6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 780

Türk Ticaret Kanunu 780. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 780- (1) Çek; a) Senet metninde “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olarak kullanılan kelimeyi, b) Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi, c) Ödeyecek kişinin, “muhatabın” ticaret unvanını, d) Ödeme yerini, e) Düzenlenme tarihini ve yerini, f) Düzenleyenin imzasını, g) (Ek: 15/7/2016-6728/70 md.) Banka tarafından verilen seri numarasını, h) (Ek: 15/7/2016-6728/70 md.) Karekodu, içerir. (2) (Ek fıkra : 15/7/2016-6728/70 md.) Çek alacaklıları, ellerinde bulunan çek ile çek hesabı sahibine ve bu çeki düzenleyenlere ilişkin verilere karekod aracılığıyla erişim sağlayabilir. Karekod ile; a) Çek hesabı sahibinin adı, soyadı veya ticaret unvanı, b) Çek hesabı sahibinin tacir olması hâlinde, ticaret siciline tescil edilen yetkililerinin adı, soyadı veya ticaret unvanı, c) Çek hesabı sahibinin, çek hesabı bulunan toplam banka sayısı, d) Çek hesabı sahibine ait bankalara ibraz edilmemiş çek adedi ve tutarı, e) Düzenlenerek bankalara teslim edilen çeklerin adedi ve tutarı, f) Son beş yıl içerisinde ibrazında ödenen çeklerin adedi ve tutarı, g) İbraz edilen ilk çekin ibraz tarihi, h) İbraz edilen son çekin ibraz tarihi, ı) İbrazında ödenen son çekin ibraz tarihi, i) Son beş yılda “karşılıksızdır” işlemi gören ve halen ödenmemiş çeklerin adedi ve tutarları, j) Son beş yılda “karşılıksızdır” işlemi gören ve sonradan ödenen çeklerin adedi ve tutarı, k) Son beş yılda “karşılıksızdır” işlemi gören son çekin ibraz tarihi, l) Çek hesabı sahibi hakkında çek hesabı açma yasağı bulunup bulunmadığı, varsa yasaklama kararının tarihi, m) Her bir çek yaprağı ile ilgili olarak tedbir kaydı olup olmadığı, n) Çek hesabı sahibi tacirse, iflasına karar verilip verilmediği, iflasına karar verilmişse kararın tarihi, çek hesabı sahibi ya da cirantanın rızası aranmaksızın üçüncü kişilerin erişimine sunulur. (3) (Ek fıkra : 15/7/2016-6728/70 md.) İkinci fıkrada belirtilen verilere ulaşılmasını sağlayacak karekod okutma ve bilgi paylaşım sistemi 5411 sayılı Kanunun ek 1 inci madde hükmü uyarınca kurulan Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi tarafından oluşturulur. Risk Merkezi sistemdeki verileri, 5411 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin on birinci fıkrası uyarınca bilgi alışverişini gerçekleştirdiği şirket ile paylaşmaya yetkilidir. Bu yetki kullanıldığı takdirde sistem bilgilerin paylaşıldığı şirket nezdinde kurulabilir. (4) (Ek fıkra : 15/7/2016-6728/70 md.) Çekte yer alacak MERSİS numarası ile karekodun tanım ve içerikleri ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığının müştereken çıkaracağı tebliğle belirlenir. II - Unsurların bulunmaması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

11 karar eşleşti
19. Ceza Dairesi, 2019/35817 E., 2020/415 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
(10) (Ek: 15/7/2016-6728/62 md.) Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder.
19. Ceza Dairesi         2019/35817 E.  ,  2020/415 K. "İçtihat Metni" A-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, 23.10.2019 tarihli ve 2019/111 sayılı kararında; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli, 2019/1436 esas 2019/2048 karar sayılı, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarihli, 2019/3250 esas 2019/1043 karar sayılı, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli, 2017/1903 esas 2017/1873 karar sayılı kararları ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarihli, 2018/45 esas 2018/5044 karar sayılı, ... 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarihli, 2018/2678 esas 2018/4555 karar sayılı, ... 10. Ceza Dairesinin 22.11.2018 tarihli, 2018/3320 esas 2018/3214 karar sayılı kararları arasında; "...Bazı yer Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerince; muhatap banka tarafından çeşitli nedenlerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı durumlarda da 5941 sayılı Kanun'un 5/(1). maddesindeki suçun oluşabileceği, İcra Ceza Mahkemesince suça konu çekin sıhhati ile ilgili olarak açılmış başkaca bir ceza davası veya soruşturması olup olmadığının veya çek üzerindeki keşideci imzasının çeki düzenleme yetkisine sahip kişiye ait olup olmadığının araştırılarak, sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesinin zorunlu olduğu gerekçeleriyle, ilk derece mahkemelerince sırf muhatap bankaca "karşılıksızdır" işlemi yapılmamış olması nedeniyle verilen "beraat" kararlarının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ortadan kaldırıldığı, Bazı yer Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerince ise; muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının, 5941 sayılı Kanun'un 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun "maddi unsuru" veya "objektif cezalandırılabilme şartı" olduğu kabul edilerek, ilk derece mahkemelerince çekle ilgili değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmamasına rağmen verilen mahkumiyet kararlarının hukuka aykırı olacağı gerekçesiyle ortadan kaldırılarak yerine "beraat" kararları verilmek suretiyle istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair kararlar verildiği..." anlaşıldığından, Sonuç olarak; 5235 sayılı "Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun"un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35/3. maddesi çerçevesinde, aynı nitelikteki davalarda farklı kararlar verilmesi nedeniyle uyuşmazlık bulunduğuna karar vermiş ve çıkan uyuşmazlığın 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi gereği, Yüksek Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından giderilmesini istemiştir. 5235 sayılı Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35. maddesinde, her ne kadar ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu'nun, uyuşmazlığın giderilmesi hususunda "kendi görüşünü de ekleyerek" Yargıtay'dan bir karar verilmesini isteyebileceği düzenlenmişse de; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu tarafından oy birliğiyle alınan kararda, uyuşmazlığın esasının ne şekilde çözülmesi gerektiğine dair herhangi bir görüş belirtilmeksizin uyuşmazlığın Dairemizce çözülmesine karar verildiği görülmekle, bu yöndeki eksikliğin, uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesine engel oluşturmadığı değerlendirilmiştir. B-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR 1-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarih ve 2017/1903 E. 2017/1873 K. sayılı kararı, 2-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarih ve 2019/3250 E. 2019/1425 K. sayılı kararı, 3-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarih ve 2019/1436 E. 2019/2048 K. sayılı kararı, 4-) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarih ve 2018/45 E. 2018/5044 K. sayılı kararı, 5-) ... 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarih ve 2018/2678 E. 2018/4555 K. sayılı kararı, 6-) ... 10. Ceza Dairesinin 22.11.2018 tarih ve 2018/3320 E. 2018/3214 K. sayılı kararı. C-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARININ ÖZETLERİ 1-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli, 2017/1903 E. 2017/1873 K. sayılı Kararı Adana 1. İcra Ceza Mahkemesinin, 11.04.2017 tarihli, 2017/55 E. 2017/281 K. sayılı kararıyla; tüzel kişiye ait çekin süresinde bankaya ibrazında, "...çekteki keşideci imzasıyla banka kayıtlarında bulunan örnek keşideci imzalarının birbirini tutmaması..." nedeniyle "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı somut olayda, çek hesabı sahibi olan borçlu anonim şirketin mali işlerini yönetmekle görevli sanık hakkında açılan davada, ortada "karşılıksızdır" şerhi verilmiş bir çek bulunmadığından "şikayetin reddine" karar verdiği, Müşteki vekilinin şikayetin reddi kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.11.2017 tarihli kararında; Hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunması, 5941 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun belirlenebilmesi için muhatap banka tarafından yapılan imza karşılaştırması hususunda keşidecinin beyan ve savunmasının alınması suretiyle öncelikle imzanın kendisine ait olup olmadığının sorulması, imza inkarına dayanan bir suç duyurusu veya açılmış bir dava olup olmadığının araştırılması, gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmasından sonra bu hususun net olarak tespitinden sonra; suçun unsurları açısından bir değerlendirme yapılarak, ibraz tarihi itibarıyla çek bedelinin muhatap bankada bulunup bulunmadığının da araştırılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve tartışılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır. 2-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 Tarihli, 2019/3250 E. 2019/1425 K. sayılı Kararı Kahramanmaraş İcra Ceza Mahkemesinin, 16.05.2019 tarihli, 2018/112 E. 2019/914 K. sayılı kararıyla; tüzel kişiye ait çekin süresinde bankaya ibrazında, banka görevlisince "...mahkemece verilen tedbir kararı nedeniyle..." çek üzerinde herhangi bir işlem yapılmadığı somut olayda, suçun unsurları oluşmadığından sanığın "beraatine" karar verdiği, Müşteki vekilinin beraat kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 27.09.2019 tarihli kararında; CMK'nin 280/1-d maddesi gereği duruşmada hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılmasının bozma nedeni olduğu, CMK'nin 195. maddesi hükmü gereği sadece adli para cezası gerektiren suçlarla ilgili ceza davalarında sanığa meşruhatlı davetiye tebliği ile duruşmaya devam edilebileceği, ancak somut olayda sanığa TK 21/1. maddesine göre yapılan tebligatın kime yapıldığı anlaşılmadığı gibi usulsüz olduğu, suça konu çekin aslının dosyaya celbi gerekirken dosyadaki çekin ön ve arka yüzünün fotokopisinden hareketle ve ilgili bankaya suç tarihinde çek karşılığının olup olmadığı sorulmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olacağı, çekle ilgili olarak mahkeme tarafından konulan tedbirin hangi amaçla konulduğunun ve davanın taraflarının kimler olduğunun sorulması ve tedbir kararının akıbetinin araştırılmasının gerektiği, Çek Kanunu'nu "amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde çekin karşılıksız çıkması halinde uygulanacak yaptırımların belirlenmesinin amaçlandığı, aynı Kanunun 3. maddesinde ise karşılıksızdır işleminin nasıl yapılacağının anlatıldığı, banka memurunun bilgisizliği nedeniyle doğan sonuçların müştekiye yüklenemeyeceği, sonuç olarak tedbir kararına dair dosyanın celp edilip araştırma yapılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken sırf karşılıksızdır işlemi yapılmaması nedeniyle beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına, dosyanın yeninden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır. 3-) Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli, 2019/1436 E. 2019/2048 K. sayılı Kararı Kahramanmaraş İcra Ceza Mahkemesinin, 21.03.2019 tarihli, 2019/21 E. 2019/416 K. sayılı kararında; çekin süresinde bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından, "...imza keşideci imzasına benzemediğinden..." karşılıksızdır işleminin yapılmadığı, sanığın çeke ve imzaya dair bir itirazının olmadığı somut olayda, suçun unsurları oluşmadığından sanığın "beraatine" karar verdiği, Müşteki vekilinin beraat kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 15.10.2019 tarihli kararında; 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5. maddesinin gerekçesinde; çekin karşılıksız çıkması halinde ceza sorumluluğunun düzenlendiği, maddede tanımlanan suçun, çekin üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresinde ibrazında çek karşılığının banka hesabında tam olarak bulundurulmaması suretiyle oluşacağı, çekin karşılığını ibraz anında hesapta bulundurmamanın söz konusu suçu oluşturacağı, ibraz tarihinden önce veya sonra çek hesabında karşılığın bulundurulmasının suçun ibraz anında oluşmasına engel teşkil etmeyeceği, ancak bu durumun bir sonraki maddede yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması bakımından dikkate alınacağı şeklinde açıkça yazılmış olmasının hukuka aykırı olacağı, Kanun gerekçesinde de açıkça yazılı olduğu üzere, ibraz tarihinde çek karşılığını bankada bulundurmama eyleminin suçu oluşturacağı, objektif cezalandırma şartı olan "karşılıksızdır" işlemi yapılması şartının suçun unsuru olmadığı, karşılıksız işlemi yapılmasının TTK'ya göre çekin süresinde muhatap bankaya ibraz edilip edilmediğinin tespiti ve şikayet hakkı ile süresinin tespiti bakımından önem arz ettiği, dolayısıyla suçun maddi konusuna dair bir husus olduğu, Suça konu çeklerle ilgili olarak, mahkemelerce verilmiş ödemeden men kararı bulunması veya çekle ilgili başka bir ceza soruşturması veya ceza davası bulunması nedeniyle banka tarafından karşılıksızdır işlemi yapılmadığı durumlarda, çekin ibraz tarihindeki bankadaki karşılığı araştırılıp bu dava ve soruşturmaların da sonucu beklenerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği, Suça konu çeklerle ilgili olarak, ortada herhangi bir mahkemece verilmiş ödemeden men kararı veya çekle ilgili bir ceza soruşturması veya ceza davası olmadığı durumlarda, banka tarafından çekteki imzanın keşideci imzasına benzemediği veya değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmaması halinde ise; bankaca yapılan bu işlemin usule uygun olmasından söz edilemeyeceği, dolayısıyla bu gibi durumlarda, ibraz tarihinde çekin bankada karşılığı olup olmadığı araştırılarak sanık hakkında hüküm kurulabileceğinden bahisle, sanık hakkında suça konu çek üzerinde karşılıksızdır işlemi yapılmadığından verilen beraat kararının hukuka aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına, dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verdiği anlaşılmıştır. 4-) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 12.12.2018 tarihli, 2018/45 E. 2018/5044 K. sayılı Kararı Kayseri 1. İcra Ceza Mahkemesinin, 14.06.2017 tarihli, 2016/1451 E. 2017/787 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin süresinde bankaya ibrazında, "...keşideci imzasının banka kayıtlarındaki imzaya benzememesi nedeniyle..." karşılıksızdır işlemi yapılmadığı somut olayda, ibraz tarihinde çek hesabında karşılığının bulunmaması gerekçesiyle suçun unsurları oluştuğundan sanığın mahkumiyetine karar verdiği, Sanık müdafiinin mahkumiyet kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarihli kararında; Suça konu 6950910 seri numaralı çeke dair verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmaması nedeniyle suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle ilk derece mahkemesinin mahkumiyete ilişkin hükümlerinin gerekçeli karardan çıkartılarak, sanığın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine, Suça konu 6950911 seri numaralı çeke dair verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; gerekçeli karar başlığında suçun adının "çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" yerine "karşılıksız çek düzenleme" şeklinde yazılmasının hukuka aykırı olduğu, Sanık hakkında 6950911 seri numaralı çekle ilgili olarak kurulan mahkumiyet hükmünden sonra, 10/10/2017 tarihli ve 30206 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 26/07/2017 tarihli ve 2016/191 E. 2017/131 K. sayılı kararı ile 5941 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde bulunan "...çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından...” ibaresinin iptal edilmesiyle birlikte lehe kanun uygulaması yapılması gerektiğinden, hükmün düzeltilerek istinaf incelemesinin esastan reddine, iki farklı çek nedeniyle hükmedilen iki ayrı güvenlik tedbirinin aynı anda uygulamasının imkansız olması nedeniyle güvenlik tedbirine dair istinaf başvurusunun ve sair istinaf başvurularının esastan reddine karar verdiği anlaşılmıştır. 5-) ... 16. Ceza Dairesinin, 05.12.2018 tarihli, 2018/2678 E. 2018/4555 K. sayılı Kararı İstanbul 22. İcra Ceza Mahkemesinin, 23.01.2018 tarihli, 2017/451 E. 2018/29 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin çalıntı olduğu, bununla ilgili olarak menfi tespit davasının görülmeye devam ettiği, dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, çek hesabı sahibi tüzel kişi yöneticisi olan sanıkların imzalarıyla çekteki imzaların uyuşmadığını tespit edildiği, bu nedenle geçerli imzaları olmadığı için suç konusu bir çekten de suçun unsurundan da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle atılı suçun unsurları oluşmadığından sanıkların beraatlerine karar verdiği, Müşteki vekilinin beraat kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, ... 16. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarihli kararında; Suça konu çekle ilgili olarak banka tarafından 5941 sayılı Çek Kanunu 3/1. maddesi anlamında "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı anlaşılmakla, sanıkların beraatine dair sonucu itibarıyla yerinde olan kararda bir isabetsizlik görülmediğinden bahisle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdiği anlaşılmıştır. 6-) ... 10. Ceza Dairesinin, 22.11.2018 tarihli, 2018/3320 E. 2018/3214 K. sayılı Kararı Antalya 4. İcra Ceza Mahkemesinin, 21.06.2018 tarihli, 2018/260 E. 2018/756 K. sayılı kararıyla; suça konu çekin süresinde bankaya ibrazında, "çekteki imza ile keşideci imzası tutmadığından işbu çek işleme alınmamıştır" ibaresinin yazılı olduğu, ancak sanığın süresinde ibraz edilen çekle ilgili bankadaki çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmamasının suçun oluşması için yeterli olduğu gerekçesiyle sanığın mahkumiyetine karar verdiği, O Yer Cumhuriyet savcısının mahkumiyet kararına karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, ... 10. Ceza Dairesinin ise 22.11.2018 tarihli kararında; Çekle ilgili olarak "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının bu suçun neticesi olmayıp objektif cezalandırılabilme şartı olduğu, bu şart gerçekleşmediği için sanığa ceza verilemeyeceği anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu hususun duruşma yapılmaksızın düzeltilmesine imkan bulunduğundan bahisle, istinaf talebinin kabulüyle, ilk derece mahkemesi hükmünün ortadan kaldırılmasına, sanığın beraatine kesin olarak karar verdiği anlaşılmıştır. D-) KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ VE TALEBİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2019 tarihli, UG-2019/105205 sayılı "Uyuşmazlığın giderilmesi talebi" konulu yazısında; 5941 sayılı Kanun'un 5. maddesinden bahisle ve madde metninin tekrarlanmasıyla birlikte; "...Madde incelendiğinde süresinde ve ibraz tarihinde çek karşılığının ilgili çek hesabında bulundurulmamasının cezalandırıldığı, çek arkasına yazılan "karşılıksızdır" şerhinin kurucu değil tespit edici mahiyet taşıdığı, karşılığı olmayan çeklerde ilgili bankanın bu ibareyi çek arkasına yazmamasının çek keşide edenin sorumluluğunu kaldırmayacağı, ibraz edilen çekte çek keşidecisinin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya hiç sorumluluk yüklenmesine imkan tanımayan bir halin (imzanın keşideciye ait olmaması, çek üzerinde tahrifat yapılması gibi) olması halinde buna ilişkin tespitin de mahkemesince yapılabileceği, çekin sahte olması halinde ise uygulanacak usulün muhatap bankaca bilindiği gözetildiğinde, salt çek arkasına bankasınca çek karşılığının ibraz tarihinde hesapta olmadığını ifade eden "karşılıksızdır" ibaresi çek arkasına bir nedenle yazılmadı denilerek "çekte karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişinin cezalandırılmasına" dair suçun unsurlarının oluşmadığını söylemek usul ve yasalara aykırıdır..." şeklindeki değerlendirmeyle, Sonuç olarak; "696 sayılı KHK m.92/2. maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 35/1. madde ve fıkrası uyarınca Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 23/10/2019 tarih ve 2019/111 karar numaralı kararına istinaden değinilen kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi" talep edilmiştir. E-) KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER 1-) 5235 sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun"un, 20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi İle Değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" Başlıklı 35/3. maddesi "...(3)Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek, (Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir. 2-) 5941sayılı Çek Kanunu'nun İlgili Hükümleri a-) "İbraz, ödeme, çekin karşılıksız olduğunun tespiti ve gecikme cezası" başlıklı 3. maddesi; "(1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir. (2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır. (3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için; a) Karşılığının hiç bulunmaması hâlinde, 1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya üzerinde ise bin Türk Lirası, 2) Çek bedeli bin Türk Lirasının altında ise çek bedelini, b) Karşılığının kısmen bulunması hâlinde, 1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığı bin Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı, 2) Çek bedeli bin Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa ilave olarak bin Türk Lirasını, ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır. (4) Hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin imzalamaktan kaçınması hâlinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz. (5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmî ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır. (6) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil kısmî ödeme hâlinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi, icra mahkemesine şikâyette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir. Mahkeme veya icra dairesinin istemi hâlinde çekin aslı bu mercilere gönderilir. (7) Banka; a) Çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamiline ödenmesinin geciktirilmesi, b) Kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın hamile ödenmesinin geciktirilmesi, hâllerinde, çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Bu hâllerde 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanmaz. (8) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır. (9) (Ek: 31/1/2012-6273/2 md.) Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi hâlinde, muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer. (10) (Ek: 15/7/2016-6728/62 md.) Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder. Karekodlu çekin sisteme kaydedildiği tarihten sonra çek düzenleyen tüzel kişinin temsilcilerinde meydana gelen değişiklikler, çek hesabı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.", b-) "Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı" başlıklı 5. maddesinin (1), (2) ve (3). fıkraları; "(1) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, bin beş yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (…) az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür. (2) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna kadar devam eder. (3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir...", c-) "Diğer ceza hükümleri " başlıklı 7. maddesinin ilgili hükümleri; "...(4) Kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çekle ilgili olarak, talebe rağmen, karşılıksızdır işlemi yapmayan banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (5) Karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...", 3-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İlgili Hükümleri a-) "Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi" başlıklı 2. maddesi "(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.", b-) "Özel kanunlarla ilişki" başlıklı 5. maddesi; "(1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.", 4-) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun İlgili Hükümleri a-) "Unsurlar" başlıklı 780 maddesi; "(1) Çek; a) Senet metninde “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olarak kullanılan kelimeyi, b) Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi, c) Ödeyecek kişinin, “muhatabın” ticaret unvanını, d) Ödeme yerini, e) Düzenlenme tarihini ve yerini, f) Düzenleyenin imzasını, g) (Ek: 15/7/2016-6728/70 md.) Banka tarafından verilen seri numarasını, h) (Ek: 15/7/2016-6728/70 md.) Karekodu, ...içerir", b-) "Unsurların bulunmaması" başlıklı 781. maddesi; "(1) 780 inci maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen bir senet, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda yazılı hâller dışında çek sayılmaz. (2) Çekte açıklık yoksa, muhatabın ticaret unvanı yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır. Muhatabın ticaret unvanı yanında birden fazla yer gösterildiği takdirde, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın merkezinin bulunduğu yerde ödenir. (3) Düzenlenme yeri gösterilmemiş olan çek, düzenleyenin adı yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır. (4) (Ek : 15/7/2016-6728/71 md.) Yabancı banka tarafından bastırılan çeklerde, 780 inci maddenin birinci fıkrasının (g) bendinde belirtilen banka tarafından verilen seri numarası ve/veya (h) bendinde belirtilen karekodun bulunmaması senedin çek olarak geçerliliğini etkilemez.", c-) "Muacceliyet" başlıklı 795. maddesi; "(1) Çek görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. (2) Düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan çek, ibraz günü ödenir.", d-) "Çekten cayma" başlıklı 799. maddesi; "(1) Çekten cayma ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder. (2) Çekten cayılmamışsa, muhatap, ibraz süresinin geçmesinden sonra da çeki ödeyebilir.", e-) "Özel hâller" başlıklı 800. maddesi; "(1) Çekin tedavüle çıkarılmasından sonra, düzenleyenin ölümü, medenî haklarını kullanma ehliyetini kaybetmesi veya iflası çekin geçerliliğini etkilemez.", f-) "Ciroların incelenmesi" başlıklı 801. maddesi; "(1) Cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, cirolar arasında düzenli bir teselsülün var olup olmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.", g-) "Sahte veya tahrif edilmiş çek" başlıklı 812. maddesi; "(1) Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğerki, senette düzenleyen olarak gösterilen kişiye, kendisine verilen çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun yüklenmesi mümkün olsun.", h-) "Uygulanacak hükümler" başlıklı 818. maddesi; "(1) Poliçeye ait aşağıdaki hükümler çek hakkında da uygulanır: ...s) İptal hakkındaki 757 ilâ 763 üncü maddelerle 764 üncü maddenin birinci fıkrası...", ı-) "İptal" ana başlığı altındaki "Önleyici önlemler" alt başlıklı 757. madddesi; "(1) İradesi dışında poliçe elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatabın poliçeyi ödemekten menedilmesini isteyebilir. (2) Mahkeme, ödemeyi meneden kararında muhataba, vadenin gelmesi üzerine poliçe bedelini tevdi etmeye izin verir ve tevdi yerini gösterir.", i-) "Poliçeyi eline geçiren kişinin bilinmesi" başlıklı 758. maddesi; "(1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilindiği takdirde, mahkeme, dilekçe sahibine iade davası açması için uygun bir süre verir. (2) Dilekçe sahibi verilen süre içinde davayı açmazsa, mahkeme, muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.", j-) "Poliçeyi eline geçirenin bilinmemesi" ana başlığı altındaki "dilekçe sahibinin yükümlülükleri" başlıklı 759. maddesi; "(1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilinmiyorsa, poliçenin iptaline karar verilmesi istenebilir. (2) İptal isteminde bulunan kişi, poliçe elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür.", k-) "İhtar" ana başlığı altındaki "İçeriği" başlıklı 760. maddesi; "(1) Mahkeme, dilekçe sahibinin, poliçe elinde iken zıyaa uğradığına dair verdiği açıklamaları inandırıcı bulursa, verilecek ilanla, poliçeyi eline geçireni, poliçeyi belirli bir süre içinde getirmeye davet ve aksi takdirde poliçenin iptaline karar vereceğini ihtar eder.", l-) "Süreler" başlıklı 761. maddesi; "(1) Poliçeyi getirme süresi en az üç ay ve en çok bir yıldır. (2) Vadesi gelmiş poliçelerde zamanaşımı, üç ayın geçmesinden önce gerçekleşirse, mahkeme üç aylık süre ile bağlı değildir. (3) Süre, vadesi gelen poliçeler hakkında birinci ilan gününden, vadesi gelmeyen poliçeler hakkında vadenin gelmesinden itibaren işler.", m-) "İlan" başlıklı 762. maddesi; "(1) Poliçenin getirilmesine ilişkin ilan, 35 inci maddede yazılı gazete ile üç defa yapılır. (2) Özellik gösteren olaylarda, mahkeme, uygun göreceği daha başka ilan önlemlerine de başvurabilir.", n-) "İade davası" başlıklı 763. maddesi; "(1) Elden çıkan poliçe mahkemeye sunulursa, mahkeme, iade davası açması için dilekçe sahibine uygun bir süre verir. Dilekçe sahibi bu süre içinde  dava açmazsa, mahkeme, poliçeyi, sunmuş olana geri verir ve muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.", o-) "İptal kararı" başlıklı 764. maddesi; "(1) Elden çıkan poliçe, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, iptaline karar verilir...", 5-) 20.01.2010 tarihli Resmi Gazetede Yayımlanarak Yürürlüğe Giren "Çek Defterlerinin Baskı Şekline ve Bankaların Hamile Ödemekle Yükümlü Olduğu Miktarın Belirlenmesine İlişkin Tebliğ"in "Çek defterlerinin baskı şekli" Başlıklı 3. maddesi; "(1) Çek defterleri bankalarca tacir olan ve tacir olmayan kişilere verilecek çekler ile hamiline düzenlenecek çekler açıkça ayırt edilebilecek şekilde aşağıda belirtilen esaslara göre bastırılır. ...c) (Değişik:RG-19/11/2016-29893) Çek defterlerinin her yaprağına, çek hesap numarası, çek hesabının bulunduğu banka şubesinin adı, çek hesabı sahibi gerçek kişinin adı ve soyadı, çek hesabı sahibi tüzel kişinin adı, çek hesabı sahibi gerçek kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya tüzel kişinin vergi kimlik numarası, çekin basıldığı tarih, tüzel kişilerde varsa Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) numarası, tüzel kişi adına çek düzenleyen kişinin adı ve soyadı ile çek hesabı sahibi ile düzenleyenin farklı kişiler olması halinde ayrıca düzenleyenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının yazılmasına ve imzaya imkan verecek ibareler konulur. ç) (Ek:RG-3/3/2012-28222) Çek yaprağında çekin basıldığı tarih, ay ibaresi yazıyla olacak biçimde gün, ay, yıl şeklinde yer alır...", Şeklinde düzenlemeler içermektedir. F-) İNCELEME, DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE 1-) Çözümü Gereken Uyuşmazlık Konusunun Kapsamı ve Sınırlandırılması Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 23.10.2019 tarihli ve 2019/111 sayılı kararında; Kanuni ibraz süresinde ibraz edilen çekler hakkında, muhatap bankalar tarafından; "mahkemece verilen ödemeden men ve benzeri tedbir kararları olduğu", "savcılık tarafından hesaba bloke konulduğu veya çek bedelinin ödenmesinin yasaklandığı" veya "keşidecinin imzasının banka kayıtlarında mevcut imza ile uyuşmadığı", "çek üzerindeki imzanın müşterinin imzasına benzemediği veya çek üzerindeki imzanın belirsiz olduğu" gibi gerekçelerle "karşılıksızdır işlemi yapılamadı" şeklinde şerhler yazıldığı, Bazı Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince; süresinde ibrazında ilgili banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmayan çeklerle ilgili açılan ceza davalarında, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereği "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının, adı geçen Kanun'un 5/1. maddesinde düzenlenen "suçun maddi unsuru" veya "objektif cezalandırabilme şartı" olduğundan bahisle beraat kararları verildiği, bazı Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince ise; sanığın çekin karşılığını ibraz tarihinde çek hesabında tam olarak bulundurmamak yönündeki eyleminin suçun oluşması açısından başlı başına yeterli olacağından bahisle "karşılıksızdır" işlemi yapılmasa da sanığın cezalandırılabileceğine dair kararlar verildiği anlaşılmakla, değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmaması halinde sanıkların cezalandırılıp cezalandırılmayacakları yönünde ortaya çıkan uyuşmazlığın Yargıtay İlgili Ceza Dairesince çözülmesine karar verildiği görülmüştür. Çözümü gereken somut uyuşmazlığın konusu; - Çekin kanuni süresinde bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından çek üzerinde yapılacak incelemenin sınırı, çek hesabında yeterli karşılık bulunmuyorsa, yetkili hamilin talebi üzerine muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işlemi yapılmasının zorunlu olup olmadığı ile - İbraz tarihinde karşılığı olmayan bir çekle ilgili olarak, muhatap banka tarafından değişik gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin cezalandırılmasının mümkün olup olmadığıdır. Çekin kanuni unsurları, süresinde ibrazında muhatap banka tarafından yapılması gerekenler ve karşılıksızdır işleminin yapılmasına dair usuller, gerek 5941 sayılı Çek Kanunu'nda gerekse 6102 sayılı TTK'nin çekle ilgili hükümlerinde düzenlenmiştir. Banka tarafından süresinde ibraz edilen çek hakkında, cezai anlamda hüküm ve sonuçlar doğuran "karşılıksızdır" işleminin yapılması usulleri ve uyuşmazlık konusu, yukarıdaki mevzuat hükümleri, doktrin ve değişik somut olaylar ekseninde inceleme ve değerlendirmelerle çözülmeye çalışılacaktır. Hemen belirtmek gerekir ki; özel hukuk alanında hüküm ve sonuçlar doğuran çekin karşılığının veya banka tarafından ödenmekle yükümlü olunan miktarın ödenmemesi uyuşmazlık kapsamı dışındadır. Ancak uyuşmazlığın çözümü için bu hususta da bir takım tespit ve hatırlatmalar da yeri geldikçe yapılacaktır. 2-) İnceleme ve Değerlendirme a-) Çek mevzuatı çerçevesinde "karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme" suçunun unsurları Dairemizin 05.11.2018 tarihli, 2018/6510 E. 2018/11325 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun maddi unsurları; 1. Suça konu çekin, 6102 sayılı TTK'de öngörülen zorunlu unsurları taşıması, 2. Çekin yetkili hamil tarafından, kanuni ibraz süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmiş olması, 3. Kanunda yazılı usule uygun şekilde ibraz edilen çek üzerinde banka tarafından "karşılıksızdır" işleminin yapılmasına fail tarafından sebebiyet verilmiş olmasıdır. Yukarıda sayılan unsurlardan ilk ikisi, suçun işlendiği andan önce var olması gerekli birer "ön şart" mahiyetindedir. Ancak bu ön şartlar fiilin tipe uygunluğunu sağlayan ve olmazsa olmaz birer unsur olarak kabul edilmektedir. Üçüncü unsurun ise; - Sadece banka tarafından yapılacak bir işlem olduğunu, failin hareketleriyle doğrudan bağlantısı olmadığını, bu nedenle "objektif cezalandırılabilme şartı" olarak yorumlanması gerektiğini, dolayısıyla bu hususun suçun işlenmesi için gerekli bir unsur olmadığını, failin bu unsur olmasa da cezalandırılabileceğini düşünenler olduğu gibi, - Bu unsurun suçun işlenmesi için gerekli olmadığını fakat sadece failin cezalandırılması için gerekli olduğunu düşünenler, - Yine çek üzerinde "karşılıksızdır" işlemi yapılması unsurunu, suçun maddi unsuru olarak görenler ve bu husus olmazsa suçun da olmayacağını düşünenler de bulunmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki; suçun maddi unsuru, "karşılıksızdır" işlemi yapılması değil, failin davranışlarıyla bu işlemin yapılmasına fail tarafından sebebiyet verilmesidir. Suçun manevi unsuru; kanuni ibraz süresi içinde çekin karşılığının bankada olmadığını bilmek ve karşılığı bankada bulundurmamak yönündeki kasttır. Suçun işlendiği an; kanunî ibraz süresinde ibraz edilmesi şartıyla çekle ilgili olarak "karşılıksızdır" işleminin yapıldığı andır. Suçun faili; “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren, dolayısıyla çekin bankadaki hesabında karşılığını bulundurmakla yükümlü olan kişidir. 5941 sayılı Çek Kanunu'un 5/2. maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere; "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına sebebiyet veren, dolayısıyla çek karşılığını banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi (suçun faili), çek hesabı sahibi gerçek kişidir. Çek hesabının sahibi tüzel kişi ise; bu durumda çekin karşılığını banka hesabında bulundurmakla yükümlü kişi (suçun faili), tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen gerçek kişi yönetim kurulu üyesi, şayet böyle bir görevlendirme yapılmamışsa bu sefer de yönetim organını oluşturan tüm gerçek kişi veya kişiler olacaktır. Tüzel kişi adına çek düzenleme yetkisi bulunan kişi/ler ile düzenlenen çekin karşılığını bankada bulundurmakla görevlendirilen kişi/ler farklı kişiler olabilir. b-) Muhatap banka tarafından "karşılıksızdır" işleminin yapılması usulü ve çekin ibrazında bankaca yapılması gereken incelemenin sınırı Muhatap banka tarafından, 6102 sayılı TTK'de yazılı zorunlu unsurları ihtiva eden ve süresinde bankaya ibraz edilen bir çek hakkında yapılacak "karşılıksızdır" işlemi, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesinde yazılı usule göre yapılacaktır. Karşılıksızdır işlemi, 5941 sayılı Kanunun 5/(1). maddesindeki suçun üzerine bina edileceği temel bir işlemdir. Karşılığı bulunan bir çekin bedeli, muhatap banka tarafından yetkili hamile ödenmek zorundadır. Süresinde ibraz edilen bir çekin karşılığının hiç bulunmaması veya kısmen bulunması halinde ise; muhatap banka, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi çerçevesinde "karşılıksızdır" işlemi yapmak zorundadır. Muhatap banka, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için yetkili hamile, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenen tarifede yazılı ödemekle yükümlü olunan miktarı öder. 12 Ocak 2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 28 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girecek olan tebliğe göre, 2019 yılı için banka tarafından hamile ödenmek zorunda olan miktar; 2.030 TL'dir. Karşılıksızdır işlemi, muhatap banka tarafından çekin arkasına basılacak bir şerh veya kaşeden ibaret değildir. 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre, hamilin talepte bulunması hâlinde, "karşılıksızdır" işlemi, çekin arka yüzüne; - çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, - ibraz tarihindeki çek hesabı durumu, - bankanın yükümlülüğü çerçevesinde hamile ödediği miktar, - ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı, - banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar, - hamilin bir tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde; bu husus da ayrıca belirtilerek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanarak tamamlanır. Hamilin çeki imzalamaktan kaçınması hâlinde, "karşılıksızdır" işlemi yapılmaz. Dolayısıyla karşılıksızdır işlemi, muhatap bankanın tek başına yapabileceği ve sonuçlandıracağı bir işlem değildir. İşlemin muhakkak yetkili hamil ve banka görevlisi tarafından çekin arkası birlikte imzalanarak yapılması gerekecektir. Keza 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesinin gerekçesinde de bu durum maddenin lafzıyla uygun şekilde açıkça dile getirilmiştir. TTK'nin 801. maddesinde; muhatap bankanın hamil tarafından ibraz edilen ve üzerinde ciro silsilesi olan bir çek hakkında araştırma yapma yükümlülüğü; "...çek üzerinde bir ciro silsilesi varsa bunun düzenli olup olmadığının banka tarafından kontrol edilmesi zorunluluğu..." şeklinde sadece ciro silsilesinin düzenli olup olmadığıyla sınırlı olmak üzere düzenlenmiştir. Muhatap banka, cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir. Şayet ortada sahte veya tahrif edilmiş olduğundan şüphelenilen bir çek varsa, kendisine çek defteri verilen keşideciye, çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusur atfedilemiyorsa, TTK'nin 812. maddesi gereği, şüpheli çekin ödenmiş olmasından doğan zararın muhatap bankaya ait olacağı hüküm altına alınmıştır. TTK'nin 812. maddesinde "sahte veya tahrif edilmiş çek" kavramı çekin düzenleyen dışında bir kişi tarafından imzalanması durumuyla aynı değildir. "Sahte çek", banka tarafından bastırılarak çek hesabı sahibine verilmeyen çek anlamına gelmekte iken "tahrif edilmiş çek" kavramı ise çek üzerinde elle doldurulan kısımlarda çeki düzenleyenin rızası dışında yapılan değişiklikleri ifade etmektedir. Bir çekin banka tarafından bastırıldığında üzerinde nelerin olması gerektiğine dair çek defterlerinin baskı şekline dair tebliğde temel kurallar, 20.01.2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren tebliğde belirlenmiştir. Bu gibi durumlarda bankalarca zaten çekin zorunlu unsurları ihtiva etmemesi nedeniyle "karşılıksızdır" işlemi yapılmasından veya suçtan söz edilemeyecektir. Kanuna göre böyle bir (sahte) çekin karşılığının ödenmesi halinde muhatap banka sorumluluğa katlanacak, ödediği çek bedelini özel hukuk hükümlerine göre çek hesabı sahibinden isteyemeyecektir. Çekin tedavüle çıkarılmasından sonra, düzenleyenin ölümü, medenî haklarını kullanma ehliyetini kaybetmesi veya iflası, TTK'nin 800. maddesine göre çekin geçerliliğini etkilemez. Muhatap bankanın, hamilin ibraz ettiği ve kısmen veya tamamen karşılığı bulunmayan çek üzerinde karşılıksızdır işlemini yapmaması halinde, bu işlemi yapmayan banka görevlisinin, şikayet üzerine, 5941 sayılı Kanun'un 7/(4). maddesi gereğince bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. 5941 sayılı Kanun'un 7/(5). maddesinde; karşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan ya da bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödemeyen banka görevlisinin, şikâyet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı da açıkça düzenlenmiştir. 5941 sayılı Kanun'un 3/(7). maddesinde ise; çek karşılığının bankada bulunmasına rağmen hamile ödemesinin geciktirilmesi veya kanunen ödemekle yükümlü olunan miktarın ödenmesinin geciktirilmesi hallerinde ilgili bankanın her geçen gün için hamile binde üç miktarında gecikme faizi ödeyeceği de yazılıdır. Çekin TTK'de yazılı zorunlu unsurları taşıyıp taşımadığının, süresinde ibraz edilip edilmediğinin ve çek hesabında karşılığını bulundurmakla yükümlü olan failin "karşılıksızdır" işlemine sebebiyet verip vermediğinin tespiti, yetkili hamilin şikayeti üzerine "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan açılacak ceza davasını görecek mahkemece yapılacaktır. Henüz çekin kanuni süresi içinde bankaya ibraz edilmesinden önce, keşideci tarafından kaybedilmesi, çaldırılması veya irade dışı bir şekilde doldurulduğunun iddia edilmesi halinde ise; ilgili bankaya ve kolluk makamlarına çekin rıza dışı ellerinden çıktığının, kaybolduğunun veya çalındığının, biliniyorsa faillerinin bildirilmesi, kural olarak bir ödeme aracı olarak kullanılan çekin kötü niyetli kullanımına engel olunması bakımından elzemdir. Basiretli bir çek hesabı sahibinden de bu davranışlar beklenir. Çek defterinin veya keşide edilmiş bir çekin keşideci elinden iradesi dışında çıkması durumunda ise; TTK hükümleri çerçevesinde çekin iptali veya çekten cayma gibi yollara başvurulabileceği de TTK'de düzenlenmiştir. Muhatap bankanın, kendisine ibraz edilen çeki düzenleyenin imzası üzerinde sadece ıslak bir imza olup olmadığına dair bir inceleme yapabileceği, bunun dışında "çek üzerindeki imzanın keşideciye ait olmadığı" , "çek üzerindeki imzanın belirsiz olduğu" vb. gerekçelerle, karşılığı olan bir çeki ödemekten veya karşılığı olmayan çek hakkında "karşılıksızdır" işlemi yapma zorunluluğundan imtina edemeyeceği değerlendirilmektedir. Keza 5941 sayılı Kanun'un sistematiğinde; muhatap bankanın, süresinde ibraz edilen geçerli bir çek karşısında, hesapta bulunan çek karşılığını ödemesi yada alacaklı yetkili hamilin talebi üzerine "karşılıksızdır" işlemi yaparak zorunlu miktarı ödemesi gerektiği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 5/(1). maddesinde yazılı suçun yaptırımı dahi "karşılıksızdır" işlemi neticesinde karşılıksız kalan miktardan az olmamak üzere belirlenecektir. Çek hesabı sahibinin elinden rızası dışında çıktığı henüz bankaya bildirilmemişken ve sahte olarak düzenlenmemiş olan bir çekin süresinde, çek üzerinden yetkili hamil olduğu anlaşılan kişi tarafından bankaya ibrazı halinde; banka çalışanı tarafından "çek üzerindeki imzanın, keşidecinin imzasına benzetilemediği" gerekçesiyle "karşılıksızdır" işlemi yapılamadığının yazılması, 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Çek Kanunu hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır. Hal böyleyken, alacaklı yetkili hamilin talebine rağmen, "keşideci imzasının tutmaması" veya benzeri şekilde meşru olmayan ve yasal dayanaktan yoksun nedenlerle "karşılıksızdır" işleminin yapılmadığı durumlarda, keşidecinin bu hususta çekin geçerliliğine veya imzaya dair bir itirazının bulunmaması yada imzanın keşideciye ait çıkması gibi hallerde banka görevlisinin cezai sorumluluğuna gidileceği de açıktır. Muhatap bankanın, ibraz edilen çek hakkında kanunen veya yargı organlarınca alınan bir tedbir kararı gereği çek bedelinin ödenmemesi yönünde bir işlem yapma zorunluluğunun bulunduğu durumlarda ise; Banka tarafından bastırılan ve çek hesabı sahibine teslim edilen çeklerin, kaybolması, çalınması veya sahibinin elinden cebir, tehdit gibi yollarla iradesi sakatlanmak suretiyle rızası dışında düzenlenerek çıkması mümkün olabilir. Ancak bu durumlarda çek sahibinin suç nedeniyle yaşadığı mağduriyetten kurtulur kurtulmaz adli mercilere ve çek hesabının bulunduğu bankaya yaşadıklarını bildirerek yeni bir mağduriyeti engellemek istemesi beklenir. Bu gibi durumlarda, çek sahibi yaşadığı mağduriyeti yargı organlarına tüm delilleriyle birlikte anlatarak rızası dışında elinden çıkan çeklerin geçerlilik arz etmemesini, en azından bankaya ibrazında ödenmemesini istemelidir. Yargı organları bu gibi durumlarda tedbir kararı benzeri kararlarla sahibinin elinden rızası dışında çıkan çeklerin "ödenmemesi" veya çek hesabındaki karşılığına durumun aslı aydınlatılana veya suç kovuşturması sonuçlanana kadar teminat olarak "çek hesabına bloke" konulması yönünde kararlar verebilir. Ancak bu durumda dahi yargı organları, 5941 sayılı Çek Kanunu'na açıkça aykırı olacak şekilde çek üzerinde "karşılıksızdır" işlemi yapılmaması yönünde kararlar veremez. Verilecek tedbir kararların da her durumda mevzuata uygun olması beklenir. Kanun hükmü veya mahkemeden verilen tedbir kararı gibi hallerde de bankaların 5941 sayılı Kanun'un 3/4. ve 7/4. maddeleri gereği "karşılıksızdır" işlemini yapması zorunludur. Bu nedenle, sahibinin elinden rızası dışında çıktığı anlaşılan çeklerle ilgili olarak muhatap banka tarafından 5941 sayılı Kanunda sayılan şartlar varsa "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına bir engel bulunmamakla birlikte, bankalar ibraz anında yeterli karşılığı olmayan çekin bedelinin veya ödemekle yükümlü olacakları bedelin, kanun hükmü veya mahkeme kararına istinaden ödenemediğini çek üzerine şerh düşebilir, meşru sayılacak nedenle ödeme yapılmadığını çekin üzerine yazabilirler. Bu durumda yetkili hamilin banka görevlisi hakkında 5941 sayılı Kanun'un 7/5. maddesi gereği cezai soruşturma başlatması için şikayet hakkı vardır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki; bankanın çekin ibraz tarihindeki kısmi karşılığını ödememesi veya çek üzerinde "karşılıksızdır" işlemi yapmasıyla çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olduğu miktarı hamile ödememesi halinde, banka görevlileri hakkında 5941 sayılı Kanun'un 7/5. maddesi gereği başlatılacak yargılama süreci, çekin bedelinin bankaca ödenmemesi gerekçeleri üzerinde yapılacak araştırmanın ve verilecek yargı kararının sonuçlanmasını bekleyecektir. Netice itibariyle banka görevlileri, ödemekle yükümlü oldukları miktarı meşru nedenlerle ödememişlerse haklarında hukuka uygunluk nedenleri uygulanarak cezai sorumluluklarına gidilemeyecektir. Ancak muhatap banka görevlileri hakkında çekin ibrazında karşılıksızdır işlemi yapmamaları halinde, hamilin şikayeti üzerine açılacak kamu davasında böyle bir kurtuluş karinesi veya hukuka uygunluk sebebi dinlenmesine imkan yoktur. Sonuç olarak, çekin süresinde yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibrazında; a-) Objektif olarak meşru görülebilecek gerekçelerle, örneğin "kanun hükmüne veya bir yargı kararına" dayanılarak "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı durumlarla, b-) Muhatap bankanın meşru gördüğü (subjektif) gerekçelerle, örneğin "çekteki imzanın banka kayıtlarındaki keşideci imzasıyla uyuşmadığı, belirsiz olduğu" gibi kanuna ve bir yargı kararına dayanmayan gerekçelerle "karşılıksızdır" işlemi yapılmadığı durumların, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi kapsamında şartları oluşması halinde "karşılıksızdır" işlemi yapılmasını engelleyici gerekçeler olmadığı değerlendirilmiştir. c-) "Karşılıksızdır" işleminin hukuki niteliği, objektif cezalandırılabilme şartı kavramı, suçun unsurundan farkları ve mahkemece verilecek hüküm Suç (genel) teorisinde, muhakkak her suçun unsurları bulunmak zorundadır. Ancak bazı suçlarda, suçun unsuru olarak adlandırılamayan, suça konu eylemin gerçekleşmesiyle illiyet bağı bulunan fakat doğrudan suçun failinin davranışlarıyla ilgisi olmayan, failin cezalandırılabilmesi için meydana gelmesi zorunlu olan bir takım şartlar bulunmaktadır. Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun haksızlık ve hukuka aykırılık gibi unsurları dışında kalan, dolayısıyla tüm unsurları tamamlansa dahi failin cezalandırılması için gerçekleşmesi zorunlu olan şartlardır. Objektif cezalandırılabilme şartlarının muhakeme şartları, şahsi cezasızlık sebepleri ile cezayı kaldıran şahsi sebeplerden ayrı bir kavram olduğu unutulmamalıdır. Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun işlenmesi sırasında var olan veya suçun işlenmesiyle gerçekleşen, cezalandırmayı sağladığı için "olumlu" nitelik gösteren olgulardır. Objektif cezalandırılabilme şartları faile değil, fiile ilişkin şartlardır ve failin cezalandırılması için bu şartı bilip bilmediğine bakılmaz. (ÖZBEK, Veli Özer - DOĞAN, Koray - BACAKSIZ, Pınar - TEPE, İlker, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s.423-426) Kişinin işlediği fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için varlığı gerekli olan şarta "objektif cezalandırılabilme şartı", kişinin işlediği fiilden cezalandırılmamasını gerektiren durumlara ise "şahsi cezasızlık sebebi" veya "cezayı ortadan kaldıran şahsi sebepler" denilmektedir. Objektif cezalandırılabilme şartları, kendi içerisinde cezalandırma için "kurucu etkisi olan" ve "cezayı artırıcı etkisi olan" şartlar olmak üzere ikiye ayrılabilir. Örneğin somut tehlike suçlarında failin cezalandırılabilmesi için somut tehlikenin gerçekleşmesi ceza verilmesi bakımından kurucu etkiye sahiptir. Sonuç itibarıyla objektif cezalandırılabilme şartlarının kovuşturma şartlarından ayrılması önem arz etmektedir. (KOCA, Mahmut - ÜZÜLMEZ, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s. 367-370) Objektif cezalandırılabilme şartları, işlenen fiilin hukuka aykırılık ve haksızlık içeriği üzerinde etkisi olmayan olgulardır. Bu olgular işlenen suçla birlikte bir haksızlığın oluşmasını engellememektedir. Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun maddi unsurlarından farklı olarak failin bilerek veya isteyerek yapabileceği, üzerinde iradesini konuşturacağı "kusurluluk" kapsamındaki olgular da değildir. Failin cezalandırılabilmesi için objektif cezalandırılabilme şartlarının gerçekleştiğini bilmesi de gerekmemektedir. Örneğin; görevin gereklerine aykırı hareket eden kamu görevlisinin mahkumiyetine karar verilebilmesi için belli bir kişinin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir. Objektif cezalandırılabilme şartı gerektiren suçlara da teşebbüs mümkündür, ancak teşebbüs halinde kalan bir suç için gerçekleşmesi öngörülen objektif cezalandırılabilme şartı oluşmamışsa, bu durumda cezaya hükmolunamayacaktır. Çoğu zaman suçun maddi unsuru olarak kabul edilen fiilin neticesinin objektif cezalandırılabilme şartı olarak belirlendiğine de tanık olunmaktadır. Bu durumda suçun unsuru ile objektif cezalandırma şartı iç içe geçmiş gibi görünebilecektir. Doktrinde işlenen suç bakımından objektif cezalandırılabilme şartı gerçekleşmemişse beraat mi yoksa ceza verilmesine yer olmadığı kararı mı verileceği tartışmalıdır. (ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 13. Bası, 2017, s.669-672) Suçun unsuru ve cezalandırılabilme şartı ayrımı bakımından, kanunda öngörülen bir netice, failin kusurlu davranışı sonucu meydana geliyorsa suçun maddi unsurundan, failin belirli bir neticeden sorumlu tutulabilmesi için neticeye kusurlu bir davranışla sebebiyet vermemesi halinde ise cezalandırılabilme şartından bahsedilmelidir. (DEMİRBAŞ, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2002, s.179-180, DÖNMEZER, Sulhi - ERMAN, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Beta Basım Yayın, İstanbul, 1994, Cilt:1, s.457) Öte yandan, 5271 sayılı CMK'nin 223. maddesinin (3). ve (4). fıkralarında sayılan ceza verilmesine yer olmadığına dair karar türünün hangi hallerde verileceği sayılırken, objektif cezalandırma nedenlerinin yazılmadığı da görülmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; 5941 sayılı Kanun'un 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun işlenmesi için maddi unsur olan fiilin, çekin karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme yönündeki davranış olduğu, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesi çerçevesinde, muhatap banka ve alacaklı tarafından birlikte yapılacak "karşılıksızdır" işleminin, suç oluşturan fiilin neticesini oluşturduğu değerlendirilmiştir. Suçun failinin "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına sebebiyet verme yönündeki davranışının, bu neticenin (objektif cezalandırılabilme şartının) meydana gelmesiyle doğrudan bağlantısı olduğu, dolayısıyla failin hareketiyle bu netice arasında bir illiyet bağı bulunduğu da tartışmasızdır. Banka ve hamil tarafından karşılıksızdır işlemi yapılmadığı bu gibi durumlarda; objektif cezalandırabilme şartının, suçun maddi unsuru olan fiilin "netice"sini gerçekleştirdiği, dolayısıyla karşılıksızdır işleminin yapılmamasının, atılı suçun maddi unsurları bakımından kurucu bir unsur teşkil edeceği gerekçesiyle, çek üzerinde 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesindeki usule uygun olarak "karşılıksızdır" işlemi yapılmadan açılan kamu davalarında, sanık hakkında 223/2-a maddesi gereği "beraat" hükmü verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. 3-) Ulaşılan Kanaat ve Gerekçe Çekle ilgili olarak "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan görülmekte olan bir ceza davasına konu çekin süresinde bankaya ibrazında; muhatap banka tarafından öne sürülen "herhangi bir sebeple" çekin arka yüzüne, 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususlar şerh edilmek suretiyle, usulüne uygun şekilde bir "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında karşılığını bulundurmakla yükümlü failin iradesi ve davranışlarıyla doğrudan ilgili olmayan objektif cezalandırılabilme şartı, dolayısıyla suçun kanunda öngörülen neticesi gerçekleşmeyeceğinden, sanığın beraatine karar verilmesi gerekeceği kanaatine ulaşılmıştır. G-) SONUÇ Çekin kanuni süresinde yetkili hamil tarafından bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından çek üzerinde yapılacak inceleme, 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Kanun'da yazılı hususlarla sınırlı olmak zorundadır. Muhatap banka tarafından çek hesabında yeterli karşılık varsa çek bedelinin hamile ödenmesi zorunludur. Çek hesabında yeterli karşılık bulunmuyorsa, bu durumda yetkili hamilin talebi üzerine, 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususlar çekin arkasına yazılmak suretiyle karşılıksızdır işlemi yapılması zorunludur. Çekin süresinde yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibrazında, şayet yeterli karşılığı bulunmamasına rağmen, banka tarafından ileri sürülen değişik gerekçelerle 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesi gereği "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan dolayı cezalandırılmasının mümkün olmadığına, 27/01/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2018/246 E., 2022/470 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818.
Hukuk Genel Kurulu         2018/246 E.  ,  2022/470 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili aleyhine İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün 2014/7616 E. sayılı dosyasında 17.500TL bedelli çeke dayanarak başlattığı takipte imzaya itiraz ettiklerini, İcra Hukuk Mahkemesinde yapılan bilirkişi incelemesi ile çekteki imzanın müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin maaşına konulan ihtiyati haciz ile olaylardan haberdar olduğunu, çek üzerindeki cirolara göre davalı şirketin çeki müvekkilinden teslim almış göründüğünü ancak müvekkilinin icra takibine dayanak çekteki keşideci ve hamil olan davalı şirket ile tanışıklığı veya bir ticari ilişkisi bulunmadığını, basiretli tacir gibi davranmak zorunda olan davalı şirketin çeki kimden ve ne suretle aldığını kanıtlama yükümlülüğü bulunduğunu, takip kesinleşmeden müvekkilinin maaşı üzerine ihtiyati haciz koydurulmasının kötü niyet göstergesi olup, manevi tazminat gerektirdiğini, işini kaybetme tehlikesi yaşayıp maddi olarak sıkıntıya düşen müvekkilinin telafisi imkânsız mağduriyetler yaşadığını ileri sürerek 20.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, müvekkili şirketin Şaban Yılmaz adında üçüncü bir kişiye mermer satışı yapması üzerine müşteri çeki olduğundan bahisle davaya konu çekin verildiğini, çek üzerindeki imzaların müvekkili önünde atılmadığından gerçekliğini araştırmasının mümkün olmadığını, alacağa karşılık verilen çekten dolayı iyi niyetli hamil konumunda olan müvekkilinin keşideci ile kendisinden önceki lehdar olan davacı aleyhine ihtiyati haciz talebinde bulunduğunu ve icra müdürlüğü nezdinde takip başlatıldığını, davacının ciro kısmında davacıya ait tüm bilgilerinin yer aldığını, cirantalara müracaat edilmesinin olağan icra takip süreci olmakla imza incelemesi yapılmadan imzanın sahteliğinin bilinmesinin mümkün olmadığını, davacının dosya borcunu ödemek istediğini ancak imzanın kendisine ait olmadığından dolayı itiraz edeceğini söyleyerek şüphe uyandırdığını, çeki veren üçüncü kişinin de davacıya iş yaptığını ve karşılığında bu çeki aldığını söylemesi üzerine imza incelenmesine yönelik davanın beklendiğini, davacının kötü niyetli olarak açtığı davada haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, icra takibine yönelik teminat karşılığı verilen durdurma kararının davacı tarafından yerine getirilmediğini, bir kesinti dışında diğer maaş kesintilerinin de icra dosyasından çekilmediğini, ilerleyen aşamada da maaş haczinin fekedildiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2014/557 E., 2015/146 K. sayılı kararı ile; çek suretinin arkasındaki ciroya göre davacının davalı şirkete çeki ciro ettiği ve aralarında başkaca ciranta olmadığının görüldüğü, ticari şirket niteliğinde ve tedbirli bir tacir olarak davranması kanuni zorunluluk olan davalının çekin ticari ilişkide bulunduğu üçüncü kişinin borcuna karşılık kendisine verildiğini iddia etmesine karşın çeki ciro yoluyla teslim almama sebebini ispat edemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 02.06.2016 tarihli ve 2015/8259 E., 2016/7394 K. sayılı kararı ile; “….2004 sayılı İİK’nın 259/1. maddesinde, ihtiyati haczin haksız çıkması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlenmiştir. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, haksız ihtiyati haciz kararı olan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından geçerli olup, manevi tazminat yönünden BK’nın 49'uncu maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Bu itibarla, alacaklının kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup, ağır olmasa da kusurlu olması da gerekmektedir. (Bkz. Prof. B. Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 1993, Cilt 3, Sh.2583 v.d). Haksız yere bir kimsenin mallarının haczettirilmesi, o kimsenin ticari itibarına saldırı teşkil eden ve BK'nın 49'uncu maddesi gereğince manevi tazminat ile sorumlu tutulmayı gerektiren bir davranıştır. Somut olayda, 28/02/2014 tarihli çekin keşidecisinin dava dışı Ortim Yapı ve Malzemeleri şirketi olduğu, lehdarının ise davacı ... olduğu, çekin ciro yoluyla davalıya devredildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafça, çekin ödenmesi için muhatap bankaya ibraz edildiği, muhatap bankanın ödememesi üzerine davalının kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlattığı ve davacının çekin altındaki imzaya itiraz ettiği görülmektedir. İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/176 esas sayılı dosyası ile yapılan yargılama sonucunda çekin altındaki imzanın davacının elinin ürünü olmadığı tespit edilmiştir. İcra Hukuk Mahkemesindeki imzaya itiraz davasında senetteki imzaların davacıya ait olmadığının sonradan belirlenmiş olması yapılan haczin haksız olduğunu göstermez. Ayrıca davalının, kendisinden önceki cirantanın attığı imzanın sıhhatini araştırma yükümlülüğü de yoktur. Dolayısıyla davalı, atılan imzanın sahte olduğunu bilebilecek durumda değildir. Şu halde, davalının kötüniyetli ve kusurlu olduğundan bahsedilemez. Bu nedenle mahkemece, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.11.2016 tarihli ve 2016/432 E., 2016/476 K. sayılı kararı ile; davalı şirketin kendisinden önceki ciranta olan davacının imzasının sıhhatini araştırma yükümlülüğü olup bu yükümlülüğü yerine getirmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının çeke dayalı ihtiyati haciz kararı aldıktan sonra kambiyo senedine mahsus haciz yoluyla yaptığı takipte kendisinden önceki ciranta ve aynı zamanda lehdar olan davacı aleyhine ihtiyati hacze dayanarak haciz işlemi yaptırdığı ancak davacının imzaya itirazı ile icra hukuk mahkemesinde çekteki imzanın davacının eli ürünü olmadığının tespit edildiği somut olayda; yapılan haczin haksız, davalının ise kusurlu ve kötü niyetli olup olmadığı buradan varılacak sonuca göre davacının manevi tazminat talebinin reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Öncelikle direnme kararının davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine ilk derece mahkemesince verilen eksik harcın tamamlanmaması sebebiyle temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılmasına ilişkin ek kararın Özel Dairece kaldırılmasının mümkün olup olmadığına değinmekte yarar vardır. 13. 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (6763 sayılı Kanun) 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373. maddesinin 5. fıkrası ile direnme kararlarına ilişkin Özel Daireye tanınan inceleme yetkisinin kapsamı belirlenmiş olup, madde “İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” hükmünü düzenlemiştir. 14. Bu düzenleme ile direnme kararlarının doğrudan Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi uygulamasından vazgeçilmiş, bunun yerine direnme kararlarının öncelikle kararına direnilen daire tarafından incelenmesi usulü benimsenmiştir. Böyle bir durumda Özel Daire; direnme kararını yerinde gördüğü takdirde kendi kararını düzeltebilecek ve böylece hatasından dönebilecek, aksi takdirde dosyayı Hukuk Genel Kuruluna gönderecektir. Yapılan değişikliğin madde gerekçesinde “bu yolla Hukuk Genel Kurulu önüne gelecek dosyaların kısmen azaltılması ve iş yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı” açıklanmıştır. 15. Yukarıdaki açıklamalardan hareketle; direnme kararlarına ilişkin ilk derece mahkemesince verilen ek karara yönelik Özel Dairenin inceleme yapma yetkisinin bulunmadığını söylemek mümkündür. Bu yetki Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna aittir. Zira Kanun; Özel Daireye sadece “direnme kararını yerinde görüp görmediğine” dair inceleme yetkisi tanımıştır. Bu durumda Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.01.2018 tarihli ve 2017/4838 E., 2018/30 K. sayılı kararındaki ek kararın incelenmesine yönelik (1) numaralı bölümün kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. 16. Bu aşamada davalı vekilinin direnme kararını temyiz ederken gerekli temyiz harcını süresinde yatırıp yatırmadığı hususu çözümlenmelidir. 17. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434. maddesinin 3. fıkrasında; “Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamı ödenir. Bunların eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren hakim veya mahkeme başkanı tarafından verilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verir. Bu kararın da temyiz edilmesi hâlinde 432. maddenin son fıkrası hükmü kıyasen uygulanır.” hükmü yer almaktadır. 18. Bu açık ifadeden de anlaşılacağı üzere eksik harç yatırıldığı taktirde hâkim tarafından “temyiz harç ve giderlerinin tamamlanması için yedi günlük kesin süre” verilmesi ve ayrıca yazılı olarak “aksi hâlde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususu” nun ihtar edilmesi gerekmektedir. Şayet bu süre Kanunda belirtilen usule uyulmadan ve yazılıp hâkim tarafından imzalanmadan verilmişse, diğer bir ifadeyle usulünce düzenlenmiş bir muhtıra yoksa, geçerli bir bildirim yapıldığından söz etmeye de olanak bulunmamaktadır. 19. Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre 1086 sayılı HUMK’un 434/3. maddesi çerçevesinde hâkim kararı ile eksik harç ve giderlerin tamamlanması istemiyle ayrıca bir muhtıra düzenlenmeli ve bu muhtırada yapılması gereken işlemin ne olduğu açıkça ve ilgili tarafın yanılmasına neden olmayacak biçimde gösterilmeli, buna yönelik olarak da ikmal edilecek harç ya da giderin miktarı, yatırılma mercii ve süresi, bunun yapılmamasının sonuçları net biçimde açıklanmalıdır. 20. Bu hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/17-116 E., 2017/1454 K., 10.12.2019 tarihli ve 2017/8-1925 E., 2019/1331 K. sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır. 21. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davalı vekiline eksik harcın tamamlanması için hâkimin imzasını içerir (elektronik veya ıslak) muhtıra yerine üzerinde ihtar yazılı bir tebligat (davetiye) gönderildiği görülmekle usulüne uygun bir muhtıradan söz edilmesi mümkün değildir. O hâlde, davalı vekilince eksik harcın 06.07.2017 tarihinde yasal süresinde tamamlandığı ve ilk derece mahkemesince verilen davalı tarafın temyiz isteminden vazgeçmiş sayılmasına ilişkin ek kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından ek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. 22. Bu durumda işin esasına yönelik ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır. 23. İhtiyati haciz, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para borcu alacakları ile muayyen yerleşim yeri bulunmayan, mal kaçıran ya da kaçan, hileye başvuran borçluların vadesi gelmemiş para borcundan doğan alacakları temin bakımından alacaklıya talep hakkı tanıyan ve şartların varlığı hâlinde borçlunun yedinde ya da üçüncü kişide bulunan taşınır ve taşınmaz malları ile alacakları üzerine konulan bir nevi güçlendirilmiş tedbirdir. 24. Anılan Kanun'un 258. maddesinde ise, alacaklının alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecbur olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat yeterli olup, kesin bir ispat aranmamaktadır. 25. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 259. maddesinin 1. fıkrasında ihtiyati haciz isteyen alacaklının haksız çıkması hâlinde karşı tarafın zararından sorumlu olması öngörülmüştür. Bu hüküm gereğince tazminata hükmedilebilmesi için kusurun gerekli olmadığı kabul edilmektedir. Yani buradaki sorumluluk, kusursuz sorumluluktur (Görgün, L. Şanal/ Börü, Levent/ Kodakoğlu/Mehmet: İcra ve İflâs Hukukuk, 2. Baskı, Ankara 2022, s.470). 26. Ancak bu düzenlemede belirtilen tazminat, maddi tazminat olmakla manevi tazminata hükmedilmesi için İcra ve İflas Kanunu hükümlerinde yer alan şartlar değil 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinde yer alan “Kişilik haklarının zedelenmesi” hükmünde öngörülen şartlar aranmaktadır. Bu yönüyle görülmekte olan davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir. 27. Haksız fiilden doğan borçlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49–76. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 28. Olay tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesinde; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür” hükmü yer almaktadır. 29. Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir. 30. Manevi zarar ise, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. 31. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesinde; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 32. Görüldüğü üzere, 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. 33. Burada da kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu aranmaktadır. Ancak kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir. 34. 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesinin uygulanabilmesi için ilk olarak saldırının hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygun bir eylem, bu maddenin uygulanmasına imkân vermez. İkinci koşul ise kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusursuz sorumluluk hâlleri hariç kusurunun bulunması gerekir. Kişilik hakkı zedelenenin ayrıca manevi zarara uğramış olması gerekirken hukuka aykırı saldırı ile manevi zarar arasında uygun illiyet bağı da bulunmalıdır (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt 1, 2012, s. 452-454). 35. Bu açıklamalar ışığında kural olarak haksız haciz uygulanması nedeniyle aleyhine haciz uygulanan kişi manevi tazminat isteminde bulunabilir. Ancak, haciz bilerek veya ağır kusurlu olarak dayanağı olan olay yanlış biçimde gösterilerek hak kötüye kullanılmış olursa eylem hukuka aykırı olur ve bu kapsamda manevi tazminata hükmedilebilir (Aday, Nejat: Haksız Haciz Sebebiyle Kişilik Hakkı İhlalinin Hukuksal Sonucu Olarak Mânevi Tazminata Hükmedilmesinin Şartları ve Konuya İlişkin Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, HKÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016 Ocak, sayı 11, s.76). 36. Uyuşmazlığa konu olayın çeke ilişkin olması sebebiyle çeklerde ciro ile ilgili bazı yasal düzenlemelere değinmek gerekmektedir. 37. Çek, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221). 38. Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna, Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268). 39. Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek; düzenleyen muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevini haiz değildir. Ticari hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir. 40. Çeklerin devrinin nasıl yapılacağı TTK’nın 788. maddesinde poliçeden ayrı ve özel olarak düzenlenmiştir. Bu maddeye göre açıkça “emre yazılı” kaydıyla veya bu kayıt olmadan belirli bir kişi lehine ödenmesi şart kılınan bir çek, ciro ve zilyetliğin geçirilmesiyle devredilebilir. Keza TTK’nın 818. maddesinin göndermesi ile aynı Kanun’un 684. maddesine göre, ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile çekten doğan bütün haklar devrolunur. 41. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; çekin bir başka anlatımla çek üzerindeki hakkın bir başkasına devri için ciro ve kişiye çekin zilyetliğinin geçirilmesi gerekir. Ciro ise TTK’nın 683. maddesine göre, çek arka yüzüne veya çeke bağlı olan ve “alonj” denilen ek kâğıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması ile mümkündür. Bu nedenle cirantanın imzasını taşımayan ciro geçerli ciro sayılmaz. Böyle bir ciro ise çek üzerinde bulunan hakkın devrini sağlamaz. 42. Çekte hak sahibi olabilmek için yetkili hamil olmak gerekir. TTK’nın 790. maddesine göre, cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere bir çeki elinde bulunduran kişi yetkili hamil olduğunu yani çek üzerindeki hakkın kendisine ait olduğunu çek üzerinde bulunan birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat edebilir. 43. Yapılan tüm açıklamalardan sonra somut uyuşmazlıkta; ihtiyati hacze dayalı başlatılan takip sebebiyle davacının maaşına haciz konulduğu, maaş kesintilerinin icra dosyasına gönderildiği ancak davacının icra hukuk mahkemesinde yaptığı itiraz üzerine takibe konu çekteki imzanın kendisine ait olmadığının anlaşıldığı ve takibin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür. 44. Takibin dayanağı çek; birbirini takip eden ciro silsilesi içermekte olup davalı şirket vekili, müvekkilinin çeki üçüncü kişiden ticari münasebeti sebebiyle aldığını belirtmiş olmakla çekte beyaz ciro mümkün olduğundan davalının bu yöndeki savunması haksız değildir. 45. Çekteki imzanın sahte olduğunu belirten davacı ...’in cirosunun yer aldığı kısmın incelenmesinde adı ve soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, cep telefonu numarasının bulunduğu altında da imza olduğu anlaşılmaktadır. Böylelikle davacının kimlik bilgileri kullanılarak yapılan bir işlem söz konusu olup, görünüşte geçerli ciro silsilesi olduğu sabit olan çeke dayalı ihtiyati haciz kararı alarak takip yapan davalının ağır kusurlu olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu durumda; davalının çekte davacıya ait ciro altındaki imzanın sahteliğini bilmemesi karşısında yasal şartlara haiz başlattığı ihtiyati hacze dayalı takip sebebiyle davacının maaşına haciz koydurtmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gibi davalının ağır kusurundan söz etmekte mümkün değildir. 46. Ayrıca davalı vekili icra dosyasına gelen maaş kesintilerinden yalnızca birini tahsil etmiş olup diğerlerini tahsil etmediği gibi, icra mahkemesindeki yargılamada çekteki imzanın davacıya ait olmadığının anlaşılması üzerine maaş haczinin kaldırılmasını talep etmiştir. 47. Sonuç itibariyle kötü niyetli olarak veya ağır kusuru ile haksız bir takibe, haksız maaş haczine sebebiyet vermeyen davalının manevi tazminattan sorumlu tutulması mümkün değildir. 48. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalının çeki elden alarak hamil olması mümkün ise de bu şekilde çeki alması ile ciro silsilesinde şeklen hak sahibi gözüken kendisinden önceki imzanın sahteliği riskini de üstlenmiş olduğu, bu durumun yapılan haczin hukuka aykırılığını ve davalının kusurlu olmasını ortadan kaldırmayacağından kişilik hakları zarar gören davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesinin yerinde olduğu ve bu sebeplerle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüşse de bu görüş, yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 49. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 50. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesinin (III/1) bendine göre karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.04.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 259/1. maddesinde, ihtiyati haczin haksız çıkması hâlinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Maddi tazminat için geçerli olan bu sorumluluk, kusursuz sorumluluk (tehlike sorumluluğu) esasına dayalıdır. Buna karşılık, haksız ihtiyati haciz kararı alan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından geçerli olup, manevi tazminat yönünden TBK’nın 58. maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Haksız fiiller TBK 49 ila 76. maddelerde düzenlenmiştir. Haksız fiilin temelinin düzenlendiği TBK 49. maddeye göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bu temel düzenleme ile bakıldığında, haksız fiil sorumluluğundan bahsedilebilmesi için bir fiilin bulunması, fiilin hukuka aykırı olması, kusurun bulunması, hukuka aykırı fiille zarar verilmesi ve hukuka aykırı fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Böylelikle haksız fiilin; fiil, hukuka aykırılık, kusur, zarar ve uygun illiyet bağından ibaret olmak üzere beş unsuru bulunduğu söylenebilir. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemeyecektir. TBK 58. maddeye göre; kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Haksız fiile dayalı olan bu sorumlulukta da haksız fiilin unsurları aranacaktır. Bu maddede düzenlenen sorumluluk kusur esasına dayalıdır. BK 49. Maddede 1988 yılında yapılan değişiklikle kusurun ağırlığı unsur olmaktan çıkarılmış ve maddenin karşılığı olan TBK 58. maddede de unsur olarak yer verilmemiş olduğundan, manevi tazminata hükmedilmesi için ağır kusurlu olunması şart olmayıp ağır olmasa da kusurlu olunması yeterlidir. Kişinin iyi niyetli veya kötü niyetli olması kusur sorumluluğu bakımından bir unsur olmamakla birlikte kişinin kusurlu sayılıp sayılamayacağı ve buradan hareketle TBK 58. madde kapsamında manevi tazminata hükmedilebilmesi yönünden yine de önem taşımaktadır. Hayatın olağan akışı içinde kendinden beklenmesi gereken özeni gösteren kişinin kötü niyetli ve buna bağlı olarak kusurlu olduğu sonucuna varılamaz ise de objektif özen yükümlülükleri çerçevesinde davranmayarak başkalarının kişilik haklarının zedelenmesine yol açacak bir sonucu gerçekleştiren kişinin de doğrudan kusursuz sayılması ve manevi tazminat sorumluluğundan kurtulması mümkün değildir. Kusurun varlığı ve kişinin iyi niyetli ya da kötü niyetli sayılıp sayılmayacağının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi, hukuka aykırılık unsuru bakımından ise somut olayla ilgili yasal düzenlemelerin de gözetilmesi gerekir. Uyuşmazlığa konu olay bakımından önemi nedeniyle çeklerde ciro, hak sahipliği ve ciro imzasının sahteliğiyle ilgili olan bazı yasal düzenlemelere de bakmak gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerine göre; cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse, bu son ciroyu imzalayan kişi çeki beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır (TTK 790/1). Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790'ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür (TTK 792/1). Lehine ciro yapılan kişinin ciroda gösterilmesine gerek olmadığı gibi, ciro, cirantanın sadece imzasından ibaret olabilir. Bu şekildeki cirolara “beyaz ciro” denir. Beyaz cironun poliçenin arkasına veya alonj üzerine yazılması gerekir (TTK 683/2). Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını, sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez (TTK 677/1). Poliçelerle ilgili olan TTK 683 ve 677. madde hükümleri TTK 818. madde yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.03. 2014 tarihli kararıyla davacı hakkında ihtiyati haciz kararı verilmiştir. Bu ihtiyati haciz kararı fiilen fiilen uygulanmış ve davacının maaşı üzerine haciz uygulanmıştır. İmzaya itiraza ilişkin dosyada takibin durdurulması için tedbir kararı verilmiş ise de teminat yatırılmadığından ihtiyati tedbir uygulanamamıştır. İhtiyati haciz kararı ve takibe konu olan çek keşidecisi dava dışı şirket, lehtarı davacı görünmektedir. Davalı ciro silsilesine göre çeke lehtarın ciro imzasıyla hamil olmuş görünmektedir. Kendisine atfen atılan çekteki ciro imzasının çete lehtar görünen davacıya ait olmadığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Lehtar cirosu lehtarın TC kimlik numarasını ve telefon numarası yazılarak yapılmış ise de lehine ciro yapılan kimseyi gösteren bir kayıt içermediğinden beyaz ciro niteliğindedir. Beyaz ciro ile edinmiş görünen davalı ciro silsilesine göre şeklen hak sahibi görünmekte ise de lehtar görünen davacı imzasının sahteliği nedeniyle bu çeke dayalı olarak davacıdan talep edebileceği bir alacak bulunmamaktadır. Talep edebileceği bir alacak bulunmadığı hâlde davacı hakkında ihtiyati haciz kararı alınıp uygulanması ve kişinin maaşına haciz konulması haksız bir eylemdir. Davalı ciro silsilesine göre çeki davacıdan almış göründüğünden şayet bu kişiden almış ise ciro imzasının yanında atılmasını sağlaması gerekir. Yanında ciro imzası atılmamış olduğu hâlde edindiği kişiye atfen atılan ciro imzası sahte çıkan bir çeki ciro yoluyla ele geçiren kimse ağır kusurlu olup bu çeke dayalı ihtiyati haciz nedeniyle doğan manevi zarardan da sorumludur. Davalı bu çeke lehtarın sahte cirosundan sonra gelen başka ciro imzaları bulunduğu hâlde hamil olmuş ise ciro zincirinde kendisine bitişik olmayan ciro imzalarının sahteliğini araştırmakla yükümlü değildir. Bu hâlde kural olarak kusurlu sayılması mümkün olmadığı için manevi tazminat istenemez ise de çekin kötü niyetle edinilmiş olması hâlinde yine de sorumluluk doğabilecektir. Somut olayda arada davalının iyi niyetli üçüncü kişi sayılmasını gerektiren başka ciro imzaları olmadığı için davalı imzanın sahteliğini bilmediğini savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Çeki lehtarın veya sonrası cirantanın beyaz cirosuyla edinen kişi bu çeki ciro imzası atmaksızın başkasına teslim ederek de çekteki hakkını devredebilir. Bu durumun varlığının başka kesin delillerle anlaşılması ciro silsilesinin koptuğu anlamına gelmez. Çünkü çekteki imzalara göre şeklen hak sahibi olunduğunun anlaşılması hâlinde ciro silsilesinde kopukluk olduğundan söz edilemeyecektir. Somut olayda davalı bu çeki lehtardan değil, lehtarın ciro imzası bulunmakta iken çeki elinde bulunduran kişiden aldığını savunmakta olduğundan bu durumun haksız ihtiyati haciz uygulanmasında davalının kusurlu sayılmaması sonucunu gerektirip gerektirmediği üzerinde de durulmalıdır. Davalının çeki elinde bulunduran kişinin ciro imzası olmaksızın çeki teslim almak suretiyle çek hamili olması mümkün ise de bu şekilde çek hamili olmayı kabul eden kişi ciro silsilesinde kendisine bitişik halkada görünen ve şeklen kendisini hak sahibi gösteren imzanın sahteliğindeki riski de üstlenmiş sayılır. Bu riski üstlenmek istemeyen kişinin teslim suretiyle değil, çeki aldığı kişinin ciro imzasıyla çekteki hakkı edinmesi gerekir. Bu üstlenmiş sayılmanın sonucu olarak davalı imzası sahte çıkan davacıya karşı iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu ileri süremeyeceği gibi bu durum haksız ihtiyati haciz uygulanması eyleminin hukuka aykırılığını ve davalının kusurlu sayılma durumunu ortadan kaldırmaz. Kaldı ki çekte ciro etmiş görünen kişinin ismi ve telefon numarası dahi yazmakta iken çekin ödenmemesi üzerine hiçbir araştırma yapmadan doğrudan davacı hakkında ihtiyati haciz istenmesi, kusurun varlığını daha da artırmaktadır. Davacı hakkında maaşı üzerinde haksız olarak ihtiyati haciz uygulanması davacının kişilik haklarını zedeleyen haksız bir eylem niteliğinde olup manevi tazminat isteme koşulları oluşmuştur. Davacının ihtiyati tedbir kararına rağmen teminatı yatırmamış olması davalının sorumluluğunu kaldıran bir husus değildir. Bu durum borçlu için bir kusura değil olsa olsa teminatı yatırmak güçlüğüne ve buradan hareketle doğan manevi zararın varlığına işaret edebilir. Mahkemece 5.000TL manevi tazminata hükmedilmesi dosya kapsamındaki delillere uygun olup direnme hükmünün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, davanın reddi gerektiğine değinen Özel Daire kararı gibi hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
19. Ceza Dairesi, 2021/3107 E., 2021/2771 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
(10) (Ek: 15/7/2016-6728/62 md.) Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder.
19. Ceza Dairesi         2021/3107 E.  ,  2021/2771 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ CEZA DAİRELERİ ARASINDAKİ KARAR UYUŞMAZLIĞININ A-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun, 23.10.2020 tarihli ve 2020/2 sayılı kararında; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.07.2019 tarihli, 2019/2610 esas 2019/2412 karar, 13.02.2020 tarihli, 2019/2627 esas 2020/599 karar, 04.03.2020 tarihli, 2020/908 esas 2020/882 karar sayılı kararları ile; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 28.06.2019 tarihli, 2019/2016 esas 2019/2177 karar sayılı kararı ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 16.07.2020 tarihli, 2019/1858 esas 2020/2167 karar sayılı kararı arasında; "...Karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçu ile ilgili olarak, süresinde ibraz edilen çekin arka yüzüne, ilgili banka tarafından "işbu çekin ... tarihinde karşılığı yoktur." şeklinde yazılan ibarenin, usulüne uygun olarak yapılmış "karşılıksızdır" işlemi niteliğinde olup olmadığı ile bu ibareye istinaden sanığın mahkumiyetine karar verilip verilemeyeceği..." hususlarında karar uyuşmazlığının bulunduğu tespit edilmiş, bu uyuşmazlığın çözümü için yapılan toplantı sonucunda; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun çoğunluğu tarafından; "...tarihinde işbu çekin karşılığı yoktur." şeklindeki şerhte yer alan ifadeden esasen hesapta hiç karşılık bulunmadığının anlaşıldığı, ibraz tarihinde hesap bakiyesinin "0"TL olduğunun belirtilmek istendiği, açılan ceza davasında ibraz tarihinde muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu miktarın çek bedelinden düşülmek suretiyle verilecek cezanın hesaplanabileceği, dolayısıyla sanığın mahkumiyetine karar verilebileceği oy çokluğuyla kabul edilmiş, ancak İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi Başkanı ...'ın karşı oyunda ise; sanığın sadece usulüne uygun olarak yapılacak bir "karşılıksızdır" işlemi sonucu cezai sorumluluğuna gidilebileceği, 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesine göre; karşılıksızdır işleminin Kanun'da belirtilen şekil şartlarına uygun olarak yapılmış kabul edilebilmesi için "...ibraz tarihinde çek hesabında ne kadar karşılık bulunduğunun..." ve "...karşılıksız kalan miktarın..." yazılmasının Kanun'a göre zorunlu olduğu, somut uyuşmazlığa konu çek suretlerinde yazılı "işbu çekin ... tarihinde karşılığı yoktur." şeklinde yazılan ibareden, ibraz tarihinin ve ibraz tarihinde çek hesabında ne kadar karşılık olduğunun açıkça belirlenemediği, bu nedenle sanığın mahkumiyetine karar verilemeyeceği yönünde muhalif kalındığı görülmüştür. 5235 sayılı "Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35/3. maddesi çerçevesinde, aynı nitelikteki davalarda farklı kararlar verilmesi nedeniyle uyuşmazlık bulunduğuna ve çıkan uyuşmazlığın 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi gereği, Yüksek Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından giderilmesine karar verilmiştir. B-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR 1-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 28.06.2019 tarihli, 2019/2016 esas 2019/2177 karar sayılı kararı, 2-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.07.2019 tarihli, 2019/2610 esas 2019/2412 karar sayılı kararı, 3-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 13.02.2020 tarihli, 2019/2627 esas 2020/599 karar sayılı kararı, 4-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 04.03.2020 tarihli, 2020/908 esas 2020/882 karar sayılı kararı, 5-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 16.07.2020 tarihli, 2019/1858 esas 2020/2167 karar sayılı kararı, C-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARININ ÖZETLERİ 1-) Süresinde ibraz edildiği halde, ilk ibraz tarihinde çekin arka yüzüne "işbu çekin ... tarihinde karşılığı yoktur." şeklinde yazılan şerhin, sanığın mahkumiyeti için yeterli olduğuna dair kararlar a-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 28.06.2019 Tarihli, 2019/2016 E. 2019/2177 K. Sayılı Kararı Denizbank A.Ş.'ye ait 30.04.2018 keşide tarihli 30.000 TL bedelli çekin, gerçek kişi yetkili hamili tarafından 30.04.2018 günü (süresinde) muhatap banka dışında bir başka bankaya ibrazında; çekin arka yüzüne "30.04.2018 tarihinde işbu çekin karşılığı yoktur. Denizbank adına vekaleten, Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. İstanbul Avrupa Kurumsal Merkezi Şubesi" ibaresinin yazıldığı, aynı çekin 18.05.2018 günü (yasal ibraz süresinden sonra) çek hesabının bulunduğu muhatap bankanın (Denizbank A.Ş.) Karabağlar - İzmir Şubesine yeniden ibraz edildiği ve çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olunan 1.600 TL'nin gerçek kişi yetkili hamile ödendiği, ayrıca çekin arka yüzüne, karşılıksız kalan tutarın 28.400 TL olarak yazıldığı, ibraz edenin adı ve soyadı ile imzasının alındığı somut olay nedeniyle; Gerçek kişi yetkili hamilin şikayeti üzerine görülen ceza davasında, İzmir 10. İcra Ceza Mahkemesince kurulan 27.12.2018 tarihli, 2018/586 E. 2018/1135 K. sayılı hükümde; çekin süresi içinde ibrazında çekin arka yüzüne yazılan ibarede, çek hesabının hesap durumunun ve çekin ne kadarının karşılıksız kaldığının açıkça yazılmadığı ve 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesi ile Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin emsal kararlarından hareketle, 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde belirtilen "karşılıksızdır" işleminin usulüne uygun yapılmış sayılamayacağı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Müşteki vekilinin karara karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesince verilen 28.06.2019 tarihli kararda (özetle); Suça konu çekin ilk kez muhatap dışında başka bir bankaya ibraz edildiği tarihte hesap bakiyesinin ne kadar olduğu açıkça belirtilmemiş ise de; müşteki vekilinin şikayet süresi içinde muhatap bankaya başvurduğu, bankanın ödemekle yükümlü olunan miktarı (1.600 TL) tahsil ettiği, karşılıksız kalan miktarın 28.400 TL olarak çekin arka yüzüne yazıldığı, dolayısıyla sonradan yapılan işlemlerin 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde belirtilen karşılıksızdır işlemi niteliğinde olduğu anlaşılmakla, yapılan karşılıksızdır işleminin Kanun'da belirtilen şekle uygun olmadığını söylemenin, hakkın şekle boğdurulması sonucunu doğuracağından bahisle ve sanığın cezalandırılması gerekirken beraatine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve sanığın neticeten 28.400 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, sanığın ve yetkilisi olduğu tüzel kişi şirketin çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanmasına karar verilmiştir. b-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 16.07.2020 Tarihli, 2019/1858 Esas 2020/2167 Karar Sayılı Kararı Denizbank A.Ş.'ye ait 15.08.2018 keşide tarihli 60.000 TL bedelli çekin, tüzel kişi yetkilisi hamil tarafından 15.08.2018 günü (süresinde) muhatap banka dışında başka bir bankaya ibrazında, çekin arka yüzüne "15.08.2018 tarihinde işbu çekin karşılığı yoktur. Denizbank adına vekaleten, T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Kahramanmaraş Girişimci Şube" ibaresinin şerh düşüldüğü, bu şerhin hemen altında "işbu çekin taahüt tutarı olan 1600 TL Denizbank A.Ş. tarafından tarafıma ödenmiştir." ibaresinin yazıldığı somut olay nedeniyle; Tüzel kişi yetkilisinin şikayeti üzerine görülen ceza davasında, İzmir 7. İcra Ceza Mahkemesince kurulan 11.04.2019 tarihli, 2018/913 E. 2019/413 K. sayılı hükümde; şikayetin süresinde olduğu, çekin süresinde ibraz edildiği, ancak ibraz tarihinde çekin karşılığının bulunmadığı anlaşılmakla, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi gereği sanığın mahkumiyetine, sanığın ve yetkilisi olduğu keşideci şirketin çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanmasına karar verilmiştir. Sanık müdafiinin karara karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesince verilen 16.07.2020 tarihli kararda (özetle); Hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından istinaf başvurusunun esastan reddine (oy çokluğuyla) karar verildiği, Daire Başkanının karşı oyunda ise; suça konu çek üzerindeki "karşılıksızdır" şerhinde, karşılıksız kalan miktarın ve hesapta ne kadar karşılık bulunduğunun yazılmamış olması nedeniyle işlemin usulüne uygun olmadığı, bu nedenle isnat edilen suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir. 2-) Süresinde ibraz edildiği halde, ilk ibraz tarihinde çekin arka yüzüne "işbu çekin ... tarihinde karşılığı yoktur." şeklinde yazılan şerhin, sanığın mahkumiyeti için yeterli olmadığına dair kararlar a-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 17.07.2019 tarihli, 2019/2610 esas 2019/2412 karar sayılı kararı, Türkiye Finans A.Ş.'ye ait 15.07.2017 keşide tarihli 31.400 TL bedelli çekin, tüzel kişi yetkilisi hamil tarafından 17.07.2017 günü (süresinde) muhatap banka dışında bir başka bankaya ibrazında; çekin arka yüzüne "17.07.2017 tarihinde işbu çekin karşılığı yoktur. T.Finans adına vekaleten, Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. Küçükbakkalköy Şubesi" ibaresinin yazıldığı, daha sonra aynı çekin "..." isimli bir şahsın eline geçtiği ve bu şahıs tarafından 04.08.2017 tarihinde (yasal ibraz süresinden sonra) çek hesabının bulunduğu muhatap bankanın (Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş.) Bornova - İzmir Şubesine yeniden ibraz edildiği ve çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olunan 1.410 TL'nin yetkili hamil ...'a ödendiği, ayrıca çekin arka yüzüne, "ibraz tarihinde hesap bakiyesi 0 (sıfır) dır. Bankanın ödemekle yükümlü olduğu 1.410 TL hamile ödenmiştir, çek #29.990 TL# için karşılıksızdır. Hamilin / Tüzel kişi yetkilisi ibraz eden kişinin Adı soyadı-ünvanı: ..., imzası" şeklinde gerçek kişi hamilin imzasının alındığı somut olay nedeniyle; Çeki ilk kez muhatap dışında bir bankaya süresinde ibraz eden tüzel kişi yetkilisi hamilin şikayeti üzerine görülen ceza davasında; İzmir 6. İcra Ceza Mahkemesince kurulan 14.12.2017 tarihli, 2017/726 E. 2017/985 K. sayılı hükümde; şikayetçi tüzel kişinin süresinde (17.07.2017 tarihinde) çeki başka bir bankaya ibraz etmesi ve karşılığının çıkmaması üzerine, üçüncü bir kişi tarafından suça konu çekin muhatap bankaya 04.08.2017 günü yeniden ibraz edildiği, ancak bu kez de "karşılıksızdır" işlemi yapılıp zorunlu miktarın ödenmesi üzerine, şikayetçi tüzel kişinin 08.08.2017 günü şikayette bulunduğu, dolayısıyla şikayetçi şirketin çeki bankaya ibraz eden yetkili hamil olmaması nedeniyle şikayet hakkının düşürülmesine karar verilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesince kararın bozulması ve geri gönderilmesi üzerine, aynı ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucu; 13.06.2019 tarihli, 2018/579 E. 2019/ 540 K. sayılı hükümde ise; çekin süresi içinde ibrazında çekin arka yüzüne "iş bu çekin karşılığı yoktur" ibaresine yer verildiği, oysa 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutarın açıkça belirtileceğinin yazıldığı, süresinde yapılan ilk ibraz sırasında sadece çekin karşılığının olmadığı bilgisine yer verildiği, dolayısıyla 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde belirtilen "karşılıksızdır" işleminin usulüne uygun yapılmış sayılamayacağı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Müşteki vekilinin karara karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesince verilen 17.07.2019 tarihli kararda (özetle); Karşılıksızdır işleminin usulüne uygun olarak yapılmadığı ve suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurusunun esastan reddine (oy çokluğuyla) karar verilmiş, bir Daire Üyesinin karşı oyunda ise; suça konu çek üzerindeki şerhten çek hesabındaki mevduat hesabının "0"TL olduğunun açıkça anlaşıldığı, verilecek cezanın da kolaylıkla hesaplanabilir olması sebebiyle sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. b-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 13.02.2020 Tarihli, 2019/2627 Esas 2020/599 Karar Sayılı Kararı, T.C. Ziraat Bankası A.Ş.'ye ait 26.10.2018 keşide tarihli 50.000 TL bedelli çekin, tüzel kişi yetkilisi hamil tarafından 31.10.2018 günü (süresinde) muhatap bankaya ibrazında, çekin arka yüzüne "işbu çek bedelinin 31.10.2018 saat:16.00 itibariyle karşılığı yoktur. T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Mecidiyeköy Şubesi" ve "İşbu çek, 31.10.2018 tarihinde ibraz edildi. Hesapta karşılığı olmadığından yasal garanti tutarı 1600 TL ödenmiştir. T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Mecidiyeköy Şubesi" şeklinde şerh düşüldüğü, ancak tüzel kişi adına çeki ibraz eden kişinin adı ve soyadının yazılmadığı, imzasının da alınmadığı somut olay nedeniyle; Tüzel kişi yetkili hamilin şikayeti üzerine görülen ceza davasında, İzmir 7. İcra Ceza Mahkemesince kurulan 13.06.2019 tarihli, 2018/1075 E. 2019/658 K. sayılı hükümde; şikayetin süresinde yapıldığı, çekin süresinde muhatap bankaya ibraz edildiği, keşideci şirket yetkilisi sanıkların 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde unsurları yazılı suçu işledikleri anlaşılmakla, sanıkların zorunlu miktar düşüldükten sonra neticeten karşılıksız kalan 48.400 TL adli para cezasıyla mahkumiyetlerine, sanıkların ve yetkilisi oldukları çek hesabı sahibi tüzel kişi şirketin çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanmasına karar verilmiştir. Sanıklar müdafiinin karara karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesince verilen 13.02.2020 tarihli kararda (özetle); Suça konu çekin arka yüzündeki "karşılıksızdır" işleminde çek hesabında ne kadar karşılığının bulunduğunun açıkça yazılmadığı, karşılıksızdır işleminin usulüne uygun yapılmadığı, dolayısıyla suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmünün kaldırılmasına, sanıkların CKM'nin 223/2-a maddesi gereği beraatlerine (oy çokluğuyla) karar verilmiş, bir Daire Üyesinin karşı oyunda ise; çekin arka yüzündeki şerhten, hesap karşılığının "0"TL olduğunun açıkça anlaşıldığı, uygulamada hesapta para bulunması halinde bunun da açıkça yazıldığı, bu nedenle karşılıksız kalan miktarın hesaplanabilir olduğundan bahisle karşılıksızdır işleminin geçerli olduğu, sanıkların mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. c-) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 04.03.2020 Tarihli, 2020/908 Esas 2020/882 Karar Sayılı Kararı a- ING Bank A.Ş.'ye ait 20.09.2018 keşide tarihli 45.000 TL bedelli çekin, tüzel kişi yetkilisi hamil tarafından 20.09.2018 günü (süresinde) muhatap banka dışındaki bir başka bankaya ibrazında, çekin arka yüzüne "İşbu çek 20.09.2018 tarihinde ibraz edilmiştir. Hesap bakiyesi 0 TL'dir. 43.400 TL'lik kısmı karşılıksızdır. Ancak takas sistemi kapsamında ödeme yapılamamıştır. Muhatap banka adına vekaleten Akbank T.A.Ş." ibaresinin yazıldığı, aynı çekin 15.10.2018 tarihinde (yasal ibraz süresinden sonra) çek hesabının bulunduğu muhatap bankanın (ING Bank A.Ş.) Karabağlar (İzmir) Şubesine ibraz edildiği ve çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olunan 1.600 TL'nin tüzel kişi yetkilisine ödendiği, ayrıca çekin arka yüzüne, karşılıksız kalan tutarın 43.400 TL olarak yeniden yazıldığı, ibraz edenin adı ve soyadı ile imzasının alındığı, b- Vakıfbank T.A.O.'ya ait 20.09.2018 keşide tarihli 142.125 TL bedelli çekin, tüzel kişi yetkilisi hamil tarafından 20.09.2018 günü (süresinde) muhatap bankaya ibrazında, çekin arka yüzüne "20.09.2018 tarihinde işbu çekin karşılığı yoktur. Yen, Toptancılar Sitesi Konya Şubesine vekaleten Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. Torbalı Şubesi" ibaresinin yazıldığı, aynı çekin 12.10.2018 tarihinde (yasal ibraz süresinden sonra) çek hesabının bulunduğu muhatap bankanın (Vakıfbank T.A.O.) Alsancak Şubesine ibraz edildiği ve çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olunan 1.600 TL'nin tüzel kişi yetkilisine ödendiği, ayrıca çekin arka yüzüne karşılıksız kalan tutarın 140.525 TL olarak yeniden yazıldığı, ibraz edenin adı ve soyadı ile imzasının alındığı, çek hesabı sahibi (keşideci) tüzel kişinin aynı olduğu somut olaylar nedeniyle; Her iki çekin de alacaklısı tüzel kişinin yetkilisinin şikayeti üzerine görülen ceza davasında, İzmir 11. İcra Ceza Mahkemesince kurulan 30.04.2019 tarihli, 2018/868 E. 2019/520 K. sayılı hükümlerde; suça konu çeklerin süresinde ibraz edildikleri, çek hesaplarında bakiyenin "0" TL olduğu anlaşılmakla, neticeten iki çek nedeniyle karşılıksız kalan miktarlar üzerinden ayrı ayrı sanığın mahkumiyetine, sanığın ve çekleri keşide eden tüzel kişinin iki çek için bir kez çek düzenlemekten ve çek hesabı açmaktan yasaklanmasına karar verilmiştir. Sanık müdafiinin karara karşı istinaf yoluna başvurması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesince verilen 04.03.2020 tarihli kararda (özetle); a- ING Bank A.Ş.'ye ait çekle ilgili olarak; yasaklama kararının ve etkin pişmanlığa dair ihtarın karşılıksız çıkan çeklerden hangisi nedeniyle verildiği belli olmadığından bahisle; ING Bank A.Ş.'ye ait çek nedeniyle yasaklama kararı verilmesine ve 45.000 TL bedelli bu çek nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceğine dair istinaf isteminin düzeltilerek esastan reddine (oy birliğiyle), b- Vakıfbank T.A.O.'ya ait çekle ilgili olarak ise; çekin süresinde ibrazında yapılan karşılıksızdır işleminin 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesindeki usule uygun yapılmadığından bahisle sanığa yükletilen suçun unsurları oluşmadığından, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve sanığın beraatine (oy çokluğuyla) karar verilmiş, bir Daire Üyesinin karşı oyunda ise; suça konu çek üzerindeki şerhten çek hesabındaki mevduat hesabının "0"TL olduğunun açıkça anlaşıldığı, verilecek cezanın da kolaylıkla hesaplanabilir olması sebebiyle sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. D-) KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ VE TALEBİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.02.2021 tarihli, UG-2021/15489 sayılı "Uyuşmazlığın giderilmesi" konulu yazısında; "...Uyuşmazlığa konu İzmir Bölge Adliye Mahkemeleri Başkanlar Kurulunun kararı incelendiğinde 11. Ceza Dairesinin bir heyetinin karşılıksızdır işlemine ve dolayısıyla cezai sorumluluğa konu çekin arkasında yer alması gereken "karşılıksızdır" ibaresinin "iş bu çek bedelinin 31/10/2018 tarih saat 16.00 itibariyle karşılığı yoktur" şerhini yeterli görmemiş ve 5941 sayılı Kanunun 3/4 madde ve fıkrasında yer alan şekil şartının gerçekleşmediğinden bahisle sanığın beraatine karar vermiştir. Benzer dosyalarda aynı dairenin diğer heyeti ve aynı Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi değinilen benzeri şerhleri yeterli görmekte ve mahkumiyet hükümlerini esastan reddederek onamakta, beraat hükümlerinin bozulmasına karar vermektedir. Kanaatimizce 5941 sayılı Kanunun 3/4 maddesinde düzenlenen şekil açıklayıcı nitelikte olup, cezai sorumluluğu düzenleyen aynı Kanunun 5/1 madde ve fıkrasında bu şekle atıf yapılmamış "Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında," şeklindeki düzenleme ile "kanuni ibraz süresi" ve "karşılıksızlık işlemi" yeterli görülmüştür. Kanun koyucu suçun oluşumuna başka bir unsur katmamış ve şekil şartı da aramamıştır. 3. Maddenin 4. Fıkrasındaki şekil yukarıda değinildiği gibi açıklayıcı olup, kurucu unsur değildir. Çekin arkasında 3/4 madde ve fıkrasında yer alan şekil şartına aynıyla uyulmasa dahi bu hususların yargılama veya müracaat aşamasında tamamlanabilmesi mümkündür..." şeklindeki değerlendirmeyle, Sonuç olarak; "696 sayılı KHK m.92/2 maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 35/1 madde ve fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 23/10/2020 tarih ve 2020/2 Uyuşmazlık esas numaralı kararına istinaden değinilen kararlar arasındaki uyuşmalığın giderilmesi" talep edilmiştir. E-) KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER 1-) 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun'un; 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun'un 12. maddesi ve 20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35. maddesi; "Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu kendi aralarında toplanır ve aşağıdaki görevleri yaparlar: ...(3)Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek,... ...(Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir. Başkanlar kurulu eksiksiz toplanır ve çoğunlukla karar verir..." hükümlerini içermektedir. 2-) 5941 Sayılı Çek Kanunu a-) "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesi; "(1) Bu Kanunun amacı, çek defterlerinin içeriklerine, çek düzenlenmesine, kullanımına, çek hamillerinin korunmalarına ve kayıt dışı ekonominin denetim altına alınması önlemlerine katkıda bulunmaya ilişkin esaslar ile çekin karşılıksız çıkması ve belirlenen diğer yükümlülüklere aykırılık hâllerinde ilgililer hakkında uygulanacak yaptırımları belirlemektir. (2) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde genel hükümler uygulanır.", b-) "İbraz, ödeme, çekin karşılıksız olduğunun tespiti ve gecikme cezası" başlıklı 3. maddesi; "(1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir. (2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır. (3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için; a) Karşılığının hiç bulunmaması hâlinde, 1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya üzerinde ise bin Türk Lirası, 2) Çek bedeli bin Türk Lirasının altında ise çek bedelini, b) Karşılığının kısmen bulunması hâlinde, 1) Çek bedeli bin Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığı bin Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı, 2) Çek bedeli bin Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa ilave olarak bin Türk Lirasını, ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır. (4) Hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin imzalamaktan kaçınması hâlinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz. (5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmî ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır. (6) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil kısmî ödeme hâlinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi, icra mahkemesine şikâyette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir. Mahkeme veya icra dairesinin istemi hâlinde çekin aslı bu mercilere gönderilir. (7) Banka; a) Çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamiline ödenmesinin geciktirilmesi, b) Kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın hamile ödenmesinin geciktirilmesi, hâllerinde, çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Bu hâllerde 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanmaz. (8) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır. (9) (Ek: 31/1/2012-6273/2 md.) Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi hâlinde, muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer. (10) (Ek: 15/7/2016-6728/62 md.) Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanununun 780 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder. Karekodlu çekin sisteme kaydedildiği tarihten sonra çek düzenleyen tüzel kişinin temsilcilerinde meydana gelen değişiklikler, çek hesabı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.", c-) "Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı" başlıklı 5. maddesinin (1), (2) ve (3). fıkraları; "(1) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, bin beş yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, (…) az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür. (2) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna kadar devam eder. (3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir...", d-) "Hesaben Ödeme" başlıklı 8. maddesi; "(1) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, çeklerin banka şubeleri arasında hesaben ödenmesini sağlayacak tüzel kişiliği haiz sistemi kurmaya ve gözetimi altında yürütmeye yetkilidir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, bu yetkiyi uygun göreceği başka bir kuruluş aracılığıyla da kullanabilir. (2) Hesaben ödeme sisteminin kuruluş ve işleyişi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca çıkarılacak ve Resmî Gazete’de yayımlanacak bir yönetmelikle düzenlenir. (3) Yönetmelikte belirtilen esaslar çerçevesinde çeklerin fizikî olarak ibraz edilmeksizin sadece çek bilgileri üzerinden bankalararası takas odaları aracılığı ile elektronik ortamda muhatap bankaya gönderilerek işlem görmesi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 710 uncu maddesine göre takas odasına ibraz hükmündedir. (4) Takas odaları aracılığıyla ibraz edilmiş çekler için, 3 üncü maddenin üçüncü fıkrasında belirlenen sorumluluk miktarı dâhil, kısmî ödeme yapılmaz. Bu durum, muhatap bankanın sorumluluk tutarını ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ancak, takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çekin, hesapta yeterli karşılığının olmadığının belirlenmesi hâlinde muhatap banka tarafından, hesapta bulunan kısmî karşılık tutarı, çeki ibraz eden hamil lehine onbeş gün süreyle bloke edilir." hükümlerini içermektedir. 3-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu a-) "Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi" başlıklı 2. maddesi; "(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." b-) "Özel kanunlarla ilişki" başlıklı 5. maddesi; "(1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır." hükümlerini içermektedir. 4-) 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu a-) "Duruşma" başlıklı 350. maddesi; "İcra mahkemesi iki tarafı ve delillerini dinler ve gerek tarafların gerek şahitlerin ifadelerini duruşma tutanağına geçirir. Cumhuriyet Savcısı hazır bulundurulmaz.", b-) "Tahkikat" başlıklı 351. maddesi; "Şikayetçi dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlıdır. Maznun müdafası için tahkikatın tevsiini ancak bir kere istiyebilir." hükümlerini içermektedir. 5-) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu a-) "İbraz başlıklı 708. maddesi; "(1) Belirli bir günde veya düzenlenme gününden ya da görüldükten belirli bir süre sonra ödenecek bir poliçenin hamili, poliçeyi ödeme gününde veya onu izleyen iki iş günü içinde ödenmek üzere ibraz etmelidir. (2) Poliçenin bir takas odasına ibrazı, ödeme için ibraz yerine geçer." b-) "Muhatap olma ehliyeti" başlıklı 782. maddesi; "(1) Türkiye’de ödenecek çeklerde muhatap ancak bir banka olabilir. (2) Diğer bir kişi üzerine düzenlenen çek yalnız havale hükmündedir." c-) "Karşılık" başlıklı 783. maddesi; "(1) Bir çekin düzenlenmesi için, muhatabın elinde düzenleyenin emrine tahsis edilmiş bir karşılık bulunması ve düzenleyenin bu karşılık üzerinde çek düzenlemek suretiyle tasarruf hakkını haiz olacağına dair muhatapla düzenleyen arasında açık veya zımni bir anlaşma bulunması şarttır. Ancak, bu hükümlere uyulmaması hâlinde senedin çek olarak geçerliliği etkilenmez. (2) Düzenleyen, muhatap nezdinde çekin ancak bir kısım karşılığını hazır bulundurduğu takdirde, muhatap, bu tutarı ödemekle yükümlüdür. (3) Muhatap nezdinde karşılığı kısmen veya tamamen bulunmayan bir çek düzenleyen kişi, çekin karşılıksız kalan bedelinin yüzde onunu ödemekle yükümlü olduktan başka, hamilin bu yüzden uğradığı zararı da tazmin eder." d-) "Takas odası" başlıklı 798. maddesi; "(1) Çekin bir takas odasına ibrazı ödeme için ibraz yerine geçer." e-) "Hesaba geçirilmeme halinde" başlıklı 807. maddesi; "(1) Hesaba geçirilmek üzere düzenlenen bir çekin hamili; muhatabın, çek bedelini kayıtsız ve şartsız bir alacak olarak hesaba geçirmekten kaçındığını veya ödeme yerindeki takas odasının, bu çekin, hamilin borçlarına mahsup edilmek kabiliyetini haiz olmadığını beyan etmiş bulunduğunu ispat ederse, başvurma haklarını kullanabilir. f-) "Hamilin başvurma hakları" başlıklı 808. maddesi; "(1) Zamanında ibraz edilmiş olan çekin ödenmemiş olduğu ve ödememe hâli; a) Resmî bir belge, “protesto” ile, b) Muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle, çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla, c) Bir takas odasının, çek zamanında teslim edildiği hâlde ödenmediğini tespit eden tarihli bir beyanıyla, sabit bulunduğu takdirde hamil; cirantalar, düzenleyen ve diğer çek borçlularına karşı başvurma haklarını kullanabilir. " 6-) 09.06.2018 tarihli ve 30446 sayılı Resmi Gazete'de Yayımlanarak, 02.07.2018 Tarihinde Yürürlüğe Giren "Çek Takas Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik" a-) "Amaç" başlıklı 1. maddesi; "(1) Bu Yönetmeliğin amacı, çeklerin banka şubeleri arasında hesaben ödenmesinin sağlanmasına ilişkin kurulacak sisteme, sistem faaliyetlerine ve çek takas ve mutabakatına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.", b-) "Tanımlar" başlıklı 4. maddesi; "...b) Katılımcı: 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununa tabi bankalar ile Bankayı,... ç) Muhatap katılımcı: Çekin keşide edildiği hesabın bulunduğu katılımcıyı,... f) Netleştirme: Bir katılımcının gönderdiği ve aldığı çek bilgilerinden kaynaklanan alacak ve borçlarının karşılıklı mahsup edilerek tek bir alacak veya borca dönüştürülmesini, g) Sistem: Çeklerin banka şubeleri arasında hesaben ödenmesini sağlayan ve elektronik ortamda işletilen “Çek Takas Sistemi”ni, ğ) Takas: Katılımcılara ibraz edilen muhatap katılımcılara ait çeklere ilişkin bilgilerin elektronik ortamda takas odasına iletilmesi, provizyon alınmasına aracılık edilmesi ve netleştirme işlemlerini, h) Takas odası: Takas faaliyetlerinin yürütüldüğü ortamı,... İfade eder.", c-) "Katılımcı yükümlülükleri" başlıklı 10. maddesi; "(1) Katılımcı; ...f) Çekler üzerindeki işlem ve kontrollerde, çek bilgilerinin gönderilmesinde sistem kurallarında belirtilen tüm kuralların uygulanmasında azami dikkat ve özeni göstermek, g) Kendi hatları aracılığıyla gönderilecek yanlış çek bilgisinden doğacak tüm zarar ve ziyanları karşılamak,.. i) Kendi şubelerine hamilleri tarafından ibraz edilen çekleri muhatap katılımcılara vekâleten kabul etmek ve bu çeklere ilişkin bilgileri elektronik ortamda muhatap katılımcıya intikal ettirmek üzere takas odasına iletmek, j) Hesapta yeterli karşılığı bulunmadığı için ödenemeyen çeklere ilişkin, çekin basılmasına esas kanun hükmüne uygun tespit işlemini ve ödemeyi engelleyen diğer kısıtlamaları bulunan çeklerin arkalarına gerekli açıklamayı muhatap katılımcı adına yapmak,...zorundadır.", d-) "Takas işlemleri" başlıklı 12. maddesi; "(1) Takas odalarında, muhatap katılımcılara fiziken ibraz edilmeyen ve Banka tarafından yayımlanan Tebliğlere göre bastırılan, çek kodlama standartlarına uygun şekilde manyetik kodlaması yapılmış çekler işlem görür. (2) Kuruluş, çeki ödeyen merci değildir. Kuruluş, takas işlemlerinin herhangi bir aşamasında gönderilen bilgilerin teknik gereklilikler dışındaki içerikleri hakkında bir uyuşmazlığa taraf olamaz. (3) Hamili tarafından tahsil edilmek amacıyla katılımcı şubelerine getirilen diğer katılımcılara ait çeklere ilişkin bilgiler takas odası aracılığıyla sistem kurallarında belirtilen usul ve esaslara göre elektronik ortamda muhatap katılımcılara ibraz edilir. (4) Çek bilgilerinin zamanında muhatap katılımcıya ibrazından çekin ibraz edildiği katılımcı sorumludur. (5) Takas odası aracılığı ile ibraz edilen çekler muhatap katılımcıdan provizyon alınarak işlem görür. (6) Provizyon işlemleri aynı gün sonuçlandırılır. (7) Takas odası aracılığıyla ibraz edilen çeklerin provizyon işlemlerinin tamamlanamaması halinde bu çekler karşılığı olan diğer çekler gibi işlem görür. (8) Muhatap katılımcılarca, provizyon alamamaları nedeniyle karşılığı olan çekler gibi işlem gören çekler hakkında ilgili katılımcılara takas gününde provizyon alımından sonra iade olan çeklere ilişkin takas odasına bilgi göndermek için Kuruluş tarafından sistem kurallarında belirlenen saate kadar yazılı olarak katılımcı kodu, şube kodu, hesap no, çek no, çek tutarı ve çeki tahsile veren şube adı belirtilerek bildirimde bulunulur. (9) Provizyon işlemlerinin tamamlanamaması nedeniyle karşılığı olan çekler gibi işlem gören çeklerin, daha sonra herhangi bir nedenle ödenmeyeceklerinin tespit edilmesi halinde, muhatap katılımcı tarafından derhal ilgili katılımcıya yazılı olarak bilgi verilir ve bildirim tarihinden itibaren en geç üç iş günü içinde iade işlemleri yapılır. (10) Provizyon işlemleri bu Yönetmelik ve sistem kurallarında belirtilen esaslara göre yürütülür. (11) Bir katılımcının diğer bir katılımcı lehine düzenlediği çekler takas odasına ibraz edilemez. (12) Takas işlemlerine ilişkin diğer hususlar ve işlem saatleri sistem kurallarında belirlenir.", e-) "Takas ve mutabakat işlemlerinin yapılmayacağı günler" başlıklı 15. maddesi; "(1) 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun uyarınca tatil günü kabul edilen günlerde takas ve mutabakat işlemleri yapılmaz. (2) 2429 sayılı Kanun uyarınca yarım gün çalışılan günlerde takas yapılmaz ancak bir önceki iş gününe ait mutabakat işlemleri gerçekleştirilir. (3) Takas veya mutabakat işlemlerinin yapılmasına kısmen veya tamamen engel teşkil eden mücbir sebep hallerine ilişkin olarak Kuruluş tarafından düzenleme yapılabilir." hükümlerini içermektedir. F-) İNCELEME, DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE 1-) Çözümü Gereken Uyuşmazlığın Konusu, Kapsamı ve İncelemenin Sınırlandırılması İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun, 23.10.2020 tarihli ve 2020/2 sayılı kararına konu olan uyuşmazlık; - Karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçu ile ilgili olarak, süresinde ibraz edilen çekin arka yüzüne "işbu çekin ... tarihinde karşılığı yoktur." şeklinde yazılan ibarenin; 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 3/4. maddesine göre yapılması gereken "karşılıksızdır" işlemi niteliğinde olup olmadığı, - Arka yüzünde bu ibare yazılı çek nedeniyle yapılan şikayet üzerine açılan davada sanığın mahkumiyetine karar verilip verilemeyeceği, Hususlarında toplanmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki; çekin yetkili hamil tarafından, tahsili amacıyla kanuni ibraz süresi içinde; - Muhatap bankanın çek hesabının bulunduğu şubesine, - Muhatap bankanın çek hesabının bulunduğu şubesinden başka bir şubeye, - Muhatap bankadan başka bir bankaya (bankalararası takas sistemine / takas odasına), "hesaben ödeme" için ibraz edilmesi mümkündür. Bu nedenle, çekin ilk kez ibraz edildiği banka açısından farklıklık arz ettiği de göz önünde bulundurularak, çözülmesi gereken uyuşmazlığın; a-) "İbraz", "Ödeme" ve "Karşılıksızdır" işlemlerinin kim/ler tarafından hangi şekilde yapılacağı, b-) Çekin "hesaben ödeme" amacıyla başka bir bankaya ibraz edilmesi halinde, yapılacak işlemin hukuki niteliği, sonuçları ve karşılıksızdır işleminin tamamlanması, c-) 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde düzenlenen "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun yasal unsurları ve suçun işlendiği tarih, d-) Karşılıksızdır işleminin eksik veya hatalı yapılması, Kanunda yazılı hususların tamamlanmaması hallerinde İcra Ceza Mahkemesince yapılacak araştırmanın sınırı ve cezai sorumluluk, başlıkları altında incelenmesi gerekmektedir. 2-) İnceleme ve Değerlendirme a-) "İbraz", "Ödeme" ve "Karşılıksızdır" işlemlerinin kim/ler tarafından, hangi şekilde yapılacağı İbraz, çekin ödenmesi için bankaya sunulmasıdır. Başka bir ifadeyle ibraz, çekin ödenmesi talebidir. Bu kavram tanımı TTK'nin 708/1. maddesine dayanmaktadır. Çek aranılacak bir alacak (borç) içerdiğinden muhatap bankaya götürülmeli, bankada ödeme için ibraz edilmelidir. "İbraz" ibaresi bankaya götürülmeyi ve "aranılmayı" da içerir. Çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edilmiş olsa bile, muhatap bankaya ibraz edilmiş (götürülmüş) kabul edilir. Muhatabın herhangi bir şubesi, çeki ödeme işlemine almaya mecburdur. Bu kural, Çek Kanunu'nun 3/1. maddesinde, TTK'den daha net bir şekilde ifade edilmiştir. Çekin muhatap banka dışında başka bir bankaya sunulması, teknik anlamda ibraz değildir. Ancak böyle bir çek, takas işlemine alınabilir. Bu işlem takas odalarında veya elektronik ortamda gerçekleşebilir. T.C. Merkez Bankası, çeklerin hesaben ödenmesini sağlayan tüzel kişiliği haiz bir sistemi kurmakla yetkilendirilmiştir. Çekin bir takas odasına ibrazı ödeme için ibraz sayılır (TTK m.798). Çek, hesabın bulunduğu bankaya değil de başka bir bankaya verilirse, bu bankanın söz konusu çeki takas odasına sunması ibraz sayılır. Diğer bir deyişle takas odasına ibraz, ancak başka bir banka eliyle yapılır (POROY, Reha / TEKİNALP, Ünal, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, Çek Kanununun Yorumu ile, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2013, s.300). Çekin, ödenmesi için muhatap bankaya ibrazı gereklidir. Bu ibraz TTK'nin 796. maddesinde öngörülen süreler içinde yapılmalıdır. Çek takas odası istisnası dışında esas itibarıyla muhataba ibraz edilir. Fakat bir takas odasına ibraz da ödeme için ibraz yerine geçer. Çekin ibrazı ancak bir iş günü yapılabilir. İbraz süresinin son günü bir tatile rastlarsa süre tatili izleyen ilk iş gününe kadar uzar (POROY, Reha / TEKİNALP, Ünal, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, Çek Kanununun Yorumu ile, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2013, s.321). 5941 sayılı Kanun'un 3/1. maddesine göre; karşılığı bulunan çek, çek hesabının bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin kimliği tespit edildikten sonra ödenir. Çekin süresinde ibrazında, bankada kısmen karşılığının bulunması halinde; bankanın çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olduğu miktarın ve/veya kısmi karşılığın hamilin kısmi ödemeyi kabul etmesi şartıyla ödenmesi de zorunludur. Çekin kısmen veya tamamen karşılığının bulunmaması halinde, muhatap banka tarafından, hamilin isteğiyle 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususlarda yapılacak "karşılıksızdır" işlemi; banka tarafından ödemekle yükümlü olunan miktarın ve/veya kısmi karşılığın hamil tarafından kabul edilmemesi halinde dahi; kanunen her çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olunan miktar ve varsa hesaptaki kısmi karşılık miktarı çekin üzerinde yazılı bedelden (hamile fiilen ödenmese bile) düşüldükten sonra karşılıksız kalan miktar üzerinden yapılacaktır. Dairemizin 27.01.2020 tarihli, 2019/35817 E. 2020/415 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; Türk Ticaret Kanunu'na (TTK) göre zorunlu unsurları haiz bir çekin, kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çek hesabındaki karşılığın tamamen veya kısmen bulunmaması halinde yapılacak "karşılıksızdır" işlemi, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre, kural olarak "muhatap banka" ve "ibraz tarihindeki yetkili hamil" tarafından birlikte yapılması gereken bir işlemdir. Çekin muhatap bankaya süresinde ibrazında, kısmen veya tamamen karşılığının bulunmaması halinde, hamilin talebi üzerine yapılması gereken "karşılıksızdır" işlemi, 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre çekin arka yüzüne; - Çekin tahsil için "bankaya ibraz edildiği tarih", - İbraz tarihindeki "çek hesabı durumu", - Bankanın yükümlülüğü çerçevesinde "hamile ödediği miktar", - İbraz eden "gerçek kişinin adı ve soyadı", - Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra "karşılıksız kalan tutar", - Hamilin bir tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus da ayrıca belirtilerek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanarak tamamlanır. Hamilin çeki imzalamaktan kaçınması hâlinde, "karşılıksızdır" işlemi yapılmaz. Karşılıksızdır işlemi, muhatap bankanın tek başına yapabileceği bir işlem değildir. İşlemin muhakkak ibraz eden (yetkili hamil) ve banka görevlisi tarafından çekin arkası birlikte imzalanmak suretiyle yapılması gerekecektir. Keza 5941 sayılı Kanun'un 3. maddesinin gerekçesinde de bu durum maddenin lafzıyla uygun şekilde açıkça dile getirilmiştir. Çekin süresinde muhatap bankanın çek hesabı bulunan şubesine ibraz edilmesi halinde; muhatap banka şubesi tarafından, çekin tam karşılığı varsa ödenmesi, kısmen veya tamamen karşılığının bulunmaması halinde ise; bankaca ödemekle yükümlü olunan miktar ve (varsa bu miktar üzerinde kalan) kısmi karşılığın çek üzerindeki bedelden düşülmesi suretiyle, "karşılıksızdır" işleminin yapılması zorunludur. Çekin, muhatap bankanın çek hesabının bulunduğu şubesinden başka bir şubeye ibrazı halinde; 5941 sayılı Kanun'un 3/1. maddesi gereği, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödeneceği açıkça düzenlenmiştir. Muhatap bankanın kural olarak tek bir tüzel kişiliği haiz olması, şubelerinin ayrı bir tüzel kişiliği bulunmaması nedeniyle karşılıksızdır işleminin çek hesabının bulunduğu şube dışında bir başka şube tarafından yukarıda izah edilen şekilde yapılması gerektiği de izahtan varestedir. Çekin, muhatap banka dışında başka bir bankaya süresinde ibrazı halinde ise; 5941 sayılı Çek Kanunu'nun "Hesaben ödeme" başlıklı 8. maddesi hükümleri uygulanacaktır. b-) Çekin "hesaben ödeme" amacıyla başka bir bankaya ibraz edilmesi halinde yapılacak işlemin hukuki niteliği, sonuçları ve karşılıksızdır işleminin tamamlanması 5941 sayılı Kanun'un "Hesaben Ödeme" başlıklı 8. maddesinde; bir çekin fiziki olarak ibraz edilmeksizin, bankalararası takas odası aracılığıyla elektronik ortamda muhatap bankaya gönderilerek işlem görmesinin; 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu'nun 710. maddesi (6102 sayılı TTK'nin 798. maddesi) çerçevesinde "takas odasına ibraz" hükmünde olduğu, dolayısıyla "ödeme için ibraz" yerine geçtiği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre; yetkili hamilin çeki kanuni ibraz süresi içinde muhatap banka dışında bir bankaya ibrazı halinde, 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde yazılı "süresinde ibraz" koşulunun sağlanmış olduğu kabul edilmelidir. 5941 sayılı Kanun'un 8/4. maddesine göre; bankalararası takas odasına (sisteme) ibraz edilen çekler için, muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu miktar dahil, kısmi karşılık için ödeme yapılamaz. Yani muhatap banka dışındaki bir banka tarafından sadece çek karşılığının tamamen bulunması halinde ödeme yapılması mümkündür. Ancak hesapta kısmi karşılık bulunması durumunda, muhatap bankaca bu kısmi karşılık tutarının, ibraz eden hamil lehine 15 gün süreyle bloke edileceği de Kanun'da açıkça belirtilmiştir. Bu süre geçtikten sonra muhatap bankanın kendisine fiziken ibraz edilmeyen bir çek için kısmi ödeme yapma yükümlülüğünün sona ereceği de değerlendirilmiştir. Muhatap banka dışındaki bir bankanın, Çek Kanunu'nun 3/4. maddesinde belirtilen hususları tamamen çekin arka yüzüne şerh etmek suretiyle hamilin talebi ile birlikte imza altına alması kanunen zorunlu olmadığı gibi çekin arka yüzüne Kanun'da yazılı olduğu şekilde "karşılıksızdır" işlemi yapması da beklenemeyecektir. Çekin TTK'de belirlenen yasal ibraz ibraz süresi içinde muhatap banka dışında başka bir bankaya ibrazında; çek karşılığının bankalararası takas sisteminde (takas odasında) tamamen bulunmadığı halde çekin ibraz edildiği bankanın bu durumu tespit ederek karşılığının bulunmadığını belirtmesinin yeterli olduğu değerlendirilmiştir. Çekin, bankalararası takas sisteminde sistemde tam olarak karşılığının bulunmadığının anlaşılması halinde, muhatap banka dışındaki başka bir banka tarafından, çek hesabının bulunduğu bankadan gelen provizyon işlemine göre "vekaleten" yapılan işlemin hukuki niteliğinin, 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde belirtilen "karşılıksızdır" işlemi olarak kabul edilmesi mümkün görülmemiştir. Bankalararası takas sisteminde tam karşılığı bulunmayan bir çek üzerinde, muhatap bankadan başka bir banka tarafından çek karşılığının bulunmadığı yönündeki bu tespit üzerine; hamilin, TTK'nin hukuki anlamda başvuru (müracaat) haklarını kullanmasının mümkün olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle takas odasına ibraz edilen çek üzerinde "...tarihinde çekin karşılığı yoktur" şeklinde yapılan işlemin, özel hukuk alanında hüküm ve sonuçlar doğuracağı tartışmasızdır. Muhatap banka dışındaki bir banka tarafından kanuni ibraz süresi içinde hesaben ödemenin yapılamadığı bu gibi durumlarda; yetkili hamilin çeki sonradan muhatap bankaya ibraz ederek, bankanın "ödemekle yükümlü olduğu tutarın" ve/veya "hesaptaki karşılığın" ödenmesi ile "karşılıksızdır" işlemi yapılmasını istemesi önünde bir engel bulunmamaktadır. Ancak, çekin ödeme için ilk kez muhatap banka dışında başka bir bankaya ibraz edildiği göz önüne alındığında; muhatap bankaca sonradan yapılacak "karşılıksızdır" işleminin tamamlanması uygulamasının, ödeme için başka bankaya yapılan ilk ibraz tarihindeki kayıtlar esas alınarak yapılması gerektiği de değerlendirilmiştir. Muhatap banka dışında başka bir bankaya ibraz halinde, sistemde tam karşılığı bulunmadığı anlaşılan bir çekin, kısmi karşılığının muhatap banka tarafından 15 gün süreyle bloke edilmesi hususu ise; muhatap bankanın kısmi ödemeye dair yine özel hukuk alanında hüküm ve sonuç doğuracak bir husustur. c-) 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesindeki "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun yasal unsurları ve suçun işlendiği tarih Dairemizin 05.11.2018 tarihli, 2018/6510 E. 2018/11325 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/(1). maddesinde düzenlenen "çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun maddi unsurları; 1. Suça konu çekin, 6102 sayılı TTK'de öngörülen zorunlu unsurları taşıması, 2. Çekin yetkili hamil tarafından, kanuni ibraz süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmiş olması, 3. Kanunda yazılı usule uygun şekilde ibraz edilen çek üzerinde banka tarafından "karşılıksızdır" işleminin yapılmasına fail tarafından sebebiyet verilmiş olmasıdır. Dairemizin 27.01.2020 tarihli, 2019/35817 E. 2020/415 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; Çekle ilgili olarak "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan görülmekte olan bir ceza davasına konu çekin süresinde bankaya ibrazında; muhatap banka tarafından öne sürülen "herhangi bir sebeple" çekin arka yüzüne, 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususlar şerh edilmek suretiyle, usulüne uygun şekilde bir "karşılıksızdır" işlemi yapılmamışsa, çek hesabında karşılığını bulundurmakla yükümlü failin iradesi ve davranışlarıyla doğrudan ilgili olmayan objektif cezalandırılabilme şartı, dolayısıyla suçun kanunda öngörülen neticesi gerçekleşmeyeceğinden, sanığın beraatine karar verilmesi gerekecektir. Ancak, hemen belirtmek gerekir ki; Dairemizin kararında, çekin arkasına 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususlardan tamamen farklı olarak ileri sürülen (keşideci şirket aleyhine konkordato davası açılmış olduğu, ödememe yönünde tedbir kararı olduğu veya imzanın keşideci imzasına benzetilemediği vb.) değişik gerekçelerle "karşılıksızdır işleminin yapılmadığı" yönünde ibarelerin yazılmasının, suçun unsurlarının oluşması için yeterli görülemeyeceği vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesinin; eylemin henüz suç olarak düzenlenmediği bir tarihte ileri tarihli keşide edilmiş çeklerle ilgili olarak, eylemin suç sayıldığı sonraki bir tarihte ibraz edilmesi ve "karşılıksızdır" işlemine tabi tutulması halinde suç sayılmaması gerektiğine yönelik iptal başvurusunda vermiş olduğu; 26.07.2017 tarihli, 2016/191 esas ve 2017/131 karar sayılı kararında; "...suç oluşturan eylemin ibraz tarihinde çek hesabında çek karşılığını bulundurmamak olduğu, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun kanuni ibraz süresi içinde ibraz edildiğinde karşılığının olmadığına dair işlemin yapılması ile tamamlandığı, kuralın yürürlüğe girdiği tarihten sonra "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişilerin cezalandırılmasının öngörüldüğü, dolayısıyla geçmişe yönelik bir cezalandırmanın söz konusu olmadığı..." gerekçesiyle Anayasa'ya aykırılık itirazları reddedilmiştir. Dolayısıyla, "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun işlendiği an, kural olarak; kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili "karşılıksızdır" işleminin yapıldığı andır. Yukarıda izah edildiği üzere; çekin süresi içinde ilk kez muhatap banka dışında bir bankaya ibrazı halinde, "karşılıksızdır" işleminin sonradan tamamlatılması mümkün görüldüğünden, suç tarihinin hangi tarih olarak kabul edilmesi gerektiğine gelince; Muhatap banka dışında başka bir bankaya yapılan süresinde ibraz işleminden sonra tamamlanacak "karşılıksızdır" işleminin, ibraz tarihindeki kayıtlar esas alınarak yapılması gerektiği, sonradan yapılan karşılıksızdır işleminin tamamlanması işleminin, başka bir bankaca vekaleten yapılan tespit sırasında gönderilen "provizyon" işleminin çek üzerine şerh düşülmesi mahiyetinde olacağı göz önüne alındığında; Çek, başka bir banka aracılığıyla sistem üzerinden muhatap bankaya süresinde ibraz edilmiş ve o andaki karşılık, provizyon işlemi ile sabit hale getirilmiş olduğundan, sonradan tamamlanan "karşılıksızdır" işlemi nedeniyle suç tarihinin; muhatap dışındaki bir bankaya yapılan "ibraz tarihi" olarak kabul edilmesi gerekmektedir. d-) Karşılıksızdır işleminin eksik veya hatalı yapılması, Kanun'da yazılı hususların tamamlanmaması hallerinde İcra Ceza Mahkemesince hüküm kurulması için yapılabilecek araştırmanın sınırı ve cezai sorumluluk Çekin, süresinde çek hesabının bulunduğu muhatap bankaya veya muhatap bankanın herhangi bir şubesine süresinde ibrazında; kısmen veya tamamen karşılığının bulunmaması halinde, hamilin talebi üzerine çekin arka yüzüne 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesindeki hususların yazılması suretiyle muhatap bankaca "karşılıksızdır" işlemi yapılması zorunludur. 5941 sayılı Kanun'a göre; "karşılıksızdır" işleminin her muhatap banka tarafından aynı sıra, aynı kaşe, ortak dil veya sözcük dizilişi kullanılarak aynı şekilde yapılması zorunlu değildir. Ancak, muhatap banka tarafından yapılacak her "karşılıksızdır" işleminde, Kanun'un 3/4. maddesinde belirtilen hususların çekin arka yüzünden açık bir şekilde anlaşılması gerekmektedir. 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde düzenlenen suç nedeniyle açılacak ceza davasında şikayet hakkının bulunduğunun ispatlanması bakımından, suça konu çekin arka yüzünden ibraz edildiği tarihin ve en azından o tarihte tam karşılığının bulunmadığının anlaşılması gerektiği değerlendirilmiştir. Çekin, çek hesabının bulunduğu banka dışındaki bir bankaya süresinde ibrazında ise; sadece tam karşılığının bulunması halinde hesaben ödeme yapılması mümkün olup, başka bankaca muhatap banka adına, çekin arka yüzüne 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususların yazılması suretiyle "karşılıksızdır" işlemi yapılması beklenemez. Bu durumda, çekin arka yüzünde yapılacak karşılıksızdır şerhinin muhatap bankaca sonradan tamamlanması da mümkündür. Ancak, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/1. maddesinde düzenlenen suç dolayısıyla, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren bir fail hakkında şikayet hakkının kullanabilmesi, dava açılması ve sanık hakkında cezaya hükmedilebilmesi için kural olarak 5941 sayılı Kanun'da yapılması zorunlu "karşılıksızdır" işleminin yapılmasının zorunlu olması karşısında; ilk kez başka bir bankaya ibraz edilen çekin arka yüzüne, sonradan muhatap banka tarafından zorunlu hususların yazılmak suretiyle tamamlanan "karşılıksızdır" işleminin, en geç ceza davası açmak için öngörülen şikayet süresi içinde yapılması gerekmektedir. Yetkili hamilin, herhangi bir nedenle, muhatap bankaya veya muhatap banka dışında başka bir bankaya ilk kez ibraz ettiği çekin arkasına sadece "işbu çekin ... tarihinde karşılığı yoktur." şeklinde yazılan ibare ile yetinerek, "karşılıksızdır" işlemini tamamlatmaması veya bu hususa dair açıklamaları tamamlamadan şikayet hakkını kullanması halinde; İcra Ceza Mahkemesince Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı hususların re'sen araştırılıp araştırılmayacağı hususuna gelince; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na göre; şikayet üzerine açılan davada, İcra Ceza Mahkemelerince yapılacak tahkikat, her ne kadar da sunulan delillerle sınırlı olsa da; şikayet edilen kişinin faillik sıfatının bulunup bulunmadığının ve şikayete konu eylemin suçun unsurlarını içerip içermediğinin re'sen araştırılması zorunludur. Açılan davada en önemli delil, suça konu edilen ve ibraz tarihinde tam karşılığı bulunmayan çektir. Hal böyleyken, maddi gerçekliğe ulaşılması amacıyla; mahkemeden eldeki kesin delillerle tam tersi yönde re'sen tanık dinlenmesi veya savunmada istenmediği halde re'sen bilirkişi raporu hazırlanması gibi delil toplama yoluna gidilemeyecektir. Ancak ilgili bankaya yazılacak bir yazıyla çekin arka yüzünden açıkça anlaşılamayan hususların tespit edilebilmesi mümkündür. Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi, Anayasa'da ve Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan temel ve evrensel bir ceza hukuku ilkesidir. Buna göre; suç oluşturan fiilin ve karşılığında hangi cezaya hükmedileceğinin, suç işlendiği tarihte ilgili "Kanun"da açıkça yazılı olması ve henüz suç işlenmeden herkes tarafından bilinmesi (öngörülebilmesi) Anayasa'da ifadesini bulan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Kanun koyucunun 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde düzenlediği suça konu eylem; "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına sebebiyet verme eylemidir. Kanun koyucunun bu suç karşılığında öngördüğü cezai yaptırım ise; Kanun'un 5/1. maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere, (TCK'de alt sınır olarak kabul edilen beş günden) 1500 güne kadar takdir edilecek adli para cezasıdır. Takdir edilecek sonuç cezanın çekin karşılıksız kalan miktarından az olması halinde çekin karşılıksız kalan miktarı kadar yapılacak artırım hükmedilecek sonuç ceza miktarını belirleyecektir. O halde, 5941 sayılı Kanun'da, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı bir ifade bulunmadığı gibi "çekin karşılıksız kalan miktarının", mahkemece takdir edilecek ceza üzerinde yapılacak bir artırım sebebi olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun cezasının; 1500 güne kadar adli para cezası olduğu, doğrudan çekin karşılıksız kalan miktarı kadar verilecek adli para cezası olmadığı, netice cezanın bu miktara göre degişebileceği tartışmasızdır. Çek Kanunu'nun 3/4. maddesinde belirtilen ve yukarıda yazılı amaçlara hizmet eden hususların, çekin arka yüzüne açıkça ve eksiksiz biçimde yazılmaması veya sadece "işbu çekin ... tarihinde karşılığı yoktur." ibaresinin yazılması halinde; İcra Ceza Mahkemelerince, şikayet edilen kişinin fail olup olmadığının ve maddi gerçekliğin tespiti amacıyla; çek hesabının bulunduğu bankadan, çek hesabında karşılığı bulundurmakla yetkili kişilerin kimler olduklarının ve çek hesabının ibraz anındaki karşılığı ile sonradan hamile ödenen miktarı(varsa) gösteren kayıtların gönderilmesi istenebilecektir. İlgili bankadan gelecek yazıya istinaden, Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı diğer hususlar ile sonuç cezaya esas teşkil edecek "çekin karşılıksız kalan miktarı" gibi hususların, mahkemece her zaman kolaylıkla belirlenebilecek hususlar olduğu, öte yandan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüşünde de belirtildiği üzere, Çek Kanunu'nun 3/4. maddesinde yazılı hususların; Kanun'un 5/1. maddesinde düzenlenen "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun unsurlarını değil, "karşılıksızdır" işleminin yapılmasını gösteren açıklayıcı hususlar olduğu değerlendirilmiştir. 3-) Ulaşılan Kanaat ve Gerekçe 5941 sayılı Çek Kanunu'nun amaçlarından biri çekin karşılıksız çıkması halinde yapılacak işlemler ile yükümlülüklerin belirlenmesi iken; bir diğer amaç da çek hamillerinin korunmasıdır. 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesine yönelik madde gerekçesinde de; ibraz tarihinde çek karşılığının ilgili banka hesabında tam olarak bulunmaması halinde suçun oluşacağının kabul edildiği görülmektedir. Bu nedenlerle; Çekin süresinde ibrazında, arka yüzüne sadece "...tarihinde işbu çekin karşılığı yoktur." şeklinde yazılan ibarenin, 5941 sayılı Kanun'un 3/4. maddesinde yazılı şekilde bir karşılıksızdır işlemi olarak kabul edilemeyeceği, ancak şikayet süresi içinde, muhatap bankaya başvurularak karşılıksızdır işleminin, ilk ibraz tarihindeki kayıtlar esas alınmak suretiyle tamamlanabileceği, Doğrudan veya sonradan muhatap bankaya başvurulması üzerine çekin arka yüzünde sadece "...tarihinde işbu çekin karşılığı yoktur." şeklindeki ibarenin yazılması veya Kanundaki hususların tam olarak yazılmaması durumunda açılacak ceza davalarında, çekin arka yüzünden giderilemeyen/ eksik kalan hususların İcra Ceza Mahkemelerince re'sen araştırılmasının ve hüküm kurulmasının, dolayısıyla sanığın cezalandırılmasının mümkün olduğu değerlendirilmiştir. G-) SONUÇ Çekle ilgili olarak "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan görülmekte olan bir ceza davasında, suça konu konu çekin (muhatap bankaya veya hesaben ödeme için başka bir bankaya) süresinde ibraz edilmiş olması ve ilk ibraz tarihinde tam olarak karşılığının bulunmaması halinde; - Hesaben ödeme için ibraz edilen başka bir banka veya muhatap banka tarafından çekin arka yüzüne sadece "işbu çekin ... tarihinde karşılığı yoktur" ibaresi yazılması suretiyle yapılan işlemin, 5941 Kanun'un 3/4. maddesinde aranan hususları taşımadığından, "karşılıksızdır" işlemi olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, - Ancak çekin en geç şikayet süresi içinde muhatap bankaya sunularak "karşılıksızdır" işleminin tamamlatılması mümkün görülmekle birlikte; çekin arka yüzünde yapılan "karşılıksızdır" işlemi Çek Kanunu'nun 3/4. maddesinde yazılı hususlar bakımından eksik olsa da; 5941 sayılı Kanun'un 5/1. maddesinde unsurları yazılı "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçu nedeniyle açılan davalarda, suça konu çekin arka yüzünde yazılı olmayan eksik hususların İcra Ceza Mahkemesince re'sen yapılacak araştırmayla belirlenebildiği durumlarda sanığın mahkumiyetine karar verilebileceğine, 10.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2738 E., 2021/1513 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818.
Hukuk Genel Kurulu         2017/2738 E.  ,  2021/1513 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili tarafından keşide edilen 30.11.2011 keşide tarihli 10.000TL ve 30.12.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli çeklerin 24.12.2010 tarihinde müşterisi olan dava dışı ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin işyerinde meydana gelen hırsızlık sonucu çalındığını, çalınan çekler hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yapıldığını ve çeklerin ibrazı hâlinde el konulmasına karar verildiğini, ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. tarafından Bucak Asliye Hukuk Mahkemesinde çek iptali davası açıldığını, mahkemece ödeme yasağı kararı verildiğini, aynı mahkemece 12.07.2011 tarihinde verilen kararla, içlerinde dava konusu çeklerin de bulunduğu 18 adet çeke ilişkin iptal kararı verildiğini, iptal kararı üzerine 13.07.2011 tarihinde çeklerin bedelinin ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti’ye ödendiğini, sonrasında davalı banka tarafından bu çeklerle ilgili ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti ve müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, çeklerin arka yüzünde bulunan ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’ye ait olduğu iddia edilen kaşenin sahte olduğunu, imzanın da bu şirket yetkilisine ait olmadığını, ciro silsilesinin kopuk olduğunu, anılan şirket tarafından icra takibine itiraz edildiğini, imzaya itirazın Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli ve 2012/527 E., 2012/873 K. sayılı kararı ile kabul edildiğini, davalı bankanın söz konusu çeklerle ilgili el koyma ve ödeme yasağı kararı bulunmasına rağmen çekleri kredi borçlusundan ciro yolu ile teslim alarak icra takibine geçtiğini ileri sürerek icra takibine konu çekler nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dışı kredi borçlusunun kredi borcuna mahsuben çekleri müvekkiline verdiğini, ciro ile devredilen çeklerin icra takibine konulduğunu, davacının çek iptali kararının tarafı olmadığını ayrıca söz konusu davanın hasımsız olarak açıldığını ve kararın tarafı olmayan müvekkili bankaya karşı ileri sürülemeyeceğini, çekle ilgili ödeme yasağı kararının bulunmasının icra takibine engel olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.03.2014 tarihli ve 2013/59 E., 2014/130 K. sayılı kararı ile; dava konusu çeklerdeki ciranta imzasının dava dışı ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. yetkilisine ait olmadığının tespit edildiği, davacının bu iddiasını ve ödeme iddiasını davalı bankaya karşı ileri sürüp süremeyeceği noktasında değerlendirme yapılmasının gerekli olduğu, çeklerin bedelinin ödenmiş olması nedeniyle karşılıksız kaldığının çekleri elinde bulunduran iyi niyetli hamillere karşı ileri sürülemeyeceği, davalı bankanın çekleri iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin kanıtlanması gerektiği, çeklerin bedelinin ödendiği yolundaki beyanın, davalı bankanın bu hususu bilerek çekleri iktisap ettiğini kanıtlamaya yeterli olmadığı, çeklerdeki imzanın sahte olduğu hususunu ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin bankaya karşı ileri sürebileceği, davalı bankanın çekleri iktisap ederken davacının zararına hareket ettiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.11.2015 tarihli ve 2015/3780 E., 2015/15622 K. sayılı kararı ile; “…Dava, borçlu bulunulmadığının tespitine ilişkindir. Dava konusu çekte davacı keşideci, davalı ise son hamildir. Lehdar olan ... Halı Mefruşat Tic. ve San. Ltd. Şti. elinde iken söz konusu çekler zayi olmuş, lehdar tarafından mahkemeye başvurularak zayi kararı alınmıştır. Zayi kararını alan lehdar, keşideciye başvurarak alacağını tahsil etmiştir. Keşideci zayi kararına istinaden yapmış olduğu iyi niyetli ödeme nedeni ile borçtan kurtulur. Bu nedenle mahkemece davanın kabulü gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.03.2017 tarihli ve 2017/39 E., 2017/191 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca imzasını inkâr etmeyen keşidecinin, lehtarın imzasının sahte olduğu iddiasına dayalı olarak sorumluluktan kurtulamayacağı, lehtara karşı ödeme yapılmış olmasının keşideci ile lehtar arasındaki kişisel ilişki niteliğinde olup, bu nitelikteki şahsi def’îlerin ciro yolu ile çeke hamil olan kişiye karşı ileri sürülebilmesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 818/1-e maddesinin göndermesiyle aynı Kanun’un 687/1 maddesi uyarınca hamilin çeki iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olmasının kanıtlanması koşuluna bağlı olduğu, bankanın da çekleri iktisap ederken davacının zararına hareket ettiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davaya konu çeklere ilişkin olarak iptal kararı alan lehtara ödeme yapan keşidecinin, yaptığı ödeme nedeniyle çekleri sonradan elinde bulunduran hamile karşı çeklerin bedelinden sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelere ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. 13. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir 14. Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221). 15. Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna, Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268). 16. Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek düzenleyen, muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Ticarî hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir. 17. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 757/1. maddesine göre, iradesi dışında çek elinden çıkan kişi, ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden, muhatap bankayı çeki ödemekten menedilmesini isteyebilir. Aynı Kanun’un 759. maddesi uyarınca, çeki eline geçiren kişi bilinmiyorsa, çekin iptaline karar verilmesi istenebilir. İptal isteminde bulunan kişi, çek elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. 18. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 764. maddesi uyarınca elden çıkan çek, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, mahkemece çekin iptaline karar verilir. Çekin iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, iptal talebinde bulunan keşideciye karşı çekten doğan istem hakkı ileri sürebilir. 19. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesine göre, çekten dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’îleri başvuran yetkili hamile karşı ileri süremez. Ancak hamil, çeki iktisap ederken çekin keşidecinin rızası dışında elinden çıktığını ya da çekin karşılığının daha önce çeki elinde bulunduran kişiye keşideci tarafından ödendiğini bile bile keşidecinin zararına hareket etmiş olması durumunda keşideci hamile karşı kötü niyet def’înde bulunabilir. 20. Çek hakkında iptal kararı verilerek bu karara dayalı olarak keşidecinin lehtara ödeme yapmış olması yetkili hamile karşı 6102 sayılı TTK’nın 687. maddesi gereği ileri sürülemeyeceğinden keşidecinin çekin lehtar tarafından iptal ettirilmesi ve buna dayalı olarak lehtara ödemede bulunması def’ini ancak lehtara karşı ileri sürebilir. Bunu yanında çeki elinde bulunduran yetkili hamile karşı ileri süremez. 21. Çeklerin devrinin nasıl yapılacağı 6102 sayılı TTK’nın 788. maddesinde poliçeden ayrı ve özel olarak düzenlenmiştir. Bu maddeye göre açıkça “emre yazılı” kaydıyla veya bu kayıt olmadan belirli bir kişi lehine ödenmesi şart kılınan bir çek, ciro ve zilyetliğin geçirilmesiyle devredilebilir. Keza 6102 sayılı TTK’nın 818. maddesinin göndermesi ile aynı Kanun’un 684. maddesine göre, ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile çekten doğan bütün haklar devrolunur. 22. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde çekin bir başka anlatımla çek üzerindeki hakkın bir başkasına devri için ciro ve kişiye çekin zilyetliğinin geçirilmesi gerekir. Ciro ise 6102 sayılı TTK’nın 683. maddesine göre, çek arka yüzüne veya çeke bağlı olan ve “alonj” denilen bir kâğıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması ile mümkündür. Bu nedenle cirantanın imzasını taşımayan ciro geçerli ciro sayılmaz. Böyle bir ciro ise çek üzerinde bulunan hakkın devrini sağlamaz. 23. Çekte hak sahibi olabilmek için yetkili hamil olmak gerekir. 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre, cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere bir çeki elinde bulunduran kişi yetkili hamil olduğunu yani çek üzerindeki hakkın kendisine ait olduğunu çek üzerinde bulunan birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat edebilir. Çek üzerindeki cirolar birbirini takip etmiyor veya ciro zincirinde bulunan cirolardan biri geçersiz veya sahte olması dolayısı ile ciro zincirinde kopukluk olması durumunda çekteki hak, kopukluktan sonraki kişilere geçmeyeceği için ciro zincirinde kopukluk olan çeki elinde bulunduran hamil yetkili hamil sayılamaz. Yetkili hamil olmadığı için de ciro zincirinin koptuğu kişiden itibaren ciranta ve keşideciden talepte bulunamaz. 24. Her ne kadar çeki elinde bulunduran kişi yetkili hamil olduğunu ispat edememiş olması nedeniyle yani ciro zincirinde kopukluk olması durumunda kopukluktan önceki lehtar ve keşideciye gidemez ise de, 6102 sayılı TTK’nın 677. maddesinde ki; “Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını, sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez.” düzenlemesi karşısında “imzaların istiklali (bağımsızlığı) ilkesi” gereği ciro zincirinin kopmasından sonraki cirantalara başvurabilir. 25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Antalya 7. İcra Müdürlüğünün 2012/2568 E. sayılı icra dosyasında, davalı banka tarafından davacı keşideci ile birlikte dava dışı lehtar ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti. ve ciranta Cemil Durmuş hakkında uyuşmazlığa konu iki adet çek nedeniyle kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi yapılmıştır. 26. Davacı keşideci tarafından düzenlenen 30.11.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli ve 30.12.2011 keşide tarihli 10.000TL bedelli çeklerin dava dışı lehtar ... Halı Mefruşat Tic. Ltd. Şti.’nin işyerinde meydana gelen hırsızlık sonucu çalınması üzerine lehtar tarafından Bucak Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan çek iptali davası sonucunda mahkemenin 12.07.2011 tarihli ve 2011/88 E., 2011/480 K. sayılı kararı ile aralarında dava konusu çeklerin de bulunduğu on sekiz adet çekin iptaline karar verilmiştir. 27. Dava konusu çeklerin iptaline karar verilmesi üzerine, 13.07.2011 tarihinde davacı keşideci tarafından, iptaline karar verilen iki adet çek nedeniyle lehtara ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. 28. Dosya içerisinde yer alan 22.01.2014 tarihli bilirkişi raporuna göre dava konusu iki adet çekte yer alan lehtara ilişkin imzaların şirket yetkilisine ait olmadığı tespit edilmiş, Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli ve 2012/527 E., 2012/873 K. sayılı kararı ile, davalı banka tarafından başlatılan icra takibine ilişkin olarak dava dışı lehtar tarafından çeklerdeki imzaya itiraz edilmesi üzerine, dava dışı lehtarın imzaya itirazının kabulü ile dava dışı lehtar yönünden takibin durdurulmasına karar verilmiştir. 29. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 792. maddesindeki, “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790 ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” şeklindeki düzenlemenin, çeki elinde bulunduran kişinin geçerli ve birbirini takip eden cirolarla yetkili hamil olduğunu ispat etmesi durumunda ancak çeki kötü niyetli veya ağır kusurlu olarak iktisap etmesi durumunda iade ile mükelleftir. 30. Mahkemece alınan bilirkişi raporu ve Antalya 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 27.09.2012 tarihli kararı ile her iki çekteki lehtarın cirosunun sahte olduğu anlaşıldığına göre, 6102 sayılı TTK’nın 684. ve 788. maddeleri uyarınca geçerli bir ciro bulunmadığından çek üzerinde bulunan hakkın çekte ciranta olarak görünen Cemil Durmuş’a devrinin gerçekleşmediği böylece çek üzerinde hakkı olmayan Cemil Durmuş’un yaptığı ciro ile de çekteki hakkın çeki elinde bulunduran bankaya geçmediği anlaşılmaktadır. 31. Bu durumda davalı bankanın, 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre yetkili hamil olduğunu birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat edemediği, bir başka anlatımla lehtar cirosunun sahteliği ile ciro zincirinde kopukluk olması nedeniyle yetkili hamil olduğunu kanıtlayamadığından ciro zincirindeki kopukluktan önceki lehtar ve keşideciye başvurma hakkı bulunmamaktadır. 32. Somut olayda, lehtarın cirosunun sahte olması nedeniyle birbirini takip eden geçerli ciro zinciri olmadığı için davalı bankanın 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre yetkili hamil olduğunu yani kendisine çek üzerinde bulunan hakkın geçtiğini ispat edemediğinden aynı Kanun’un 792. maddesine göre ispat yükünün davacı keşidecide olduğu düşünülemez. Çünkü 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesindeki düzenleme, çeki 6102 sayılı TTK’nın 788. maddesine göre geçerli bir ciro ile hakkın devredildiği ve yine 6102 sayılı TTK’nın 790. maddesine göre birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat eden yetkili hamiller içindir. 33. Bu durumda çeki elinde bulunduran davalı bankanın, çeklerdeki lehtarın cirosunun sahte olması nedeniyle çeklerdeki hakkın geçerli ve birbirine bağlı ciro zinciri ile hak sahibi olduğunu ispat edemediğinden ve keşideciye başvuru hakkı bulunmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. 34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, dava konusu çeklerde davacı keşideci olup, davalının çeklere ciro yolu ile hamil olduğu, davacı keşidecinin kendi imzasını inkâr etmediği, ciro metnine göre ciro silsilesinde kopukluk bulunmadığı, lehdarın imzası sahte olsa bile imzaların istiklâli ilkesi karşısında bu durumun davacı keşideciyi sorumluluktan kurtarmayacağı, ancak çeklerin lehdarı olan şirket tarafından açılan çek iptali davası sonucunda uyuşmazlığa konu çeklerin iptaline karar verilmesi üzerine davacı keşideci tarafından çeklerin lehtarına iyiniyetli olarak ödeme yapıldığı, yapılan iyi niyetli ödeme nedeniyle davacı keşidecinin borçtan kurtulacağı, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 35. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun'un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 30.11.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede, oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, davaya konu çeklere ilişkin olarak iptal kararı alan lehdara ödeme yapan keşidecinin, yaptığı ödeme nedeniyle, çeki elinde bulunduran hamile karşı çek bedelinden sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Türk Ticaret Kanununun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinilmiştir (6102 TTK’nın 778, 818, eTTK. 690, 730). 6102 sayılı TTK’nın 818. (eTTK’nun 730) maddesi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken aynı yasanın 677. (eTTK’nun 589) maddesi uyarınca “bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzalar içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez”. İmzaların bağımsızlığı (istiklali şeklinde tanımlanan bu ilke, poliçeye atılan her geçerli imzanın (Keşidecinin, cirantanın avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzanın sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar. Geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak sağlamaz. Diğer bir deyişle, “imzaların istiklali (bağımsızlığı)” ilkesine göre senet lehtarının veya diğer cirantaların ciro imzasının sahte olması hâli, diğer imza sahiplerinin ve özellikle senedin asıl borçlusu olan keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçeye imza koyan kişi, diğer imzaların geçersiz veya sahte ya da mevhum kişilere ait olmasının riskini de taşır. Buna göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar. Poliçe üzerinde şekil bakımından tamam ve görünüşe göre sahibini bağlayan bir imzanın bulunması yeterlidir. Kanun yapıcı, 6102 sayılı TTK’nun 677 (eTTK 589) maddesinde senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Çekteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Çekin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir (Reha Poroy/ Ünal Tekinalp Kıymetli Evrak Hukuk Esasları, 17. Baskı, İstanbul 2006, s. 141-142; Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2.Bası, Ankara 1997, s. 414 vd; Hüseyin Ülgen/ Mehmet Helvacı/Abuzer Kendigelen / Arslan Kaya; Kıymetli Evrak Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2004, s. 126 ve Naci Kınacıoğlu; Kıymetli Evrak Hukuku, 5.Baskı, Ankara 1999, s. 122 vd; Gönen Eriş; Türk Ticaret Kanunu, Kıymetli Evrak ve Taşıma, Ankara 1988, s. 174 vd.-s. 286; Yargıtay 11 HD: 3.11.1987 tarih, 347/5865 Esas ve Karar sayılı kararı; Oğuz İmregün; Kıymetli Evrak Hukuku İstanbul 1998, s.58 vd; İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, c.II, 3, Baskı, Ankara 1990 s.1611 vd. Fırat Öztan-Ticarî Senetlerde İmzaların İstiklâli İlkesi. Batıder, Aralık 1979, cx, s. 391-396). Kambiyo senedindeki zincirleme ve birbirlerine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Hulusi Gürbüz; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticarî Senetlerin İptali Davaları ve Ticarî Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s. 295; Doğanay s. 1646-1647; Murat Alışkan: Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998 , s.255 vd; Tarık Başbuğoğlu; Uygulamada Ticarî Kanunu, 1. Cilt Ankara 1988, sh. 807; Erol Ertekin/İzzet Karataş; Uygulamada Ticarî Senetler:Ankara 1998, s.363). Cirosu kabil çeklerin teşhis işlevini düzenleyen 6102 sayılı TTK’nın 790. (6762 s. TTK’nın 702.) maddesi; “Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse, bu son ciroyu imzalayan kişi çeki beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır.” hükmüne haizdir. Ayrıca 6102 sayılı TTK’nın 818/1-d (e TTK’nın 730/1-4) maddesindeki yollamayla çekler hakkında da uygulanacak olan aynı Kanun’un 684/1. (e TTK’nın 596/1) maddesi uyarınca da; ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile poliçeden doğan bütün hakların devrolunacağı düzenlenmiştir. Anılan kanunî hükümlerden hareketle çeki muntazam bir ciro zinciriyle elinde bulunduran kişi, meşru hamil sıfatını kazanarak çekten doğan tüm hakları kullanabilecektir. 6102 sayılı TTK’nın 792. (e TTK’nın 704) maddesi; “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. (702.) maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” hükmünü haiz olup anılan kanunî hüküm bağlamında iyi niyetli hamilin hak sahibi olmayan kimselerden elde ettiği kazanımlar korunmaktadır. Bu kapsamda bir kimsenin muntazam bir ciro zinciriyle çeki iktisabı, kendisine ancak şekli anlamda meşru hamil sıfatını kazandıracak olup maddi hukuk anlamında hak sahipliğinin mevcudiyeti için devralanın çeki iktisabında kötü niyetinin yahut ağır kusurunun bulunmaması gerekmektedir. Aksi takdirde 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi uyarınca açılacak istirdat davası sonucu çeki iadeye mecbur kalır (Kendigelen, A.: Çek Hukuku, İstanbul 2019, s.237-238). Uyuşmazlığın zayi iptal kararı elinde bulunan lehdara keşidecinin ödeme yapması durumuna ilişkin olması nedeniyle, kıymetli evrakın ziyaı ve iptali hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 651-653., 757-765. maddelerinde (6762 sayılı TTK’nın 563-565., 669-677. maddeleri) kıymetli evrakın ziyaı ve iptali konuları genel bazı esaslara bağlanmıştır (6102 s. TTK’nın 818/1-5, e TTK’nın 730/1-20 maddelerinin atfıyla çekler hakkında da poliçenin iptali hükümleri uygulanır). Buna göre kıymetli evrak zayi olduğu takdirde, mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir. İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilir. Kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptali talebinde tedbiren ödeme yasağı talep edilebilir ve mahkemece ödeme yasağı kararı verilebilir. Alacaklının senedin zilyetliğini kaybetmesi hâlinde, artık onu ibraza imkânı kalmaz. Senedin iptaline karar verebilmek için, senedi zayi eden şahsın, yani iptal talebinde bulunan davacının senette mündemiç hakkının ortadan kalkmamış olması lazımdır. Kıymetli evrakın iptali kararı, davacının hak sahipliğini borçluya karşı göstermesi bakımından önemlidir. Yani, hak sahibinin teşhisine imkân verir. Bu husus, iptal kararının “olumlu sonucu”dur. İptal kararını alan şahıs, iptal edilmiş senette mündemiç hakları dermeyan edebilir ve borçlu da kendisine ödemede bulunarak borcundan kurtulabilir. Yalnız, bu sonucun doğabilmesi için gözden kaçırılmaması gereken husus, borçlunun iyi niyetli hareket etmiş bulunmasıdır (6102 sayılı TTK md 646/2, 6762 sayılı TTK md 558/2). İkinci olarak, verilen iptal kararı ile zayi edilen kıymetli evrakın bu özelliği kısmen yok edilmekte, teşhis fonksiyonu kaldırılmaktadır. Bu da kararın “olumsuz sonucu”dur. Bu kararın verilmesi ile bir taraftan artık hakkın dermeyanı bakımından senedi elde bulundurmak ve ibraz etmek mecburiyeti kalmamakta, diğer taraftan da böyle bir şey zaten gereksiz bir hâl almaktadır. Kısacası, iptal kararını alan davacı, borçludan kendisine senedi ibraz etmeden ödemede bulunmasını isteyebilmek hakkını kazanmaktadır. Bunun borçlu bakımından anlamı ise senedi ibraz edene ödemek mecburiyetinin ortadan kalkmış olmasıdır. İptal kararı ile zayi edilen senedin kıymetli evrak olma özelliği sadece kısmen ortadan kalkmakta, hakkı devir fonksiyonu ise devam etmektedir. Bunun sonucu olarak, iptal edilmiş bir senedin iyiniyetle iktisabı mümkündür. Gerçi iyi niyetli müktesip, elindeki senede dayanarak borçludan ödeme talebinde bulunamaz ama davacıya (burada iptal kararı alan lehdara) karşı senet bedelini talep hakkı mevcuttur. Bu durum, senedi zayi eden kimsenin ve borçlunun lehinedir. Dolayısıyla, senedin o esnada hamili bulunması muhtemel üçüncü şahısların menfaati bu iki şahsın menfaatine feda edilmektedir. İptal kararının her iki etkisi de “hak sahipliğinin teşhisi (tespiti)” meselesine ilişkindir. Kararın maddi hukuk yönünden herhangi bir etkisi yoktur. Bu kararla senedi elinde bulunduran üçüncü şahsın hakkının sona erdiği, onun yerine artık bundan böyle davacının hak sahibi olduğu sonucuna da varılamaz. Eğer senet üçüncü bir şahsın elindeyse, bu şahsın alacaklı sıfatı, verilen iptal kararına rağmen devam eder. Demek oluyor ki, iptal kararı sadece davacının senedi ibraz edememesine rağmen hak sahibi imiş gibi kabul edilmesine imkân vermektedir. Kıymetli evrakta hak ile senet arasında mevcut sıkı bağlılık ancak bu ölçüde çözülmektedir (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Bası, sayfa 274-277). İptal kararı hamili ile borçlu keşideci arasındaki ilişkiler yönünden iptal kararının sonuçlarını incelediğimizde: Davacı ile borçlu arasındaki ilişkiler iptal kararının verilmesi ile başlar ve yürürlükte kaldığı sürece de devam eder. Davacının hakkı talep edebilmesine imkân verir. Borçlunun iptal kararına rağmen, davacının hak sahibi olmadığını iddia etmek imkânı vardır. Ancak bunun sonuçlarına kendisinin katlanacağı tabiidir. Ödemede bulunduğu şahıs, gerçek alacaklı olmasa dahi mevcut iptal kararına güvenerek yaptığı ödeme ile borçlu borcundan kurtulur. Davacının gerçek alacaklı olmadığını bildiği veya bu hususta hileli davrandığı kabul edilebildiği takdirde yaptığı ödemenin borçluyu borcundan kurtarması ise mümkün değildir. Kambiyo senetlerinde iptal kararı, bu kararı almış bulunan davacıya haklarını asıl borçluya karşı kullanmak imkânını verir. Kabul eden muhatap veya bonoyu düzenleyen şahıs, asıl borçlu olarak nitelenir. İptal kararı hamili ancak kabul eden muhataptan ödeme talebinde bulunabilir. Bonoda kabul eden muhatabın yerini, senedi düzenleyen alır (Öztan, sayfa 277-285). Borçlu, iptal kararı ibraz eden lehdara ödemede bulunduğu takdirde, ödediği miktar oranında borçtan kurtulur. İptal kararı verildikten sonra ve fakat daha davacı bir talepte bulunmadan önce, senede zilyet olan üçüncü şahıs, senedi ibraz ederek ödeme talebinde bulunursa borçlu bakımından yapılacak en doğru hareket, senet bedelini tevdi etmektir. Bu suretle, borçlu borcundan kurtulur, öte yandan senedin zilyedi ile iptal davasının davacısı içlerinden hangisinin haklı olduğunun tespiti için mahkemeye başvurabilirler. Senet hamili, burada kendi hakkının daha üstün olduğunu tespit ettirebilirse, senet bedelinin kendisine verilmesini talebe hak kazanır. Senet hamilinin bu arada iptal kararı hamiline ödemede bulunulmaması için tedbir mahiyetinde ödeme yasağı kararı alıp bunu tebliğ ettirmesi de mümkündür. Senet hamili, iptal kararı hamiline ödeme yapıldıktan sonra borçluya başvurmuşsa, sebepsiz iktisap kurallarına dayanarak ödenen meblağın kendisine verilmesini isteyebilir. Ancak iptal kararı hamilinin sebepsiz bir iktisabı olayların çoğunda mevcut değildir. Borçlu, davacının iptal kararı almış olmasına rağmen, hak sahibi
Hukuk Genel Kurulu, 2018/26 E., 2019/396 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Bilindiği gibi, çeklerde düzenlenme tarihinin gösterilmesi zorunludur ( 6102 sayılı TTK md.
Hukuk Genel Kurulu         2018/26 E.  ,  2019/396 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.12.2013 tarihli ve 2011/264 E., 2013/643 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmekle; Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 31.03.2014 tarihli ve 2014/3829 E.,2014/4685 K. sayılı kararı ile; "...Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı aracın mıcırlı yolda kayarak devrildiğini ve hasara uğradığını, davalının ihbara rağmen sigorta tazminatı ödemediğini ileri sürerek, 55.000,00 TL. nın avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, riziko tarihi itibariyle poliçe priminin ödenmediğini ve hasar teminat dışında kaldığından davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan delillere göre, davanın 10.350,00 TL. tazminat yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 1-)Sigorta hukukunda kural olarak sigorta sözleşmesinin meydana gelmiş olması sigortacının sorumluluğunun başlamış olmasını gerektirmez. Sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için TTK'nin 1282 ve 1295 maddeleri hükmünce rizikodan önce primin tamamının veya ilk taksidinin ödenmiş olması zorunludur. TTK'nın 1295 nci maddesi emredici nitelikte bir düzenlemedir. Somut olayda, davacıya ait aracın 30.7.2010/30.7.2011 tarihlerini kapsar şekilde kasko poliçesiyle davalı tarafından sigorta teminatına alındığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki çekişme, rizikodan önce primin ödenip ödenmediği, davalının sorumluluğunun başlayıp başlamadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı vekili, poliçede primin peşin ödeneceği belirlenmiş olmasına karşın riziko tarihi itibariyle poliçe priminin ödenmediğini ve hasarın teminat dışında kaldığını savunmuştur. Buna karşın davacı vekili poliçe priminin ödendiğini ileri sürmüş ise de; somut olayda poliçede prim tutarı 3.560,31 TL. olarak (tek ödeme şeklinde) belirlenmiş ve primin peşin ödeneceği tespit edilmiştir. Dava konusu riziko 31.7.2010 tarihinde gerçekleşmiştir. Davacı vekili yargılama sırasında primin (rizikodan sonra) davalının acentesine keşide edilen 15.250,00 TL. bedelli 16.11.2010 tarihli çek ile ödendiğini ve çek bedelinin davalı sigortacı tarafından tahsil edildiğini ileri sürmüştür. Buna göre, davacı vekilinin rizikodan önce ödeme yapıldığı yönünde bir iddiası olmadığı, cevaba cevap dilekçesinde müvekkiline ait başka araçlar için davalı ile yapılan kasko sözleşmeleri nedeniyle primin kredi kartı veya ortalama vadeli çek ile ödenmesi hususunda anlaşma yapıldığını belirtmiştir. Dosya kapsamı itibariyle çek bedelinin davalı sigortacı tarafından rizikodan sonra 22.11.2010 tarihinde tahsil edildiği açıktır. O halde, riziko tarihi itibariyle poliçeye ait herhangi bir prim ödemesi bulunmadığı sabit olmakla yukarıda açıklanan yasa maddeleri ile Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının C.1. maddesi uyarınca sigorta teminatı başlamadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 2-)Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili şirkete ait, davalıya Ticari Kasko Poliçesi ile sigortalanan transmikser iş makinesinin yolun bozuk ve mucurlu olması sebebiyle kayarak şarampole yuvarlanıp sağ tarafı üzerine yattığını, aracın sağ tarafının kullanılamaz hâle geldiğini ve araç içinde bulunan betonun da kalıplaşarak donduğunu, kazanın davalı şirkete derhal bildirildiğini, davalı şirket tarafından eksper atanmasına rağmen uzunca bir süre hiçbir inceleme yapılmadığını, araç üzerinde ekspertiz incelemesi yapılmasının sağlanması amacıyla müvekkil şirket tarafından davalıya ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin ise hasar bedelini ödememek için hukuka aykırı bir şekilde delil tespiti yaptırdığını, söz konusu tespit raporuna müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, bu kez davacı tarafça hasar bedelinin ödenmesi talebiyle davalı tarafa ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin hasarın belirtilen zamanda ve belirtilen şekilde meydana gelmediğinin tespit edildiği gerekçesiyle tazminat talebinin kabul edilmediğini bildirerek keyfi bir şekilde ödeme yapmaktan kaçındığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 55.000,00TL maddi tazminatın riziko tarihinden itibaren değişen oranlardaki avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; riziko tarihinde poliçe priminin yatırılmamış olması nedeniyle hasarın teminat dışında kaldığını, zira poliçenin 30.07.2010 tarihinde düzenlendiğini ve primin de peşin yatırılacağının kararlaştırıldığını, kaza tarihi olan 31.07.2010’da poliçe primlerinin yatırılmamış olduğunu, bunun yanında aracın istiap haddinden daha fazla yük taşıması nedeniyle hasarın teminat dışında kaldığını, aracın motor ve aksamındaki arızalarında aracın yana devrilmesi sonucunda vuku bulmadığını, aracın 13 yıldır trafikte olduğunu ve talep edilen miktarın da bu nedenle çok yüksek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; kasko sigorta poliçesinin 30.07.2010 - 30.07.2011 tarihlerini kapsadığı, kazanın 31.07.2010 tarihinde meydana geldiği, poliçede peşin ödenmesi kararlaştırılan 3.560,31TL prim bedeline karşılık olarak davacı şirket tarafından davalı ... şirketinin acentesine 16.11.2010 tarihli çek verildiği, bu çekin acentenin cirosunun ardından davalı ... şirketi tarafından rizikonun ve ihbarın gerçekleşmesinin ardından 2011 yılı Kasım ayında tahsil edildiği, prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğu TTK’nın 1295/2. maddesi uyarınca başlamaz ise de; sigortacının olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmeyerek ayakta tutması karşısında, davalı ... şirketinin tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumlu olduğu sonucuna varıldığı, davalı ... şirketi tarafından davacı şirketin birden fazla aracı yönünden sigorta poliçesi düzenlendiği ve tüm poliçelerin prim bedellerinin davaya konu çek miktarından fazla olduğu savunulmuş ise de, davalı ... şirketinin rizikonun ve ihbarın gerçekleşmesinden sonra davaya konu çeki tahsil ederken poliçe bazında bir ayrıma gitmediği, çek bedelini hangi poliçelere istinaden aldığını veya davaya konu rizikoya ilişkin prim bedelini kabul etmedikleri hususunu davacı şirkete bildirmemiş ve bu hususta sessiz kalmış olması nedeniyle çek bedelini davaya konu sigorta poliçesinin de prim bedeli olarak kabul ettiği benimsenmek suretiyle işin esasının incelenmesine geçildiği, yapılan incelemelerde kabin kısmındaki hasarın 1.850,00TL ve mikser kısmındaki hasarın ise 8.500,00TL olarak belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.350,00TL'nin 27.08.2010 tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Özel Dairece; davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında kaza tarihini kapsayan geçerli bir sigorta ilişkisinin bulunup bulunmadığı ve burada varılacak sonuca göre davalı ... şirketinin tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Sigorta sözleşmesi “sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği” bir sözleşmedir ( 6102 sayılı TTK’nın 1401/1., 6762 sayılı TTK’nın 1263/1. maddesi). Sigorta sözleşmesi Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) ve Sigortacılık Kanunu'nda (SK) özel bir biçimde düzenlenmiş bulunduğundan bu konuda çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde bu yasalarda yer alan sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlerin öncelikle uygulanması gerekir. Sigorta sözleşmeleri, sözleşme hukukuna tabi olmakla uyuşmazlıkların çözümünde TTK’.nın 1452. (6762 sayılı TTK’nın 1264 vd.) maddesinde belirlenen emredici hükümlere aykırı olmayan sözleşme hükümleri yani sigorta poliçesindeki özel ve genel şartlar dikkate alınacaktır. Nitekim SK’nın konuya ilişkin 11/1. maddesinde de bu konuya değinilmiştir. Bu hükümlerde boşluk bulunması durumunda TTK hükümleri uygulanacak ve bu Kanun’da da hüküm bulunmayan hâllerde TTK’nın 1451. (6762 sayılı TTK’nın 1264/1.) maddesi hükmü uyarınca Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekecektir. Keza başta SK olmak üzere diğer yasalardaki sigortalara ilişkin emredici nitelikteki hükümlerin uygulanması gerektiği de gözden uzak tutulmamalıdır (Ulaş, I: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara, 2012, s:13). Türk Ticaret Kanununda, sigorta sözleşmeleri herhangi bir şekil şartına tabi tutulmamış; TTK’da bir şekil şartı öngörülmediğinden, Türk Hukukuna hâkim olan, "sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir'' (TBK m. 12/1) kuralı, sigorta sözleşmeleri için de geçerlidir. Buna göre, diğer borçlar hukuku sözleşmeleri gibi, sigorta sözleşmeleri de iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile meydana gelir. Sigorta sözleşmeleri, karşılıklı taahhütleri havi sözleşmelerdendir; sigortacının, sigorta bedelini veya sigorta tazminatını ödeme taahhüdünden doğan borcunun karşılığı, sigorta ettirenin prim ödeme borcudur. Prim, teminat altına alınan rizikonun veya olayın gerçekleşmesi hâlinde sigortacının ödeyeceği tazminat yahut sigorta bedelinin karşılığını teşkil eden, sigortacılık tekniğine uygun olarak tespit edilen ve sigorta ettirenin sigortacıya peşin olarak defaten (bir defada) veya taksitle ödemek mecburiyetinde olduğu ücrettir. Sigorta ettirenin asli edim yükümü, bu sigorta ücretini (primini) ödemek olduğundan, primin belli veya belirlenebilir olması gerekir. Prim ödeme taahhüdü, sigorta sözleşmesinin kurulması bakımından gerekli olmakla beraber, prim ödeme borcunun yerine getirilip getirilmediği hususu da, sigorta sözleşmesinin geçerliliğini etkilemez; sigorta sözleşmesiyle prim ödeneceğinin taahhüt edilmesi yeterlidir. Prim borcunun ödenmesi, sigorta sözleşmesinin kurulması bakımından gerekli olmamakla birlikte, sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için hiç olmazsa ilk taksitin ödenmiş olması gerekir ( 6102 sy. TTK 1421, eTTK’nın 1295. maddesi)( (Ayhan, R./ Çağlar, H./ Özdamar, M.: Sigorta Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2019, s: 143,160 vd.). Bu genel açıklamaların ardından konuya ilişkin olarak davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’da yer alan düzenlemeler gözden geçirilmelidir. 6762 sayılı TTK’nın “Müddet” başlıklı 1282. maddesinde aynen; “Aksi kararlaştırılmış olmadıkça sigortacı, primin ödendiği tarihten itibaren gerçekleşen rizikolardan mesuldür. Sigortanın devam müddeti mukavelede yazılı değilse tarafların müşterek maksadiyle mahalli teamül ve sair haller göz önünde tutularak mahkemece tayin olunur.” hükmü yer almakta; Aynı Kanun’un 1294. maddesinde; “Sigorta ettiren kimse, primlerin en yüksek haddinin tayinine ait hususi hükümler mahfuz kalmak üzere, mukavele ile kararlaştırılmış olan primi ödemekle mükelleftir. Sigorta primi mukavelede gösterilmemişse ilgili vekaletçe tasdik edilmiş olan tarifeler gereğince tayin olunur. (Değişik fıkra: 21/06/1994 - KHK - 537/1 md.) Sigorta primi para olarak ödenir. Ödeme için senet verilmesi hâlinde senet bedelinin tahsil edildiği tarihte ödeme yapılmış sayılır. Primin aylık veya yıllık olarak taksitle ödenmesi kararlaştırılabilir. Böyle bir mukavele yoksa sigorta priminin toptan ödenmesi lazımdır.” denilmekte; Yine aynı Kanun’un “Ödeme zamanı” başlıklı 1295. maddesinde ise; “Sigorta priminin tamamının, taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa ilk taksitin, akit yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. (İkinci fıkra iptal: Anayasa Mahkemesi'nin 11/03/1997 tarih ve E.1997/24, K.1997/35, sayılı Kararı ile) Sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksitin ödendiği tarihten başlar. Şu kadar ki, kara ve denizde mal taşıma işlerine ait sigortalarda sigortacının sorumluluğu, akdin yapıldığı andan başlıyacağı gibi sigorta primi de henüz poliçe tanzim edilmemiş olsa bile o anda muaccel olur. Sigortacının sorumluluğu başlamadan önce sigorta ettiren kararlaştırılmış olan primin yarısını ödeyerek mukaveleden kısmen veya tamamen cayabilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Bu hükümler göstermektedir ki, sigorta hukukunda ilke olarak, sigorta akdinin meydana gelmiş olması, sigortacının sorumluluğunun başlamış olmasını gerektirmez. 6762 sayılı TTK’nın 1279. maddesine göre riziko, genel olarak sigorta sözleşmesinin vücut bulması ve yine aynı Kanun’un 1295. maddesi uyarınca sigortacının sorumluluğunun başlamasından sonra oluşması hâlinde sigorta teminatı içerisinde kabul edilir. Sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için de TTK’nın 1282. ve 1295. maddeleri hükümleri uyarınca primin tamamının veya taksitle ödemenin kararlaştırıldığı durumda da ilk taksitinin ödenmiş olması zorunludur. TTK’nın 1295. maddesinde yer alan bu düzenleme emredici niteliktedir. Ancak, Aynı Kanun’un 1264/4. maddesi uyarınca, sigorta ettiren yararına aksine düzenleme yapmak da mümkündür. Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın “Sigorta Priminin Ödenmesi, Sigortacının Sorumluluğunun Başlaması ve Sigorta Ettirenin Temerrüdü” başlıklı C.1. maddesinde; “Sigorta priminin tamamının, primin taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa peşinatın (ilk taksit) akit yapılır yapılmaz ve en geç poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Aksi kararlaştırılmadıkça, prim veya peşinat ödenmediği takdirde poliçe teslim edilmiş olsa dahi sigortacının sorumluluğu başlamaz ve bu husus poliçenin ön yüzüne yazılır. Sigorta ettiren kimse, sigorta primini veya primin taksitle ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde peşinatını, sigorta poliçesinin teslim edildiği günün bitimine kadar ödemediği takdirde temerrüde düşer …” şeklinde düzenleme getirilmiştir. 6762 sayılı TTK'nın 1294/2. maddesine göre, sigorta priminin para olarak ödeneceği ve senet verilmesi hâlinde senet bedelinin tahsil edildiği tarihte ödeme yapılmış sayılacağı hükme bağlanmış olmasına rağmen somut olayda prime karşılık gelen ödemenin çek ile yapıldığı iddia edildiğinden, çek ile ödemelere ilişkin düzenlemelerin de dikkate alınması gerekmektedir. 6762 sayılı TTK’nın 707. maddesine göre; “Çek, görüldüğünde ödenir. Buna aykırı her hangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir.” Bilindiği gibi, çeklerde düzenlenme tarihinin gösterilmesi zorunludur ( 6102 sayılı TTK md. 780, 6762 sayılı TTK md. 692). Düzenlenme tarihi bulunmadığı takdirde ilgili senet Kanunun aradığı diğer bütün unsurlara sahip olsa dahi çek vasfını kazanamaz (6102 sayılı TTK md.781/1, 6762 sayılı TTK md. 693 ). Kanun koyucu çeklerde düzenlenme günü olarak gösterilen tarihin, senedin gerçek düzenlenme günü olmasını aramamıştır. Kanun koyucunun bu konudaki suskunluğu, hiç şüphesiz, ileri tarihli çek düzenlenmesine imkân veren hâllerden birisidir. 6762 sayılı TTK’nın 707/2 (6102 sayılı TTK’nın 795/2.) fıkrasında düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için muhatap bankaya ibraz olunan bir çekin ibraz günü ödeneceği ifade edilerek, Türk hukukunda ileri tarihli çek düzenlenmesi zımnen kabul edilmiştir. Bu fıkra ile kanun koyucu, ileri tarihli çek düzenlenmesinin bir nevi müeyyidesi olarak bir çekin üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazı hâlinde karşılığı varsa ödeneceğini açıkça kabul ederken, zımnen de bir çekin düzenlenme günü olarak gösterilen tarihten önce ileri tarihli olarak tedavüle çıkarılabileceğini ve bu tip bir senedin diğer kanuni unsurlara sahip olmak kaydıyla çek sayılacağını belirtmiştir. Ayrıca, Çek Kanunu’na 6273 sayılı Kanunla eklenen Geçici madde 3/5. fıkrası ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar çekin ödenmek için üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazının geçersiz olacağı öngörülmüş; böylece, kanun koyucu bu fıkra ile de ileri tarihli çek düzenlenebileceğini; ancak bu çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ödenmeleri için ibraz edilmelerinin mümkün olmadığını; buna rağmen ibrazları hâlinde bu fıkranın söz konusu düzenlemesinin sonucu olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 795/2. ( 6762 sayılı Kanunun 707/2) fıkrasına aykırı olarak muhatap bankaca ödenmelerinin mümkün olamayacağını kabul etmiştir. Böylece geçici Madde 3/5. fıkrasında öngörülen bu düzenleme ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 795/1. ve 2. fıkraları ile Çek Kanununun 3/8. fıkrasının uygulanması dondurulmuştur. Geçici madde 3/5. fıkrası uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihlerinden önce muhatap bankaya ibraz edilerek "kırdırtmalarının" mümkün olmadığının da kabulü gerekir. Zira, yukarıda belirtildiği gibi, söz konusu fıkra uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilmeleri ve ödenmeleri mümkün değildir (B., Ali/ G. Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara,2018 s: 324vd). Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; Somut olayda, kasko sigorta poliçesi, 30.07.2010 - 30.07.2011 vadeli olarak düzenlenmiş olup, kaza ise 31.07.2010 tarihinde meydana gelmiştir. Davacının işleteni olduğu 06 AG 5802 plaka sayılı araca 30.07.2010 saat: 16.18’de 200200008814726 poliçe numaralı kasko sigorta poliçesi tanzim edilmiş, işbu poliçenin 3.560,31TL’lik priminin peşin olarak 30.07.2010 tarihinde ödeneceği kararlaştırılmış, poliçenin tanzim tarihinden 1 gün sonra henüz poliçe prim borcu ödenmeden 31.07.2010 tarihinde davacıya ait araç kaza yaparak hasarlanmıştır. Kasko Poliçesinin birinci sayfasında 3.560,31 TL primin, 30.07.2010 tarihinde "peşin " olarak ödeneceği açıkça belirtilmiş ve ikinci sayfada yer alan "prim ödeme özel klozu" başlığında; “Primin peşinat ve/veya taksitleri; Fiba Sigorta A.Ş. Genel Müdürlüğüne, Bölge Müdürlüklerine, poliçe ekinde belirtilen banka hesaplarına veya poliçeyi tanzim eden yetkili acenteye, makbuz/dekont karşılığı ödenir. Sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksitin ödendiği tarihte başlar.” hükmüne yer verilmiştir. Dosya kapsamında dava konusu riziko 31.07.2010 tarihinde gerçekleşmiştir. Davacı vekili yargılama sırasında primin (rizikodan sonra) davalının acentesine keşide edilen 15.250,00TL bedelli 16.11.2010 tarihli çek ile ödendiğini ve çek bedelinin davalı sigortacı tarafından tahsil edildiğini ileri sürmüş ise de çek bedelinin davalı sigortacı tarafından rizikodan sonra 22.11.2010 tarihinde tahsil edildiği açık olduğu gibi dekontta da yapıldığı iddia edilen ödemenin hangi poliçeye istinaden yapıldığının belirtilmemesi nedeniyle sigorta bedelinin ödendiğinin kabulüne de olanak yoktur. Yürürlükte bulunan bir sigorta sözleşmesi çerçevesinde, rizikonun gerçekleşmesinden sonra ödenen prim sigortacının geriye etkili olarak sorumluluğunu doğurmaz ve sigortacı, riziko anında ilk prim henüz ödenmiş olmadığı için edim yükümlülüğü altına girmemiş idiyse, sonradan primi kabul etmiş olması yüzünden sorumlu olmaz. Riziko anında sigortadan yararlanma hakkına sahip bulunmayan bir sigorta ettirenin, bu durumu bilerek daha sonra gerçekleştireceği bir işlemle (burada: prim ödemesi) sigorta parasına hak kazanmış hâle gelmesi, hukuken mümkün değildir. Riziko anında ve primin sonradan ödendiği sırada sigorta sözleşmesi yürürlükte ise, sigortacı yapılan ödemeyi geri vermekle yükümlü olmaz. Bu olasılıkta, ödenen prim sözleşmeden doğmuş olan ve varlığını aynen sürdüren prim borcuna sayılacaktır. Sigortacının tahsil ettiği primi geri vermemiş olmasına "gerçekleşen riziko için sorumlu olmayı kabul ettiği" gibi bir sonuç bağlamak, bu açıdan da yerinde görünmemektedir ( Ünan, S: Türk Ticaret Kanunu Şerhi Altıncı Kitap Sigorta Hukuku, C.I Genel Hükümler, Ankara 2018, s:178). O hâlde, riziko tarihi itibariyle poliçeye ait herhangi bir prim ödemesi bulunmadığı sabit olmakla yukarıda açıklanan yasa maddeleri ile Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının C.l. maddesi uyarınca sigorta teminatı başlamadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları ile davalı vekilinin yukarıdaki bent kapsamı dışında kalan yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.04.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Tacir (A), (B) Ltd. Şti.'ne olan ticari bir borcuna karşılık, keşide tarihi 10.03.2025 olan bir senet düzenleyerek şirket yetkilisine teslim etmiştir. Senet metninde lehtar olarak "(B) Ltd. Şti.", bedel olarak "Yüz Bin Türk Lirası" ve keşidecinin imzası bulunmakla birlikte, muhatabın kim olduğuna dair herhangi bir kayıt yer almamaktadır. Tacir (A), senedi verirken, "(B)'nin çalıştığı herhangi bir bankaya ibraz edebileceğini" sözlü olarak belirtmiştir. Bu durumda, senedin hukuki niteliği ve akıbeti hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Muhatabın gösterilmemiş olması, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca senedin çek olarak geçerliliği için aranan zorunlu unsurlardan birinin eksikliği anlamına gelir ve bu eksiklik kanuni varsayımlarla giderilemeyeceğinden, senet çek olarak nitelendirilemez.
B) TTK m. 782 uyarınca Türkiye'de ödenecek çeklerde muhatap yalnızca bir banka olabileceğinden, lehtarın senedi herhangi bir bankaya ibraz etmesiyle muhatap unsuru tamamlanmış olur ve senet geçerli bir çek haline gelir.
C) Senette muhatabın gösterilmemiş olması, lehtar (B) Ltd. Şti.'ne, aralarındaki anlaşmaya uygun olarak dürüstlük kuralı çerçevesinde muhatap banka adını sonradan ekleme hakkı verir ve bu işlemle senet geçerli bir çek sayılır.
D) Keşidecinin adı yanında düzenlenme yerinin gösterilmemesi senedi geçersiz kılmazken, muhatabın gösterilmemesi de benzer şekilde senedin TTK m. 782/2 uyarınca havale hükmünde sayılması sonucunu doğurur.
E) Söz konusu senet, muhatap bankanın gösterilmemesi nedeniyle geçersiz olsa da, keşidecinin sözlü beyanı ve lehtarın iyi niyeti göz önüne alındığında, adi havale olarak kabul edilerek bankaya karşı ileri sürülebilir.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol