Türk Ticaret Kanunu 687. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 687- (1) Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.
(2) Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişkin hükümler saklıdır.
V - Cironun çeşitleri
1. Tahsil cirosu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
8 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2022/11323 E., 2023/4562 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
edileceğinin düzenlendiği, bunun yanı sıra, sözleşme ekinde yer alan listede sıralı senetlere yer verildiği, buna karşın, takibe konu senetlerde, senedin tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı, dolayısıyla TTK'nın 687. maddesi uyarınca dava dışı ...
12. Hukuk Dairesi 2022/11323 E. , 2023/4562 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borca, faize, ferilerine itiraz üzerine yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince itirazın reddine karar verilmiştir.
Kararın borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Borçlu İcra Mahkemesine başvurusunda; takibe konu senetlerin taksitli konut satışından kaynaklanan tüketici senetleri olduğunu, sözleşme feshedilmesine rağmen iade edilmeyerek bankaya ciro edildiğini, bankanın da senetlerin tüketici senedi olduğunu bildiğini, tüketici senetlerinin ciro edilmesinin mümkün olmadığını, İstanbul BAM 2019/1319 Esas sayılı kararının da bu yönde olduğunu, senetler hakkında Bakırköy 3. Tüketici Mahkemesi'nin 2019/228 Esas sayılı dosyasından verilmiş tedbir kararı olduğunu ileri sürerek takibin iptaline, alacaklı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Alacaklı banka, unsurları tam olan ve alacağın temliki yoluyla elde edilen takip konusu senetlerde bankanın yetkili hamil olduğunu, tüketici mahkemesinde görülen davanın tarafı olmadıklarını, tedbir kararının ihbar edilmediğini, temel borç ilişkisinden kaynaklanan defilerin dar yetkili icra hukuk mahkemesinde incelenemeyeceğini, tedbirin ve temel ilişkisiye yönelik defilerin kendilerine ileri sürülemeyeceğini, senetlerin üzerinde tüketici senedi olduğuna dair ibare olmadığını, iyi niyetli hamil konumunda olduklarını, borçlunun borçlu olmadığını kesin delillerle ispat etmesi gerektiğini ileri sürerek istemin reddine, borçlu aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. Gerekçe ve Sonuç
Takibe konu senedin keşidecisinin borçlu, lehtarının ... Koza İnş. San ve Tic. A.Ş, alacaklının da ciranta ve yetkili hamil olduğu, senedin emre yazılı düzenlendiği, takibe konu senetlerde, senedin tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı, itiraz ve şikayet dilekçesi ekinde yer alan adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesinin borçlu ve dava dışı ... Koza arasında yapıldığı, borçlu tarafından sunulan satış sözleşmesinin 2-A-c maddesinde satıcı lehine tanzim edilmiş emre muharrer senetler imzalanarak, satıcıya tevdi ve teslim edileceğinin düzenlendiği, bunun yanı sıra, sözleşme ekinde yer alan listede sıralı senetlere yer verildiği, buna karşın, takibe konu senetlerde, senedin tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığı, dolayısıyla TTK'nın 687. maddesi uyarınca dava dışı ... Koza arasında akdedilen sözleşmenin iyiniyetli takip alacaklısına karşı ileri sürülmesinin olanaklı olmadığı, bu durumda; TTK'nın 687. maddesi hükmü gereği keşideci borçlunun; senedin tüketici senedi olarak verilmesi nedeni ile 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 6/A maddesi gereğince nama yazılı düzenlenmesi gerektiği iddiasını ve senet bedelinin dava dışı lehdara ödendiği iddiasını takip alacaklısına karşı ileri süremeyeceğinden şikayet ve borca itirazın reddine, tedbiren durma kararı verilmediğinden alacaklının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
Borçlu, borca dayanak senetlerin Bakırköy 11. Tüketici Mahkemesinin 2021/470 Esas sayılı dosyasında kendisi açısından iptaline karar verildiğini, borçlu sıfatının kalmadığını, mahkeme kararının senetlerin tüketici senedi olduğunun sübut bulduğunu, tüketici senetlerinin devrinin mümkün olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
C.1.Gerekçe ve Sonuç
Takip konusu senetlerin kambiyo senedi özelliklerini taşıdığı, dava dışı ... Koza ile yapılan sözleşme gereği ödeme aracı olarak verildikleri, alacaklının kambiyo hukuku gereğince takip hakkına sahip bulunduğu, sözleşmenin feshi nedeni ile bedelsizlik iddiasının İİK 169/a maddesi kapsamında delil ile ispatlanamadığı, takibe konu senetlerin genel yargılama yapan tüketici mahkemesi tarafından iptaline karar verilmesi nedeni ile icra müdürlüğünce gerekli işlemin yapılacağı, istinaf sebep ve gerekçelerinin yerinde olmadığı gerekçesi ile borçlunun istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Borçlu, istinaf dilekçesi içeriğini tekrarlayarak kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borca, faize, ferilerine itiraza ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
İİK'nın 16, 169; TMK'nın 778, 681, 687. maddesi.
3. Değerlendirme
6102 sayılı TTK’nın 778. maddesi ile bonolar hakkında da uygulanan aynı kanunun 687. maddesinde;
"(1) Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.
(2) Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişkin hükümler saklıdır."
hükmüne yer verilmiştir.
Nama yazılı kıymetli evrak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nın 654. maddesinde, "Belli bir kişinin adına yazılı olup da, onun emrine kaydını içermeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak, nama yazılı senet sayılır." şeklinde tanımlanmıştır.
6102 sayılı TTK’nın 778. maddesi ile bonolar hakkında da uygulanan aynı kanunun 681/2. maddesinde ise "Düzenleyen, poliçeye emre yazılı değildir ibaresini veya aynı anlamı ifade eden bir kaydı koymuşsa, poliçe ancak alacağın temliki yoluyla devrolunabilir ve bu devir alacağın temlikinin hukuki sonuçlarını doğurur." hükmü yer almaktadır.
Bu açıklamalara ve özellikle tanıma göre, senedin nama yazılı bir senet olabilmesi için; bir kişinin namına yazılı olup, emre kaydını ihtiva etmemesi, fakat kanunen emre yazılı senetlerden ise, emre olmadığının ya da nama düzenlendiğinin belirtilmiş bulunması da gerekir (iş bono emre yazılı değildir, iş bu bono nama yazılıdır, iş bu bono ciro edilemez). Çünkü bu durumda senedin sadece emre kaydını içermemesi yeterli değildir.
Nama yazılı kıymetli evrakın devri esas olarak borçlunun onayına gerek olmaksızın yazılı devir (temlik) beyanında bulunulması (TTK M.647/2) ve devir anlaşmasıyla senet zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle gerçekleşir. (TTK M. 647/1). Buradaki yazılı devir beyanının "temlik beyanı" olarak anlaşılması gerekir. Buna göre, nama yazılı senetlerin devri, alacağın temliki (6098 sayı TBK. M 183 vd) hükmü uyarınca yapılır.
Nama yazılı senetlerin devrinde alacağın devri hükümleri uygulandığına yani, devir alan kişi devredenin halefi olduğuna göre, borçlu devir edene karşı haiz olduğu def'ileri, fazlası dahil, devir alana karşı da ileri sürebilir. Nama yazılı senet birkaç devir görmüşse, yani olayda bir temlikler zinciri varsa, senet borçlusu, BK m. 188'in lafzı gereğince, sadece senedin hamiline senedi devir eden kişiye, yani hamilin selefine değil, halefiyet ilkesinin gereği olarak, önceki bütün hamillere karşı ileri sürebileceği def'ileri (son) hamile ileri sürebilir. BK m. 19/2 ile BK m. 188/2'deki haller bundan hariçtir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, "iş bu nama yazılı senedin" ibaresini ihtiva eden takibe konu senetlerin nama yazılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca muteriz borçlunun keşidecisi olduğu, senetlerin lehtar tarafından "İş bu alacağımı T. Borçlar Kanununun 183/194 madde hükümleri gereğince, tediye makamına kaim olmak üzere ... T.A.Ş. İkitelli Ticari Şubesine devir ve temlik ettim/ettik." açıklaması ile takip alacaklısına cirosu ve alacaklının cevap dilekçesinde alacağın temliki yoluyla elde edilen takip konusu senetlerde yetkili hamil olduğunu ileri sürmesi karşısında, takip dayanağı bonoların nama düzenlendiği açıkça anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında senet hamiline karşı keşideci her türlü def’ilerini ileri sürebilir (H.G.K.11.4.2007 tarih 12-206/202 sayılı kararı).
O halde, borçlunun, takibe konu senetlerin lehdarına karşı ileri sürebileceği senetlerin bedelsiz olduğuna yönelik şahsi defiyi senetleri alacağın temliki yoluyla alan takip alacaklısına da karşı ileri sürebileceğinden, borçlunun bu yöndeki iddiaları incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz isabetsiz olup İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçlunun esasa yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan harcın istek halinde iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2020/698 E., 2022/1545 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir.
Hukuk Genel Kurulu 2020/698 E. , 2022/1545 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
1. Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi tarafından verilen karar, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davalı şirket vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili; müvekkilinin ... Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ortağı olduğunu, dava dışı ...’nın yeni bir şirkette birlikte ve ortak olarak faaliyet gösterme teklifini kabul ettiğini, bu teklife göre fiilen dava dışı ...’ya ait olan ve fakat hisseleri dava dışı ... üzerinde bulunan ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Tur. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin % 50 hissesinin müvekkiline devredilmesi karşılığında müvekkilinin de ortağı bulunduğu iki ortaklı ... Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne ait, 920.000TL bedelli fizyoterapi merkezinin işletme ruhsatının da ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Tur. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne devredileceği hususunda anlaşıldığını, devir karşılığında ... Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin diğer ortağı ...’ya ruhsat bedelinin yarısı olan 460.000TL’nin ödendiğini, müvekkilince ruhsat devri tamamlanana kadar ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Tur. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin verilecek %50 oranındaki hissenin karşılığında teminat amaçlı lehdarı ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Tur. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin temsilcisi davalı ... olan 460.000TL tutarlı ve 26.12.2013 tarihli bir senet imzalandığını, senedin dava dışı ...’na teslim edildiğini, ruhsatın 26.12.2013 tarihli sözleşmeyle devredildiğini, devir sözleşmesinde ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Tur. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. adına müdür sıfatıyla davalı ...’nın imzasının bulunduğunu ancak ruhsat devri gerçekleşmiş olmasına rağmen dava konusu %50 şirket hissesinin devrine karşılık teminaten alınan senedin iade edilmediğini, davalı ... ve dava dışı ...’nın ruhsat devri gerçekleşmiş olmasına rağmen müvekkiline %50 oranında hisse devri hakkı veren hisse devir sözleşmesini Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlatmadıklarını, bu nedenle hisse devrinin gerçekleşmediğini, devrin Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanması için senet miktarını ödemek zorunda bırakıldığını, ayrıca senede dayalı olarak müvekkilinin tehdit edildiğini, 13.06.2014 tarihinde ... Bankası ... Şubesi nezdinde bulunan hesabından davalı ...’nın hesabına 240.000TL, sonrasında ise 150.000TL ödemede bulunulduğunu, davalıların alacakları olmadığı halde tehditle 390.000TL tahsil ettiklerini, müvekkilinin itiraz imkânlarını ortadan kaldırmak için senedi sözde cirolayarak iyiniyetli üçüncü kişi yaratma gayretine giriştiklerini ileri sürerek müvekkilinin icra takibinde konu senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, bu talebinin kabul edilmemesi hâlinde davalı lehtar ...’ya ödenen 390.000TL tutarındaki kısım için borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesinin talep etmiştir.
Davalılar Cevabı:
5. Davalı ...; davacı ile arasında dostluk nedeniyle bir kısım para alışverişi olduğunu, davacının içinde bulunduğu dar boğazı gerekçe göstererek kendisinden borç para istediğini, bunun üzerinde davacıya 460.000TL borç verdiğini, dava konusu senedin bu nedenle düzenlendiğini, davacının ödeme konusunda kendisini oyaladığını, söz konusu senedi borçlu olduğu firmaya ciro ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Davalı şirket vekili; iddiaların iyiniyetli müvekkili hamile karşı ileri sürülemeyeceğini, yapılan ödemenin icra takibine konu bonoya istinaden yapıldığına dair yazılı belgenin sunulmadığını, havale dekontlarında herhangi bir açıklamanın bulunmadığını, kural olarak havalenin bir ödeme vasıtası olup mevcut bir borcunun tediyesine yönelik olarak yapıldığının kabulünün gerektiğini, keşideci ile lehtar arasındaki şahsi def'îlerin müvekkiline karşı ileri sürülemeyeceğini, senedin teminat senedi olduğuna dair iddia dışında bir belgenin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, %20 tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
7. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.06.2017 tarihli ve 2015/520 E, 2017/582 K. sayılı kararı ile; davaya konu senet üzerinde teminat olarak verildiğine dair bir beyanın bulunmadığı, bono düzenlenmesine sebep olan ilişkinin davacı tarafından yazılı delil ile ispatlanamadığı, iddiaya konu ödemelerde davaya konu bonoya ilişkin yapıldığına dair bir kaydın bulunmadığı, davalı şirket defterlerinin sahibi lehine delil olduğu, davalı şirket defterleri üzerinde yapılan incelemede dava konusu bonoyu ciro eden ... ile davalı şirket arasındaki ilişki gereğince 460.000TL tutarındaki bononun 24.12.2013 tarihinde alınan nakdi borç karşılığında ciro edildiğinin anlaşıldığı, ispat yükü üzerinde olan davacının bononun teminat senedi olduğuna dair iddiasına dayanak yeterli delil sunamadığı, kambiyo senetlerinin kamu itimadına mazhar senetler olduğu gerekçesiyle davanın reddine, % 20 tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı;
8. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
9. ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 11.06.2018 tarihli ve 2017/773 E., 2018/659 K. sayılı kararı ile; davacının ortağı olduğu ... Sağlık Hizmetleri Tic. ve San. Ltd. Şti.’ne ait Özel ... ... Merkezi unvanlı Özel ... Merkezi'ne ait ... Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünden onaylı 15.06.2012 tarihli ve 81 belge numaralı uygunluk belgesinde bulunan fizik tedavi ve rehabilitasyon kadrolarının 11.12.2013 tarihli ... Merkezi Devir Taahhüt Protokolü gereğince davacının sahibi olduğu ... Grup Sağlık Hizmetleri Lti. Şti.’ne 920.000TL bedelle satışının kararlaştırıldığı, bilahare satış işleminden vazgeçilmesi üzerine bu kez 26.12.2013 tarihli ... Noterliğince düzenlenen Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi ile anılan fizik tedavi ve rehabilitasyon kadrolarının 10.000TL bedelle ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne devrinin yapıldığı, aynı tarih olan 26.12.2013 tarihinde bu kez ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne ait %50 hissenin 10.000TL bedel ile davacı ...'a devredildiği, diğer taraftan ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret ltd. Şti.’nin tek sahibi olan dava dışı ... tarafından 05.12.2013 tarihinde ... Noterliğince düzenlenen yetki belgesi ile halen kurulu bulunan veya kurulacak olan şirketlerden dilediği miktarda, dilediği şartlarda hisseleri devir almaya yönelik olarak dava dışı ... ve davalı ...'nın tam yetki ile temsil ve ilzama yetkili kılındığı, dava ve takibe konu 460.000TL bedelli senedin keşide tarihinin 26.12.2013, keşidecisinin davacı, lehtarın davalı ... olduğu, sözleşmede devir bedeli her ne kadar 10.000TL olarak belirtilmiş ise de iki ortaklı olan ... Sağlık Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.’ne ait uygunluk belgesi ve ruhsat devir işlemlerinin dava dışı ... Grup Sağlık Hizmetleri Limited Şirketi'ne 920.000TL'ye satıldığı, her bir ortağın bu şirketten 460.000TL alması karşısında aynı şirketin uygunluk belgesi ve ruhsat devir işlemlerini de kapsar şekilde şirketin yirmi gün sonra ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne 10.000TL bedelle satışının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, dava ve takibe konu 460.000TL bedelli ve 26.12.2013 tarihli bononun davacı tarafından dava dışı şirket olan ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin temsilcisi ve ...'un oğlu olan davalıya, bu şirkete ait %50 hissenin devrine yönelik olarak teminat amaçlı verildiğinin anlaşıldığı, öte yandan davalı şirket vekilinin 23.05.2017 tarihli beyan dilekçesinde müvekkili ve şirketin yetkilisi olan dava dışı ...'na tarafların güven duyduğunu ve bu sebeple kendisine vekaletname verilen bir kişi olduğunu, davacının da müvekkili şirket yetkilisinin de vekaletnamesinin bulunduğunu belirttiği, bu hâle göre 24.04.2014 tarihinde ... Noterliğinden davacı tarafından dava dışı ...'na ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin hisselerini almak üzere tam yetki verir şekilde vekaletname verildiği, davalı şirketin tek sahibi olan ...'nın dava dışı ... Grup Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin ortağı ve sahibi olan ...'nın kardeşi olduğu, davalı şirket ile dava dışı ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. arasında ticari ilişki bulunduğu, davalı şirketin sahibi ve yetkilisi olan ...'nın hem davacı hem davalıyla yakın ilişkisi bulunduğundan davaya ve takibe konu 460.000TL bedelli senedin davacı tarafından senet lehtarı olan davalı ...'ya ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin %50 hissesi için teminat amaçlı olarak verildiğini bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalı şirket dava ve takibe konu bonoyu ciro yoluyla almış ise de iyiniyetli hamil konumunda bulunmadığı anlaşıldığından davanın kabulü yerine ilk derece mahkemesince davanın reddine yönelik karar verilmiş olmasının yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın kabulüne, davacının ... İcra Müdürlüğünün 2015/16676 E. sayılı takip dosyasının takip dayanağı olan 26.12.2013 keşide, 02.01.2014 vade tarihli ve 460.000TL bedelli bonodan ötürü davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
10. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı, süresi içerisinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
11. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/4020 E., 2020/998 K. sayılı kararı ile; “…Dava, takibe konu senet nedeniyle borçlu olunmadığının, aksi halde işbu senet dolayısıyla lehtara ödenen miktar için borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulü ile davacının takip konusu senettten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Ancak, somut olayda uyuşmazlık takip konusu senedin teminat senedi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Zira, davacı senedin ruhsat devri tamamlanıncaya kadar ... Sağlık Ltd. Şti.’nin %50 hissesinin karşılığında teminat amaçlı verildiğini iddia etmiş, senette lehtar olarak görünen davalı ..., davacıya verilen borç karşılığında senedin kendisine verildiğini ve kendisinin de senedi borçlu olduğu diğer davalı şirkete borcuna karşılık ciro ettiğini, diğer davalı şirket de iyi niyetli yetkili hamil olduğunu savunmuştur.
Kural olarak kambiyo senetleri soyut borç ikrarını içeren senetlerdir. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmekle yükümlüdür. Bu bakımdan kambiyo senedinin bedelsiz olduğu iddiasıyla açılan menfi tespit davasında ispat külfeti davacı borçluya düşer.
Bu itibarla, dava konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia eden davacının öncelikle bu iddiasını HMK’nın 201. maddesi uyarınca yazılı delille ispatlaması ve bundan sonra da senedi elinde bulunduran hamilin iyiniyetli hamil olmayıp, bonoyu iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket ettiğini kanıtlaması gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde ise, dosya kapsamı itibariyle davacı tarafça, dava konusu bononun teminat olarak verildiğine dair yazılı bir delil sunulmadığı gibi, senet metninde de, teminat senedi olduğuna ilişkin herhangi bir ibare bulunmadığı ve ayrıca, yapıldığı iddia edilen ödemelerin de işbu bonoya ilişkin kısmi ödeme olduğunu gösteren bir kaydın senet üzerinde veya senet dışında herhangi bir belgede bulunmadığının anlaşılması karşısında anılan hususlar nazara alınmaksızın yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozularak dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
12. ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 06.07.2020 tarihli ve 2020/502 E., 2020/672 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosyadaki mevcut durum itibariyle dava konusu bononun teminat senedi olduğuna dair iddia ile davalı şirketin iyiniyetli hamil olmayıp anılan bonoyu iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket ettiğine dair iddianın ispat edilip edilemediği, buradan varılacak sonuca göre davacının anılan senet nedeniyle borçlu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.
16. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72. maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1. maddesi, “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü haizdir. Buna göre borçlu, henüz aleyhine başlatılmış bir icra takibi yokken alacaklıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceği gibi aleyhine icra takibine başlanmasından sonra da menfi tespit davası açması mümkündür.
17. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).
18. Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
19. Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
20. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
21. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, ..., 1969, s. 16). Başka bir ifadeyle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
22. Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.
23. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir.
24. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, ..., 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.
25. Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def’î olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def’înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.
26. Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir.
27. Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
28. Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 E., 2020/591 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim senet metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehtarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir.
29. Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair ispat yükünün kime ait olduğu da gelinen aşama itibariyle üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir.
30. Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür. Öte yandan senedin teminaten verildiğinden bedelsizliğine dair kişisel def’înin sonraki hamillere ileri sürülmesi, ancak TTK’nın 687. maddesi gereğince hamillerin, senedi iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğunun ispatıyla mümkündür (Bono bakımından TTK’nın 778 maddesi atfıyla m. 687).
31. Bu itibarla gelinen aşamada kanun koyucunun takdiri hâkime bıraktığı “bile bile borçlunun zararına hareket” kavramı ve bu durumun ispatı hususuna değinmek yararlı olacaktır. Kambiyo senetlerinde kamu itimadına mazhar olma ilkesi çerçevesinde ortaya çıkmış olan kişisel def’îlerin sonraki hamillere ileri sürülememesinin bir istisnası olan bu kavram, TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralı ile ilişkilidir. İyiniyetin var olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre belirlenmesi gerektiğinden bu kavramın içeriği uyuşmazlıklardaki oluşa göre farklılaşabilecektir.
32. İspat konusunda ise; niteliği gereği bile bile borçlu zararına hareketin varlığının senetle ispatı aranmaz. Yani, borçlu, hamil olan davalılara karşı kambiyo senedini iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğini, kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu bilebilecek durumda olduğunu tanık dâhil her türlü delille ispat edebilir. Bununla birlikte, ispat yükü senet borçlusunun üzerinde olup, borçlu tarafından hem def’îlerin varlığı (ki bu def'î bedelsizlik ise senede karşı senetle ispat kuralları gereği kesin/yazılı delillerle ispatı gerekecektir) hem de bunların senedi iktisap ederken hamil tarafından bilindiğinin ispatlanması gerekmektedir. Bu kapsamda kişisel def’îlerin hamile karşı ileri sürülebilmesi için hamilin keşideci ile lehtar arasındaki ilişkiyi bilmesi yeterli olmayıp sırf borçluyu ızrar etmek maksadıyla hareket etmiş, başka bir deyişle bu amaçla senet lehtarıyla gizli anlaşma içerisine girmiş olması da gerekir.
33. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının keşidecisi olduğu 460.000TL bedelli emre muharrer senedin 26.12.2013 tarihinde davalı ... lehine düzenlendiği, senedin ödeme tarihinin 02.01.2014 tarihi olarak belirlendiği, anılan senedin lehtar davalı ... tarafından ciro edilerek davalı şirkete verildiği ve anılan şirket tarafından ... İcra Müdürlüğünün 2015/16676 E. sayılı dosyası kapsamında kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine konu edilerek tahsilinin talep edildiği anlaşılmaktadır.
34. Davacı vekili bahse konu icra takibine dayanak senedin, ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin %50 oranındaki hisse devir anlaşması ile ... Sağlık Hizm. Tic. ve San. Ltd. Şti. ile ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. arasında düzenlenen ruhsat devir sözleşmesi kapsamındaki devirler çerçevesinde ruhsat devrinde ortaya çıkabilecek sorunlara istinaden ruhsat devri tamamlanana kadar teminat amacıyla verildiğini ve bu sebeple anılan senet nedeniyle müvekkilinin borcu bulunmadığını, ayrıca müvekkilince senede istinaden 390.000TL ödeme yapıldığını, senet hamili davalı şirketin de bu durumdan haberdar olduğunu ve senedin müvekkiline zarar kastı ile iktisap edilip icra takibine konu edildiğini ileri sürerek eldeki menfi tespit davasını açmıştır.
35. Dava konusu senedin üzerinde teminat olarak verildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmamakla eldeki davanın bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olduğu dosya kapsamı ile sabittir. ... Noterliğinin 26.12.2013 tarihli ve 34222 yevmiye numaralı “Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesi” uyarınca; ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin 50 adet hissesi, dava dışı ... tarafından vekili davalı ... aracılığıyla 10.000TL bedelle davacıya devredilmiştir. Öte yandan anılan sözleşmenin dava dışı ... vekili davalı ... tarafından gönderilen yine ... Noterliğinin 15.05.2014 tarihli ve 10551 yevmiye numaralı “Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesi Fesihnamesi” ile feshedilmiş, sonrasında aynı taraflar arasında ... Noterliğinin 15.05.2014 tarihli ve 10552 yevmiye numaralı “Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesi” düzenlenerek bu sözleşme kapsamında yine ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin 50 adet hissesinin davacıya 50.000TL bedelle devredilmiş olduğu görülmektedir. Son olarak davacı tarafından ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne gönderilen 19.12.2014 tarihli ihtarname ile devralınan %50 şirket hissesinin kayıt ve tescili talep edilmiş, anılan ihtarnameye şirket tarafından verilen 30.12.2014 tarihli cevabi ihtarnamede davacıya yapılan hisse devrinin şirket tarafından gerçekleştirilen 30.12.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan karar ile reddedildiği, bu sebeple pay defterine kayıt yapılamayacağı ifade edilmiştir.
36. Bir önceki paragrafta belirtilen sözleşmeler yanında davacının hissedarı ve müdürü olduğu ... Sağlık Hizm. Tic. ve San. Ltd. Şti. ile ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. arasında düzenlenen ... Noterliğinin 26.12.2013 tarihli ve 34259 yevmiye numaralı “Devir Sözleşmesi” ile ... Sağlık Hizm. Tic. ve San. Ltd. Şti.’nin “Özel ... ... Merkezi” unvanlı Özel ... Merkezine ait ... Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünden onaylı 15.06.2012 tarihli ve 81 belge numaralı uygunluk belgesi ve bu belgede bulunan fizik tedavi ve rehabilitasyon kadroları, ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne 10.000TL bedel karşılığında devredildiği düzenlenmiştir.
37. Belirtilen tüm bu bilgiler ışığında; dava konusu senedin kayıtsız şartsız bir ödeme vaadini içermesi karşısında ne senet üzerinde ne de yukarıda belirtilen sözleşmelerde davacı tarafından davalı ...’ya verilmiş yahut verilecek herhangi bir teminat senedine dair bir kayıt yer almaktadır. Bunun yanında davacı tarafından sunulan deliller arasında dava konusu senedin açık bir biçimde teminat senedi olduğuna dair yazılı bir delil bulunmamakta olup bu nedenlerle dava konusu 26.12.2013 tarihli senedin teminat senedi olması sebebiyle bedelsizliğine ilişkin iddianın ispatlandığından bahsedilemeyecektir. Bu itibarla senedin düzenlenme tarihinin davacıya yapılan ilk hisse devir sözleşmesi ile ... Sağlık Hizm. Tic. ve San. Ltd. Şti. ile ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. arasında yapılan ruhsat devir sözleşmesi ile aynı olması, davalı ...’nın aynı zamanda ... Sağlık Eğitim ve Danışmanlık Turizm İnşaat Taahhüt Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin müdürü olması ve aynı şirketin 50 adet hissesinin devredildiği sözleşmelerde vekâleten davalı ...’nın imzasının bulunmasının, dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair iddiayı ispata yeterli olduğu söylenemez.
38. Ayrıca, dava konusu 26.12.2013 tarihli ve 460.000TL bedelli senedin teminat senedi olduğuna dair bedelsizlik def’înin usulüne uygun olarak yazılı delille ispat edilememesi karşısında anılan senet hamili davalı şirketin bu senedin teminat senedi olduğunu bile bile davacının zararına hareket ederek senedi iktisap etmiş olduğu iddiasının ispatı da söz konusu değildir. Zira TTK’nın 778/1-a maddesi atfıyla uygulanacak olan aynı Kanun’un 687. maddesi gereğince; senedin teminat senedi olduğuna dayalı bedelsizlik şeklinde ortaya çıkan kişisel def’înin senet hamiline karşı ileri sürülebilmesi için öncelikle, senedin bedelsizliğine dair def’înin yazılı delille ispatlanması zorunlu olup bu iddia davacı tarafından usulüne uygun olarak ispatlanamamıştır.
39. Bu itibarla davacının, kayıtsız şartsız bir borç ikrarını içeren 26.12.2013 tarihli ve 46.000TL bedelli dava konusu senet nedeniyle davalılara karşı borçlu olmadığına dair menfi tespit iddiası ispatlanamadığından davacının anılan senet nedeniyle borçlu olduğunun kabulü zorunludur.
40. Öte yandan davacı tarafça dava dilekçesinde, HMK’nın 111. maddesi anlamında terditli olarak dava konusu senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, bu talebin yerinde görülmemesi halinde aynı senet için davalı ...’ya yapıldığı iddia olunan toplamda 390.000TL bedel yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi talep edilmiştir. HMK’nın 111/2. maddesi gereğince mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.
41. Bu kapsamda her ne kadar Özel Dairece, davacı tarafından yapıldığı iddia edilen ödemelerin dava konusu senede ilişkin kısmi ödeme olduğunu gösteren bir kaydın senet üzerinde veya senet dışında herhangi bir belgede bulunmadığının anlaşıldığı belirtilmiş ise de; bölge adliye mahkemesince, davacının ilk talebi kabul edilerek verilmiş olan hüküm, Özel Daire tarafından yapılan temyiz incelemesi sonrasında bozulmuş ve bölge adliye mahkemesince kabul edilen ilk talep yönünden direnme kararı verilmiştir. Davacının ilk talebinin kabulü neticesinde verilen karar nedeniyle terditli olarak ileri sürdüğü diğer talep hakkında HMK’nın 111/2. maddesi gereğince olumlu ya da olumsuz bir hüküm tesis edilmemiştir.
42. Dolayısıyla Özel Daire ile bölge adliye mahkemesi arasında direnme kararı neticesinde oluşan uyuşmazlık, davacının ilk talebine ilişkin olup Hukuk Genel Kurulunca varılan netice itibariyle davacının dava konusu senet nedeniyle borçlu olmadığına dair menfi tespit istemi yerinde görülmeyerek davacının ilk talebi hakkındaki Özel Daire ile bölge adliye mahkemesi arasındaki uyuşmazlık nihayete erdirilmiştir. Bu nedenle yersiz bulunan ilk talep sonrasında bölge adliye mahkemesince, davacı tarafından dava konusu senede ilişkin olarak davalı ...’ya yapıldığı iddia olunan 390.000TL ödeme yönünden borçlu olunmadığına dair terditli olarak ileri sürülen menfi tespit talebi hakkında yapılacak inceleme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
43. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi gereği dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2738 E., 2021/1513 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesine göre, çekten dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’îleri başvuran yetkili hamile karşı ileri süremez.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2738 E. , 2021/1513 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili tarafından keşide edilen 30.11.2011 keşide tarihli 10.000TL ve 30.12.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli çeklerin 24.12.2010 tarihinde müşterisi olan dava dışı ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin işyerinde meydana gelen hırsızlık sonucu çalındığını, çalınan çekler hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yapıldığını ve çeklerin ibrazı hâlinde el konulmasına karar verildiğini, ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. tarafından Bucak Asliye Hukuk Mahkemesinde çek iptali davası açıldığını, mahkemece ödeme yasağı kararı verildiğini, aynı mahkemece 12.07.2011 tarihinde verilen kararla, içlerinde dava konusu çeklerin de bulunduğu 18 adet çeke ilişkin iptal kararı verildiğini, iptal kararı üzerine 13.07.2011 tarihinde çeklerin bedelinin ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti’ye ödendiğini, sonrasında davalı banka tarafından bu çeklerle ilgili ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti ve müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, çeklerin arka yüzünde bulunan ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’ye ait olduğu iddia edilen kaşenin sahte olduğunu, imzanın da bu şirket yetkilisine ait olmadığını, ciro silsilesinin kopuk olduğunu, anılan şirket tarafından icra takibine itiraz edildiğini, imzaya itirazın Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli ve 2012/527 E., 2012/873 K. sayılı kararı ile kabul edildiğini, davalı bankanın söz konusu çeklerle ilgili el koyma ve ödeme yasağı kararı bulunmasına rağmen çekleri kredi borçlusundan ciro yolu ile teslim alarak icra takibine geçtiğini ileri sürerek icra takibine konu çekler nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dışı kredi borçlusunun kredi borcuna mahsuben çekleri müvekkiline verdiğini, ciro ile devredilen çeklerin icra takibine konulduğunu, davacının çek iptali kararının tarafı olmadığını ayrıca söz konusu davanın hasımsız olarak açıldığını ve kararın tarafı olmayan müvekkili bankaya karşı ileri sürülemeyeceğini, çekle ilgili ödeme yasağı kararının bulunmasının icra takibine engel olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.03.2014 tarihli ve 2013/59 E., 2014/130 K. sayılı kararı ile; dava konusu çeklerdeki ciranta imzasının dava dışı ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. yetkilisine ait olmadığının tespit edildiği, davacının bu iddiasını ve ödeme iddiasını davalı bankaya karşı ileri sürüp süremeyeceği noktasında değerlendirme yapılmasının gerekli olduğu, çeklerin bedelinin ödenmiş olması nedeniyle karşılıksız kaldığının çekleri elinde bulunduran iyi niyetli hamillere karşı ileri sürülemeyeceği, davalı bankanın çekleri iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin kanıtlanması gerektiği, çeklerin bedelinin ödendiği yolundaki beyanın, davalı bankanın bu hususu bilerek çekleri iktisap ettiğini kanıtlamaya yeterli olmadığı, çeklerdeki imzanın sahte olduğu hususunu ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin bankaya karşı ileri sürebileceği, davalı bankanın çekleri iktisap ederken davacının zararına hareket ettiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.11.2015 tarihli ve 2015/3780 E., 2015/15622 K. sayılı kararı ile;
“…Dava, borçlu bulunulmadığının tespitine ilişkindir. Dava konusu çekte davacı keşideci, davalı ise son hamildir. Lehdar olan ... Halı Mefruşat Tic. ve San. Ltd. Şti. elinde iken söz konusu çekler zayi olmuş, lehdar tarafından mahkemeye başvurularak zayi kararı alınmıştır. Zayi kararını alan lehdar, keşideciye başvurarak alacağını tahsil etmiştir. Keşideci zayi kararına istinaden yapmış olduğu iyi niyetli ödeme nedeni ile borçtan kurtulur. Bu nedenle mahkemece davanın kabulü gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.03.2017 tarihli ve 2017/39 E., 2017/191 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca imzasını inkâr etmeyen keşidecinin, lehtarın imzasının sahte olduğu iddiasına dayalı olarak sorumluluktan kurtulamayacağı, lehtara karşı ödeme yapılmış olmasının keşideci ile lehtar arasındaki kişisel ilişki niteliğinde olup, bu nitelikteki şahsi def’îlerin ciro yolu ile çeke hamil olan kişiye karşı ileri sürülebilmesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 818/1-e maddesinin göndermesiyle aynı Kanun’un 687/1 maddesi uyarınca hamilin çeki iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olmasının kanıtlanması koşuluna bağlı olduğu, bankanın da çekleri iktisap ederken davacının zararına hareket ettiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davaya konu çeklere ilişkin olarak iptal kararı alan lehtara ödeme yapan keşidecinin, yaptığı ödeme nedeniyle çekleri sonradan elinde bulunduran hamile karşı çeklerin bedelinden sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelere ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.
13. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir
14. Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221).
15. Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna, Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268).
16. Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek düzenleyen, muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Ticarî hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir.
17. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 757/1. maddesine göre, iradesi dışında çek elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatap bankayı çeki ödemekten menedilmesini isteyebilir. Aynı Kanun’un 759. maddesi uyarınca, çeki eline geçiren kişi bilinmiyorsa, çekin iptaline karar verilmesi istenebilir. İptal isteminde bulunan kişi, çek elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür.
18. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 764. maddesi uyarınca elden çıkan çek, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, mahkemece çekin iptaline karar verilir. Çekin iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, iptal talebinde bulunan keşideciye karşı çekten doğan istem hakkı ileri sürebilir.
19. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesine göre, çekten dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’îleri başvuran yetkili hamile karşı ileri süremez. Ancak hamil, çeki iktisap ederken çekin keşidecinin rızası dışında elinden çıktığını ya da çekin karşılığının daha önce çeki elinde bulunduran kişiye keşideci tarafından ödendiğini bile bile keşidecinin zararına hareket etmiş olması durumunda keşideci hamile karşı kötü niyet def’înde bulunabilir.
20. Çek hakkında iptal kararı verilerek bu karara dayalı olarak keşidecinin lehtara ödeme yapmış olması yetkili hamile karşı 6102 sayılı TTK’nın 687. maddesi gereği ileri sürülemeyeceğinden keşidecinin çekin lehtar tarafından iptal ettirilmesi ve buna dayalı olarak lehtara ödemede bulunması def’ini ancak lehtara karşı ileri sürebilir. Bunu yanında çeki elinde bulunduran yetkili hamile karşı ileri süremez.
21. Çeklerin devrinin nasıl yapılacağı 6102 sayılı TTK’nın 788. maddesinde poliçeden ayrı ve özel olarak düzenlenmiştir. Bu maddeye göre açıkça “emre yazılı” kaydıyla veya bu kayıt olmadan belirli bir kişi lehine ödenmesi şart kılınan bir çek, ciro ve zilyetliğin geçirilmesiyle devredilebilir. Keza 6102 sayılı TTK’nın 818. maddesinin göndermesi ile aynı Kanun’un 684. maddesine göre, ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile çekten doğan bütün haklar devrolunur.
22. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde çekin bir başka anlatımla çek üzerindeki hakkın bir başkasına devri için ciro ve kişiye çekin zilyetliğinin geçirilmesi gerekir. Ciro ise 6102 sayılı TTK’nın 683. maddesine göre, çek arka yüzüne veya çeke bağlı olan ve “alonj” denilen bir kâğıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması ile mümkündür. Bu nedenle cirantanın imzasını taşımayan ciro geçerli ciro sayılmaz. Böyle bir ciro ise çek üzerinde bulunan hakkın devrini sağlamaz.
23. Çekte hak sahibi olabilmek için yetkili hamil olmak gerekir. 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre, cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere bir çeki elinde bulunduran kişi yetkili hamil olduğunu yani çek üzerindeki hakkın kendisine ait olduğunu çek üzerinde bulunan birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat edebilir. Çek üzerindeki cirolar birbirini takip etmiyor veya ciro zincirinde bulunan cirolardan biri geçersiz veya sahte olması dolayısı ile ciro zincirinde kopukluk olması durumunda çekteki hak, kopukluktan sonraki kişilere geçmeyeceği için ciro zincirinde kopukluk olan çeki elinde bulunduran hamil yetkili hamil sayılamaz. Yetkili hamil olmadığı için de ciro zincirinin koptuğu kişiden itibaren ciranta ve keşideciden talepte bulunamaz.
24. Her ne kadar çeki elinde bulunduran kişi yetkili hamil olduğunu ispat edememiş olması nedeniyle yani ciro zincirinde kopukluk olması durumunda kopukluktan önceki lehtar ve keşideciye gidemez ise de, 6102 sayılı TTK’nın 677. maddesinde ki; “Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını, sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez.” düzenlemesi karşısında “imzaların istiklali (bağımsızlığı) ilkesi” gereği ciro zincirinin kopmasından sonraki cirantalara başvurabilir.
25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Antalya 7. İcra Müdürlüğünün 2012/2568 E. sayılı icra dosyasında, davalı banka tarafından davacı keşideci ile birlikte dava dışı lehtar ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. ve ciranta Cemil Durmuş hakkında uyuşmazlığa konu iki adet çek nedeniyle kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi yapılmıştır.
26. Davacı keşideci tarafından düzenlenen 30.11.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli ve 30.12.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli çeklerin dava dışı lehtar ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin işyerinde meydana gelen hırsızlık sonucu çalınması üzerine lehtar tarafından Bucak Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan çek iptali davası sonucunda mahkemenin 12.07.2011 tarihli ve 2011/88 E., 2011/480 K. sayılı kararı ile aralarında dava konusu çeklerin de bulunduğu on sekiz adet çekin iptaline karar verilmiştir.
27. Dava konusu çeklerin iptaline karar verilmesi üzerine, 13.07.2011 tarihinde davacı keşideci tarafından, iptaline karar verilen iki adet çek nedeniyle lehtara ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
28. Dosya içerisinde yer alan 22.01.2014 tarihli bilirkişi raporuna göre dava konusu iki adet çekte yer alan lehtara ilişkin imzaların şirket yetkilisine ait olmadığı tespit edilmiş, Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli ve 2012/527 E., 2012/873 K. sayılı kararı ile, davalı banka tarafından başlatılan icra takibine ilişkin olarak dava dışı lehtar tarafından çeklerdeki imzaya itiraz edilmesi üzerine, dava dışı lehtarın imzaya itirazının kabulü ile dava dışı lehtar yönünden takibin durdurulmasına karar verilmiştir.
29. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 792. maddesindeki, “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790 ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” şeklindeki düzenlemenin, çeki elinde bulunduran kişinin geçerli ve birbirini takip eden cirolarla yetkili hamil olduğunu ispat etmesi durumunda ancak çeki kötü niyetli veya ağır kusurlu olarak iktisap etmesi durumunda iade ile mükelleftir.
30. Mahkemece alınan bilirkişi raporu ve Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli kararı ile her iki çekteki lehtarın cirosunun sahte olduğu anlaşıldığına göre, 6102 sayılı TTK’nın 684. ve 788. maddeleri uyarınca geçerli bir ciro bulunmadığından çek üzerinde bulunan hakkın çekte ciranta olarak görünen Cemil Durmuş’a devrinin gerçekleşmediği böylece çek üzerinde hakkı olmayan Cemil Durmuş’un yaptığı ciro ile de çekteki hakkın çeki elinde bulunduran bankaya geçmediği anlaşılmaktadır.
31. Bu durumda davalı bankanın, 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre yetkili hamil olduğunu birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat edemediği, bir başka anlatımla lehtar cirosunun sahteliği ile ciro zincirinde kopukluk olması nedeniyle yetkili hamil olduğunu kanıtlayamadığından ciro zincirindeki kopukluktan önceki lehtar ve keşideciye başvurma hakkı bulunmamaktadır.
32. Somut olayda, lehtarın cirosunun sahte olması nedeniyle birbirini takip eden geçerli ciro zinciri olmadığı için davalı bankanın 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre yetkili hamil olduğunu yani kendisine çek üzerinde bulunan hakkın geçtiğini ispat edemediğinden aynı Kanun’un 792. maddesine göre ispat yükünün davacı keşidecide olduğu düşünülemez. Çünkü 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesindeki düzenleme, çeki 6102 sayılı TTK’nın 788. maddesine göre geçerli bir ciro ile hakkın devredildiği ve yine 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat eden yetkili hamiller içindir.
33. Bu durumda çeki elinde bulunduran davalı bankanın, çeklerdeki lehtarın cirosunun sahte olması nedeniyle çeklerdeki hakkın geçerli ve birbirine bağlı ciro zinciri ile hak sahibi olduğunu ispat edemediğinden ve keşideciye başvuru hakkı bulunmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.
34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, dava konusu çeklerde davacı keşideci olup, davalının çeklere ciro yolu ile hamil olduğu, davacı keşidecinin kendi imzasını inkâr etmediği, ciro metnine göre ciro silsilesinde kopukluk bulunmadığı, lehdarın imzası sahte olsa bile imzaların istiklâli ilkesi karşısında bu durumun davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmayacağı, ancak çeklerin lehdarı olan şirket tarafından açılan çek iptali davası sonucunda uyuşmazlığa konu çeklerin iptaline karar verilmesi üzerine davacı keşideci tarafından çeklerin lehtarına iyiniyetli olarak ödeme yapıldığı, yapılan iyi niyetli ödeme nedeniyle davacı keşidecinin borçtan kurtulacağı, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
35. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun'un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 30.11.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede, oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, davaya konu çeklere ilişkin olarak iptal kararı alan lehdara ödeme yapan keşidecinin, yaptığı ödeme nedeniyle, çeki elinde bulunduran hamile karşı çek bedelinden sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Türk Ticaret Kanununun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinilmiştir (6102 TTK’nın 778, 818, eTTK. 690, 730).
6102 sayılı TTK’nın 818. (eTTK’nun 730) maddesi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken aynı yasanın 677. (eTTK’nun 589) maddesi uyarınca “bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzalar içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez”. İmzaların bağımsızlığı (istiklali şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (Keşidecinin, cirantanın avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar. Geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “imzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hâli, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, 6102 sayılı TTK’nun 677 (eTTK 589) maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Çekteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Çekin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir (Reha Poroy/ Ünal Tekinalp Kıymetli Evrak Hukuk Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, s. 141-142; Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2.Bası, Ankara 1997, s. 414 vd; Hüseyin Ülgen/ Mehmet Helvacı/Abuzer Kendigelen / Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, s. 126 ve Naci Kınacıoğlu; Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, s. 122 vd; Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu, Kıymetli Evrak ve Taşıma, Ankara 1988, s. 174 vd.-s. 286; Yargıtay 11 HD: 3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku İstanbul 1998, s.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, c.II, 3, Baskı, Ankara 1990 s.1611 vd. Fırat Öztan-Ticarî Senetlerde İmzaların İstiklâli İlkesi. Batıder, Aralık 1979, cx, s. 391-396).
Kambiyo senedindeki zincirleme ve birbirlerine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticarî Senetlerin İptali Davaları ve Ticarî Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s. 295; Doğanay s. 1646-1647; Murat Alışkan: Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998 , s.255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamada Ticarî Kanunu, 1. Cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticarî Senetler:Ankara 1998, s.363).
Cirosu kabil çeklerin teşhis işlevini düzenleyen 6102 sayılı TTK’nın 790. (6762 s. TTK’nın 702.) maddesi; “Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse, bu son ciroyu imzalayan kişi çeki beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır.” hükmüne haizdir.
Ayrıca 6102 sayılı TTK’nın 818/1-d (e TTK’nın 730/1-4) maddesindeki yollamayla çekler hakkında da uygulanacak olan aynı Kanun’un 684/1. (e TTK’nın 596/1) maddesi uyarınca da; ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile poliçeden doğan bütün hakların devrolunacağı düzenlenmiştir. Anılan kanunî hükümlerden hareketle çeki muntazam bir ciro zinciriyle elinde bulunduran kişi, meşru hamil sıfatını kazanarak çekten doğan tüm hakları kullanabilecektir.
6102 sayılı TTK’nın 792. (e TTK’nın 704) maddesi; “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. (702.) maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” hükmünü haiz olup anılan kanunî hüküm bağlamında iyi niyetli hamilin hak sahibi olmayan kimselerden elde ettiği kazanımlar korunmaktadır. Bu kapsamda bir kimsenin muntazam bir ciro zinciriyle çeki iktisabı, kendisine ancak şekli anlamda meşru hamil sıfatını kazandıracak olup maddi hukuk anlamında hak sahipliğinin mevcudiyeti için devralanın çeki iktisabında kötü niyetinin yahut ağır kusurunun bulunmaması gerekmektedir. Aksi takdirde 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi uyarınca açılacak istirdat davası sonucu çeki iadeye mecbur kalır (Kendigelen, A.: Çek Hukuku, İstanbul 2019, s.237-238).
Uyuşmazlığın zayi iptal kararı elinde bulunan lehdara keşidecinin ödeme yapması durumuna ilişkin olması nedeniyle, kıymetli evrakın ziyaı ve iptali hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 651-653., 757-765. maddelerinde (6762 sayılı TTK’nın 563-565., 669-677. maddeleri) kıymetli evrakın ziyaı ve iptali konuları genel bazı esaslara bağlanmıştır (6102 s. TTK’nın 818/1-5, e TTK’nın 730/1-20 maddelerinin atfıyla çekler hakkında da poliçenin iptali hükümleri uygulanır). Buna göre kıymetli evrak zayi olduğu takdirde, mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir. İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilir. Kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptali talebinde tedbiren ödeme yasağı talep edilebilir ve mahkemece ödeme yasağı kararı verilebilir. Alacaklının senedin zilyetliğini kaybetmesi hâlinde, artık onu ibraza imkânı kalmaz. Senedin iptaline karar verebilmek için, senedi zayi eden şahsın, yani iptal talebinde bulunan davacının senette mündemiç hakkının ortadan kalkmamış olması lazımdır.
Kıymetli evrakın iptali kararı, davacının hak sahipliğini borçluya karşı göstermesi bakımından önemlidir. Yani, hak sahibinin teşhisine imkân verir. Bu husus, iptal kararının “olumlu sonucu”dur. İptal kararını alan şahıs, iptal edilmiş senette mündemiç hakları dermeyan edebilir ve borçlu da kendisine ödemede bulunarak borcundan kurtulabilir. Yalnız, bu sonucun doğabilmesi için gözden kaçırılmaması gereken husus, borçlunun iyi niyetli hareket etmiş bulunmasıdır (6102 sayılı TTK md 646/2, 6762 sayılı TTK md 558/2). İkinci olarak, verilen iptal kararı ile zayi edilen kıymetli evrakın bu özelliği kısmen yok edilmekte, teşhis fonksiyonu kaldırılmaktadır. Bu da kararın “olumsuz sonucu”dur. Bu kararın verilmesi ile bir taraftan artık hakkın dermeyanı bakımından senedi elde bulundurmak ve ibraz etmek mecburiyeti kalmamakta, diğer taraftan da böyle bir şey zaten gereksiz bir hâl almaktadır. Kısacası, iptal kararını alan davacı, borçludan kendisine senedi ibraz etmeden ödemede bulunmasını isteyebilmek hakkını kazanmaktadır. Bunun borçlu bakımından anlamı ise senedi ibraz edene ödemek mecburiyetinin ortadan kalkmış olmasıdır. İptal kararı ile zayi edilen senedin kıymetli evrak olma özelliği sadece kısmen ortadan kalkmakta, hakkı devir fonksiyonu ise devam etmektedir. Bunun sonucu olarak, iptal edilmiş bir senedin iyiniyetle iktisabı mümkündür. Gerçi iyi niyetli müktesip, elindeki senede dayanarak borçludan ödeme talebinde bulunamaz ama davacıya (burada iptal kararı alan lehdara) karşı senet bedelini talep hakkı mevcuttur. Bu durum, senedi zayi eden kimsenin ve borçlunun lehinedir. Dolayısıyla, senedin o esnada hamili bulunması muhtemel üçüncü şahısların menfaati bu iki şahsın menfaatine feda edilmektedir. İptal kararının her iki etkisi de “hak sahipliğinin teşhisi (tespiti)” meselesine ilişkindir. Kararın maddi hukuk yönünden herhangi bir etkisi yoktur. Bu kararla senedi elinde bulunduran üçüncü şahsın hakkının sona erdiği, onun yerine artık bundan böyle davacının hak sahibi olduğu sonucuna da varılamaz. Eğer senet üçüncü bir şahsın elindeyse, bu şahsın alacaklı sıfatı, verilen iptal kararına rağmen devam eder. Demek oluyor ki, iptal kararı sadece davacının senedi ibraz edememesine rağmen hak sahibi imiş gibi kabul edilmesine imkân vermektedir. Kıymetli evrakta hak ile senet arasında mevcut sıkı bağlılık ancak bu ölçüde çözülmektedir (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Bası, sayfa 274-277).
İptal kararı hamili ile borçlu keşideci arasındaki ilişkiler yönünden iptal kararının sonuçlarını incelediğimizde: Davacı ile borçlu arasındaki ilişkiler iptal kararının verilmesi ile başlar ve yürürlükte kaldığı sürece de devam eder. Davacının hakkı talep edebilmesine imkân verir. Borçlunun iptal kararına rağmen, davacının hak sahibi olmadığını iddia etmek imkânı vardır. Ancak bunun sonuçlarına kendisinin katlanacağı tabiidir. Ödemede bulunduğu şahıs, gerçek alacaklı olmasa dahi mevcut iptal kararına güvenerek yaptığı ödeme ile borçlu borcundan kurtulur. Davacının gerçek alacaklı olmadığını bildiği veya bu hususta hileli davrandığı kabul edilebildiği takdirde yaptığı ödemenin borçluyu borcundan kurtarması ise mümkün değildir. Kambiyo senetlerinde iptal kararı, bu kararı almış bulunan davacıya haklarını asıl borçluya karşı kullanmak imkânını verir. Kabul eden muhatap veya bonoyu düzenleyen şahıs, asıl borçlu olarak nitelenir. İptal kararı hamili ancak kabul eden muhataptan ödeme talebinde bulunabilir. Bonoda kabul eden muhatabın yerini, senedi düzenleyen alır (Öztan, sayfa 277-285).
Borçlu, iptal kararı ibraz eden lehdara ödemede bulunduğu takdirde, ödediği miktar oranında borçtan kurtulur. İptal kararı verildikten sonra ve fakat daha davacı bir talepte bulunmadan önce, senede zilyet olan üçüncü şahıs, senedi ibraz ederek ödeme talebinde bulunursa borçlu bakımından yapılacak en doğru hareket, senet bedelini tevdi etmektir. Bu suretle, borçlu borcundan kurtulur, öte yandan senedin zilyedi ile iptal davasının davacısı içlerinden hangisinin haklı olduğunun tespiti için mahkemeye başvurabilirler. Senet hamili, burada kendi hakkının daha üstün olduğunu tespit ettirebilirse, senet bedelinin kendisine verilmesini talebe hak kazanır. Senet hamilinin bu arada iptal kararı hamiline ödemede bulunulmaması için tedbir mahiyetinde ödeme yasağı kararı alıp bunu tebliğ ettirmesi de mümkündür. Senet hamili, iptal kararı hamiline ödeme yapıldıktan sonra borçluya başvurmuşsa, sebepsiz iktisap kurallarına dayanarak ödenen meblağın kendisine verilmesini isteyebilir. Ancak iptal kararı hamilinin sebepsiz bir iktisabı olayların çoğunda mevcut değildir. Borçlu, davacının iptal kararı almış olmasına rağmen, hak sahibi
11. Hukuk Dairesi, 2024/38 E., 2024/909 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
yönünden yapılan incelemede; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 687 nci maddesine göre keşideci, lehtarla doğrudan doğruya arasında mevcut olan münasebetlere dayanan def'ileri, müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremeyeceğinden ve hamil bankanın çeki iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği ispat
11. Hukuk Dairesi 2024/38 E. , 2024/909 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2451 Esas, 2021/1598 Karar
DAVALILAR :1-... Bankası A.Ş. vekili
Avukat ...
2-Garzan Pet. Nak. Kuy. İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti.
DAVA TARİHİ :
HÜKÜM : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Elazığ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2016/222 E., 2018/516 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın davalı ... Pet. Nak. Kuy. İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti. yönünden kabulüne, davalı ...Ş. yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı ... Pet. Nak. Kuy. İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti. arasında 25.01.2016 yürürlük tarihli yakıt alımına dair sözleşmenin imzalandığını, sözleşme gereği davalıdan 700.000 litre motorin alımına karar verildiğini, davalıya davaya konu çekin verildiğini, ancak davalı şirket sözleşme gereği olan yakıtı teslim etmediğini, davalı ile yapılan görüşmede söz konusu malın teslim edilmemesi nedeniyle çekin iade edileceğini kabul ve taahhüt edildiğini, ancak çekin iade edilmediğini, dava konusu çekin diğer davalı bankaya ciro edilerek verildiğine dair duyumlar aldıklarını, müvekkilinin bedelsiz kalan bu çek ile ilgili diğer davalı bankaya borcu bulunmadığını, davalı ... tarafından müvekkiline satılan bir mal ya da yerine getirilen bir hizmetin bulunmadığını, dolayısıyla bu çek için düzenlenen bir fatura ve irsaliyenin olmadığını, davalıların davaya konu çekin meşru hamili olmadığını, davacının davalılara borcunun bulunmadığını ileri sürerek dava konusu çek nedeniyle davacının davalılara borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu çekin davalıya temlik cirosu ile geçtiğini, dava dışı Starpet Garzan Akaryakıt A.Ş.'nin davalının kredi müşterisi ve borçlusu olduğunu, iflas erteleme talebinde bulunduğunu, müvekkilinin hasım sıfatının bulunmadığını, davalının iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu, çeki ciro yoluyla elde etmiş iyi niyetli çek hamilini bağlayacak şekilde çekin iptaline karar verilemeyeceği savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... Pet. Nak. Kuy. İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti. cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşme kapsamında davalı şirketin davacıya sözleşmede kararlaştırılmış termin planına göre teslim etmeyi taahhüt ettiği motorinin teslim edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir belgenin dava dosyasına sunulmadığı, davacı şirketin ticari defterlerinin incelenmesinde sözleşmede kararlaştırılmış tarihlerde davalı tarafından davacıya motorin teslim edildiğini tevsik edecek herhangi bir muhasebe kaydına rastlanmadığı, ayrıca davaya konu çekin teminat çeki olarak verildiğine ilişkin herhangi bir belge mevcut olmadığı, çeklerin ödeme vasıtası olduğu, kural olarak mevcut bir borcun tasfiyesine yönelik olarak verildiğini kabulünün gerektiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) uyarınca asıl olanın peşin satış olduğu, peşin satışta malın ve bedelinin aynı anda verildiğinin kabul edildiği, davalı bankanın bahse konu senetleri usul ve yasaya uygun bir şekilde ciro silsilesi ile devir aldığı ve bu olayda iyi niyetli üçüncü kişi konumunda bulunduğu, davacının keşide ettiği çeke karşılık satın aldığı malların teslim edilmediği iddiasını yazılı delille ispat etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında 25.01.2016 yürürlük tarihli sözleşme imzalandığını, sözleşme gereği davalı firma ile 700.000 litre motorin alımına karar verildiğini, sözleşme gereği davalı şirkete davaya konu 20.04.2016 keşide tarihli, 300.000,00 TL meblağlı çekin verildiğini ancak karşılığında yakıt alımının gerçekleşmediğini, davalı şirketin sözleşme gereği vermesi gereken motorini vermediği gibi müvekkilin çekini de iade etmeyerek diğer davalı bankaya ciro ederek verdiğini, davalı şirketin sözleşme gereği yükümlülüklerini yerine getirmediği için çekin meşru hamili olmadığını ve çekin bedelsiz kaldığını, müvekkilinin bu çek ile ilgili davalıya bir borcu olmadığı gibi davalı tarafından müvekkile verilmiş bir mal ya da hizmetin de söz konusu olmadığını, çek için düzenlenmiş bir fatura ve sevk irsaliyesinin de bulunmadığını, diğer davalı bankanın da fatura ve sevk irsaliyesi ile belgelendirilmemiş bir alacağı satın aldığı için meşru hamil sayılamayacağını, ayrıca İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınması mümkün olmayan, yasal düzenlemelere ve dosya kapsamına aykırı bilirkişi raporuna uyularak davanın reddine karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 25.01.2016 tarihli sözleşmede, dava konusu çekin, sözleşmenin yürürlük tarihi olarak kararlaştırılan 25.01.2016 tarihinde teslim edileceği, buna karşılık davalı ... Nak. Kuy. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd.Şti. tarafından mal tesliminin 15.03.2016'dan başlayarak kısım kısım gerçekleştirileceği, son sevkiyat tarihinin 31.07.2017 olduğu belirtildiği, ayrıca çekin ayırt edici tüm unsurlarına da yer verildiği, davalı ... Nak. Kuy. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti., sözleşmedeki imzaya itiraz etmediği, bu durumda davacı, çekin avans çeki olduğu iddiasını yazılı delille ispat ettiği, mal teslimini gerçekleştirdiğini ispatla yükümlü olan davalı tarafından herhangi bir delil sunulmadığı bu nedenle, davalı ... Nak. Kuy. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, davalı ...Ş. yönünden yapılan incelemede; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 687 nci maddesine göre keşideci, lehtarla doğrudan doğruya arasında mevcut olan münasebetlere dayanan def'ileri, müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremeyeceğinden ve hamil bankanın çeki iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiği ispat olunamadığından, davalı bankanın iyi niyetli hamil olduğunun kabulü gerekeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın Garzan Petrol Nak. Kuy. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti., yönünden kabulüne, davacının çekten dolayı borçlu olmadığının tespitine; diğer davalı ...Ş. yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen, ayrıca davalı ...Ş.'nin çeki rehin cirosuyla devraldığından yetkili hamil olmadığını, davalının kredi müşterisi ve borçlusu olduğunu ikrar ettiğini ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının çekten dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5674 E., 2023/735 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Tedavüle konulduğunda unsurları tam olduğundan bu husus bononun geçerliliğini etkilemez, davacı davalı hamile ancak 6102 sayılı Kanun'un 687 nci maddesinde yazılı koşullarla def'ilerini ileri sürebilir.
11. Hukuk Dairesi 2021/5674 E. , 2023/735 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2018/1507 Esas, 2020/1285 Karar
HÜKÜM : Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Fethiye 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/6 E., 2017/17 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile dava dışı...'ın adi ortaklık kurduklarını, bu ortaklık nedeniyle düzenleme tarihi, lehdarı ve vadesi boş olan, 250.000,00 TL tutarlı bonoyu davacının dava dışı...'a teminat olarak verdiğini, ortaklık sona ermesine rağmen bononun iade edilmediğini, lehdar olarak davalı ...'ın adı yazılarak icra takibi başlatıldığını, davacının davalı ... ve dava dışı... Hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, davalı ...'ın daha sonra...'ın isteği ile 04.11.2013 tarihinde icra dosyasını dava dışı...'ın yanında çalışan diğer davalı ...'e muvazaalı olarak temlik ettiğini, soruşturma dosyasındaki ifadelerden davalı ...'a bono verilmediği, bononun bedelsiz olduğu, temlik işleminin muvazaalı olduğu ve davalıların kötü niyetli olduklarının açıkça anlaşıldığını ileri sürere, davacının bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitini, icra takibinin iptalini ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının yazılı delille ispatlaması gereken iddialarını davalı ...'ın beyanlarına dayandırdığını, davalı ...'ın davacı ile işbirliği yaptığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ... cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'ın ceza soruşturmasındaki ifadesinde özetle; "... Ancak ... ile herhangi bir ticari ilişkim yoktur ve buna mukabil kendisi ile aramızda herhangi bir borç senedi söz konusu değildir... Soruşturmaya konu 250.000,00 TL bedelli senedi...'dan aldım. Senedi aldığımda ödeme tarihi, lehdarı ve senedin bedeli ile malen olan kısmı boştu bu kısımları ben kendi yazımla doldurdum ve lehdar kısmına kendi adımı yazdım... daha sonradan bu senedi icra takibine koydum..." şeklinde beyanda bulunduğu, bu beyanının mahkeme dışı ikrar mahiyetinde olduğu, dava konusu bononun boş bir şekilde davalı ... tarafından doldurularak icraya takibine konu edildiği ve sonrasında icra dosyasının Kadir Gökalp'e temlik edildiği, davalı ...'ın bir alacağının olmadığını, var olmayan alacağın temlikinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekilince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; tasarrufun iptali dava dosyasının getirtilmeden sonucu beklenilmeden karar verildiğini, açığa imza atan davacının sonuçlarına katlanacağını, alacağını temlik etmiş davalı ...'ın İlk Derece Mahkemesince taraf kabul ettiğini, bu davalının beyanları müvekkilini bağlamadığı halde savcılık beyanı mahkeme dışı ikrar sayılarak karar verildiğini, davacının imzalayarak verdiği bonoyu davalı ...'ın takibe koymasında hukuki bir sakınca olmadığını açığa imza atanın sonuçlarına katlanması gerektiğini, ...'ın beyanlarında ikrar olmadığı gibi taraf sıfatı da olmadığını, Hukuk Genel Kurulu kararında şikayet yoluyla ceza yargılamasında alınacak beyanların hukuk mahkemesinde hükme esas alınamayacağı, tanık dinletme yasağının bu yolla delinemeyeceğini belirtildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'ın soruşturma aşamasındaki beyanlarının ikrar olarak değerlendirilmesinde bir usulsüzlük olmadığı, keşideci davacı ile aralarında senet metnindeki malen kaydını doğrulayan bir ticari ilişki olmadığını beyan etmesi karşısında senedin bedelsiz olduğu, bedelsizlik iddiasının temlik alana karşı da ileri sürülebileceği davalı ...'ın davaya konu bonoyu dava dışı üçünü kişi...'dan alarak üzerini kendi yazısı ile doldurarak takibe konu ettiği, bonoyu kötü niyetli olarak takibe koyduğu anlaşıldığından, aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiği, davalı ...'in bonoyu temlik aldığı, bononun bedelsiz olduğunu bilerek takibe koyduğu ve kötü niyetli hareket ettiği ispat edilemediğinden aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, davacının bonodan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitine, davalı ...'ın kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekilince, istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava konusu bononun anlaşmaya aykırı düzenlenip düzenlenmediği ve bedelsiz olup olmadığı ve muvazaalı olarak temlik edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6102 sayılı Kanun) 778 inci maddesi yollamasıyla 6102 sayılı Kanun'un 680 nci maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun'un) 74 üncü maddesi
3. Değerlendirme
1. Dava, takibe dayanak teşkil eden bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu, bedelsiz olduğu ve muvazaalı olarak temlik edildiği iddiasına dayalı menfi tespit davasıdır. 6102 sayılı TTK'nın 776 ncı maddesinde bononun unsurları belirlenmiştir. Aynı Kanun'un 778 inci maddesi yollamasıyla 680 nci maddesi uyarınca açık düzenlenen bono eksik unsurları tamamlanınca sanki baştan beri doldurulan içeriği varmış gibi işlem görür, açık bonoda keşideci ile senedi elinde bulunduran arasında yapılan anlaşma ile eksik unsurların doldurulması senet teslim edilen kişiye bırakılmıştır. Tarafların anlaşmaları sonucu bononun lehdar hanesi açık bırakılarak bir başkasına tevdii mümkündür. Bu durumda, anlaşma uyarınca bonoyu alan kişi lehdar hanesine kendi adını yazabileceği gibi isterse bonoyu yine lehdar hanesi açık olarak başka bir kişiye vererek açık kısmının o kişi tarafından doldurulmasına imkan sağlayabilir. Başlangıçta, bazı unsurları açık olarak verilen bononun tedavüle konulurken unsurlarının tamam olması yeterlidir. Somut olayda, davacı tarafından bono lehtar hanesi açık bırakılarak imzalanmak suretiyle dava dışı...'a verilmiş, davalı ...'da bonoyu...'dan alarak lehdar hanesine kendi ismini yazmıştır. Tedavüle konulduğunda unsurları tam olduğundan bu husus bononun geçerliliğini etkilemez, davacı davalı hamile ancak 6102 sayılı Kanun'un 687 nci maddesinde yazılı koşullarla def'ilerini ileri sürebilir. İspat külfeti davacıda olup, bononun anlaşmaya aykırı doldurulduğu yolundaki iddianın da davacı keşideci tarafından yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir.(Y.19.HD 2011/10933 E -2012/2657 K., 2016/4254 E-4849 K, 2014/3927 E-7238 K.)
2. Her ne kadar davalı ... ve dava dışı... hakkında bedelsiz senedi kullanma suçundan soruşturma açılmış ise de soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda somut olay bakımından 6098 sayılı Kanunu'nun 74 üncü maddesi çerçevesinde hukuk hakimini bağlayıcı maddi vakıayı saptayan bir ceza mahkemesi kararından söz edilemez. Mahkemece bu yönler gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.02.2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Lehtar (A), keşide ettiği poliçeyi muhatap (B)'nin kabulüne sunmuş ve (B) poliçeyi kabul etmiştir. (A), poliçeyi (C)'ye ciro etmiş, (C) de iyi niyetli hamil (H)'ye ciro ve teslim etmiştir. Poliçe borçlusu (B)'nin, önceki cirantalardan (C) ile aralarındaki temel borç ilişkisinden kaynaklanan ve (C)'ye karşı ileri sürebileceği bir takas def'isi bulunmaktadır. (H)'nin, poliçeyi iktisap ederken bu takas ilişkisinden haberdar olmadığı ve borçlunun zararına hareket etme kastının bulunmadığı varsayımında, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre (B)'nin (H)'ye karşı bu def'iyi ileri sürebilme imkânı hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Poliçeden dolayı kendisine başvurulan (B), önceki hamillerden (C) ile kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan takas def'isini, poliçeyi iktisap ederken bilerek borçlunun zararına hareket etmemiş olan hamil (H)'ye karşı ileri süremez.
B) Takas def'isi, senedin metninden anlaşılmasa dahi temel ilişkiye dayandığından, senedin geçersizliğine ilişkin mutlak bir def'i niteliğindedir ve her hamile karşı ileri sürülebilir.
C) Borçlu (B), kural olarak ciranta (C)'ye karşı sahip olduğu takas def'isini hamil (H)'ye karşı da ileri sürebilir; ancak (H)'nin bu def'iden haberdar olmadığını ispatlaması hâlinde bu def'i hükümsüz kalır.
D) Hamil (H)'nin poliçeyi iktisabında ağır bir kusurunun bulunmaması, şahsi def'ilerin kendisine karşı ileri sürülmesini engeller; bu nedenle (B)'nin takas def'isi, ancak (H)'nin ağır kusurlu olması halinde dinlenir.
E) Poliçenin cirosu, alacağın temliki hükümlerine tabi olduğundan borçlu (B), temlik anında (C)'ye karşı sahip olduğu tüm def'ileri, alacağı devralan (H)'ye karşı da ileri sürme hakkına sahiptir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.