6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 98

Türk Ticaret Kanunu 98. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 98- (1) Cari hesap sözleşmesi; a) Kararlaştırılan sürenin sona ermesi, b) Bir süre kararlaştırılmadığı takdirde taraflardan birinin fesih ihbarında bulunması, c) Taraflardan birinin iflas etmesi, hâllerinde sona erer. II - Ölüm ve kısıtlılık hâlleri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2023/3158 E., 2024/1124 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
maddesine göre, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre, Kooperatifler Kanunu'nun 98.maddesi yollamasıyla, anonim şirketlerde kayyım atanmasına ilişkin şart ve koşulların, TMK'nın 427/4 ve 6102 sayılı TTK'nın 530 ncu maddesinde düzenlendiği, anonim şirkete kayyım atanması için gerekli olan, şirket organlar
6. Hukuk Dairesi         2023/3158 E.  ,  2024/1124 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/831 E., 2023/853 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/339 E., 2021/518 K. 1- İlk derece mahkemesince, kooperatife kayyım atanması davasında, yönetim kurulunun TTK'nın 316. maddesi uyarınca ancak genel kurul kararı ile azledilebileceği, yönetim kurulunun böyle bir istemi reddi halinde davacı ortakların keyfiyeti önce genel kurula bildirip, buradan alacağı ret kararına karşı dava açabileceği, doğrudan mahkemeden kooperatife kayyım atanması talebinde bulunamayacağı gibi organ boşluğu da bulunmadığından bu nedenle de kayyım tayini istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 2- İlk derece mahkemesi kararına karşı davacılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi tarafından, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesine göre, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre, Kooperatifler Kanunu'nun 98.maddesi yollamasıyla, anonim şirketlerde kayyım atanmasına ilişkin şart ve koşulların, TMK'nın 427/4 ve 6102 sayılı TTK'nın 530 ncu maddesinde düzenlendiği, anonim şirkete kayyım atanması için gerekli olan, şirket organlarının gerekli sayının altına düşmesi, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirilememesi, şirket yönetiminin sağlanamaması nedenlerinin sayıldığı, TTK'nın 364. maddesine göre ise, yönetim kurulu üyelerini görevden alma yetkisinin, TTK'nın 334/2. maddesi hükmü saklı olmak üzere, münhasıran genel kurula ait olduğu, ancak, somut olayda, kayyım atanması talep edilen davalı kooperatifte organ boşluğu bulunmadığı, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirildiği, davacılar tarafından genel kurula başvuru yapılmadan, kooperatif hasım gösterilerek ve müdürün azli talep edilmeksizin kayyım atanması talepli dava açıldığı için, davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 3- Bu karara karşı süresinde davacılar vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine; davalı kooperatifte organ boşluğu bulunmadığı ve genel kurula başvurulmaksızın doğrudan kayyım atanması talepli dava açılmış olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararına ilişkin davacılar vekilinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, Aşağıda yazılı harcın temyiz edenlerden tahsilatta tekerrüre sebebiyet vermemek kaydıyla müştereken ve müteselsilen alınmasına, Dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 29.04.2024 tarihinde kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (2)

2. Hukuk Dairesi, 2014/22902 E., 2015/5487 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana 2. Aile Mahkemesi
tam metni aç
Bu kanunda aksine açıklama olmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunundaki anonim şirketlere ait hükümler uygulanır (1163 s. Koop. K.m.98).
2. Hukuk Dairesi         2014/22902 E.  ,  2015/5487 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Adana 2. Aile Mahkemesi TARİHİ :13.11.2013 NUMARASI :Esas no:2013/257 Karar no:2013/960 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava konusu taşınmazın "aile konutu" olduğu, hak sahibi olan koca tarafından kullandığı kredi borcunun teminatını oluşturmak üzere davacı eşin açık rızası alınmadan davalı Esnaf Kefalet Kooperatifi lehine 24.06.2011 tarihinde ipotek tesis ettirildiği yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Davalı kooperatif taşınmazın tapu kütügünde "aile konutu" olduğuna ilişkin şerh bulunmadığını, iyiniyetli olduklarını ileri sürmüştür. Davalı kooparatif, 1163 sayılı Kooparatifler Kanunu hükümlerine tabidir. Bu kanunda aksine açıklama olmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunundaki anonim şirketlere ait hükümler uygulanır (1163 s. Koop. K.m.98). Dolayısıyle kooparatif "tacir" sayılır. Her tacir ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli hareket etmekle yükümlüdür (TTK.m.20/2, 6102 s. TTK.m.18/2). Bu yükümlülüğü alacağına teminat olarak gösterilen taşınmazın fiili ve hukuki durumunu bilmeyi de gerektirir. Başka bir ifade ile, taşınmazın tapu kütügünde aile konutu olduğuna ilişkin şerh bulunmasa bile, taşınmazın "aile konutu" ve kendisiyle akdi ilişkiye giren şahsın evli olduğunu kooperatif bilebilecek durumdadır. Bu özeni göstermemiş ise iyiniyet iddiasında bulunamaz (TMK m.3/2). Bu bakımdan davalı kooparatifin, iyiniyet iddiası dinlenemez. Vakıa ve karinelerden iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirmiş olanın kötü niyetli olduğunun diğer tarafça ispat edilmesine de lüzum yoktur. Gerçekleşen bu hukuki duruma göre, davacının açık rızası alınmadan tesis edilen ipotek sebebiyle, davalının kazanımı korunamaz. O halde isteğin kabulü ile ipoteğin iptaline karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 24.03.2015(Salı)
23. Hukuk Dairesi, 2014/1083 E., 2014/4348 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Erdoğan Moroğlu, Türk Ticaret Kanunu'na göre Anonim Ortaklara Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 3. Bası, İstanbul, 2001, Sh. 18 vd.) 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nda ve bu Kanun'un 98. madde uygulaması ile bazı hallerde uygulanması mümkün olan ve dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nda "yokluk" ya da "butlan" kavramlarına yer verilmemiş olup, doktrinde yapılan eleştiriler üzeri
23. Hukuk Dairesi         2014/1083 E.  ,  2014/4348 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 08/11/2013 NUMARASI : 2012/142-2013/371 Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı, davalı kooperatifin ortağı olduğunu, 04.03.2012 tarihli genel kurulda yönetim ve denetim kurullarının seçildiğini, üye sayısı 500'ü geçen kooperatiflerde Kooperatifler Kanunu'nun 48. maddesi uyarınca “kapalı zarf açık tasnif” esasının getirildiğini, davalı kooperatifin 524 ortağının katıldığı anılan toplantıda ise açık oyla seçim yapıldığını, hükümet temsilcilerinin de bu konuya müdahele etmediklerini, haklı bir neden olmaksızın seçimlerin açık oylama ile yapılmasının doğru olmadığını ileri sürerek, 04.03.2012 tarihli genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının genel kurul toplantısına katıldığını, alınan kararlarda muhalefet şerhinin bulunmadığını, görüşmelerin hiçbir safhasında oylamaların gizli yapılması gerektiği konusunda talebi olmadığını, aksine oylamaların nasıl yapılacağı konusundaki oylamalara bizzat katıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; toplantıya bizzat katılan davacının alınan kararlara muhalif kalıp, keyfiyeti tutanağa geçirmiş olması gerektiği, bu davanın açılması için dava şartı olduğu, davacı toplantıya katıldığı halde alınan karara muhalifetini tutanağa geçirtmemiş olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. İptali istenen genel kurul toplantısının yönetim ve denetim kurullarının seçimine dair 14. maddesinde, seçimlerin gizli ya da açık oylama usulünde yapılması konusunda verilen teklifler sonucu yapılan oylamada, açık oylama yapılmasına dair teklif kabul edilerek, seçimler açık oylama ile yapılmıştır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 48. maddesi, "Genel Kurulda her ortak yalnız bir oya sahiptir. (Ek fıkra: 03/06/2010-5983 S.K./1.mad.) Esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri hariç olmak üzere, ortak sayısı 500'den fazla olan kooperatiflerin ve üst kuruluşlarının genel kurul toplantılarındaki yönetim ve denetim kurulu belirleme seçimleri, gizli oy açık tasnif esasına göre yapılır. Kooperatiflerin organ seçimlerinde her ortak, en fazla bir ortağı temsilen oy kullanabilir. Anasözleşmelerin bu fıkraya aykırı hükümleri uygulanmaz." hükmünü içermektedir. Bir hukuki işlem konusu (içeriği) itibariyle olduğu gibi meydana gelişi bakımından da emredici hukuk kurallarına aykırı bulunabilir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları hukuki işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyeti şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikte hükümlerdir ve bu özellikleriyle konuya (içeriğe) ilişkin olan maddi nitelikteki hükümlerden ayrılırlar. Öze ilişkin emredici hükümlere aykırılık halinde hukuki işlem şeklen mevcut ve meydana gelmiş olmakla beraber konusu bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı doğurmaz. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık halinde ise kurucu unsurların, örneğin irade beyanının veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukuki işlem şeklen meydana gelememektedir. İşte bu değişik özellikler gözönüne alınmak suretiyle öze ilişkin emredici hükümlere aykırılık halinde mutlak butlandan ve hukuki işlemin şekli unsurlarını tespit eden emredici hukuk kurallarına aykırılık sebebiyle hukuki işlemin mevcudiyet kazanamaması halinde ise hukuki işlemin yokluğundan söz edilmektedir. Yok hükmünde olan kararlar, baştan beri hüküm ifade etmezler ve bunların yok hükmünde olduğunun tespiti için açılacak davalarda genel kurulda muhalefette bulunmuş olma şartı aranmayacağı gibi, bir aylık hak düşürücü süre içinde açılmış olmaları da dinlenmeleri yönünden zorunlu değildir. Sonradan icazetle dahi geçerli hale gelmezler. Yokluk halinde, hukuki işlem bir veya daha fazla unsurunun yokluğu nedeniyle şeklen dahi olsa mevcudiyet (varlık) kazanamamaktadır. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir hukuki sonuç bağlanabilmesi mümkün değildir. Batıl bir hukuki işlem unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla beraber konusu veya içeriği bakımından amaçlanan hukuki hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana getiremez; yani mutlak olarak hükümsüzdür. Bu mutlak hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez (ıslah edilemez) nitelikte olup, buna istinat etmekte hukuki yararı bulunan herkes tarafından ve bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir ve mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşulu ile Hakim tarafından da kendiliğinden (re'sen) gözönünde tutulur. Şeklen mevcut olan batıl bir hukuki işleme konversiyon (hukuki tahvil) yolu ile bir hukuki sonuç bağlanabilmesi mümkün olduğu gibi; bir hukuki işlemin butlanı da dürüstlük kuralına (TMK md. 2) aykırı olarak ileri sürülemez. Yokluk halinde bu hukuki imkânlar kesin olarak söz konusu değildir. İptali kabil kararlar ise, daha çok ortakların menfaatlerini koruyan düzenlemelere aykırılık teşkil eden, emredici kurallar dışında, yorumlayıcı ve şekle ilişkin kuralların ihlâl edildiği kararlardır. İptali gereken kararlar, baştan itibaren geçersiz olmadıklarından, iptal edilinceye kadar geçerli bir kararın hüküm ve sonuçlarını doğururlar. İptal edilebilir bir karar, şekil veya özü bakımından sakat olsa bile, iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. (Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu, Türk Ticaret Kanunu'na göre Anonim Ortaklara Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 3. Bası, İstanbul, 2001, Sh. 18 vd.) 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nda ve bu Kanun'un 98. madde uygulaması ile bazı hallerde uygulanması mümkün olan ve dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nda "yokluk" ya da "butlan" kavramlarına yer verilmemiş olup, doktrinde yapılan eleştiriler üzerine (dava tarihinden sonra yürürlüğe giren) 6102 sayılı TTK'nın 447. maddesinde batıl sayılması gereken genel kurul kararlarına bazı örnekler verilmiş, madde gerekçesinde "butlan" teriminin tercih edildiği, bundan daha geniş olan "Hükümsüzlük" ve "Geçersizlik" terimlerinin tercih edilmediği vurgulanmıştır. Gerekçede "Tüm butlan hallerinin ve sebeplerinin kanunda gösterilmesi veya tanımlanması ise imkânsızdır. Onun için batıl kararları iki kategoriye ayırmak, şekil yönünden batıl genel kurul kararlarını veya sebeplerini belirlemeyi içtihata ve öğretiye bırakmak, konu açısından batıl genel kurul kararlarına da sınırlayıcı olmamakla birlikte, örnekler göstererek-kesin çizgilerle işaret etmek en isabetli yol olarak değerlendirilmiştir. " açıklamasına yer verilmiştir. Bu durumda mahkemece, 04.03.2012 tarihli genel kurul toplantısının yönetim ve denetim kurulu üyelerinin seçimine dair maddesinin 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun emredici nitelikteki 48. maddesi hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle batıl olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeye dayalı olarak, davacının muhalefet şerhi bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Cari hesap sözleşmesinin sona erme sebepleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Kararlaştırılan sürenin bitmesiyle sözleşme sona erer.
B) Süre kararlaştırılmamışsa, taraflardan biri fesih ihbarında bulunarak sözleşmeyi sona erdirebilir.
C) Taraflardan birinin iflas etmesiyle sözleşme kendiliğinden sona erer.
D) Taraflardan birinin kısıtlanması (hacir altına alınması) halinde sözleşme kendiliğinden (otomatikman) sona erer.
E) Taraflardan birinin alacaklısının, hesap bakiyesini haczettirmesi durumunda belirli şartlarla fesih mümkündür.