Türk Ticaret Kanunu 644. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 644- (1) Aşağıda madde numaraları bildirilen anonim şirketlere ilişkin hükümler limited şirketlere de uygulanır.
a) Belgelerin ve beyanların kanuna aykırılığına ilişkin 549 uncu; sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi hakkında 550 nci; değer biçilmesinde yolsuzluğa dair 551 inci; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü; denetçilerin (…)[97] sorumluluğuna ilişkin 554 ilâ 561 inci maddeler.
b) (Değişik: 26/6/2012-6335/32 md.) Feshe ilişkin 353 üncü madde, şirkete karşı borçlanma yasağına ilişkin 358 inci madde, müdürlerin yakınlarının şirkete borçlanmasına ilişkin 395 inci maddenin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi hükümleri, kâr payı avansına ilişkin 509 uncu maddenin üçüncü fıkrası.
c) Yönetim kurulu kararlarının butlanı hakkındaki 391 inci ve müdürlerin bilgi alma haklarına kıyas yolu ile uygulanmak üzere 392 nci madde.
d) Limited şirketlere de uygulanan 549 ilâ 551 inci maddelerine aykırı hareket edenler, 562 nci maddenin sekizinci ilâ onuncu fıkralarında öngörülen cezalarla cezalandırılırlar.
ÜÇÜNCÜ KİTAP
Kıymetli Evrak
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
A) Kıymetli evrakın tanımı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
25 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2013/14953 E., 2013/19316 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
İcra Mahkemesi'ne dava açarak takibe dayanak bononun zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle icranın geri bırakılmasını talep ettiklerini, yapılan yargılama sonucunda mahkemece zamanaşımı sebebiyle icranın geri bırakılmasına karar verildiğini, TTK 644. maddesi gereğince sebepsiz zenginleşme nedeniyle senet borçlusuna başvurma imkanının bulunduğunu ileri sürerek, senet bedeli olan 58.000,00 TL alacaklar
11. Hukuk Dairesi 2013/14953 E. , 2013/19316 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.12.2012 tarih ve 2012/232-2012/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların murisi ... hakkında Pendik 2. İcra Müdürlüğü'nde icra takibi yapıldığını, takibin kesinleştiğini, takip devam ederken borçlunun vefat ettiğini, borçlu mirasçılarının da Pendik İcra Mahkemesi'ne dava açarak takibe dayanak bononun zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle icranın geri bırakılmasını talep ettiklerini, yapılan yargılama sonucunda mahkemece zamanaşımı sebebiyle icranın geri bırakılmasına karar verildiğini, TTK 644. maddesi gereğince sebepsiz zenginleşme nedeniyle senet borçlusuna başvurma imkanının bulunduğunu ileri sürerek, senet bedeli olan 58.000,00 TL alacaklarının avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, sebepsiz zenginleşme davasının hak düşürücü süreye tabi olduğunu, bir yıllık süre içerisinde açılmadığını, TTK 644. maddesi gereğince keşideciye karşı sebepsiz zenginleşme davası açılabileceğini, ancak davalıların murisi ...'in keşideci değil kefil olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; TTK 644. maddesi gereğince; keşideci borçlunun senet bedeli kadar sebepsiz olarak zenginleşeceği, bu nedenle zamanaşımı nedeniyle alacağını tahsil edemeyen alacaklının bu madde gereğince dava açıp alacağını tahsil etme imkanı var ise de; bu madde gereğince açılacak davanın sadece keşideciye karşı açılabileceği, davalıların murisi ...'in ise takibe dayanak yapılan senette keşideci olmadığı, senet keşidecisinin Hakem İnş. Ltd. Şti. olduğu, ...'in ise senedi kefil olarak imzaladığı, isminin senedin "kefil" yazılı kısmının karşısında bulunduğu, bu nedenle davalıların murisinin aval veren sıfatında olduğu, aval veren veya kefil aleyhine bu maddeye istinaden dava açılmasının mümkün olmadığı, davalıların murisinin keşideci imzası dışında senedin ön yüzüne atılmış imza olması nedeniyle aval veren durumunda olduğu, davalı tarafın husumete ilişkin itirazının yerinde olduğu gerekçesiyle, davanın pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 31.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
2- Ancak dava, TTK'nın 644. maddesine dayalı olarak açılmış bulunan sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak istemine ilişkindir.
11. Hukuk Dairesi 2010/14277 E., 2012/5371 K.
11. Hukuk Dairesi 2010/14277 E., 2012/5371 K.
- SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DAVASI
- TEMERRÜT FAİZİ
- ZAMANAŞIMINA UĞRAMIŞ ÇEK- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 61 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 662 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 663 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 664 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 726 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 730 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada (İzmir Onbirinci Sulh Hukuk Mahkemesi)'nce verilen 24.06.2010 tarih ve 2010/444-2010/633 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı şirket tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 25.06.2001 tarihli ve (843,50) TL bedelli ve 31.05.2001 tarihli ve (1.000) TL bedelli iki adet çek dolayısıyla davalıdan alacaklı olduğunu ileri sürerek, toplam (1.843,50) TL'nin keşide tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı temsilcisi, savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacı tarafından dava konusu çeklere dayanılarak girişilen icra takiplerinde, davalı temsilcisi tarafından 19.09.2001 tarihli dilekçe sunularak borcun kabul edildiği ve mal beyanında bulunulduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, anılan meblağın dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraflar temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve dava dilekçesinin davalıya usulüne uygun bir şekilde tebliğine rağmen, davalı temsilcisi tarafından herhangi bir savunmada bulunulmamış olmasına göre, davalı temsilcisinin tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak dava, TTK'nın 644. maddesine dayalı olarak açılmış bulunan sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak istemine ilişkindir.
Dava konusu çeklerde davacı hamil, davalı ise keşidecidir. Çeklerin keşide tarihleri 31.05.2001 ve 25.06.2001, davalı aleyhine girişilen icra takiplerinin tarihi 15.08.2001 ve 03.09.2001 ve işbu davanın tarihi de 16.04.2010 olduğundan, dava konusu çekler TTK'nın 726, 662 ve 663. maddeleri uyarınca zamanaşımına uğramıştır. Bu durumda hamil ya doğrudan temel borç ilişkisine dayanarak tahsil davası ya da TTK'nın 730/14. bendi yollamasıyla çeklerde de uygulama alanı bulan, aynı Yasa'nın 644. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme davası açmalıdır. Somut uyuşmazlıkta da davacı hamil, temel borç ilişkisine dayanmamış ve sebepsiz zenginleşme davası açmıştır.
Konuyu özel olarak düzenleyen sözü edilen maddede, bu türden bir alacak davasında hangi tarihten itibaren temerrüt faizi talep edilebileceği hakkında açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, davanın sebepsiz zenginleşme ilkelerine dayalı olduğu kuşkusuz bulunmaktadır. O halde, uyuşmazlığın çözümünde bu hukuki dayanağın ilkelerinden yararlanılması gerekir. Nitekim doktrinde de bu davada faizin genel hükümlere göre istenebileceği vurgulanmıştır. BK'nın 61. ve onu izleyen maddelerinde düzenlenmiş olan sebepsiz zenginleşme taleplerinde, ana alacağa sebepsiz zenginleşmenin meydana geldiği tarihten itibaren temerrüt faizi yürütülmesi gerektiği uygulamada kabul edildiğine göre, TTK'nın 644. maddesine dayalı davalarda da, sebepsiz zenginleşmenin vaki olduğu tarihten itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi gerekir. Dava konusu kambiyo senetleri de çek niteliğinde olduğuna göre, sebepsiz zenginleşmenin oluştuğu tarih, şayet çek ibraz edilmiş ise ibraz günü, ibraz edilmemiş ise ibrazı gereken son gün olarak kabul edilmelidir. Somut olayda çeklerin bankaya ibraz tarihleri 31.05.2001 ve 27.06.2001 olup, temerrüt faizinin de bu tarihlerden itibaren yürütülmesi gerekmektedir.
