Türk Ticaret Kanunu 692. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 692- (1) Düzenleyen, bir süre belirleyerek veya belirlemeden poliçenin kabule arz edilmesini şart koşabilir.
(2) Düzenleyen, üçüncü bir kişinin yerleşim yerinde veya muhatabın yerleşim yerinden başka bir yerde ya da görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi gereken poliçeler hariç olmak üzere, poliçenin kabule arzını menettiğini poliçeye yazabilir.
(3) Düzenleyen, poliçenin belirli bir tarihten önce kabule arz edilmemesini de şart koşabilir.
(4) Düzenleyen, poliçenin kabule arzını menetmiş olmadıkça, bir süre koyarak veya koymayarak, her ciranta poliçenin kabule arzını şart koşabilir.
III - Görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi gereken poliçelerde
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
26 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2010/2779 E., 2010/5391 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varÜnye (İcra Hukuk) 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TTK.nun 692/5. maddesine göre, keşide yerinin gösterilmesi çekin şekil koşuludur.
12. Hukuk Dairesi 2010/2779 E. , 2010/5391 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ünye (İcra Hukuk) 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 22/06/2009
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı vekili tarafından 15.10.2008 keşide tarihli çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus yol ile icra takibine geçildiği, borçluya örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine adı geçen vekilinin İİK. nun 168/4.maddesinde öngörülen yasal beş günlük sürede icra mahkemesine başvurarak imzaya itiraz ettiği anlaşılmaktadır.
İİK. nun 170/a-2.maddesi gereğince “ İcra mahkemesi müddetinde yapılan şikayet veya itiraz dolayısıyle, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı hususlarını re'sen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir.”
Alacaklının kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlattığı takipte, dayanak çek adı altındaki belgede, keşide yerinin bulunmadığı belirlenmiştir. TTK.nun 692/5. maddesine göre, keşide yerinin gösterilmesi çekin şekil koşuludur.
Bu durumda icra takibinin dayanağı belge, TTK.nun 692/5. maddesine göre keşide yeri unsurunu taşımadığı için çek vasfını haiz bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulu’nun 02.10.1996 gün ve 1996/12-5 sayılı kararı ile de benimsendiği üzere İİK.nun 170/a-2. maddesi gereğince bu husus icra mahkemesince res’en nazara alınarak takibin iptaline karar verilmesi gerekirken anılan eksikliğin gözardı edilerek istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre de; genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde imzaya itirazın kaldırılması istemi hakkında uygulanması gereken İİK.nun 68/a-5 maddesine göre borçlu mazerete dayanmaksızın hazır bulunmaması halinde mahkemece başka bir cihet tetkik edilmeksizin itirazın muvakkaten kaldırılmasına karar verilir. Ancak bu karar için keyfiyetin davetiyeye yazılması gerektiği öngörülmüştür. Anılan maddenin, İİK.nun 170/b maddesi göndermesiyle kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipler nedeniyle yapılan imzaya itirazlar hakkında da uygulanması gerekir. Buna göre, İİK. nun 170/b ve 68/a-5 maddeleri uyarınca, borçluya, duruşmaya mazeretsiz katılmaması halinde, imzaya itirazının reddine karar verileceği ihtarını taşıyan meşruhatlı davetiye tebliğ edilerek sonuca gidilmesi gerekir.
Mahkemece, 11.05.2009 tarihli celsede borçlu asile mahkeme kalemine gelerek imza ve yazı örneği vermesi için kesin süre verilmesi ve kesin süreye uyulmadığı taktirde Adli Tıp imza incelemesi delilinden vazgeçmiş sayılacağının ihtar olunmasına karar verildiği ve borçlu şirket yetkilisine tebligat yapılarak kesin süreye riayetsizlik nedeniyle imzaya itirazın reddedildiği görülmüştür. Öncelikle, verilen kesin süre, İİK.nun 68/a-5 maddesine aykırı olup sonuç doğurmaz. Öte yandan kesin süreye riayetsizlik halinde “ Adli Tıp imza incelemesi delilinden vazgeçmiş sayılacağının ihtar” olunması nedeniyle anılan mehle aykırı hareket itirazın reddi sonucunu doğurmaz. Bu nedenlerle borçlu şirke ./
yetkilisine İİK.nun 68/a-5 maddesine uygun meşruhat içeren davetiye tebliğ edilmeden kesin mehil verilmek suretiyle yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ :Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 09/03/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Hukuk Dairesi, 2006/17154 E., 2006/20278 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK.nun 692/6.maddesi uyarınca çekin geçerli olabilmesi için keşideci imzasının yeterli olup ad ve soyadının yazılması zorunlu değildir.
12. Hukuk Dairesi 2006/17154 E. , 2006/20278 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 04/04/2006
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu hakkında çeke dayalı olarak takip yapılmış, 163 örnek ödeme emri tebliği üzerine borçlu, yasal süre içerisinde icra mahkemesine verdiği itiraz dilekçesinde çekteki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. İcra Mahkemesince 17.06.2005 tarihinde bilirkişi Dr. Ç.S.'den alınan raporda çekteki keşideci imzasının borçlu ürünü olmadığı tesbit edilmiş, bilhare Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nden alınan 05.09.2005 tarihli raporda atılan imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tesbit edilemediğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Mahkemece 3.kez İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü görevlilerinden alınan 20.02.2006 tarihli raporda atılan imzaların belirleyici unsurlara sahip olmadığından karar vermeye elverişli bulunmadığı, ancak çekin ön ve arka yüzündeki yazıların borçlunun eli ürünü olduğu kanaaatine varıldığı belirtilmiştir.
TTK.nun 692/6.maddesi uyarınca çekin geçerli olabilmesi için keşideci imzasının yeterli olup ad ve soyadının yazılması zorunlu değildir. B.K.nun 14.maddesi; "imza üzerine, borç alacak kimsenin el yazısı olmak lazımdır" düzenlemesi getirilmiştir. El yazısı ile atılacak imzanın ne şekilde olacağı konusunda şekil şartı yoktur. Kişi kendisine öngü belirli karakterleri içeren sembolleri belirterek imza atabileceği gibi, ad ve soyadını yazmak suretiyle imza atabilir. Ancak borçlu ad ve soyadını yazarken imza atmayı amaç edinmelidir. İtiraza konu olayda takip konusu çekin keşideci kısmında borçlu ismi yazıldıktan sonra imzalandığı görülmektedir. Borçlu, bu atılan imzanın kendisine ait olmadığını itirazen ileri sürdüğüne göre ve TTK.nun 692/6.maddesi uyarınca borçlu imzasının bulunması halinde çekin geçerli olacağından bu imzanın borçluya ait olup olmadığının tesbiti gerekir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde çekte atılmış olan bu imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının kesin olarak tesbit edilmediği belirlendiğine göre bu çekten dolayı borçluyu sorumlu tutmak mümkün değildir. Çekin üzerinde borçluya ait el yazılarının bulunması yukarıda belirtilen yasa maddesi uyarınca bu çeke geçerlilik kazandırmaz. Bu durumda borçlu itirazının İİK.nun 170/2.maddesi uyarınca kabulüne karar vermek gerekirken yasaya uygun düşmeyen gerekçelerle reddine karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ :Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 03.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2020/5973 E., 2021/382 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
ması ve çek üzerindeki imza ve yazılardan yalnızca arka yüzde bulunan birinci ciranta “Haydar Baş 05347138781” yazı ve rakamlarının sanığın eli ürünü olduğunun 08.10.2018 tarihli kriminal raporda tespit edilmesi karşısında; suça konu çekte Türk Ticaret Kanunu'nun 692. Maddesine göre bulunması zorunlu unsurların çekin sanık tarafından ilk düzenlenen halinde olmaması ve tanık ...
11. Ceza Dairesi 2020/5973 E. , 2021/382 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
1-Suça konu 0012353 seri numaralı 18.250 TL bedelli çekin katılan ...’e sanık ... tarafından verildiği, ancak tanık ... ve katılan ...’in beyanlarından çekin ön yüzünde yalnızca keşideci imzasının bulunduğu ön yüzdeki diğer yazı ve rakamların ... tarafından ...’le aralarındaki borç ilişkisi doğrultusunda doldurulduğunun anlaşılması ve çek üzerindeki imza ve yazılardan yalnızca arka yüzde bulunan birinci ciranta “Haydar Baş 05347138781” yazı ve rakamlarının sanığın eli ürünü olduğunun 08.10.2018 tarihli kriminal raporda tespit edilmesi karşısında; suça konu çekte Türk Ticaret Kanunu'nun 692. Maddesine göre bulunması zorunlu unsurların çekin sanık tarafından ilk düzenlenen halinde olmaması ve tanık ... tarafından sonradan tamamlanmış olması nedeniyle zorunlu unsurları eksik olan çekin özel belge niteliğinde olduğu gözetilerek sanığın hukuki durumunun takdir ve değerlendirilmesi gerektiği halde resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,
2-Kabule Göre de; Tekerrür uygulamasına esas alınan Çorum 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2006/783 Esas, 2006/36 Karar sayılı ilamın infaz ve kesinleşme şerhli bir sureti getirtilip incelenmeden tekerrür uygulamasına esas alınması,
Yasaya aykırı, sanığın ve Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.01.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
15. Ceza Dairesi, 2014/18059 E., 2017/7686 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Resmi belgede sahtecilik suçu yönünden kabule göre; kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin, resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen bütün unsurlarını taşıması gerekli olup, 6762 sayılı TTK'nın 692. maddesi gereğince çeklerde bulunması zorunlu olan keşide yerinin bir duraksamaya meydan vermeyecek biçimde açık ve anlaşılır olması gerekt
15. Ceza Dairesi 2014/18059 E. , 2017/7686 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : TCK'nın 158/1-f-son, 62, 52/2-4, 53. ve 204/1, 62,53. maddeleri gereğince mahkumiyet
Sanığın nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü,
Sanığın sahte olarak oluşturulmuş 4130 TL bedelli çeki katılan şirkete vererek karşılığında akaryakıt aldığının iddia edildiği olayda,
Nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden dava konusu çekin 4130 TL bedelli olduğu, ancak dosya içerisinde yapılan incelemede dava konusu olmayan 12000 TL bedelli çek hakkında bilirkişi incelemesi yapıldığı anlaşılmakla, gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması bakımından, çek üzerinde birinci ciranta olarak görünen ......'nin ve 3. Ciranta olarak görünen ..... Kargo şirketinin yetkilisinin tespit edilerek duruşmaya getirilmeleri ve olaya ilişkin bilgi ve görgülerinin sorulması, imza ve yazı örneklerinin alınması, ayrıca sanık ve müşteki ...'ın imza ve yaz örneklerin de alınarak dava konusu 4130 TL çek üzerindeki yazı ve imzaların kime ait olduğunun tespit edilmesi amacıyla tüm cirantaların, sanığın ve .......'ın imza ve yazı örneklerinin dava konusu çekle birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre delillerin takdir edilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi,
Resmi belgede sahtecilik suçu yönünden kabule göre; kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin, resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen bütün unsurlarını taşıması gerekli olup, 6762 sayılı TTK'nın 692. maddesi gereğince çeklerde bulunması zorunlu olan keşide yerinin bir duraksamaya meydan vermeyecek biçimde açık ve anlaşılır olması gerektiği dikkate alınarak, keşidecisi ..... Tekstil olan 4.130 TL bedelli çekte geçerli olmayan “......” şeklinde bir kısaltma yapıldığı, buna göre, keşide yerinin neresi olduğunun kesin olarak tespit edilememesi nedeniyle suça konu çekte geçerli bir keşide yerinin bulunmadığının kabul edilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında; sanığın, bu çek nedeniyle eyleminin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeyerek suç vasfında yanılgıya düşülmek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurularak fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2013/833 E., 2014/356 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varOLTU Ağır Ceza
tam metni aç
Çek Türk Ticaret Kanunun da tanımlanmıştır ve unsurları sayılmıştır. TTK'nun 692. maddesine göre;
Ceza Genel Kurulu 2013/833 E. , 2014/356 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : OLTU Ağır Ceza
Günü : 12.03.2009
Sayısı : 62-17
Sanık P.. C..’in resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı TCK’nun 204/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis; bankanın araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçundan ise aynı kanunun 149/1-f, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis ve 30.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Oltu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.03.2009 gün ve 62-17 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 02.10.2013 gün ve 805-14619 sayı ile;
“Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına karar verilirken kısa kararda ve gerekçeli kararda dayanılan kanun maddesi 5237 sayılı TCK'nun 158/1-f maddesi yerine aynı kanunun 149/1-f maddesi olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir.
Tekerrüre esas mahkûmiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
...Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Katılanın sahibi olduğu 50 adet küçükbaş hayvanı 2.000 TL kısmını peşin vermek, 10.000 TL kısmı için ise çek keşide etmek üzere toplam 12.000 TL'ye satın almak konusunda sanık Paşali C..le katılan N.. T..’in anlaştıkları, akabinde sanığın Mera Hayvancılık Tarım Ürünleri Ticaret Ltd. Şirketi'ne ait Akbank Beykoz Şubesi nezdindeki 0019307-8 numaralı hesaptan şirket yetkilisine atfen Z3913484 numaralı çeki, kendi yazısının çirkin olduğunu söyleyerek boş kısımlarını katılana yazdırdıktan sonra kendisi imzalayarak sanığa verdiği, bilahare 50 adet hayvanı sanığa teslim ettiği, sanığın ilerleyen tarihlerde anlaşma gereğince pesin olarak vermesi gereken 2.000 TL tutarı katılana vermemesi üzerine katılanın söz konusu çekin sağlam olup olmadığını araştırdığı ve bankasından çekin çalıntı olduğunu öğrendiği olayda; 10.01.2007 keşide tarihli 10.000 TL bedelli çalıntı çekin 6762 sayılı TTK'nın 692/5. maddesinde öngörülen zorunlu biçimsel ögelerden "keşide yerini" içermeyen; dosyadaki mevcut çek fotokopisinde keşidecinin ismi yanında da herhangi bir yer belirtilmemesine göre; resmi belge niteliğini taşımayan belgeyi sanığın aldığı hayvanlara karşılık imzalayıp vermesi eyleminin özel belgede sahtecilik ve 5237 sayılı TCK'nun 157/1 maddesinde tarif edilen dolandırıcılık suçlarını oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından hüküm verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına, sahtecilik suçu yönünden oybirliğiyle, dolandırıcılık suçu yönünden ise oyçokluğuyla karar verilmiş,
Daire üyesi O.Baş dolandırıcılık suçu yönünden;“...Çek kullanımının ticari hayatta bir güven unsuru taşımasının yanında, banka, keşideci, hamil ve cirantaya bir takım hak ve sorumluluklar yüklemesi nedeniyle 5941 sayılı Çek Kanununda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, anılan Kanunun 2. maddesinin 5. fıkrasında ise ‘çek defterleri bankalarca bastırılır’ hükmü yer almıştır. Bu yasal düzenleme karşısında, banka tarafından bastırılan çek defterinin bankanın maddi varlığı olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Çek yaprağının doldurulması sırasında Türk Ticaret Kanundaki unsurlardan birinin eksik olması bu belgeye çek vasfı kazandırmaz ise de; bu belgenin bankanın maddi varlığı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu itibarla sanığın banka tarafından bastırılmış olan ve bu nedenle bankanın maddi varlığı olan boş çek yaprağını sahte olarak düzenleyip, aldığı mal karşılığı katılana vermesi nedeniyle, sanığın bankayı aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçundan mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkemenin kararı isabetli olup, ‘Hükümde uygulanan kanun maddesinin TCK'nun 158/1-f yerine 149/1-f olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır’ eleştirisi ile hükmün onanması gerekmektedir” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.11.2013 gün ve 266531 sayı ile;
“...Dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olan 5237 sayılı TCK'nun 158/1-f maddesinde düzenlenen 'bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması' suretiyle dolandırıcılık suçuna baktığımızda; dolandırıcılık eylemlerinde banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması nitelikli bir unsur olarak tanımlanmıştır. Bu hüküm 765 sayılı TCK'nun 504/3. maddesinin karşılığı olarak yeni kanun metnine aynen alınmıştır. Burada araç olarak kullanılan kurumlar, işlenen dolandırıcılık suçundan doğrudan doğruya zarar gören kurumlar değildir. Banka, faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlemleri yapan, kasalarında değerli değerli belge, eşya saklayan ve daha başka ekonomik etkinliklerde bulunan kuruluştur. Eğer suç, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle değil de banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla işlenmişse bu durumda 158/1-f bendinin değil 158/1-j bendinin uygulanması gerekir.
