Türk Ticaret Kanunu 636. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 636- (1) Limited şirket aşağıdaki hâllerde sona erer:
a) Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle.
b) Genel kurul kararı ile.
c) İflasın açılması ile.
d) Kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinde.
(2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir.
(3) Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.
(4) Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.
(5) Sona ermenin sonuçlarına anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır.
B) Tescil ve ilan
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
46 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/3524 E., 2024/5403 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
Şti.nin tek ortaklı bir limited şirket olduğunu, limited şirketlerin sona erme sebeplerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinde sayıldığını, davacının şirkete doğrudan ortak olmadığı, şirketin feshini talep etme hakkının sadece tek ortak olan ...
11. Hukuk Dairesi 2023/3524 E. , 2024/5403 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/783 Esas, 2023/562 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/475 E., 2023/68 K.
Taraflar arasındaki limited şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket yetkilisi ... İkizler'in ortağı olduğu ... Enerji Müh. Tic.ve San. Ltd. Şti. tarafından 13.06.2017 tarihinde, 21.06.2017 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanarak Lüleburgaz ... Enerji Gayrimenkul İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.nin kurulduğunu, şirket müdürü olarak ... Enerji Müh. Tic. ve San. Ltd. Şti.'nin seçildiğini, tüzel kişiliği temsile ... İkizler'in yetkili olduğu kararlaştırılıp tescil edildiğini, şirket müdürü olarak hareket eden davalı şirket temsilcisi ... İkizler'in şirket adına kayıtlı gayrimenkulleri haksız olarak elden çıkarma girişimlerinde bulunduğunu ve şirketi zarara uğrattığını, şirket ortağı olan müvekkilini toplantılara çağırmadığını, şirkete ait hesap tabloları ve bilançolarını göstermediğini, ortaklar arası ... ve işbirliğini zedeleyen davranışlar ve girişimlerin haklı sebeplerle ortaklığın sona ermesi sebebi olduğunu, şirket ortaklarının birbirlerine güveni kalmadığını, bundan sonra bu şartlar altında şirketin devamının mümkün olmadığını ileri sürerek Lüleburgaz ... Enerji Gayrimenkul İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Lüleburgaz ... Enerji Gayrimenkul İnşaat San.ve Tic. Ltd. Şti.nin tek ortaklı bir limited şirket olduğunu, limited şirketlerin sona erme sebeplerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinde sayıldığını, davacının şirkete doğrudan ortak olmadığı, şirketin feshini talep etme hakkının sadece tek ortak olan ... Enerji Müh.Ltd. Şti.nin genel kurul kararı ile mümkün olduğunu, davacının davalı şirketin tek ortağı olan ... Enerji Mühendislik Ltd. Şti.nin ortağı olduğunu, davacının Babaeski Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/698 E. sayılı dosyası ile açtığı davada ... Enerji Müh. Ltd. Şti.'nin tasfiyesini zaten talep ettiğini, davacının iştirak şirkette münferiden temsil ve ilzam yetkisi bulunduğunu, şirket ile ilgili tüm belgeleri inceleyebileceğini, şirketin teslimi yapılan ve devam eden inşaatlarından yakın zamanlarda kendi tanıdıklarına daire satışı gerçekleştirdiğini, davacının dava dilekçesinde ... İkizlerin tek başına yetkili olmasından dolayı şirketin mali tabloları ve hesap tablolarının kendisine göstermediğini iddia ettiğini, bu iddiaların doğru olmadığını, davacının ablasının iştirak şirketin muhasebesini tuttuğunu, tüm hesapların ...'ın kontrolü ve bilgisi dahilinde olduğunu, şirketin halihazırda faaliyetlerine devam ettiğini savunarak davanın husumet yokluğundan reddine, aksi takdirde 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davacının hissesinin gerçek değerinin hesaplanarak şirket tarafından ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Lüleburgaz Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün gelen yazı cevabına göre ...'nin 6570 sicil numarasında kayıtlı tek ortaklı bir limited şirketi olduğu, tek ortağının ... Enerji Mühendislik Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi olduğu, limited şirketlerin sona erme sebeplerinin 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinde sayıldığı, aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre haklı sebeplerin varlığı halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemenin, istem yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği, davacının davalı şirkete doğrudan ortak olmadığı, davalı şirketin tek ortaklı olduğu bu ortağın da ... Enerji Mühendislik Ltd. Şti. olduğu, haklı nedenlerin varlığı halinde davalı şirketin feshini talep etme hakkının tek ortak olan ... Enerji Mühendislik Limited Şti.ne ait olduğu, davacının eldeki davayı açmaya husumetinin olmadığı gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin tek ortağının ... Enerji Müh. Tic. ve San. Ltd. Şti. olduğunu, bu şirketin ortaklarının ise ... İkizler ve davacı ... olduğunu, davanın açıldığı gün Babaeski Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/698 E. sayılı dosyası ile ... Enerji Müh. Tic. ve San. Ltd. Şti.'nin de feshinin dava edildiğini, davalı şirketin tek ortağı olan ... Enerji Müh. Tic. ve San. Ltd. Şti.'nin feshine ilişkin davanın sonucu beklenmeden husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre haklı sebeplerin bulunması halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemece istem yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına da karar verilebileceği, davalı şirketin ticaret sicil kayıtları incelendiğinde, davacının şirket ortağı olmadığı, davalı şirketin tek ortaklı olduğu bu ortağın da ... Enerji Müh. Ltd. Şti. olduğu, haklı nedenlerin varlığı halinde davalı şirketin feshini talep etme hakkının tek ortağa ait olduğu, dava ... Enerji Müh. Ltd. Şti. tarafından açılabilecek iken bu şirketin ortağı olan davacı tarafından şahsen açıldığı, davacı vekili tarafından ortağı bulunduğu şirketin de fesih ve tasfiyesi için dava açıldığı bu davanın eldeki dava için bekletici mesele yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de davalı şirketin ortağı olduğu şirketin açılan dava neticesinde fesih ve tasfiyesine karar verilmesinin davalı şirketin fesih ve tasfiyesi konusunda davacıya talep hakkı vermeyeceği, fesih ve tasfiye kararı verildiğinde şirketin fesih ve tasfiyesinin sonlandırılabilmesi için davalı şirketin paylarının ne olacağına tasfiye memurları tarafından verilen karar neticesinde işlem yapılabileceği, davacı davalı şirketin ortağı olmadığından dava açmaya aktif husumet ehliyetinin olmadığı anlaşıldığından davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, limited şirketin haklı sebeplerle feshi talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2023/5171 E., 2024/7167 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ne yöneldiğini, kayyum elinde bulunan inşaatların de elinden gittiğini, yeni işe girilmesinin zor olduğunu, şirketin kayyum elinde devam etmesinin sadece mevcut mal varlığına erime ve eksilmeye sebebiyet verileceğini ileri sürerek şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesi hükümlerine göre sona erdirilmesi ile tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2023/5171 E. , 2024/7167 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI :2023/218 Esas, 2023/1001 Karar
HÜKÜM :Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ :Kocaeli 2.Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2020/186 E., 2022/491 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Asıl davada davalılar-karşı davacılar -birleşen davada asli müdahiller vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2008 yılında zor durumda borca batık bir şekilde iflas aşamasına geldiğini, dava konusu... Petrol Ürünleri Ltd. Şti.'ne 1.500,00 TL ödemek sureti ile % 50 pay sahibi ve aynı oranda ortak olduğunu, şirketi o dönemde iflasın eşiğine getiren ve piyasaya ve bankalara aşırı borçlanmasını gerektiren ortaklığın diğer tarafını oluşturan davalılar, başarılı bir yönetim sergileyemediklerinden ve müvekkili de bu durumu bildiğinden yönetimin en az 5 yıl süre ile müvekkili tarafından ya da atayacağı bir müdür ile yönetileceğinin birlikte kararlaştırıldığını, davalıların mali sıkıntılarını atlattıktan sonra çok kısa bir sürede sürekli şirkete ve müvekkiline ihtarlar çekmek, asılsız suçlamarla suç duyurusunda bulunmak, yönetim aleyhine sürekli davalar açarak yönetimi işlemez duruma getirmek sureti ile sürekli ihtilaf çıkarmaya ve müvekkilini yıldırmaya çalıştıklarını, en son 2016 yılı başlarında da şirketin seçili organlarının asılsız ve mesnetsiz itamlarla şirkete kayyum atanmasına sebebiyet verdiklerini, şirketin 2016 yılı Mart ayından bu yana kayyum eli ile yönetildiğini, şirket müdürünün tedbiren görevden alındığını, 30.05.2016 tarihinde yapılan olağan genel kurulda müdür olarak atanan müvekkili ortak ...'ün müdürlüğünün kayyum tarafından ilan edilmediğini, 30.07.2016 tarihinde kayyum çağrısı ile yapılan genel kurulda da ortaklar arasında oy çokluğu ile yeni bir müdür ataması yapılmadığını, şirketin birbirleri ile ihtilaflı ortaklarından her bir taraf % 50 hisse ve payını oluşturduğundan şirkete yeni bir yönetici yapılamadığına davalı tarafın blok halinde hareket ettiğini, şirketin kayyum eli ile yönetiminin Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/147 esas sayılı dosyası üzerinden rütin ve sürekli hale getirildiğini, 30.05.2016 tarihli genel kurul tarihi ve gündemi % 80 katılımı ile gerçekleşen 31.12.2015 tarihli genel kurulda oybirliği ile belirlenmesine rağmen ve gündemi ve diğer ayrıntıları Şubat 2016 tarihinde ortaklara müdür tarafından noter marifeti ile bildirilmesine binaen 30.05.2016 tarihinde belli edilen zaman ve şirket merkezinde yapıldığını, müvekkilinin bu toplantıda usulüne uygun olarak seçildiğini ancak bu seçimin kayyum tarafından ticaret siciline götürülerek ilan ettirilmediğini, mahkeme de bu hususta ticaret siciline bildirimde bulunmadığını ve kayyumluk görevini de sona erdirmediğini, şirkete bundan sonra müdür atanmasının da zor olduğunu, ortaklar arasındaki derin itilaflar sebebi ile mutabakat ile yönetici seçimi ve şirketin devamının da mümkün görünmediğini, şirketin petrol işinden inşaat işine yöneldiğini, kayyum elinde bulunan inşaatların de elinden gittiğini, yeni işe girilmesinin zor olduğunu, şirketin kayyum elinde devam etmesinin sadece mevcut mal varlığına erime ve eksilmeye sebebiyet verileceğini ileri sürerek şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesi hükümlerine göre sona erdirilmesi ile tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir.
2-Karşı davada davacı vekili karşı dava dilekçesinde; davalının şirkete hissedar olmasından ve davalı kardeşinin de müdür olmasından sonra birçok hukuksuzluklar gerçekleştirdiğini, yapılan usulsüzlüklerin dilekçelerinde ayrıntılı şekilde açıklandığını, şirketin ve müvekkillerinin zarara uğramasına sebep olduklarını, şirket hakkında birçok dava açılmasına sebebiyet verdiklerini ileri sürerek müvekkillerinin uğramış olduğu zararın yılı itibari ile tespiti ile davacılar ve karşı davalıya isabet edecek olan tasfiye payından ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsiline, davacının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
3-Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla 30.05.2016 tarihinde yapılan olağan genel kurulda müdür olarak atanan müvekkilinin müdürlüğünün kayyım tarafından ilan ettirilmediğini, 30.07.2016 tarihinde kayyım çağrısı ile yapılan genel kurulda ortaklar arasında oy çokluğu ile yeni müdür atamasının yapılamadığını, davalı şirketin yasanın aradığı uzun süreli zorunlu organ oluşturulamaması ve bundan sonra da mutabakatla şirketi yönetecek organ oluşturulamaması koşullarının ortadan kalktığını, davalı şirketin petrol işinden inşaat işine yöneldiğini, kayyım elinde bulunan inşaatlarında müvekkilin elinden gittiğini, yeni işe girilmesinin zor olduğunu, şirketin kayyım elinde devam etmesinin sadece mevcut mal varlığında erime ve eksilmeye sebebiyet vereceğini, ileri sürerek sona erme koşulları oluşan şirketin 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesi hükümlerine göre mahkeme kararı ile sona erdirilerek tasfiye edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1-Asıl davada davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2-Birleşen davada davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin yöneticisi olarak Abidin Öztürk'ün atanmasına ilişkin 21.12.2015 tarihli Genel Kurul kararına karşı diğer ortaklarca Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/147 E. sayılı dosyası ile dava açıldığını, yapılan yargılamada şirket yöneticisinin atanmasına ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 623 üncü maddesine aykırı olması sebebi ile genel kurul kararının iptali kararının henüz kesinleşmediğini, müvekkili şirkete kayyım atandığını, kayyım atamasının devamlılık arz edecek nitelikte bulunmadığını, mahkeme kararı çerçevesinde yeni bir genel kurul ile usulüne uygun şekilde yönetici atanması ile kayyım görevinin sona ereceğini, 30.05.2016 tarihli genel kurulda yeni müdür atanmasına ilişkin kararın ilanı için kayyım tarafından Kocaeli Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvuru yapıldığını, bu başvuruya verilen cevapta Kocaeli Ticaret Mahkemesinin 2016/147 E. sayılı kararının kesinleşmesi halinde işlem yapılacağının bildirildiğini, bu işleme karşıda Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/885 E. sayılı dosyası ile dava açıldığını, mahkemece 30.05.2016 tarihli genel kurul kararının tesciline karar verildiğini, bu kararın henüz kesinleşmediğini, müvekkili şirkette genel kurul toplantısı yapılması hususunda bir sıkıntı yaşanmadığını, şirketin geçici olarak kayyım eli ile yönetildiğini, dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin ikinci fıkrasına uyar bir yan bulunmadığını, davacı tarafın tasfiye taleplerinin bu sebeple reddi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3-Birleşen davada asli müdahiller vekili asli müdahale dilekçesi ile; davalılar arasında Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/88 E. sayılı dosyasında devam eden limited şirketin feshi ve tasfiyesi davasında davalı ...'ün, davalı şirketin fesih ve tasfiyesini talep ettiğini, söz konusu davada davalı şirket yanında feri müdahil olarak yer aldıklarını, davalı ...'ün şirketin feshi ve tasfiyesi talebinin yerinde olmadığını, bilakis kendisinin davalı şirkete zarar verdiğini, müvekkilleri ile davalının şirket ortaklığının devamının imkansız hale geldiğini, davalının şirketin zararına hareket ettiğini, taraflar arasında imzalanan iş ortaklığı sözleşmesini ihlal ettiğini, taraflar arasında görülen davalar ve soruşturma dosyasının bulunduğunu savunarak davalı ...'ün davalı şirketin feshi ve tasfiyesi talebinin reddine, davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, davalının şirkete vermiş olduğu zararların tespiti ile tasfiye payından tahsiline karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca açılıp görülen asıl davada; ortaklıktan çıkarma talep hakkının münhasıran şirkete ait olduğu, diğer ortakların mevcut yasal düzenlemeye göre ortaklıktan çıkarma talep hakkı olmadığından asıl davanın ve karşı davanın aktif husumet nedeni ile reddi gerektiği, karşı davacılar karşı davalının şirketi zarara uğrattığı iddiası ile tasfiye payına ilişkin takas mahsup talebinde bulunmuş iseler de zarar söz konusu olsa bile bu zararın şirkete ait olduğu, bu durumda da şirketin ancak takas mahsup talebinde bulunabileceğinden takas definin reddi gerektiği, birleşen dava yönünden davalı şirkete %50 oranında ortak davacının öncelikle davalı şirketin 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre organsız kalması sebebi ile feshine istemiş ise de Kocaeli 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/885 esas sayılı dosyası ile ...'ün müdür olarak atanmasına ilişkin genel kurul kararın tesciline ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi sebebi ile şirketin organsız kalmadığı anlaşıldığından anılan madde kapsamında değerlendirme yapılmadığı, şirketin ekonomik durumuna ilişkin alınan bilirkişi raporunda davalı şirketin öz kaynak tutarının yeterli olduğu, sermaye kaybı ve borca batıklık durumunun gerçekleşmediği, şirketin feshini gerektirecek mali bir tabloya sahip olunmadığı hususlarının belirtildiği, esas olanın şirketin devamlılığının sağlanılması olup, ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak diğer çözüm yollarının hakimce değerlendirilmesi zorunlu olduğu, bu sebeple 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında fesih talebinin reddi gerektiği, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıkların bulunduğu, birlikte çalışmalarını ciddi şekilde güçleştiren olayların meydana geldiği ve bu durumun limited şirketten çıkmak için haklı bir sebep oluşturacağı, asli müdahil olan ortakların davacının ortaklıktan çıkmasına ilişkin talepleri yönünden yapılan değerlendirmede; bir ortağın mahkeme kararı ile ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin dava açma hakkı şirkete tanınmış bir hak olduğundan ortakların buna ilişkin taleplerinin reddedildiği, asli müdahillerin aynı zamanda davacının ortağı olduğu müşterek şirkete vermiş olduğu zararların tespiti ile tahsili talep edilmiş ise de dava konusunun şirketin feshi olması, asli müdahilin dava konusu hak veya şey üzerinde kısmen veya tamamen hak iddia etmesi olduğu, talep ile dava konusu farklı olduğundan asli müdahilin talebinin reddine karar vermek gerektiği gerekçesi ile asıl ve karşı davanın husumet nedeniyle reddine, karşı davadaki takas talebinin reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne, birleşen davadaki asli müdahillerin davasının reddine karar verilmiş, asıl ve birleşen davada davacı ...'ün karardan sonra 28.10.2022 tarihli dilekçesi ile asıl ve birleşen davadan feragat ettiğini beyan etmesi üzerine bu kez 25.11.2022 tarihli ek karar ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, 26.10.2022 tarihli mahkeme hükmü asıl davada davalılar- karşı davacılar vekili- birleşen davada asli müdahiller vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle asıl davada davalılar-karşı davada davacılar- birleşen davada asli müdahiller vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar asıl davada davalılar- karşı davada davacılar- birleşen davada asli müdahiller vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava limited şirketin feshi ve tasfiyesi, karşı dava şirket ortaklığından çıkarılma ve uğranılan zararın tespiti ile tasfiye payından tahsili, birleşen dava limited şirketin feshi ve tasfiyesi, birleşen davada asli müdahale davacı ortağın limited şirket ortaklığından çıkarılması ve şirkete verdiği zararın tespiti ile tasfiye payından tahsili istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 636, 640 ıncı maddeleri.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl davada davalılar- karşı davacılar- birleşen davada asli müdahiller vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
08.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/2449 E., 2024/5590 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ilişkisinin de ortadan kalkmış olması nedeniyle ortaklık ilişkisinin zedelendiği, dolayısıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrası anlamında haklı sebeple fesih şartlarının oluştuğu, 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının Hâkime istem yerine duruma uygun çözüm konusunda geniş bir takdir hakkı verdiği davalı şirketin bilirkişi
11. Hukuk Dairesi 2023/2449 E. , 2024/5590 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1000 Esas, 2023/99 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/147 E., 2022/46 K.
Taraflar arasındaki şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve davacıların şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ile davalı ...'nın diğer davalı ... Özel Eğitim Rehabilitasyon Tur. Taş. Hiz. Tic. ve San. Ltd. Şti. şirketini 23.05.2017 tarihinde kurduklarını, yatırılması gereken sermayenin %50’sini davalı tarafından kalan %50 ‘sini ise müvekkilleri tarafından eşit şekilde şirkete sermaye girişinin yapılacağı ve yatırılan tutarlar oranında şirket ortaklık payları olacağı yönünde karar aldıklarını, müvekkillerinin kendi üzerlerine düşen edimlerini yerine getirmiş oldukları halde davalının sürekli olarak ticari defterlerle birlikte gelir gider bilgilerini, şirket ortağı olan müvekkillerinden gizlediğini, şirket için yapılan masrafların müvekkilleri tarafından karşılandığını ve davalı tarafından şirkete hiçbir ödeme yapılmadığı gibi zorunlu masraflara da katılmadığını, davalının kötü niyetli ve kusurlu davranışlarının gereği şirketin uğramış olduğu zararlardan sorumlu tutulmasını ve müvekkillerinin uğramış olduğu zararların tespiti ile bu miktarın kendi hisseleri oranında ödenmesinin yapılarak haklı bir şekilde şirketin tasfiyesini isteme mecburiyetinin doğduğunu ileri sürerek davalının kötü niyetli ve kusurlu davranışları gereği şirketin uğramış olduğu zararlardan sorumlu tutulmasını ve müvekkillerinin uğramış olduğu zararların tespiti ile bu miktarın kendi hisseleri oranında ödemesinin yapılarak şirketin tasfiye edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacılar ile şirket kurulduğunda şirket sözleşmesinin hazırlanarak tescil yapıldığını ve şirket kuruluş tarihinin de yatırılması gereken ana sermayenin ¼ oranındaki bedelinin bankaya yatırıldığını ve kalan sermaye paylarının 2 yıl içinde tamamlanması için tüm ortakların taahhüt vererek şirketi kurduklarını, davalı ...’nın öğretmen olup şirketin kurulmasının da ve işleyişinde tamamen kendi bilgi tecrübe ve okula gelen öğrencilerin eğitimi ile ilgilenip öğrencilere eğitim veren öğretmen konumunda olduğunu, davalının şirketin %50 hissesine sahip olmasına rağmen şirketin hiçbir gelir gideri ile ilgilenmediğini sadece mesleği olan öğretmenlik görevini icra etmeye çalıştığını, öğretmenlik yapması sebebi ile şirketin hiçbir mali işleri ile uğraşamadığından davacılara şirket kuruluşunun ertesi günü 24.05.2017 tarihli vekaletname vererek şirketin tüm mali işleri, banka işleri, muhasebe işleri, SGK ile ilgili işlemler ve bir şirket sahibinin sahip olduğu tüm yetkileri davacı ... ile ...’e vekalet verdiğini, vekaletnameyi verdikten sonra davacılar tarafından şirketin mali müşaviri olarak davacı ...’ın eşine yetki verdiklerini, şirketin tüm muhasebe işlemleri ve ticari defterlerinin tutulması, şirkete işçi alımı ve SGK kaydı açılmasının davacının eşi tarafından takip edildiğini, davalı müvekkilinin; şirketin tüm yetkilerini güvene esas olarak diğer ortaklara vermesine rağmen davacı diğer ortakların şirketin işleyişini ve kazancını tamamen kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak şirketi zarara uğrattıklarını, şirket muhasebecisi tarafından şirketin sürekli davacı ortaklara borçlandırıldığını, şirket hesaplarından sürekli sebepsiz olarak para çekildiğini ve hesaplardan kendilerine para aktarımları yapıldığını, bunların dışında da para çekilerek ve hesaplardan kendilerine para aktarımlarının yapıldığını, bunların dışında da davacı şirket ortaklarının sahip oldukları Yaşam Otizim ve Spor Kulübünü çalıştırdıklarını, dava dışı kulüpte yaşam koçu hocasının dahi SGK kaydını davalı şirkete yapıldığını, davalı müvekkili şirketin usulsüzce yönetildiğini ve şirketin davacı ortaklar tarafından zarara uğratıldığını öğrendiği an davacı ortakları 12.11.2018 yılında diğer ortakları yetki bakımından azlettiğini savunarak şirket ortaklarının ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin ... sorununun likitide sorunu olduğu, davalı şirketin incelenen 2017-2018-2019 yılları kaydı değer bilançolarında negatif net işletme sermayesine sahip olduğu, 28.02.2019 tarihli bilançosunda kaydi değerlere göre -230.772,92 TL öz kaynak tutarı ile borca batık olduğunun tespit edildiği, bir ortaklık yapısına dahil olan ortağın, o ortaklıktan kar elde etmek amacı taşıması doğal bir olgu, uzun süredir karlılık sağlanamadığından bu hususun karşılanamadığı ve tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda aralarında ki ... ilişkisinin de ortadan kalkmış olması nedeniyle ortaklık ilişkisinin zedelendiği, dolayısıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrası anlamında haklı sebeple fesih şartlarının oluştuğu, 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının Hâkime istem yerine duruma uygun çözüm konusunda geniş bir takdir hakkı verdiği davalı şirketin bilirkişi raporu ile değerlendirilen ekonomik yapısı ve mali varlığı gözetildiğinde, satışlarının giderek ciddi biçimde artış göstermesi ve faaliyetlerinde gözlenen devamlılık şirketin feshinin hakkaniyetle bağdaşmayacağı, davacıların şirketin fesihi ile elde edeceği sonuca şirketten çıkma ile de ulaşabileceği, davalı şirketin ekonomiye katkısını sürdürmeye devam etmesinin hakkaniyete uygun bulunduğu, davalı şirketin öz varlığını koruyamaması nedeni ile ortakların sadece ödedikleri sermaye tutarları üzerinden ayrılma akçesinin hesaplanması gerektiği, davacı ...'a 2.500,00 TL, davacı ...'e 2.500,00 TL ayrılma akçesi ödenebileceği, davacıların şirketten alacak talebinde bulundukları, ancak bu taleplerine ilişkin hüküm kurmaya elverişli delil sunmadıklarından, alacaklarının varlığı ispata muhtaç olduğundan bu talebin reddine karar vermek gerektiği, davalı ...'nın kötü niyetli ve kusurlu davranışları nedeniyle şirketin zarara uğratıldığına ilişkin yapılan incelemede; dosya münderecatında ve yasal defter kayıtlarında bu iddialara istinaden somut bir veriye rastlanamadığı bu nedenle bu hususun da ispata muhtaç olduğu gerekçesiyle, davalı şirketin haklı nedenlerle feshi koşullarının gerçekleştiği anlaşılmakla birlikte 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gözetilerek fesih yerine davacı ortakların şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesine, davacı ... için 2.500,00 TL ve davacı ... için 2.500,00 TL ayrılma akçesinin karar tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalı şirketen tahsili ile davacılara verilmesine, yöneticinin sorumluluğuna ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; hakimin takdir yetkisini kullanırken hukuk tarafından belirlenen sınırlara uyması gerektiğini, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar özkaynakları negatif olan ve borca batık durumdaki şirketin feshi yerine müvekkillerinin çıkmasına ilişkin olduğundan hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrılma akçesi olarak esas sermaye payının ortağın ayrıldığı tarihteki değerinin esas alınması gerektiğini, 12.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda şirketin feshedilerek tasfiyeye sokulmasının menfaatler dengesi dikkate alındığında uygun bir çözüm olabileceği kanaatine varıldığı şeklinde tespit yapıldığını, daha sonra alınan 27.10.2021 tarihli ek raporda dosyada değişen hiçbir durum olmamasına rağmen şirket feshinin son çare olması prensibi dikkate alındığında davacı paylarının ödenerek şirketten çıkarılmasına karar verilmesinin uygun olduğu şeklinde tespit yapıldığını ve itirazlarının göz ardı edilerek İlk Derece Mahkemesince bu tespit doğrultusunda karar verildiğini, hüküm kurmaya elverişsiz rapor doğrultusunda karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 12.04.2021 tarihli bilirkişi müvekkillerinin şirketten alacaklı durumda oldukları, ancak hesapların doğruluğunun denetimi için geçerli resmi nitelikte belge, defter ve kayıt sunulmadığından ispata muhtaç olduğu ifadelerine yer verildiğini, bilirkişi raporunun bu bölümünde varılan kanaat ve yapılan hesaplamaların doğru olup müvekkillerinin şirketten alacaklı konumunda olduğunu, müvekkillerinin, hesapların doğruluğunun denetimi için geçerli resmi nitelikte belge, defter ve kayıt sunmasının somut olayda mümkün olmadığını, davalı ..., şirketin idare ve temsile yetkili tek kişisi olduğunu, bu durumda hesapların doğruluğunun denetimi için geçerli resmi nitelikte belge, defter ve kayıt sunmakla yükümlü olan davalı taraf olduğunu ancak evrakları sunmaktan kaçındığını, davalı tarafından yöneticiliğin hiçbir gerekliliği yerine getirilmediğini, şirket kurulduğu günden itibaren zarar ettiğini ve şuanki haliyle de borca batık durumda olduğunu ancak İlk Derece Mahkemesi tarafından yöneticinin sorumluluğuna ilişkin taleplerin ispatlanmadığı şeklindeki hükmünün hukuka aykırı olduğunu, şirket özkaynaklarının negatif olduğu ve borca batık olduğunun bilirkişi raporları ile de sabit olduğunu, davalının 6102 sayılı Kanun'un 614 üncü maddesine aykırı biçimde müvekkillerine bilgi vermekten kaçındığını ve inceleme haklarını kullanmalarına da engel olduğunu, davalının şirketi layığıyla ve başarıyla yönetmediğini, şirketin borca batmasına sebebiyet verdiğini, davalı tarafın şirket yönetimiyle ilgilenmediğini ve gelir-gider idaresinden anlamadığını söylediğini ancak sonrasında da bununla tamamen çelişerek davalı tarafından şirketin çok iyi biçimde yönetildiğini ileri sürdüğünü, davalının ifadeleri tamamen birbiriyle çeliştiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi, davalı şirket müdürünün kötü niyetli ve kusurlu davranışları ile şirketin uğramış olduğu zararların tespiti ile bu miktarın ödenmesine ilişkin tazminat davasıdır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrası
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2019/462 E., 2019/7665 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
ması için yapılan çağrılara da cevap verilmediğini ileri sürerek, terditli talepte bulunmuş, öncelikle davalı ...’nın şirket ortaklığından çıkarılmasını, bu talebin kabul edilmemesi halinde genel kurul toplantılarının yapılmaması sebebiyle TTK’nın 636/2. maddesi gereğince şirketin fesih ve tasfiyesini, bu talebin de kabul görmemesi halinde TTK’nın 636/3.
11. Hukuk Dairesi 2019/462 E. , 2019/7665 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 16.10.2018 tarih ve 2018/326-2018/1014 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı şirket vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin %50 oranında ortağı olduğunu, şirketin diğer ortağının ise davalı ... olduğunu, ayrıca davalı şahısların şirketin müdürü olarak görev yaptıklarını, davalı ...’ın müvekkilini şirketten dışlamaya çalıştığını, müvekkilinin şirket adına tescil edilen markaların kendisine devredilerek şirketten çıkmaya çalışması üzerine müvekkilini tehdit ettiğini, müvekkilini yanıltıcı beyanlarla aldatarak diğer davalının müdür olarak atanmasını sağladığını, tüm bu sebeplerin davalı ...'nın şirket ortaklığından çıkarılması için TTK’nın 640/3. maddesine göre haklı sebep teşkil ettiğini, şirket müdürü olan davalı şahısların şirketin gelirleri ve mal varlığı hakkında müvekkilini bilgilendirmediğini, şirketin kurulduğundan beri kâr payı dağıtmadığını, kanunen yapılması gerekli olan şirket genel kurul toplantıları yapılmadığı gibi müvekkilinin genel kurulun toplanması için yapılan çağrılara da cevap verilmediğini ileri sürerek, terditli talepte bulunmuş, öncelikle davalı ...’nın şirket ortaklığından çıkarılmasını, bu talebin kabul edilmemesi halinde genel kurul toplantılarının yapılmaması sebebiyle TTK’nın 636/2. maddesi gereğince şirketin fesih ve tasfiyesini, bu talebin de kabul görmemesi halinde TTK’nın 636/3. maddesi gereğince haklı sebeplerle şirketin fesih ve tasfiyesini, şirket adına tescilli olan Zound marka ve isminin bedelsiz olarak müvekkili adına tescilini, bu talebin kabul görmemesi halinde bedeli mukabili anılan markanın müvekkili adına tescilini bu talebinde kabul görmemesi halinde “Zound” markasının marka sicilinden terkinini istemiş, akabinde, 25.02.2015 tarihli ıslah dilekçesiyle, davalı şirket ortaklar kurulunun 07.12.2010 tarihli kararıyla davalı ...’nın müdürlük görevinin 10 yıl süreyle devamına ve diğer davalının da 5 yıl süreyle müdür olarak atanmasına karar verildiğini ancak müvekkilinin bu yönde bir iradesinin bulunmadığını, davalıların müvekkilinin Türkçe bilmemesinden faydalanarakbu kararı müvekkiline imzalatmış olduklarını ileri sürmüş ve dava dilekçelerindeki taleplerine 07.12.2010 tarihli genel kurulda alınan kararların mutlak butlanla batıl olduğunun tespiti talebini de eklediklerini bildirmiştir. Davacı vekili, 10.11.2016 tarihli dilekçesiyle, şirket esas sözleşmenin 5. maddesinin, “Şirket’in süresi tescil ve ilanından başlamak üzere 10 yıldır.” hükmünü haiz olduğunu, bu hükme göre şirketin süresinin 2017 yılında sona ereceğini, müvekkilinin şirketin devamına rızası bulunmadığını ileri sürerek, şirketin söz konusu ana sözleşme hükmüne ve dava sürecinde ispatlamış oldukları haklı sebeplere dayalı olarak fesih ve tasfiyesine karar verilmesini, diğer taleplerinin ise tasfiye aşamasında dikkate alınmasını talep etmiştir.
Davalılar vekili, işbu davada davalı şahıslara husumet yöneltilemeyeceğini, davacının şirket adına tescilli olan “Zound” ibareli markaya ilişkin talepleri bakımından Fikrî ve Sınaî Haklar mahkemelerinin görevli olduğunu, davacının şirkete sadakat borcuna aykırı davranarak, şirketle rekabet etmeme yasağına ilişkin hükümlere aykırı davrandığını, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, 25.02.2015 tarihli ıslahın kötü niyetle yapıldığını, davacının ıslah ile talep sonucunu genişletmesine muvafakatlerinin olmadığını, davacının müvekkili...’le müdür sıfatıyla defalarca yazışma yapıp belge talebinde bulunduğunu bu nedenle müdür olarak atandığını bilmediği şeklindeki iddiasının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılanma sonucunda, somut olayda, dava dilekçesiyle terditli taleplerde bulunulduğu ancak davacı vekilinin, 10.11.2015 tarihli dilekçesiyle, şirket esas sözleşmesinin 5. maddesine göre şirketin 10 yıl süreyle kurulduğunu, bu sürenin halihazırda dolduğunu, müvekkilinin şirketin devamına muvafakati olmadığını bildirerek, şirketin öncelikle bu nedenle feshine karar verilmesini istediği, dava dilekçesi ve yargılama sürecinde verilmiş beyanlar incelendiğinde, davacı yanın ortaklıktan çıkma yönünde bir irade ortaya koymadığının görüldüğü, davacının öncelikle davalı ...'nın şirket ortaklığından çıkartılmasını talep ettiği ancak bu talebin yasal dayanaktan yoksun olduğu, davacı yanın nihai talebinin şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin olduğu, davalı şirketin 08.08.2007 tarihinde tescil ve ilan edilen ana sözleşmeyle kurulduğu, ana sözleşmenin 5. maddesinin, şirketin 10 yıl süreyle kurulduğu hükmünü haiz olduğu, ortakların muvafakati halinde bu sürenin uzatılabileceği ancak davacı yanın açıkça sürenin uzamasına muvafakat etmediğini bildirdiği, bu durumda 6102 sayılı TTK'nın 636/1. maddesindeki koşulların oluştuğu ve davalı şirketin süresi dolduğundan fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerektiği, süreli olarak kurulan şirketin sürenin dolması sebebiyle feshine karar verildiğinden aynı Kanun’un 636/3. maddesiyle düzenlenen haklı sebeplerin oluşup oluşmadığını tartışmaya gerek kalmadığı, fesih istemli bu davada şirketin ortağı ve müdürü olan davalı şahıslara husumet yöneltilemeyeceği, davacının şirket adına tescilli olan markaya ilişkin taleplerin ise tasfiye sürecinde dikkate alınması gerektiğinden bu konuda karar verilmesine yer olmadığı gerekçesiyle, davalı şahıslar hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı şirket ana sözleşmesinin 5. maddesine göre, şirketin süresinin son bulduğunun tespiti ile fesih ve tasfiyesine, tasfiye işlemlerini yerine getirmek üzere şirkete tasfiye memuru atanmasına, şirket adına tescilli olan markaya ilişkin talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davalı şirket vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz etmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, davalı limited şirketin haklı sebeplerle fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Mahkemece verilen ilk kararla, şirket ortakları arasında ortaklığın devamını çekilmez kılacak düzeyde sorunlar bulunduğu, bu durumun fesih ve tasfiye talebi bakımından haklı sebep teşkil ettiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamında ise, şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiye edilmesine ilişkin