Türk Ticaret Kanunu 686. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 686- (1) Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır.
(2) Poliçe herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, birinci fıkrada yazılı hükümlere göre hakkı anlaşılan yeni hamil, ancak poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisabında ağır bir kusur bulunduğu takdirde o poliçeyi geri vermekle yükümlüdür.
IV - Def’iler
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2406 E., 2021/99 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
bonoyu geriye ciro ile düzenleyene verdiği, düzenleyenin de bonoyu tekrar tedavüle sokarak davacıya verdiği, her ne kadar lehtarın cirosunun beyaz ciro olması nedeniyle davacı bonoda şeklen hamil olarak gözükse de anılan ikrarı karşısında 6102 sayılı TTK’nin 686. maddesine uygun bir ciro zincirinin bulunmadığı, bu itibarla ciro zincirinin kopuk olduğu ve bu hususu ikrar eden davacı hamilin herhâld
Hukuk Genel Kurulu 2017/2406 E. , 2021/99 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili; davalının müvekkiline olan borcunu ödemek amacıyla lehtarı bulunduğu 21.09.2009 keşide ve 19.10.2009 vade tarihli, 85.000,00TL bedelli bonoyu ciro yoluyla imzalayarak verdiğini, anılan bononun vadesinde ödenmemesi üzerine dava dışı keşideci ve davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, ancak davalının takip konusu bonodaki imzaya itiraz ettiğini, Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 08.04.2010 tarihli ve 2009/1394 E., 2010/366 K. sayılı dosyasında davalının senedin tanzim tarihinden yıllar öncesine ait imza örnekleri ile bilirkişi incelemesi yaptırıldığını ve imzanın davalıya ait olmadığı kanaatini içeren rapor uyarınca takibin durdurulduğunu, oysa davalı tarafından imzanın müvekkilinin gözü önünde atıldığını ve imzanın davalıya ait olduğunu, bunun usulüne uygun şekilde yapılacak imza incelemesi ile ortaya çıkacağını ileri sürerek 85.000,00TL'nin bononun vade tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili; müvekkili ile davacı arasında herhangi borç ilişkisi bulunmadığını, dava konusu bono üzerindeki imza ve yazıya itiraz ettiklerini, İcra Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda imzanın müvekkiline ait olmadığının ortaya çıktığını, ayrıca imzanın sahteliği hususunda bononun keşidecisi hakkında şikayetleri üzerine kamu davası da açıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 11.11.2014 tarihli ve 2014/112 E., 2014/446 K. sayılı kararı ile; davacının davalı ile aralarında borç ilişkisi bulunduğunu ileri sürdüğü, oysa davacı tarafından dava konusu bono nedeniyle bononun keşidecisi olan ...’ın yargılandığı ceza dosyasındaki tanık beyanında; davalıyı tanımadığını ve aralarında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını, bonoda ciranta olarak davalının imzası bulanmasına rağmen senedi davalıdan değil dava dışı keşideciden aldığını belirttiği, yine anılan ceza dosyasında bulunan bilirkişi raporu ile bonodaki imzanın davalıya ait olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine ve davacı kötü niyetli olarak hiçbir hakkı olmadığı hâlde davanın açılmasına sebebiyet verdiğinden HMK'nın 329. maddesi uyarınca davalının vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekalet ücretinin takdiren 1.500,00TL kısmının davacı tarafça karşılanmasına ve davacı hakkında 500,00TL disiplin cezasına hükmedilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02.06.2015 tarihli ve 2015/2187 E. 2015/7536 K. sayılı kararı ile; “…1- Dava, bonoya dayalı alacak davası olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, her ne kadar dava konusu senetteki imzaya itiraz üzerine Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2009/1394 E., 2010/366 K. sayılı dosyasında tamamı senedin tanzim tarihinden yıllar öncesine ait davalının imza örnekleri üzerinden yapılan inceleme neticesinde imzanın davalıya ait olmadığına karar verilmiş ise de, yapılan bu inceleme yeterli bulunmamaktadır. Davacı senet üzerindeki ciranta imzasının davalıya ait olması nedeniyle senet bedelinden hamil olan kendisine karşı sorumlu olduğunu iddia ederek işbu davayı açmış ve mahkemece de bu iddia nedeniyle davalının imza örnekleri alınmış ise de, bilahare bilirkişi incelemesi yapılmadan karar verilmiştir. Ancak, keşidecinin yargılandığı Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2011/509 E-2013/607 K. sayılı dosyasında görülen ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği de göz önünde bulundurulduğunda, ciranta imzasının dava dışı keşideci tarafından atıldığı da kabul edilemeyecektir. Bu durumda, mahkemece davalının senedin düzenleme tarihine yakın tarihte atılan başka kurum ve kuruluşlardaki imzaları da celp edilmek suretiyle 3 kişilik bilirkişi heyeti ya da Adli Tıp'dan rapor aldırılıp imzanın davalıya ait olup olmadığı kesin bir şekilde belirlenerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 20.10.2015 tarihli ve 2015/282 E., 2015/353 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının dava konusu bononun keşidecisi olan ...’ın yargılandığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen ceza dosyasındaki tanık beyanı ile anılan ceza dosyasındaki ve icra mahkemesindeki bilirkişi raporları karşısında bonodaki imzanın davalıya ait olup olmadığı hususunda tekrar imza incelemesi yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Dava, bonoya dayalı alacak istemine ilişkindir.
13. Uyuşmazlık itibari ile öncelikle “ikrar” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.
14. İkrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, Ankara, 2001, s. 2037 vd.; Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 2014, s. 595 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. 1- 2, İstanbul 2000, s. 628 vd.). Başka bir deyişle ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir.
15. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Başka bir deyişle sadece tarafların iddia ve savunmalarını dayandırdıkları maddi vakıalar ikrara konu teşkil edebilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar.
16. İkrar, yapıldığı yere göre “mahkeme dışında ikrar” ve “mahkeme önünde ikrar” olmak üzere ikiye ayrılır. Mahkeme dışında ikrar, bir tarafın karşı taraf veya başka kişiler veyahut da (idari) kurumlar önünde karşı tarafın ileri sürdüğü bir vakıayı kabul etmesidir. Mahkeme dışı ikrar takdiri delil niteliğinde olup, hâkim tarafından bunu doğrulayacak delilin veya belirtinin (emarenin) bulunması hâlinde hükme esas alınabilir. Hem mahkeme dışında ikrar hem de mahkeme önünde ikrar mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) düzenlenmesine rağmen olay ve dava tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) sadece mahkeme önünde ikrar düzenlenmiş, mahkeme dışı ikrar ise düzenlenmemiştir. HMK’nin 188/1 maddesi; “Taraflar veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez” hükmünü haizdir. Buna göre mahkeme önünde ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve yargılama içinde, mahkemeye karşı tek taraflı açık bir irade beyanı ile sözlü veya yazılı olarak yapılması gerekir. İkrarın yapılmasıyla birlikte artık o vakıa, taraflar arasında çekişmeli olmaktan çıkar ve bunun sonucu olarak ispatı gerekmez.
17. İkrarın taraf usul işlemi olması ve mahkeme önünde yapılması nedeniyle yetkisiz veya görevsiz mahkemede veyahut da bir başka mahkemede (davada) yapılması hâllerinde de ikrar geçerliliğini koruyacaktır. Burada önemli olan husus önünde ikrar edilen kurumun, mahkeme niteliği taşımasıdır. Bu sebeple ihtiyati tedbir ve delil tespiti dosyalarındaki ikrarlar ile keşif tutanağındaki ikrarlar da mahkeme önünde ikrar olarak değerlendirilir.
18. Bununla birlikte ceza davasındaki (mahkemesindeki) ikrar da hukuk davasında geçerlidir (Kuru, s. 2047). Dolayısıyla hukuk davasında iddia edilen veya savunulan bir vakıanın ceza davası sırasında hukuk davasının taraflarınca kabul edilmesi yönündeki beyanları, hukuk davası için HMK’nin 188. maddesi gereğince mahkeme önünde ikrar niteliğindedir. Öte yandan ceza davası neticesinde sanık hakkında, kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi de sonucu değiştirmeyecek, ceza davasındaki ikrar hukuk davasında hâkimi bağlayacaktır. Zira hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkûmiyet kararı olmadığı için ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. (TBK) [818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 53.] maddesi gereğince hukuk hâkimini bağlamayacak; ancak hukuk hâkimi ceza yargılaması sırasında elde edilen; tanık beyanı, taraf ikrarı ve belge gibi delillere dayanabilecektir.
19. Bu aşamada somut olay itibariyle “geriye ciro” kavramından da bahsedilmesi gerekmektedir.
20. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 778/1-a maddesi atfıyla bonolara da uygulanması gereken 681/3 maddesi gereğince; ciro, poliçeyi kabul etmiş olsun veya olmasın muhataba, düzenleyene veya poliçeyle borç altına girmiş olanlardan herhangi birine yapılabilir. Bu kimseler poliçeyi yeniden ciro edebilirler. Poliçe o ana kadar poliçe ilgilisi olmayan bir kişiye ciro edilebileceği gibi, daha önce poliçe ilgilileri arasına katılmış bir kimseye de ciro edilebilir. İşte senedin bu şekilde daha evvel poliçe borçlusu durumuna girmiş bulunan kimselere avdetine yol açan ciroya geriye ciro denilmektedir (Öztan, Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 1997, s. 636). Bonoda düzenleyenin geriye ciroyla senedi iktisap etmesi hâlinde “alacaklı” ve “borçlu” sıfatı aynı kişide birleşecek ise de anılan madde 6098 sayılı TBK’nin 135. (818 sayılı BK’nin 116.) maddesinde belirtilen alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmesi hâlinde borcun düşeceğine ilişkin düzenlemenin istisnasını oluşturmaktadır. Bu durumda bononun geriye ciro ile iktisabı hâlinde senedi devralan, devretmeden önceki durumuna geri dönmekte ve bunun sonucunda senedi elinden çıkarmadan önce içinde bulunduğu duruma dönmektedir. Başka bir deyişle senedin düzenleyene geriye ciro edilmesi hâlinde keşideci kimseye başvuramayacak, senedin cirantaları borçtan kurtulacaktır. Ancak senedi geriye ciro ile devralan kişi, bunu bir başkasına ciro ile devredebilecektir.
21. Hemen belirtilmesi gerekir ki, 6102 sayılı TTK’nin 778/1-a maddesi atfıyla bonolara da uygulanması gereken 686/1 maddesi gereğince; bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Buna göre bononun yetkili hamilinin kim olduğu ciro zincirine göre belirlenir ve düzgün bir ciro zinciri ile bonoyu elinde bulunduran kişi bononun yetkili hamili sayılır. Düzgün ciro zincirinden kasıt ise, ilk cironun lehtar tarafından yapıldığı, ardından sırasıyla bir sonraki cironun cirantasının bir önceki ciroda lehine ciro yapılan olduğu, bu şekilde “müteselsil ve birbirine bağlı” cirolarla son cironun bonoyu elinde bulunduran kişiye (hamile) ulaştığı ciro silsilesidir. Ciro zincirinde çizilmiş cirolar varsa silsilede bunlar hiç yokmuş gibi değerlendirme yapılır. Şayet silsile içinde beyaz cirolar varsa bu olasılıkta da beyaz ciro silsilede sonrada gelen cironun cirantasına yapılmış sayılır. Senedi düzgün ciro ile elinde bulunduran kişi, şeklen hak sahibi görünen kişi olup, bu kişi aynı zamanda bonodan doğan hakları kullanma yetkisine de sahiptir.
22. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili lehtar konumunda olan davalının dava konusu bonoyu müvekkilinin gözü önünde cirolayarak müvekkiline verdiğini, her ne kadar Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1394 E. sayılı dosyasındaki bilirkişi incelemesinde bonodaki ciranta imzanın davalıya ait olmadığı tespit edilmiş ise de usulüne uygun imza incelemesi yapıldığında imzanın davalıya ait olduğunun görüleceğini ileri sürmüş; davalı vekili ise müvekkili ile davalı arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını, müvekkili tarafından böyle bir bononun imzalanmadığını savunmuştur.
23. Dava konusu bono nedeniyle keşideci aleyhine açılan Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/509 E. sayılı ceza davasında, eldeki davanın açılmasından ve davalının cevap dilekçesini vermesinden sonra davacı ... tanık sıfatıyla beyanda bulunmuştur. Anılan ceza davasında yer alan beyanında davacı; davalıyı tanımadığını ve aralarında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını, bonoda ciranta olarak davalının imzası bulunmasına rağmen senedi davalıdan değil dava dışı keşideciden (sanıktan) aldığını belirtmiştir. Dolayısıyla davacının ceza davasındaki bu beyanı, davalının savunmasına konu vakıaların mahkeme önünde ikrar edildiği anlamına gelmektedir.
24. Ayrıca davacının söz konusu ikrarı ile taraflar arasında hukuki ilişkinin bulunmadığı hususu da kabul edildiğinden, bonoda ciranta olarak görünen davalının bonoyu geriye ciro ile düzenleyene verdiği, düzenleyenin de bonoyu tekrar tedavüle sokarak davacıya verdiği, her ne kadar lehtarın cirosunun beyaz ciro olması nedeniyle davacı bonoda şeklen hamil olarak gözükse de anılan ikrarı karşısında 6102 sayılı TTK’nin 686. maddesine uygun bir ciro zincirinin bulunmadığı, bu itibarla ciro zincirinin kopuk olduğu ve bu hususu ikrar eden davacı hamilin herhâlde davalıya başvuramayacağı aşikardır.
25. Öte yandan ikrarın yapılmasıyla birlikte artık ciranta imzasının davalıya ait olup olmadığı hususunun ispatı gerekmez ise de; dosya kapsamında yer alan Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1394 E. sayılı dosyasındaki ve Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/509 E. sayılı dosyasındaki bilirkişi raporlarında davalının imzasının usulüne uygun şekilde incelendiği, tatbike medar imzalar arasında bononun düzenleme tarihine yakın belgelerin de yer aldığı ve netice de imzanın davalıya ait olmadığının tespit edildiği, bu hâliyle bilirkişi raporlarının birbirini doğruladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda ciranta imzasının davalıya ait olmadığı kabul edilmeli ve artık tekrar imza incelemesi yapılmasına da gerek bulunmamalıdır.
26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/509 E. sayılı ceza dosyasında taraf olmadığı, bu nedenle anılan ceza dosyasında yer alan tanık beyanının ikrar olarak kabul edilemeyeceği, mahkemenin bu yöne ilişkin direnme kararının yerinde olmadığı, ancak dosya kapsamında yer alan Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/1394 E. sayılı dosyasındaki ve Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/509 E. sayılı dosyasındaki bilirkişi raporlarında davalının imzasının usulüne uygun şekilde incelenmesi nedeniyle imza incelemesine yönelik tekrar bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığı, mahkemenin bu yöne ilişkin direnme kararının yerinde olduğu, bu nedenle direnme kararının sadece bu değişik gerekçeyle onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
27. O hâlde direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçelerle onanması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.02.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.
Diğer kararlar (3)
11. Hukuk Dairesi, 2020/4764 E., 2021/288 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
i denetlendiğinde davacılar iddialarının gerek İstanbul 13.Asliye Ticaret Mahkemesi ve gerekse İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesi dosyalarının kapsamı ile denetlendiği, TTK 778.madde göndermesi ile TTK 677.madde gerekçeleri ve ifadeleri, TTK 686/1 madde kapsamı doğrutusunda, davanın açıklanan delil inceleme ve gerekçeli kararlar doğrultusunda yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine kara
11. Hukuk Dairesi 2020/4764 E. , 2021/288 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 23.02.2015 tarih ve 2014/168-2015/71 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacılar vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davacıların muris ...’ın mirasçıları olduklarını, 25.05.1998 keşide ve 30.08.1999 vade tarihli 250.000 USD bedelli senedin davalı ... tarafından sahte olarak düzenlendiğini, dava konusu senedin 200.000 USD’lik kısmının davalı ... vekili tarafından takibe konulduğunu, takibe konu senette ...’in ciranta imzasının sahte olduğunu, meşru hamil olmadığını, alacağın 02.03.2004 tarihinde davalı ...’a temlik edildiğini, ...’ın okuma yazma bilmediğini,işlemlerde parmak bastığını, temlik işleminde imza attığını ... lehine yapılan temlikin geçersiz olduğunu, davacıların davalı ...’a borçları bulunmadığını, muris ... imzasının sahte olduğunu ileri sürerek, davacıların davalılara takibe konu senet nedeniyle 417.000,00 TL borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, kesin hüküm, derdestlik itirazlarının bulunduğunu, davalının, lehdar ...’dan alacaklarına karşılık senedi ciro yolu ile teslim aldığını, vadesinde ödenmeyince icra takibine koyduğunu, ...’ın annesi ... tarafından borcun bir kısmı ödenince dosyanın ...’a temlik edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, İstanbul 13.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/584 sayılı dosyasında davacı... ve ...adına velayeten açılan menfi tespit davasında ölen ...'ın keşideci olduğu dava konusu senede ilişkin imza inkarını içerir bu menfi tesbit davasının, senet üzerindeki imzanın davacılar murisine ait olduğu, davacıların ... hakkındaki davadan feragat ettikleri, diğer davalı ... yönünden ise imza muris eli ürünü olması nedeniyle red olunduğu, kararın Yargıtay aşamasından geçerek onandığı, tashihi karar isteminin red olunarak kesinleştiğinin belirlendiği,
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/107 sayılı dosyasında ise yine davacıların, davalı ...-... alyehine yetkili hamil olmadığının tesbiti ile ... imzasının yani ciranta imzasının sahte olduğu ve temlik sırasındaki imzanın ...'a ait olmadığını ileri sürerek talepte bulunduğu, mahkemece yapılan denetlemede TTK 778. madde yollaması ile 677.madde çerçevesinde poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasının, sahte imzaları, merhum şahısların imzasının yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısı ile ilzam etmeyen imzaları taşırsa diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez açıklaması ile imzaların istiklali şeklinde tanmlanan bu ilke gereği poliçeye atılan her geçerli imzanın sahibini bağladığı, geçerli imzaların sahiplerinin, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamayacağı, poliçeye imza atan kişi diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da o kişilere ait olmasının ilişkisini taşıdığı, bu nedenle her imza kendi sahibini bağladığı belirlenerek HMK 106 madde kapsamında tespit davası açmanın istisnalar hariç bu davayı açmakta hukuken korumaya değer yararının olmadığı, nedenle red kararı verildiğinin belirlendiği,delil olarak sunulan İstanbul 13.Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasında da ve diğer ceza ve icra hukuk dosyalarında yapılan imza incelemeleri ile bonolardaki imzaların davacılar murisi ... eli mahsülü olduğunun belirlendiği, bu yönde yeniden denetleme yapmaya yer olmadığnını sabit olduğu,sunulan deliller, izlenen diğer kesinleşmiş mahkeme dosyaları ve davacı talebi denetlendiğinde davacılar iddialarının gerek İstanbul 13.Asliye Ticaret Mahkemesi ve gerekse İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesi dosyalarının kapsamı ile denetlendiği, TTK 778.madde göndermesi ile TTK 677.madde gerekçeleri ve ifadeleri, TTK 686/1 madde kapsamı doğrutusunda, davanın açıklanan delil inceleme ve gerekçeli kararlar doğrultusunda yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş,hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 31,60 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 21.01.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2018/2827 E., 2018/5223 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı ...’nın 686. maddesi gereğince ciro silsilesinin görünüşte düzgün olması yeterlidir.
11. Hukuk Dairesi 2018/2827 E. , 2018/5223 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/04/2016 tarih ve 2014/1243-2016/241 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile dava dışı ... Şirketi arasında süregelen ticari ilişkiler nedeniyle her biri 6.000,00 TL bedelli toplamı ....000,00 TL olan vadeli ... adet çekin keşide edildiğini, ancak çeklerin kaybolmuş yada çalınmış olması karşısında açtıkları çek iptal davası sırasında ... .... İcra Müdürlüğü 2014/11493 Esas sayılı icra takibi ile söz konusu çeklerin icraya konulduğunun öğrenildiğini, müvekkili şirketin kaşesinin ve imzasının taklit edilerek müvekkili şirket adına ciro yapılarak çeklerin piyasaya dolaşıma sokulduğunu ileri sürerek çeklerin istirdadını talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin iyi niyetli meşru hamil olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca dava konusu ...Bankası ... Şubesi'nden verilme, keşidecisi ... ... Servis Hizmetleri Sanayi ve Dış Tic. Ltd. Şti. olan, .../03/2014 tarihli 6.000,00 TL bedelli, 3200856 no'lu çek ve aynı bankadan verilme aynı keşideci imzalı .../04/2014 tarihli 6.000,00 TL bedelli 3200857 no'lu çekte davacının lehdar sıfatına sahip bulunduğu, çeklerin arka sayfasındaki davacı adına yapılan ciro imzalarının davacı şirket temsilcilerinin eli ürünü olmadığının ... 8. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/596 Esas sayılı dosyasında aldırılan ... bilirkişi raporu ile sabit bulunduğu, imzaların sahte olarak atıldığı, çeklerin davacının elinden rızası hilafına çıktıktan sonra davacının kaşesi ve imzası taklit edilerek ciro ile tedavüle sokulduğu, sahtecilik iddiasının mutlak defilerden olduğu ve herkese karşı ileri sürülmesinin mümkün olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, 6102 sayılı ...’nın 792. maddesi uyarınca açılmış bulunan çek istirdadı istemine ilişkindir. Davacı lehtar çekin rızası hilafına elinden çıktığını ileri sürerek işbu davayı açmış, davalı ise çekin yetkili hamili olduğunu savunmuştur. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı ...’nın 686. maddesi gereğince ciro silsilesinin görünüşte düzgün olması yeterlidir. Ayrıca, davalının yetkili hamil olması için ... imzası bulunanların imzalarının gerçek cirantalara ait olup olmadığını tahkik zorunluluğu yoktur. Somut olaya gelince, dava konusu çekte de mevcut ciro silsilesi içerisinde bu anlamda bir kopukluk bulunmamakta olup, ayrıca ... ismi geçen lehtar ve cirantaların kaşe ve imzası sahte olsa bile bu durum davalının yetkili hamil olduğu gerçeğini değiştirmez. Davalı tarafın ancak ...’nın 792. maddesinde öngörüldüğü üzere, çeki kötü niyetle iktisap ettiği veya iktisabında ağır kusurlu olduğu kanıtlandığı takdirde sorumlu olacağı kuşkusuzdur. Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar nazara alınarak, davalının çeki kötü niyetle iktisap edip etmediği veya iktisabında ağır kusurlu olup olmadığı değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, dava konusu çekte ... bir kopukluk bulunmamasına rağmen, davacı kaşe ve imzasının taklit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, .../09/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2014/806 E., 2016/298 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
174 vd- s.286; Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, s.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, c.II , 3. Baskı, Ankara 1990 s.1611 vd.). 6102 sayılı TTK’nun 686/1. (eTTK 598) maddesi ;
Hukuk Genel Kurulu 2014/806 E. , 2016/298 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.02.2013 gün ve 2012/58 E., 2013/61 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 06.06.2013 gün ve 2013/6410 E., 2013/10504 K. sayılı kararı ile;
(...Davacı vekili, davalı tarafça icra takibine konu 27.01.2012 keşide tarihli 9.387,72 TL bedelli çekin müvekkilince dava dışı ...’a ticari ilişki nedeniyle verildiğini, bu çekin kaybolduğu iddiası ile açılan dava nedeniyle çek bedelinin ...’a ödendiğini, çekteki dava dışı ...’ın cirosunun sahte olduğunu belirterek müvekkilinin bu çekten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin iyi niyetli ve yetkili hamil olduğunu, çek aslının herhangi bir şerh olmaksızın müvekkiline teslim edildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, cevap ve toplanan deliller doğrultusunda davaya konu çekin arka yüzünde yer alan ...’ın cirosunun sahte olduğu, bu durumun davalı tarafça da kabul edildiği, bu nedenle davalının ancak kendisinden sonraki cirantalara başvurabileceği, ciro silsilesinde kopukluk olduğu ve davacının çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, çekteki ciro imzasının sahte olduğu iddiası ile açılan menfi tespit davasıdır.
Davacı davaya konu çekin lehdarı olan ...'ın çekin arkasındaki cirosunun sahte olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda dava dışı ...'ın davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulması mümkün olmasa bile TTK'nun 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı şirketin davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması usul ve yasaya uygun değildir. Mahkemece bu husus gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir...)
gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, takibe konu çekteki ilk cironun lehdara ait olmaması nedeniyle davacı keşideci tarafından açılan menfi tespit istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuştur. Yerel mahkemece önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyize getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; davaya ve takibe konu çekteki lehtar imzasının sahte olması halinde ciro yolu ile hamil davalının yetkili hamil olup olmadığı buradan varılacak sonuca göre keşideci davacının hamile karşı sorumluluktan kurtulup kurtulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, Bursa 3. İcra Müdürlüğü’nün 2012/905 sayılı dosyasında; alacaklı ... vekili tarafından 02.02.2012 tarihinde borçlular (1-... Ecza Deposu San. ve Tic.Ltd.Şti., 2-..., 3-İbrahim Ceyhan, 4-...) hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü icra takibinde; 9.378,72TL asıl alacağın, 24,66 işlemiş avans faizi, 468,94 TL çek tazminatı, 28,14 TL %0.3 komisyon ile 9.900,46 toplam alacağın tahsili istenilmiştir. Borcun sebebi olarak “27.01.2012 tarihli 9.378,72 TL bedelli çek” gösterilmiştir.
Takibe ve eldeki davaya konu yapılan çek keşidecisi davacı ... Ecza Deposu San. ve Tic.Ltd.Şti.; lehtarı dava dışı ..., senedin sırasıyla ilk cirantası lehtar, ondan sonraki cirantaları sırasıyla İbrahim Ceyhan, ... ile çekin hamili davalı ...'dür.
Dava dışı lehtar ... aleyhine girişilen icra takibi üzerine Bursa 1.İcra (Hukuk) Mahkemesinin 26.06.2012 tarih E: 2012/61, K: 2012/296 sayılı dosyasında çekteki lehtar ... imzasının sahte olduğu ve bu nedenle imzaya itirazın kabulü ile ... yönünden takibin iptaline karar verilmiştir.
Öte yandan, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (6102 TTK' nın 778, eTTK. 690, 730).
6102 sayılı TTK'nın 818. (eTTK.nun 730) maddesi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken aynı yasanın 677. (eTTK.nun589) maddesi uyarınca ''bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez''. İmzaların bağımsızlığı (istiklali) şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (keşidecinin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar. Geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “imzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hali, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, 6102 sayılı TTK'nun 677 (eTTK 589) maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Çekteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Çekin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir. (Reha Poroy/ Ünal Tekinalp; Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, s. 141-142; Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2.Bası, Ankara 1997, s. 414 vd; Hüseyin Ülgen / Mehmet Helvacı / Abuzer Kendigelen/ Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, s. 126 vd; Naci Kınacıoğlu; Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, s. 122 vd; Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu, Kıymetli Evrak ve Taşıma, Ankara 1988, s. 174 vd- s.286; Yargıtay 11.HD.3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 1998, s.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, c.II , 3. Baskı, Ankara 1990 s.1611 vd.).
6102 sayılı TTK’nun 686/1. (eTTK 598) maddesi ; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır”. hükmünü içermektedir.
Sahte imza bir başkasının imzasının taklit edilmesi hali olup, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı mülga TTK'nın 589. maddesi hükmü gereğince; ticari senetteki geçersiz imza zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s.295; Doğanay s.1646-1647; Murat Alışkan; Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998, s. 255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998, s. 363).
Yine 6102 sayılı TTK’nun Kanunun 710/3. (e.622/3) maddesi uyarınca; “Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde ödeyen kişi borcundan kurtulur. Ödeyen kişi, cirolar arasında düzenli bir teselsülün bulunup bulunmadığını incelemekle yükümlü ise de, cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir”.
Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; dava konusu çekte davacı keşideci durumunda olup, davalı senede ciro yoluyla hamil olmuştur. Görünüşe göre ilk ciro, çekin lehtarı durumundaki ... imzası ile yapılmıştır. Davacı keşideci, kendi imzasını inkar etmemektedir. Çek metnine göre ciro silsilesinde şeklen bir kopukluk bulunmamaktadır. Mahkemece, davalılardan lehtar ...'ın yerine sahte imza atılarak senedin tedavüle sokulduğunun Bursa 1. İcra (Hukuk)Mahkemesi tarafından alınan raporla belirlendiği kabul edilmişse de yukarıda açıklanan imzaların istiklali ilkesi karşısında bu durum davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmaz. Yerel mahkemenin, icra (hukuk) mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda dava ve takip konusu çekte bulunan lehtara atfen atılı bulunan imzanın dava dışı lehtarın eli ürünü olmadığı tespit edilerek takibin iptaline karar verildiği, davalı vekilinin 21.02.2013 günlü oturumda imzanın lehtara ait olmadığı yönündeki tespite bir diyeceği olmadığı şeklindeki beyanı ve yeniden inceleme talebi bulunmaması nedeniyle imzanın sahteliğinin herkese karşı ileri sürülebileceği, imzanın sahte olmasının ciro silsilesini bozduğu, davalının ancak kendisinden önceki cirantalara başvurabileceği davacı keşidecinin çek bedelini lehtara ödediği, ciro silsilesindeki kopukluk nedeniyle davacının borçlu olduğunun kabul edilemeyeceği yolundaki gerekçesi de kambiyo hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. Her ne kadar davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığını iddia etmiş, buna ilişkin ödeme belgesi sunmuş ise de keşideci ile lehtar arasındaki şahsi def’ilerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin senedi iktisabında kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir. Aksi takdirde keşideci ile lehtar arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan şahsi def’iler müracaatta bulunan iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemez (6102 sayılı TTK. m. 687). Somut olayda, hamil ...’ün çeki iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği, başka bir anlatımla kötüniyetli hamil olduğu kanıtlanamamıştır. O halde davacı keşideci, lehtara ödeme yaptığına ilişkin şahsi def’iyi davalıya karşı ileri süremez.
Bu durumda takibe ve eldeki davaya konu dosya kapsamından, taraflar arasındaki maddi ve hukuki olguların gerçekleşme biçimi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; çek lehtarının ilk cirosunun sahte oluşu, ondan sonraki İbrahim Ceyhan ve ... adındaki davalı cirantaların bulunması, bedelinin lehtara ödendiği sabit olan çekin, davalı hamil tarafından lehtarın ilk cirosunun sahte olduğunu bilmesinin beklenemeyeceği dolayısıyla, davalı hamil ...'ün çeki iyiniyetle iktisap ettiğinin kabulü ile çekte lehtar imzasının sahteliği ve bedelinin lehtara ödendiğine ilişkin şahsi def'iyi davacı keşidecinin, çek hamili davalıya karşı ileri sürerek, borçtan kurtulamayacağının kabulü gerekir.
Mahkemece, belirtilen bu yönler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Hukuk Genel Kurulunca da yukarıda açıklanan ilave nedenlerle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, menfi tespit davasının kabulüne yönelik önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun gerekir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 09.03.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Bir poliçeyi vadesinde ödemekle yükümlü olan muhatap, senedi ibraz eden hamilin yetkili olup olmadığı konusunda tereddüde düşmüştür. Senedin arka yüzündeki ciro silsilesi incelendiğinde, lehtar (L)'den sonra (C1) ve (C2)'ye yapılmış tam cirolar, ardından (C2) tarafından (C3)'e yapılan cironun üzeri çizilmiş olduğu ve son olarak (C3) tarafından atılmış bir beyaz ciro bulunduğu görülmektedir. Bu durumda, poliçeyi elinde bulunduran hamilin yetkili hamil sayılıp sayılmayacağı ve bu durumun hukuki dayanağı olan cironun 'teşhis fonksiyonu' hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Çizilmiş ciro, ciro zincirinde bir kopukluk yarattığından, hamilin yetkili sayılabilmesi için (C2)'den hakkı ne şekilde devraldığını alacağın temliki hükümlerine göre ispatlaması gerekir.
B) Hamil, son cironun beyaz ciro olmasına ve önceki bir cironun çizilmiş bulunmasına rağmen, hakkı müteselsil cirolardan anlaşıldığı için yetkili hamil sayılır; zira çizilmiş cirolar yazılmamış hükmündedir ve beyaz ciroyu takip eden başka bir ciro bulunmamaktadır.
C) Son cironun beyaz ciro olması, senedin hamile yazılı senet niteliği kazandırdığından, hamilin soyut iktisap ilkesi gereği herhangi bir ispat yükümlülüğü olmaksızın yetkili olduğu kabul edilir.
D) Beyaz ciro, sadece bankalara veya finansal kuruluşlara yapıldığında geçerli bir devir şekli olduğundan, mevcut hamilin yetkili sayılması mümkün değildir; bu durumda senedin son sahibi beyaz ciroyu yapan (C3) olarak kabul edilir.
E) Hamilin kötüniyetli veya ağır kusurlu olmadığı ispatlanmadıkça yetkili hamil sayılacağı karinesi, sadece poliçenin çalınma veya kaybolma gibi rıza dışı elden çıkması durumlarında geçerli olup, ciro zincirindeki şekli eksiklikleri gidermez.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.