6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 693

Türk Ticaret Kanunu 693. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 693- (1) Görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şart kılınan poliçelerin, düzenlenme gününden itibaren bir yıl içinde kabule arz edilmesi gerekir. (2) Düzenleyen bu süreyi kısaltabileceği gibi, daha uzun bir süre de şart koşabilir. (3) Cirantalar kabule arz sürelerini kısaltabilirler. IV - Bir daha kabule arz

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2013/833 E., 2014/356 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varOLTU Ağır Ceza
TTK'nun 693 maddesine göre;
Ceza Genel Kurulu         2013/833 E.  ,  2014/356 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : OLTU Ağır Ceza Günü : 12.03.2009 Sayısı : 62-17 Sanık P.. C..’in resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı TCK’nun 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis; bankanın araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçundan ise aynı kanunun 149/1-f, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis ve 30.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Oltu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.03.2009 gün ve 62-17 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 02.10.2013 gün ve 805-14619 sayı ile; “Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına karar verilirken kısa kararda ve gerekçeli kararda dayanılan kanun maddesi 5237 sayılı TCK'nun 158/1-f maddesi yerine aynı kanunun 149/1-f maddesi olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir. Tekerrüre esas mahkûmiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. ...Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır. Katılanın sahibi olduğu 50 adet küçükbaş hayvanı 2.000 TL kısmını peşin vermek, 10.000 TL kısmı için ise çek keşide etmek üzere toplam 12.000 TL'ye satın almak konusunda sanık Paşali C..le katılan N.. T..’in anlaştıkları, akabinde sanığın Mera Hayvancılık Tarım Ürünleri Ticaret Ltd. Şirketi'ne ait Akbank Beykoz Şubesi nezdindeki 0019307-8 numaralı hesaptan şirket yetkilisine atfen Z3913484 numaralı çeki, kendi yazısının çirkin olduğunu söyleyerek boş kısımlarını katılana yazdırdıktan sonra kendisi imzalayarak sanığa verdiği, bilahare 50 adet hayvanı sanığa teslim ettiği, sanığın ilerleyen tarihlerde anlaşma gereğince pesin olarak vermesi gereken 2.000 TL tutarı katılana vermemesi üzerine katılanın söz konusu çekin sağlam olup olmadığını araştırdığı ve bankasından çekin çalıntı olduğunu öğrendiği olayda; 10.01.2007 keşide tarihli 10.000 TL bedelli çalıntı çekin 6762 sayılı TTK'nın 692/5. maddesinde öngörülen zorunlu biçimsel ögelerden "keşide yerini" içermeyen; dosyadaki mevcut çek fotokopisinde keşidecinin ismi yanında da herhangi bir yer belirtilmemesine göre; resmi belge niteliğini taşımayan belgeyi sanığın aldığı hayvanlara karşılık imzalayıp vermesi eyleminin özel belgede sahtecilik ve 5237 sayılı TCK'nun 157/1 maddesinde tarif edilen dolandırıcılık suçlarını oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından hüküm verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına, sahtecilik suçu yönünden oybirliğiyle, dolandırıcılık suçu yönünden ise oyçokluğuyla karar verilmiş, Daire üyesi O.Baş dolandırıcılık suçu yönünden;“...Çek kullanımının ticari hayatta bir güven unsuru taşımasının yanında, banka, keşideci, hamil ve cirantaya bir takım hak ve sorumluluklar yüklemesi nedeniyle 5941 sayılı Çek Kanununda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, anılan Kanunun 2. maddesinin 5. fıkrasında ise ‘çek defterleri bankalarca bastırılır’ hükmü yer almıştır. Bu yasal düzenleme karşısında, banka tarafından bastırılan çek defterinin bankanın maddi varlığı olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Çek yaprağının doldurulması sırasında Türk Ticaret Kanundaki unsurlardan birinin eksik olması bu belgeye çek vasfı kazandırmaz ise de; bu belgenin bankanın maddi varlığı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu itibarla sanığın banka tarafından bastırılmış olan ve bu nedenle bankanın maddi varlığı olan boş çek yaprağını sahte olarak düzenleyip, aldığı mal karşılığı katılana vermesi nedeniyle, sanığın bankayı aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçundan mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkemenin kararı isabetli olup, ‘Hükümde uygulanan kanun maddesinin TCK'nun 158/1-f yerine 149/1-f olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır’ eleştirisi ile hükmün onanması gerekmektedir” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.11.2013 gün ve 266531 sayı ile; “...Dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olan 5237 sayılı TCK'nun 158/1-f maddesinde düzenlenen 'bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması' suretiyle dolandırıcılık suçuna baktığımızda; dolandırıcılık eylemlerinde banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması nitelikli bir unsur olarak tanımlanmıştır. Bu hüküm 765 sayılı TCK'nun 504/3. maddesinin karşılığı olarak yeni kanun metnine aynen alınmıştır. Burada araç olarak kullanılan kurumlar, işlenen dolandırıcılık suçundan doğrudan doğruya zarar gören kurumlar değildir. Banka, faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlemleri yapan, kasalarında değerli değerli belge, eşya saklayan ve daha başka ekonomik etkinliklerde bulunan kuruluştur. Eğer suç, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle değil de banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla işlenmişse bu durumda 158/1-f bendinin değil 158/1-j bendinin uygulanması gerekir. Çek Türk Ticaret Kanunun da tanımlanmıştır ve unsurları sayılmıştır. TTK'nun 692. maddesine göre; '1. 'Çek' kelimesini ve eğer senet Türkçe'den başka bir dille yazılmış ise o dilde 'Çek' karşılığı olarak kullanılan kelimeyi; 2. Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için havaleyi; 3. Ödeyecek kimsenin "muhatabın" ad ve soyadını; 4. Ödeme yerini; 5. Keşide gününü ve yerini; 6. Çeki çeken kimsenin (Keşidecinin) imzasını; ihtiva eder.' hükmünü içermektedir. TTK'nun 693 maddesine göre; ' Yukarıki maddede gösterilen hususlardan birini ihtiva etmiyen bir senet aşağıdaki fıkralarda yazılı haller dışında, çek sayılmaz. Çekte sarahat yoksa muhatabın ad ve soyadı yanında gösterilen yer, ödeme yeri sayılır. Muhatabın ad ve soyadı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir sarahat ve başka bir kayıt da mevcut değilse çek muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerde ödenir. Keşide yeri gösterilmemiş olan çek, keşidecinin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde çekilmiş sayılır.' hükmünü içermektedir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde somut olayda çekin keşide yerininin bulunmaması nedeniyle, resmi belge statüsünde olmadığı, özel belge statüsünde olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yüksek Yargıtay 11 ve 15. Ceza Dairelerinin zorunlu unsurları bulunmayan çekin özel belge sayılacağına ilişkin pek çok kararına rastlamak mümkündür. Unsurları eksik olan çek özel belge olsa da; banka tarafından bastırılan çek karnelerinin bankanın maddi varlığı olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Unsurları eksik olan çekin dolandırıcılık suçunda kullanılması durumunda bankanın maddi varlığı olan çek kullanılmak suretiyle TCK'nun 158/1-f maddesinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunun oluştuğunun kabulü gereklidir. Tüm bu nedenlerle sanığın bankanın maddi varlığı olan çek yaprağını sahte olarak düzenleyip, aldığı mal karşılığında katılana vererek dolandırması eylemini, banka aracı kılınarak dolandırıcılık olarak kabul eden yerel mahkeme kararının onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Dairesince 04.12.2013 gün ve 29343-19132 sayı ile; itiraz nedenlerinin oyçokluğuyla yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmayan olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; keşide yerinin gösterilmemesi nedeniyle yasal unsurları eksik olan sahte çek kullanılmak suretiyle işlenen dolandırıcılık suçunun “banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu mu yoksa “basit dolandırıcılık” suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın olay tarihinde katılandan 2.000 Lirasını nakit olarak ödeyeceğini söyleyip kalanı için ise keşide yeri gösterilmeyen, düzenleyenin adı yanında yazılı bir yer de bulunmayan 10.000 TL bedelli çeki vererek toplam 12.000 Liraya 50 adet küçükbaş hayvan satın aldığı, söz verdiği tarihte nakit parayı ödemeyince, katılanın çekin durumunu araştırdığında çalıntı ve sahte bir çek olduğunu öğrendiği, yapılan imza incelemesi sonucunda çekteki keşideci imzasının sanığın eli ürünü olduğunun tespit edildiği, sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas olabilecek nitelikte mahkûmiyetlerinin bulunduğu, mahkemece eylemin “Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçunu oluşturduğu kabul edilmesine karşın, hükümde uygulama maddesinin “TCK’nun 149/1-f” olarak gösterildiği, Anlaşılmaktadır. Dolandırıcılık suçunun basit şekli 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise bu suçun nitelikli halleri sayılmıştır. Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu da TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde; “(1)Dolandırıcılık suçunun;... f-...banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, … işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin bu bölümüne ilişkin gerekçesinde ise; “...Birer güven kurumu olan banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması, dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Banka ve kredi kurumları açısından dikkat edilmesi gereken husus, bu kurumları temsilen, bu kurumlar adına hareket eden kişilerin başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleridir” açıklamalarına yer verilmiştir. Dolandırıcılık suçunun bu nitelikli halinin kabulü ilk defa 5237 sayılı TCK ile olmamıştır. 765 sayılı TCK’nun 504/3. maddesinde de aynı şekilde dolandırıcılığın banka veya kredi kurumlarının vasıta olarak kullanılması suretiyle işlenmesi cezayı ağırlaştıran bir neden olarak kabul edilmiştir. Bu ağırlaştırıcı neden 765 sayılı TCK'na 21.11.1990 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 3679 sayılı Kanunun 16. maddesiyle eklenmiş, değişiklik gerekçesinde de; “Dolandırıcılık fiilin...banka veya kredi kurumunun...vasıta olarak kullanılması suretiyle işlenmesi halinde kandırıcı niteliği fazla olacağından, bu durum nitelikli hal olarak kabul edilmiş bulunmaktadır” açıklaması yapılmıştır. Görüldüğü üzere gerek 765 gerekse 5237 sayılı TCK bakımından kanun koyucu banka veya kredi kurumlarına duyulan güven nedeniyle, bunlar aracı kılınarak gerçekleştirilen eylemlerde, hilenin daha kolay gerçekleşmesi bankaya duyulan güvenden mağdur ya da mağdurların araştırma eğiliminin azalması ya da tümü ile ortadan kalkması nedeniyle, eylemlerin aldatıcı niteliklerini göz önüne alarak nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlemiş ve daha ağır bir yaptırıma tâbi tutmuştur. Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken banka veya diğer kredi kurumunun mutad faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerinden yararlanılması ya da banka ve kredi kurumlarının mutad faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılması gerekmektedir. Banka ve diğer kredi kurumlarının olağan faaliyet konuları 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 4. maddesinde sayılmış olup bunlara; mevduat kabul etmek, kredi vermek, çek ve diğer kambiyo senetlerinin iştirası (alım satımı), kredi kartları, banka kartları ve seyahat çekleri gibi ödeme vasıtalarının ihracı ve bunlarla ilgili faaliyetlerin yürütülmesi işlemlerini örnek göstermek mümkündür. Banka ve diğer kredi kurumlarının maddi varlıkları ise; adı geçen kurumlara ait dekont, teminat mektubu, basılı evrak, kimlik belgesi, giriş kartı, banka cüzdanı, çek, kredi kartı gibi ilgili kurumda etkin işlevi bulunan maddi varlıklardır. Kullanılan maddi varlığın belge niteliğinde bulunması şart olmayıp belge niteliğinde olanların da özel belge niteliğinde olması ile resmi belge niteliğinde olması arasında bir fark bulunmamaktadır. Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurları ile alakalı bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusu "çek" ile ilgili olduğundan, çekin hukuki niteliği ve yapısının irdelenmesinde de yarar bulunmaktadır. Çek, gerek mülga 6752 sayılı, gerekse mer'i 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunlarımızda poliçe ve bonodan sonra üçüncü bir kambiyo senedi türü olarak kabul edilmiştir. Çek hukuki niteliği itibariyle, poliçe gibi bir havaledir, ancak bu havalenin çek olarak vasıflandırılabilmesi için aynı zamanda bir banka üzerinde çekilmiş olması zorunludur. Bankada hesap bulundurmak mücerret çek keşide hakkını vermeyeceğinden, ayrıca önceden bu hesap üzerinde çek keşidesi suretiyle tasarruf edebileceğinin de kararlaştırılmış olması gerekir. Genellikle “çek anlaşması”, “çek sözleşmesi” olarak adlandırılan bu akit ile muhatap banka, keşideciye, üzerine çektiği çekteki miktarı ödemeyi vaad ederken, keşideci ise muhatap bankanın ödediği meblağları kendisine tediyeyi taahhüt etmektedir. Böylece, muhatap banka meşru hamil veya cirantaya kendi mal varlığından ancak keşidecinin şahsında hukuki sonuç doğurmak üzere ödemede bulunma yetkisini elde etmektedir. Bir senedin "çek" niteliğine haiz olabilmesi için taşıması gereken bazı zorunlu yasal unsurlar bulunmaktadır. Buna göre, çek; 1- Senet metninde “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olarak kullanılan kelimeyi, 2- Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi, 3- Ödeyecek kimsenin “muhatabın” ad ve soyadını (ticaret ünvanını), 4- Ödeme yerini, 5- Keşide tarihini ve yerini, 6- Keşidecinin imzasını, ihtiva etmelidir. Bu unsurlardan birini taşımayan bir senet çek sayılmayacaktır. Ancak çekte açıklık yoksa, muhatabın adı ve soyadı (ticaret unvanı) yanında gösterilen yer ödeme yeri kabul edilecek, muhatabın ad ve soyadı (ticaret unvanı) yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde çek, ilk gösterilen yerde, böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerde ödenecektir. Keşide yeri gösterilmemiş olan çek, düzenleyenin adı yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılacaktır. (6752 sayılı Kanunun 693/2-3, 6102 sayılı Kanunun 781/2-3. maddeleri) Öte yandan Türk Ticaret Kanunu dışında "çek"e ilişkin çıkarılan özel kanunlarla da ayrıntılı düzenlemelere gidilmiştir. Bu kapsamda suç tarihinde yürürlükte bulunan Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki 3167 sayılı Kanunda bankaların çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklı olup olmadığını araştıracakları, ayrıca ilgili kişinin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenmesinde gerekli basiret ve özeni gösterecekleri, çek defterlerinin bankalarca bastırılacağı, çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esasların Türkiye Bankalar Birliğinin görüşü alınarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca belirlenerek Resmî Gazete’de yayımlanacağı, bankaların çek hesabı açtıranların açık kimlik ve adreslerini belirlemek için fotoğraflı nüfus cüzdanı örnekleri ile yerleşim yeri belgelerini, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını almak, bunların açık kimliklerini, adreslerini, vergi kimlik numaralarını ve çek hesabının kapatılma hallerini onbeş gün içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirmek ve bunlara ilişkin belgeleri hesapların kapatılmalarını izleyen beşinci yılın sonuna kadar saklamak zorunda oldukları, çek karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde hamilin talebi üzerine keşidecinin bankaca bilinen adresleri kendisine verileceği kabul edilmiştir. Bu açıklamalar ve belirtilen kanuni düzenlemeler karşısında çekin bankanın maddi varlıklarından olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle tüm unsurlarını havi bir çek kullanılarak işlenen dolandırıcılık suçunun 5237 sayılı TCK’nun 158/1-f. maddesi kapsamında olduğunun kabulü gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin duraksamasız uygulamaları da bu doğrultudadır. (Örneğin; Ceza Genel Kurulu'nun 28.12.2004 gün ve 173-228, 11 CD'nin 21.01.2014 gün ve 22187-1123, 15 CD'nin 03.03.2014 gün ve 10228-3826 sayılı kararları) Ancak Türk Ticaret Kanununda öngörülen yasal unsurları eksik olan, örneğin somut olayda olduğu gibi keşide yeri gösterilmeyen ya da tümüyle sahte oluşturulmuş bir çek kullanarak işlenen dolandırıcılık suçunun da 5237 sayılı TCK’nun 158/1-f. maddesi kapsamında kabul edilip edilmeyeceği hususu uyumazlığın konusunu oluşturmaktadır. Çekin hile unsuru olarak kullanılmasının daha ağır bir cezayı gerektirmesinin nedeni mağdura bakan yönüdür. Yasal unsurları eksik ya da tümden sahte oluşturulmuş bir çek kullanılarak işlenen dolandırıcılık suçlarında da, bankanın bir maddi varlığı veya böyle bir maddi varlığın bulunduğu algısı hile olarak kullanılmakta, mağdur "çek"e güvendiği için daha kolay aldatılmaktadır. Kaldı ki çekin unsurlarının eksik olması bankanın maddi varlığı olduğu olgusunu da değiştirmemektedir. Bu nedenle iğfal kabiliyetini haiz olması şartıyla çekin tümden sahte olarak oluşturuşmuş olması veya unsurlarının eksik olmasının suçun bu nitelikli halinin oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Çekin belgede sahtecilik suçu bakımından resmi belge niteliğinde kabulü ile dolandırıcılık suçunda hile unsuru olarak kullanılması aynı esaslara dayanmamaktadır. Çek esasında özel bir belgedir. Ancak kanun koyucu ticarî hayatta büyük yer tutan ve ciro ile veya buna bile gerek görülmeksizin tedavül eden çekleri ve diğer kambiyo senetlerini daha ciddî bir şekilde korumak istemiş ve bunlarda sahtecilik yapılması hâlinde, resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını kabul etmiştir. Bu itibarla çekin resmi belge olarak kabulünün nedeni topluma bakan yönü olup, unsurları eksik olan çek bir taraftan özel belge olarak kabul edilirken, diğer taraftan nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturması arasında bir çelişki bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın keşide yeri gösterilmeyen çalıntı sahte bir çek vermek suretiyle katılandan mal aldığı somut olayda, bankanın maddi varlıklarından olan çekin suçta araç olarak kullanılması nedeniyle eylemin 5237 sayılı TCK'nun 158/1-f madde ve fıkrasında yazılı banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Öte yandan, tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK'nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından, hükümde uygulama maddesinin TCK’nun 158/1-f yerine, 149/1-f olarak gösterilmesi ise mahallinde düzeltilebilir yazım hatası niteliğinde olduğundan bozma nedeni sayılmayıp, ancak eleştiri konusu yapılabilecektir. Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kaldırılmasına ve eleştiri dışında usul ve kanunu uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün nitelikli dolandırıcılık suçu yönüyle onanmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 02.10.2013 gün ve 805-14619 sayılı bozma kararının nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden KALDIRILMASINA, 3- Oltu Ağır Ceza Mahkemesinin 12.03.2009 gün ve 62-17 sayılı hükmünün, dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak, "Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK'nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından, hükümde uygulama maddesinin TCK’nun 158/1-f yerine 149/1-f olarak gösterilmesi ise mahallinde düzeltilebilir yazım hatası niteliğinde olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır" eleştirisi ile ONANMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.07.2014 günü yapılan müzakerede oybrliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

11. Hukuk Dairesi, 2010/13837 E., 2012/4793 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu çekin davacı bankanın Kaynarca Şubesine ait olduğu, bu durumda TTK 669 ve 693/2 maddeleri uyarınca davaya bakma görevinin Pendik Sulh Hukuk Mahkemesi' ne ait olduğu gerekçesi ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2010/13837 E.  ,  2012/4793 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Hasımsız olarak görülen davada Tuzla Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 27/08/2010 tarih ve 2010/686-2010/610 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkiline tahsil amacıyla verilen senedin, şube nezdinde kaybolduğunu ileri sürerek iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu çekin davacı bankanın Kaynarca Şubesine ait olduğu, bu durumda TTK 669 ve 693/2 maddeleri uyarınca davaya bakma görevinin Pendik Sulh Hukuk Mahkemesi' ne ait olduğu gerekçesi ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, davacı bankaya tahsil için verilen bononun zayi nedeni ile iptali amacıyla TTK'nun 669. vd. maddeleri uyarınca açılmış bulunan iptal istemine ilişkindir. Bu itibarla Mahkemece davanın bonoya dayalı zayi iptal davası olduğunun kabulü ile yetki hususunu bu şekilde değerlendirmek gerekirken davanın çek iptali olarak nitelendirilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülerek kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2009/16321 E., 2010/281 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
ve ...’ın meydana gelen ekonomik kriz nedeniyle müştekilerden borç para alıp karşılığında çek ve senet verdikleri, bir kısım müştekilerin ise SSK’dan tahakkuk edecek alacaklarını noterden temlik ettikleri, tanzim edilen çek ve senetlerin TTK’nun 688, 692, 693. maddelerinde belirtilen şekil şartlarına uygun olduğu, sanıkların savunmaları ve tanıkların beyanları ile tanzim edilen sahte belgelerin mi
11. Ceza Dairesi         2009/16321 E.  ,  2010/281 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık, hizmet nedeniyle emniyeti suistimal, görevi kötüye kullanma, görevi ihmal HÜKÜM : Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/417 Esas sayılı dosyasında; Sanık ... resmi belgede sahtecilik suçundan; 5237 Sayılı TCK'nun 204/1-3, 43, 62, 53 maddeleri uyarınca 3 Yıl 1 Ay 15 Gün Hapis Cezası 1- Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2004/417 esas sayılı davaya konu Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 09.09.2004 gün ve 2004/22651 hz. 2004/7327 esas sayılı iddianamesiyle; o dosyanın şikayetçisi olan ...’ın şikayeti üzerine sanıklar ..., ... ve ... haklarında suç tarihlerinde Atabay İlaç Fabrikası A.Ş’nin finans işleri bölümünde çalışan sanık ...’un, şirketi temsil ve ilzama yetkisi olmadığı halde şirketin SSK’dan olan alacaklarını şirket adına müştekinin isim ve şirketin kaşesi altına imzasını taklit ederek, imza atmak suretiyle sahte temliknameler düzenlediği, bu temliknameleri Kadıköy 2. Noteri yeminli katipleri olan diğer sanıklar ... ve ...’e onaylatıp, resmi belge haline getirdiği ve böylece sanık ...’un sahtecilik suçu işlediği, diğer sanıkların bu suça yardım ederek iştirak ettikleri ve ayrıca sanık ...’un hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçlarını işlediği belirtilerek, sanık ... hakkında 765 sayılı TCK'nın 342/1, 80, 510, 522, 40, 31, 33, diğer sanıklar hakkında ise 342/1, 80, 65/3, 31. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, Birleştirilen Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/654 esas sayılı dosyasına konu Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 06.12.2004 gün ve 2004/32963 hz., 2004/10595 esas sayılı iddianamesi ve bu iddianamenin tavzihi içeren 26.09.2005 gün ve aynı sayılı yazılarında; bu dosyanın sanığı olan ...’ın sahibi ve temsile yetkili olduğu Atabay Şirketler topluluğunda diğer sanık ...’un 1992 yılından itibaren çalışmaya başladığı ve finans müdürü olarak görev yaptığı, 1994 yılından itibaren şirket adına ticari ilişki içerisinde bulunduğu şirket veya kişilerden çek ve senet karşılığı borç para aldığı, bunların ödenmemesi nedeniyle hukuk mahkemelerinde dava ve icra takip dosyaları bulunduğu, isimleri iddianamede gösterilen müşteki ve sanıkların önceden birbirlerini tanıdıkları, çek-senet karşılığı borç para alımının uzun yıllardır devam ettiği, suç tarihlerinde sanıklar ... ve ...’ın meydana gelen ekonomik kriz nedeniyle müştekilerden borç para alıp karşılığında çek ve senet verdikleri, bir kısım müştekilerin ise SSK’dan tahakkuk edecek alacaklarını noterden temlik ettikleri, tanzim edilen çek ve senetlerin TTK’nun 688, 692, 693. maddelerinde belirtilen şekil şartlarına uygun olduğu, sanıkların savunmaları ve tanıkların beyanları ile tanzim edilen sahte belgelerin miktar ve niteliği dikkate alındığında; bu işlemlerden sanık ...’ın haberdar olmamasının düşünülemeyeceği ve bu sebeple sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, şirket adına alınan borç para karşılığında şirketi temsile yetkili olmadığı halde yetkili olan müşteki adına senet ve belgelerdeki imzaların sanık ... tarafından atılarak, sahtecilik suçunun işlenmesinin kararlaştırıldığı ve böylece yapılacak hukuki takiplerin sonuçsuz bırakılmasının hedeflendiği, ülkedeki enflasyon nedeniyle süre kazanmayı amaçlayarak sanıkların birlikte sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediklerinden bahisle 765 sayılı TCK'nın 342/1, 80 (15 kez), 342/1 (4 kez), 503/1, 522/1. (19 kez) ayrı ayrı cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, Birleştirilen Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/151 esas sayılı dosyasına konu Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 27.01.2005 gün ve 2005/1920 hz. 2005/874 esas sayılı iddianamesi ve son soruşturmanın açılmasına dair Üsküdar 3 Ağır Ceza Mahkemesinin 21.02.2005 gün ve 2005/58-37 sayılı kararında; Kadıköy 2. Noteri ... hakkında Atabay şirketler topluluğu adına temsil ve imza yetkisi olmayan ...’un yetkili ...’ın imzasını taklit ederek İstanbul Adli Tıp Vakfı Başkanlığı’nın 10.08.2004 gün ve 2004/14 sayılı raporunda belirtildiği üzere; onun adına atarak tanzim edilen temliknameleri şirket merkezine gitmeden mahalline gitmiş gibi işlemleri onaylayarak, resmi evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma, gözetim ve denetim görevini yerine getirmemekten 765 sayılı TCK'nın 342, 240 ve 230. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Birleşen Kadıköy 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/632 esas sayılı dosyasına konu Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 26.11.2004 gün ve 2004/37469 hz. 2004/10292 esas sayılı iddianamesiyle; Kadıköy 2. Noterliği’nin 27.05.2004/10795 sayılı ve 28.05.2004/10870 sayılı temliknameleri, şirket yetkilisi olan bu dosyanın müştekisi ...'ın imzaları taklit edilerek sahte olarak tanzim edildiği ve sahte belgelerin Kadıköy 5. İcra Müdürlüğünün 2004/7787 sayılı dosyasında takibe konulduğu, böylece sahte belgelerin bilerek kullandığından bahisle sanık ... hakkında 765 sayılı TCK’nın 342/1, 80, 31, 33. maddelei gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Birleşen Kadıköy 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/42 esas sayılı dosyasına konu Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 13.01.2005 gün ve 2004/37057 hz, 2005/427 esas sayılı iddianamesiyle; sanıklar ... ve ...’ın 01.12.2003 ilâ 2004 yılları arasında şirket yetkilisinin imzası taklit edilerek, sanık ... tarafından imzalanmış ve Kadıköy 2. Noterliğince tanzim edilmiş 1.210.000.000.000 TL değerindeki 5 adet sahte temliknamenin tanzim edilip, sanıklar tarafından kullanıldığı ve böylece resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılığa teşebbüs suçlarının işlendiği iddia edilerek, 765 sayılı TCK’nın 342/1-2, 80, 503/1, 61, 522. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, Birleştirilen Kadıköy 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/693 esas sayılı dosyasına konu Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 27.07.2006 gün ve 2005/12647 hz. 2006/6183 esas sayılı iddianamesiyle; -Soruşturma aşamasında birleştirilen 2005/12647 sayılı dosyasında sanık ...’un diğer sanıklar Eyüp ve Adnan ile anlaşarak, sanık ...’ün T. İş Bankası Ortaköy Şubesindeki 417004 sayılı hesabından 15.07.2004 gün ve 45 Milyar TL tutarlı çeki imzalayıp, diğer sanık ...’un çeki şirketi temsile yetkili müştekinin ismini yazıp ve şirket kaşesini kullanarak ciro edip sahtecilik yaptıkları ve Kadıköy 2. İcra Müdürlüğü’nün 2004/7995 esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığı, bilirkişi incelemesinde çekteki imzanın müştekiye ait olmadığının belirlendiği, -Soruşturma aşamasında birleştirilen 2005/21769 sayılı dosyada sanık ...’un ...’a Kadıköy 2. Noterliği’nin 09.09.2003 gün 14662 yevmiye sayılı temliknamesini şirket yetkilisi adına sahte imza atıp ve şirket kaşesini kullanarak tanzim ettiği ve temliknamenin ... tarafından kabul edilmeyerek, sahtecilik ve dolandırıcılığa teşebbüs suçlarının sanık ...’un bu eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı, -Soruşturma aşamasında birleştirilen 2005/30318 sayılı dosyada; sanık ...’un Gama Mimarlık yetkilileri olan diğer sanıklar ...ve ... ile birlikte sanık ...’ün T. İş Bankası Ortaköy Şubesi’ndeki 417290 sayılı hesabından 20.000 TL, yine aynı şubedeki hesaptan 20.000 TL tutarındaki çekleri imzaladığı ve sanık ...’un ise çeklere şirket kaşesini vurarak ve yetkilisi adına sahte imza atarak işlem yaptığı ve çeklerin Kadıköy 2. İcra Müdürlüğü’nün 2005/1118 ve 2005/1697 esas sayılı dosyaları ile takibe konduğu, bilirkişi incelemesinde çeklerdeki imzaların müştekiye ait olmadığının tespit edildiği, -Soruşturma aşamasında birleştirilen 2005/33758 sayılı dosyada; sanık ...’un Ay Finans yetkilisi olan diğer sanık ... ile anlaşarak 07.11.2003 gün ve 18489 yevmiye sayılı temlikname ve ikrazat sözleşmesi ile şirketin SSK’dan olan 350 Milyar TL alacağının sanık ... tarafından diğer sanığa temlik edildiği, alacağın talebi ve Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde yaptırılan imza incelenmesinde imzanın müştekiye ait olmadığının anlaşıldığı, -Soruşturma aşamasında birleştirilen 2005/65785 sayılı dosyada; sanık ...’un diğer sanık ... ile anlaşarak 07.04.2004 tanzim 27.07.2004 vade tarihli 90 Milyar TL tutarındaki senede şirketin kaşelerini kullanarak müştekinin imzası taklit edilerek, sahte şekilde sanık ... tarafından gerçekleştirilen ciro işlemleri sonucu diğer sanığa ciro edildiği ve İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2004/909 esas sayılı dosyasında yaptırılan imza incelenmesinde imzaların müştekiye ait olmadığının anlaşıldığından bahisle; sanık ... hakkında 5237 sayılı TCK’nın 204/1-3, 155/2, 53. maddesi uyarınca (üç kez) TCK'nın 204/1, 3, 155/2, 35, 53. maddeleri uyarınca (bir kez), TCK'nın 204/1-3, 155/2, 43, 53. maddeleri uyarınca (bir kez); sanık ... Ahishali'nin TCK'nın 204/1,3, 155/2, 53. maddeleri uyarınca (bir kez), TCK'nın 204/1,3, 155/2, 43, 53. maddeleri uyarınca (bir kez); sanık ...’in TCK'nın 204/1,3, 155/2, 43, 53. maddeleri uyarınca (bir kez), diğer sanıklar ... ve ...’ın TCK'nın 204/1,3, 155/2, 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı birer kez cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, Birleşen Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/2 esas sayılı dosyasına konu Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2004 gün ve 2004/75419 hz, 2004/26072 esas sayılı iddianamesiyle; sanıklar ..., ...ve ... haklarında 25.10.2004 tarihli 25 Milyar TL tutarındaki kambiyo senedini bu dosyanın müştekisi olan ...'ın imzasını taklit edip sahte olarak düzenleyerek Finansbank Bağcılar Şubesi’ne tahsile koyup kullandıkları ve böylece sanıkların sahtecilik suçunu işlediklerinden bahisle 765 sayılı TCK'nın 342/1 (sanıklar... haklarında TCK'nın 65/3), sanık ...’un ayrıca hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçundan 765 sayılı TCK'nın 510. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, Katılan sanıklar ve sanıkların yüklenen suçları kabul etmedikleri, özellikle sanık ...'un, işvereni olan katılan sanık ...'ın bilgi ve talimatı doğrultusunda şirketin çek keşide etme yasağının olması nedeniyle içinde bulundukları finansal krizin giderilmesi amacıyla banka veya resmi kredi kurumları haricinde piyasadan bulduğu borç paraların ödenmesi için bu evraka imza attığını savunduğu ve dosyaya intikal ettirilen bir kısım bilirkişi raporlarına göre suça konu bono, çek veya temliknamelerdeki imzaların katılan sanık ...'ın eli ürünü olmadığının bildirildiği anlaşılmakla; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından; Atabay Dış Ticaret A.Ş'nin diğer yetkilileri olan ... ile ... dinlenerek konu ile ilgili ifadeleri alınıp, Atabay şirketler grubunun 2003-2004 yıllarında piyasaya borcunun olup olmadığı, var ise miktarı ve bunların şirketlerin kayıtlarında yer alıp almadığı belirlenip, mevcut olduğunun tespiti halinde hukuk mahkemelerindeki davaların akibeti de araştırılarak, adı geçen şirketler hakkında suç tarihlerinde çek keşide etme yasağı olup olmadığı T.C. Merkez Bankasından sorulup, bir kısım katılan sanıklar ile katılanların, dava konusu olan veya benzeri bir çok çek veya bononun ...'ın sahibi olduğu şirketlerin içinde bulunduğu mali krizi aşması amacıyla keşide edildiği ve bu şekilde çek veya bono keşide etme işlemlerinin yıllar boyunca devam edip, trilyonlara varan ödemelerin ... ve şirketleri tarafından zamanında yerine getirildiği, bir kısım sanıklar ile katılanların da gerçek ticari ilişki nedeniyle var olan alacaklarına karşılık suça konu sahte oldukları ileri sürülen belgeleri aldıkları yönündeki savunmalarının geçerliliğinin belirlenmesi açısından, katılan sanık ...'ın sahibi veya yöneticisi olduğu yirketlere borç para verdikleri iddia olunan bu kişilerin mali yönden bu kapasitede borç verme yeterliliğine sahip olup olmadığı belirlenip, suça konu çek, bono veya temliknamelerin sanıklar ve katılanların şirket veya kişisel hesaplarında yer alıp almadığı tespit edilerek, Atabay Kimya Sanayii ve Ticaret A.Ş ile sanıklar ...ve ... arasında arasında gerçek bir ticari ilişki bulunup bulunmadığı araştırılıp, bunların nakliye veya ödeme belgelerinin de olup olmadığı belirlenip, dava konusu olaylar ile ilgili oldukları ileri sürelen Gebze 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/496 esas, Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/744 esas, Kadıköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/1211 esas, Şişli 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/1307 esas, Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/1458 esas, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/262 esas, Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/1247 esas sayılı dosyaları incelenip, hukuki ve fiili irtibat olan ve birleştirme olanağı bulunan davalar hakkında birleştirme kararı verilmesi, birleştirme olanağı bulunmayanların davayı ilgilendiren delillerinin onaylı örneklerinin dosyaya intikali sağlanıp, toplanan deliller ile birlikte sanık savunmalarının ticari teamüle ve hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı da değerlendirilerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde karar verilmesi, 2- Kabule göre de; a) Sanıklar ..., ... ve ... ... haklarında lehlerine olduğundan bahisle 765 sayılı TCK'nın 240. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilirken, aynı madde uyarınca memuriyetten yoksun kılınmalarına da hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, b) ... isimli kişi davaya katılan olarak iştirak etmemesine karşın, mahkûm olan sanıklar aleyhine 1.250 TL maktu vekalet ücretine hükmolunması, Yasaya aykırı, katılan sanık ... müdafiileri, sanık ... müdafii ile sanıklar ..., ... ve ... ...'ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca kısmen istem gibi BOZULMASINA, 29.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Poliçede "kabule arz" kurumu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Görüldüğünde ödenecek vadeli poliçelerde kabule arz yoktur.
B) Görüldükten belli süre sonra ödenecek vadeli poliçelerde kabule arz zorunludur.
C) Keşideci, görüldüğünde ödenecek vadeli poliçeye kabule arz yasağı koyabilir.
D) Belirli gün vadeli poliçelerde keşideci iradi olarak kabule arz yasağı koyabilir.
E) Cirantalar, kabule arz yasağı koyamazlar.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol