6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 99

Türk Ticaret Kanunu 99. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 99- (1) Sözleşme süreli olup da taraflardan biri bu süre içinde ölür veya kısıtlanırsa her iki taraf ve kanuni temsilcileriyle halefleri on gün önceden haber vermek şartıyla cari hesap sözleşmesini feshedebilir. Ancak, artan tutarın ödenmesi, hesabın 94 üncü maddeye göre kapatılması gereken tarihte istenebilir. D) Bakiyenin haczi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
15. Hukuk Dairesi, 2014/1461 E., 2014/7121 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Hakimliği
Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılmış, mahkemece, 6102 sayılı TTK'nın 4 ve Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesi gerekçede zikredilmek suretiyle davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, 6335 sayılı Kanun gereğince de Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu gerekçesiyl
15. Hukuk Dairesi         2014/1461 E.  ,  2014/7121 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, gizli ayıplı imalât nedeniyle alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle karar başlığında davanın açıldığı tarihin harçlandırma tarihi olan 04.09.2012 yerine, 09.01.2013 olarak yazılmasının maddî hataya dayalı olup, mahallinde her zaman düzeltilmesinin mümkün bulunmasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Mahkemece hükmedilen alacağa, davacının .... Noterliği'nin 19.07.2012 tarih ve 17680 yevmiyesi ile davalıya gönderdiği ihtara, davalı tarafından gönderilen cevabi ihtarname tarihine 7 gün eklenmek suretiyle 07.08.2012 tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmiştir. Oysa anılan ihtarnamede ödeme istemi yer almayıp ayıpların giderilmesi için süre verilmiştir. Bu haliyle ihtarnamenin 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 101/I. maddesi uyarınca davalıyı temerrüde düşürdüğü kabul edilemez. Davadan önce başkaca temerrüt ihtarı bulunmadığından hüküm altına alınan miktarın 30.000,00 TL'lik kısmına dava tarihinden, 8.160,00 TL'lik kısmına ise 12.11.2013 ıslah tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi yürütülmesi gerekirken, temerrüde esas teşkil etmeyen tarihten ve infazda tereddüt oluşturacak şekilde hem kanuni faiz hem de değişen oranlarda avans faizi yürütülmesine karar verilerek hüküm kurulması doğru olmamıştır. Kararın bu nedenlerle bozulması gerekir. Ancak yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nın 438/VII. maddesi gereği düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile mahkeme kararının “Hüküm” başlıklı kısmının “3” numaralı bendinin hükümden çıkarılarak yerine "38.160,00 TL alacağın 30.000,00 TL'sine dava tarihi olan 04.09.2012 tarihinden, 8.160,00 TL'sine ıslah tarihi olan 12.11.2013 tarihinden itibaren yürütülecek olan değişen oranlardaki avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine" cümlesinin yazılmasına ve kararın düzeltilmiş bu şekliyle DÜZELTEREK ONANMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 08.12.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıplı imalât nedeniyle doğan alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacı yapı kooperatifi iş sahibi, davalı şirket ise yüklenicidir. Dava, öncelikle .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılmış, mahkemece, 6102 sayılı TTK'nın 4 ve Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesi gerekçede zikredilmek suretiyle davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, 6335 sayılı Kanun gereğince de Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli ... Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş, bu mahkemece yürütülen yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Ticari davalar, Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülür. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’un 5. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemeleri hukuk mahkemeleri içinde sayılmıştır. Mahkemece dava ticari dava olarak nitelendirilmemiş, Dairemiz çoğunluğu tarafından eldeki dava ticari dava niteliğinde olmadığından genel mahkemelerin görevli olduğundan bahisle Asliye Ticaret Mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davanın görev yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın esasa ilişkin karar düzeltilerek onanmıştır. Karar veren mahkemenin görevli olup olmadığı re'sen incelenecek bir konu olmakla öncelikle görev konusunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin a), b), c), d), e) ve f) bentlerinde sayılan davalar” ticari dava olarak adlandırılmıştır. TTK’nın 4. maddesine göre; ticari davaların iki grup altında incelenmesi mümkündür. Bunlar; tarafların sıfatına ve işin ticari işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticari sayılan davalar (mutlak ticari davalar) ile ticari sayılması için en azından bir ticari işletmeyi ilgilendirmesi gereken davalar ve her iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğan davalar (nispi ticari davalar)dır (Ticari Dava, s.8-9 Dr.Levent Börü-İlker Koçyiğit, Ankara 2013). Mutlak ticari dava; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava olarak sayılan davalar olup, TTK’nın 4/1. maddesinde a ve f bentlerinde 6 bent halinde sayılan dava türleri mutlak ticari davadır. Örneğin; acentelikle ilgili davalar, deniz ticaretine ilişkin davalar, sigorta hukuku ile ilgili davalar, taşınır rehni karşılığında ödünç verme işlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, rekabet yasağından kaynaklanan davalar, yayım sözleşmesine ilişkin davalar, kredi mektubu ve kredi emrinden doğan davalar, alım satım komisyonuyla ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar, fikri mülkiyet hukukundan kaynaklanan davalar, borsa, sergi, pazarlar ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar ve nihayet bankalara ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalar mutlak ticari davalardır. Bundan başka; özel kanun hükümleri gereği ticari sayılan davalar da bulunmaktadır. Örneğin; Kooperatifler Kanunu’nun 99. maddesi gereğince bu kanundan kaynaklanan davalar, İcra İflas Kanunu’ndan kaynaklanan iflasa ilişkin tüm davalar da mutlak ticari dava sayılmaktadır. Nisbi ticari dava ise; tarafları tacir olan ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nisbi ticari dava olarak adlandırılmaktadır. Yeni TTK’nın gerekçesinde; ticari davalar ile ticari olmayan hukuk davalarını ayırmada kullanılan kıstasın “bir yandan her iki tarafın tacir sıfatı ve uyuşmazlığın konusunu teşkil eden işin bu sebepten dolayı ticari sayılması keyfiyeti, diğer yandan tarafların sıfatına bakılmaksızın sadece işin ticari mahiyeti” olduğu açıklanmıştır (Ticari Dava, s-24, Dr. ...). Bu anlamda bir davanın nisbi ticari dava sayılabilmesi için; uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur. Bu açıklamalardan hareketle kimler tacirdir? Sorusu önem kazanmaktadır. Tacir, TTK’nın 12/1. maddesinde “Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir” şeklinde tanımlanmıştır. Tacir, gerçek kişi olabileceği gibi, tüzel kişide olabilecektir. Tüzel kişi tacir, TTK’nın 16. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanımda ilk olarak ticaret şirketleri yer almaktadır. Ticaret şirketleri ise TTK’nın 124/1. maddesindeki “Ticaret şirketleri; kooperatifler, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibarettir” şeklinde sayılmıştır. Aynı maddenin 2 fıkrasında kooperatif şirketleri şahıs şirketi veya sermaye şirketi olarak tanımlanmıştır. Sayın çoğunluk; dairemizde kararın müzakereleri sırasında davacı yapı kooperatifinin ticaret şirketi olmadığı görüş ve düşüncesi ile davanın ticari dava olmadığı bu nedenle genel mahkemede davaya bakılmasında usul ve yasaya aykırı bir hususun olmadığını ve bu nedenle göreve ilişkin bir bozmanın gerekmediği görüşündedir. Ne var ki, TTK’nın 124. maddesinin gerekçesi incelendiğinde kooperatiflerin hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın ticaret şirketi olduğu ve tacir sayılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Önemine binaen TTK’nın 124. maddesinin gerekçesini aynen buraya almakta fayda bulunmaktadır. “TTK’nın 124. madde gerekçesi; Maddenin birinci fıkrası 6762 sayılı Kanun’un 136. maddesinin tekrarından ibarettir. Hükümde yer alan “kooperatif şirket” ibaresi ile ilgili, tartışma, 2004 yılında çıkarılan 5146 sayılı Kanun’la (07.05.2004 tarihli RG ve 25455 sayılı), Koop K’da yapılan değişiklikle son bulmuştur. Çünkü, anılan Kanun kooperatifin şirket olduğunu belirtmiştir (Koop K m.1). Gerçi anılan Kanun’un 1. maddesinde kooperatifin şirket olduğu ifade edilmekte, ticaret şirketi olup olmadığı hususu açık bırakılmaktadır. Bu boşluk dolayısıyla, bir tartışma başlatılabilir ve kooperatifin ticaret şirketi olmadığı teorik olarak ileri sürülebilir ve 124. maddenin kooperatifi ticaret şirketi kabul etmesi eleştirilebilir. Ancak, böyle bir tartışma kooperatif şirketin niteliği tartışmasını davet eder. Anılan şirket adî şirket olamayacağına göre Türk hukukunda üç kategori şirket ortaya çıkmış olur. Kooperatif şirkete uygulanacak hükümler sorunu da diğer sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. Tasarı, tüm bu çözümün güç sorunları ortadan kaldırmak amacıyla kooperatifin ticaret şirketi olduğunu hükme bağlamıştır” Kaldı ki sözleşme kapsamındaki işler davalı yüklenici şirketin ticari işletmesiyle ilgili bulunmaktadır ve davalı yönünden ticari iş niteliği arzetmektedir. 6102 sayılı TTY'nın 19/II. maddesi uyarınca davacı yönünden ticari iş niteliğinde olan bu sözleşme davacı taraf açısından da ticari iş sayılır. Bu bakımdan görevli mahkeme Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. Ayrıca, dairemizin yerleşik içtihatlarında dilekçeler aşaması tamamlanmadan tensiple görevsizlik kararı verilemeyeceği hususu da kabul edilmektedir. Sonuç olarak; TTK’nın 124/1. maddesinin gerekçesi ile ilmî içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde yapı kooperatiflerinin de tacir olduğu anlaşılmakla her iki tarafı tacir olan ve her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olan eldeki davanın nisbi ticari dava niteliğinde olduğu anlaşıldığından davanın Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğinden bu mahkemenin görevsizlik kararı doğru olmayıp hükmün dava şartı yokluğu nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi yönünde bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onama yönündeki görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (2)

11. Hukuk Dairesi, 2009/1088 E., 2010/11926 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Davacının kredi sözleşmesine dayalı olarak tazmin ettiği teminat mektubundan doğan alacağının, cari hesap şeklinde işletilmesi mümkün olmadığından, TTK’nun 99 ncu maddesinde düzenlenen 5 yıllık zamanaşımının bu davada uygulanması gerektiğini savunan davalıların bu savunma ve temyiz itirazları da doğru değildi.
11. Hukuk Dairesi         2009/1088 E.  ,  2010/11926 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.04.2008 tarih ve 2004/101-2008/194 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili ile davalılardan ... Tur.ve Tic.A.Ş., ... ve ...vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 23.11.2010 gününde davacı Avukatı ... ile davalılardan ... Tur.A.Ş., ..., ... geldi, davetiye tebliğine rağmen ... vekili ve ... vekili duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalılardan ... A.Ş.’nin asıl borçlu ve diğer davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefili oldukları genel kredi sözleşmesi kapsamında müvekkili bankanın tazmin ettiği teminat mektubu nedeniyle doğan alacağı davalıların ödemediklerini, belgelerin asıllarının davacıda bulunmadığını, dava tarihi itibariyle anapara, faiz ve BSMV toplamı olan 38.029.262.773 TL’nın dava tarihinden itibaren yıllık % 112,5 teminat faizi, faize ilişkin yıllık % 5 BSMV ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, imza inkarında bulunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, imza inkarında ve zamanaşımı savunmasında bulunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar vekili, zamanaşımı ve esas yönden davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalıların mektup tazmin tarihi olan 21.01.1994 itibariyle temerrüde düştükleri, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, ikinci alacaklılar toplantısında % 112,5 oranında temerrüt faizi kararlaştırıldığı, 07.02.1994 de kısmi ödeme yapıldığı, bu tarihi itibariyle 2.906.79 TL asıl alacak, 33.282.81 TL temerrüt faizi, 1,664.14 TL de faizin gider vergisi olmak üzere toplam 37.853.75 YTL alacağın bulunduğu, dava dilekçesinde masraf talebinin yer almaması nedeniyle ek bilirkişi raporundaki masraf hesabına itibar edilmediği, sözleşmenin sadece 1 nci ve son sayfalarının fotokopileri sunulup, asılları ibraz edilmediğinden imza inkarında bulunan davalılardan... ve... bakımından imza incelemesi yapılması olanağının bulunmadığı, davacının atiye terk beyanına bu davalıların muvafakat etmedikleri gerekçesiyle, bu davalılar bakımından kanıtlanamayan davanın reddine, diğer davalılar bakımından davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili ile davalılardan ... A.Ş., ... ve ...vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava, davacı bankanın keşide ettiği teminat mektubunu tazmin etmesi nedeniyle dava tarihi itibariyle doğduğunu iddia ettiği ana para, temerrüt faizi ve BSMV toplamı olan 38.029.262.773 TL’nın dava tarihinden itibaren yıllık % 112,5 temerrüt faizi, faize ilişkin yıllık % 5 BSMV ile birlikte davalılardan asıl ve borçlu şirket ile müşterek borçlu ve müteselsil kefili olan diğer davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Dava dilekçesinin başlık kısmında yer alan konu bölümünde anapra, temerrüt faizi, masraf ve BSMV’nin her birinin açılımı yapılmadan toplamı olduğu belirtilen 38.029.175.646 TL’nın tahsili istenilmiş olup, dava dilekçesinin anlatım bölümünde ve talep sonucu kısmında ise ana para, temerrüt faizi, BSMV’nın her birinin ayrı ayrı meblağları gösterilip toplam olan 38.029.262.773 TL’nın tahsili istenilmiş ve masraf kalemi dahil edilmemiştir. Bu durumda, talep sonucu ve bununla örtüşen anlatım bölümü karşısında, davacının masraf kalemine ilişkin bir talebinin bulunmadığı sonucuna varan mahkemenin bu yorumu isabetli olup, davacının aksi yöndeki temyiz itirazları isabetsizdir. Diğer yandan, teminat mektubunun tazmin tarihi olan 21.01.1994 tarihini 10 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak alan mahkemenin bu kabulüne göre zamanaşımı, 19.02.2004 tarihinde açılan dava tarihi itibariyle dolduğu halde, mahkeme bu sürenin dolmadığı sonucuna varmıştır. Ne var ki, davanın açılmasından sonraki dönemde davacı 05.06.1995 tarihi itibariyle iflas etmiş olup, müflisin davacı olduğu hukuk davalarının ikinci alacaklılar toplanmasından on gün sonrasına kadar duracağına ve dava durduğu sürece zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceğine dair İİK’nun 194 ncü maddesi karşısında, somut olayda 29.04.1997 tarihinde yapılan ikinci alacaklılar toplanmasından 10 gün sonrasına kadar geçen sürede zamanaşımının işlemeyeceği gözetildiğinde, durma öncesi ve sonrasındaki süreler toplandığında dava günü itibariyle 10 yıllık zamanaşımının dolmadığı sonucuna varılması gerekmektedir. 2003 yılında başlatılan icra takibinin zamanaşımını kestiğini ileri süren davacının bu iddiası, itirazın iptali, davasının açılmaması karşısında, takibin zamanaşımını kesmesi olgusunun da hükümsüz kalması nedeniyle gerekçe olarak isabetsizdir. Davacının kredi sözleşmesine dayalı olarak tazmin ettiği teminat mektubundan doğan alacağının, cari hesap şeklinde işletilmesi mümkün olmadığından, TTK’nun 99 ncu maddesinde düzenlenen 5 yıllık zamanaşımının bu davada uygulanması gerektiğini savunan davalıların bu savunma ve temyiz itirazları da doğru değildi. Bu durumda, mahkemece, zaman aşımı savunmalarının reddi ile davanın esasına girilmesi, bu açıklamalar desteğinde ve ışığında doğru olmuştur. Bu açıklamalara ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalılardan ... A.Ş., ... ve ...vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davalılardan ... A.Ş., ... ve ...vekilleri, davacının teminat mektubunu tazmin ettiği 21.01.1994 tarihinden 15 gün sonra ipoteği 3 ncü kişiye temlik etmesinin ve 3 ncü kişinin de ipoteğin fekkini istemesinin, dayandığı alacak ile beraber temliki mümkün olan ipoteğin dayandığı alacağı davacının tahsil ettiğinin karinesini oluşturacağını, davacının bunun aksini kanıtlaması gerektiğini yanıt dilekçesinde savunduğu halde, savunmanın bu yönü üzerinde bilirkişi asıl ve ek raporun da durulmadığı gibi, mahkemece de tartışılmamıştır. Bu savunmaya davacı 10.05.2004 tarihli dilekçesinde cevap vermiş ve ipoteğin temlikinin davalıların tüm borcunun ödenmediği anlamına gelmeyeceğini, zira ipoteğin teminat mektubunun tazminine neden olan risk yanında başta TL ve döviz kredilerinin riski için de tesis edildiğini ileri sürmüştür. Bu itibarla savunmanın bu yönü üzerinde durulması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu yönden eksik incelmeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. Öte yandan, davacının ikinci alacaklılar toplanmasında Türk Lirası alacaklar için yıllık % 112,5 oranında temerrüt faizi kararlaştırılmış olup, talep dahi buna göre oluşturulmuştur. Mahkemece, bu orana göre hesap yapan ve bu oranın mevcut piyasa koşullarına göre makul olduğu görüşünü bildiren bilirkişi raporuna somut bir gerekçe gösterilmeden itibar edilmiştir. Oysa, kredi sözleşmesinin 1 ve son sayfaları dışında kalan sayfaları ibraz edilemediğinden, davacının temerrüt tarihinde geçerli emsal kredi sözleşmelerinde uygulandığı temerrüt faizi oranı tespit edilip, buna göre hesaplama yaptırılması gerekirken ikinci alacaklılar toplanmasında tek taraflı olarak belirlenen ve ilke olarak borçluları bağlaması mümkün olmayan temerrüt faizi oranın, tespit edilecek temerrüt faizi oranından fazla olup olmadığı ortaya konulmada, bu oranın hükme esas alınması da eksik incelemeye davalı olup, hükmün bu nedenle de mümeyyiz davalılar yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm, mümeyyiz davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalılardan ... A.Ş., ... ve ... yararına BOZULMASINA, takdir olunan 750,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan ... Tur.A.Ş., ..., ...'a verilmesine, Bankalar Kanunu’nun 4672 sayılı yasayla değişik 14/5-c maddesi gereğince davacı Marmara Bank A.Ş.' den harç alınmasına mahal olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2020/749 E., 2020/2407 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1/a-f bentleri arasında sayıldığı gibi, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiştir.
23. Hukuk Dairesi         2020/749 E.  ,  2020/2407 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki dava sonucu mahkemece verilen hükmün Dairemizce bozulması üzerine, verilen direnme kararına ilişkin dava dosyası 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın geçici 4/1. maddesi uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okundu gereği görüşülüp, düşünüldü: Dairemizce verilen 29/05/2019 tarih, 2016/5646 E. 2019/2469 K.sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmuş olup mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca yetkili ve görevli Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 01.07.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Ticaret Mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir. Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmelidir. Ticari davalar kendi aralarında, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılır. Mutlak ticari davalarda tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken Kanun o davayı ticari dava olarak tanımladığı için ticari dava sayılır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1/a-f bentleri arasında sayıldığı gibi, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiştir. Buna karşılık tarafları tacir olan ve her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olan davalara ise nispi ticari dava denir. Yani bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de tarafların tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Öte yandan Türk Ticaret Kanunu’nun 16/1. maddesi tüzel kişi taciri; ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar olarak tarif etmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 16/1. maddesinde de bütün ticari şirketler tacir olarak sayılmış, 124/1. maddesinde ise ticari şirketler; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler olarak saymıştır. Görüldüğü üzere, Kooperatifler Kanunu yürürlükte olmasına karşın yeni TTK'nda da kooperatiflerin ticaret şirketi olduğu açık bir biçimde hüküm altına alınmıştır. Kanun koyucu yeni TTK'da kooperatifleri ticaret şirketleri arasında saymanın yanında, Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesinde "Ortaklık" olarak ifade edilen kooperatiflerin "Ticari nitelikte bir ortaklık" olup olmadığı konusunda gerek doktrin gerekse yargısal kararlarda süregelen tartışmalar karşısında, iradesini 6102 sayılı TTK'nın 124. maddesinin gerekçesinde net bir şekilde açıklamıştır. Anılan madde gerekçesinde "Kooperatif şirket" ibaresi ile ilgili tartışmanın 2004 yılında çıkarılan 5146 sayılı Kanun'la son bulduğu, çünkü anılan Kanun'un kooperatifin şirket olduğunu belirttiği, gerçi Kanun'un 1. maddesinde kooperatifin şirket olduğu ifade edilmekte ise de ticaret şirketi olup olmadığını açıkta bıraktığı, bu boşluğun bir tartışma başlatabileceği ve kooperatifin ticaret şirketi olmadığı teorik olarak ileri sürülebilir ve 124. maddenin kooperatifi ticaret şirketi olarak kabul etmesi eleştirilebilirse de böyle bir tartışmanın kooperatif şirketin niteliği tartışmasını davet edeceği belirtilerek "...Anılan şirket adi şirket olamayacağına göre Türk Hukukunda üç çeşit şirket ortaya çıkmış olur. Kooperatif şirkete uygulanacak hükümler sorunu da diğer sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. Tasarı, tüm bu çözümü güç sorunları ortadan kaldırmak amacıyla kooperatifin ticaret şirketi olduğunu hükme bağlamıştır." demek suretiyle kooperatiflerin ticaret şirketi olduğunu vurgulamıştır. Görüldüğü gibi TTK' nın 124. madde gerekçesinde kanun koyucu, kooperatifi ticaret şirketi ve dolayısıyla tacir sayma iradesini açıkça ortaya koymuştur. Yeni Türk Ticaret Kanunu bakımından da ticaret şirketleri arasında sayılan kooperatiflerle ilgili ana düzenleme şüphesiz ki 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’dur. Bu Kanunun 3. maddesinde kooperatif ve şubelerinin ticaret siciline tescil olunacağı, 7. maddesinde kooperatifin ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanacağı, 98. maddesinde de bu Kanunda aksine açıklama olmayan hususlarda TTK’daki anonim şirketlere ait hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler nedeniyle TTK'nın özellikle anonim şirketlere ilişkin hükümleri ile 1163 sayılı Kanun'a aykırı olmayan birleşme, bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin hükümlerinin kooperatiflere uygulanacağı ve kooperatiflerin de defter tutmak zorunda olduğu açıktır. Ayrıca 99. maddesinde kooperatifin tarafı olduğu hukuk davalarının ticari dava sayılacağı düzenlendiği gibi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 179. maddesindeki düzenleme uyarınca kooperatiflerin iflasa tabi oldukları da gözden kaçırılmamalıdır. Tüm bu yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde kooperatiflerin ticaret şirketi ve tacir olduğu açıkça ortadadır. Kooperatiflerin tek amacı kâr elde etmek değilse de, ortaklarının ekonomik menfaatlerini geliştirmeyi amaçlayan birer ticari ortaklık olduğu açıktır. Kooperatiflerin kârlılık ilkesini büsbütün bir kenara bıraktıkları da söylenemez, aksi takdirde varlıklarını sürdürmeleri mümkün değildir. Kârın ortaklar arasında paylaşılıp paylaşılmaması da kooperatifin amacının ekonomik olmadığını göstermez. Kooperatif şirketinin TTK'nın 124. maddesinde şahıs ve sermaye şirketleri arasında gösterilmemiş olması da Kanunun açık lafzı karşısında kooperatifin ticaret şirketi sayılmasına engel değildir. Öte yandan 07.11.1945 gün ve 1944/8 E., 1945/14 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararında da kooperatif şirketleri, ortaklarının sıfatı ve işlemlerinin niteliği ne olursa olsun ticaret şirketi kabul edildiğinin de gözden uzak tutulmaması gerekir. Somut olayda yukarıda izah edildiği gibi davacı kooperatif tacir olduğu gibi, davalı ... da.... 11.02.2016 tarihli cevabi yazısına göre gerçek kişi tacir durumundadır. Bu durumda, davanın taraflarının tacir olması ve dava konusunun tarafların ticari işletmesinden kaynaklanması nedeniyle; dava, TTK'nın 4. maddesine göre ticari dava kabul edilerek Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerekir. Asliye Hukuk Mahkemesi de bu sonuca vardığından görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiştir.Yukarıdaki açıklamalar ve Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2017.tarih,19-1658 Esas, 1464 Karar sayılı içtihadı çerçevesinde davacı kooperatif tacir kabul edilerek, direnme kararının kabulüne karar verilmesi gerekirken Dairemizin Sayın çoğunluğunun “davacı kooperatifin tacir olmadığı” düşüncesiyle direnme kararı yerinde görülmeyerek dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine dair kararına iştirak etmediğimden söz konusu karara muhalifim.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Cari hesap sözleşmesinin sona erme sebepleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Kararlaştırılan sürenin bitmesiyle sözleşme sona erer.
B) Süre kararlaştırılmamışsa, taraflardan biri fesih ihbarında bulunarak sözleşmeyi sona erdirebilir.
C) Taraflardan birinin iflas etmesiyle sözleşme kendiliğinden sona erer.
D) Taraflardan birinin kısıtlanması (hacir altına alınması) halinde sözleşme kendiliğinden (otomatikman) sona erer.
E) Taraflardan birinin alacaklısının, hesap bakiyesini haczettirmesi durumunda belirli şartlarla fesih mümkündür.