6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 616

Türk Ticaret Kanunu 616. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 616- (1) Genel kurulun devredilemez yetkileri şunlardır: a) Şirket sözleşmesinin değiştirilmesi. b) Müdürlerin atanmaları ve görevden alınmaları. c) Topluluk denetçisi ile (…)[91] denetçilerin atanmaları ve görevden alınmaları. d) Topluluk yılsonu finansal tabloları ile yıllık faaliyet raporunun onaylanması. e) Yılsonu finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun onaylanması, kâr payı hakkında karar verilmesi, kazanç paylarının belirlenmesi. f) Müdürlerin ücretlerinin belirlenmesi ve ibraları. g) Esas sermaye paylarının devirlerinin onaylanması. h) Bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması.[92] ı) Müdürün, şirketin kendi paylarını iktisabı konusunda yetkilendirilmesi veya böyle bir iktisabın onaylanması. i) Şirketin feshi. j) Genel kurulun kanun veya şirket sözleşmesi ile yetkilendirildiği ya da müdürlerin genel kurula sunduğu konularda karar verilmesi. (2) Aşağıda sayılanlar, şirket sözleşmesinde öngörüldükleri takdirde genel kurulun devredilemez yetkileridir: a) Şirket sözleşmesi uyarınca genel kurulun onayının arandığı hâller ile müdürlerin faaliyetlerinin onaylanması. b) Önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım haklarının kullanılması hakkında karar verilmesi. c) Esas sermaye payları üzerinde rehin hakkı kurulmasına ilişkin onayın verilmesi. d) Yan edim yükümlülükleri hakkında iç yönerge çıkarılması. e) Şirket sözleşmesinin 613 üncü maddenin dördüncü fıkrası uyarınca ortakların onayını yeterli görmemesi hâlinde, müdürlerin ve ortakların şirkete karşı bağlılık yükümü veya rekabet yasağı ile bağdaşmayan faaliyetlerde bulunabilmelerinin onayı için gereken iznin verilmesi. f) Bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebeplerden dolayı şirketten çıkarılması. (3) Tek ortaklı limited şirketlerde, bu ortak genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek ortağın genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. II - Genel kurulun toplanması 1. Çağrı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

21 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2019/2320 E., 2020/295 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Ayrıca TTK 616/1-h maddesi bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması hali şirket genel kurulunun devredilemez yetkilerinden biri olup, bir ortağın haklı sebeple limited şirket ortaklığından çıkarılması için genel kurul kararı alınmadan aç
11. Hukuk Dairesi         2019/2320 E.  ,  2020/295 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada ...6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 15/05/2018 tarih ve 2017/949 E.- 2018/519 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair ...Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 28/03/2019 tarih ve 2018/2129 E.- 2019/445 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; dört ortaklı olan müvekkili şirketin iştigal alanının Kuaför ve Güzellik Salonu İşletmeciliği olduğunu, ancak davalının işyerindeki çalışma düzenine aykırı davranışlar içerisine girdiğini, bu nedenle şirketin faaliyetlerinin sürdürülebilmesinin olanaksız hale geldiğini, şirketin ana sözleşmesinde bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceğine ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından TTK’nın 640/3 maddesi uyarınca ortağın mahkeme kararı ile haklı sebebe dayanarak çıkarılmasını isteme zorunluluğunun doğduğunu, bu amaçla şirket genel kurulunun 26/06/2015 tarihinde toplandığını ve davalı ortağa durumun yazılı olarak tebliği, şirketten çıkma isteğini bildirmemesi halinde ortaklıktan çıkarılması için dava açılması yolunda karar alındığını, bu kararın ihtarname ile davalıya bildirildiğini, ancak davalının çıkma yolunda bir irade göstermediğini ileri sürerek davalının müvekkili şirketten çıkarılmasına, ayrılma akçesinin hesaplanıp kendisine ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafın müvekkilinin şirket ortaklığından çıkarılması yönünde dava açılmasına ilişkin almış olduğu genel kurul kararının bulunmadığını, ayrıca davacı iddialarının haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; ortaklıktan çıkarılma davası açılabilmesi için alınmış genel kurul kararının sunulması veya bu yönde usulüne uygun olarak karar alınması için davacı vekiline kesin süre verildiği, ancak davacı vekilinin 20/06/2016 tarihinde alınan genel kurul kararının yeterli olduğunu belirterek başkaca bir karar sunmadığı, dava açıldıktan sonra 20/06/2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davalının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin karar verildiği, ancak mahkeme kararı olmadan çıkarma işlemi yapılamayacağı, dolayısıyla bu kararın usulüne uygun olmadığı, dava şartının tamamlanamadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, dosya üzerinden yapılan değerlendirmede; Dairemizin 27/04/2017 tarihli 2017/130 E., 2017/167 K. sayılı kararından sonra, ilk derece mahkemesince davacı tarafa yukarıda belirtilen mahiyette usulüne uygun olarak alınmış genel kurul kararını sunması yönünde kesin süre verildiği ve sonuçları ihtar edildiği halde, daha önce dosyada mevcut olan 20/06/2016 tarihli kararı sunmakla yetinildiği, bu durumda ilk derece mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi yönünde vermiş olduğu kararda bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, limited şirket ortağının 6102 sayılı TTK'nın 640/3 maddesi uyarınca ortaklıktan çıkarılması istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nın 640. maddesinin 1. fıkrası şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebeplerin öngörülebileceğini düzenlemiş olup, maddenin 3. fıkrasında şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararı ile haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması hali saklı tutulmuştur. Maddenin birinci fıkrası uyarınca, şirket sözleşmesinde bir ortağın ortaklıktan çıkarılması için sebepler öngörülmüş ise, şirket genel kurul kararı ilgili ortak ortaklıktan çıkarılabilir. TTK'nın 640/1. maddesi uyarınca, şirket sözleşmesinde bir ortağın ortaklıktan çıkarılması için sebepler öngörülmemiş ve ortağın şirketten çıkarılmasına mesnet durum, vakıa esas sözleşemede öngörülen hallerden birinin kapsamına girmiyor ise, ilgili ortağın ortaklıktan çıkarılması mahkeme kararı ile mümkündür. TTK'nın 640/3. maddesine uyarınca, şirketin istemi üzerine bir ortağın haklı sebeple ortaklıktan çıkarılmasına karar verilebilmesi için öncelikle şirket genel kurulunun bu yönde bir karar alması gerekir. Zira Kanun'un 616/1-h ve 621/1-h maddelerinden böyle bir kararın alınması gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca TTK 616/1-h maddesi bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması hali şirket genel kurulunun devredilemez yetkilerinden biri olup, bir ortağın haklı sebeple limited şirket ortaklığından çıkarılması için genel kurul kararı alınmadan açılan davalarda eksikliğin giderilmesi için mahkemece şirkete verilen kesin süreye rağmen eksiklik giderilmez ise davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir. Somut olayda; davacı limited şirketin esas sözleşmesinde TTK'nın 640/1 maddesi uyarınca bir ortağın şirket ortaklığından çıkarılması için sebeplerin öngörülmediği, davacı şirketin 20.06.2016 tarihli olağanüstü genel kurulunda, şirket ortaklarından ...'in şirket ortaklığından TTK'nın 616/1-h ve 640 maddeleri uyarınca çıkarılması kararı alındığı anlaşılmıştır. 20.06.2016 tarihli olağanüstü genel kurul kararında, ortağın şirketten ''çıkarılmasına'' karar verilmiş olup, sırf ''ortağın şirketten çıkarılabilmesi için dava açılması'' kararı alınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir. Bu durumda, dava dosyasına sunulan 20.06.2016 tarihli olağanüstü genel kurul kararının 6102 sayılı TTK'nın 616/1-h ve 640/3 maddeleri uyarınca bir ortağın haklı sebeple şirket ortaklığından çıkarılması için mahkemeden istemde bulunma yetkisini içermekte olduğunun kabulü ile mahkemece dava şartı eksikliğinin tamamlandığı gözetilerek, davanın esası hakkında iddiaların değerlendirilip neticesine göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış olup, kararın davacı lehine bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 13/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2024/1258 E., 2025/166 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6102 sayılı Kanun'un 616. maddesinde, genel kurulun devredilemez yetkilerinin düzenlendiği, aynı maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde, müdürlerin ücretlerinin belirlenmesi ve ibralarının genel kurulun devredilemez yetkileri arasında sayıldığı, (7) numaralı kararın bu hükm
11. Hukuk Dairesi         2024/1258 E.  ,  2025/166 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1805 Esas- 2023/1924 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/12 E., 2021/723 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisleri ...'ın vefatından sonra davalı şirkette pay sahibi olduklarını, şirketin hakim ortakları ve yetkili müdürleri tarafından davacılara şirket faaliyetleri, şirket kayıtları, borç ve kârlılık durumu, öz varlık hakkında bilgi verilmediğini, davacılara noter kanalıyla genel kurul çağrısı yapıldığını, ancak 26.03.2018 tarihinde şirket merkezine gidildiğinde şirket müdürü tarafından hiçbir bilgi ve belge verilmeyeceğinin beyan edildiğini ve bu durumun tutanak altına alındığını, ... vekili tarafından tutulan tutunağın şirkete tebliği üzerine finansal gelir tablosu ve bilançonun davacıya noter kanalıyla iletildiğini, şirket finansal tablolarının genel kuruldan bir gün önce tebliğ edilmiş olsa dahi genel kurulun kanuna ve usule uygun olması için bu tabloların genel kuruldan en az 15 gün önce hazır edilmesi ve pay sahiplerine bir nüsha verilmesini gerektiğini, bu şartların hiçbirisi sağlanmamış olduğundan genel kurul kararlarının usulsüzlük nedeniyle geçersiz olduğunu, 30.05.2018 tarihindeki genel kurulda hazır bulanan davacı vekillerine, talep edildiği halde son üç yıla ait finansal tabloların, mizanın, şirketin kiracılık durumu ve kira kontratına ilişkin belgelerin verilmediğini, şirketin diğer ortakları ... ve ...'ın şirketten huzur hakkı aldığını, diğer ortak Jale Kayan'ın ise ...'ın eşi olup şirket üzerinden gelir elde ettiğini, şirketin kâr payı ve kâr avansı dağıtmama kararının art niyetli olduğunu, huzur hakkının tespiti konusunda müdürler kuruluna yetki verilmesinin kötüniyetli olduğunu, ilgili kararla, genel kurula ait yetkilerin müdürler kuruluna devredildiğini, şirkete ait tüm gayri menkullerin satışı için genel kurul kararı alınması şartı kaldırılarak sadece birinci derece imza yetkilisi müdür imzası ile gayrimenkullerin satışının mümkün kılındığını, bu kararın esas amacının, davacılara ait hisselerinin değerini düşürmek olduğunu, kararın, taşınmazları satılmak suretiyle şirketin maddi değerinin azaltılması riskini içerdiğini, işlemlerin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek davaya konu genel kurulda alınan tüm kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, dava dilekçesinde, talep sonucunun açık bir şekilde belirtilmediğini, davacıların, davalı şirketin tüm işleyişine ilişkin davalar açarak davalı şirketi zor durumda bırakmak istediklerini, bu nedenle müvekkilinin uğraması kuvvetle muhtemel olan zararlara karşılık teminat yatırmaları gerektiğini, davacılara gelir tabloları ve bilançoların 28.03.2018 tarihli noter ihtarnamesi ile gönderildiğini, genel kurulda davacının sorduğu soruların ve ileri sürdüğü tüm iddiaların cevaplandırıldığını, gündemle ilgisi bulunmayan sorulara ise gündem dışı konuların genel kurulda görüşülüp, tartışılıp, müzakere edilememesi sebebi ile cevap verilmediğini, müvekkilinin kanuna aykırı bir uygulamasının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, dava dilekçesiyle, davaya konu genel kurulda alınan tüm kararların iptali talep edilmiş ise de davacıların, (2) ve (3) numaralı kararlara olumlu oy kullandıkları ve dava dilekçesi içeriğinde bu kararlara ilişkin herhangi bir iptal gerekçesi de ileri sürmedikleri, bu nedenle davacı tarafça iptali istenilen kararların, usulüne uygun olarak muhalefet şerhi de koydukları 4, 5, 6, 7 ve 8 numaralı kararlar olduğunun kabulü gerektiği, bilanço ve gelir tablolarının okunması ve müzakere edilmesine ilişkin 4 numaralı ve şirketin yıllık faaliyet raporlarının okunması ve müzakere edilmesine ilişkin 5 numaralı kararlar hakkındaki iptal talebi bakımından; davacıların finansal tabloların şirket merkezinde incelemelerine açılmadığına dair 26.03.2018 tarihini taşıyan bir tutanak düzenledikleri ve davalı tarafa finansal tabloların incelemeye sunulması için noter marifetiyle 26.03.2018 tarihli ihtarnameyi gönderdikleri, ancak genel kurul toplantısına çağrının usulüne uygun olduğu, .... Noterliğince, finansal tabloların şirketin merkez adresinde duvar panosuna asılı olduğuna dair 28.03.2018 tarihli tespit tutanağının düzenlendiği, 30.03.2018 tarihinde 2017 yılı olağan genel kurul toplantısının davacıların da katılımı ile