davalarda, hakimin, somut olayın özelliklerine göre, şirketin feshi yerine ortağı şirketten çıkarmaya veya başka bir çözüme karar verebileceği, şirketin fesih ve tasfiyesine de karar verilebilir ise de takdir hakkının ne suretle kullanıldığının tartışılması gerektiği belirtilerek hüküm davalı şirket yararına bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak, davacı ortağın şirket ortaklığından ayrılma yönünde bir iradesi bulunmadığı, nihai talebin şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin olduğu, şirket ana sözleşmesinin 5. maddesiyle şirketin 10 yıl süreyle kurulduğu, bu sürenin hali hazırda dolmuş olduğu ve davacının ortaklığın devamına muvafakati bulunmadığı gerekçesiyle, davalı şirketin süresinin dolduğundan bahisle TTK’nın 636/1. maddesine göre fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece bozmaya uyulduğu halde bozma ilamının gerekleri yerine getirilmeden hüküm tesisi yoluna gidildiği anlaşılmaktadır. Zira davacının şirket ortaklığından ayrılma yönünde bir iradesi olmadığı belirtilmişse de, TTK’nın 636/3. maddesiyle hakime tanınan takdir hakkının kullanılması bakımından şirket ortağının, ortaklıktan ayrılma yönünde bir irade ortaya koyup koymamasının önemi bulunmamaktadır. Somut olayın özelliklerine göre, bu yönde bir irade bulunmasa da şirketin fesih ve tasfiyesi yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilebilir. Bu itibarla, mahkemece, bozma ilamında işaret edildiği şekilde, şirketin feshini gerektirecek bir haklı sebep bulunup bulunmadığının belirlenmesi, haklı sebeplerin bulunduğunun tespiti halinde ise, somut olayın özelliklerine göre, şirketin feshi yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkarılmasına veya başka bir alternatif çözüme karar verilip verilemeyeceğinin gerekçeleri ortaya konulmak suretiyle tartışılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, uyulan bozma ilamının gerekleri yerine getirilmeden dava tarihinden sonra gerçekleşen ve ıslaha da konu edilmeyen maddi vakıaya dayalı olarak şirket süresinin dolduğundan bahisle eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı şirket yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı şirkete iadesine, 02/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2019/1328 E., 2019/8099 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
esinde beyan ettiği çıkma iradesi ve müvekkilin bu yöndeki iradesinin örtüşmesi karşısında, davacının çıkma/çıkartılma payının şirketi ve diğer ortakların menfaaatini ihlal etmeden belge ve bilgiye dayalı olarak adaletli şekilde tespitiyle TTK'nın 636/3. maddesi hükmünün uygulanmasına, davacının fesih ve tasfiye istemli davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2019/1328 E. , 2019/8099 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21/11/2016 tarih ve 2014/1070 E.- 2016/1296 K. sayılı kararın davacılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 17/12/2018 tarih ve 2017/216 E.- 2018/1382 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı Bedir Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti.'nin %30 oranında paydaşı olduğunu, davalı şirketin yöneticisi sıfatıyla diğer ortakları ve aynı zamanda damatları olan ... ve müdür olarak...'ın şirketi zarara sokacak ve kişisel çıkar elde edecek eylem ve işlemlerde bulunduğunu, şirket amacına zarar veren ve yasalardan kaynaklanan rekabet etmeme gibi TTK'nın 613.maddesini ihlal ettiğini, şirketin kuruluşundan bu yana müvekkilinin hiçbir genel kurula çağrılmadığını, şirket işleri hakkında bilgilendirilmediğini, şirketin her yıl kâr ettiği halde her hangi bir kâr payı dağıtılmadığını, şirkete ait taşınmazın müdür... adına bila bedel tahsis edildiğini, şirkete ait hesaplardan şirketin zararına olacak şekilde hesaplarına transferler yapıldığını ileri sürerek, davalı Bedir Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti.'nin fesih ve tasfiyesine, yargılama boyunca ortaklık faaliyetlerinin devamı için şirket müdürü olarak tarafsız bir kayyım ile şirketin feshi için tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkilinin aile şirketi vasfında olduğunu ancak davacının anılan şirketin kurulmasında hiçbir maddi katkısı bulunmadığı gibi fiilen yürütülmesinde de şahsi emeğinin bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde beyan ettiği çıkma iradesi ve müvekkilin bu yöndeki iradesinin örtüşmesi karşısında, davacının çıkma/çıkartılma payının şirketi ve diğer ortakların menfaaatini ihlal etmeden belge ve bilgiye dayalı olarak adaletli şekilde tespitiyle TTK'nın 636/3. maddesi hükmünün uygulanmasına, davacının fesih ve tasfiye istemli davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili, davalı şirketin %25 oranında paydaşı olduğunu, davalı şirketin diğer ortakları, müdürleri ve aynı zamanda damatları olan ... ve...'ın şirketi zarara sokacak ve kişisel çıkar elde edecek eylem ve işlemlerde bulunduklarını, şirket amacına zarar veren ve yasalardan kaynaklanan rekabet etmeme gibi TTK'nın 613. maddesini ihlal ettiklerini, şirketin kuruluşundan bu yana müvekkilinin hiç bir genel kurula çağrılmadığını, şirket işleri hakkında bilgilendirilmediğini, şirket her yıl kâr ettiği halde her hangi bir kâr payı dağıtılmadığını, şirkete ait hesaplardan şirketin zararına olacak şekilde hesaplarına transferler yapıldığını, bu nedenlerle davalı Bedirhan Uluslararası Nakliyat Tic. Ltd. Şti.'nin fesih ve tasfiyesine, yargılama boyunca ortaklık faaliyetlerinin devamı için şirket müdürü olarak tarafsız bir kayyım ile şirketin feshi için tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davalı şirket vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacıların TTK'nın 614/3. maddesine göre bilgi alma ve inceleme hakkının mahkeme kanalıyla da talep edilmesi mümkün olup bu konuda hukuki yollara başvurmaları mümkün iken bu yol tüketilmeden şirketin feshini istemelerinin yerinde olmadığı, alacaklar hesabında herhangi bir bakiyenin bulunmadığı tespit edildiğinden TTK'nın 358. maddesinin de ihlal edilmediği, şirketin kâr dağıtımı yapmadığı belirlenmiş ise de bu hususun zaten şirketin haklı sebeple feshini gerektirmediği, şirketin mal varlıklarının şirket dışına aktarılarak başka şirketlerin ödemeleri için kullanıldığı ve müdürlerin şirket kaynaklarını kendi şahsi işleri için kullandıklarına dair iddiaların yeterli kayıt ve belgelerle ispatlanamadığı, davacıların genel kurullarda kendileri yerine başkaları tarafından imzalar atıldığına yönelik iddialarının da ispat edilemediği, zira alınan kararların zamanı açısından bakıldığında, davacıların bugüne kadar bir itirazda bulunmamış olması nedeniyle sonradan itirazda bulunmuş olmasının şirketin feshini gerektirmediği, dolayısıyla bu iddialar, TMK'nın 2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğundan, davalı şirketlerin feshi ve tasfiyesine dair talebin yerinde görülmediği, TTK'nın 636/3. maddesine göre fesih yerine alternatif çözüme mahkemece karar verilebilmesi için öncelikle şirketin feshine dair haklı sebeplerin oluşması gerektiği, aksi halde TTK'nın 636/3. maddesine binaen mahkemece kabul edilebilir bir çözüme de karar verilemeyeceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı şirketlerde geçmiş yıllara ait dağıtılmamış karların bulunduğu, gayri resmi işlemler yapılmış olmasının kuvvetle muhtemel olduğu, davalı şirketlerin müdürlerinin aynı faaliyet konusunda başka bir şirket kurmak suretiyle ortak oldukları davalı şirketler aleyhine iş yapmak istemeleri ve...’ın kurulan şirketlerin de müdürlüğünü yapıyor olması, davalı şirketlerin müdürleri ... ve... ile davacı ortaklar arasında kayınpeder ve kayınvalide ilişkisi olmasına rağmen uyuşmazlıkların çıkması ve giderilememesi, dava dışı Fermaş A.Ş.'ye satılan taşınmaz bedelinin davalı şirket hesabı yerine müdür... hesabına yatırılması ve davalı şirketin ihtiyacı olmaksızın alınan taşınmazın müdür ...'a ücretsiz kullandırılmasının her iki davacı yönünden de davalı şirketlerin feshi için haklı neden oluşturduğu, ancak TTK 636/3. maddesi kapsamında ortakların denkleştirilmiş menfaati, ortaklığın mali yapısı ve şirketin faaliyetine devam etmesinin 3. kişiler yönünden etkisi değerlendirildiğinde, alternatif çözüm olarak davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin yerinde olacağı gerekçesiyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak, asıl davada; alternatif çözüm yöntemi olarak davacının ortaklıktan çıkarılması ve kâr payına hükmedilerek davanın kabulüne, davacı ...'ün davalı Bedir Uluslararası Limited Şirketi ortaklığından çıkarılmasına, 2.227.331,65 TL çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacı ...'e verilmesine, ayrıca 252.426,02 TL kâr payının davalı şirketten tahsili ile davacı ...'e verilmesine, birleşen davada ise; alternatif çözüm yöntemi olarak davacının ortaklıktan çıkarılması ve kâr payına hükmedilerek davanın kabulüne, davacı ...'ün davalı Bedirhan Uluslararası Nakliyat Limited Şirketi ortaklığından çıkarılmasına, 1.782.618,36 TL çıkma payının davalı şirketten tahsili ile davacı ...'e verilmesine, ayrıca 208.140,52 TL kâr payının davalı şirketten tahsili ile davacı ...'e verilmesine karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.
1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2-Asıl ve birleşen dava, limited şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince, davalı şirketlerin fesih ve tasfiyesine yönelik haklı sebeplerin var olmadığı ve bu nedenle alternatif bir çözüme de karar verilemeyeceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine dair verilen karar, davacılar vekilleri tarafından istinaf edilmekle, Bölge Adliye Mahkemesince, davacılar tarafından ileri sürülen hususların, her iki davacı yönünden de davalı şirketlerin feshi için haklı neden oluşturduğu, ancak ortakların denkleştirilmiş menfaati, ortaklığın mali yapısı ve şirketin faaliyetine devam etmesinin 3. kişiler yönünden etkisi nazara alındığında, alternatif çözüm olarak davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin yerinde olacağı gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak, asıl ve birleşen davanın kabulüne, alternatif çözüm yöntemi olarak davacıların davalı şirketlerin ortaklığından çıkarılmasına ve davacıların pay bedellerinin yanında, kâr payı alacaklarının da davalı şirketten tahsiline karar verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesinde haklı sebeplerin varlığında her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, ancak aynı maddede belirtildiği üzere mahkemece, fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına veya kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilebileceği ifade edilmektedir. Mahkemece fesih yerine çıkma karşılığında pay bedelinin tahsiline karar verilmesi kararı isabetli ise de, 6100 sayılı HMK'nın 26. maddesi uyarınca talepten başkasına veya fazlasına hükmedilemeyeceği ve davacıların dilekçe sonuç ve istem kısmında bir kar payı alacağına yönelik herhangi bir talepleri olmadığı halde kâr payı alacağına hükmedilmiş olması doğru olmamıştır. Şirket bilançosunda geçmiş yıllarda dağıtılmasına karar verilmemiş kâr paylarının bulunması halinde bu miktarın şirket aktifi içerisinde kabul edilerek pay bedelinin buna göre belirlenmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince bu kısmın ayrı bir alacak kalemi olarak değerlendirilerek davalı şirketlerden tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu yönden davalılar yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen dosyadaki davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle ise davalılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11.12.2019 tarihinde olarak oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
"Lale Tekstil Limited Şirketi"nde iki ortak bulunmaktadır. Ortaklardan Meltem, diğer ortak Onur’un şirket sırlarını rakip firmalara aktardığını ve şirketin yönetimini imkansız hale getirdiğini iddia etmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca limited şirketin sona ermesi ve tasfiye süreciyle ilgili aşağıdaki pratik olay değerlendirmelerinden hangisi doğrudur?
A) Meltem, haklı sebeplerin varlığı halinde doğrudan doğruya şirketin feshini mahkemeden talep edebilir.
B) Limited şirketlerde ortağın ölümü veya kısıtlanması, aksi sözleşmede öngörülmedikçe şirketi kendiliğinden sona erdirir.
C) Mahkeme fesih davasında mutlaka şirketin tasfiyesine karar vermek zorundadır; Meltem'in Onur’u şirketten çıkarma talebi kabul edilemez.
D) Şirketin iflasına karar verilmesi durumunda tasfiye işlemleri şirket müdürleri tarafından yürütülür.
E) Tasfiye aşamasına giren şirket tüzel kişiliğini derhal kaybeder; artık şirket adına herhangi bir hukuki işlem yapılamaz.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.