6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 83

Türk Ticaret Kanunu 83. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 83- (1) Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme, yabancı gerçek veya tüzel kişi bile olsalar, tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir. (2) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılamayı gerektiren davalarda hazırlık işlemlerine ilişkin hükümleriyle senetlerin ibrazı zorunluluğuna dair olan hükümleri ticari işlerde de uygulanır. III - Uyuşmazlıklarda suret alınması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

12 karar eşleşti
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2010/2876 E., 2010/12754 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
hkemece yapılan yargılama, toplanan deliller neticesinde yetki itirazı yerinde görülmemiş, davacı defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu alacağın 1.646.71.-TL.olduğu, davacı defterlerinin kapanış tasdikleri bulunmadığından TTK.nun 83.maddesi gereğince davacı temsilcisine tamamlayıcı yemin teklif edilmiş ve davacı asil tarafından eda edilen yemin de nazara alınarak davanın kabulüne
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2010/2876 E.  ,  2010/12754 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne Yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı yanca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Dava, ticari satıştan kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen icra takibine yönelik itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. Davalı yetki itirazında bulunarak davanın İzmir Mahkemeleri’nde açılması gerektiğini, davalı ile 90.000.-TL.lik alışveriş yaptıklarını ve 45.000.-TL.lik iki adet senet verdiklerini, bunların bedelini de ödediklerini, takip konusu malları almadıklarını ve borçları da olmadığını bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller neticesinde yetki itirazı yerinde görülmemiş, davacı defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu alacağın 1.646.71.-TL.olduğu, davacı defterlerinin kapanış tasdikleri bulunmadığından TTK.nun 83.maddesi gereğince davacı temsilcisine tamamlayıcı yemin teklif edilmiş ve davacı asil tarafından eda edilen yemin de nazara alınarak davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin devamına, asıl alacağın % 40’ı oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı yanca temyiz edilmiştir. Davalı, dava konusu malları almadığını savunmuştur. Bu durumda davacı, davalıya mal satıp teslim ettiğini kesin delillerle kanıtlamakla yükümlüdür. Başka bir anlatımla, ispat yükü davacıdadır. Her ne kadar mahkemece davacı defterlerindeki alacak kaydı ve TTK.nun 83.maddesi uyarınca davacıya verilen tamamlayıcı yemin gerekçe gösterilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davacı defterlerinin kapanış tasdiklerinin bulunmadığı bilirkişi raporu ile saptanmıştır. Kapanış tasdiki bulunmayan defterler sahibi lehine delil oluşturmaz. TTK.nun 83.maddesinde hükme bağlanmış olan tamamlayıcı yemin ise taraf defterlerinin sahibi lehine delil teşkil edebileceği durumlarda mahkemenin kanaatini kuvvetlendirmek için başvurulan bir delildir. O halde somut olay bakımından anılan yasa hükmünün uygulanabilirliği bulunmadığından mahkemece davacıya tamamlayıcı yemin adı altında yaptırılan yeminin de icapsız olduğu ve tek başına alacağın varlığını kanıtlayamayacağı açıktır. Bu durumda mahkemece davacının davalıya mal satışı ile ilgili iddiasını kanıtlamaya elverişli fatura ve irsaliyelerde teslim alan bölümünde yer alan imza sahibinin davalı çalışanı olup olmadığı hususları üzerinde yeterince araştırma ve inceleme yapılarak davacıya iddiasını ispat olanağı tanınıp deliller hep birlikte toplandıktan sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 09.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
da mevcut akdi ilişki kapsamında davalıya ham kumaş satışı yapıldığı davalının kısmi ödemede bulunduğu, davacı şirketin usulüne uygun tutulmuş ve sahibi lehine delil vasfına haiz ticari defter ve kayıtları dikkate alınarak sabit görülerek, TTK nun 83 maddesi uyarınca eda ettirilen yemine nazaran davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2011/19-426 E., 2011/516 K. Hukuk Genel Kurulu 2011/19-426 E., 2011/516 K. - DİRENME KARARI - EKSİK İNCELEME İLE KURULAN HÜKÜM - YEMİN- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 182 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 83 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 86 ] "İçtihat Metni" Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Yerel Mahkemece; taraflar arasında mevcut akdi ilişki kapsamında davalıya ham kumaş satışı yapıldığı davalının kısmi ödemede bulunduğu, davacı şirketin usulüne uygun tutulmuş ve sahibi lehine delil vasfına haiz ticari defter ve kayıtları dikkate alınarak sabit görülerek, TTK nun 83 maddesi uyarınca eda ettirilen yemine nazaran davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yüksek Özel Daire'ce; davacının kısmen ödeme iddiası da gözetilerek teslimini kanıtladığı malın miktar ve bedelinin belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru görülmediğine işaretle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkemece, fatura ve sevk irsaliyeleri kapsamlarıyla da doğrulanan tanık anlatımlarından, davalı tarafa saten dokuma kumaşın ham olarak satıldığı ve bu kumaş üzerinde boya-terbiye işlemleri yaptırıldığı, savunmanın aksine, taraflar arasında akdi ilişkinin mevcut olduğu, davalı yanın imza itirazının da yerinde olmadığı, kısmi ödemeden sonra kalan miktar yönünden başlatılan takibe haksız olarak itiraz edilmek suretiyle takibin durdurulduğu kanaatine varılarak, davacı şirketin usulüne uygun tutulmuş ve sahibi lehine delil vasfına haiz ticari defter ve kayıtları dikkate alınarak TTK'nun 83. maddesi uyarınca eda edilen yemine de dayanılarak, davanın kısmen kabulüne ilişkin önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyiz etmiştir. İlk karar, bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı ve iade edilen mallar konusunda özel daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; kısmen ödeme iddiası da gözetilerek davacının teslimini kanıtladığı malın miktar ve bedelinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır: 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “ “İki Tarafın Hak Ve Vazifeleri” ” başlıklı 182.maddesi; “Beyi bir akittir ki onunla bayi, satılan malı müşterinin iltizam ettiği semen mukabilinde müşteriye teslim ve mülkiyeti ona nakleylemek borcunu tahammül eder. Hilafına adet veya mukavele mevcut değil ise bayi ile müşteri borçları aynı zamanda ifa etmekle mükelleftirler. Hale göre tayini mümkün olan semen, tesmiye edilmiş hükmündedir.” ” Hükmü yer almaktadır. Bu noktada satılanın tesliminin ispatı önem arz etmekte; bu bağlamda eldeki uyuşmazlık yönüyle tesliminin tanıkla kanıtlanıp kanıtlanamayacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Hemen belirtmelidir ki, satılanın tesliminin “ “hukuki işlem” ” niteliğinde olup, buna ilişkin savunmanın hangi delillerle kanıtlanabileceğinin belirlenmesinde, hukuki işlemlerin varlığının kanıtlanmasına ilişkin genel usul hukuku kurallarının (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288 ve devamındaki hükümler) göz önünde tutulması gerekir. Bunun sonucu olarak ta; herhangi bir hukuki işlem gibi, teslim de anılan hükümdeki senetle (yazılı delille) ispat kuralı çerçevesinde, ilişkin bulunduğu malın miktar ve değerine göre belirlenmelidir (Kuru Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 1990 5.basım,C:2,S:1534, S:1603, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.11.2002 gün 2002/13-875 E., 2002/885 K. sayılı ilamı da bu yöndedir.). Somut olaya gelince; Eldeki uyuşmazlık yönüyle satış bedelinin miktarı itibariyle, teslim savunmasının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288.maddesi uyarınca yazılı delille kanıtlaması zorunlu bulunduğu gibi, aynı Kanun’un 293.maddesinde gösterilen, tanıkla kanıtlama olanağının tanındığı hallerden herhangi birinin varlığı da, davacı tarafça ileri sürülmemiştir. Yine, somut olayda, davalının, teslim savunması yönünde davacının tanık dinletmesine açık bir muvafakati olmadığı gibi; tersine, davalı vekili, buna muvafakat etmediğini açıkça bildirmiştir. Bu durumda, davacı satıcı, dava konusu satılanı davalı alıcıya teslim etmiş olduğu yönündeki savunmasını yazılı delille kanıtlamak zorundadır. Mahkemenin buna rağmen dinlediği tanıkların beyanlarına itibar edilemez. Davacı tarafından davalı adına 31.03.2004 tarih 910216 numaralı 11.445 metre kumaşla ilgili olarak 34.699.207.139.-TL.lık fatura tanzim edilmiş olduğu, bu faturanın üzerinde 29.01.2004 tarih ve 183915 numaralı irsaliyenin yazılı olduğu, bu faturanın davalı şirket adresine iadeli taahhütlü posta ile gönderildiği, ancak faturanın hanede bulunulmadığı belirtilerek iade edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının tebliğ edilmeyen fatura deliline de dayanamayacağı açıktır. Ancak, dava dosyasında davalı adına tanzim edilmiş 09.01.2004 tarihli mal teslimi ile ilgili belgede 35 top 10.649 metre kumaşın yazılı olduğu altında S... H... imzasının bulunduğu, diğer 29.01.2004 tarihli mal teslimi ile ilgili belgede 71 top 21.495 metre kumaşın yazılı olduğu altında F... A... imzasının bulunduğu görülmüştür. SSK Başkanlığı Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü İstanbul Sigorta İl Müdürlüğü tarafından gönderilen 24.03.2006 tarih 031530 sayılı yazıları ekindeki davalı şirkete ait 2002/1,2,3 dönemi, 2003/1,2,3 dönemi ve 2004/2 dönemi dönem bordroları ile 2004/5 ve 2004/12. aylara ait aylık prim belgelerinin incelenmesinde S... H... isminin bulunmadığı anlaşılmaktadır. 05.06.2006 havale tarihli uzman bilirkişi raporunda "29.01.2004 tarihli 21 top 21.495 metre malın teslimi ile ilgili belgede atılı olup davalı şirket ortağı M... F... A...'a izafe edilen imzanın M... F... A...'ın eli mahsulü olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan 24.03.2008 tarihli bilirkişi kurulu raporu ile davacının kendi defterlerinde davalı ile olan hesabı incelendiğinde davacı şirketin davalı şirketten 15.02.2004 ve 02.03.2004 tarihlerinde 5.000,00 USD çek ve 5.000,00 USD nakit olmak üzere toplam 10.000,00 USD avans aldığı ve bu tutarların Türk Lirası karşılığı olarak (-) 13.130.050.000.-TL'yi davalı alacağı olarak hesaba işlendiği, bu avans ile ilgili olarak da davacı tarafından davalı adına 31.03.2004 tarihinde 910216 nolu 34.699.207.139.-TL tutarlı fatura tanzim edildiği ve hesaba davalı borcu olarak kaydedildiği, bu işlemlerin sonucunda da takip tarihi olan 24.05.2004 itibari ile davacının davalı şirketten 21.569.157.139.-TL alacaklı olduğu, davalı tarafından ibraz edilen ticari defterlerinin incelenmesinde davacının takip konusu yaptığı fatura ve yine davacının dilekçesinde davalıdan aldığını iddia ettiği (5.000 USD çek + 5.000 Nakit) toplam 10.000 USD ile ilgili herhangi bir borç ve alacak kaydının olmadığının görüldüğü, ayrıca yine inceleme günü davalı şirkete ait 2004 yılı Yevmiye defterinin kapanış maddesinde de davacı şirket ile ilgili herhangi bir kaydın olmadığı belirtilmiştir. Davacı tarafın defterleri kesin delil vasfına haiz olup, davacı kendi defterlerine göre davalıdan alacaklıdır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)’nun 86. maddesine göre, taraflardan birinin defterleri kanuna uygun olup da, diğerininki olmaz veya hiç defteri bulunmaz yahut ibraz etmek istemezse; defterleri muntazam olan tacirin birbirini teyid eden defterlerindeki kayıtlar, diğeri aleyhine delil olur. Defterler usulüne uygun tutulmamış dahi olsa aleyhine delil teşkil edeceği kuşkusuzdur. Ticari defterlerle ispat usulünde diğer koşulların bir arada bulunduğunu tespit eden mahkeme, ticari defterleri lehine delil sayılan tarafa TTK. Md. 83 doğrultusunda son olarak verdiği tamamlayıcı yemin davacı tarafından eda ve yeminde sebat edilmiştir. Defter sahibi, mahkemenin kendisine verdiği tamamlayıcı yemini ederse mahkeme bu yemin ile bağlıdır. Yani ticari defterdeki kayıt sahibi lehine kesin delil teşkil eder. Ancak, defterdeki kayıtlara dayanak yapılan belgelerin de kayıtları doğrulaması gerekir. Buna göre, davacı toplamda 32.144 metrelik mal teslimi yapılmış olduğunu, davalının bu malların bir kısmını iade edildiğini, davalının iade etmediği malların toplam 11.445 metre olduğunu iddia etmektedir. Davalı yan önce ticari ilişkiyi inkar ederek S... H...’í ín şirket çalışanı olmadığını, F... A...’a ait olduğu iddia edilen imzanın da sahte olduğunu savunmuş ise de F... A... imzasının sahte olmadığının anlaşılması karşısında F... A... imzası ile teslim alınan malın hatalı çıkması üzerine iade edildiğini, S... H... imzası ile teslim alınan bir mal bulunmadığını, Servet Hançer’in kendi çalışanları olmadığını belirterek kabul etmemiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki, satım sözleşmesinde malın teslim edildiği kişinin teslim almaya yetkili olması gerekir. Ancak yetkili olmamasına rağmen daha önce değişik zamanlarda, aynı veya değişik kişilerden mal teslim almış ise zımnen yetkili kılındığının kabulü gerekir. Davacı şirket tarafından davalı şirket ortağına 21.495 metrelik mal teslim etmiş olduğu, yaklaşık 20.000 metre kumaşın iade edildiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak davacının sunmuş olduğu 09/04/2004 tarihli 10.649 metrelik malın S... H... isimli şahsa teslim edildiğine ilişkin sevk irsaliyesi davalı yan tarafından kabul edilmemiştir. Şu hale göre, mahkemece, 09/01/2004 tarihli irsaliyede malı teslim alan S... H...’in davalı adına mal teslim almaya açık ya da zımni olarak yetkili kılınıp kılınmadığı, davalı çalışanı olup olmadığı, davalı şirketin diğer ticari ilişkilerinde de yer alıp almadığı, buna ilişkin belgelerde imzası bulunup bulunmadığının yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırılıp incelenmesi ve oluşan sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde verilen direnme kararının bu değişik nedenle bozulması gerekmiş; bozma nedenine göre diğer hususlar şimdilik inceleme dışı bırakılmıştır. S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.07.2011 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
acı şirket alacağına yönelik ödemeler olup olmadığı konusunda davacı şirket yetkilisinin HUMK’nun 230.maddesi uyarınca isticvap edilerek ödemelerin borca yönelik olduğu kanaatine varılması halinde defterlerinde ödeme kaydı görünen davalıya TTK’nun 83.maddesi uyarınca tamamlayıcı yemin verilerek sonucuna göre bir karar oluşturulması gerekirken, bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yaz
Hukuk Genel Kurulu         2008/19-341 E.  ,  2008/357 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 23.05.2007 Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 12.Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.11.2005 gün ve 2004/207-2005/680 sayılı kararın incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 16.10.2006 gün ve 2006/3910-9813 sayılı ilamı ile, (“...Dava, ticari ilişki sonucu düzenlenen 6 adet fatura bedelinin tahsili için girişilen icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı vekili, müvekkilinin borcu kalmadığını, hatta alacaklı dahi olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu ve toplanan delillere göre, dava dışı G..S..’e yapılan ödemelerin davacı şirkete yapıldığı gerekçesiyle ispatlanmayan davanın reddine, davalı yararına tazminat koşulları oluşmadığından takdiren tazminata hükmolunmasına yer olmadığına karar veril-miş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin temyizine gelince; Taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık davalı tarafça delil olarak sunulan ve teslim alan bölümünde “Mersem G.. B..” isim ve imzası bulunan ödeme makbuzlarında yazılı ödemelerin davacı şirkete yapılmış ödemeler olarak kabulüne olanak bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Makbuzları imzalayan G..S..davacı şirketin yetkilisidir. Uyuşmazlık konusu olmayan banka dekontlarında da ödemelerin G.. S..’e yapıldığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece ihtilaflı makbuzlarda G.. S..e yapılmış görünen ödemelerin davacı şirket alacağına yönelik ödemeler olup olmadığı konusunda davacı şirket yetkilisinin HUMK’nun 230.maddesi uyarınca isticvap edilerek ödemelerin borca yönelik olduğu kanaatine varılması halinde defterlerinde ödeme kaydı görünen davalıya TTK’nun 83.maddesi uyarınca tamamlayıcı yemin verilerek sonucuna göre bir karar oluşturulması gerekirken, bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir...”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Davacı .....Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş.vekili, davacı Şirket ile ticari ilişki içerisinde bulunan davalının, altı adet fatura bedeli toplamı 56.452.642.500 TL.'yi ödememesi üzerine hakkında icra takibi yapıldığını, davalının borca itiraz ettiğini, itirazının haksız olduğunu, zira, davalının takibe konu faturalara yasal süre içerisinde itirazda bulunmamak suretiyle münderecatlarını kabul etmiş olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına, asgari %40 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı .... Tekstil Ticaret ve Sanayi Ltd.Şti. vekili, 2003 yılından beri tarafların ticari ilişki içerisinde olduklarını, ancak davalının davacıya borcu bulunmadığını, bu hususun davalının ticari defter ve kayıtlarının tetkikinden anlaşılacağını; davalının davacıya takibe konu faturaların tarihlerinden sonra ödemeler yaptığı gibi, öncesinde de avans niteliğinde ödemelerde bulunduğunu, bu ödemelerin bir kısmının davacı şirket yetkililerine (Gökhan Sevilen’e) elden ve makbuz mukabili yapıldığını, davacının bu ödemeleri kendi kayıtlarına yansıtmamış olabileceğini, fatura tarihlerinden önce yapılan ödemelerin de, taraflar arasındaki münasebet ve çalışma usulü gereği ve tamamen iyiniyet esasına göre yapıldığını cevaben bildirmiştir. Yerel Mahkeme; takibe konu faturaların davalı defterlerinde de kayıtlı olduğu, davalı tarafından dosyaya ibraz edilen makbuzlarla davacı şirket yetkilisi dava dışı G.. S..e ödemeler yapıldığı, bu ödemelerin bir kısmının davacı defterlerine kaydedildiği, bir kısmının ise kayıtlı olmadığı, G..S..’e yapılan ödemelerin kabul edilmemesi halinde davacı defterlerine kaydedilen ödemelerin de yer almaması gerekeceği, bu nedenle davacının G.. S..’e yapılan tüm ödemelerin davacı şirkete yapılan ödemeler anlamına gelmeyeceği yönündeki itirazın tutarlı bulunmadığı; taraf deflerlerinde birbirini teyit eden kayıtlar değerlendirilmekle, Mahkeme kanaatinin kuvvetlendirilmesi yönünde davalı tarafa yemin teklif edip etmeyeceği hususunun davacıya sorulduğu, yemin teklif edilmeyeceğinin cevaben bildirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş; her iki tarafça da temyiz edilen bu karar Özel Dairece metni yukarıda bulunan ilamla bozulmuş; Yerel Mahkeme gerekçesini tekrarlayarak ve genişleterek önceki kararında direnmiştir. Taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, davacı şirketin davalı şirket adına altı adet (tarihleri ve bedelleri sırasıyla 24.09.2003- 7.538.784.000 TL; 30.09.2003- 2.261.765.000 TL; 02.10.2003- 8.156.307.500 TL; 16.10.2003-18.878.112.000 TL; 23.10.2003-10.070.533.000 TL.olan, toplam 56.452.642.500 TL. bedelli) faturayı düzenlediği, faturaların tümünün davalı defter ve kayıtlarında yer aldığı çekişmesizdir. Davacı şirket fatura bedellerinin ödenmediği iddiasıyla ilamsız icra takibi yapmış, davalının borca itirazı üzerine eldeki dava açılmıştır. İçeriği yukarıda belirtilen cevap dilekçesinde, davalı vekili, takibe konu fatura bedellerinin davacıya ödendiğini, ödemelerin bir kısmının davacının yetkilisi G..S..’e elden ve makbuz karşılığında yapıldığını, faturalardan önceki tarihlerde de avans niteliğinde ödemelerde bulunulduğunu savunmuş ve 7.3.2005 günlü delil listesi ekinde toplam 14 adet ödeme makbuzunu dosyaya sunmuş; diğer delillerinin yanında isticvap deliline de dayanmıştır. Davalı tarafça sunulan ve davacı şirketin kaşesini taşımayan bu ödeme makbuzlarının ilki 16.05.2003, sonuncusu 17.10.2003 tarihli olup; makbuzlardan dokuz adedinin ‘Teslim Alan’ hanelerinde “M.. G.. B..”; üç adedinde “G..B..”; birinde “G.. B..M..” birinde ise sadece “Me..” ibaresi bulunmakta ve tüm makbuzların teslim alan hanelerinde teslim alana atfedilmiş imzalar yer almaktadır. Makbuzlarda ‘G..B..’ olarak adı geçen kişinin dava dışı G..S.. olduğu ve dosyadaki imza sirkülerine göre bu kişinin davacı şirketi münferiden temsile yetkili bulunduğu; eldeki davada davacı vekili Av.E..K..’a davacı şirket tarafından verilen 21.10.2004 tarihli vekaletnamede de, davacı şirket adına G..S..’in adı ve imzasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu yönde bir çekişme de yoktur. Her iki tarafın ticari defter ve kayıtları üzerinde mali müşavir tarafından yapılan  inceleme sonucunda düzenlenen 25.05.2005 havale tarihli bilirkişi raporunda, tarafların ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında ve usulüne uygun şekilde yaptırıldığı, kayıtlarının da düzenli ve muhasebe ilkelerine uygun bulunduğu; takip dayanağı, davacı tarafından davalı adına düzenlenmiş, toplam bedelleri 56.452.642.500 TL. olan altı adet faturanın her iki tarafın da defterlerinde kayıtlı olduğu; davalı tarafından davacının yetkilisi G..S..’e 5.11.2003 tarihinde yapıldığı belirtilen 14.913.990.000 TL. tutarındaki ödemenin dayanağı durumundaki 28.02.2004 keşide tarihli 10.000 USD bedelli çekin davacı defterlerinde kayıtlı olduğu; ayrıca, davalı defterlerinde kayıtlı olan 26.5.2003 tarih ve 495 yevmiye numaralı 10 milyar TL. tutarlı ödemenin, davacı defterlerinde de kaydının bulunduğu; buna karşılık; G.. S..’e yapıldığı belirtilen ve davalının defterlerinde kayıtlı olduğu halde, davacının defterlerinde kaydı bulunmayan toplam 50.900 USD. tutarında ödemelerin de mevcut olduğu; davalı tarafından dayanılıp dosyaya belgeleri sunulan ve G.. S..’e yapıldığı belirtilen ödemelerden 16.05.2003 tarih 3.500 USD ve 23.05.2003 tarih 3.500 USD’lik ödemelerin davacının kayıtlarında yer almadığı, buna karşılık davalının kayıtlarında 26.05.2003 tarihinde yapılan 10.000.000.000 TL. tutarındaki ödemenin göründüğü, bu ödemenin davacının resmi defterlerinde de kayıtlı olduğu; davacının resmi defterlerinde de bu ödemelerden sadece 05.11.2003 tarihli 10.000 USD’lik ödemenin 31.10.2003 tarihinde T.C.M.B. döviz alış kuru 1.491.399 TL. üzerinden 14.913.990.000 TL. olarak kayıtlı olduğu belirtilmiştir. Davacı vekili, bilirkişi raporuna ilişkin beyanlarını içeren 13.6.2005 günlü dilekçesinde, faturalara konu malların davalıya teslim edildiğinin ve davacının bu nedenle alacaklı olduğunun bilirkişice de saptandığını, makbuzlarda davacı şirketin kaşesinin yer almadığını ve kayıtlarında da bu ödemelerin görünmediğini; faturaların 27.09.2003/30.10.2003 arasındaki tarihleri taşımasına karşın, sunulan makbuzların ilkinin 08.05.2003, sonuncusunun ise 17.10.2003 tarihli olduğunu; dava dışı G..S..e yapıldığı savunulmak suretiyle davalı tarafından sunulan belgelere konu ödemelerin takip dayanağı faturalarla ilgili olmadığını, anılan kişi ile davalı arasındaki gayri resmi ticari ilişki nedeniyle yapılan ödemelerin davacıyı bağlamayacağını bildirmiştir. Davalı vekili ise, bilirkişi raporuna ilişkin beyanlarını içeren 1.6.2005 günlü dilekçesinde müvekkilinin davacıya borçlu olmadığının, tersine alacaklı bulunduğunun bilirkişi raporuyla da belirlendiğini; G..S..’in davacı şirketin ortağı ve (temsile-ilzama) yetkilisi olduğunu, dolayısıyla bu kişiye yapılan ödemelerin davacıya yapıldığının kabulü gerektiğini, ödemelerin bir kısmının davacı defterlerinde yer almamasının bu sonucu etkilemeyeceğini savunmuş; 14.7.2005 tarihli dilekçesinde, G..S..’in makbuzlar karşılığında tahsil ettiği paraları davacı şirket nam ve hesabına tahsil etmiş olup olmadığının aydınlığa kavuşturulması için, bu kişinin isticvabını talep etmiştir. Buraya kadar yapılan açıklamaların ortaya koyduğu sonuç şudur: Davacı şirket, varlığı çekişmesiz olan ticari ilişki çerçevesinde davalıya sattığı mallar için takip dayanağı faturaları düzenlemiş, davalı bu faturaları kendi kayıtlarına geçirmiş, böylece ve tersini de ileri sürmemek suretiyle, faturaların kendisine tebliğ edildiğini ve münderecatlarına bir itirazı bulunmadığını; eş söyleyişle, fatura bedelleri kadar davacıya borçlu bulunduğunu kabullenmiş, ancak, eldeki davada, fatura bedellerini davacının yetkilisi G..S..’e ödediğini savunmuş, yani, ödeme definde bulunmuştur. Borcun varlığını kabul edip, ödeme definde bulunan tarafın, bu defini (ödeme savunmasını) ispatla yükümlü bulunduğu açıktır. Davalı, borcu ödediği yönündeki savunmasının delili olarak, davacı şirketin yetkilisi olan dava dışı G.. S.. tarafından imzalandığını bildirdiği, davacı şirketin kaşesini taşımayan ve hangi borca mahsuben yapıldığı konusunda açıklama içermeyen ödeme makbuzlarına dayanmış ve sunmuş; ayrıca, aynı kişiye yapılan banka havalelerine ilişkin dekontlara ve verilen bir çeke dayanmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere, dava dışı G..S..’in davacı şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili bulunduğu hususu dosya kapsamıyla sabit ve çekişmesizdir. Davacı şirket, temsil ve ilzama tek başına yetkilisi olan G..S..ile davalı şirket arasında gayri resmi başkaca bir ticari ilişkinin mevcut olabileceğini, o ilişki çerçevesinde yapılan ödemelerin davacı şirketi bağlamayacağını ileri sürmüş; davalı ise, kendisiyle G.. S..arasında, ileri sürülen şekilde bir ilişki bulunmadığını, söz konusu ödemelerin, salt davacı şirketin yetkili temsilcisi olması nedeniyle yapıldığını savunmuş ve bu hususun açıklığa kavuşması için G..S..’in isticvabını istemiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 230.maddesine göre, hakim, taraflardan birini kendiliğinden ya da diğer tarafın isteği üzerine, müddeabih veya onunla ilgisi bulunan hallerle, vakıalar hakkında isticvap edebilir. Ortada, davacı şirketin yetkili temsilcisi olduğunda çekişme bulunmayan G..S..e yapıldığı belirtilen ödemelere ilişkin belgeler bulunduğuna, davacı vekili bu belgelerin davacı şirketi bağlamayacağını ileri sürdüğüne ve davalı taraf da, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 230.maddesi çerçevesinde bu kişinin isticvabını istediğine göre, Mahkemece yapılması gereken; davacı şirketi temsil ve ilzam yetkisi sonradan ortadan kalkmış olsa bile, G..S..’in davalının dayanıp sunduğu ödeme belgeleriyle ilgili olarak isticvap edilmesi; belgelerin içerikleri, imzaların kendisine ait olup olmadığı ve belgelere konu ödemelerin gerçekten de yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise bu ödemeleri davacı şirketin davaya konu alacağına mahsuben mi (takip dayanağı fatura bedelleri karşılığında mı), yoksa, davacı tarafça ileri sürülen şekilde davalı ile olan başka bir kişisel ilişkisi çerçevesinde mi kabul ettiği konusundaki beyanının usulünce sorulup tespiti, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesidir. Nihayet, şu hususun da belirtilmesi gerekmektedir: Her ne kadar, Özel Daire bozma ilamında, isticvap işleminden sonra ‘ödemelerin borca yönelik olduğu kanaatine varılması halinde defterlerinde ödeme kaydı görünen davalıya TTK’nun 83.maddesi uyarınca tamamlayıcı yemin verilmesi’ gereğine de işaret edilmiş ise de; yukarıda açıklanan şekilde yerine getirilecek isticvaptan sonra ortaya çıkacak hukuksal durum ne şekilde olursa olsun, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü açısından hukuken nihai bir sonucu ortaya koymaya her halükarda yeterli olacağından; somut olayda TTK’nun 83.maddesi çerçevesinde tamamlayıcı yemine başvurulmasına yer ve gerek bulunmamaktadır. Yerel Mahkemece, yukarıda açıklanan şekilde işlem yapılıp, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır. S O N U Ç :  Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığından 7.5.2008 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2012/12316 E., 2013/4742 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
işletilen Zirve Ecza deposundan temin ettiği, tarafların iddia ve savunmalarından, dava konusu senedin illetten mücerret olmaktan çıktığı ve sebebinin tartışıldığı, davacının ticari defterlerine dayanıldığı halde ibraz etmekten kaçındığı, TTK'nın 83/2. maddesi gereğince defter ibrazından kaçındığı için davalının iddialarının kabul edilmiş sayılması gerektiği, davalının davacıya ilaç teslimlerini i
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2012/12316 E.  ,  2013/4742 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı; davalının 15.000,00 YTL bedelli senede dayanarak aleyhinde takip başlattığını, senet üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını, senedin sahte olması nedeniyle davalıya böyle bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek takip konusu senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; taraflar arasındaki ilaç alımı satımı nedeniyle senedin düzenlendiğini, müvekkilinin edimini yerine getirmesine rağmen davacının senedin vadesi geldiğinde borcunu ödemediğini, davacının noter aracılığıyla Hasan Şimşek ve ...'a kambiyo taahhüdünde bulunabileceklerine dair yetki vermesi sebebiyle bu şahısların davacının borçlarına karşılık takip dayanağı senedi tanzim ederek müvekkilinin çalışanına verdiklerini, senedi teslim alan kişinin işten ayrılması nedeniyle kendisine ulaşılamadığından senetteki imzanın bu üç şahıstan hangisine ait olduğunun bilinemediğini ileri sürerek haksız olarak açılan davanın reddine, davacının % 40'tan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini talep etmiştir. Mahkemece toplanan deliller ve dosya kapsamına göre; davacının sahibi olduğu eczaneyi bizzat veya vekil tayin ettiği ...aracılığı ile işlettiği, vekil ...'ın vekaletnameye istinaden borç senetleri düzenleyebildiği, davacının ilaçlarını davalı tarafından işletilen Zirve Ecza deposundan temin ettiği, tarafların iddia ve savunmalarından, dava konusu senedin illetten mücerret olmaktan çıktığı ve sebebinin tartışıldığı, davacının ticari defterlerine dayanıldığı halde ibraz etmekten kaçındığı, TTK'nın 83/2. maddesi gereğince defter ibrazından kaçındığı için davalının iddialarının kabul edilmiş sayılması gerektiği, davalının davacıya ilaç teslimlerini ispat etmesi sebebiyle ispat külfetinin davacıya geçtiği ve davacının borcunu ödediğini kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Gaziantep 2. Noterliği tarafından düzenlenen 02/01/2006 tarihli genel vekaletname içeriğine göre dava konusu senedi imzalayan dava dışı ...'ın ticari vekil mi yoksa ticari mümessil mi olduğu tespit edildikten sonra uyuşmazlık karara bağlanmalıdır. 818 sayılı BK'nın 453/2 maddesi uyarınca ticari vekil açık yetki verilmedikçe kambiyo taahhüdünde bulunamaz. Aynı kanunun 451/1 maddesine göre ticari mümessilin kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi vardır. Somut olayda anılan vekaletname kapsamına göre bonoyu düzenleyen ...ticari mümessil değil ticari vekildir. Bu durumda kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi olmadığından bu kişinin düzenlediği senetle davacı sorumlu tutulamaz. Davalı temel ilişki nedeniyle alacaklı ise bu alacağını davacıdan isteyebilir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 82 ve devamı maddeleri uyarınca ticari defterler delil olabilirse de senetteki imzanın keşideciye ait olmaması ya da yetkili temsilci tarafından imzalanmaması halinde defter incelemesi ile keşidecinin sorumlu tutulması da mümkün değildir. Mahkemece açıklanan bu yönler gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 18.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2011/1668 E., 2012/11737 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Ancak, her ne kadar davacı defterleri usulüne uygun olarak tutulmuş olduğundan sahibi lehine delil teşkil edebilirse de TTK'nun 83. maddesinde, ticari defter içeriğinin sahibi lehine delil teşkil ettiği hallerde mahkemenin kanaatini kuvvetlendirmek için o kaydın doğru olduğuna dair defter sahibine tamamlayıcı yemin ettirmesi gerektiği düzenlenmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2011/1668 E.  ,  2012/11737 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/11/2010 tarih ve 2010/172-2010/654 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin Ak Sigorta A.Ş.'nin yetkili acentesi olduğunu, davalının ise müvekkilinin irtibat bürosu olarak faaliyet gösterdiğini, davalının müvekkili adına tahsil ettiği poliçe bedellerini müvekkiline intikal ettirmediğini, bu bedellerin tahsili için başlatılan icra takibine de haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının itirazının iptaline ve icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir Davalı, davacı ile arasındaki ticari ilişkinin güvene dayalı olarak 15-16 yıldır devam ettiğini, bu ilişkinin 2008 yılında sonlandığını, davacının tarafına çıkardığı 15.000 TL borcu kendisine ödediğini, başka bir borcunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dava dışı Ak Sigorta A.Ş.'nin acentesi olduğu, davalının ise davacının tali acentesi gibi faaliyet gösterdiği, davalının bu faaliyet kapsamında üçüncü kişilerden tahsil ettiği sigorta primlerini davacıya intikal ettirmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının kısmen iptali ile takibin 14.104,02 TL asıl alacak, 2.932,46 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 17.036,48 TL üzerinden devamına fazlaya ilişkin istemin reddine, hüküm altına alınan miktar üzerinden %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı temyiz etmiştir. Dava, davacı acente tarafından tali acente olan davalıya karşı davalı tarafından tahsil edildiği halde davacıya ödenmediği ileri sürülen sigorta primlerinin tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, yalnızca davacının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak, her ne kadar davacı defterleri usulüne uygun olarak tutulmuş olduğundan sahibi lehine delil teşkil edebilirse de TTK'nun 83. maddesinde, ticari defter içeriğinin sahibi lehine delil teşkil ettiği hallerde mahkemenin kanaatini kuvvetlendirmek için o kaydın doğru olduğuna dair defter sahibine tamamlayıcı yemin ettirmesi gerektiği düzenlenmiştir. Mahkemece anılan hüküm uyarınca işlem yapılmaması doğru olmadığı gibi davalı da kendisi tarafından düzenlenen sigorta poliçelerinin primlerinin, sigortalılar tarafından davacıya ödendiğini savunduğuna göre gerekirse davacı ile birlikte dava dışı Ak Sigorta A.Ş.'nin kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davalı tarafından düzenlenen poliçelerin primlerinin ödenip ödenmediğinin tespit edilmemesi de doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.