Çek Türk Ticaret Kanunun da tanımlanmıştır ve unsurları sayılmıştır.
TTK'nun 692. maddesine göre;
'1. 'Çek' kelimesini ve eğer senet Türkçe'den başka bir dille yazılmış ise o dilde 'Çek' karşılığı olarak kullanılan kelimeyi;
2. Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için havaleyi;
3. Ödeyecek kimsenin "muhatabın" ad ve soyadını;
4. Ödeme yerini;
5. Keşide gününü ve yerini;
6. Çeki çeken kimsenin (Keşidecinin) imzasını; ihtiva eder.' hükmünü içermektedir.
TTK'nun 693 maddesine göre;
' Yukarıki maddede gösterilen hususlardan birini ihtiva etmiyen bir senet aşağıdaki fıkralarda yazılı haller dışında, çek sayılmaz.
Çekte sarahat yoksa muhatabın ad ve soyadı yanında gösterilen yer, ödeme yeri sayılır. Muhatabın ad ve soyadı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir sarahat ve başka bir kayıt da mevcut değilse çek muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerde ödenir.
Keşide yeri gösterilmemiş olan çek, keşidecinin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde çekilmiş sayılır.' hükmünü içermektedir.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde somut olayda çekin keşide yerininin bulunmaması nedeniyle, resmi belge statüsünde olmadığı, özel belge statüsünde olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Yüksek Yargıtay 11 ve 15. Ceza Dairelerinin zorunlu unsurları bulunmayan çekin özel belge sayılacağına ilişkin pek çok kararına rastlamak mümkündür. Unsurları eksik olan çek özel belge olsa da; banka tarafından bastırılan çek karnelerinin bankanın maddi varlığı olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Unsurları eksik olan çekin dolandırıcılık suçunda kullanılması durumunda bankanın maddi varlığı olan çek kullanılmak suretiyle TCK'nun 158/1-f maddesinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunun oluştuğunun kabulü gereklidir.
Tüm bu nedenlerle sanığın bankanın maddi varlığı olan çek yaprağını sahte olarak düzenleyip, aldığı mal karşılığında katılana vererek dolandırması eylemini, banka aracı kılınarak dolandırıcılık olarak kabul eden yerel mahkeme kararının onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Dairesince 04.12.2013 gün ve 29343-19132 sayı ile; itiraz nedenlerinin oyçokluğuyla yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık bulunmayan olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; keşide yerinin gösterilmemesi nedeniyle yasal unsurları eksik olan sahte çek kullanılmak suretiyle işlenen dolandırıcılık suçunun “banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu mu yoksa “basit dolandırıcılık” suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın olay tarihinde katılandan 2.000 Lirasını nakit olarak ödeyeceğini söyleyip kalanı için ise keşide yeri gösterilmeyen, düzenleyenin adı yanında yazılı bir yer de bulunmayan 10.000 TL bedelli çeki vererek toplam 12.000 Liraya 50 adet küçükbaş hayvan satın aldığı, söz verdiği tarihte nakit parayı ödemeyince, katılanın çekin durumunu araştırdığında çalıntı ve sahte bir çek olduğunu öğrendiği, yapılan imza incelemesi sonucunda çekteki keşideci imzasının sanığın eli ürünü olduğunun tespit edildiği, sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas olabilecek nitelikte mahkûmiyetlerinin bulunduğu, mahkemece eylemin “Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçunu oluşturduğu kabul edilmesine karşın, hükümde uygulama maddesinin “TCK’nun 149/1-f” olarak gösterildiği,
Anlaşılmaktadır.
Dolandırıcılık suçunun basit şekli 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise bu suçun nitelikli halleri sayılmıştır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu da TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde; “(1)Dolandırıcılık suçunun;... f-...banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, … işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin bu bölümüne ilişkin gerekçesinde ise; “...Birer güven kurumu olan banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması, dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından önemli bir kolaylık sağlamaktadır. Banka ve kredi kurumları açısından dikkat edilmesi gereken husus, bu kurumları temsilen, bu kurumlar adına hareket eden kişilerin başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleridir” açıklamalarına yer verilmiştir.
Dolandırıcılık suçunun bu nitelikli halinin kabulü ilk defa 5237 sayılı TCK ile olmamıştır. 765 sayılı TCK’nun 504/3. maddesinde de aynı şekilde dolandırıcılığın banka veya kredi kurumlarının vasıta olarak kullanılması suretiyle işlenmesi cezayı ağırlaştıran bir neden olarak kabul edilmiştir. Bu ağırlaştırıcı neden 765 sayılı TCK'na 21.11.1990 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 3679 sayılı Kanunun 16. maddesiyle eklenmiş, değişiklik gerekçesinde de; “Dolandırıcılık fiilin...banka veya kredi kurumunun...vasıta olarak kullanılması suretiyle işlenmesi halinde kandırıcı niteliği fazla olacağından, bu durum nitelikli hal olarak kabul edilmiş bulunmaktadır” açıklaması yapılmıştır.
Görüldüğü üzere gerek 765 gerekse 5237 sayılı TCK bakımından kanun koyucu banka veya kredi kurumlarına duyulan güven nedeniyle, bunlar aracı kılınarak gerçekleştirilen eylemlerde, hilenin daha kolay gerçekleşmesi bankaya duyulan güvenden mağdur ya da mağdurların araştırma eğiliminin azalması ya da tümü ile ortadan kalkması nedeniyle, eylemlerin aldatıcı niteliklerini göz önüne alarak nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlemiş ve daha ağır bir yaptırıma tâbi tutmuştur.
Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken banka veya diğer kredi kurumunun mutad faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerinden yararlanılması ya da banka ve kredi kurumlarının mutad faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılması gerekmektedir.
Banka ve diğer kredi kurumlarının olağan faaliyet konuları 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 4. maddesinde sayılmış olup bunlara; mevduat kabul etmek, kredi vermek, çek ve diğer kambiyo senetlerinin iştirası (alım satımı), kredi kartları, banka kartları ve seyahat çekleri gibi ödeme vasıtalarının ihracı ve bunlarla ilgili faaliyetlerin yürütülmesi işlemlerini örnek göstermek mümkündür.
Banka ve diğer kredi kurumlarının maddi varlıkları ise; adı geçen kurumlara ait dekont, teminat mektubu, basılı evrak, kimlik belgesi, giriş kartı, banka cüzdanı, çek, kredi kartı gibi ilgili kurumda etkin işlevi bulunan maddi varlıklardır. Kullanılan maddi varlığın belge niteliğinde bulunması şart olmayıp belge niteliğinde olanların da özel belge niteliğinde olması ile resmi belge niteliğinde olması arasında bir fark bulunmamaktadır.
Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurları ile alakalı bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusu "çek" ile ilgili olduğundan, çekin hukuki niteliği ve yapısının irdelenmesinde de yarar bulunmaktadır.
Çek, gerek mülga 6752 sayılı, gerekse mer'i 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunlarımızda poliçe ve bonodan sonra üçüncü bir kambiyo senedi türü olarak kabul edilmiştir. Çek hukuki niteliği itibariyle, poliçe gibi bir havaledir, ancak bu havalenin çek olarak vasıflandırılabilmesi için aynı zamanda bir banka üzerinde çekilmiş olması zorunludur. Bankada hesap bulundurmak mücerret çek keşide hakkını vermeyeceğinden, ayrıca önceden bu hesap üzerinde çek keşidesi suretiyle tasarruf edebileceğinin de kararlaştırılmış olması gerekir. Genellikle “çek anlaşması”, “çek sözleşmesi” olarak adlandırılan bu akit ile muhatap banka, keşideciye, üzerine çektiği çekteki miktarı ödemeyi vaad ederken, keşideci ise muhatap bankanın ödediği meblağları kendisine tediyeyi taahhüt etmektedir. Böylece, muhatap banka meşru hamil veya cirantaya kendi mal varlığından ancak keşidecinin şahsında hukuki sonuç doğurmak üzere ödemede bulunma yetkisini elde etmektedir.
Bir senedin "çek" niteliğine haiz olabilmesi için taşıması gereken bazı zorunlu yasal unsurlar bulunmaktadır.
Buna göre, çek;
1- Senet metninde “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,
2- Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi,
3- Ödeyecek kimsenin “muhatabın” ad ve soyadını (ticaret ünvanını),
4- Ödeme yerini,
5- Keşide tarihini ve yerini,
6- Keşidecinin imzasını, ihtiva etmelidir.
Bu unsurlardan birini taşımayan bir senet çek sayılmayacaktır. Ancak çekte açıklık yoksa, muhatabın adı ve soyadı (ticaret unvanı) yanında gösterilen yer ödeme yeri kabul edilecek, muhatabın ad ve soyadı (ticaret unvanı) yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde çek, ilk gösterilen yerde, böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerde ödenecektir. Keşide yeri gösterilmemiş olan çek, düzenleyenin adı yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılacaktır. (6752 sayılı Kanunun 693/2-3, 6102 sayılı Kanunun 781/2-3. maddeleri)
Öte yandan Türk Ticaret Kanunu dışında "çek"e ilişkin çıkarılan özel kanunlarla da ayrıntılı düzenlemelere gidilmiştir. Bu kapsamda suç tarihinde yürürlükte bulunan Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki 3167 sayılı Kanunda bankaların çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklı olup olmadığını araştıracakları, ayrıca ilgili kişinin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenmesinde gerekli basiret ve özeni gösterecekleri, çek defterlerinin bankalarca bastırılacağı, çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esasların Türkiye Bankalar Birliğinin görüşü alınarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca belirlenerek Resmî Gazete’de yayımlanacağı, bankaların çek hesabı açtıranların açık kimlik ve adreslerini belirlemek için fotoğraflı nüfus cüzdanı örnekleri ile yerleşim yeri belgelerini, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını almak, bunların açık kimliklerini, adreslerini, vergi kimlik numaralarını ve çek hesabının kapatılma hallerini onbeş gün içinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirmek ve bunlara ilişkin belgeleri hesapların kapatılmalarını izleyen beşinci yılın sonuna kadar saklamak zorunda oldukları, çek karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde hamilin talebi üzerine keşidecinin bankaca bilinen adresleri kendisine verileceği kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ve belirtilen kanuni düzenlemeler karşısında çekin bankanın maddi varlıklarından olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle tüm unsurlarını havi bir çek kullanılarak işlenen dolandırıcılık suçunun 5237 sayılı TCK’nun 158/1-f. maddesi kapsamında olduğunun kabulü gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin duraksamasız uygulamaları da bu doğrultudadır. (Örneğin; Ceza Genel Kurulu'nun 28.12.2004 gün ve 173-228, 11 CD'nin 21.01.2014 gün ve 22187-1123, 15 CD'nin 03.03.2014 gün ve 10228-3826 sayılı kararları)
Ancak Türk Ticaret Kanununda öngörülen yasal unsurları eksik olan, örneğin somut olayda olduğu gibi keşide yeri gösterilmeyen ya da tümüyle sahte oluşturulmuş bir çek kullanarak işlenen dolandırıcılık suçunun da 5237 sayılı TCK’nun 158/1-f. maddesi kapsamında kabul edilip edilmeyeceği hususu uyumazlığın konusunu oluşturmaktadır.
Çekin hile unsuru olarak kullanılmasının daha ağır bir cezayı gerektirmesinin nedeni mağdura bakan yönüdür. Yasal unsurları eksik ya da tümden sahte oluşturulmuş bir çek kullanılarak işlenen dolandırıcılık suçlarında da, bankanın bir maddi varlığı veya böyle bir maddi varlığın bulunduğu algısı hile olarak kullanılmakta, mağdur "çek"e güvendiği için daha kolay aldatılmaktadır. Kaldı ki çekin unsurlarının eksik olması bankanın maddi varlığı olduğu olgusunu da değiştirmemektedir. Bu nedenle iğfal kabiliyetini haiz olması şartıyla çekin tümden sahte olarak oluşturuşmuş olması veya unsurlarının eksik olmasının suçun bu nitelikli halinin oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır.
Çekin belgede sahtecilik suçu bakımından resmi belge niteliğinde kabulü ile dolandırıcılık suçunda hile unsuru olarak kullanılması aynı esaslara dayanmamaktadır. Çek esasında özel bir belgedir. Ancak kanun koyucu ticarî hayatta büyük yer tutan ve ciro ile veya buna bile gerek görülmeksizin tedavül eden çekleri ve diğer kambiyo senetlerini daha ciddî bir şekilde korumak istemiş ve bunlarda sahtecilik yapılması hâlinde, resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını kabul etmiştir. Bu itibarla çekin resmi belge olarak kabulünün nedeni topluma bakan yönü olup, unsurları eksik olan çek bir taraftan özel belge olarak kabul edilirken, diğer taraftan nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturması arasında bir çelişki bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın keşide yeri gösterilmeyen çalıntı sahte bir çek vermek suretiyle katılandan mal aldığı somut olayda, bankanın maddi varlıklarından olan çekin suçta araç olarak kullanılması nedeniyle eylemin 5237 sayılı TCK'nun 158/1-f madde ve fıkrasında yazılı banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Öte yandan, tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK'nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından, hükümde uygulama maddesinin TCK’nun 158/1-f yerine, 149/1-f olarak gösterilmesi ise mahallinde düzeltilebilir yazım hatası niteliğinde olduğundan bozma nedeni sayılmayıp, ancak eleştiri konusu yapılabilecektir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kaldırılmasına ve eleştiri dışında usul ve kanunu uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün nitelikli dolandırıcılık suçu yönüyle onanmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 02.10.2013 gün ve 805-14619 sayılı bozma kararının nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden KALDIRILMASINA,
3- Oltu Ağır Ceza Mahkemesinin 12.03.2009 gün ve 62-17 sayılı hükmünün, dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak, "Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK'nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından, hükümde uygulama maddesinin TCK’nun 158/1-f yerine 149/1-f olarak gösterilmesi ise mahallinde düzeltilebilir yazım hatası niteliğinde olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır" eleştirisi ile ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.07.2014 günü yapılan müzakerede oybrliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Poliçede "kabule arz" kurumu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Görüldüğünde ödenecek vadeli poliçelerde kabule arz yoktur.
B) Görüldükten belli süre sonra ödenecek vadeli poliçelerde kabule arz zorunludur.
C) Keşideci, görüldüğünde ödenecek vadeli poliçeye kabule arz yasağı koyabilir.
D) Belirli gün vadeli poliçelerde keşideci iradi olarak kabule arz yasağı koyabilir.
E) Cirantalar, kabule arz yasağı koyamazlar.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.