir sözleşmesi ile devretmiş olmasına rağmen davalılarca devir sözleşmesi ile ilgili tescil işlemleri yerine getirilmeyerek müvekkillerinin mağdur edildiğini, satış işleminin 03.08.2012 tarihinde gerçekleşmiş olmasına rağmen davalılar ticaret siciline tescil işlemlerini gerçekleştirildiklerini düşünerek satışa konu işlemin kontrolünü yapmadıklarını, devir işleminin yapılmadığını, bu durumun vergi kanuna muhalefetten dolayı işlem yapılması üzerine öğrenildiğini, müvekkili hakkında Kayseri 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/322 Esas 2015/684 Karar sayılı dosyası ile açılan kamu davasında ...'in beraat ettiğini, bunun üzerine müvekkillerinin hisse devrini gerçekleştirilmesi için davalılarla irtibata geçildiğini, ancak davalılarca devir işleminin yerine getirilmediğini, Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescilin satış tarihi olan 03.08.2012 tarihi olarak tescil için yapılan müracaatın da müracaat tarihi itibariyle tescilin yapılacağı belirtilerek satış tarihi itibariyle tescil talebinin reddedildiğini ileri sürerek hisse devir ile alakalı ilgili sicilin tadili ile hükmen davalılar adına tescilini talep ve dava etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili; zamanaşımı ve husumet itirazında bulunarak hisse devrinin geçersiz olduğunu, ortaklar kurulu kararının alınmadığını, pay defterine işlenmediğini, hisse devir bedelinin ödenmediğini, sicile tescil yapılmadığını, borçlardan müvekkillerinin sorumlu tutmaya çalıştığını, davacı ...’in müdürlüğü devam ettiğinden borçlardan sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar cevap dilekçesi sunmamışlardır. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacılar hisselerini Kayseri 8.Noterliğinin 03.08.2012 tarihli, 35123 ve 35124 yevmiye numaralı devir sözleşmesiyle davalılar ...-...'a devrettikleri, anılan hisse devrinin davalı şirketin ortaklar kurulunca 03.08.2012 tarihli ve 1 sayılı kararıyla onaylandığı, aynı tarihte 2 sayılı ortaklar kurulu kararıyla davalı şirkete davalı ortak ...'ın müdür olarak atandığı, ancak anılan hisse devrinin sicile tescil edilmediği, hisse devirlerinin geçerli olduğu, ana sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı, 6102 sayılı TTK’nın 598 maddesi uyarınca davacıların sicile başvuruları sonucu taleplerinin davalı ... Müdürlüğünce reddinin usul ve yasaya uygun olmadığı, husumetin davalı ... ve davalı ... Müdürlüğüne yöneltilmesinin mümkün olduğu, davalı ...’ın ise sadece ortak olması, hisse devirlerini ticaret sicilinden tescili için talep ve başvuru yapmak yönünden herhangi bir yasal görev, yükümlülük ve sorumluluğunun bulunmaması nedeniyle iş bu davada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davalı ..., Dönmez Taah. Plan Proje Müh.Mek.İnş.San.Tic. Ltd. Şti.ve ... hakkında açılan davanın kabulüne, Kayseri Ticaret Sicil Müdürlüğünün 23.03.2018 tarihli ve 2018/7415 sayılı kararının kaldırılarak davacıların davalı şirketteki hisselerinin diğer davalılar ... ve ...'a devrine ilişkin Kayseri 8 Noterliği'nin 03.08.2012 tarihli 35123 ve 35124 yevmiye numaralı Limited Şirket Hisse Devri sözleşmeleri ve şirket ortaklar kurulunun 03.08.2012 tarih ve 1 sayılı işbu hisse devirlerinin onaylanmasına dair karar ile hisseleri devralan ... ve ...'a devrettiklerinin ticaret siciline tesciline, davalı ... hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili, davalı ... ve davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; hisse devir işlemleri ve şirkette ortaklar tarafından alınan kararlar neticesinde davacılara ait hisselerin 03.08.2012 tarihinde davalı ... ve ...'a geçtiği, davacıların bu tarih itibariyle şirketle herhangi bir ilgi ve alakalarının kalmadığı, hukuki tavsifin hakime ait olması nedeniyle dava dilekçesi kapsamı gözönünde bulundurularak, açılan davada davacıların davalı şirketteki hisselerini davalılara 03.08.2012 tarihinde devrettiklerinin tespiti ve devir işleminin 03.08.2012 tarihinden geçerli olmak üzere sicile tescil ve ilanına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, davanın niteliği göz önüne alınarak husumetin Kayseri 8. Noterliğinde hisseyi devreden ortak ile ve hisseyi devralan yeni ortağa karşı yöneltilmesi gerekmekte olup, açılan davada da usule uygun şekilde husumetin, hisseyi devreden davacılar tarafından hisseyi devralan davalı ... ile davalı ...'a yöneltilerek dava açıldığı, ilk derece mahkemesinin davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine yönelik kararının yerinde olmadığı, limited şirket hisse devrinin tespiti ile tescil ve ilanına ilişkin istemli davalarda davalı ... Müdürlüğünün yasal hasım olduğu, mahkeme kararı olmaksızın geçmişe etkili olacak şekilde sicilde tescil ve ilan yapılamayacağı, davanın açılmasına davalı ...’nün sebebiyet vermediğinden yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu olmadığı, hisse devir sonrası şirket müdürü olan davalı ...’ın 6102 sayılı TTK'nın 598. maddesi gereğince şirketteki esas sermaye paylarının geçişlerinin tescil edilmesi için Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvurmayarak eldeki davanın açılmasına sebebiyet verdiği, açılan davadaki yargılama gideri ve vekalet ücretinden davalı şirket ile birlikte davalı ...'ın sorumlu olduğu gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekili ve davalı ... Müdürlüğünün istinaf başvurularının kabulüyle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın kabulüne, davacı ...'in davalı şirkette bulunan 18 payını 03.08.2012 tarihinde davalı ...'a, davacı Hayri Dönmez'in de davalı şirkette bulunan 2 payını 03.08.2012 tarihinde davalı ...'a devrettiklerinin tespitine, devir işleminin 03.08.2012 tarihi itibariyle geçerli olacak şekilde ...'nce ticaret siciline tescil ve ilanına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 29/06/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/362 E., 2022/232 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Poliçelerde hak sahipliğinin ispatı TTK 598 ve 599. maddelerde düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2018/362 E.  ,  2022/232 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan ...'ın İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 E. sayılı takip dosyası ile 15.06.2007 vadeli ve 8.000TL bedelli senede istinaden davacı aleyhine icra takibi başlattığını, diğer davalı ...'in bonoda lehtar olduğunu, müvekkilinin bu kişilere borcu olmadığı gibi senet de düzenleyip vermediğini, takibe konu senet üzerinde keşideci olarak müvekkilinin imzası bulunmadığını, bu konuda davalılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 soruşturma numaralı dosyası ile suç duyurusunda bulunduklarını ve soruşturmanın hâlen devam ettiğini, taraflar arasında icra takibine dayanak herhangi bir alacak-borç ilişkisi de bulunmadığını ileri sürerek, senet üzerindeki imzanın müvekkiline ait olmadığının tespiti ile müvekkilinin yukarıda adı geçen icra dosyasında borçlu olmadığının tespitine, davalılar aleyhine alacağın %40'ından az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının takipte ödeme emrine süresinde itiraz etmediğini, zamanaşımı dolduktan sonra bu davayı açtığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda senetteki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğunun tespit edilip soruşturma sonunda 19.06.2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek davanın reddini savunmuş; davacının kötü niyetli olarak menfi tespit davası açarak alacağın tahsilini geciktirmesi nedeniyle %40’dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına ve menfi tespit davası imza inkârını da içerdiğinden %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. 6. Davalı ... davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı: 7. İstanbul 27. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.12.2012 tarihli ve 2012/281 E., 2012/328 K. sayılı kararı ile; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 numaralı dosyasıyla yapılan soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda bonodaki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davacının senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini hem mahkemede verdiği beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 12.01.2011 tarihli ifadesinde dile getirdiği, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000TL için düzenlendiğinin kabulü gerektiği, bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmadığı, dolayısıyla davacının kendi imzasını taşıyan bonoda yazılı 8.000TL borçtan sorumlu olduğu gerekçesiyle menfi tespit isteminin reddine, davaya konu bononun dava tarihinden yaklaşık sekiz yıl önce düzenlenmiş olması ve bonodaki imzanın davacıya ait olduğunun davadan sonra düzenlenen 04.06.2012 tarihli raporla anlaşılması nedeniyle davacının kötü niyetle dava açtığı kanaatine varılamadığından davalı alacaklı vekilinin İİK’nın 72/5 maddesine dayalı tazminat talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Özel Daire Birinci Bozma Kararı: 8. İstanbul 27. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı ... vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 29.05.2013 tarihli ve 2013/5918 E., 2013/9916 K. sayılı kararı ile; “…Dava, İİK'nın 72. maddesi gereği dava ve takip konusu senetteki keşideci imzasının davacıya ait olmadığı iddiasıyla açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Davalı ... vekili, takip konusu senet üzerindeki imzanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporu ile davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiğini, davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkemece imzasını inkâr eden davacı keşideci yönünden HMK'nın 211. maddesi gereği davacı keşideci yönünden senet tanzim tarihinden öncesine ait imza örneklerinin getirtilerek konusunda uzman bir bilirkişi vasıtasıyla imza incelemesi yapılması gerekirken anılan savcılık soruşturması kapsamında alınan rapora atıfta bulunularak karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli “senedin ön ve arka yüzündeki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, davacı ...'e 8000 TL. para vermediğini, ...'den herhangi bir alacağının bulunmadığını, ayrıca bu senetle ilgili icra dosyasından ödeme emri gönderilmediğini, böyle bir senet düzenlemediğine” dair savcılık beyanı üzerinde durulmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kaldı ki davalı hamil ... yönünden ise senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılmadan yazılı gerekçe ile karar verilmesi da isabetsizdir,…” gerekçesiyle karar davacı yararına bozulmuş, bozma nedenine göre davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı: 10. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince bozma kararına uyularak, 09.09.2015 tarihli ve 2014/530 E., 2015/584 K. sayılı karar ile; “…Davacının imza örnekleri alınarak dosya Adli Tıp kurumuna gönderilmiştir, Adli Tıp Kurumunun düzenlediği 24.02.2015 tarihli raporda özetle: 02.02.2004 tanzim 15.06.2015 ödeme tarihli borçlusu ..., alacaklısı ... olan 8.000.000.000.-TL bedelli senette ... adına atfen atılan imzanın davacı ... Beber'in olduğunun kabulüne karar vererek raporunu sunmuştur. Davalılardan ...'ın İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 esas sayılı takip dosyası ile 15/06/2007 vadeli 8.000,00-TL bedelli senede istinaden davacı aleyhine icra takibi başlattığı anlaşılmaktadır. Diğer davalı ...'in bonoda lehtar görünmekte olduğu. Davacının bu şahıslara borcu olmayıp senet te düzenleyip vermediği. Takibe konu senet üzerinde keşideci olarak davacının imzası olmadığı, davacının davalılara böyle bir borcu bulunmadığı, iddiası ile bu dava açılmıştır. Diğer yandan, Mahkememizde alınan beyanında senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini belirten davacı, hem Mahkememizce alınan beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 12.01.2011 tarihli ifadesinde, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000,00-TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000,00-TL için düzenlendiğinin kabulü gerekir. Bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000,00-TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmamıştır. Adli Tıp Kurumu da dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğunu saptamıştır. Bu durumda davacı kendi imzasını taşıyan bonoda yazılı 8.000,00-Tl borçtan bu nedenle sorumlu olduğundan menfi tespit isteminin reddi gerekir. Tüm bu nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki biçimde hüküm kurulmuştur,…” gerekçesiyle davanın reddine, %20 icra inkâr tazminatı tutarı olan 1.600TL’nin davacıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire İkinci Bozma Kararı: 11. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen ikinci kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 12. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 06.06.2016 tarihli ve 2016/6240 E., 2016/10166 K. sayılı kararı ile; “…Dairemiz bozma kararına uyulduğu halde, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma kararında belirtilen imza incelemesi yaptırıldığı halde, kararda belirtilen diğer hususlar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 13. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.03.2017 tarihli ve 2016/1147 E., 2017/183 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen raporda dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğu belirlendiğinden davacının kendi imzasını taşıyan bonodan sorumlu olduğu ve menfi tespit isteminin reddi gerektiği, imza itirazında bulunan davacının dava dilekçesinde belirttiği sair itirazlarının ise imzanın davacının eli ürünü olduğunun saptanmasından sonra 2012 yılında açılmış menfi tespit davasında hukukun gecikmesine neden olacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece Özel Daire birinci bozma kararına uyulduğu hâlde, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeyerek kararda belirtilen diğer hususlar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılmadan hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Eldeki dava; bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, davacı vekili dava konusu bonodaki imzanın müvekkili eli ürünü olmadığını iddia etmek suretiyle bu davayı açmıştır. 17. Mahkemece yapılan incelemeye göre, İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2010/8338 E. sayılı takip dosyası kapsamından; davalı hamil ... vekili tarafından 03.03.2010 tarihinde, keşidecisi davacı olan 02.02.2004 düzenleme tarihli, 15.06.2007 vade tarihli ve 8.000.000.000TL (Eski TL) bedelli bonoya dayalı olarak, davacı ve bono lehtarı davalı ... aleyhine toplam 13.004,67TL’nin tahsili amacıyla ve kambiyo senetlerine özgü yolla icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin davacıya usulüne uygun olarak tebliği ile davacı yönünden icra takibinin kesinleştiği anlaşılmaktadır. 18. İlk derece mahkemesince; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1821 Sor. numaralı dosyasıyla yapılan soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda bonodaki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğu tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 19. Kararın temyizi üzerine Özel Dairece; mahkemece imzasını inkâr eden davacı keşideci yönünden HMK'nın 211. maddesi gereği senet tanzim tarihinden öncesine ait imza örneklerinin getirtilerek konusunda uzman bir bilirkişi vasıtasıyla imza incelemesi yapılması gerekirken anılan savcılık soruşturması kapsamında alınan rapora atıfta bulunularak karar verilmesinin isabetsiz olduğu, davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli “senedin ön ve arka yüzündeki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, davacı ...'e 8000TL para vermediğini, ...'den herhangi bir alacağının bulunmadığını, ayrıca bu senetle ilgili icra dosyasından ödeme emri gönderilmediğini, böyle bir senet düzenlemediğine” dair savcılık beyanı üzerinde durulmadan karar verilmesinin doğru görülmediği, davalı hamil ... yönünden de senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılmadan karar verildiğinden bahisle ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. 20. İlk derece mahkemesince bozma kararına uyulması üzerine, senette ... adına atfen atılan imzanın davacının eli ürünü olup olmadığının tespiti bakımından Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınarak söz konusu imzanın keşideci davacıya ait olduğunun tespiti üzerine davanın reddine karar verilmiştir. 21. Bu karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece bozma kararına uyulduğu hâlde bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği gerekçesiyle bozulmuştur. 22. Senetteki imzanın kendi imzasına benzediğini, ancak davalılara hiçbir şekilde senet düzenleyip vermediğini iddia eden davacı; hem mahkemedeki beyanında, hem de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında 12.01.2011 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde, bono lehtarı davalı ...’in ev aldığı sırada kendisine 8.000TL para yardımında bulunduğunu belirttiğinden, dava ve takip konusu bononun davacının aldığını kabul ettiği 8.000TL için düzenlendiğinin kabulü gerekir. Ayrıca, davacı tarafça bono lehtarı olan davalı ...’in 8.000TL tutarında parayı davacıya bağışladığını kanıtlayacak hiçbir delil de sunulmadığı gibi, Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporla dava konusu imzanın davacının eli ürünü olduğunu belirlenmiş olduğundan, ilk bozma kararında belirtilen diğer hususlara ilişkin olarak mahkemece bir inceleme yapılmasına gerek yoktur. 23. Zira bu noktada; Özel Dairece bozma kararına uyulduğu hâlde, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediğinden bahsetmek mümkün değildir. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mahkemece davalı lehtarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 11.05.2011 tarihli beyanı bakımından ve davalı hamil ... yönünden senedin bedelsiz olduğunu bilerek iktisap edip etmediği üzerinde değerlendirme yapılması gerektiği gibi, davalı ...’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadenin içeriği incelendiğinde dava konusu bonodaki ciro silsilesinin de kopuk olduğunun anlaşıldığı, böyle olunca direnme kararının belirtilen bu ilâve gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 25. Diğer yandan direnmeye ilişkin gerekçeli kararın 3. sayfasının 5. paragrafında yer alan “Mahkememizce bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir” şeklindeki cümlenin maddi hataya dayalı olarak yazıldığı anlaşıldığından, bu husus ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 26. Hâl böyle olunca, mahkemenin az yukarıda belirtilen maddi ve hukukî olguları gözeterek, benzer gerekçelere dayalı olarak davacı tarafın menfi tespit isteminin reddine ilişkin karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01.03.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez (TTK 557/1). Kıymetli evrakın bu tanımı kıymetli evrakın bir hakkı içermesi gerektiğini gösterdiği kadar hak ile senet arasındaki sıkı bağı da ortaya koymaktadır. Bir senedin kıymetli evrak sayılması için, içinde yer alan hakla sıkı sıkıya bağlanması gerekir. Senette mevcut olan bu hak özel hukuk alanına giren bir haktır. Kıymetli evrak sayesinde bu hakkın menkul mal gibi devri mümkün olmakta ve bu hakka akıcılık kazandırılmaktadır. Kıymetli evrakın devri, senedin kıymetli evraka has biçimde içerdiği hakkı talep etme imkanına sahip olan kimsenin bir akitle değişmesi demektir. Devir anlaşması senette yer alan hakkın sahibi ile üçüncü şahıs arasında yapılır. Devir anlaşmasının konusu her şeyden önce senedin içerdiği haktır. Mülkiyet veya sair bir ayni hak tesisi maksadıyla kıymetli evrakın devri için, “her hâlde” senet üzerindeki zilyetliğin devri şarttır. Mülkiyet hakkı tesis etmeyi amaçlı olarak senet zilyetliğinin devri hâlinde hak sahibi değişir. Senedi devralan da senedin maliki olur ve alacaklı sıfatını kazanır. Bu andan itibaren kıymetli evrak, devralanın mamelekine girmektedir (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, Turhan Kitabevi 2018 sf. 30 ve 31 ). Kıymetli evrakın devri ile senede sıkı sıkıya bağlanmış olan ve özel hukuk alanına giren bir hak da devredilmiş olmaktadır. TTK'nın 690. maddesinin göndermesiyle bonolar hakkında da uygulaması gereken aynı kanunun 593. maddesi gereğince kambiyo senedi niteliğinde olan bonodaki hakkın devri ancak ciro ve teslim yoluyla mümkündür. Ayrıca TTK'nın 595/2. maddesi gereğince lehine ciro yapılan kimsenin ciroda gösterilmesine lüzum olmadığı gibi ciro, cirantanın sadece imzasından ibaret de olabilir. Açıklanan şekildeki ciroya "beyaz ciro" denilir. Ciroda lehine ciro yapılanın belirtilmesi hâlinde ise bu ciroya "tam ciro" denir ve bu durumda bononun devri için lehine ciro yapılanın cirosu gerekir. Her iki cironun da geçerli olması için senedin üzerinde veya senede bağlı alonj üzerinde ciranta tarafından imza edilmesi gerekir. Poliçelerde hak sahipliğinin ispatı TTK 598 ve 599. maddelerde düzenlenmiştir. Bu hükümler TTK 690. madde yollamasıyla emre muharrer senet olan bonolar hakkında da uygulanır. Bir poliçeyi elinde bulunduran kimse, son ciro beyaz ciro olsa dahi kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde salahiyetli hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro takip ederse son ciroyu imzalayan kimse, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır (TTK 598/1). Yollama yapılan bu hükmün sonucu olarak emre muharrer senet olan bononun yasal (meşru) hamili olmak için senedi elinde bulunduran kimsenin hakkı, son ciro beyaz ciro olsa dahi senetteki ciroların müteselsil ve birbirine bağlı olmaları zorunludur. Daha açık bir deyimle ciro dizisinin herhangi bir kesintiye uğramamış olması gerekmektedir. Kıymetli evraka sahip olan kimse kural olarak o senedin içerdiği hakkın da sahibidir. Bu durum senedi elinde bulunduran kimselerin, o senette yazılı olan hakkın sahibi oldukları hususunda bir görünüm yaratır. Bu dış görünüme bakılarak senedi elinde bulunduranların hakkın sahibi olduğu kabul edilir. Ciro silsilesi muntazam ise kural olarak bonoyu elinde bulunduran görünüm olarak hakkın sahibi diğer bir ifadeyle yetkili hamil sayılır ise de bu mutlak bir hak sahipliği olmayıp aksini mümkün kılan hükümler de bulunmaktadır. Bu hükümler; poliçe herhangi bir surette hamilin elinden çıkmış bulunursa birinci fıkrada yazılı hükümlere göre hakkı anlaşılan yeni hamil, ancak poliçeyi kötü niyetle iktisabetmiş olduğu veya iktisabında ağır bir kusur bulunduğu takdirde o poliçeyi geri vermekle mükellef olduğu (TTK 598/2), poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan def'îleri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez ise de hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş ise bu def'îleri ileri sürebileceği (TTK 599/1) düzenlemeleri olup TTK 690. madde yollamasıyla bonolar hakkında da uygulanmaktadır. Bu hükümlerin sonucu olarak, düzgün bir ciro zinciri ile bonoyu elinde bulunduran hamil bono kapsamıyla ciro silsilesinin düzgünlüğünü ispatlamış durumda olup bunun aksinin borçlu tarafından takdiri delillerle ispatı mümkün değil ise de başkaca kesin delillerle ispatı mümkündür. Yine düzgün bir ciro zinciri ile bonoyu elinde bulunduran hamilin iyi niyetli olduğunu ispat etme yükümlülüğü bulunmamakta ise de ispat yükü üzerinde olan borçlu, hamilin bile bile borçlu zararına hareket ederek bonoyu iktisap ettiğini diğer bir ifadeyle iyi niyetli hamil olmadığını takdiri veya kesin delillerle ispatlaması mümkündür. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ve bonodan dolayı lehtara bir borcu olmadığını belirtmiş ancak yapılan imza incelemesinde keşideci imzasının davacıya ait olduğu anlaşılmış ise de bonoda ciro imzası bulunan ... bu bonodan dolayı davacıdan herhangi bir alacağı bulunmadığını, senette hamil görünen Erkan ile aralarında herhangi bir hukukî ilişki bulunmadığını, kendisine ciro yoluyla senet vermediğini hazırlık ifadesinde belirtmektedir. Lehtarın bu beyanına rağmen ciro imzasının Avadis Kalander’e ait olduğu 2011/1821 soruşturma sayılı hazırlık evrakında alınan bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Aynı hazırlık evrakında davalı ...’ın da beyanı alınmış ve Cumhuriyet Savcılığında şüpheli sıfatı ile verdiği bu ifadesinde senedi Celal Narin’den aldığını, kendisine 9.500TL borç verdiğini ve ödenmeyen 8.000TL alacağı için bu senedin Celal Narinin talimatı ile kendisine muhasebe çalışanı Şennur isimli bayan tarafından lehtarın ciro imzası mevcut olduğu hâlde teslim edildiğini açıklamıştır. Nitekim davalının savcılıkta verdiği bu ifade doğrultusunda Celal Narin ve Şennur Koyuncu yönünden de imza incelemesi kapsamında rapor alınmıştır. Bonodaki borçlu imzasının davacıya, bonodaki lehtar ciro imzasının davalı ...’e ait olduğu anlaşılmış ve bonodaki ciro silsilesine göre davalı ... yetkili hamil görünmekte ise de davalı sözü edilen hazırlık evrakında bonoyu ciro imzası bulunan ve aralarında hukukî bir ilişki bulunmayan Avadis’den almayıp 8.000TL alacağı bulunan Celal'den aldığını açıkça kabul etmiştir. Bu beyan davalılardan Avadis’in hazırlık evrakındaki savcılık ifadesi ile de uyumludur. Davalı ...’ın senedi aldığını belirttiği Celal’in senette ciro imzası bulunmamaktadır. Davalıların savcılıktaki bu beyanları ile ciro silsilesinde bozukluk olduğu, davalı ...’in ciro imzası ile senet zilyetliğini davalı ...’a devretmiş olmadığı, yetkili hamil olmaksızın senedi ele geçiren Celal’in senede sıkı sıkıya bağlı hakkın sahibi olmaksızın bu senedi ele geçirip ciro imzası da olmaksızın davalı ...’a teslim ettiği ispatlanmıştır. Erkan bu bonoyu senette yetkili hamil olmayan kişiden almakla bile bile borçlu zararına hareket ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle davalı ...’ın bu bono nedeniyle davalıdan alacak talep etmeye hakkı olmadığı ispatlanmış olup belirttiğimiz bu nedenlerle ilaveli bozma kararı verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
11. Hukuk Dairesi, 2016/11993 E., 2018/3579 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; 6102 sayılı TTK'nin 598/2. maddesi gereğince, şirket müdürü tarafından tescil yaptırılmaması halinde ayrılan ortağın adının silinmesi için ticaret siciline başvurabileceği, Yasa'nın bu hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı olmadığı, hukuki yarar olmasını
11. Hukuk Dairesi         2016/11993 E.  ,  2018/3579 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/04/2016 tarih ve 2014/682-2016/473 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketteki hissesini davalı ...'e noter senedi ile devir ve temlik etmesine rağmen şirket tarafından devir sözleşmesinin ticaret siciline tescil edilmemiş olduğunu, müvekkilinin mağdur olduğunu ileri sürerek davalı ...'e yapılan hisse devrinin tespiti ile devrin ticaret siciline tescil ve ilanına karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin hisseyi noter senedi ile Mustafa Dal'a devrettiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı şirket vekili, davacıdan hisse devrini aldıktan sonra şirketin birikmiş borçlarından dolayı ilan ve tescilin yapılamadığını, şirket borçlarının ödenmesinin akabinde ilan ve tescil işlemini yapabilmelerinin mümkün olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; 6102 sayılı TTK'nin 598/2. maddesi gereğince, şirket müdürü tarafından tescil yaptırılmaması halinde ayrılan ortağın adının silinmesi için ticaret siciline başvurabileceği, Yasa'nın bu hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı olmadığı, hukuki yarar olmasının dava şartı olduğu, dava şartının bulunmaması gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve idari işlem niteliğinde olan ticaret siciline tescil işlemi için mahkemece hüküm kurulamayacak olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2. Dava, limited şirkette hisse devrinin tespiti, sicile tescili ve ilanı istemlerine ilişkindir. Devir tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nin 520. maddesi uyarınca; limited şirketlerde hisse devrinin gerçekleşmesi için ilk olarak, hisse devir sözleşmesinin yazılı olması ve imzaların Noter tarafından tasdik edilmesi, ikinci olarak, devir işleminin Ortaklar Kurulu kararıyla kabul edilmesi ve son olarak pay defterine işlenmesi gerekir. Somut olayda bu üç işlem de gerçekleştiğine göre, davacının hisse devrinin tespiti talebi yönünden, hukuki yararın var olduğu gözetilerek tespite karar verilmesi gerekirken bu talep bakımından da davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 15/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2014/806 E., 2016/298 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
174 vd- s.286; Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, s.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, c.II , 3. Baskı, Ankara 1990 s.1611 vd.). 6102 sayılı TTK’nun 686/1. (eTTK 598) maddesi ;
Hukuk Genel Kurulu         2014/806 E.  ,  2016/298 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.02.2013 gün ve 2012/58 E., 2013/61 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 06.06.2013 gün ve 2013/6410 E., 2013/10504 K. sayılı kararı ile; (...Davacı vekili, davalı tarafça icra takibine konu 27.01.2012 keşide tarihli 9.387,72 TL bedelli çekin müvekkilince dava dışı ...’a ticari ilişki nedeniyle verildiğini, bu çekin kaybolduğu iddiası ile açılan dava nedeniyle çek bedelinin ...’a ödendiğini, çekteki dava dışı ...’ın cirosunun sahte olduğunu belirterek müvekkilinin bu çekten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin iyi niyetli ve yetkili hamil olduğunu, çek aslının herhangi bir şerh olmaksızın müvekkiline teslim edildiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, cevap ve toplanan deliller doğrultusunda davaya konu çekin arka yüzünde yer alan ...’ın cirosunun sahte olduğu, bu durumun davalı tarafça da kabul edildiği, bu nedenle davalının ancak kendisinden sonraki cirantalara başvurabileceği, ciro silsilesinde kopukluk olduğu ve davacının çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, çekteki ciro imzasının sahte olduğu iddiası ile açılan menfi tespit davasıdır. Davacı davaya konu çekin lehdarı olan ...'ın çekin arkasındaki cirosunun sahte olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda dava dışı ...'ın davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulması mümkün olmasa bile TTK'nun 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı şirketin davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması usul ve yasaya uygun değildir. Mahkemece bu husus gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, takibe konu çekteki ilk cironun lehdara ait olmaması nedeniyle davacı keşideci tarafından açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Yerel mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuştur. Yerel mahkemece önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyize getirmiştir. Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; davaya ve takibe konu çekteki lehtar imzasının sahte olması halinde ciro yolu ile hamil davalının yetkili hamil olup olmadığı buradan varılacak sonuca göre keşideci davacının hamile karşı sorumluluktan kurtulup kurtulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, Bursa 3. İcra Müdürlüğü’nün 2012/905 sayılı dosyasında; alacaklı ... vekili tarafından 02.02.2012 tarihinde borçlular (1-... Ecza Deposu San. ve Tic.Ltd.Şti., 2-..., 3-İbrahim Ceyhan, 4-...) hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü icra takibinde; 9.378,72TL asıl alacağın, 24,66 işlemiş avans faizi, 468,94 TL çek tazminatı, 28,14 TL %0.3 komisyon ile 9.900,46 toplam alacağın tahsili istenilmiştir. Borcun sebebi olarak “27.01.2012 tarihli 9.378,72 TL bedelli çek” gösterilmiştir. Takibe ve eldeki davaya konu yapılan çek keşidecisi davacı ... Ecza Deposu San. ve Tic.Ltd.Şti.; lehtarı dava dışı ..., senedin sırasıyla ilk cirantası lehtar, ondan sonraki cirantaları sırasıyla İbrahim Ceyhan, ... ile çekin hamili davalı ...'dür. Dava dışı lehtar ... aleyhine girişilen icra takibi üzerine Bursa 1.İcra (Hukuk) Mahkemesinin 26.06.2012 tarih E: 2012/61, K: 2012/296 sayılı dosyasında çekteki lehtar ... imzasının sahte olduğu ve bu nedenle imzaya itirazın kabulü ile ... yönünden takibin iptaline karar verilmiştir. Öte yandan, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (6102 TTK' nın 778, eTTK. 690, 730). 6102 sayılı TTK'nın 818. (eTTK.nun 730) maddesi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken aynı yasanın 677. (eTTK.nun589) maddesi uyarınca ''bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez''. İmzaların bağımsızlığı (istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar. Geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “imzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hali, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, 6102 sayılı TTK'nun 677 (eTTK 589) maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Çekteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Çekin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir. (Reha Poroy/ Ünal Tekinalp; Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, s. 141-142; Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2.Bası, Ankara 1997, s. 414 vd; Hüseyin Ülgen / Mehmet Helvacı / Abuzer Kendigelen/ Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, s. 126 vd; Naci Kınacıoğlu; Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, s. 122 vd; Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu, Kıymetli Evrak ve Taşıma, Ankara 1988, s. 174 vd- s.286; Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, s.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, c.II , 3. Baskı, Ankara 1990 s.1611 vd.). 6102 sayılı TTK’nun 686/1. (eTTK 598) maddesi ; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır”. hükmünü içermektedir. Sahte imza bir başkasının imzasının taklit edilmesi hali olup, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı mülga TTK'nın 589. maddesi hükmü gereğince; ticari senetteki geçersiz imza zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s.295; Doğanay s.1646-1647; Murat Alışkan; Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998, s. 255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998, s. 363). Yine 6102 sayılı TTK’nun Kanunun 710/3. (e.622/3) maddesi uyarınca; “Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kişi borcundan kurtulur. Ödeyen kişi, cirolar arasında düzenli bir teselsülün bulunup bulunmadığını incelemekle yükümlü ise de, cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir”. Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; dava konusu çekte davacı keşideci durumunda olup, davalı senede ciro yoluyla hamil olmuştur. Görünüşe göre ilk ciro, çekin lehtarı durumundaki ... imzası ile yapılmıştır. Davacı keşideci, kendi imzasını inkar etmemektedir. Çek metnine göre ciro silsilesinde şeklen bir kopukluk bulunmamaktadır. Mahkemece, davalılardan lehtar ...'ın yerine sahte imza atılarak senedin tedavüle sokulduğunun Bursa 1. İcra (Hukuk)Mahkemesi tarafından alınan raporla belirlendiği kabul edilmişse de yukarıda açıklanan imzaların istiklali ilkesi karşısında bu durum davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmaz. Yerel mahkemenin, icra (hukuk) mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda dava ve takip konusu çekte bulunan lehtara atfen atılı bulunan imzanın dava dışı lehtarın eli ürünü olmadığı tespit edilerek takibin iptaline karar verildiği, davalı vekilinin 21.02.2013 günlü oturumda imzanın lehtara ait olmadığı yönündeki tespite bir diyeceği olmadığı şeklindeki beyanı ve yeniden inceleme talebi bulunmaması nedeniyle imzanın sahteliğinin herkese karşı ileri sürülebileceği, imzanın sahte olmasının ciro silsilesini bozduğu, davalının ancak kendisinden önceki cirantalara başvurabileceği davacı keşidecinin çek bedelini lehtara ödediği, ciro silsilesindeki kopukluk nedeniyle davacının borçlu olduğunun kabul edilemeyeceği yolundaki gerekçesi de kambiyo hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. Her ne kadar davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığını iddia etmiş, buna ilişkin ödeme belgesi sunmuş ise de keşideci ile lehtar arasındaki şahsi def’ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin senedi iktisabında kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir. Aksi takdirde keşideci ile lehtar arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan şahsi def’iler müracaatta bulunan iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemez (6102 sayılı TTK. m. 687). Somut olayda, hamil ...’ün çeki iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğu kanıtlanamamıştır. O halde davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığına ilişkin şahsi def’iyi davalıya karşı ileri süremez. Bu durumda takibe ve eldeki davaya konu dosya kapsamından, taraflar arasındaki maddi ve hukuki olguların gerçekleşme biçimi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; çek lehtarının ilk cirosunun sahte oluşu, ondan sonraki İbrahim Ceyhan ve ... adındaki davalı cirantaların bulunması, bedelinin lehtara ödendiği sabit olan çekin, davalı hamil tarafından lehtarın ilk cirosunun sahte olduğunu bilmesinin beklenemeyeceği dolayısıyla, davalı hamil ...'ün çeki iyiniyetle iktisap ettiğinin kabulü ile çekte lehtar imzasının sahteliği ve bedelinin lehtara ödendiğine ilişkin şahsi def'iyi davacı keşidecinin, çek hamili davalıya karşı ileri sürerek, borçtan kurtulamayacağının kabulü gerekir. Mahkemece, belirtilen bu yönler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Hukuk Genel Kurulunca da yukarıda açıklanan ilave nedenlerle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, menfi tespit davasının kabulüne yönelik önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun gerekir. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 09.03.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.