yapıldığı, bilanço ve gelir tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun toplantıda okunduğu, diğer yandan davacıların %10'un üzerinde azınlık oyuna sahip oldukları ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 420. maddesi uyarınca, gündemin bu maddelerinin ertelenmesini talep etme hakları bulunduğu, davacıların bu haklarını kullanmadıkları da gözetilerek anılan kararlara ilişkin iddialarını ispat edemedikleri kanaatine varıldığı, şirket ortaklarına 2017 yılına ait kâr payı ve kâr payı avansı dağıtılmamasına ilişkin (6) numaralı karar hakkındaki iptal talebi bakımından; davalı Şirket'in 2014 yılında tarım ve hayvancılık sektöründe faaliyet amacıyla yatırım kararı aldığı, bu nedenle 2015 yılı sonrasında kâr elde edemediği, 2016 ve 2017 yıllarında satılan malların maliyetlerinin yükselmesi ile kârlılığın azalması, faiz giderlerinin artması nedeniyle zarar ettiği, kâr payı dağıtılması için şirketin öncelikle kâr elde etmesi gerektiği, şirket kâr etmediğine göre bu kararın iptalini gerektiren bir neden bulunmadığı, davacılarca, murislerinin vefatı sonrasında kendilerine kâr ödenmemesi için şirketin zarara uğratıldığı ileri sürülmüş ise de, davalı Şirket'in, murisin 07.09.2017 tarihindeki vefatından önce 2016 yılında da zarar ettiği, esasen şirketlerin ticari hayatın içinde zarar ettiği hesap dönemlerinin bulunmasının normal olduğu da dikkate alındığında bu iddialarını ispat edemedikleri, huzur haklarının tespiti konusunda müdürler kuruluna yetki verilmesine ilişkin (7) numaralı karar bakımından; 6102 sayılı Kanun'un 616. maddesinde, genel kurulun devredilemez yetkilerinin düzenlendiği, aynı maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde, müdürlerin ücretlerinin belirlenmesi ve ibralarının genel kurulun devredilemez yetkileri arasında sayıldığı, (7) numaralı kararın bu hükme açıkça aykırı olduğu, bu nedenle iptali gerektiği, iç yönerge değişikliğine ilişkin (8) numaralı karar hakkındaki iptal talebine gelince, anılan kararla, davalı Şirket'in 03.09.2015 tarihli iç yönergesinin, "1. derece imza yetkilisi müdür, şirketimizi şirket kaşesi altına koyacağı münferid imzasıyla temsil ve ilzama yetkilidir. Ayrıca müdürleri kurulu başkanıdır ve tüm kurul toplantılarına başkanlık eder." şeklinde değiştirilmesine karar verildiği, 6102 sayılı Kanun'un, genel kurulun yetkilerini düzenleyen 616. maddesinde, taşınmaz satışına ilişkin bir hüküm bulunmadığı, buna karşılık aynı maddenin ikinci fıkrasında, bu fıkrada sayılan hususların şirket sözleşmesinde öngörüldükleri takdirde genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduğunun belirtildiği, anılan hükümde sayılan hallerden birinin de (a) bendinde belirtilen, şirket sözleşmesi uyarınca genel kurulun onayının arandığı haller ile müdürlerin faaliyetlerinin onaylanması olduğu, anonim şirketlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 408/2-f hükmünde, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışının genel kurulun yetkisine bırakıldığı, şirket ana sözleşmesinde genel kurulun yetkisine dair bir hüküm bulunmadığı, ancak bilirkişi incelemesinde, 2015-2016-2017 yıllarında hiçbir şekilde gayrimenkul alım satımının olmadığının tespit edildiği ve davacıların murisinin şirket tarafından kiralanan gayrimenkulüne ilişkin olarak davacılara kira ödemesinin yapılmadığı dikkate alındığında, verilen yetki ile şirkete ait gayrimenkullerin satılması halinde davacıların hisselerinin değerinin düşmesi riskinin oluştuğu, murisin vefatına kadar genel kurulun iznine bırakılan taşınmaz satışı yetkisinin, murisin vefatından ve davacı ortaklar ile diğer ortaklar arasında uyuşmazlıklar çıktıktan sonra sadece müdürler kurulu başkanına verilmesinin iyiniyet kurallarına uygun olmadığı, bu nedenle bu kararın da iptali koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davaya konu genel kurulda alınan (7) ve (8) numaralı kararların iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde; usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava,limited şirket genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. 2. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, tarafların temyiz itirazlarının reddi ileBölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine, 15.01.2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5882 E., 2023/441 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesi.
11. Hukuk Dairesi         2021/5882 E.  ,  2023/441 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilin 05.05.2011 tarihinden 20.04.2012 tarihine kadar davalıya ait işyerinde dışarıdan şirket müdürü atanarak çalıştığını, işverenin 20.04.2012'de hiçbir sebep göstermeksizin iş akdini tek taraflı olarak feshettiğini, müvekkilinin çalıştığı dönemde davalı şirket tarafından kendisine vadedilen aylık 7.500,00 TL maaş ve aylık 500,00 TL temsil ve ağırlama masraflarının çalıştığı sürece kendisine hiçbir zaman ödenmediğini, davalı şirketin, müvekkilinin alması gereken maaş ücreti alacağını, fazla mesai ücret alacaklarını ödemediğini ileri sürerek sözleşmenin haksız feshinden doğan gerçek maaşı üzerinden 12 aylık maaş alacağından fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'sinin, 1.000,00 TL temsil ve ağırlama giderinin, ihbar tazminatının, hafta tatilinde, resmi tatillerde ve bayram tatillerinde çalışmasına karşılık alacaklarının davalı şirketten faizleri ile tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davacı vekili 20.05 2016 tarihli ıslah dilekçesiyle netice-i talebini artırarak toplam 95.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının istifa ederek işten ayrıldığı 30.04.2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilân edilmesine rağmen tescil tarihinden beri herhangi bir itiraz ileri sürmediğini, davacının şirketlerinden hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtilen tarihlerde davacının başka yerde sigortalı olduğunu, davacının talep ettiği ücretin gerçek dışı olduğunu, davacının şirketten istifasından sora gerçekleşen ve 01.08.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilân edilen karara göre bile müdürler kurulu üyelerine ücret verilme yetkisinin aylık 5.000,00 TL'yi geçmemek kaydıyla alınacak genel kurul kararıyla ortakların onayına bırakılmasının kararlaştırıldığını, davacının fiilen çalışmasının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile limited ortaklıklarda da uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 333 üncü maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 394 üncü maddesi gereğince tutarı esas sözleşme ile veya kurul kararı ile belirlenmesi şartı ile huzur hakkına dayalı ücretin ödenebileceği, bu kapsamda davacı müdürün ücrete hak kazanabilmesi yönünden esas sözleşmede hüküm bulunması yahut ortaklar kurulu tarafından alınmış bir kararın bulunması gerektiği, ayrıca müdür olan taraf ile şirket arasında bir vekâlet akdi meydana geldiği, bu konuda uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) vekâlet sözleşmesine yönelik hükümleri ile genelde bir hizmet sözleşmesi olduğu da nazara alındığında, vekilin ücrete hak kazanması için fiilen çalışmasının gerektiği, somut olayda davalı şirketin sözleşmesinde ve davacının talebine konu dönem itibari ile ortaklar kurulu kararlarında davacıya ödenmesi gereken herhangi bir ücretin kararlaştırılmadığı, ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre davacının aynı dönem itibari ile dava dışı şirketlerde (Atlas Emlak Yatırım A.Ş., Metro Ticari ve Mali Yatırımlar A.Ş.) 30 gün üzerinden sigortalı çalışmasının tespit edildiği, davalı şirket nezdinde tam zamanlı müdür olarak fiilen görev yapılması iddiasının hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiği, davacı taleplerinin sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddi gerekçesinin yerinde olmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesinde anonim şirket yöneticilerinin mali haklarına ilişkin açık düzenleme yer alıp limited şirket müdürleri yönünden açık bir düzenleme bulunmadığını, müvekkilinin davalı şirkette müdür olarak çalıştığının ispat edildiğini, davanın reddi kararı üzerine davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin usuli müktesep hak ihlali olduğunu belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya ücret, temsil ve ağırlama gideri ödeneceğine dair davalı şirket esas sözleşmesinde hüküm bulunmadığı gibi bu konuda alınmış genel kurul kararı da bulunmadığı, davacının davalı şirkette dışarıdan atanan müdür olarak görev yaptığı dönemde davalıdan farklı tüzel kişiliğe sahip şirketlerde SGK'da kayıtlı olarak çalıştığına dair kaydı bulunduğu, aynı dönemde davalı tarafından davacıya maaş veya temsil ağırlama ödemesi de yapılmadığı anlaşıldığından Mahkemece davanın reddi yönünde verilen karar ve gerekçesinin isabetli olduğu, aksi yöndeki davacı istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, daha önce davacı lehine davanın kısmen kabulü yönünde verilen kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairelerinin kaldırma kararı ile dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, kaldırma kararı sonucu yeniden yapılan yargılama sonucu İlk Derece Mahkemesince bu istinaf incelemesine konu kararın verildiği, İlk Derece Mahkemesince kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine ıslahla arttırılan müddeabih miktarı dikkate alınarak karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esaslarına göre nispi vekâlet ücreti tayininde isabetsizlik olmadığından buna ilişkin davacı istinaf nedeninin de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mevzuatta limited şirketler için anonim şirketlerde olduğu gibi yönetim kurulu üyelerinin mali hakları doğrudan düzenlenmemişse de limited şirket müdürlerine yapılacak ödemelerin dolaylı olarak ifade edildiğini, limited şirket ile müdürler arasındaki ilişkinin niteliği vekâlet sözleşmesi de olsa hizmet sözleşmesi de olsa ücretin müdürler için bir hak olduğunu, davacının davalı şirkette çalıştığı dönemde ücret almaya hak kazandığını, Anayasa’nın 18 inci maddesine göre de angaryanın yasak olduğunu, 6102 sayılı Kanun'da limited şirket müdürlerine huzur hakkı, ikramiye ve prim ödenmesini yasaklayan bir hüküm bulunmadığını, limited şirketlerde genel kurul yapma zorunluluğunun ve ücret ile ilgili bir karar alma zorunluluğunun bulunmadığını, şirket ortağı müdürlerine ücret ödenmemesi mümkün ise de dışarıdan atanmış müdüre ücret ödenmemesinin ticari hayatın akışına aykırı olduğunu, dosyadaki delillere göre davacının davalı şirkette müdür olarak çalıştığı dönemde çalışmasının varlığının kabulü gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2015 tarihli kararında açıklanan hususlara göre davacı müdürlük görevini fiilen yerine getirdiğinden ücrete hak kazandığının sabit olduğunu, şirket genel kurulu tarafından ücret ödenmemesine dair verilmiş bir karar olmadığı gibi davacının da bu konuda herhangi bir feragatinin söz konusu olmadığını, tanık ifadelerinin de davacıya ücret verilmesinin kararlaştırıldığı yönünde olduğunu, dava ile ilgili olarak daha önce davacı lehine hüküm kurulduğu hâlde davalı tarafça istinaf yoluna başvurulmadığını, o kararda davalı lehine ücrete karar verilmediği hâlde temyize konu kararda davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmekle usulü müktesep hakka aykırı karar verildiğini, istinaf mahkemesi kararında gerekçe bulunmadığını belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirket müdürü olan davacının maaş, temsil ücreti ve işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline yönelik alacak davasıdır. 2. İlgili Hukuk 1.1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (1982 Anayasası) 82 nci maddesi. 2.6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesi. 3 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesi. 3. Değerlendirme Dava, limited şirket müdürünün şirkette çalıştığı dönem için ücret alacağı istemine ilişkindir. Dairemizin yerleşik kabulüne göre şirket müdürü ile şirket arasındaki ilişki, vekâlet ilişkisidir. 6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca şirket müdürlerine ödenecek ücretin belirlenmesi yetkisi, limited şirket genel kurulunun devredilemez yetkileri arasında sayılmıştır. Öte yandan 1982 Anayasası'nın 18 inci maddesi uyarınca angarya yasak olup vekâlet sözleşmesine ilişkin 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesi açısından da şirket müdürlerine bir ücret ödenmesi gerekir. Bu durumda, şirket yöneticilerinin alacağı ücretin şirketle yapacağı sözleşme ile belirlenmesi gerekir ise de, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmaması hâlinde Mahkemece işçilik hukukundan ayrı olarak kıdem ve ihbar tazminatı söz konusu olmaksızın görev yaptığı dönemde, şirketin işlem hacmi, kârlılık durumu, davacının fiilen icra ettiği faaliyetler de dikkate alınarak makul düzeyde bir ücret belirlenerek bu miktara hükmedilmesi gerekirken davalının başka şirketlerde sigortalı göründüğü gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karara karşı Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan ret kararı doğru olmamış, İlk Derece Mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) MUHALEFET ŞERHİ Dava sebebini karşılar şekilde yazılan gerekçe ile kurulan hüküm hukuka uygun olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına hükmetmek gerekirken bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
12. Hukuk Dairesi, 2023/117 E., 2023/6350 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6102 sayılı TTK 616/1-b ve 631/1 maddelerine göre, limited şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir.
12. Hukuk Dairesi         2023/117 E.  ,  2023/6350 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ... ... Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK'nın 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin oybirliği ile reddine karar verildikten sonra işin esası incelendi: 1-Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının REDDİNE, 2-Borçlunun temyiz itirazlarının incelenmesinde; Alacaklı tarafından çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte, borçlunun örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresi içerisinde icra mahkemesine başvurusunda, çekteki imzanın şirket yetkilisi ... tarafından atılmadığını ileri sürerek imzaya itiraz edildiği, alacaklının cevap dilekçesinde imzanın şirketin ticari temsilcisi ... tarafından atıldığının beyan edildiği, alınan bilirkişi raporunda da imzanın ... eli ürünü olmadığının belirtildiği, ilk derece mahkemesince, davacı şirket temsilcisinin ... olduğu, ...’in ... 3. Noterliği'nin 23.01.2018 tarihli vekaletnamesi ile geniş yetkiler içerir şekilde vekaletname ile ...'i (davacı) şirket namına -bir ticari mümessil gibi- yetkili kıldığı görüldüğünden ... davacı şirketin ticari mümessili olduğunun kabulünün gerektiği, davacı borçlu şirketin ticari mümessili kabul edilen ...'in 13.06.2022 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2022/5156 hazırlık sayılı soruşturma dosyasında verdiği ifadesinde ... Tarım tarafından icra takibi başlatılan çeklerde yer alan imzanın kendisine ait olduğunu, Dozsan firması adına sözleşme ve iş takibi yapması için gerekli vekaletnamesi olduğunu beyan ettiği, takibe konu çekin, şikayet konusu çek olduğunun görüldüğü gerekçesi ile imzaya itirazın reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, benzer gerekçe ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği görülmüştür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ticari mümessilin tanımı “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde yapılmıştır. Ticari mümessilin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu haliyle ticari mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (TBK 548). Ticari mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur (TBK. 542/2). Ticari mümessil, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşır. Örneğin bir bankanın genel müdürü, hukuki bakımdan bankanın ticari mümessilidir; ancak idari bakımdan da, yürütme organının bir parçasıdır. Nitekim, ticari mümessilliğin bu yönü, ticari mümessili tarif eden TBK 548/l'de "...işletmenin amacına giren her türlü işlemleri ..." ibaresiyle vurgulanmıştır. Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisi de organlarına aittir. Ticaret şirketlerinde idare ve temsil yetkisine sahip organlar, her ticaret şirketinin türüne göre değişiklik gösterir. Ancak şu hususu belirtmek gerekir ki, ticaret şirketlerinin tümünde ticari mümessil şirket ana sözleşmesiyle de tayin edilebilir. 6102 sayılı TTK 616/1-b ve 631/1 maddelerine göre, limited şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir. Buradan anlaşılacağı üzere, ticari mümessil doğrudan şirket sözleşmesiyle tayin edilebileceği gibi, şirket sözleşmesinde kararlaştırılması şartıyla bu yetkinin şirketi idare ve temsile yetkili müdürlere bırakılması da mümkündür. İşletme sahibinin, ticari mümessil dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir Ticari mümessillik gibi ticari vekalet de, TBK 40 vd. maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekalet, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir. TBK 551. maddesine göre “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükümden hareketle ticari mümessillik ile ticari vekalet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz: Ticari mümessil, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir. Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan iş ya da işlemin niteliğine göre belirlenir. Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez.(TBK m. 551/2) Oysa ticari mümessil, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir. Nihayet, ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken; ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemez (HGK'nun 19.06.2013 tarih ve 2013/12-2 esas, 2013/866 karar sayılı kararı). Somut olayda, çeki keşideci sıfatı ile imzaladığı ihtilafsız olan ...’in ticari mümessil olarak tayin edildiğine ilişkin, 6102 sayılı TTK 616/1-b ve 631/1 maddelerine göre, borçlu şirket tarafından alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığı gibi, Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan şirket ana sözleşmesinin 8. maddesinde şirket müdürü olarak atananlara verilen yetkiler arasında ticari mümessil tayin etme yetkisinin bulunmadığı da anlaşılmıştır. Borçlu şirket yetkilisi ... tarafından ... 3. Noterliğince düzenlenmiş 23.01.2018 tarih ve 955 yevmiye numaralı vekaletnamede de ...’in şirketin bazı işlemleri için ticari vekil olarak atandığı ve bu vekaletnamede verilen yetkiler arasında şirket nam ve hesabına kambiyo senetlerinden olan çek düzenleme yetkisinin bulunmadığı, bu vekaletname ile ...’in ticari mümessil atandığının kabul edilemeyeceği, her ne kadar şirket ana sözleşmesinin 8. maddesinde şirket müdürlerinin şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcılarını atayabilecekleri belirtilmiş olsa da aynı maddenin devamında bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkilerinin iç yönerge ile belirleneceğinin belirtildiği, bu iç yönerginin de tescil ve ilanının zorunlu olduğu, ancak bu işlemlerin de yapılmadığı anlaşılmıştır. O halde, ilk derece mahkemesince, borçlunun imza itirazının kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 21.11.2022 tarih ve 2022/1783 E. - 2022/1934 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), ... 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 29.09.2022 tarih ve 2022/267 E. - 202/505 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 18.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...
12. Hukuk Dairesi, 2017/5549 E., 2018/7155 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi
tam metni aç
Mülga 6762 sayılı TTK 539/II (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, limitet şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir.
12. Hukuk Dairesi         2017/5549 E.  ,  2018/7155 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Bölge Adliye Mahkemesince HMK’nun 353/1-b-2 maddesi göre hüküm kurulmuş olduğundan temyizi kabil olduğu anlaşılmakla temyiz incelemesine geçildi: Alacaklı tarafından borçlu hakkında bonoya dayalı olarak yapılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takiplerde davacı borçlu şirket icra mahkemesine başvurusunda; takiplere konu senetlerdeki imzaların şirket yetkilisi ... tarafından vekaletname ile vekil tayin edilen ... tarafından atıldığı,ancak ...'e vekaletnamede verilen yetkiler arasında kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi verilmediği,bu nedenle şirketin bonolar nedeni ile borçtan sorumlu olmadığı iddiası ile takibin durdurulmasını talep ettiği, ... İcra Hukuk Mahkemesi’nin 16.01.2017 tarih ve 2016/255 – 2017/10 Karar sayılı kararı ile itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklının ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurduğu, ... Bölge Adliye 4. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2017 tarih ve 2017/271 - 2017/515 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, borca itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde ticari mümessilin tanımı; “ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ise ticari mümessil “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Ticari mümessilin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu haliyle ticari mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (BK 450; TBK 548). Ticari mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur (BK. 449/2; TBK. 542/2). Ticari mümessil, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşır. Örneğin bir bankanın genel müdürü, hukuki bakımdan bankanın ticari mümessilidir; ancak idari bakımdan da, yürütme organının bir parçasıdır. Nitekim, ticari mümessilliğin bu yönü, ticari mümessili tarif eden BK 449/l'de "...işlerini idare ..." ibaresiyle vurgulanmıştır. Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisi de organlarına aittir. Ticaret şirketlerinde idare ve temsil yetkisine sahip organlar, her ticaret şirketinin türüne göre değişiklik gösterir. Ancak şu hususu belirtmek gerekir ki, ticaret şirketlerinin tümünde ticari mümessil şirket ana sözleşmesiyle de tayin edilebilir. Mülga 6762 sayılı TTK 539/II (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, limitet şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir. Buradan anlaşılacağı üzere, ticari mümessil doğrudan şirket sözleşmesiyle tayin edilebileceği gibi, şirket sözleşmesinde kararlaştırılması şartıyla bu yetkinin şirketi idare ve temsile yetkili müdürlere bırakılması da mümkündür. İşletme sahibinin, ticari mümessil dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir Ticari mümessillik gibi ticari vekalet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekalet, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir. BK 453/lve II'ye göre, “Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir. Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.” Aynı husus TBK 551. maddesinde ise “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükümden hareketle ticari mümessillik ile ticari vekalet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz: Ticari mümessil, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir. Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan iş ya da işlemin niteliğine göre belirlenir. Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez.(BK. 453/2; TBK 551/2) Oysa ticari mümessil, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir. Nihayet, ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken (BK 449/II-III); ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemez (HGK'nun 19.06.2013 tarih ve 2013/12-2 esas, 2013/866 karar sayılı kararı).Somut olayda,bonoları keşideci sıfatı ile imzaladığı ihtilafsız olan ...'ün ticari mümessil olarak tayin edildiğine ilişkin ,Mülga 6762 sayılı TTK 539/II (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, borçlu şirket tarafından alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığı gibi, 13.02.2014 tarihli 00738 yevmiye numaralı Pazar Noterliğince onaylanmış şirket kuruluş sözleşmesinde şirket müdürü olarak atanan ...'ya verilen yetkiler arasında ticari mümessil tayin etme yetkisinin bulunmadığı da anlaşılmıştır. Borçlu şirket müdürü ... tarafından 25.07.2016 tarihli 0203 yevmiye numaralı ... Noterliğince verilen vekaletnamede ...'ün şirketin bazı işlemleri için ticari vekil olarak atandığı ve bu vekaletnamede verilen yetkiler arasında şirket nam ve hesabına kambiyo senetlerinden olan bono düzenleme yetkisinin bulunmadığı görülmüştür. Bu durumda Hakkı Öksüz tarafından düzenlenen bonoların borçlu şirketi sorumlu kılmayacağı anlaşılmaktadır. O halde Bölge Adliye Mahkemesince, alacaklının istinaf yoluna başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 03.07.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Marmara Tekstil ve Sanayi Limited Şirketi'nin yöneticisi olan müdür, şirketin artan iş hacmi nedeniyle yeni ve büyük ölçekli ticari kararlar alma arifesindedir. Şirket ortakları ise genel kurulun yetki alanına giren hususlarda müdürün tek başına hareket etmesinden endişe duymaktadır. Bu bağlamda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi limited şirket genel kurulunun kanunen devredilemez yetkileri arasında sayılmamıştır?

A) Esas sermaye paylarının devirlerinin onaylanması
B) Bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması
C) Müdürlerin ücretlerinin belirlenmesi ve ibraları hakkında karar verilmesi
D) Şirket sözleşmesinde öngörülmek kaydıyla, bir ortağın şirket sözleşmesinde belirtilen sebeplerden dolayı şirketten çıkarılması
E) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı hakkında karar verilmesi

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol