6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 614

Türk Ticaret Kanunu 614. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 614- (1) Her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir. (2) Ortağın, elde ettiği bilgileri şirketin zararına olacak şekilde kullanması tehlikesi varsa, müdürler, bilgi alınmasını ve incelemeyi gerekli ölçüde engelleyebilir; bu konuda ortağın başvurusu üzerine genel kurul karar verir. (3) Genel kurul, bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellerse, ortağın istemi üzerine mahkeme bu hususta karar verir. Mahkeme kararı kesindir. I) Özkaynakların yerini tutan ödünçler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

37 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2013/16607 E., 2014/13018 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
i duyumları arasındaki çelişkili durumun doğrusunu öğrenmek ve aynı zamanda gündem konusu sermaye artışının gerçekten gerekli olup olmadığını, sağlıklı olarak değerlendirebilmek maksadıyla toplantı öncesi şirket yönetim kuruluna başvurarak TTK 614 maddesi kapsamında bazı bilgi ve belgelerin kendilerine verilmesini talep ettiklerini, ancak davalı şirketin bu taleplerin kötüniyetli olduğunu beyan ed
11. Hukuk Dairesi         2013/16607 E.  ,  2014/13018 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Kırıkhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/04/2013 tarih ve 2012/706-2013/301 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkillerinin şirket yönetiminin ortaklara kar dağıtılmamasına gerekçe gösterdiği hastanenin mali zorluk içinde olduğu beyanları ile hastanede çalışan bir kısım ortak ve yöneticilere yüksek ücret ödendiği duyumları arasındaki çelişkili durumun doğrusunu öğrenmek ve aynı zamanda gündem konusu sermaye artışının gerçekten gerekli olup olmadığını, sağlıklı olarak değerlendirebilmek maksadıyla toplantı öncesi şirket yönetim kuruluna başvurarak TTK 614 maddesi kapsamında bazı bilgi ve belgelerin kendilerine verilmesini talep ettiklerini, ancak davalı şirketin bu taleplerin kötüniyetli olduğunu beyan edip sözkonusu talepleri 20/10/2012 tarihinde yapılacak olan toplantıda genel kurulun onayına sunacağını bildirdiğini, 20/10/2012 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığını, ... başkanlığının müvekkillerinin belirtilen taleplerinin gündem dışı olduğu gerekçesi ile genel kurula sunulmadığını, ısrarlara rağmen bakanlık komiserlerinin duruma müdahil olmadığını, ayrıca şirket sermayesinin arttırılması kararının toplantıya katılan 746 hisseden 188 hissenin ret oyuna karşılık 558 oyla alındığını, bu kararın yasal dayanaktan yasal dayanaktan yoksun olduğunu, TTK 513 maddesi uyarınca sermayenin 3/2 sini temsil eden ortakların kararı ile değiştirileceğini, bu hususun şirket ana sözleşmesinin 14.maddesinde belirtildiğini ileri sürerek, davalı şirketin 20/10/2012 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali ile müvekkillerin istediği bilgi ve belgelerin taraflarına verilmesini, görevli SMMM 'ler tarafından başlatılan inceleme işlemine devam edilmesini, Değer Tespit Komisyonu çalışmalarının devamına ve hisse başı 21.000 TL sermaye arttırma kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacıların bilgi alma ve inceleme taleplerinin davalı hastane yönetimi tarafından 16/10/2012 tarihli dilekçe ile 20/10/2012 tarihinde yapılacak genel kurulda görüşüleceğinin belirtildiği, 20/10/2012 tarihinde yapılmış olan olağanüstü genel kurul toplantısında bu konunun gündeme alınmadığı, sermaye arttırımı kararının 746 hissedarın 558 kabul oyu ile alındığı, ancak bu sayının TTK 513.maddesinde belirtilen şirket sermayesinin 3/2 çoğunluğunu sağlamadığı, genel kurul toplantı tutanağında genel kurul kararlarına itiraz edenin olmadığı yazılmışsa da davacıların tutanağın altında imzalarının olmadığı, genel kurul toplantısından 10 gün sonra davanın açıldığı hususları dikkate alındığında olağanüstü genel kurul toplantısına itirazlarının olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı şirketin 20/10/2012 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların ve hisse başı 21.000 TL sermaye arttırılması kararının iptaline, TTK 614 ve 434 maddeleri uyarınca davacıların istedikleri bilgi ve belgelerin taraflarına verilmesine, görevli SMMM'ler tarafından başlatılan inceleme işlemine devam edilmesine, Değer Tespit Komisyonu çalışmalarının devamına karar verilmiştir. Mahkemenin 21/05/2013 tarihli tavzih kararı ile, hükmün 2. bendi yönünden kararın kesin olduğu, diğer hüküm kısmına yasa yolu açık olduğuna karar verilmiştir. Kararı, davalı şirket vekili temyiz etmiştir. 1-Mahkemenin 21/05/2013 tarihli tavzih kararı, usul ve yasaya uygun olduğundan davalı vekilinin bu karara yönelik temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalı tarafça, TTK'nın 614. maddesi kapsamında bilgi alma ve inceleme isteminin kabulüne ilişkin 18/04/2013 tarihli karar temyiz edilmiş ise de, TTK'nın 614/3. maddesi uyarınca mahkemece bu yönde verilen karar kesindir. HUMK'nın 432/4. maddesine göre, temyizi kabil olmayan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemesince bir karar verilebileceği gibi, 01/06/1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay'da bu konuda karar verebileceğinden, davalı vekilinin 18/04/2013 tarihli asıl kararın bu kısma ilişkin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. 3- Davalı vekilinin, 20/10/2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermayenin artırımına ilişkin kararın iptaline yönelik kararı temyizine gelince; mahkemece, genel kurul toplantı tutanağında itirazın olmadığı yazılı ise de bu tutanakta davacıların imzalarının bulunmadığı, genel kurul toplantısından 10 gün sonra davanın açıldığı hususları dikkate alındığında olağan üstü genel kurul toplantısına itirazın olduğu gerekçesi ile genel kurul kararına yönelik itirazın bulunduğunun kabulü doğru değil ise de, sermaye artırım kararına ilişkin nisabın oluşmadığı, kanunda veya ana sözleşmede belirtilen karar nisaplarıyla alınmamış olan kararların "yoklukla malül" olduğu, bu nitelikteki kararlara yönelik açılacak hükümsüzlüğün tespiti davalarında, ayrıca itiraza gerek bulunmadığı göz önüne alındığında kararın sonuç itibariyle doğru olduğunun anlaşılmasına göre, sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK'nın 438/son maddesi uyarınca onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin tavzih kararına yönelik temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin davacının bilgi alma ve inceleme isteminin kabulüne ilişkin karara yönelik temyiz isteminin reddine,(3) nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün yukarıda gösterilen gerekçeyle ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 10/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2024/883 E., 2024/9158 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 614 üncü maddesine göre her ortağa bilgi isteme ve bazı konularda inceleme yapma hakkının tanındığını, söz konusu hakkının engellendiğini düşünen ortakların genel kurula başvurma taleplerinin genel kurulda görüşülmemesi veya reddedilmesi halinde mahkemeye ba
11. Hukuk Dairesi         2024/883 E.  ,  2024/9158 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/384 Esas, 2023/1471 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/101 E., 2020/318 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 2008 yılından bu yana iki ortaklı davalı limited şirketin müvekkilinin %36 pay oranında ortağı olduğunu, şirketin her iki ortağının da davalı şirketi münferiden temsile yetkili olduklarını, 2015 yılından itibaren müvekkilinin şirketle ilişkisinin fiili olarak kesildiğini, şirketin işlerinin diğer müdür, dava dışı ... tarafından yürütüldüğünü, kendisine şirket işleri hakkında bilgi verilmediğini, adı geçen ortağın şirketi kötü yönetip içini boşalttığını, gayrimenkullerini ve araçlarını da sattığını, tüm bu işlemlerden müvekkilini haberdar etmediğini, 2013 yılından beri şirketin genel kurul toplantılarının yapılmadığını, ayrıca şirketin durumunun kötü olması nedeniyle aleyhinde icra takipleri de başlatıldığını, yine müdür ...'in müvekkilinin bilgisi ve onayı olmadan dava dışı ... Elektromekanik Sanayi ve Diş Ticaret A.Ş.'yi kurduğunu ve ortak şirketin kaynaklarını kullanarak bu yeni şirketi lehine ... OSB'den arsa tahsisi yaptığını ve arsa üzerine fabrika binası inşa edildiğini, ayrıca şirkete ait taşınmazlardan bir tanesini de ... Elektromekanik Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş.'ye sattığını, söz konusu taşınmazların satış nedeni ve de şirkete ne kadar gelir kazandırdığını bilmediğini, diğer müdür ...'e Ankara 25. Noterliği'nden ihtarname çektiğini ve kendisine şirket hakkında bilgi verilmesini talep ettiğini, ancak söz konusu ihtarnameye cevap verilmediğini ileri sürerek ayrılma akçesi isteme hakkının saklı tutularak müvekkilinin kayıt üzerinde kalan Enerden Ltd Şti'deki ortaklığının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 638 inci maddesine göre haklı nedenlere dayalı olarak sona erdirilmesini, yani müvekkilinin ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 614 üncü maddesine göre her ortağa bilgi isteme ve bazı konularda inceleme yapma hakkının tanındığını, söz konusu hakkının engellendiğini düşünen ortakların genel kurula başvurma taleplerinin genel kurulda görüşülmemesi veya reddedilmesi halinde mahkemeye başvurma haklarının olduğunu, genel kurul toplantılarının fiilen yapılmasının zorunlu olmadığını, ortaklardan birinin gündem konusunda yapacağı öneriye diğer tüm ortakların yazılı onay vermesi suretiyle de karar alınabileceğini, davacının yönetimde söz sahibi olmasına rağmen şirkete hiç uğramadığını, şirket işlerini takip etmediğini, üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmeyerek haklarını zamanında kullanmadığını, davacının kendi kusurundan faydalanarak şirketten çıkmayı talep edemeyeceğini, şirketin mevcut durumundan davacının da sorumlu olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, davacının ortağı ve münferiden temsil yetkisine sahip olduğu şirketin diğer müdürünün tüm işlemleri yürüttüğünü ve kendisine bilgi vermediğini, şirketin mal varlığını kurduğu ......AŞ ye aktardığını, şirketin kötü yönetildiğini, içinin boşaltıldığını ve borçlandırıldığını belirterek 6102 sayılı Kanun'un 638 nci maddesi kapsamında haklı nedenlerle ortaklıktan çıkmak istemekte ise de; kendisinin de şirketi münferiden temsile yetkili kişi olması nedeniyle gerekli bilgileri elde edebileceği gibi diğer temsilci tarafından engellenmesi halinde de 6102 sayılı Kanun’un 614.ve 644/1.(c) maddelerinde belirlenen yetkilerini ve haklarını kullanabileceği, yine diğer temsilcinin görevini kötüye kullandığı durumda adı geçenin bu görevinden azlini mahkemeden isteyebileceği, eş anlatımla diğer yasal haklarını kullanmak yerine bu haklarını kullanıp kendisine düşen sorumluluğu yerine getirmeden bu aşamada haklı nedenlerin oluştuğu iddiasıyla ortaklıktan çıkma isteminde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, ticaret sicili kayıtlarına göre davacının %36, dava dışı diğer ortak ...'in %64 ortağı bulunduğu davalı iki ortaklı limited şirketi davacı ve davalının 28.03.2013 tarihli ve 2013/001 sayılı ortaklar kurulu kararına göre 15 yıl süreyle münferiden temsil yetkili oldukları, sermayenin yanında şahsi ilişkilerinde önem arz ettiği limited şirketlerde haklı nedenin oluşabilmesi için bu şahsi ilişki nedeni ile şirket ortakları arasında huzursuzluğun bulunması ve bu durumun çekilemez hale gelmesi gerektiği, hukuki çare üretilebilecek hususların haklı sebeple şirketten çıkma sebebi teşkil etmeyeceği, somut olayda davacının davadan önce davalı şirketin faaliyetleri hakkında bilgi verilmesi için diğer müdür ...'e Ankara 25. Noterliği'nden ihtarname keşide ederek kendisine şirket hakkında bilgi verilmesini talep ettiği, 6102 sayılı Kanun'un 614 üncü maddesi gereğince müdürün şirket işleri ve hesapları hakkında bilgi vermemesi halinde ortağın şirket genel kuruluna başvurması, genel kurulun karar vermemesi halinde de mahkemeden karar alması gerektiği, davacının bilgi almak için genel kurula ya da mahkemeye başvurduğu yönünde bir iddiada bulunmadığı, sadece davadan önce diğer müdür ...'e ihtarname keşide ettiği, ortağın bilgi almak için her seferinde genel kurula ve mahkemeye başvurmak zorunda kalması halinde bu durumun şirketten çıkma talebi için haklı sebep oluşturabilecekse de eldeki davada bu yönde bir iddia da bulunulmadığı, kaldı ki davacının davalı şirketin sadece ortağı olmayıp aynı zamanda şirketi münferiden temsile yetkili müdürü de olduğu, şirketin idaresinde kendi yükümlüğünü yerine getirmediğinden şirketin işlemleri ve faaliyetleri hakkında bilgi alamadığı kanaatine varıldığı, davalı şirketin müdürü olan davacının şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi alma ve inceleme hakkını özel olarak düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 644/1.(c) bendinde yapılan atıfla aynı Kanun'un 392. maddesine göre davacı şirket müdürünün şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebileceği, soru sorabileceği ve inceleme yapabileceği, aynı maddede devamla bir üyenin istediği, herhangi bir defter, defter kaydı, sözleşme, yazışma veya belgenin yönetim kuruluna getirilmesi, kurulca ve üyeler tarafından incelenmesi ve tartışılması ya da herhangi bir konu ile ilgili yöneticiden veya çalışandan bilgi almasının reddedilemeyeceği, reddedilmişse dördüncü fıkra hükümlerinin uygulanacağı; dördüncü fıkra hükmünde ise başkan bir üyenin, üçüncü fıkrada öngörülen bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma istemini reddederse, konunun iki gün içinde yönetim kuruluna getirileceğinin, kurulun toplanmaması veya bu istemi reddetmesi halinde üyenin, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabileceğinin düzenlendiği; ne var ki somut olayda davacının, bilgi almak ve inceleme yapmak istediği konuyu davalı şirketin önce ortaklar kuruluna getirip reddi halinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurma yolunu izlemediği, şu halde kanundan doğan bu hakkını kullanmayan davacının bu yöndeki istinaf sebebinin yersiz olduğu; yine davacı 2013 yılından beri davalı şirketin genel kurul toplantısının yapılmadığını ileri sürmüşse de, davalı şirketin aynı zamanda yetkili müdürü olan davacının, 2013 yılından beri yapılmadığı iddia olunan davalı şirketin olağan genel kurul toplantısının yapılması için herhangi bir girişimde bulunduğunu iddia ve ispat etmediği, kaldı ki dosyadaki genel kurul toplantı ve müzakere defteri örneğine göre davalı şirketin 2012 ila 2017 yılları arasındaki olağan genel kurul toplantısının yargılama sırasında 20.05.2018 tarihinde yapıldığı, davacı ortağın bu toplantıya katılmadığı, bu durumda davalı şirketin salt genel kurul toplantısını uzun süre yapmamış olmasının davacının ortaklıktan çıkması için haklı çıkma sebebi olarak görülmediği; öte yandan davacı, davalı şirketin kötü idare edildiğini, şirket aleyhine çok sayıda icra takibinin yapıldığını, dolayısıyla mali durumunun kötü olduğunu, şirket taşınmazlarının diğer müdür ...'in ortağı ve yetkilisi olduğu .....A.Ş.'ye satıldığını da iddia etmişse de, davalı şirketin mali durumunun kötü olması ve şirketin iyi yönetilmemesi vakıalarına karşı Kanun'da hukuki çareler öngörülmüş olmakla bu yollara başvurulmadan dile getirilen şirketten çıkma talebi için dayanılan hususların haklı sebep olarak değerlendirilemeyeceği, o halde davacı ortağın şirketi kötü idare ettiğini iddia ettiği diğer müdür hakkında şirket müdürlüğünden azil veya taşınmazın satışının iptali ile davalı şirket adına tapuda kayıt ve tescili için dava açmak gibi hukuki çarelere başvurmak yerine bu şekilde açmış olduğu şirket ortaklığından çıkma davasında ileri sürdüğü, söz konusu maddi vakıaların haklı neden olarak kabul edilemeyeceği, sonuç olarak mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacının ortağı olduğu davalı limited şirketteki ortaklığından haklı nedene dayalı olarak çıkma isteminin yerinde olup olmadığı noktasındadır. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 638 nci maddesi. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2010/7369 E., 2011/2344 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
val veren durumunda olduğu, senet keşidecisi dava dışı Nevzal Eralp’in senedin tanzim tarihi itibarıyla vesayet altında bulunduğu, temyiz kudretine sahip olmadığı, hukuki muamele ehliyetinin bulunmadığı, senedin bu nedenle geçersiz olduğu, TTK’nun 614/1 maddesi gereğince aval verenin, lehine taahhüt altına girdiği kişi gibi sorumlu olduğundan aval veren davacı yönünden de senedin geçerli olmadığı
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2010/7369 E.  ,  2011/2344 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi Tarih : 08.07.2009 Nosu : 229-336 Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, 15.02.2008 vade tarihli, 20.000,00 YTL bedelli senette dava dışı ...’ın asıl borçlu, müvekkilinin kefil, davalının ise alacaklı olarak gözüktüğünü, asıl borçlu dava dışı ... hakkında mahkemece verilmiş kısıtlılık kararı bulunduğunu, anılan dava dışı asıl borçlunun borçlanma ehliyeti olmadığından müvekkilinin de sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek müvekkilinin senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının kefil sıfatı ile senedi imzaladığı aval veren durumunda olduğu, senet keşidecisi dava dışı Nevzal Eralp’in senedin tanzim tarihi itibarıyla vesayet altında bulunduğu, temyiz kudretine sahip olmadığı, hukuki muamele ehliyetinin bulunmadığı, senedin bu nedenle geçersiz olduğu, TTK’nun 614/1 maddesi gereğince aval verenin, lehine taahhüt altına girdiği kişi gibi sorumlu olduğundan aval veren davacı yönünden de senedin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davaya konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. Muhatap veya keşidecinin imzaları müstesna olmak üzere kambiyo senedinin önyüzüne konan her imza TTK’nun m. 690/3 yollaması ile TTK’nun m. 613/3. hükmünce bonolarda da aval şerhi sayılacağından, dava konusu bononun önyüzündeki dava dışı borçlu ... imzası dışındaki davacıya ait TTK’nun 613/son hükmünce keşideci(dava dışı borçlu) için verilmiş ve şekil bakımından asıl borca bağlı olmakla birlikte TTK’nun m. 689 anlamında tamamen müstakil bir kambiyo taahhüdü olan aval niteliğindedir. Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet fer’i nitelikte olmasına rağmen , aval bağımsız ve asli bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini def’i veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel def’ilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde aval şerhinin mutlaka poliçe, bono veya alonj üzerine yazılı olması gerekir. Bono üzerine ” kefil” ibaresi konsa dahi bu aval olarak nitelendirilir ve aval veren bononun diğer borçlusu ile müteselsil olarak sorumlu olur (TTK. 614). TTK’nun 636. Maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esas olduğundan bu tür senetlerde imzası olan herkes hamile karşı müteselsilen sorumludur. Aval veren kimsenin temin ettiği borç, kambiyo senedi ile borçlanma ehliyeti bulunmayan bir kimse lehine, uydurma bir kimse lehine ya da imzası tahrif edilmiş veya imzası kendisini ilzam etmeyen bir kimse lehine verilmiş avallerde olduğu gibi şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa dahi, aval verenin taahhüdü, kambiyo taahhütlerindeki imzaların istiklaline ilişkin TTK’nun m. 589 hükmünün tekrarı niteliğindeki TTK’nun m.614/2 hükmünce muteberdir(Bkz. Prof.Dr. N. Kınacıoğlu, Kıymetli Evrak Hukuku 1987 baskı Sh:245 vd; Prof. Dr. F. Öztan Kıymetli evrak hukuku 2. Baskı Sh: 394,414, 465, 811,812,834; Prof. Dr. Hayri Domaniç, Kıymetli Evrak Hukuku ve Uygulaması, TTK. Şerhi, Sh: 225,226). Bu durumda davaya konu bono üzerinde imzası bulunan dava dışı keşidecinin kambiyo senedi ile borçlanma ehliyeti bulunmadığından dolayı sorumlu tutulamamasının davacı avalistin sorumluluğuna etkili olmadığı gözetilerek davacının davasının reddi gerekirken, aksine düşüncelerle kabulünde isabet görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 23.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2013/17565 E., 2014/10930 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKAYSERİ 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
3- Davacının birleşen davadaki taleplerinden birisi de, 6102 Sayılı TTK'nın 614/3. maddesine yönelik bir talep olup davacı, bilgi alma hakkının mahkemece bilirkişi marifetiyle kullandırılmasını talep etmektedir.
11. Hukuk Dairesi         2013/17565 E.  ,  2014/10930 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : KAYSERİ 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/09/2013 NUMARASI : 2012/209-2013/176 Taraflar arasında görülen davada Kayseri 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/09/2013 tarih ve 2012/209-2013/176 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirketin 26/07/2012 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 1 no'lu kararla müvekkilinin kendi iradesi dışında idari göreve getirilmek istendiğini, kanunen hiç kimsenin rızası olmadan istemediği göreve getirilemeyeceğini, bu nedenle bu kararın kanuna ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, 2 nolu kararda ise F.. Ş.. ve M.. Y.. için 15.000 TL aylık ücret kararlaştırıldığını, oysa bir önceki kararda diğer ortaklara 950' şer TL ücret kararlaştırıldığını, alınan bu kararın da eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, aynı genel kurulun 7 ve 8 nolu kararlarında müvekkilinin TTK'nın 613. maddesine atıf yapılarak şirketle benzerliği olan işleri yapmasının yasaklandığını ve bu hususun ortaklıktan çıkarma gerekçesi olacağının belirtildiğini, bir kısım ortakların işbirliği yaparak müvekkilini ortaklıktan dışlama ve çalışma özgürlüğünü kısıtlama amacı taşıdıklarını, bu kararın da ortaklar arasındaki eşitlik ilkesi ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, TTK'nın 613. maddesine göre açıkça ana sözleşmede hüküm olmadıkça ortaklar kurulu kararı ile yasak getirilemeyeceğini ileri sürerek, müvekkilinin müdür seçilmesi hükmünü içeren 1 nolu, diğer iki ortağa 15.000 TL maaş verilmesi hükmünü içeren 2 nolu TTK'nın 613. maddesine açıkça aykırı 7 ve 8 nolu kararlarının iptalini talep ve dava etmiş, birleşen davada ise, 30/03/2013 tarihli davalı şirketin olağan genel kurulunda alınan 8 nolu karar uyarınca bilgi alma hakkının kısıtlandığını ileri sürerek, anılan kararın kaldırılması ile bilgi alma hakkının bilirkişi marifeti ile müvekkiline kullandırılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, olağanüstü genel kurulun 2/1. maddesinin davacının davalı şirket esas sözleşmesinin 8. maddesi ile var olan müdür sıfatını ortadan kaldırdığı, davacıya yeni bir görev ihdas edilmediği, davacının sıfatının ticari vekil niteliğinde olduğu ve davacının ticari vekillikten de istifa ettiği, şirket esas sözleşmesinin şirketin idaresi başlıklı 8. maddesinde ilk 10 yıl için bütün ortakların şirket müdürü olarak atandıkları, bu müddette müdürlerin genel kurul kararı ile değiştirilebilecekleri öngörüldüğünden ve şirket esas sözleşmesine ve kanuna aykırı herhangi bir karar alınmamış olduğundan davacının bu maddenin iptali yönündeki talebinin yerinde olmadığı, rekabet yasağının ortaklar için getirilmesinin ancak esas sözleşme ile mümkün olduğu, genel kurulda rekabet yasağına ilişkin ortaklar için bir düzenleme yapılamayacağından dava konusu 7 nolu kararın yerinde olmadığı, aynı davalı şirket olağanüstü genel kurulunun 8. maddesinde alınan kararın ise, bir sebebe bağlı olarak şirket ortaklığından çıkarma için mahkemeye başvurma hakkını düzenlediği, böyle bir nedenin esas sözleşmeye yazılmış olması halinde ancak haklı sebep teşkil edebileceği ancak iptali istenen bu maddenin TTK'nın 640. maddesine aykırı olduğundan ve bu şekilde bir karar alınamayacağından iptali gerektiği, birleşen dosya yönünden, davacı her ne kadar davalı şirketin 30/03/2013 tarihli genel kurulunda alınan 8 nolu kararın iptalini istemiş ise de, iptal edilmesi istenilen kararın ibra edilmeyen müdürlerin müdürlüklerinin sona ermesine, halen görev süreleri devam eden diğer müdürlerin görevlerinin devam etmesine, bütün şirket müdürler kurul başkanlığına M.. İ.. Y..'nun getirilmesine oy çokluğuyla karar verilmesine ilişkin karar olup, davacı ile ilgisinin bulunmadığı, 30/03/2013 tarihli genel kurulda alınan 9 nolu kararın ise, davacının bilgi alma ve inceleme yetkisinin engellenmesine yönelik olduğu, şirket cari harcamaları, kredi ödemeleri gibi hususlarda davacının bilgi alma hakkının engellenemeyeceğinden bu kararın hukuka aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile asıl davada dava konusu edilen 7 ve 8 no'lu olağanüstü genel kurul kararlarının ve birleşen davada 9 no'lu genel kurul kararının iptaline karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki (2) ve (3) nolu, davalı vekilinin (4) nolu bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Ancak, davacı taraf asıl davada, kendisinin A..-g..'den sorumlu müdür yapılması ve A..-g..'den sorumlu müdürlere aylık 950 TL ödenmesi ile ilgili kararın yanı sıra, diğer iki temsil ve ilzama yetkili olan yönetim kurulu üyelerine aylık 15.000 TL ücret verilmesine ilişkin kararın da iptalini istemiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacının müdürlüğü kabul etmemesi ve 10/08/2012 tarihli ihtarnamede, onay ve kabulü olmadan Ar-ge bölümünde temsil görevi olmayan müdür seçildiğini, bu görevi kabul etmesi ve çalışmasının söz konusu olmayacağını, yani bu görevin tarafından reddedildiğini bildirmesi karşısında, asıl dava konusu 26/07/2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 2/1 ve 2/2. maddelerinde alınan kararlara ilişkin iptal taleplerini konusuz bırakır ise de, bu durum temsil ve ilzama yetkili diğer müdürlere ayda 15.000 TL ücret ödenmesine ilişkin kararın incelenmesine engel değildir. Bu itibarla, mahkemece, davacının bu yöne ilişkin talebinin de değerlendirilmesi gerekirken olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmemesi davacı yararına bozmayı gerektirmiştir. 3- Davacının birleşen davadaki taleplerinden birisi de, 6102 Sayılı TTK'nın 614/3. maddesine yönelik bir talep olup davacı, bilgi alma hakkının mahkemece bilirkişi marifetiyle kullandırılmasını talep etmektedir. Bu itibarla, davacının genel kurulca kabul edilmeyen bu talebiyle ilgili de olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi hatalı olup hükmün bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 4- 6102 sayılı TTK'nın “Bilgi alma ve inceleme” başlıklı 614/3. maddesinde, genel kurulun bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellemesi halinde, ortağın mahkemeye başvurarak bu hususta talepte bulunabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda, davacının birleşen davaya konu genel kurul kararının iptalini istemekte hukuki yararı mevcut değildir. Zira, genel kurul kararı 614/3. maddeye göre talepte bulunulabilmesinin bir nevi ön şartıdır. Bu itibarla, mahkemece, bu husustaki genel kurul kararının iptali talebinin reddi gerekirken kabulü hatalı olup hükmün bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 5- Davalı vekilinin birleşen davada vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazının bozma sebep ve şekline göre şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı ve davalı taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün mümeyyiz taraflar yararına BOZULMASINA, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin birleşen davada vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 09/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2008/23785 E., 2008/20587 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 9. İcra Mahkemesi
tam metni aç
Yukarıda belirtildiği gibi bonoda sorumluluğun doğması için keşidecinin atacağı tek imza yeterli olup ikinci imzanın atılması zorunlu olmadığından bu imza sahibi avalist konumunda olup ve TTK.nun 614.maddesi hükmü gereğince keşideci gibi borçtan sorumludur.
12. Hukuk Dairesi         2008/23785 E.  ,  2008/20587 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 9. İcra Mahkemesi TARİHİ : 30/11/2006 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : 1-Takip borçlularından B. B. B. adına ödeme emrinin 25.8.2006 tarihinde tebliğ edildiği, söz konusu ödeme emrinin usulsüzlüğünün şikayet konusu yapılmadığı dikkate alındığında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takiplerde borca itirazın İİK.nun 168/5.maddesinde belirtildiği üzere yasal 5 günlük süre içinde yapılması gerekirken İcra Mahkemesi nezdinde itirazın 4.9.2006 tarihinde yapılmış olduğu anlaşılmakla bu borçlu yönünden itirazın süre yönünden reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. 2-Takip konusu 22 adet bononun bir kısmında şirket temsilcilerinin birer imzası bulunduğu halde bir kısım bonolarda çift imza atıldığı, bazılarında da tek kişinin çift imza atarak  düzenlendikleri görülmektedir. TTK.nun 688/7.maddesinde senedi tanzim edenin imzasını taşıması belirtilmiş olup, bunun kaşenin üstüne veya yanına atılması gibi zorunluluk maddede yer almamıştır. Bonoda birden fazla imza atılmış olması senedin geçerliliğine etki yapmaz ise de bonoda sorumluluğun tek bir imza ile doğduğundan, birden fazla atılan imzalar imza sahiplerini duruma göre asıl borçlu veya aval veren konumuna sokar. Keşidecinin imzası dışında bononun ön yüzüne atılan her imza aval beyanı sayılır. Aval sadece bononun ön yüzünde mümkündür. Yukarıda belirtildiği gibi bonoda sorumluluğun doğması için keşidecinin atacağı tek imza yeterli olup ikinci imzanın atılması zorunlu olmadığından bu imza sahibi avalist konumunda olup ve TTK.nun 614.maddesi hükmü gereğince keşideci gibi borçtan sorumludur. Bu durumda Mahkemece borçlu Y. L. yönünden, araştırma yapılarak takip konusu bonolarda keşideci şirketi sorumlu kılan imza dışında bu şahsa atfen atılı ikinci imza olup olmadığının tesbiti ile, ikinci imza atılı olan bonolar yönünden adı geçen borçlu TTK.nun 614.maddesi uyarınca sorumlu olacağından bu bonolara ilişkin itirazının reddine karar verilmesi gerekirken aksine düşünce ile itirazın kabulü isabetsizdir. SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 21/11/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.