Bu durum karşısında mahkemece, hükmedilen alacağın her bir çek yönünden ayrı ayrı ibraz tarihlerinden itibaren yürütülecek temerrüt faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değilse de, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden, HUMK'nın 438/7. maddesine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.
S o n u ç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı temsilcisinin tüm ve davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının 1. bendinin 1. satırındaki "16.04.2010" ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, çıkarılan bu ibarenin yerine "(1.000) TL'nin 31.05.2001, (843,50) TL'nin 27.06.2001" ibarelerinin eklenmesine, kararın HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilmiş bu şekli ile (ONANMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 05.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/883 E., 2024/9158 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
8 nci maddesi kapsamında haklı nedenlerle ortaklıktan çıkmak istemekte ise de; kendisinin de şirketi münferiden temsile yetkili kişi olması nedeniyle gerekli bilgileri elde edebileceği gibi diğer temsilci tarafından engellenmesi halinde de 6102 sayılı Kanun’un 614.ve 644/1.(c) maddelerinde belirlenen yetkilerini ve haklarını kullanabileceği, yine diğer temsilcinin görevini kötüye kullandığı durumd
11. Hukuk Dairesi 2024/883 E. , 2024/9158 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/384 Esas, 2023/1471 Karar
HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/101 E., 2020/318 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 2008 yılından bu yana iki ortaklı davalı limited şirketin müvekkilinin %36 pay oranında ortağı olduğunu, şirketin her iki ortağının da davalı şirketi münferiden temsile yetkili olduklarını, 2015 yılından itibaren müvekkilinin şirketle ilişkisinin fiili olarak kesildiğini, şirketin işlerinin diğer müdür, dava dışı ... tarafından yürütüldüğünü, kendisine şirket işleri hakkında bilgi verilmediğini, adı geçen ortağın şirketi kötü yönetip içini boşalttığını, gayrimenkullerini ve araçlarını da sattığını, tüm bu işlemlerden müvekkilini haberdar etmediğini, 2013 yılından beri şirketin genel kurul toplantılarının yapılmadığını, ayrıca şirketin durumunun kötü olması nedeniyle aleyhinde icra takipleri de başlatıldığını, yine müdür ...'in müvekkilinin bilgisi ve onayı olmadan dava dışı ... Elektromekanik Sanayi ve Diş Ticaret A.Ş.'yi kurduğunu ve ortak şirketin kaynaklarını kullanarak bu yeni şirketi lehine ... OSB'den arsa tahsisi yaptığını ve arsa üzerine fabrika binası inşa edildiğini, ayrıca şirkete ait taşınmazlardan bir tanesini de ... Elektromekanik Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş.'ye sattığını, söz konusu taşınmazların satış nedeni ve de şirkete ne kadar gelir kazandırdığını bilmediğini, diğer müdür ...'e Ankara 25. Noterliği'nden ihtarname çektiğini ve kendisine şirket hakkında bilgi verilmesini talep ettiğini, ancak söz konusu ihtarnameye cevap verilmediğini ileri sürerek ayrılma akçesi isteme hakkının saklı tutularak müvekkilinin kayıt üzerinde kalan Enerden Ltd Şti'deki ortaklığının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 638 inci maddesine göre haklı nedenlere dayalı olarak sona erdirilmesini, yani müvekkilinin ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 614 üncü maddesine göre her ortağa bilgi isteme ve bazı konularda inceleme yapma hakkının tanındığını, söz konusu hakkının engellendiğini düşünen ortakların genel kurula başvurma taleplerinin genel kurulda görüşülmemesi veya reddedilmesi halinde mahkemeye başvurma haklarının olduğunu, genel kurul toplantılarının fiilen yapılmasının zorunlu olmadığını, ortaklardan birinin gündem konusunda yapacağı öneriye diğer tüm ortakların yazılı onay vermesi suretiyle de karar alınabileceğini, davacının yönetimde söz sahibi olmasına rağmen şirkete hiç uğramadığını, şirket işlerini takip etmediğini, üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmeyerek haklarını zamanında kullanmadığını, davacının kendi kusurundan faydalanarak şirketten çıkmayı talep edemeyeceğini, şirketin mevcut durumundan davacının da sorumlu olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, davacının ortağı ve münferiden temsil yetkisine sahip olduğu şirketin diğer müdürünün tüm işlemleri yürüttüğünü ve kendisine bilgi vermediğini, şirketin mal varlığını kurduğu ......AŞ ye aktardığını, şirketin kötü yönetildiğini, içinin boşaltıldığını ve borçlandırıldığını belirterek 6102 sayılı Kanun'un 638 nci maddesi kapsamında haklı nedenlerle ortaklıktan çıkmak istemekte ise de; kendisinin de şirketi münferiden temsile yetkili kişi olması nedeniyle gerekli bilgileri elde edebileceği gibi diğer temsilci tarafından engellenmesi halinde de 6102 sayılı Kanun’un 614.ve 644/1.(c) maddelerinde belirlenen yetkilerini ve haklarını kullanabileceği, yine diğer temsilcinin görevini kötüye kullandığı durumda adı geçenin bu görevinden azlini mahkemeden isteyebileceği, eş anlatımla diğer yasal haklarını kullanmak yerine bu haklarını kullanıp kendisine düşen sorumluluğu yerine getirmeden bu aşamada haklı nedenlerin oluştuğu iddiasıyla ortaklıktan çıkma isteminde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, ticaret sicili kayıtlarına göre davacının %36, dava dışı diğer ortak ...'in %64 ortağı bulunduğu davalı iki ortaklı limited şirketi davacı ve davalının 28.03.2013 tarihli ve 2013/001 sayılı ortaklar kurulu kararına göre 15 yıl süreyle münferiden temsil yetkili oldukları, sermayenin yanında şahsi ilişkilerinde önem arz ettiği limited şirketlerde haklı nedenin oluşabilmesi için bu şahsi ilişki nedeni ile şirket ortakları arasında huzursuzluğun bulunması ve bu durumun çekilemez hale gelmesi gerektiği, hukuki çare üretilebilecek hususların haklı sebeple şirketten çıkma sebebi teşkil etmeyeceği, somut olayda davacının davadan önce davalı şirketin faaliyetleri hakkında bilgi verilmesi için diğer müdür ...'e Ankara 25. Noterliği'nden ihtarname keşide ederek kendisine şirket hakkında bilgi verilmesini talep ettiği, 6102 sayılı Kanun'un 614 üncü maddesi gereğince müdürün şirket işleri ve hesapları hakkında bilgi vermemesi halinde ortağın şirket genel kuruluna başvurması, genel kurulun karar vermemesi halinde de mahkemeden karar alması gerektiği, davacının bilgi almak için genel kurula ya da mahkemeye başvurduğu yönünde bir iddiada bulunmadığı, sadece davadan önce diğer müdür ...'e ihtarname keşide ettiği, ortağın bilgi almak için her seferinde genel kurula ve mahkemeye başvurmak zorunda kalması halinde bu durumun şirketten çıkma talebi için haklı sebep oluşturabilecekse de eldeki davada bu yönde bir iddia da bulunulmadığı, kaldı ki davacının davalı şirketin sadece ortağı olmayıp aynı zamanda şirketi münferiden temsile yetkili müdürü de olduğu, şirketin idaresinde kendi yükümlüğünü yerine getirmediğinden şirketin işlemleri ve faaliyetleri hakkında bilgi alamadığı kanaatine varıldığı, davalı şirketin müdürü olan davacının şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi alma ve inceleme hakkını özel olarak düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 644/1.(c) bendinde yapılan atıfla aynı Kanun'un 392. maddesine göre davacı şirket müdürünün şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebileceği, soru sorabileceği ve inceleme yapabileceği, aynı maddede devamla bir üyenin istediği, herhangi bir defter, defter kaydı, sözleşme, yazışma veya belgenin yönetim kuruluna getirilmesi, kurulca ve üyeler tarafından incelenmesi ve tartışılması ya da herhangi bir konu ile ilgili yöneticiden veya çalışandan bilgi almasının reddedilemeyeceği, reddedilmişse dördüncü fıkra hükümlerinin uygulanacağı; dördüncü fıkra hükmünde ise başkan bir üyenin, üçüncü fıkrada öngörülen bilgi alma, soru sorma ve inceleme yapma istemini reddederse, konunun iki gün içinde yönetim kuruluna getirileceğinin, kurulun toplanmaması veya bu istemi reddetmesi halinde üyenin, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabileceğinin düzenlendiği; ne var ki somut olayda davacının, bilgi almak ve inceleme yapmak istediği konuyu davalı şirketin önce ortaklar kuruluna getirip reddi halinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurma yolunu izlemediği, şu halde kanundan doğan bu hakkını kullanmayan davacının bu yöndeki istinaf sebebinin yersiz olduğu; yine davacı 2013 yılından beri davalı şirketin genel kurul toplantısının yapılmadığını ileri sürmüşse de, davalı şirketin aynı zamanda yetkili müdürü olan davacının, 2013 yılından beri yapılmadığı iddia olunan davalı şirketin olağan genel kurul toplantısının yapılması için herhangi bir girişimde bulunduğunu iddia ve ispat etmediği, kaldı ki dosyadaki genel kurul toplantı ve müzakere defteri örneğine göre davalı şirketin 2012 ila 2017 yılları arasındaki olağan genel kurul toplantısının yargılama sırasında 20.05.2018 tarihinde yapıldığı, davacı ortağın bu toplantıya katılmadığı, bu durumda davalı şirketin salt genel kurul toplantısını uzun süre yapmamış olmasının davacının ortaklıktan çıkması için haklı çıkma sebebi olarak görülmediği; öte yandan davacı, davalı şirketin kötü idare edildiğini, şirket aleyhine çok sayıda icra takibinin yapıldığını, dolayısıyla mali durumunun kötü olduğunu, şirket taşınmazlarının diğer müdür ...'in ortağı ve yetkilisi olduğu .....A.Ş.'ye satıldığını da iddia etmişse de, davalı şirketin mali durumunun kötü olması ve şirketin iyi yönetilmemesi vakıalarına karşı Kanun'da hukuki çareler öngörülmüş olmakla bu yollara başvurulmadan dile getirilen şirketten çıkma talebi için dayanılan hususların haklı sebep olarak değerlendirilemeyeceği, o halde davacı ortağın şirketi kötü idare ettiğini iddia ettiği diğer müdür hakkında şirket müdürlüğünden azil veya taşınmazın satışının iptali ile davalı şirket adına tapuda kayıt ve tescili için dava açmak gibi hukuki çarelere başvurmak yerine bu şekilde açmış olduğu şirket ortaklığından çıkma davasında ileri sürdüğü, söz konusu maddi vakıaların haklı neden olarak kabul edilemeyeceği, sonuç olarak mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının ortağı olduğu davalı limited şirketteki ortaklığından haklı nedene dayalı olarak çıkma isteminin yerinde olup olmadığı noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 638 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/8415 E., 2022/3541 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
z çıktığını, çeklerin tahsili için takiplerin başlatıldığını, ancak tahsilat yapılamadığını, borçlu şirketin adresini terk ettiğinin tespit edildiğini, bu nedenle şirketin sorumlu müdürü olan davalının aleyhine icra takibine girişildiğini, TTK'nın 553/1, 626 ve 644. maddeleri gereğince davalının sorumlu oldnu, davalının müdür olduğu dönemde şirketin borçlandığını, çekleri keşideci olarak imzalayan
11. Hukuk Dairesi 2020/8415 E. , 2022/3541 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 26.09.2018 tarih ve 2016/1207 E- 2018/849 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 08.10.2020 tarih ve 2018/2264 E- 2020/1036 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı ile, davalının ortak ve müdür olduğu Nur Elektrik Taah. İnş. Yapı Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin arasında, davacının ürettiği elektrik panolarının alım satımına ilişkin 2015 yılının başında ticari ilişki kurulduğunu, davacının sattığı panolara karşılık şirketin verdiği çeklerin karşılıksız çıktığını, çeklerin tahsili için takiplerin başlatıldığını, ancak tahsilat yapılamadığını, borçlu şirketin adresini terk ettiğinin tespit edildiğini, bu nedenle şirketin sorumlu müdürü olan davalının aleyhine icra takibine girişildiğini, TTK'nın 553/1, 626 ve 644. maddeleri gereğince davalının sorumlu oldnu, davalının müdür olduğu dönemde şirketin borçlandığını, çekleri keşideci olarak imzalayanın da davalı müdür olduğunu, şirketin borca batık olduğunu ve ticareti terk ettiğini, bu nedenle şirketin sorumlu müdürü davanın itirazının haksız olduğunu ve itirazın iptalinin gerektiğini belirterek 2016/10223 Esas sayılı takibe yapılan itirazın iptaline, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın şirkete yöneltilmesinin gerektiğini, davalının sorumluluğunun bulunmadığını, kayıtlı 2. adreste şirketin faaliyetine devam ettiğini, şirketin ödeme güçlüğünün alacaklarının tahsil edememesinden kaynaklandığını, şahsi sorumluluğunun olmadığını, husumet itirazında bulunduğunu, davanın reddi ve tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, davacının dava dışı borçlu şirket aleyhine açmış olduğu takiplerin devam etmekte olduğu, davacının alacağının borçlu şirketin mal varlığından tahsil edilip edilemeyeceği henüz belli olmadan, davacının zararının doğmuş olduğundan bahsedilemeyeceği, davacının, borçlu şirketten tahsil imkânı kalmayan net bir alacağının bulunmadığı ve davacının dava tarihinde davalıdan tahsil edilebilecek somut ve net bir zararın varlığını ve TTK'nın 644/1-a yollaması ise anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin TTK'nın 553. maddesi koşullarının gerçekleştiğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince, alacaklıların, yöneticilere karşı sadece doğrudan doğruya zararları için talepte bulunabileceği, ancak davacının, doğrudan doğruya oluşan bir zararın varlığını ispat edemediği, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, şirket müdürüne karşı açılmış sorumluluk davasıdır.
Davacının dava dışı şirkete sattığı malların bedelini alamadığı ve bu ticari ilişkiden kaynaklanan alacağının tahsilini dava dışı şirketin müdüründen istemektedir. Ancak, 6102 sayılı TTK'nın 644. maddesinin atfıyla uygulanacak 553. madde uyarınca 3. kişi alacaklının şirket müdürüne karşı dolaylı zararını ancak şirketin iflası halinde isteyebileceği kabul edilmiştir. Bu durum karşısında, dava konusu zararın dolaylı zarar olduğu yönündeki yerel mahkeme kararı isabetli ise de, dava dışı şirket hakkında verilmiş bir iflas kararı söz konusu olmadığından davacının bu davayı 3. kişi (alacaklı) olarak açma olanağı bulunmadığından, davanın bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile ret kararı verilmesi doğru değil ise de, bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden, 6100 sayılı HMK'nın 370/4. maddesi uyarınca hükmün gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/4. maddesi uyarınca açıklanan şekilde düzeltilen gerekçeyle ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 28/04/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/6569 E., 2015/13908 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varA
tam metni aç
ono bedeli ödenmeyince müvekkilinin takip başlattığını, davalının şikayeti üzerine İcra Hukuk Mahkemesi'nin ibraz için 1 yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle takibi iptal ettiğini, bu nedenle davalının sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek TTK'nın 644'üncü maddesi uyarınca 30.000 Euro'nun ticari reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2015/6569 E. , 2015/13908 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : A
TARİHİ : 30/12/2013
NUMARASI : 2011/480-2013/392
Taraflar arasında görülen davada .......... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/12/2013 gün ve 2011/480-2013/392 sayılı kararı onayan Daire’nin 09/02/2015 gün ve 2015/64-2015/1576 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, davalının bir ticari ilişki sebebiyle 30.000 Euro bedelli bonoyu müvekkiline verdiğini, müvekkilinin akrabalık ilişkisine güvenerek vade tarihi bulunmayan bonoyu aldığını, bono bedeli ödenmeyince müvekkilinin takip başlattığını, davalının şikayeti üzerine İcra Hukuk Mahkemesi'nin ibraz için 1 yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle takibi iptal ettiğini, bu nedenle davalının sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek TTK'nın 644'üncü maddesi uyarınca 30.000 Euro'nun ticari reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, TTK'nın 644. maddesine dayalı olarak açılmış olup davacı vekili 26.07.2012 tarihli dilekçesinde dava konusu bononun davacının dava Şti'deki hisselerinin bir kısmının davalıya devri karşılığında verildiğini belirtmiştir. Dosyada mevcut Ankara 62. Noterliği'nin 23.02.2010 tarih 02408 yevmiye nolu limited şirket hisse devir sözleşmesi incelendiğinde davacı B.. T..'un dava dışı E 2 hissesini 1.000,00 TL karşılığında davalı M.. S..'ya devrettiği görülmektedir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, şirket hissesinin müvekkili M.. S..'ya bedelsiz olarak verildiğini, dava konusu senedin de zorla imzalatılarak alındığını, bedelsiz olduğunu savunmuştur. Bu savunma karşısında davacı vekili davalının savunmasının aksine dava konusu senedin şirketin %20 hissesinin devri karşılığında verildiğini senedin arka yüzüne davalı tarafından kendi el yazısı ile “Şirketin %20 hissesine karşılık verilmiştir” ibaresinin yazıldığını iddia etmiştir.
Mahkeme gerekçesinde “dava konusu bononun vade tarihinin bulunmaması” ve “düzenlenme tarihinde tahrifat olması” nedeniyle bono niteliğinde bulunmadığı kabul edilmiş ise de dava konusu bononun 1 yıllık ibraz süresinin geçirildiği sabit olmakla birlikte düzenleme tarihinde tahrifat olduğu hususu yargılamanın hiç bir aşamasında taraflarca ileri sürülmemiştir.
Dava konusu senedin arka yüzündeki “Şirketin %20 hissesine karşılık verilmiştir” ibaresinin davalıdan sadır olduğunun anlaşılması halinde devir bedelinin Ankara 23.02.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinde yazılan 1.000 TL olmayıp senet bedeli kadar olduğu, bu taktirde de hisse devir bedelinin ödenmediği anlaşılmış olacaktır.
Yine davacının ibraz ettiği senedin arka yüzündeki yazının davalıdan sadır olması halinde senet açıkça davalının borç ikrarını içerdiğinden ayrıca başka delillerle borcun varlığının ispatı da da gerekmeyecektir.
Bu durumda mahkemece, HMK'nın 207. madde hükmü de nazara alınmak suretiyle dava konusu senedin arka yüzündeki yazının davalıya ait olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken tarafların iddia ve savunmaları ile dosya kapsamına uygun düşmeyen yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin onama ilamının kaldırılarak, mahkemece verilen kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 09.02.2015 günlü, 2015/64 Esas-2015/1576 K sayılı onama ilamının kaldırılarak, mahkemece verilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 24.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.