6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 704

Türk Ticaret Kanunu 704. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 704- (1) Görüldüğünde ödenmek üzere düzenlenen poliçe ibrazında ödenir. Böyle bir poliçenin düzenlenme gününden itibaren bir yıl içinde ödenmesi için ibrazı gerekir. Düzenleyen bu süreyi kısaltabileceği gibi, daha uzun bir süre de belirleyebilir. İbraz süreleri cirantalar tarafından kısaltılabilir. (2) Düzenleyen, görüldüğünde ödenecek bir poliçenin belirli bir günden önce ödenmek üzere ibraz edilmeyeceği hakkında şart koyabilir. Bu takdirde ibraz süresi o tarihten başlar. 3. Görüldükten belirli bir süre sonra ödenecek poliçe

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2010/10383 E., 2012/1937 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
Dava, TTK’nun 704. maddesi uyarınca açılan çekin istirdadı istemine ilişkindir.
11. Hukuk Dairesi         2010/10383 E.  ,  2012/1937 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kocaeli 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05/02/2009 tarih ve 2007/1483-2009/155 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin hamili bulunduğu Akbank'a ait 5879409 numaralı 1.728,00 TL bedelli çekin müvekkil şirket yetkilisi elindeyken 28.02.2007 tarihinde çalındığını, çekin sahte kaşe ve ciro ile tedavüle sokularak davalının eline geçtiğini, çekteki gerçek hak sahibi müvekkili olmasına rağmen çekin arkasındaki ciro ve kaşenin müvekkiline ait olmadığını belirterek çekin istirdadına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın yanlızca kötüniyetli veya senedi iktisabında ağır kusuru bulunan kimselere karşı açılabileceğini, sahte imzanın diğer imzaların sıhhatini etkilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu çekin arkasındaki davacı şirket imzasının davacı şirkete ait olmadığının İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2007/1785 Es. sayılı dosyasında davalı tarafça kabul edilerek kesin olarak belirlendiği, bu hususun dava konusu çekin davacı elinden rızası dışında çıktığının delili olduğu, dava konusu çekin ilk cirantası olan davacı şirketin bu cirosundaki imzanın sahte imza olması dolayısıyla ciro silsilesindeki bozukluk sebebiyle çekin davalı elinde bulunuşunun haklı sebebe dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, TTK’nun 704. maddesi uyarınca açılan çekin istirdadı istemine ilişkindir. TTK'nun 704. maddesinde "Çek herhangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa - ister hamiline yazılı bir çek bahis mevzuu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek bahis mevzuu olup da hamil hakkını 702. maddeye göre ispat etsin çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle mükellef" olduğu öngörülmüştür. Belirtilen kanun hükmü uyarınca davacının, kendisinin yetkili hamili olduğunu kanıtlaması yanında, yeni hamilin çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğunu veya iktisapta ağır kusurlu bulunduğunu kanıtlaması gerekmektedir. Zayi olan çekin istirdadı talebiyle açılan işbu davada ispat yükü davacıda olup, davacının senedin rızası hilafına elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran şahsın kötüniyetli ve iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir. Mahkemece her ne kadar çekte yer alan ilk cirodaki imzanın davacıya ait olmadığının davalı tarafça kabul edildiği ve bu hususun çekin davacı elinden rızası dışında çıktığının delili olup, çekteki ciro silsilesindeki bozukluk sebebiyle çekin davalı elinde bulunuşunun haklı sebebe dayanmadığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, sahte olduğu kabul edilen cirodan sonra, çekin birden çok ciro görmek suretiyle davalının eline geçtiği, çekin kötüniyetli olarak iktisap edildiği veya davalının çeki iktisapta ağır kusuru bulunduğu hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı anlaşılmakla, davanın kabulü yerinde görülmemiş kararın davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2009/9341 E., 2010/6774 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Gıda Ltd.Şti.nden yapılan faktoring sözleşmesi gereğince alındığını, dava konusu çek olduğundan B.K.nun 167.maddesinin uygulanamayacağını TTK.nun 702 ve 704.maddeleri gereğince müvekkilinin çeki iade yükümlülüğünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2009/9341 E.  ,  2010/6774 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi Tarih : 23.03.2009 Nosu : 825-177 Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı ... Gıda Ltd.Şti.nden aldığı 17.000.-TL.bedelli çeki kaybettiğini, bu nedenle açtığı çek iptali davasında davalı şirketin çeki dosyaya ibraz ettiğini, çekin nama yazılı olduğunu, müvekkili adına yapılan ciroda bulunan imzanın müvekkiline ait olmadığını, faktoring şirketi olan davalının fatura veya alacağın mal veya hizmet satışından doğmuş olduğunu tevsik eden belgelerle ilişkilendirilemeyen alacakları satın alamayacaklarını, müvekkilinin bir sonraki ciranta ile ticari ilişkisinin olmadığını, temlik edene karşı sahip olduğu def’ileri temellük edene karşı da ileri sürme hakkı olduğundan çekin müvekkiline teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin davaya konu çekin yetkili hamili olduğunu, çekte bulunan ciro silsilesinin düzgün olması nedeniyle davacının iddialarının çek metninden anlaşılamadığını, müvekkilinin imzaların geçerliliğini inceleme yükümlülüğünün olmadığını, çekin dava dışı ... Gıda Ltd.Şti.nden yapılan faktoring sözleşmesi gereğince alındığını, dava konusu çek olduğundan B.K.nun 167.maddesinin uygulanamayacağını TTK.nun 702 ve 704.maddeleri gereğince müvekkilinin çeki iade yükümlülüğünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda çekte bulunan davacı adına atılan ciro imzasının davacının eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, kambiyo senetlerinde imzaların bağımsızlığı ilkesinin geçerli olduğu, davacının ciro imzasının sahte olmasının diğer ciranta imzalarının geçerliliğini etkilemeyeceği, davalı şirketin iyiniyetli hamil olduğu ve çeki kötüniyetli veya ağır kusurlu iktisap ettiğinin ispat edilememesi nedeniyle TTK.nun 704.maddesi gereğince davalının çeki geri verme yükümlülüğünün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. İlk ciro imzasının davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda davacının çek nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Davacı bu iddiasını davalıya karşı da ileri sürebileceğine göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 01.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesinin uygulanamayacağını TTK.nun 702 ve 704. maddeleri gereğince müvekkilinin çeki iade yükümlülüğünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Hukuk Genel Kurulu         2011/19-228 E.  ,  2011/328 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 08/12/2010 Taraflar arasındaki “çek istirdadı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 14. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.03.2009 gün ve 2007/825  esas, 2009/177 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01.06.2010 gün ve 2009/9341 esas, 2010/6774 karar sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı K... Gıda Ltd. Şti.nden aldığı 17.000.-TL. bedelli çeki kaybettiğini, bu nedenle açtığı çek iptali davasında davalı şirketin çeki dosyaya ibraz ettiğini, çekin nama yazılı olduğunu, müvekkili adına yapılan ciroda bulunan imzanın müvekkiline ait olmadığını, faktoring şirketi olan davalının fatura veya alacağın mal veya hizmet satışından doğmuş olduğunu tevsik eden belgelerle ilişkilendirilemeyen alacakları satın alamayacaklarını, müvekkilinin bir sonraki ciranta ile ticari ilişkisinin olmadığını, temlik edene karşı sahip olduğu def’ileri temellük edene karşı da ileri sürme hakkı olduğundan çekin müvekkiline teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin davaya konu çekin yetkili hamili olduğunu, çekte bulunan ciro silsilesinin düzgün olması nedeniyle davacının iddialarının çek metninden anlaşılamadığını, müvekkilinin imzaların geçerliliğini inceleme yükümlülüğünün olmadığını, çekin dava dışı ....Taze Gıda Ltd. Şti.nden yapılan faktoring sözleşmesi gereğince alındığını, dava konusu çek olduğundan B.K.nun 167. maddesinin uygulanamayacağını TTK.nun 702 ve 704. maddeleri gereğince müvekkilinin çeki iade yükümlülüğünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda çekte bulunan davacı adına atılan ciro imzasının davacının eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, kambiyo senetlerinde imzaların bağımsızlığı ilkesinin geçerli olduğu, davacının ciro imzasının sahte olmasının diğer ciranta imzalarının geçerliliğini etkilemeyeceği, davalı şirketin iyiniyetli hamil olduğu ve çeki kötüniyetli veya ağır kusurlu iktisap ettiğinin ispat edilememesi nedeniyle TTK.nun 704. maddesi gereğince davalının çeki geri verme yükümlülüğünün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. İlk ciro imzasının davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda davacının çek nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Davacı bu iddiasını davalıya karşı da ileri sürebileceğine göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, çekin istirdatı istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı cirantanın çekteki imzanın kendisine ait olmadığı def'ini kendisinden sonra gelen cirantadan senedi faktoring sözleşmesi ile devralan davalıya karşı ileri sürüp süremeyeceği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu çekin lehtar kısmında yazılı “Çam Ticaret” ibaresinin geçerli bir ticaret unvanı olup olmadığı tartışıldığından, konuya ilişkin şu açıklamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır. Hukukumuzda kıymetli evrakı, hak sahibinin senetten tespiti şekline göre "nama", "emre" ve "hamile" yazılı kıymetli evrak olarak üçe ayırmak mümkündür. Hak sahibi, diğer bir deyişle alacaklı, senede hamil olmak keyfiyetiyle birlikte, bir temlik (alacağın temliki) işlemine de bakılarak tespit ediliyorsa, böyle bir senet "nama yazılı senet" niteliğindedir. Yani, senette mündemiç hakkın sahibi olabilmek için, senedin mülkiyetini karşı tarafa geçiren işlemin yanında, ayrıca bir de temlik muamelesinin yapılması, nama yazılı senetlerde şarttır. Nama yazılı kıymetli evrak, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 566. maddesinde, "Belli bir şahsın namına yazılı olup da, onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak, nama yazılı senet sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. Nama yazılı senet için verilen tanımda iki husus üzerinde durulmuştur. Bir defa, "senedin belli bir şahsın namına (adına) yazılı olması" gerekir. Bu birinci şarttır (olumlu, pozitif şart). İkinci şart ise, "senedin emre kaydını ihtiva etmemesi" ve "kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmamasıdır" (olumsuz, negatif şart). Bazı kıymetli evrak vardır ki, Kanun bunları, aksine bir kayıt taşımadıkları takdirde, emre yazılı saymıştır. Bunlar, belli bir şahıs namına yazılı olsa ve emre kaydı ihtiva etmese bile, kanun hükmü gereği emre yazılı kıymetli evrak sayılır. Böyle senetleri, ancak emre yazılı olmadıklarını "açıkça" belirtmek suretiyle nama yazılı olarak düzenlemek mümkündür. Bu belirtme, senede "menfi emre kaydı" konarak yapılır. Buna karşılık, senede hamil olma durumunun hak sahipliği sıfatını tespit yönünden yeterli olduğu senetler ise, "hamile yazılı kıymetli evraktır". Hamile yazılı kıymetli evrakta, "senedin hamili olma", alacaklılık sıfatının tespitinde yeterli olmaktadır. Hamile yazılı senetler, Türk Ticaret Kanunu'nun kıymetli evraka ilişkin kitabının üçüncü faslında hükme bağlanmıştır (TTK. md. 570-581). Hamile yazılı senetler için verilen genel tanım  şöyledir: "Senedin metin veya şeklinden, hamili kim ise, o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak, hamile (hamiline) yazılı senet sayılır" (TTK. md. 570/1). Görüldüğü üzere tanım, iki ana unsura dayanmaktadır: Bunlardan birincisi, hamile yazılı senetlerin kıymetli evrak olduğu; ikinci unsur ise, hamile yazılı senetlere, hamile yazılı senet niteliği kazandıran "hamile kaydı"dır. Hamile kaydı hakkında belli bir şekil öngörülmemiştir. Bazı senetlerin hamile yazılı düzenlenebileceği ise, Kanun'da açıkça belirtilmiştir: Hamile yazılı çek (TTK. md. 697), ipotekli borç ve irat senedi (TMK. md. 914), tahviller (TTK. md. 425/1), rehinli tahvilât (TMK. md. 971), intifa senetleri (TTK. md. 573), hamile yazılı havale (BK. md. 426) gibi… Öte yandan, senede hamil olma hali yanında, hak sahibinin tespiti bakımından bir "cironun yapılmış bulunması" keyfiyetinin de arandığı kıymetli evrak da vardır ki, bunlara "emre yazılı kıymetli evrak" denir. Emre yazılı senetler, kambiyo senetlerinden sonra yer alan ve "Kambiyo Senetlerine Benzeyen Senetler" başlığını taşıyan beşinci fasılda düzenlenmiştir. Kanun yapıcı, poliçe hakkındaki hükümlerin, bütün emre yazılı senetlerde de uygulanabileceğini düşünmüş; bu hükümler, özel bir hükümle farklı esaslar benimsenmediği sürece, diğer emre yazılı senetler için de uygulanabilecek genel hükümler olarak kabul edilmiştir. Emre yazılı senedin tanımı, TTK.nun 736. maddesinde yapılmıştır. Buna göre, "emre yazılı olan veya kanunen emre yazılı sayılan evrak, emre yazılı senetlerdendir" (TTK. md. 736). Tariften de anlaşılacağı üzere, emre yazılı senetler iki türlü olabilir: Ya, belli bir senet tipi kanun yapıcı tarafından "kanunen emre yazılı senetler" olarak kabul edilir; yahut da, esas itibariyle emre sayılmayan bazı senetlere "emre" kaydının konması suretiyle o senet emre yazılı senet haline getirilir (iradî olarak emre yazılı senetler). "Kanunen emre yazılı senet", belli bir tipe (gruba) dahil senetleri ifade eder. Bu tipe dahil senetlerin emre yazılı olduğu kabul edilir. Meselâ, kambiyo senetlerinin emre yazılı olması gibi. Poliçe, bono ve çek, "kambiyo senedi tipine dahil olduğu için" emre yazılı senettir. İsim ihtiva etmesine rağmen, "muayyen bir kimse lehine olarak, 'veya hamiline' kelimelerinin veya benzeri bir ibarenin ilâvesiyle keşide olunan çek, hamile yazılı çek sayılır" (TTK. md. 697/11) (F..Ö.., Kıymetli Evrak Hukuku, 11. Bası, Ankara 2005, s. 41- 51). Kıymetli evraka ilişkin bu açıklamalardan sonra, ticaret unvanı üzerinde de durulmalıdır: Ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isimdir. Bu yönüyle ticaret unvanı, taciri tanıtmaya ve onu diğer tacirlerden ayırt etmeye yarar. Ticaret unvanını sadece tacirler kullanabilir;  tacir olmayan kişi (esnaf) ticaret unvanı kullanamaz. TTK.nun 20/1. maddesine göre; tacir, kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret unvanı seçmeye ve kullanmaya mecburdur. Tacir, ticari işletmesiyle işlemleri ticaret unvanıyla yapar; işletmesiyle ilgili senet ve diğer evrakı bu unvan altında imzalar (TTK. md. 41/I). Ticaret unvanının da, ticaret siciline tescil ve ilanı gerekir (TTK. md. 42/I). Ticaret unvanı iki unsurdan oluşur. Bunlar, çekirdek ve ektir. Ticaret unvanının asli unsurunu, çekirdek oluşturur. Ek kullanılması, kural olarak zorunlu değildir. Gerçek kişi tacirlerde ticaret unvanının çekirdek kısmı, kişinin kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadından oluşur (TTK. md. 43/I). Dolayısıyla ad ve soyadı A.. Ö..olan kişinin, ticaret unvanı da, “A.Ö..”dir. Ancak unvan, TTK.nun 43/I. maddesindeki yasaklama nedeniyle “A. Ö.” şeklinde yazılamaz (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 5. Baskı, Ankara 1999, s. 240- 241). TTK.nun 589. maddesi "Bir Poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez" hükmünü amirdir. Bu hüküm gereğince, senetteki ciro silsilesinin düzgün olması ve senedi devralanın kötüniyeti veya iktisabında ağır kusuru bulunmaması halinde, senedi ciro ile devaralan iyiniyetli ve yetkili hamil sayılır. Hemen burada, davalı faktoring şirketinin dava konusu çeki usulüne uygun elde edip etmediği hususunun irdelenmesi gerekmektedir. Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin “Şirketlerin yapamayacakları iş ve işlemler” başlıklı 22. maddesine göre; “(1) Şirketler; a) Ana faaliyet konuları dışında faaliyette bulunamazlar, b) Teminat mektubu veremezler, c) 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre menkul kıymet ihracı ile uluslararası piyasalardan ödünç para alınması dışında mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar. (2) Birinci fıkrada belirtilen hususlara ilave olarak faktoring şirketleri kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş veya doğacak fatura veya benzeri belgelerle tevsik edilemeyen alacakları satın alamazlar veya tahsilini üstlenemezler”. Dolayısıyla faktoring şirketlerinin devir aldığı alacak, bir kambiyo senedinden kaynaklanıyor olsa bile, alacağı doğuran temel ilişkiye ait fatura veya benzeri belgelerle bunu tevsik etmeleri gerekmektedir. Bu hüküm, nitelikçe “düzenleyici amir bir hüküm” olarak kabul edilmektedir. Faktoring şirketinin müşterisinden temliken aldığı bir alacağı takip edebilmesi için; alacak bir kambiyo senedinden kaynaklansa bile faktoring sözleşmesi ile beraber, alacağı doğuran temel satım ilişkisine ait fatura ve benzeri belgeleri de ibraz etmek zorundadır. Faktoring sözleşmelerine, uygulamada “Alacağın Temliki” hükümleri uygulandığından, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Akdin Şekli” başlıklı 163. maddesi uyarınca yazılı şekilde yapılması gerekir (HGK'nun 03.11.2010 gün ve 2010/19-488-557 esas, karar sayılı ilamı). Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; Somut olaya gelince, davanın dayanağını oluşturan 17.000.TL meblağlı çek, dava dışı Kocabaşlar Gıda Ltd. Şti. tarafından “Ç..Ticaret” emrine düzenlenip, görünüşte “Ç..Ticaret H.. Ç..” tarafından B..Ltd. Şti.ne ciro edilmiş ve Bytaze Ltd. Şti. tarafından da faktoring şirketi olan davalı A.F.Hiz. A.Ş.’ye ciro edilmiştir. Ciro silsilesinde yer alan cirantalardan, dava dışı ByTaze Ltd. Şti. ile A..F.. A.Ş. arasında 22.05.2007 tarihli “F.. Temlik Sözleşmesi” düzenlendiği anlaşılmakta olup, çözümü gereken sorun; davalı A..F.. A.Ş.’nin davaya konu çeki, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun olarak elinde bulundurup bulundurmadığıdır. Davalı faktoring şirketi, dosyaya dava dışı B.Ltd. Şti. tarafından davacı “Ç..Ticaret Haluk Ç. adına düzenlenmiş 01.08.2007 tarihli 6.615,35 TL'lik, 06.08.2007 tarihli 6.313,50 TL'lik ve 13.08.2007 tarihli 5.348,81 TL'lik üç adet fatura sunarak, davaya konu çeki bu temlik sözleşmesi gereğince, adı geçen şirketten, yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun olarak temliken aldığını savunmuştur. Dosyaya sunulan faturaların incelenmesinde, çek bedeli ile fatura değerleri arasında bir uyum bulunduğu gibi adına fatura düzenlenen şahsın lehdar olarak ilk ciroda imzası bulunan davacı olduğu açıkça anlaşıldığından bu faturaların temel borçlandırıcı ilişkiye yeterli bir belge olduğu, ayrıca davalı ile dava dışı faturayı düzenleyen B..Ltd. Şti. arasında faktoring sözleşmesi bulunduğu da dikkate alındığında, davalı faktoring şirketinin anılan yönetmeliğin aradığı şartları yerine getirdiğinin ve davaya konu çekin, bir mal veya hizmet satışı sonucu temlik alındığının kabulü gerekmektedir. Yeri gelmişken, çekin niteliğine ilişkin tartışmaların ve buna göre varılan sonucun aktarılmasında da yarar vardır: Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu çekin lehtar kısmında yazılı “Ç.. Ticaret” ibaresinin geçerli bir ticaret unvanı olup olmadığı tartışılmış ve sözkonusu ibarenin geçerli bir ticaret unvanı olmadığı, bu nedenle çekin hamiline yazılı çek olarak kabulü gerektiği, hamiline yazılı çekte de ciro imzasının sahte olmasının bir öneminin olmadığı, ciro silsilesinin görünüşte düzgün olmasının yeterli olduğu ve davalı faktoring şirketinin çeki ilgili yönetmeliğin hükümlerine uygun olarak elinde bulundurduğu anlaşıldığına göre yetkili hamil sayıldığından, davacının çekin istirdadı isteminde bulunamayacağı oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Bu durumda mahkemece, dava konusu çekin geçerli bir ticaret unvanı emrine düzenlenmediğinden hamiline yazılı çek olduğu ve söz konusu çekte ciro silsilesinin görünüşte de olsa düzgün olduğu, davalı faktoring şirketinin usulüne uygun olarak çeki elinde bulundurmakla yetkili hamil olduğunun kabulü ile davacının çekin istirdadına yönelik davasının reddedilmiş olması; sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun olup; bu nedenle karar onanmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.05.2011 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5428 E., 2022/9629 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, TTK'nın 704. maddesi gereği davacının kendisinin yetkili hamil olduğunu kanıtlamasının yanında yeni hamilin çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğunu veya iktisapta ağır kusurlu bulunduğunu da kanıtlaması gerektiği, davacının, davalıların çeki kötü niyetle veya
11. Hukuk Dairesi         2021/5428 E.  ,  2022/9629 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Çorlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 11.12.2018 tarih ve 2017/59 E. - 2018/569 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 25.05.2021 tarih ve 2019/765 E. - 2021/778 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin hamili bulunduğu, keşidecisi dava dışı Terranova Modern Tarımcılık Ürünleri Pazarlama Sanayi Ve Ticaret A.Ş. olan, 3152716 nolu, 15.01.2017 keşide tarihli, 82.500.- TL bedelli çekin müvekkili elindeyken zayi olduğunu, bu hususa ilişkin zayi nedeniyle çek iptali davası açıldığını ve çeke ilişkin ödeme yasağı kararı alındığını, çek zayi olduktan sonra müvekkil şirket ile hiçbir ticari ilişkisi bulunmasına, çekte hamil gözüken davalı ... tarafından ihtiyati haciz kararı alınarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla müvekkili şirketin de içerisinde bulunduğu tüm cirantalara ve keşideci aleyhine icra takibi başlattığını, müvekkilinin borcu bulunmadığı halde icra ve haciz baskısı altında, ihtirazi kayıt ile dosya borcu olan 107.706,88 TL’yi icra dosyası hesabına yatırdığını, müvekkilinin kendisinden sonra gelen ciranta ... Malzemeleri Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ile hiçbir ticari veya başkaca ilişkisinin mevcut olmadığı, dava konusu çekin Zet Deri Tekstil...Ltd. Şti. ve dolayısıyla devamındaki cirantaların eline hile ve kötüniyetle geçtiğini, ileri sürerek müvekkili şirketin icra dosyasına icra baskısı altında ihtirazi kayıt ile yatırmış olduğu 107.706,88 TL’nin ödeme tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte istirdatına ve müvekkili şirkete verilmesine ve tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, istirdat davası koşullarının oluşmadığını, müvekkilinin iyiniyetli meşru alacaklı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar davaya yanıt vermemiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, TTK'nın 704. maddesi gereği davacının kendisinin yetkili hamil olduğunu kanıtlamasının yanında yeni hamilin çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğunu veya iktisapta ağır kusurlu bulunduğunu da kanıtlaması gerektiği, davacının, davalıların çeki kötü niyetle veya ağır kusurlu bir şekilde iktisap ettiği hususlarını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu İş Bankası ...Havalimanı İstanbul Şubesine ait, keşidecisi Terranova firması olan, 15.01.2017 keşide tarihli, 82.500,00 TL bedelli çekin lehtarının IBS Medya olup cirantaların sırasıyla IBS Medya, Yelken Prodüksiyon, davacı şirket, Zet Deri, ... ve ... olduğu, davacı tarafından çekin zayi edildiği iddiasıyla İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1233 Esas sayılı dosyasında çek iptali davası açılarak mahkemece 29.12.2016 tarihinde çeke ilişkin ödeme yasağı kararı verildiği, çekin son hamil ... tarafından alınan ihtiyati haciz kararı ile Çorlu 2. İcra Müdürlüğünün 2017/895 Esas sayılı dosyasında takibe konu edilmesi üzerine, takip tarihi sonrası ve ödeme emri tebliği öncesinde çek bedeli ve ferileri olmak üzere 107.706,88 TL'nin davacı tarafından ihtirazi kayıtla 31.01.2017 tarihinde icra dosyasına ödendiğinin anlaşıldığı, ispat yükü üzerinde bulunan davacı, davalıların çeki iktisapta kötüniyetli veya ağır kusurlu olduklarını kanıtlamak zorunda olup, davacı tarafça bu hususun kanıtlanamadığı, aksine davalı ... tarafından, çekin yetkilisi bulunduğu Nilda firması tarafından dava dışı Ustaoğlu Petrol firmasına yapılan araç satış bedeline mahsuben alındığı, her iki tarafın ticari defter kayıtlarıyla kanıtlandığı, bu durumda ilk derece mahkemesince davanın reddine karar karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 29.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2738 E., 2021/1513 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı TTK’nın 792. (e TTK’nın 704) maddesi;
Hukuk Genel Kurulu         2017/2738 E.  ,  2021/1513 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili tarafından keşide edilen 30.11.2011 keşide tarihli 10.000TL ve 30.12.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli çeklerin 24.12.2010 tarihinde müşterisi olan dava dışı ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin işyerinde meydana gelen hırsızlık sonucu çalındığını, çalınan çekler hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yapıldığını ve çeklerin ibrazı hâlinde el konulmasına karar verildiğini, ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. tarafından Bucak Asliye Hukuk Mahkemesinde çek iptali davası açıldığını, mahkemece ödeme yasağı kararı verildiğini, aynı mahkemece 12.07.2011 tarihinde verilen kararla, içlerinde dava konusu çeklerin de bulunduğu 18 adet çeke ilişkin iptal kararı verildiğini, iptal kararı üzerine 13.07.2011 tarihinde çeklerin bedelinin ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti’ye ödendiğini, sonrasında davalı banka tarafından bu çeklerle ilgili ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti ve müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, çeklerin arka yüzünde bulunan ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’ye ait olduğu iddia edilen kaşenin sahte olduğunu, imzanın da bu şirket yetkilisine ait olmadığını, ciro silsilesinin kopuk olduğunu, anılan şirket tarafından icra takibine itiraz edildiğini, imzaya itirazın Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli ve 2012/527 E., 2012/873 K. sayılı kararı ile kabul edildiğini, davalı bankanın söz konusu çeklerle ilgili el koyma ve ödeme yasağı kararı bulunmasına rağmen çekleri kredi borçlusundan ciro yolu ile teslim alarak icra takibine geçtiğini ileri sürerek icra takibine konu çekler nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dışı kredi borçlusunun kredi borcuna mahsuben çekleri müvekkiline verdiğini, ciro ile devredilen çeklerin icra takibine konulduğunu, davacının çek iptali kararının tarafı olmadığını ayrıca söz konusu davanın hasımsız olarak açıldığını ve kararın tarafı olmayan müvekkili bankaya karşı ileri sürülemeyeceğini, çekle ilgili ödeme yasağı kararının bulunmasının icra takibine engel olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.03.2014 tarihli ve 2013/59 E., 2014/130 K. sayılı kararı ile; dava konusu çeklerdeki ciranta imzasının dava dışı ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. yetkilisine ait olmadığının tespit edildiği, davacının bu iddiasını ve ödeme iddiasını davalı bankaya karşı ileri sürüp süremeyeceği noktasında değerlendirme yapılmasının gerekli olduğu, çeklerin bedelinin ödenmiş olması nedeniyle karşılıksız kaldığının çekleri elinde bulunduran iyi niyetli hamillere karşı ileri sürülemeyeceği, davalı bankanın çekleri iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin kanıtlanması gerektiği, çeklerin bedelinin ödendiği yolundaki beyanın, davalı bankanın bu hususu bilerek çekleri iktisap ettiğini kanıtlamaya yeterli olmadığı, çeklerdeki imzanın sahte olduğu hususunu ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin bankaya karşı ileri sürebileceği, davalı bankanın çekleri iktisap ederken davacının zararına hareket ettiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.11.2015 tarihli ve 2015/3780 E., 2015/15622 K. sayılı kararı ile; “…Dava, borçlu bulunulmadığının tespitine ilişkindir. Dava konusu çekte davacı keşideci, davalı ise son hamildir. Lehdar olan ... Halı Mefruşat Tic. ve San. Ltd. Şti. elinde iken söz konusu çekler zayi olmuş, lehdar tarafından mahkemeye başvurularak zayi kararı alınmıştır. Zayi kararını alan lehdar, keşideciye başvurarak alacağını tahsil etmiştir. Keşideci zayi kararına istinaden yapmış olduğu iyi niyetli ödeme nedeni ile borçtan kurtulur. Bu nedenle mahkemece davanın kabulü gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.03.2017 tarihli ve 2017/39 E., 2017/191 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca imzasını inkâr etmeyen keşidecinin, lehtarın imzasının sahte olduğu iddiasına dayalı olarak sorumluluktan kurtulamayacağı, lehtara karşı ödeme yapılmış olmasının keşideci ile lehtar arasındaki kişisel ilişki niteliğinde olup, bu nitelikteki şahsi def’îlerin ciro yolu ile çeke hamil olan kişiye karşı ileri sürülebilmesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 818/1-e maddesinin göndermesiyle aynı Kanun’un 687/1 maddesi uyarınca hamilin çeki iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olmasının kanıtlanması koşuluna bağlı olduğu, bankanın da çekleri iktisap ederken davacının zararına hareket ettiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davaya konu çeklere ilişkin olarak iptal kararı alan lehtara ödeme yapan keşidecinin, yaptığı ödeme nedeniyle çekleri sonradan elinde bulunduran hamile karşı çeklerin bedelinden sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelere ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. 13. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir 14. Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221). 15. Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna, Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268). 16. Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek düzenleyen, muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Ticarî hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir. 17. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 757/1. maddesine göre, iradesi dışında çek elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatap bankayı çeki ödemekten menedilmesini isteyebilir. Aynı Kanun’un 759. maddesi uyarınca, çeki eline geçiren kişi bilinmiyorsa, çekin iptaline karar verilmesi istenebilir. İptal isteminde bulunan kişi, çek elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. 18. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 764. maddesi uyarınca elden çıkan çek, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, mahkemece çekin iptaline karar verilir. Çekin iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, iptal talebinde bulunan keşideciye karşı çekten doğan istem hakkı ileri sürebilir. 19. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesine göre, çekten dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’îleri başvuran yetkili hamile karşı ileri süremez. Ancak hamil, çeki iktisap ederken çekin keşidecinin rızası dışında elinden çıktığını ya da çekin karşılığının daha önce çeki elinde bulunduran kişiye keşideci tarafından ödendiğini bile bile keşidecinin zararına hareket etmiş olması durumunda keşideci hamile karşı kötü niyet def’înde bulunabilir. 20. Çek hakkında iptal kararı verilerek bu karara dayalı olarak keşidecinin lehtara ödeme yapmış olması yetkili hamile karşı 6102 sayılı TTK’nın 687. maddesi gereği ileri sürülemeyeceğinden keşidecinin çekin lehtar tarafından iptal ettirilmesi ve buna dayalı olarak lehtara ödemede bulunması def’ini ancak lehtara karşı ileri sürebilir. Bunu yanında çeki elinde bulunduran yetkili hamile karşı ileri süremez. 21. Çeklerin devrinin nasıl yapılacağı 6102 sayılı TTK’nın 788. maddesinde poliçeden ayrı ve özel olarak düzenlenmiştir. Bu maddeye göre açıkça “emre yazılı” kaydıyla veya bu kayıt olmadan belirli bir kişi lehine ödenmesi şart kılınan bir çek, ciro ve zilyetliğin geçirilmesiyle devredilebilir. Keza 6102 sayılı TTK’nın 818. maddesinin göndermesi ile aynı Kanun’un 684. maddesine göre, ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile çekten doğan bütün haklar devrolunur. 22. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde çekin bir başka anlatımla çek üzerindeki hakkın bir başkasına devri için ciro ve kişiye çekin zilyetliğinin geçirilmesi gerekir. Ciro ise 6102 sayılı TTK’nın 683. maddesine göre, çek arka yüzüne veya çeke bağlı olan ve “alonj” denilen bir kâğıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması ile mümkündür. Bu nedenle cirantanın imzasını taşımayan ciro geçerli ciro sayılmaz. Böyle bir ciro ise çek üzerinde bulunan hakkın devrini sağlamaz. 23. Çekte hak sahibi olabilmek için yetkili hamil olmak gerekir. 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre, cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere bir çeki elinde bulunduran kişi yetkili hamil olduğunu yani çek üzerindeki hakkın kendisine ait olduğunu çek üzerinde bulunan birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat edebilir. Çek üzerindeki cirolar birbirini takip etmiyor veya ciro zincirinde bulunan cirolardan biri geçersiz veya sahte olması dolayısı ile ciro zincirinde kopukluk olması durumunda çekteki hak, kopukluktan sonraki kişilere geçmeyeceği için ciro zincirinde kopukluk olan çeki elinde bulunduran hamil yetkili hamil sayılamaz. Yetkili hamil olmadığı için de ciro zincirinin koptuğu kişiden itibaren ciranta ve keşideciden talepte bulunamaz. 24. Her ne kadar çeki elinde bulunduran kişi yetkili hamil olduğunu ispat edememiş olması nedeniyle yani ciro zincirinde kopukluk olması durumunda kopukluktan önceki lehtar ve keşideciye gidemez ise de, 6102 sayılı TTK’nın 677. maddesinde ki; “Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını, sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez.” düzenlemesi karşısında “imzaların istiklali (bağımsızlığı) ilkesi” gereği ciro zincirinin kopmasından sonraki cirantalara başvurabilir. 25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Antalya 7. İcra Müdürlüğünün 2012/2568 E. sayılı icra dosyasında, davalı banka tarafından davacı keşideci ile birlikte dava dışı lehtar ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. ve ciranta Cemil Durmuş hakkında uyuşmazlığa konu iki adet çek nedeniyle kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi yapılmıştır. 26. Davacı keşideci tarafından düzenlenen 30.11.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli ve 30.12.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli çeklerin dava dışı lehtar ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin işyerinde meydana gelen hırsızlık sonucu çalınması üzerine lehtar tarafından Bucak Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan çek iptali davası sonucunda mahkemenin 12.07.2011 tarihli ve 2011/88 E., 2011/480 K. sayılı kararı ile aralarında dava konusu çeklerin de bulunduğu on sekiz adet çekin iptaline karar verilmiştir. 27. Dava konusu çeklerin iptaline karar verilmesi üzerine, 13.07.2011 tarihinde davacı keşideci tarafından, iptaline karar verilen iki adet çek nedeniyle lehtara ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. 28. Dosya içerisinde yer alan 22.01.2014 tarihli bilirkişi raporuna göre dava konusu iki adet çekte yer alan lehtara ilişkin imzaların şirket yetkilisine ait olmadığı tespit edilmiş, Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli ve 2012/527 E., 2012/873 K. sayılı kararı ile, davalı banka tarafından başlatılan icra takibine ilişkin olarak dava dışı lehtar tarafından çeklerdeki imzaya itiraz edilmesi üzerine, dava dışı lehtarın imzaya itirazının kabulü ile dava dışı lehtar yönünden takibin durdurulmasına karar verilmiştir. 29. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 792. maddesindeki, “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790 ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” şeklindeki düzenlemenin, çeki elinde bulunduran kişinin geçerli ve birbirini takip eden cirolarla yetkili hamil olduğunu ispat etmesi durumunda ancak çeki kötü niyetli veya ağır kusurlu olarak iktisap etmesi durumunda iade ile mükelleftir. 30. Mahkemece alınan bilirkişi raporu ve Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli kararı ile her iki çekteki lehtarın cirosunun sahte olduğu anlaşıldığına göre, 6102 sayılı TTK’nın 684. ve 788. maddeleri uyarınca geçerli bir ciro bulunmadığından çek üzerinde bulunan hakkın çekte ciranta olarak görünen Cemil Durmuş’a devrinin gerçekleşmediği böylece çek üzerinde hakkı olmayan Cemil Durmuş’un yaptığı ciro ile de çekteki hakkın çeki elinde bulunduran bankaya geçmediği anlaşılmaktadır. 31. Bu durumda davalı bankanın, 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre yetkili hamil olduğunu birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat edemediği, bir başka anlatımla lehtar cirosunun sahteliği ile ciro zincirinde kopukluk olması nedeniyle yetkili hamil olduğunu kanıtlayamadığından ciro zincirindeki kopukluktan önceki lehtar ve keşideciye başvurma hakkı bulunmamaktadır. 32. Somut olayda, lehtarın cirosunun sahte olması nedeniyle birbirini takip eden geçerli ciro zinciri olmadığı için davalı bankanın 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre yetkili hamil olduğunu yani kendisine çek üzerinde bulunan hakkın geçtiğini ispat edemediğinden aynı Kanun’un 792. maddesine göre ispat yükünün davacı keşidecide olduğu düşünülemez. Çünkü 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesindeki düzenleme, çeki 6102 sayılı TTK’nın 788. maddesine göre geçerli bir ciro ile hakkın devredildiği ve yine 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat eden yetkili hamiller içindir. 33. Bu durumda çeki elinde bulunduran davalı bankanın, çeklerdeki lehtarın cirosunun sahte olması nedeniyle çeklerdeki hakkın geçerli ve birbirine bağlı ciro zinciri ile hak sahibi olduğunu ispat edemediğinden ve keşideciye başvuru hakkı bulunmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. 34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, dava konusu çeklerde davacı keşideci olup, davalının çeklere ciro yolu ile hamil olduğu, davacı keşidecinin kendi imzasını inkâr etmediği, ciro metnine göre ciro silsilesinde kopukluk bulunmadığı, lehdarın imzası sahte olsa bile imzaların istiklâli ilkesi karşısında bu durumun davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmayacağı, ancak çeklerin lehdarı olan şirket tarafından açılan çek iptali davası sonucunda uyuşmazlığa konu çeklerin iptaline karar verilmesi üzerine davacı keşideci tarafından çeklerin lehtarına iyiniyetli olarak ödeme yapıldığı, yapılan iyi niyetli ödeme nedeniyle davacı keşidecinin borçtan kurtulacağı, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 35. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun'un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 30.11.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede, oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, davaya konu çeklere ilişkin olarak iptal kararı alan lehdara ödeme yapan keşidecinin, yaptığı ödeme nedeniyle, çeki elinde bulunduran hamile karşı çek bedelinden sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Türk Ticaret Kanununun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinilmiştir (6102 TTK’nın 778, 818, eTTK. 690, 730). 6102 sayılı TTK’nın 818. (eTTK’nun 730) maddesi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken aynı yasanın 677. (eTTK’nun 589) maddesi uyarınca “bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzalar içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez”. İmzaların bağımsızlığı (istiklali şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (Keşidecinin, cirantanın avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar. Geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “imzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hâli, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, 6102 sayılı TTK’nun 677 (eTTK 589) maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Çekteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Çekin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir (Reha Poroy/ Ünal Tekinalp Kıymetli Evrak Hukuk Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, s. 141-142; Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2.Bası, Ankara 1997, s. 414 vd; Hüseyin Ülgen/ Mehmet Helvacı/Abuzer Kendigelen / Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, s. 126 ve Naci Kınacıoğlu; Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, s. 122 vd; Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu, Kıymetli Evrak ve Taşıma, Ankara 1988, s. 174 vd.-s. 286; Yargıtay 11 HD: 3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku İstanbul 1998, s.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, c.II, 3, Baskı, Ankara 1990 s.1611 vd. Fırat Öztan-Ticarî Senetlerde İmzaların İstiklâli İlkesi. Batıder, Aralık 1979, cx, s. 391-396). Kambiyo senedindeki zincirleme ve birbirlerine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticarî Senetlerin İptali Davaları ve Ticarî Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s. 295; Doğanay s. 1646-1647; Murat Alışkan: Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998 , s.255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamada Ticarî Kanunu, 1. Cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticarî Senetler:Ankara 1998, s.363). Cirosu kabil çeklerin teşhis işlevini düzenleyen 6102 sayılı TTK’nın 790. (6762 s. TTK’nın 702.) maddesi; “Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse, bu son ciroyu imzalayan kişi çeki beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır.” hükmüne haizdir. Ayrıca 6102 sayılı TTK’nın 818/1-d (e TTK’nın 730/1-4) maddesindeki yollamayla çekler hakkında da uygulanacak olan aynı Kanun’un 684/1. (e TTK’nın 596/1) maddesi uyarınca da; ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile poliçeden doğan bütün hakların devrolunacağı düzenlenmiştir. Anılan kanunî hükümlerden hareketle çeki muntazam bir ciro zinciriyle elinde bulunduran kişi, meşru hamil sıfatını kazanarak çekten doğan tüm hakları kullanabilecektir. 6102 sayılı TTK’nın 792. (e TTK’nın 704) maddesi; “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. (702.) maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” hükmünü haiz olup anılan kanunî hüküm bağlamında iyi niyetli hamilin hak sahibi olmayan kimselerden elde ettiği kazanımlar korunmaktadır. Bu kapsamda bir kimsenin muntazam bir ciro zinciriyle çeki iktisabı, kendisine ancak şekli anlamda meşru hamil sıfatını kazandıracak olup maddi hukuk anlamında hak sahipliğinin mevcudiyeti için devralanın çeki iktisabında kötü niyetinin yahut ağır kusurunun bulunmaması gerekmektedir. Aksi takdirde 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi uyarınca açılacak istirdat davası sonucu çeki iadeye mecbur kalır (Kendigelen, A.: Çek Hukuku, İstanbul 2019, s.237-238). Uyuşmazlığın zayi iptal kararı elinde bulunan lehdara keşidecinin ödeme yapması durumuna ilişkin olması nedeniyle, kıymetli evrakın ziyaı ve iptali hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 651-653., 757-765. maddelerinde (6762 sayılı TTK’nın 563-565., 669-677. maddeleri) kıymetli evrakın ziyaı ve iptali konuları genel bazı esaslara bağlanmıştır (6102 s. TTK’nın 818/1-5, e TTK’nın 730/1-20 maddelerinin atfıyla çekler hakkında da poliçenin iptali hükümleri uygulanır). Buna göre kıymetli evrak zayi olduğu takdirde, mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir. İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilir. Kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptali talebinde tedbiren ödeme yasağı talep edilebilir ve mahkemece ödeme yasağı kararı verilebilir. Alacaklının senedin zilyetliğini kaybetmesi hâlinde, artık onu ibraza imkânı kalmaz. Senedin iptaline karar verebilmek için, senedi zayi eden şahsın, yani iptal talebinde bulunan davacının senette mündemiç hakkının ortadan kalkmamış olması lazımdır. Kıymetli evrakın iptali kararı, davacının hak sahipliğini borçluya karşı göstermesi bakımından önemlidir. Yani, hak sahibinin teşhisine imkân verir. Bu husus, iptal kararının “olumlu sonucu”dur. İptal kararını alan şahıs, iptal edilmiş senette mündemiç hakları dermeyan edebilir ve borçlu da kendisine ödemede bulunarak borcundan kurtulabilir. Yalnız, bu sonucun doğabilmesi için gözden kaçırılmaması gereken husus, borçlunun iyi niyetli hareket etmiş bulunmasıdır (6102 sayılı TTK md 646/2, 6762 sayılı TTK md 558/2). İkinci olarak, verilen iptal kararı ile zayi edilen kıymetli evrakın bu özelliği kısmen yok edilmekte, teşhis fonksiyonu kaldırılmaktadır. Bu da kararın “olumsuz sonucu”dur. Bu kararın verilmesi ile bir taraftan artık hakkın dermeyanı bakımından senedi elde bulundurmak ve ibraz etmek mecburiyeti kalmamakta, diğer taraftan da böyle bir şey zaten gereksiz bir hâl almaktadır. Kısacası, iptal kararını alan davacı, borçludan kendisine senedi ibraz etmeden ödemede bulunmasını isteyebilmek hakkını kazanmaktadır. Bunun borçlu bakımından anlamı ise senedi ibraz edene ödemek mecburiyetinin ortadan kalkmış olmasıdır. İptal kararı ile zayi edilen senedin kıymetli evrak olma özelliği sadece kısmen ortadan kalkmakta, hakkı devir fonksiyonu ise devam etmektedir. Bunun sonucu olarak, iptal edilmiş bir senedin iyiniyetle iktisabı mümkündür. Gerçi iyi niyetli müktesip, elindeki senede dayanarak borçludan ödeme talebinde bulunamaz ama davacıya (burada iptal kararı alan lehdara) karşı senet bedelini talep hakkı mevcuttur. Bu durum, senedi zayi eden kimsenin ve borçlunun lehinedir. Dolayısıyla, senedin o esnada hamili bulunması muhtemel üçüncü şahısların menfaati bu iki şahsın menfaatine feda edilmektedir. İptal kararının her iki etkisi de “hak sahipliğinin teşhisi (tespiti)” meselesine ilişkindir. Kararın maddi hukuk yönünden herhangi bir etkisi yoktur. Bu kararla senedi elinde bulunduran üçüncü şahsın hakkının sona erdiği, onun yerine artık bundan böyle davacının hak sahibi olduğu sonucuna da varılamaz. Eğer senet üçüncü bir şahsın elindeyse, bu şahsın alacaklı sıfatı, verilen iptal kararına rağmen devam eder. Demek oluyor ki, iptal kararı sadece davacının senedi ibraz edememesine rağmen hak sahibi imiş gibi kabul edilmesine imkân vermektedir. Kıymetli evrakta hak ile senet arasında mevcut sıkı bağlılık ancak bu ölçüde çözülmektedir (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Bası, sayfa 274-277). İptal kararı hamili ile borçlu keşideci arasındaki ilişkiler yönünden iptal kararının sonuçlarını incelediğimizde: Davacı ile borçlu arasındaki ilişkiler iptal kararının verilmesi ile başlar ve yürürlükte kaldığı sürece de devam eder. Davacının hakkı talep edebilmesine imkân verir. Borçlunun iptal kararına rağmen, davacının hak sahibi olmadığını iddia etmek imkânı vardır. Ancak bunun sonuçlarına kendisinin katlanacağı tabiidir. Ödemede bulunduğu şahıs, gerçek alacaklı olmasa dahi mevcut iptal kararına güvenerek yaptığı ödeme ile borçlu borcundan kurtulur. Davacının gerçek alacaklı olmadığını bildiği veya bu hususta hileli davrandığı kabul edilebildiği takdirde yaptığı ödemenin borçluyu borcundan kurtarması ise mümkün değildir. Kambiyo senetlerinde iptal kararı, bu kararı almış bulunan davacıya haklarını asıl borçluya karşı kullanmak imkânını verir. Kabul eden muhatap veya bonoyu düzenleyen şahıs, asıl borçlu olarak nitelenir. İptal kararı hamili ancak kabul eden muhataptan ödeme talebinde bulunabilir. Bonoda kabul eden muhatabın yerini, senedi düzenleyen alır (Öztan, sayfa 277-285). Borçlu, iptal kararı ibraz eden lehdara ödemede bulunduğu takdirde, ödediği miktar oranında borçtan kurtulur. İptal kararı verildikten sonra ve fakat daha davacı bir talepte bulunmadan önce, senede zilyet olan üçüncü şahıs, senedi ibraz ederek ödeme talebinde bulunursa borçlu bakımından yapılacak en doğru hareket, senet bedelini tevdi etmektir. Bu suretle, borçlu borcundan kurtulur, öte yandan senedin zilyedi ile iptal davasının davacısı içlerinden hangisinin haklı olduğunun tespiti için mahkemeye başvurabilirler. Senet hamili, burada kendi hakkının daha üstün olduğunu tespit ettirebilirse, senet bedelinin kendisine verilmesini talebe hak kazanır. Senet hamilinin bu arada iptal kararı hamiline ödemede bulunulmaması için tedbir mahiyetinde ödeme yasağı kararı alıp bunu tebliğ ettirmesi de mümkündür. Senet hamili, iptal kararı hamiline ödeme yapıldıktan sonra borçluya başvurmuşsa, sebepsiz iktisap kurallarına dayanarak ödenen meblağın kendisine verilmesini isteyebilir. Ancak iptal kararı hamilinin sebepsiz bir iktisabı olayların çoğunda mevcut değildir. Borçlu, davacının iptal kararı almış olmasına rağmen, hak sahibi

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, "görüldüğünde ödenecek" vadeli bir poliçenin ibraz süresi ve bu sürenin hukuki niteliği hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Düzenlenme tarihinden itibaren 6 ay içinde ibraz edilmelidir; bu süre hak düşürücüdür.
B) Düzenlenme tarihinden itibaren 1 yıl içinde ibraz edilmelidir; bu süre hak düşürücüdür.
C) Düzenlenme tarihinden itibaren 1 yıl içinde ibraz edilmelidir; bu süre zamanaşımı süresidir.
D) Vade tarihinden itibaren 2 iş günü içinde ibraz edilmelidir; bu süre düzenleyici işlemdir.
E) Kabul tarihinden itibaren 1 yıl içinde ibraz edilmelidir; keşideci bu süreyi uzatamaz.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol