1982 Anayasası 26. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 26 – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. [15]
(Mülga fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.)
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.
IX. Bilim ve sanat hürriyeti
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
1.192 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/1230 E., 2025/3546 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir.
3. Ceza Dairesi 2022/1230 E. , 2025/3546 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/429 E., 2017/771 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
İNCELEME KONUSU KARAR : 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Sanıklar hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle başlatılan soruşturma neticesinde açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Mersin 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2017 tarih ve 2016/429 Esas, 2017/771 sayılı kararı ile sanıkların üzerilerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.
Verilen bu karar aleyhine müşteki vekilinin talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 20.01.2020 tarihli ve 94660652-105-33-6387-2019-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 27.01.2020 tarihli ve 2020/11363 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmiştir.
Dairemizin 13.03.2020 tarihli ve 2020/1485 Esas - 2020/2039 sayılı ilamı ile eksik hususların ikmali için dosyanın mahalline tevdiine karar verilmiştir.
İlamda belirtilen eksiklik giderilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.12.2021 tarihli ve 2021/133756 sayılı ek tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
A.Kanun Yararına Bozma İstemi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
"Dosya kapsamına göre, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19.07.2017 tarihli ve 2016/6928 Esas, 2017/4807 sayılı ilamında ''...Sanığın yukarıda belirtilen tarihlerde kendi facebook sayfasında aynı suç kastıyla ve birden fazla kez Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını kastettiği açıkça anlaşılacak şekilde; katil, yezit, hapisten korktuğu için zulmeden, teröristleri besleyen gibi doğrudan Cumhurbaşkanını halk nezdinde küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici, isnatlarda bulunmak suretiyle AİHS ve hukuk düzenimizin koruduğu düşünce özgürlüğü kapsamında kalmayan, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sloganik tarzda aşağılayıcı ve hakaret kastıyla söylenmiş paylaşımlardan ibaret sanığın eyleminin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacağı gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 299/1-2 ve 43/1 maddeleri uyarınca sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken beraat kararı verilmesi...'' şeklinde belirttiği gerekçeye göre; sanıkların 19/04/2016 tarihinde saat 17:30 sıralarında, Mersin ilinde bulunan Halkların Demokratik Partisi Akdeniz İlçe Teşkilatı önünde, üzerlerinde mavi renkli ESP (Ezilenlerin Sosyal Partisi) amblemli önlük olduğu halde " Saray diktatörlüğü ve başkanlık uğruna yürütülen savaşa karşı barış için 1 Mayıs'a.... Saray çetelerine ve faşizme karşı 1 Mayıs'a...." ve "Saray için başlatılan savaşlarda kadınlar katlediliyor, göçe zorlanıyor, tacize ve tecavüze uğruyor..." şeklinde ifadeler içeren bildirileri dağıtması şeklindeki eylemlerinin, incitici, küçük düşürücü ve Cumhurbaşkanının toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette olması nedeniyle hakaret vasfı taşıdığı gözetilmeden yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
B.Hukuki Süreç
1.Sanık ...'ın 09.06.1994 Yüreğir doğumlu olup suç tarihinde öğrenci olduğu, sanık ...'ün 06.08.1992 Elbistan doğumlu olup suç tarihinde işsiz olduğu anlaşılmıştır.
2.Sanıklar hakkında, 19.04.2016 tarihinde saat 17.30 sıralarında, Mersin ili, .... ilçesi, ... Mahallesi 156. Cadde üzerinde bulunan Halkların Demokratik Partisi Akdeniz İlçe Teşkilatı önünde, üzerlerinde mavi renkli ESP (Ezilenlerin Sosyal Partisi) amblemli önlük olduğu halde " Saray diktatörlüğü ve başkanlık uğruna yürütülen savaşa karşı barış için 1 Mayıs'a....", "Saray çetelerine ve faşizme karşı 1 Mayıs'a...." ve "Saray için başlatılan savaşlarda kadınlar katlediliyor, göçe zorlanıyor, tacize ve tecavüze uğruyor..." şeklinde ifadeler içeren bildirileri dağıtarak Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işledikleri iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 27.05.2016 tarihli ve E.6386 sayılı yazısı ile kovuşturma izni verilmesi üzerine Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2016 tarihli ve 2016/18825 Soruşturma sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır.
3.Mersin 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2017 tarihli ve 2016/429 Esas - 2017/771 sayılı kararında özetle, sanıkların dağıttıkları kabul edilen davaya konu bildirilerde yer alan ifadelerin ağır eleştiri mahiyetinde olduğu ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek hakaret suçunun unsurları oluşmadığından sanıklar hakkında CMK 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat kararı verilmiştir.
4.Kovuşturma aşamasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından gönderilen 12.04.2017 tarih ve E.47634 sayılı yazıda Cumhurbaşkanı ...'ın bahse konu dava ile ilgili herhangi bir şikayetinin ve davaya katılma talebinin bulunmadığı bildirilmiştir. Bu nedenle kararın Cumhurbaşkanı ...'a ve dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.
5.İncelemeye konu gerekçeli karar görüldü işlemi için gönderilmiş ve 13.12.2017 tarihinde 174596 sicil numaralı Cumhuriyet savcısı tarafından kararın görüldü işlemi yapılmış, söz konusu karar istinaf edilmediğinden 21.12.2017 tarihinde kanun yollarına başvuru yapılmaksızın kesinleşmiştir.
6.Cumhurbaşkanı ... vekili Av. ... tarafından sunulan 16.04.2019 tarihli dilekçe ile sanıklar tarafından dağıtılan bildirilerde yer alan ifadelerin Cumhurbaşkanı'nı küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu, bahse konu ifadelerin düşüncü hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanıkların üzerlerine atılı suçun unsurları oluştuğu halde beraat kararı verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu belirtilerek, yanlış bir hukuki emsal oluşmaması amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden söz konusu kararın kanun yararına bozulması için talepte bulunulduğu anlaşılmıştır.
7.Adalet Bakanlığının, 20.01.2020 tarihli ve 94660652-105-33-6387-2019-Kyb sayılı yazısı ile Mersin 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2017 tarih ve 2016/429 Esas - 2017/771 sayılı kararının CMK 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiştir.
8.Dairemizce yapılan inceleme neticesinde, 13.03.2020 tarihli ve 2020/1485 Esas - 2020/2039 Karar sayılı ilam ile sanık ... yönünden ilk derece mahkemesi kararının usulüne uygun şekilde kesinleşmediği belirlenerek eksik hususların ikmali için dosyanın mahalline tevdiine karar verilmiştir.
9.Tevdi kararı üzerine, İlk Derece Mahkemesince gerekçeli karar sanık ...'ün vekaletnameli müdafine elektronik olarak tebliğ edilmiş, sanık müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulmaması üzerine verilen karar kesinleştiği için Dairemizin ilamında belirtilen eksiklik giderilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.12.2021 tarihli ve 2021/133756 sayılı ek tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmiştir.
C.İlgili Hukuk
Konu ile ilgili uluslararası düzenlemeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19. maddesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin 1. Fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir.
D.Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlığın kapsamı, sanıkların dağıttıkları el broşürlerinde yer alan "Saray diktatörlüğü ve başkanlık uğruna yürütülen savaşa karşı barış için 1 Mayıs'a....", "Saray çetelerine ve faşizme karşı 1 Mayıs'a...." ve "Saray için başlatılan savaşlarda kadınlar katlediliyor, göçe zorlanıyor, tacize ve tecavüze uğruyor..." şeklindeki ibarelerin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 03.04.2012 tarih 2011/10-438 Esas - 2012/141 Karar; 10.05.2011 tarih 2011/6-80 Esas - 2011/90 Karar; 14.12.2010 tarih 2010/4-210 Esas 2010/259 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur.
T.C. Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10).
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye, Anayasa ve kanunlara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır.
Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."
Sınırlama veya müdahale için yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre;
“Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir.
Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112.),
“Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. ..., Yrd.Doç.Dr.O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.).
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama hakkı korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.
Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otoritesinin ve tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgisinin ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir.
Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu, demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz. Eleştiri övgü olmadığına göre sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır.
Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı; küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.
Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer Anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır.
Bu açıklamalar ışığında ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 21.10.2021 tarih 2018/18-407 Esas - 2021/492 Karar; 10.05.2022 tarih 2017/(Kapatılan)16-1160 Esas - 2022/331 Karar; 13.09.2022 tarih 2018/(Kapatılan)16-62 Esas - 2022/542 Karar sayılı kararları çerçevesinde;
Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkûmiyetin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ve gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığı hususu açısından; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle eleştiriye daha fazla katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu her zaman vurgulanmıştır.
Demokratik bir toplumda siyasetçilere diğer siyasetçileri, hükûmet mensuplarını ve kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanındığı, seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu, bu sebeple müdahale eğer bir siyasetçinin ifade özgürlüğüne yönelik ise başvuruların çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerektiği göz önüne alındığında, sanıklar tarafından dağıtılan bildirilerin, yasal bir siyasal parti olarak faaliyet yürüten Ezilenlerin Sosyalist Partisi tarafından düzenlenecek bir mayıs etkinliğine davet amacıyla dağıtıldığı, broşürlerin içeriğinde gündelik hayatın farklı bir çok noktasına yönelik bir kısmı ağır eleştiri mahiyetinde ifadelerin yer aldığı, dağıtılan bildirilerin içerikleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davaya konu edilen ifadelerin rahatsız edici, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzında olmakla birlikte müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelik taşımaması ve sövme fiilini de oluşturmaması nedenleriyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, dolayısıyla sanıkların beratine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
II.KARAR
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2025 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Ceza Dairesi, 2021/7935 E., 2025/3545 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir.
3. Ceza Dairesi 2021/7935 E. , 2025/3545 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2019/861 E., 2020/555 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
İNCELEME KONUSU KARAR : 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle başlatılan soruşturma neticesinde açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.10.2020 tarih ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararı ile sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
Verilen bu karar aleyhine mağdur vekilinin talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 07.04.2021 tarihli ve 94660652-105-28-1294-2021-KYB sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.06.2021 tarihli ve 2021/50666 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
A.Kanun Yararına Bozma İstemi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
"Sanığın mynet adlı internet haber sitesindeki yayınlanan haber üzerine, 08/06/2016 tarihli yorumunda, Cumhurbaşkanı ...'a yönelik olarak, "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor” şeklinde paylaşımda bulunduğu somut olayda; Mahkemece, her ne kadar sanığın paylaşımının içerisinde yer alan "yezid" ifadesinin hakaret niteliği taşımadığından bahisle atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiş ise de; sanığın Cumhurbaşkanına hitaben kullandığı "Cb denen yezid abartıyor” şeklindeki sözün incitici, küçük düşürücü ve Cumhurbaşkanının toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette kullanıldığı ve hakaret vasfı taşıdığı gözetilmeden, sanığın mahkumiyeti yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
B.Hukuki Süreç
1.Sanığın 09.09.1950 Çalca/Giresun doğumlu olup suç tarihinde emekli olduğu anlaşılmıştır.
2.Sanık hakkında, 08.06.2016 tarihinde www.mynet.com adlı internet haber sitesinde " vezneciler saldırısında yaralanan kadın saldırı anını anlatırken ...: Kürt müsün, Arap mısın? diye sordu" başlıklı haber yorumlarında müştekinin Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı dönemde müştekiye hitaben "aslında biz abartmıyoruz..Cb denen yezid abartıyor" şeklinde alenen hakeret ettiği iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05.03.2019 tarihli ve E.4513 sayılı yazısı ile kovuşturma izni verilmesi üzerine Giresun Cumhuriyet Başsavcılığının 15.05.2019 tarihli ve 2018/9004 Soruşturma sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır.
3.Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas, 2020/555 sayılı Kararında özetle, sanığın kullanmış olduğu "Yezid" ifadesinin Cumhurbaşkanına hakaret niteliği taşımadığı kabul edilerek hakaret suçunun unsurları oluşmadığından sanık hakkında CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
4.Kovuşturmanın tensip aşamasında iddianamenin mağdur vekiline elektronik olarak tebliğ edildiği, herhangi bir şikayet ve davaya katılma talebinde bulunulmadığı, yargılama sonunda verilen gerekçeli kararın da yine mağdur vekiline elektronik olarak tebliğ edildiği ancak süresi içerisinde istinaf kanun yolu başvurusunda bulunulmadığı anlaşılmıştır.
5.İncelemeye konu gerekçeli karar görüldü işlemi için gönderilmiş ve 07.01.2021 tarihinde 216651 sicil numaralı Cumhuriyet savcısı tarafından kararın görüldü işlemi yapılmış, söz konusu karar istinaf edilmediğinden 13.01.2021 tarihinde kanun yollarına başvuru yapılmaksızın kesinleşmiştir.
6.Mağdur Cumhurbaşkanı ... vekili Av. ... Aydın tarafından sunulan 25.01.2021 tarihli dilekçe ile sanık tarafından yapılan yorumda geçen ifadenin Cumhurbaşkanı'nı küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu, bahse konu ifadenin düşünce hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanığın üzerine atılı suçun unsurları oluştuğu halde beraat kararı verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu belirtilerek, yanlış bir hukuki emsal oluşmaması amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden söz konusu kararın kanun yararına bozulması için talepte bulunulduğu anlaşılmıştır.
7.Adalet Bakanlığının, 07.04.2021 tarihli ve 94660652-105-28-1294-2021-KYB sayılı yazısı ile Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.06.2021 tarihli ve 2021/50666 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmiştir.
C.İlgili Hukuk
Konu ile ilgili uluslararası düzenlemeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesinin 1. fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir.
D.Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlığın kapsamı, sanığın Mynet isimli internet haber sitesinde yer alan bir haber ile ilgili olarak "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor" şeklinde yapmış olduğu yorumda Cumhurbaşkanına hitaben kullanıldığı anlaşılan "Yezid" ifadesinin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 03.04.2012 tarih 2011/10-438 Esas - 2012/141 Karar; 10.05.2011 tarih 2011/6-80 Esas - 2011/90 Karar; 14.12.2010 tarih 2010/4-210 Esas 2010/259 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere; sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur.
T.C. Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10).
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye, Anayasa ve kanunlara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır.
Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."
Sınırlama veya müdahale için yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre;
“Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir.
Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112.),
“Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. ..., Yrd.Doç.Dr.O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.).
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama hakkı korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.
Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otoritesinin ve tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgisinin ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir.
Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu, demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz. Eleştiri övgü olmadığına göre sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır.
Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer Anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır.
Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı; küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.
Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür. Ancak eleştiri kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olsa bile hakarete varmamalıdır, zira hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki denge de gözetilmek suretiyle hakim tarafından belirlenmelidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemelidir. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının demokratik toplum düzenini bozacağı gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu açıklamalar ışığında ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğünde yezit kelimesinin "Nefret edilen kimseler için kullanılan bir söz, sahtekar" olarak; internet tabanlı yayın yapan Kubbealtı Lugati isimli sözlükte "Çok kızılan, hâin ve gaddar kimseler için kullanılan sövme sözü" olarak; Google Sözlük'te ise "kendisinden nefret edilen kimselere karşı acımasız, hain, gaddar vb. anlamında bir sövgü sözü" olarak tanımlandığı ve kamuoyunda da benzer şekilde sövgü sözü olarak kabul edildiği; söz konusu ifadenin hakaret suçunu oluşturduğuna ilişkin emsal nitelikteki Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 19.07.2017 tarihli, 2016/6928 Esas-2017/4807 Karar sayılı kararının da bu yönde olduğu; sanığın Mynet isimli internet haber sitesinde yer alan "Vezneciler saldırısında yaralanan kadın saldırı anını anlatırken ...: Kürt müsün, Arap mısın ? diye sordu" başlıklı bir haber ile ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını kastettiği açıkça anlaşılacak şekilde; "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor" şeklinde yapmış olduğu yorumda Cumhurbaşkanına hitaben kullandığı "yezid" ifadesinin doğrudan Cumhurbaşkanını halk nezdinde küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici, AİHS ve hukuk düzenimizin koruduğu düşünce özgürlüğü kapsamında kalmayan, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sloganik tarzda aşağılayıcı ve hakaret kastıyla kullanılmış bir ifade olduğu; her ne kadar İlk Derece Mahkemesi kararında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.10.2014 tarihli, 2013/4-1131 Esas - 2014/809 Karar numaralı kararına atıf yapılarak "yezid" ifadesinin hakaret olmadığı ve kişilik haklarının rencidesi şeklinde değerlendirilmeyeceği kabul edilmiş ise de; söz konusu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına konu olayda; kamuoyunda Maraş olayları olarak bilinen hadiseye ilişkin yapılan yargılamalarda sanık olarak yargılanan bir kişinin, alevi sorunlarının tartışıldığı bir çalıştaya davet edilmesi eleştiri konusu yapılarak, tarihsel bir olaya atıfta bulunmak suretiyle “... ile Yezit’i bir araya getiriyorlar” şeklinde bir ifade kullanılarak tarihsel süreç içinde yer alan bir karakter ile davacı kişinin eşleştirildiği, söz konusu ifadelerin davacının kişiliğini hedef almaktan ziyade, tarihsel bir zemine dayanarak eleştiri mahiyetinde kullanıldığı, olayın meydana geldiği zaman ve ifadenin bağlamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun anılan kararına yanlış anlam yüklendiği ve kanun yararına bozma konusu yapılan işbu somut olaya emsal teşkil etmediği, tüm bu açıklamalar çerçevesinde dava konusu olayda Cumhurbaşkanına alenen hakaret suçunun oluştuğu ve sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile beraat kararı verilmesi isabetli olmadığından Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararının CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca, sanık aleyhine sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere kanun yararına bozulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
II.KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas, 2020/555 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/4-c maddesi gereğince, sanık aleyhine sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,10.02.2025 tarihinde karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2022/8418 E., 2025/5638 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Anayasa’nın ''Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
4. Ceza Dairesi 2022/8418 E. , 2025/5638 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/1578 E. , 2020/619 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mâhkumiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi; istinaf mahkemesi kararının yeterli gerekçe içermediğini ileri sürerek re'sen tespit edilecek nedenlerle sanık hakkında verilen mâhkumiyet kararının bozulması talebine yöneliktir.
III. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Anayasa’nın ''Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü,
Anayasa’nın 13. maddesi ise;
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir.
Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir.
Anayasa Mahkemesi'nin 07.02.2019 tarih ve 2014/18780 numaralı kararı ile pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklı olmakla birlikte demokrasinin işleyişi için de yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde koruma gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasa'nın 17. maddesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade özgürlüğünün meşru bir amaç için, yasayla, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak (bunun için zorlayıcı sosyal ihtiyaç gerekir), ölçülü olacak ve özüne dokunmayacak şekilde (ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman ve sınırlama sebeplerinin niteliğine bakılarak bu kriter test edilmektedir) sınırlandırılabileceği ifade edilmektedir.
Burada ifade özgürlüğü ile bireyin şeref ve itibarının korunması çatışmakta, Devletin bunlar arasında denge kurması gerekmektedir. Bu dengeleme yapılırken şu nokta çok önemlidir; şöhret ve itibarı korunan kişi siyasetçi, kamu gücü kullanan veya topluma mal olmuş kişi ise bu koruma daha esnek olacak, sade vatandaş ise üst düzeyde yapılacaktır.
Somut olayda, sanığın 10.10.2015 günü Ankara ilinde meydana gelen ve çok sayıda vatandaşın ölümü ile sonuçlanan patlamayı protesto etmek amacıyla toplanarak Cumhurbaşkanına yönelik sloganlar attığı anlaşılmış ve sanığın Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenmiş, hakaretin tanımı ise aynı yasanın 125. maddesinde yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur,şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Öncelikle belirtilmelidir ki, atılan sloganların rahatsız edici olduğu açık bir şekilde anlaşılmakla birlikte ifadelerin Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel bir önem atfedilen, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 26. maddesinde korunan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir ‘toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir.
Gerek Anayasa gerekse Sözleşme hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi anlamına gelebilecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve denge unsurunu sağlamalıdırlar. Aksi takdirde AİHM, kişinin şeref ve itibarının haksız bir saldırı altında olmasına rağmen ulusal mahkemeler tarafından gereken ölçüde korunmadığı gerekçesiyle Sözleşme'nin 8. maddesi açısından ihlal kararı verebilmektedir. Zira AİHM açısından, başvuranların özel hayata saygı hakkı ve ifade özgürlüğü eşit derecede önemlidir. Denge unsurunun sağlanmasında içtihatlara göre göz önünde bulundurulması gereken temel ilkeler ise, başvuruya konu ifadelerin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin içeriği, şekli ve etkileridir.
AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
Kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği ise AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir.
AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir.
Sonuç olarak; davaya konu kalıplaşmış slogan şeklindeki sözler; mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, nezaket dışı davranış niteliğindedir. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine, mahkûmiyetine karar verilmesi,
Nedeniyle karar hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,25.03.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanık tarafından söylenen "Hırsız, katil ....." şeklindeki sözün hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Hakaret suçu TCK'nın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü,
Anayasa’nın 13. maddesi ise;
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir.
Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargı uygulamalarına göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle mümkündür, demokrasinin işleyişi içinde gereklidir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde koruma gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir.
Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanın 17. maddesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık ...'ın 10.10.2016 tarihinde, Ankara Tren Garı meydanında yapılan terör saldırısı sonucu hayatını kaybeden vatandaşlarımız için, 1. ölüm yıldönümünde düzenlenen etkinliğe katılan sanığın, isimleri tespit edilemeyen grup ile birlikte "Hırsız, katil Erdoğan." şeklinde slogan attıkları, sözlerin Cumhurbaşkanının toplum nezdindeki şeref, onur ve saygınlığını rencide edici nitelikte olduğu; her ne kadar Anayasa Mahkemesi'nin 07.02.2019 tarih ve 2014/18780 başvuru sayılı kararında "katil polis" şeklinde söylenen slogan niteliğindeki sözlerin suç teşkil etmeyeceği belirtilmişse de; bu kararda da açıklandığı gibi sözlerin genel nitelikte, polisin müdahalesi üzerine ve muhataplarına söylendiğinin kuşkulu olduğu, incelemeye konu bu dosyada ise; sanığın sarf ettiği sözlerin genel nitelikte olmayıp doğrudan Cumhurbaşkanını kastederek şahsına yönelik olduğu dikkate alındığında sanığın tahkir kastı ile hareket ettiği kanaatinde olduğumuzdan sözlerin hakaret suçunu oluşturduğu düşüncesindeyiz.
Açıkladığımız gerekçelerle sanığın sözlerinin suç oluşturmayacağı yönündeki sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.
4. Ceza Dairesi, 2022/11432 E., 2025/5639 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Anayasa’nın ''Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
4. Ceza Dairesi 2022/11432 E. , 2025/5639 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/2410 E. , 2021/2420 K.
SUÇLAR : Hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında hakaret suçundan verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mâhkumiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi; sanığın mahkumiyetine yeter somut bir delil bulunmadığını, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığını ve sanığın ifadelerinin eleştiri niteliğinde olduğunu ileri sürerek sanık hakkında verilen mâhkumiyet kararının bozulması talebine yöneliktir.
III. GEREKÇE
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik, istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı olduğu nazara alınarak basit yargılama usulünün uygulanması için gerekli koşulun oluşmaması ve suça konu paylaşımın herkese açık bir grupta yapılmış olması nedeniyle Tebliğname'deki görüşe iştirak edilmemiştir.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Anayasa’nın ''Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü,
Anayasa’nın 13. maddesi ise;
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir.
Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir.
Anayasa Mahkemesi'nin 07.02.2019 tarih ve 2014/18780 numaralı kararı ile pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklı olmakla birlikte demokrasinin işleyişi için de yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde koruma gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasa'nın 17. maddesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade özgürlüğünün meşru bir amaç için, yasayla, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak (bunun için zorlayıcı sosyal ihtiyaç gerekir), ölçülü olacak ve özüne dokunmayacak şekilde (ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman ve sınırlama sebeplerinin niteliğine bakılarak bu kriter test edilmektedir) sınırlandırılabileceği ifade edilmektedir.
Burada ifade özgürlüğü ile bireyin şeref ve itibarının korunması çatışmakta, Devletin bunlar arasında denge kurması gerekmektedir. Bu dengeleme yapılırken şu nokta çok önemlidir; şöhret ve itibarı korunan kişi siyasetçi, kamu gücü kullanan veya topluma mal olmuş kişi ise bu koruma daha esnek olacak, sade vatandaş ise üst düzeyde yapılacaktır.
Somut olayda, sanığın 13.05.2014 günü Soma ilçesinde meydana gelen ve çok sayıda vatandaşın ölümü ile sonuçlanan maden kazasını protesto etmek amacıyla toplanarak başbakana yönelik sloganlar attığı anlaşılmış ve sanığın hakaret suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde hakaret suçunun tanımı yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur,şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Öncelikle belirtilmelidir ki, atılan sloganların rahatsız edici olduğu açık bir şekilde anlaşılmakla birlikte ifadelerin Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel bir önem atfedilen, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 26. maddesinde korunan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir ‘toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir.
Gerek Anayasa gerekse Sözleşme hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi anlamına gelebilecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve denge unsurunu sağlamalıdırlar. Aksi takdirde AİHM, kişinin şeref ve itibarının haksız bir saldırı altında olmasına rağmen ulusal mahkemeler tarafından gereken ölçüde korunmadığı gerekçesiyle Sözleşme'nin 8. maddesi açısından ihlal kararı verebilmektedir. Zira AİHM açısından, başvuranların özel hayata saygı hakkı ve ifade özgürlüğü eşit derecede önemlidir. Denge unsurunun sağlanmasında içtihatlara göre göz önünde bulundurulması gereken temel ilkeler ise, başvuruya konu ifadelerin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin içeriği, şekli ve etkileridir.
AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
Kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği ise AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir.
AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir.
Sonuç olarak; davaya konu kalıplaşmış slogan şeklindeki sözler; mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, nezaket dışı davranış niteliğindedir. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine, mahkûmiyetine karar verilmesi,
Nedeniyle karar hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, tebliğnameye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,25.03.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanık tarafından söylenen "Hırsız katil .....", "Soma'nın katili ....." şeklindeki sözlerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Hakaret suçu TCK'nın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü,
Anayasa’nın 13. maddesi ise;
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir.
Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargı uygulamalarına göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle mümkündür, demokrasinin işleyişi içinde gereklidir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde koruma gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir.
Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanın 17. maddesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık ...'in 14.05.2014 tarihinde yapılan yürüyüş sırasında "Hırsız katil ....", "Soma'nın katili ...." şeklinde slogan attığı, sözlerin Cumhurbaşkanının toplum nezdindeki şeref, onur ve saygınlığını rencide edici nitelikte olduğu; her ne kadar Anayasa Mahkemesi'nin 07.02.2019 tarih ve 2014/18780 başvuru sayılı kararında "katil polis" şeklinde söylenen slogan niteliğindeki sözlerin suç teşkil etmeyeceği belirtilmişse de; bu kararda da açıklandığı gibi sözlerin genel nitelikte, polisin müdahalesi üzerine ve muhataplarına söylendiğinin kuşkulu olduğu, incelemeye konu bu dosyada ise; sanığın sarf ettiği sözlerin genel nitelikte olmayıp doğrudan Cumhurbaşkanını kastederek şahsına yönelik olduğu dikkate alındığında sanığın tahkir kastı ile hareket ettiği kanaatinde olduğumuzdan sözlerin hakaret suçunu oluşturduğu düşüncesindeyiz.
Açıkladığımız gerekçelerle sanığın sözlerinin suç oluşturmayacağı yönündeki sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.
3. Ceza Dairesi, 2021/3032 E., 2025/3543 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir.
3. Ceza Dairesi 2021/3032 E. , 2025/3543 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/6 E., 2018/222 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
İNCELEME KONUSUKARAR : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle yapılan yargılama neticesinde Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2018 tarihli ve 2018/6 Esas - 2028/222 Karar sayılı kararıyla sanığın üzerine atılı suçun kanunda suç olarak tanımlanmadığı kabul edilerek CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmiştir.
Verilen bu karar aleyhine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 05.05.2020 tarihli ve 94660652-105-35-19373-2019-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.05.2020 tarihli ve 2020/48001 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
A.Kanun Yararına Bozma İstemi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
"Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama neticesinde sanığın beraatine dair Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2018 tarihli ve 2018/6 Esas, 2018/222 sayılı Kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, Selçuk Asliye Ceza Mahkemesince atılı suçun Kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğundan bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ise de, sanığın facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde 16.07.2016 tarihinde ''Dünyanın en büyük ve anlamlı darbesi yüce Türk ordusunun onurlu!!!! Subayları tarafından başarıyla tamamlandı amacına ulaştı. Dünyanın en büyük diktatörlerinden biri şu an demokrasinin ... savunucusu ve mağduru oldu hayırlı olsun." ve "Asker çekilmeye başladı... Peki ne oldu... Suriyelilere vatandaşlık gündemden düştü... Diploma unutuldu..." şeklindeki paylaşımlarının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğu, benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.07.2018 tarihli ve 2018/1460 Esas, 2018/2321 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, sanığın Cumhurbaşkanına yönelik, bahse konu sözleri sarf ederek üzerine atılı bulunan suçu işlediği anlaşılmakla, sanığın mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
B.Hukuki Süreç
1.Sanık ...'in 01.09.1971 Kemalpaşa doğumlu olduğu, kendi beyanına göre lise mezunu olduğu ve Selçuk ilçesinde işletmecilik yaptığı anlaşılmıştır.
2.Sanık hakkında, 15.07.2016 günü gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında Cumhurbaşkanı ... ...'a yönelik 16.07.2016 tarihinde facebook hesabından ''Dünyanın en büyük ve anlamlı darbesi yüce Türk ordusunun onurlu!!!! Subayları tarafından başarıyla tamamlandı amacına ulaştı. Dünyanın en büyük diktatörlerinden biri şu an demokrasinin ... savunucusu ve mağduru oldu hayırlı olsun'' şeklinde paylaşımda bulunduğunun tespit edilmesi üzerine Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yapılan soruşturma sonucunda, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 16.11.2017 tarihli yazısı ile kovuşturma izni verilmesi üzerine Selçuk Cumhuriyet Başsavcılığının 27.12.2017 tarih ve 2016/1191 Soruşturma sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır.
3.Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2018 tarih ve 2018/6 Esas, 2018/222 sayılı Kararında özetle, sanık tarafında yapıldığı kabul edilen davaya konu paylaşımın Cumhurbaşkanı ... Tayyip ...'ın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığından sanık hakkında CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
4.Kovuşturma aşamasında ... Genel Sekreterliği tarafından gönderilen 07.02.2018 tarih ve 86167601 sayılı yazıda Cumhurbaşkanı ... .'ın ve dolayısıyla ... Genel Sekreterliği'nin bahse konu dava ile ilgili herhangi bir şikayetinin ve davaya katılma talebinin bulunmadığı bildirilmiştir. Bu nedenle kararın Cumhurbaşkanı ... 'a ve dolayısıyla ... Genel Sekreterliği'ne tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.
5.İncelemeye konu gerekçeli karar 25.05.2018 tarihinde 124714 sicil numaralı, 04.06.2018 tarihinde ise 24435 sicil numaralı Cumhuriyet savcılarına görüldü işlemi için gönderilmiş her iki Cumhuriyet savcısı tarafından belirtilen tarihlerde kararın görüldü işlemi yapılmış, söz konusu karar istinaf edilmediğinden 04.06.2018 tarihinde kanun yollarına başvuru yapılmaksızın kesinleşmiştir.
6.Cumhurbaşkanı ... vekili Av. ... Aydın tarafından sunulan 21.11.2019 tarihli dilekçe ile sanık tarafından yapılan sosyal medya paylaşımındaki ifadelerin Cumhurbaşkanı'nı küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu, bahse konu ifadelerin düşüncü hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanığın üzerine atılı suçun unsurları oluştuğu halde beraat kararı verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu belirtilerek, yanlış bir hukuki emsal oluşmaması amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden söz konusu kararın kanun yararına bozulması için talepte bulunulduğu anlaşılmıştır.
7.Adalet Bakanlığının, 05.05.2023 tarihli ve 94660652-105-35-19373-2019-Kyb sayılı yazısı ile Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2018 tarih ve 2018/6 Esas, 2018/222 sayılı Kararının CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiştir.
C.İlgili Hukuk
Konu ile ilgili uluslararası düzenlemeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19. maddesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin 1. Fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir.
D.Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlığın kapsamı, sanık tarafından 16.07.2016 tarihinde facebook sosyal medya platformu üzerinden paylaşılan ''Dünyanın en büyük ve anlamlı darbesi yüce Türk ordusunun onurlu!!!! Subayları tarafından başarıyla tamamlandı amacına ulaştı. Dünyanın en büyük diktatörlerinden biri şu an demokrasinin ... savunucusu ve mağduru oldu hayırlı olsun'' şeklindeki ifadenin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 03.04.2012 tarih 2011/10-438 Esas, 2012/141 Karar; 10.05.2011 tarih 2011/6-80 Esas, 2011/90 Karar; 14.12.2010 tarih 2010/4-210 Esas, 2010/259 sayılı Kararlarında açıklandığı üzere; sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur.
T.C. Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden ... makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10).
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye, Anayasa ve kanunlara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır.
Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."
Sınırlama veya müdahale için yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre;
“Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir.
Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112.),
“Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. ..., Yrd.Doç.Dr.O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.).
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama hakkı korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.
Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otoritesinin ve tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgisinin ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir.
Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu, demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz. Eleştiri övgü olmadığına göre sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır.
Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı; küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.
Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden ... makamının da diğer Anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır.
Bu açıklamalar ışığında ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 21.10.2021 tarih 2018/18-407 Esas, 2021/492 Karar; 10.05.2022 tarih 2017/ (kapatılan)16-1160 Esas, 2022/331 Karar; 13.09.2022 tarih 2018/ (kapatılan)16-62 Esas, 2022/542 sayılı Kararları çerçevesinde;
Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkûmiyetin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ve gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığı hususu açısından; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle eleştiriye daha fazla katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu her zaman vurgulanmıştır. Somut olayda sanığın kendisine ait facebook sosyal medya hesabı üzerinden 15.07.2016 günü gerçekleşen darbe teşebbüsünün hemen sonrasında 16.07.2016 tarihinde yapmış olduğu paylaşımın içeriği, paylaşım zamanı ve bağlamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; muhataba yönelik değer yargısından ibaret ifadelerin rahatsız edici, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzında olmakla birlikte katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelik taşımaması ve sövme fiilini de oluşturmaması nedenleriyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
II.KARAR
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, dava dosyasının, mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2025 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Gazeteci "Selin", bir kamu ihalesindeki yolsuzluk iddialarını araştırarak hazırladığı haberi yayımlamak istemektedir. Ancak ilgili kamu makamı, bu haberin "kurumun itibarını zedeleyeceği" ve "ticari sırların ifşa edileceği" gerekçesiyle Selin'in haberine yayın yasağı getirilmesini talep etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) (İfade Özgürlüğü) ışığında, bu sınırlamanın hukuka uygunluğuyla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak kanaat özgürlüğünü ve haber alma-verme özgürlüğünü kapsar.
B) İfade özgürlüğünün kullanılması, demokratik bir toplumda gerekli olan sınırlamalara tabi tutulabilir.
C) Yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması, ifade özgürlüğüne getirilecek meşru sınırlama amaçlarından biridir.
D) Kamu makamları, herhangi bir yasal dayanak olmasa dahi "kamu yararı" gördükleri her durumda ifade özgürlüğünü kısıtlayabilir.
E) İfade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü veya suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlara dayanmalıdır.
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.