1982 Anayasası Madde 39

1982 Anayasası 39. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 39 – Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır. XV. Temel hak ve hürriyetlerin korunması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınıp tartışılmış, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 39. maddesinde;
Ceza Genel Kurulu 2006/4-162 E., 2006/181 K. Ceza Genel Kurulu 2006/4-162 E., 2006/181 K. - TAHRİK SUÇU- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 480 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 481 ] "İçtihat Metni" Sanık A.... T..... Ö....'ın, zamanın İçişleri Bakanı S....... T..... 'a görevinden dolayı basın yolu ile adiyen tahkir suçundan beraatine ilişkin Ankara 2.Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 05.03.2002 gün ve 567-192 sayılı hüküm katılan vekilleri tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 08.03.2006 gün ve 7591-6307 sayı ile; "Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; yayın yoluyla haber verme ve düşünce açıklayıp eleştiride bulunma hakları Anayasanın 22., 26. maddelerinde güvence altına alınmıştır. Ancak haber verme hakkının kullanıldığından söz edilebilmesi için; haber güncel olmalı, verilmesinde kamu yararı bulunmalı, veriliş biçimi ile konu arasında düşüncel bağ kurulmuş olmalı, haberde adı geçenler hakkında küçültücü değer yargılarında bulunulmamalı ve ayrıca gerçek olan habere gerçek dışı eklemeler yapılmamalıdır. Yine, haber verme hakkının ayrılmaz bir parçası olan ve demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin önemli bir dayanağı niteliğindeki eleştiri" hakkı yönünden de aynı hususlar geçerlidir. Suça konu olayda eser sahibi olan yazarın, İstanbul Valisi tarafından İçişleri Bakanına yazılan 15.03.2001 tarihli ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde "Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Büro Amirliği" adı altında kurulmak istenilen yeni yapılanma dayanak alınarak dört gün süren yayınlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Haberin bu yönüyle gerçekliğinin ve güncel bulunduğunun kabul edilmesi olanaklı ise de; 20.04.2001 tarihli ve "İstanbul Emniyeti ve İçişleri tayin listesini onaylamayan Vali Ç… …..'ı görevinden aldırmak için peşine ajan takıp rapor hazırlattı." alt başlığı ile metin içerisinde yer alan, "acaba bu büyük operasyonda Fethullah parmağı, nakşi arzusu, işadamı tutkusu var mı? Şu bulmaca gibi konuşan İçişleri Bakanımız dile gelse de anlatsa bu olayları..." ve 21.4.2001 tarihli gazetede yayımlanan, "Poliste şantaj çetesi, İçişleri Bakanı T..... 'ın emriyle A....'un kurduğu gizli teşkilat...." başlığı ile metin içerisinde yer alan " T..... İstanbul'u üç bölgeye ayırmış, A… …….'in jurnal teşkilatı gibi çalışıyorlar" cümleleri ve iç sayfa başlığında yer alan, "İstanbul'da jurnal teşkilatı kurdular" başlığı ile içeriğindeki katılanı bu yasadışı jurnal teşkilatının başı gibi gösteren ifadeler ve 22.04.2001 tarihli gazetede "sayın T..... belgeye ne diyeceksiniz" başlığı altında yer alan; " T..... hukuksuzluğunu yolsuzluk ve usulsüzlük kalkanının arkasına saklayıp ne olduğu anlaşılmayan açıklamalarla kafa bulandırıyor... yolsuzluk ve usulsüzlükle mücadele edeceğiz diyerek çete haline dönüşenlerin maskelerini tek tek yırtacağım" sözlerinin habere konu olan katılanı, görevinden dolayı küçük düşürücü değer yargıları içerdiği ve eleştiri sınırlarını aşarak kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu gözetilmeden dosya içeriğine uygun bulunmayan yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi" gerekçesiyle bozulmuştur. Yargıtay C.Başsavcılığı ise 24.05.2006 gün ve 67359 sayı ile; "....... Siyasi kişiler hakkında görevlerinden kaynaklanan uygulamalarını basın, polemik yaratan, rahatsız eden bir uslüpla, sert, ağır ve çarpıcı biçimde kamuoyunun bilgisine sunabilir. Esasen zaten basın özgürlüğü bir dereceye kadar abartma hakkını da içermektedir. Ancak bu yapılırken yazıda yer alan değer yargıları, açık bir sövgü içermediği sürece ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli; ortaya konulan olgular ise gerçek olmalıdır. Sanığın davaya konu yazıları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; katılan hakkındaki değer yargıları, sövme kastıyla yani açıkça aşağılama ve küçültme amacıyla yazıya dökülmemiş, bu içerikte sözler de kullanılmamıştır. Yazılarda aktarılan olgular da güncel olup, katılan tarafından reddedilmeyen belgelere dayanılmıştır. Dosyada aksine bir kanıt ta söz konusu olmayıp, savunma da bu doğrultudadır. Bu nedenle eleştiri sınırları içerisinde kalan yazılarda atılı suçun unsurları oluşmamıştır. Ayrıca Yüksek Daire suçun sübutunu kabul ederken, yargılama sırasında kamu davasına konu yazılar dışında bir kanıt toplanmaması karşısında, ortaya konulan "olguların" gerçek olduğuna yönelik kanıtları liste halinde sunan ve bu kanıtların toplanmasını isteyen savunmayı meskut bırakmış, dolayısıyla savunma hakkı da ihlal edilmiştir." görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık A.... T..... Ö....'ın görevinden dolayı basın yoluyla sövme suçundan beraatine karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığa yüklenen suçun oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın esasının çözümüne geçilmeden, sanığa ispat olanağı sağlanması bakımından soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup bulunmadığı hususu Yargıtay İçyönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınıp tartışılmış, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 39. maddesinde; "Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır." denilerek temellendirilen, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 481. ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının ise 127. maddesinde düzenlenen ispat hakkının belirli bir fiil isnadına dayanan hakaret suçlarında söz konusu olması, yargılamaya konu kamu davasının ise sövme suçuna ilişkin bulunması karşısında, soruşturmanın bu yönde genişletilmesine gerek bulunmadığı ikiye karşı yirmibir oyla kararlaştırılmıştır. Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi Muvaffak Tatar; "İddianamede "Poliste şantaj çetesi", "İşte belge.....", "Bu da silah gerçeği....", "Silah oyunu tutmadı" biçiminde yer alan anlatımlarla, sanığa atılı suçlamaların kabul edilmesi halinde, hakkında suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe kanun olması nedeniyle 765 sayılı TCK'nun 480. maddesinin uygulanmasını gerektirir bir kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. İddianamede, uygulanacak yasa kuralının 482. madde olarak gösterilmesi; sanığın "madde-i mahsusa tayini" suretiyle hakaret suçundan cezalandırılması için kamu davası açıldığı gerçeğini değiştirir nitelikte görülmemiştir. Davanın bu şekilde açıldığının kabulü ile sanığın savunmasında ve 23.01.2002 tarihli dilekçesinde yer alan; suçlandığı eylemlerin dayanağını oluşturan ve müdahilin görevine taalluk eden maddi olguların gerçek olduğunun ve araştırılması talebinin ispat hakkının kullanılması niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Çünkü; Anayasanın 39. maddesine uygun olarak düzenlenmiş 765 sayılı TCK'nun 481. maddesinin, kamu hizmeti görenlere karşı isnat olunan fiilin kamu hizmetine taalluk eylediği durumlarda ispat hakkının tanınmasını zorunlu kılan, prosedürünü ve sonuçlarını gösteren ve müştekinin özel bir soruşturma veya yargılama usulüne tabi kimselerden olması halinde dahi bu hakkın hakaret davasına bakan mahkemede kullanılmasını öngören açık düzenlemesi, maddi olaylar ispatlandığında, öncelikle 480. maddeden açılan kamu davasının düşürülmesini gerektirmektedir. Yerel Mahkemenin, beraat kararı vereceğine göre "ispat hakkına" öncelik vermediği düşünülebilirse de, Yüksek 4.Ceza Dairesinin, sanığın eylemlerinin suç oluşturduğuna ilişkin bozma kararında, sanığa öncelikle "ispat hakkı" tanınması zorunluluğuna işaret etmesi gerektiği ve daire kararına yönelen itirazın bu değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmesi düşüncesinde olduğumdan, kararın oluşumunda anılan ön sorunun bulunmadığı ve sanığa ispat hakkı tanınmasına gerek bulunmadığına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum." diyerek, Bir Kurul üyesi ise; somut olayda sanığa ispat hakkı tanınması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. Ön sorunun bu şekilde çözümlenmesinden sonra işin esası incelenip tartışıldığında; Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır. Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa'nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada "küçültücü" sözlerin kullanılmaması gerekir. İnceleme konusu olayda; Dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır'ın, katılan İçişleri Bakanı S....... T..... 'a 02.02.2001, 22.02.2001 ve 15.03.2001 tarihlerinde üç ayrı yazı yazarak, İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz'un görevinden alınmasını istediği anlaşılmaktadır. Bu yazılardan sonuncusunda; İstanbul Emniyet Müdürü K… …. A… …..'un İstanbul Valiliğine gönderdiği 23.11.2000 günlü yazı ile, İçişleri Bakanının emri gereği olduğunu belirterek İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde "Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Büro Amirliği"nin kurulması hususunda Valilik'ten onay istediği, yeni bir teşkilatın kurulmasının gerekçesi olarak da, İstanbul'un kanayan yarasının yolsuzluk ve rüşvet olduğunu, kendisinin müdürlük görevine başlamasından sonra İstanbul'da üç bölgede geniş haber alma ağı ve motorize ekipler oluşturduğunu, bu ekiplerin görevinin sokak köşelerine kadar mutemet denilen kişiyi tespit etmek olduğunu, böylece geniş mutemet ağı denilen bu ağı ördüklerini, bu çalışma grubunun operasyon yapmadığını, bilgileri merkezde topladıklarını, tüm bilgilerin bu merkezde değerlendirmeye tabi tutulacağını belirttiği, bu teklif yazısının İçişleri Bakanlığına sunulması talimatı ile onaylandığı, ardından da Emniyet Müdürlüğüne bir yazı yazılarak, söz konusu büronun çalışma yönergesi ve talimatının hazırlanıp TMK'ya dahil edilmesi talebi ile İçişleri Bakanlığına teklif edilmesi, Bakanlık olur'unu takiben büronun işlerlik kazandırılarak faaliyete geçirilmesinin bildirildiği, ayrıca bu hususlara ilişkin bir bilgilendirme yazısının da İçişleri Bakanı'na hitaben yazılıp gönderildiği, bu teklifin hazırlanarak İçişleri Bakanlığına gönderilmemesine karşın, bu mahiyetteki bir çalışmanın hiçbir hukuki temeli olmaksızın Emniyet Müdürlüğünde fiilen sürdürülmekte olduğuna dair bilgiler edinildiğini, kısa bir süre sonra bir gece yarısı kendisini resmi konutunda ziyaret eden önemli bir şubenin başında görevli başarılı ve güvenilir bir emniyet müdürünün, 'İstanbul Valisi E… ….. Ç… …. aleyhine rapor vermeleri yolunda ajanlarına baskı yaparak raporlar düzenlettiklerini, bundan dolayı vicdan azabı çektiğini ve özür dilediğini, bu raporları Emniyet Müdürü ve Ankara'daki çok üst düzey bir yetkilinin, Vali'nin açığının bulunması yolundaki talimatı üzerine hazırlattıklarını, İçişleri bünyesinde İstanbul Valisi ile İstanbul Emniyet Müdürü arasında büyük ihtilaflar bulunduğu görüntüsü yaratılarak veya sun'i olarak tırmandırılarak her ikisinin de görevden alınması amacıyla bir senaryonun uygulanması yolunda çalışmalar yapıldığını' söylediğini, ancak ayrıca İl Valisi'nin Esenler Otogarı'nın işleticileri ile yiyip içtiği ve işbirliği yaptığına dair bir belge düzenlettirildiğini de söylemesine karşın bu belgeleri vermekten kaçındığı ifade edilmiş, Yazının devamında, "Bu uygulama, Anayasamıza, hukuk devletinin temel ilkelerine, insan haklarına ve kişi haklarına açıkça aykırıdır. Polis Devleti çağrışımları yapmakta, jurnalciliğin yeniden hortlatılmaya çalışıldığı intibaını vermekte, suçsuz insanların polis kayıtlarına geçirilmesi gibi bir tehlikeyi bünyesinde taşımaktadır. Bölücü, yıkıcı ve irticai kesimlerle ve devleti sinsice tehdit eden tarikatlaşma çabaları ile yapılması gereken güvenlik dahil topyekûn mücadelenin hedeflerini değiştirmektedir. Polisiye yöntemlerle bir kısım tamamen ekonomik ve ticari faaliyetlerin denetlenmeye çalışılması hem uygulanan temel ekonomi politikasına müdahale ve bunları engelleme sonucunu doğuracak, hem de işadamlarının belgesiz, delilsiz karalanmasına sebep olacak bir sakıncayı ortaya koymaktadır. Bütün bunlara ilaveten; şahsî hesaplar veya hesaplaşmalar, siyasi veya ideolojik veya tarikatçı amaçlar, ekonomik menfaat veya rant hevesleri; kin ve nefret duyguları, muhalifleri yıpratmak veya yok etmek amaçları ile bu konunun olabilecek istismarının sonuçlarını düşünmek bile ürkütücü olmaktadır" denilmiştir. Yazının son bölümünde ise; "....yalan yanlış dedikodu ve haberleri belge haline getirenlere karşı yasal haklarını kullanmak istediğini, bu nedenle bu belgeleri resmen talep ettiğini" belirterek, "....amiri olan İl Valisi hakkında alt kademe bazı personeline 'Vali'nin açığının bulunması' yolunda talimat verdiği bizzat talimat alanlarca ifade edilen ve müşterek çalışma ve dayanışma ruhunu kaybetmiş olan İstanbul Emniyet Müdürü'nün görevden alınması, hakkında inzibati ve cezai işlemlere başlanması, ayrıca bu oluşumda görev alan emniyet personeli hakkında da cezai, idari ve inzibati işlemlere başlanılması" talep edilmiştir. Bu aşamada, İstanbul Valisi ile Emniyet Müdürü arasında baş gösteren anlaşmazlıkları öğrenen ve Vali'nin İçişleri Bakanı'na yazdığı yazıya ulaşan Milliyet Gazetesinin köşe yazarlarından sanık A.... T..... Ö....'ın, bu yazıyı dayanak alıp, yazı içeriğinde geçen ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde "Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Büro Amirliği" adıyla kurulmak istenen yeni yapılanmayı eleştirmek suretiyle, Gazete'nin 20 Nisan 2001 tarihli nüshasında "Polisten Valiye Korkunç Tuzak" ve "Valiye Çirkin Tuzak", 21 Nisan 2001 tarihli nüshasında "Poliste Şantaj Çetesi" ve "İstanbul'da Jurnal Teşkilatı Kurdular", 22 Nisan 2001 tarihli nüshasında "İşte Belge" ve "Sayın T..... Bu Belgeye Ne Diyeceksiniz?" ve nihayet 23 Nisan 2001 tarihli nüshasında "Bu da Silah Gerçeği" ve "Silah Oyunu Tutmadı" başlıkları ile dört gün süreyle çeşitli yazılar yayınladığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle haber, gerçek ve günceldir; kamuyu ilgilendirir niteliktedir. Özel Daire, yazı serisi içeriğindeki bir kısım ifade ve ibarelerin katılanı küçük düşürücü değer yargıları içerdiği ve eleştiri sınırlarını aşarak kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğunu belirtip, ezcümle; 20.04.2001 tarihli ve "İstanbul Emniyeti ve İçişleri tayin listesini onaylamayan Vali Ç… ….'ı görevinden aldırmak için peşine ajan takıp rapor hazırlattı." alt başlığı ile metin içerisinde yer alan, "acaba bu büyük operasyonda Fethullah parmağı, nakşi arzusu, işadamı tutkusu var mı? Şu bulmaca gibi konuşan İçişleri Bakanımız dile gelse de anlatsa bu olayları..." ve 21.4.2001 tarihli gazetede yayımlanan, "Poliste şantaj çetesi, İçişleri Bakanı T..... 'ın emriyle Abanoz'un kurduğu gizli teşkilat...." başlığı ile metin içerisinde yer alan " T..... İstanbul'u üç bölgeye ayırmış, A… …….'in jurnal teşkilatı gibi çalışıyorlar" cümleleri ve iç sayfa başlığında yer alan, "İstanbul'da jurnal teşkilatı kurdular" başlığı ile içeriğindeki katılanı bu yasadışı jurnal teşkilatının başı gibi gösteren ifadeler ve 22.04.2001 tarihli gazetede "sayın T..... belgeye ne diyeceksiniz" başlığı altında yer alan; " T..... hukuksuzluğunu yolsuzluk ve usulsüzlük kalkanının arkasına saklayıp ne olduğu anlaşılmayan açıklamalarla kafa bulandırıyor... yolsuzluk ve usulsüzlükle mücadele edeceğiz diyerek çete haline dönüşenlerin maskelerini tek tek yırtacağım" sözlerinin suç oluşturduğunu kabul etmiş ise de; dört gün boyunca süren yazı dizisinin bütünü değerlendirme dışı bırakılıp, içerisinden bazı sözcükler tek tek ele alınmak ve bu sözcüklere olumsuz anlamları açısından bakılmak suretiyle sonuca varılamaz. Yazı serisi bütünüyle değerlendirildiğinde, İstanbul Valisinin İçişleri Bakanına gönderdiği yazının bir şekilde elde edilip, içeriğinin gazetedeki haber ve yorumlara esas alındığı, ancak başlangıçta muhtemelen haber kaynağının belli olmaması için Vali'nin bu son yazısından söz edilmediği, gönderme veya alıntı yapılmadığı, 20 ve 21 Nisan 2001 tarihlerinde yayınlanan haber ve yorumlarda özetle; İstanbul Valisi ile Emniyet Müdürü arasında başgösteren ve kamuoyuna yansıyan anlaşmazlıkların ortaya çıkış süreci ve nedenleri ile ilgili bilgi verilip yorumlara girişildiği, İstanbul Emniyeti içinde gerçekleştirilmek istenen bazı atama işlemlerinin nedenleri ve sonuçlarının sorgulandığı, kuşkuların dile getirildiği, ayrıca İstanbul Valisi'nin izlettirildiği yolundaki duyumların aktarılıp bu uygulamanın eleştirildiği, "Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Büro Amirliği"nin kuruluş süreci, çalışma bölgeleri ve yöntemleri ile ilgili bilgi verildikten sonra, bu örgütlenmenin hukuka uygun biçimde gerçekleştirilmediği yolunda yorumlarda bulunulduğu, 22 Nisan 2001 günlü nüshada, önceki yazıların dayanağı ve belgesi olarak İstanbul Valisi'nin İçişleri Bakanı'na hitaben gönderdiği yazının yayınlandığı, bilahare 23 Nisan 2001 günlü nüshada ise, Bursa'da yapılan bir kaçakçılık operasyonunda ele geçirilen üç silahtan birinin İstanbul Valisi'ne ait olduğu yolundaki haberlerin Vali'nin yıpratılması amacıyla maksatlı olarak çıkartıldığı belirtilerek, bu konu ile ilgili bazı yorumlar yapıldığı, anlaşılmaktadır. Yargılama konusu haber ve yorum metinlerindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler "polemik" niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez. Kaldı ki, kamu görevinde bulunan veya talip olanların, diğerlerine oranla daha sert eleştirilere muhatap olması da doğal karşılanmalıdır. Somut olayda, haber ve yorumların kaynağı, yapılma nedeni, açıklama yapan ve hakkında açıklama yapılanların toplumdaki konumları, tüm yazıların içeriği dikkate alındığında, sanığın, siyasi bir kişilik olan katılanın görevinden kaynaklanan uygulamalarını dört gün boyunca devam eden yazı dizisinde, polemik yaratan ve rahatsız eden bir üslupla sorgulayıp, sert, ağır ve çarpıcı biçimde kamuoyunun bilgisine sunduğu, ancak eylemin katılanı görevinden dolayı aşağılama, küçültme boyutuna ulaşmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile, Özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyesi; Özel Daire bozma ilamında gösterilen gerekçenin haklı nedenlere dayandığını ve sanığa yüklenen suçun sabit olduğunu belirterek itirazın reddi yönünde oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 08.03.2006 gün ve 7591-6307 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Yerel Mahkeme hükmünün ONANMASINA, 4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 11.07.2006 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2023/248 E., 2024/44 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
ltında bırakıldığı, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği, sanık hakkında başlatılan soruşturma ve kovuşturmanın hukuksuz olduğu, sanık HSYK üyesi olarak görevliyken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa'nın 159 ve 6087 sayılı Kanun'un 36 ila 39. maddelerine aykırı olarak soruşturma başlatılıp yürütüldüğü, tüm yargılama süreci boyunca bu hususta öne sürd
Ceza Genel Kurulu         2023/248 E.  ,  2024/44 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 28-5 Silahlı terör örgütünün yöneticisi olma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılama sonucunda sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 21 ay 27 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay9. Ceza Dairesince verilen 12.11.2009 tarih ve 38-15 sayılı hükmün, sanık ve müdafii ile Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 30.03.2022 tarih ve 193-215 sayı ile; "...17.01.2019 tarihli 3. celsede dinlenerek beyanları hükme esas alınan tanıklara usulüne uygun olarak CMK'nın 59/1. maddesi gereğince söz verilip tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemelerinin ve sözleri kesilmeksizin bildiklerini anlatmalarının sağlanmadığı, bunun yerine tanıklara yargılamanın daha önceki aşamalarında vermiş oldukları ifadelerini kabul edip etmediklerinin sorulduğu, kabul ettiklerini beyan etmeleri üzerine CMK'nın 201. maddesi uyarınca taraflardan tanıklara sorularını yöneltmelerinin istendiği, sanık ve müdafisinin devam eden duruşmalarda ve temyiz taleplerinde tanıkların bu şekilde dinlenmelerinin ve ifadelerinde geçen hususlar anlattırılmadan CMK'nın 201. maddesine göre doğrudan soru yöneltme aşamasına geçilmesinin usule ve kanuna uygun olmadığı yönünde itirazda bulunduklarının anlaşılması karşısında beyanları hükme esas alınan tanıkların usulüne uygun olarak dinlenilmemeleri suretiyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu kabul edilmelidir. Öte yandan, sanık hakkında TCK'nın 314/2. maddesi gereğince tayin edilen 9 yıl 6 ay hapis cezasının 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi uyarınca 1/2 oranında artırılması sonucu '13 yıl 15 ay' olarak belirlendikten sonra TCK'nın 62. maddesi gereğince 1/10 oranında indirim yapılırken hesap hatası sonucu '12 yıl 9 ay 27 gün' yerine '11 yıl 21 ay 27 gün' olarak belirlenmek suretiyle kanuna aykırı şekilde eksik ceza tayin edilmiştir. Bu itibarla, Yargıtay 9. Ceza Dairesi hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince 07.03.2023 tarih ve 28-5 sayı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 24.05.2023 tarihli ve 59456 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama esnasında silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkân sağlanıp bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde herhangi bir sınırlamaya tabi olmayacak şekilde yazılı savunma imkânının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercii ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olup başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, olgusal dünyaya; hukuki sorun, normatif dünyaya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir. Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır." kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 07.03.2023 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafiine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı, Mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak sanık ve müdafiinin 07.03.2023 tarihli ve süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları, b) Temyiz dilekçeleri içeriklerinden; müdafinin nedensiz olarak, sanığın ise kararın mevzuata, usul ve esasa, Anayasa'ya, AİHM kararlarına ve AİHS'ye, Yargıtay içtihatlarına, hakkında verilen bozma kararının gereklerine ve hukuka aykırı olduğu nedenlerine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmesini talep ettikleri, c) Gerekçeli kararın sanığa 12.04.2023, müdafiine ise16.04.2023 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, Sanık müdafiinin 16.04.2023 tarihinde ve süresi içinde ek temyiz dilekçesini sunduğu, sanığın ise ek temyiz dilekçesi sunmadığı, Görülmekle sanık ve müdafiinin temyiz taleplerinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır. II) İDDİA: ''(...)Yukarıda yapılan açıklamalar ile tüm dosya kapsamından, 2010 yılı Anayasa referandumu sonrası oluşturulan HSYK'da örgütün sayısal çoğunluğu ele geçirmesini müteakiben oluşturulan dairelerden hakim savcıların atama, tayin, terfi gibi önemli fonksiyona haiz birinci daire de kendisi ve diğer şüpheliler ...ve .....'nin görevlendirilmesini sağladığı, örgüt mensubu üyelerin, görev yapacakları dairelerin belirlenmesi ile iş bölümü ve üye dağılımının örgütün amaçları doğrultusunda gerçekleştirilmesini sağladığı, yapılan örgütsel toplantılara katıldığı, himmet verdiği, yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde belirleyici heyet içerisinde yer aldığı, örgüt lideri ile temasa geçerek alınacak sayıların belirlenmesindeki pazarlık sürecinde adeta örgütün temsilcisi rolünü taşıdığı, örgütün sivil kanadına bağlı olarak aldığı talimatların HSYK nezdinde uygulanmasından sorumlu, kendisine bağlı olan birimleri emir ve talimatları ile yönlendiren, özel göreve haiz yönetici olduğu, örgütsel faaliyetlerin ortaya çıkması sonrası sohbet gruplarını fiilen gerçekleştiremedikleri dönem de ByLock üzerinden HSYK'da yapılacak seçimlerde örgüt mensubu üyelerin kimlere oy verecekleri, seçimin kilitlenmesi, blok oy kullanılması dahil bütün örgütsel taktiğin uygulanmasındaki organizasyonu ...... ile birlikte sağladığı, örgüte müzahir şahıslar tarafından açılacak olan davaların hazırlığı ile karar verilmesi aşamasına kadar takip edilerek sonuca ulaşıldığı, verilen muhalefet şerhlerinin medya organları vasıtası ile haber konusu yaptırılmak suretiyle algı mühendisliği yapılmasına katkı sağladığı, şüphelinin örgüt adına bağımsız olarak talimat verme ve tasarrufta bulunma konusunda yetkili olduğu, 17/25 Aralık sonrası örgüt liderinin talimatları doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırdığı hususları bir bütün olarak dikkate alındığında, FETÖ/PDY terör örgütünün deşifre olmasını engellemek, örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmaların sonuçsuz kalmasını sağlamak, örgüt faaliyetlerinin belli bir disiplin içinde istikrarlı bir şekilde devamı için diğer örgüt yöneticileriyle birlikte fikir ve eylem birliği içinde hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, haiz olduğu görev ve sorumluluk alanları ile emir ve talimat verme noktasındaki yetkileri gözetildiğinde, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün, hücre yapılanmasında, HSYK kurumu içerisinde özel göreve haiz yönetici sıfatında olduğu sonucuna ulaşılmıştır." ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. III) SAVUNMA: Sanık bozma kararı öncesi savunmalarında özetle; HSYK üyesi olarak görevliyken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa'nın 159. maddesi ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun 35 ile 39. maddelerine aykırı olarak soruşturma başlatılıp yürütüldüğünü, 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesinin seçimle gelen üyelerin görevleriyle ilgili suçlar ve kişisel suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde bir ayrım yapmadığını, bu işlemlerin HSYK Genel Kurulu tarafından yapılacağını kurala bağladığını, suçüstü hâli bulunmadan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmasının, yakalama, gözaltı, arama, el koyma ve tutuklama kararları verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, görev ve yetki aşımı yapıldığını, bu nedenle yapılan soruşturma ve bu soruşturma devamında alınan bütün kararların hükümsüz olduğunu, bu doğrultuda Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunun Yargıtay Üyesi Hamza Yaman hakkında vermiş olduğu kararda suçüstü hâli olmadan hâkim ve savcılar hakkında işlem yapmanın mümkün olmadığının tespit edildiğini, aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de Alpaslan Altan-Türkiye kararında hâkim ve savcılar hakkında işlem yapabilmek için yasal zorunluluk olan suçüstü hâlinin olmadığını belirttiğini, bu nedenle suçüstü hâlinin varlığı gerekçe gösterilerek yapılan arama, el koyma, sorgulama, tutuklama ve diğer tüm işlemlerin temelsiz ve geçersiz olduğunu, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının izne bağlı olup izin şartı gerçekleşmediğinden durma kararı verilerek dosyanın HSYK'ya gönderilmesini talep ettiğini, iddianamede ve mütalaada görev sırasında ve görevle ilgili eylem ve işlemlerin suçlama konusu yapıldığını, 680 sayılı KHK çıkarılmadan önce yargılanacağı merciin görev suçlarında Anayasa Mahkemesi, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kurulu olduğunu, iddianemede suç tarihi olarak 16.07.2016 tarihinin kabul edildiğini, 680 sayılı KHK'nın ise 06.01.2017 tarihinde çıktığını, süreç başladıktan sonra çıkan bir KHK ile yeni yargı mercii belirlendiğini, KHK'nın ancak olağanüstü hâlin gerektirdiği konularda çıkartılabileceğini, yine Anayasa'nın 15. maddesine göre yalnızca durumun gerektirdiği hâllerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırabileceğini, soruşturma ve yargılama makamlarının ve soruşturma ve yargılama usullerinin OHAL KHK'sıyla değiştirilemeyeceğini, iddianamede açıkça FETÖ'nün yargı ayağına dahil olduğu, verilen talimat doğrultusunda görev yaptığı, HSYK'da bazı kararlara muhalefet şerhi yazdığının iddia edildiğini, hâkim olarak görev almadan örgütün yargı ayağına dahil olması mümkün olmadığı gibi HSYK üyesi olmadan da toplantılara katılması, kararlara iştirak etmesi ve muhalefet şerhi yazmasının mümkün olmadığını, bunun da kişisel bir suçu değil, görev suçunu tarif ettiğini, bu nedenlerle isnat edilen eylemlerin görev nedeniyle görev sırasında ve görevden kaynaklanan, görevin sağladığı avantaj ve kolaylıkla yapılması mümkün fiiler olduğunu, dolayısıyla yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yapılması ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, isnat edilen suçun şahsi suç olarak kabul edilmesi durumunda ise bu açıklamalar ışığında dosyanın yargılama yapılmak üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesini talep ettiğini, tanık ...'in ifadelerinde kendisine 2010 HSYK seçimleri için idari yargı adaylarının belirlenmesi görevinin verildiğini, yaptığı istişareler sonucu Danıştaydan aday gösterilmesi ve ayrıca 37-38 bin sicilli hâkimlerin sayısının çok olması nedeniyle adayın onların arasından gösterilmesi gerektiğinin ortaya çıktığını, isminin de bu kapsamda belirlendiğini, her kesim tarafından sevilen ve oy alabilecek biri olduğu için tercih edildiğini anlattığını, diğer tanıklar ... ve ...'nin de bu hususu doğruladıklarını, hâl böyleyken HSYK'ya aday olduğu için suçlanmasının ve bunun bir terör örgütü faaliyeti olarak değerlendirilmesinin, ortada kanunsuz hiçbir fiil yokken suçlamaların kaynağı olarak bu adaylık süreci ve devamındaki gelişmelerin gösterilmesinin hukuka aykırı olduğunu, her iki seçimde de aldığı oy sayısı ve oranının idari yargı teşkilatındaki her görüşten çok sayıda insanın kendisini bilerek ve isteyerek desteklediklerinin kanıtı olduğunu, seçilen kişinin oy aldığı kişilerden dolayı suçlanamayacağını, bir kısım itirafçı beyanlarında isminin sadece "cemaatin desteklediği isimler arasında ... da vardı" şeklinde geçtiğini, ancak cemaat mensubu olduğu kabul edilen ve seçimlerde oy kullanan her hâkim ve savcı kendisine oy vermiş olsa bile seçimlerde aldığı oy sayısı ve oranının bu yapıyla irtibatlı olmayan kimselerden de oy aldığını açıkça ortaya koyduğunu, aldığı oy oranlarının hiçbir grubun adayı olmadığının ve her düşünceden meslektaş tarafından desteklendiğinin açık kanıtı olduğunu, HSYK seçimlerinde bu yapıya sempati duyan ya da bugün soruşturma geçiren kişilerin de kendisine oy vermiş olmasının kendisini cemaat mensubu yapmayacağını, 2010 HSYK'sında üyelerin dairelere nasıl dağıldığını ayrıntılarıyla anlatan tanık ...'un bunun Bakan ......, Müsteşar ......, ..., ... ve kendisi arasında yapılan istişareler neticesinde belirlendiğini söylediğini, kendisinin HSYK Birinci Dairesine üye seçilmesinin de bu şekilde olduğunu, Bylock programını kullanmadığını, Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının dayanağı Bylock sunucusu olduğu iddia edilen dijital materyallerin ve diğer ham verilerin bütünlüğünün şüpheli olduğunu, bu nedenle hukuka uygun delil olmadığını, iki User ID'nin kolluk görevlilerinin yüksek ihtimale dayanan değerlendirmeleri neticesinde kendisine ait olduğunun iddia edildiğini, söz konusu değerlendirmenin hiçbir hukuki ve teknik veriye dayanmadığını, aleyhine düzenlenen Bylock tespit ve değerlendirme tutanağına itirazının olduğunu ve bu tutanağa itibar edilmeyerek hükme esas alınmamasını talep ettiğini, hiçbir hukuk dışı organizasyonda bulunmadığını, hiç kimseden herhangi bir talimat almadığını, duruşmada dinlenen itirafçı ve tanıkların beyanlarında somut olarak yer, zaman ve olay belirtilmediğini, tamamen ifade veren kişilerin gerçeğe aykırı soyut kanaatlerinin aleyhine delil olarak geçtiğini, itirafçı beyanlarının kendi içinde ve birbirleriyle çelişkili ve tutarsız olduğunu, kendilerini suç ve cezadan kurtarmaya, başkalarını ise azami derecede suçlamaya matuf beyanlar olduklarını, bu kişilerin tahliye olabilmek, mesleğe dönebilmek ya da daha az ceza alabilmek beklentisiyle beyanda bulunduklarını, ceza alacakları endişesiyle soruşturma aşamasındaki ifadelerinden kovuşturma aşamasında da dönmediklerini ve bu ifadeleri lafzen aynen kabul ettiklerini, bu kişilerin savcılıkta ifade verdiği tarihten sonra duruşmada sadece ifadelerinin doğru olduğunu beyan etmelerinin anlamının olmadığını, bu ifadeleri hatırlamaları ve aynen duruşma sırasında açıkça ifade etmelerinin gerektiğini, duruşmaya katılan itirafçı ve tanıkların daha önce verdikleri ifadelerin kendilerine ait olup olmadığının sorulduğunu, ifadelerini kabul ettiklerini beyan ettiklerinde ifadelerde geçen hususların mahkeme huzurunda anlattırılmasının yapılmadığını ve doğrudan çapraz sorguya geçildiğini, bu kişilerin sadece mahkemede açıkça ifade edilen anlatımlarının ve çapraz sorgu sırasında verdikleri cevaplarının değerlendirmeye alınmasını ve ayrıca mahkeme huzurunda açıkça beyan edilmeyen hiçbir anlatımın ve cevaplanmayan hiçbir sorunun hukuki değerlendirmeye alınmamasını talep ettiğini, mahkemede savcılık ifadelerinin okunulmasıyla yetinilmesine karar verilen 14 kişinin tanık değil itirafçı olduklarını, bu kişilerin soruşturma aşamasında birçok kez ifade vererek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak, tahliye olmak, hatta mesleğe dönmek istediklerini, biri dışındaki tamamının hâkim ve savcı olduğunu, kendileri de aynı soruşturmada önce şüpheli, daha sonra da sanık oldukları için hiçbir savcılık ifadesinin yeminle alınmadığını, soruşturma ifadelerinin okunulmasıyla yetinilmemesini, bu ifadelere hukuki değer atfedilecekse bu itirafçıların ve tanığın mahkeme huzurunda dinlenilmesini talep ettiğini, dosyada yer alan bu soruşturma aşamasında verilen savcılık ifadeleri dikkate alındığında söz konusu ifadelerin TCK'nın 220. maddesi kapsamında gösterilen standartları sağlamadığı, ifadelerin ifade sahibinin bildiği tüm hususları anlatması şeklinde alınmadığı, yerel savcıların sordukları sorulara verilen cevaplar şeklindeki ilgili ifadelerin hukuka uygun olmadığını ve hükme esas alınmamaları gerektiğini, itirafçı ifadelerinin tamamına yakınının duyuma dayalı dedikodu mahiyetinde olduğunu, görgü ve bilgiye dayalı ifadenin bulunmadığını, kovuşturmada dinlenen tüm tanıkların kendisi lehine beyanlarda bulunduklarını, .....'nın evinde yapıldığı iddia edilen toplantıya katılmadığını, eşinin Bank Asya'da çok önceden açılmış hesabında birikimlerini değerlendirdiklerini, talimatla işlem yapılmadığını, herhangi bir örgütsel toplantıya katılmadığını ve himmet vermediğini, kararlara örgütün talimatları doğrultusunda muhalefet şerhi yazdığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, 2011 yılında yapılan üyelik seçimlerinin 1983 yılında çıkarılan 2802 sayılı Kanun uyarınca ve bu Kanun'da öngörülen Yargıtay ve Danıştaya üye seçilebilme kriterlerine göre yapıldığını, 1983 yılından bu yana Yargıtay ve Danıştay üyeleri hangi kurallara göre seçiliyorsa 2011’de ve sonrasında yapılan seçimlerde de aynı kuralların işletildiğini, bilerek ve isteyerek hiçbir örgütün ya da illegal oluşumun içinde veya yanında yer almadığını, söz konusu yapının silahlı terör örgütü olarak tespitinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli kararı ile olduğunu, Türk hukukunun 2016 yılındaki darbe teşebbüsü sonrası 2017 yılında silahlı terör örgütü olarak tescil ettiği bir örgütü 2010-2011 yıllarında bilemediği için sorumlu tutulduğunu, bunun hukuku geriye yürütmek anlamına geldiğini, TCK'nın 30. maddesinde yer alan hata hükümlerinin kendisi için de geçerli olduğunu ve uygulanması gerektiğini, terör örgütü yöneticisi ya da üyesi olduğu iddiasını reddettiğini, Sanık bozma kararı sonrası savunmalarında ise ek olarak özetle; davanın ilk aşamasından itibaren usule ve esasa ilişkin olarak dosyada mevcut tüm itiraz ve taleplerini tekrarladığını, yaptığı savunmalar ve sunduğu deliller dikkate alınarak bir karar verilmesini talep ettiğini, hükme esas alınacak nitelikte görülen tanıkların mutlak surette mahkeme heyeti tarafından huzurda dinlenilmesi ve kendilerine çapraz sorgu hakkı tanınmasını talep ettiklerini, talimat ile ifadesi alınan beş tanık için ısrarla talep etmelerine rağmen duruşmalara SEGBİS üzerinden katılmalarının sağlanmadığını, ayrıca savcılık ifadelerinin okunması ile yetinilen tanıkların da huzurda dinlenmelerini talep ettiklerini, tanıkların genel olarak 2010 HSYK üyeliği öncesi kendisini tanımadıklarını, evine sohbet, toplantı gibi ne ad altında olursa olsun hiç gelmediklerini, himmet ya da bağış gibi bir ad altında para vermediğini veya almadığını, cemaati öven, fikirlerini savunan hiçbir konuşmasına şahit olmadıklarını, müsait olanların ayda ya da iki ayda bir düzenli olmayan bir araya gelişlerinin günlük konuların ele alındığı, tanışma ve kaynaşma nitelikli toplanmalar olduğunu, bunlara bir cemaat sohbeti denilemeyeceğini, cemaat toplantısı denilecek bir ortamda hiç bir araya gelmediklerini, o dönemki bakanlık yönetiminin pek çok kesim gibi cemaate yakın kişilerden de oy alabileceğini değerlendirdiği için kendisinin HSYK üyeliğine aday gösterildiğini anlattıklarını, yargılanmasının temel nedenlerinden birisinin 2010 döneminde HSYK'ya aday olup üye seçilmesi ile Birinci Dairede çalışması olduğunu, 14 yıl Danıştay tetkik hâkimi olarak 6. Dairede görev yaptığını, tüm hayatının Ankara'da herkesin gözü önünde geçtiğini, çalıştığı dairenin yoğunluğu sebebiyle başka işlerle uğraşacak vaktinin bulunmadığını, HSYK üyesi olmak için bir talep ve gayretinin olmadığını, bunu sürece vakıf tüm tanıkların da doğruladığını, bizzat ..... ve tanık ...'in talepleri ile HSYK üyeliğine aday gösterildiğini, üye seçildikten sonra görevlendirildiği Birinci Daire için herhangi bir talebinin olmadığını, HSYK Genel Kurulunda yapılan oylama sonucu oy birliği ile bu dairede görevlendirilen tek kişi olduğunu, gerek 2010 gerek 2014 HSYK seçimlerinde idari yargıdaki tüm meslektaşlarla tek tek görüşüp oy talep ettiğini, tanık ...'un da söylediği üzere cemaatin adayı olmadığını ancak cemaatin de kendisini destekleyeceğinin söylendiğini, bu durumun seçimlerde aldığı oy sayılarıyla da net şekilde ortaya çıktığını, tanık ...'in ifadeleri ile ilgili olarak Danıştay Üyesi ...'ün de 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılamada tanık olarak dinlendiğini, adı geçen tanığın beyan ve cevaplarının mutlaka değerlendirmeye alınmasını talep ettiğini, kendisinin "Hoca Efendiye sorulmuş, 140'ın aşağısı olmaz" dediğine ilişkin iddiayı kabul etmediğini, Fethullah Gülen'i hayatının hiçbir döneminde görmediğini, bu kişiyle konuşmadığını ya da tanışmadığını, ......'nın evinde yapıldığı iddia edilen toplantıda 19 kişi olduğunun söylendiğini, talebi üzerine bu 19 kişinin dosyaya getirtilen ifadelerinden anlaşılan yalnızca beşinin kendisinin o toplantıya katıldığını belirttiğini ve sadece tanıklar ... ile ...'un böyle bir söz söylediğinden bahsettiklerini, soruşturma aşamasında alınan HTS kayıtlarının da bu iddianın doğru olmadığını ortaya koyduğunu, kaldı ki tanık ...'nin ifadesinin de kendi içerisinde çelişkili olduğunu ve toplantıda bulunduklarını iddia ettiği kişilerin isimlerini bile net hatırlamadığını, bu hâliyle kendisine ilişkin beyanlarının da şüpheli olduğunu, ...'nın evindeki yemekle ilgili olarak ifade veren herkesin farklı bir katılımcı listesi verdiğini, kimisinin akşam yemeği derken kimisinin kahvaltı olduğunu söylediğini, tanık ...'nun da iddia konusu cümleyi kendisinin değil, bir başkasının sarf ettiğini anlattığını, dolayısıyla bu çelişkili ve şüpheli durumun lehine değerlendirilmesini talep ettiğini, itirafçı ve tanıkların sadece duruşmada açıkça ifade edilen anlatımlarının ve çapraz sorgu sırasında verdikleri cevapların değerlendirmeye alınmasını, mahkeme huzurunda açıkça beyan edilmeyen hiçbir anlatımın ve cevaplanmayan hiçbir konunun hukuki değerlendirmeye alınmamasını, duruşmada dinlenmeyen ya da katılımları ve çapraz sorgu hakkı sağlanmadan alınmış ifadelere hukuki değer atfedilmemesini talep ettiğini, savcılık aşamasında alınan ifadelerin TCK'nın 221. maddesinde öngörülen standartları sağlamadığını, yine bu ifadelerde itirafçıların tamamına yakınının kendisini ya hiç görmediğini ya da en fazla bir iki defa hâkim ve savcıların katılımıyla gerçekleştirilen hukuki müzakere toplantılarında gördüklerini anlattıklarını, itirafçıların hemen hiçbiriyle kişisel bir hukukunun olmadığını ve tamamına yakınının duyuma dayalı beyanlarda bulunduklarını, suç unsuru olacak hiçbir eyleminden bahsetmediklerini, suça konu yapı ile alakalı olduğuna yönelik somut bilgi ve görgüye dayalı hiçbir doğru anlatımın bulunmadığını, kendi içinde dahi çelişkilerle dolu olan ifadelerin CMK'da öngörülen delil standartlarını taşımadığını ve hukuken itibar edilebilir nitelikte olmadıklarını, hakkındaki isnatların tamamına yakınının 2010 HSYK üyeliği ve sonrası döneme ilişkin olduğunu, staja başladığı 1994 senesinden HSYK üyeliği tarihine kadar tek bir eyleminin ortaya konulmadığını, 2010 yılı öncesine ilişkin ifade veren tek kişi olan tanık .....'ın ifadesinin kendi içinde ve diğer tanık beyanlarıyla çelişkili ve uyumsuz olduğunu, tanımadığı ve kendisini de hiç tanımayan tanığın hiç tanımadığı kişilerle bir araya geldiğine ilişkin bu ifadesini reddettiğini, 2011 yılında yapılan Danıştay üyeliği seçiminin 1983 yılında çıkarılan 2802 sayılın Kanun'da öngörülen usule uygun olarak yapıldığını, o dönemde HSYK Genel Kurulunda üye seçimi yapılmadan önce seçim ilkeleri belirlenirken Danıştaya 37 ve 38 bin sicilli hâkimlerin üye seçilmemesi yolunda bir teklif sunulunca söz alarak neden bu hâkimlerin de Danıştay üyesi seçilmesi gerektiğini anlattığı uzun bir konuşma yaptığını, sonuçta kıdem durumu da dikkate alınarak seçilme yeterliliğine sahip olanların yalnızca üçte birinin bahse konu sicile sahip hâkimler arasından seçildiğini, Bylock kullandığı iddiasını kabul etmediğini, Bylock konusunda rapor hazırlayan uzmanların şahsına ait olduğunu değerlendirdikleri hesapların kullanıcısının açık kimliğinin tespit edilemediği, ellerinde ham dökümanların bulunmadığı ve yapılan çalışmalarda mesaj, mail ve benzeri içeriklere rastlanmadığı hususlarını açıkça belirttikleri, başka şahıslar arasında geçtiği iddia edilen yazışmalar hakkında bilgisi olmadığından suçlanamayacağını, üçüncü kişiler arasında geçtiği iddia edilen mesajların hiçbirinde doğrudan isminin geçmediğini, TCK'nın 30. maddesinde yer alan hata hükümlerinin kendisi için de geçerli olduğunu, bir yapının ya da organizasyonun silahlı terör örgüt olarak tespitine ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği ve bu amaçları gerçekleştirmek için kanunun suç saydığı fiilleri işlemek kastı ve iradesiyle örgüte girdiğini söylemenin mümkün olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir. IV) ÖZEL DAİRENİN KABULÜ: "Tüm bu hususlar çerçevesinde dosya içerisinde yer alan tanık beyanları, Bylock tespit ve değerlendirme tutanakları, bu tutanaklarda yer alan mesaj içerikleri, MASAK raporu, sanığın da imzası bulunan HSYK Genel Kurulu tarafından yayınlanan 'Adli Kolluk Yönetmeliği'ne karşı bildiri ile yine kurul tarafından çıkarılan kararnamelerde örgütsel tavırla yazdığı muhalefet şerhleri ve dosya içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın staj döneminden itibaren örgütün içerisinde yer aldığı, 2010 yılı HSYK seçimlerinde örgüt listesinden HSYK üyesi seçildiği, HSYK üyesi seçildikten sonra aynı kurulda görev yaptığı örgüt mensubu üyelerle sohbet toplantılarına katıldığı, bu toplantılarda himmet verdiği, HSYK üyeliğinin kendisine tanıdığı yetkiler bağlamında örgütsel emir ve talimatlar aldığı, 2011 yılında yapılan Yargıtay üyeliği seçimlerinde örgüt mensubu olan kişilerin üye seçilmesi için uğraştığı, bu amaçla toplantıya katılan ..., ..., ... gibi bakanlık nezdinde etkili kişilerle görüşmeler yaptığı, Yargıtay üyeliğine cemaat kontenjanından seçilecek kişilerin sayısıyla ilgili örgüt liderinin talimatını bu kişilere söylediği, Danıştay üyeliği seçimlerinde de cemaatin sayı olarak daha fazla etkin olduğu 37-38 bin sicilli kişilerin seçilmesi için ... ile ...'i etkilemeye çalıştığı, 2014 yılında cemaat listesinden HSYK üyeliği için bağımsız aday olduğu, adaylık süresince çeşitli illerdeki örgüte ait evleri ziyaret ederek örgüt mensubu hakim ve savcılara bu seçimin kazanılması için çalışılması talimatları verdiği, kurul üyeliği süresince örgütsel faaliyet kapsamında örgüt üyesi hakim ve savcıların lehine muhalefet şerhleri yazdığı ve 'adli kolluk yönetmeliği'ne karşı yayınlanan bildiriyi imzaladığı, 'Servet' kod ismiyle münhasıran örgüt üyelerinin kullanımı için tahsis edilmiş Bylock hesabını kullandığı, tanık anlatımlarına göre örgütün HSYK abisi olduğu belirtilen ..... tarafından anılan Bylock hesabına mesajlar gönderildiği, örgüte müzahir Bank Asya'nın kurtarılmasına yönelik örgüt liderinin talimatından sonra eşinin bu bankadaki hesabı üzerinden para yatırmasını sağlamak için eşine talimat dönemlerine denk gelecek şekilde değişik tarihlerde EFT yaptığı hususları nazara alındığında; sanığın eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda tam vicdani kanaatine varılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar vermek gerekmiştir." şeklindeki ifadelerle mahkûmiyet kararının gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. V) TEMYİZ: Sanık müdafii temyizinde özetle; kararın usule, mevzuata ve hukuka, AİHM kararlarına ve AİHS'ye, Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğu, yargılamada sanığın tabi olduğu özel soruşturma ve kovuşturma usullerine uyulmadığı, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi gerekçe gösterilerek henüz darbe girişimine fiilen katılan askerlerden dahi önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2745 hâkim ve savcı hakkında soruşturmaya başlanarak gözaltı kararı alındığı, anayasal teminatlar göz ardı edilerek savunma hakkı bile tanınmadan istihbarat ve emniyet birimlerince hazırlanan listeler üzerinden meslekten çıkartıldıkları, darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmamasına karşın diğer yüksek yargı organı üyelerle birlikte sanık hakkında da soruşturma başlatılarak gözaltı kararı verildiği, özel soruşturma ve suçüstü hükümlerinin göz ardı edilebilmesi için bu yola başvurulduğu, suçun işlendiği iddia edilen tarihten sonra Anayasa'nın 37. maddesindeki doğal hâkim ilkesine ve AİHS'nin 6. maddesindeki kanunla kurulmuş mahkeme ilkesine aykırı olarak soruşturma, tutuklama ve yargılama mercilerinin yargılama süreci devam ederken çıkarılan OHAL KHK'ları ile değiştirildiği, 6723 sayılı Kanun ile tüm Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerinin sona erdirildiği ve bilahare HSYK tarafından yeni üyelerin seçildiği, böylelikle sanığın yargılandığı Yargıtay 9. ve 3. Ceza Dairelerinin üyeleri dahil olmak üzere yüksek mahkeme üyeliğine yeniden seçilenlerin pek çoğunun görev yaptığı dairelerin değiştirildiği ve bu suretle yapacakları yargılamaların belli bir merkezden yönlendirildiği izlenimi verilerek Dairelerin töhmet altında bırakıldığı, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği, sanık hakkında başlatılan soruşturma ve kovuşturmanın hukuksuz olduğu, sanık HSYK üyesi olarak görevliyken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa'nın 159 ve 6087 sayılı Kanun'un 36 ila 39. maddelerine aykırı olarak soruşturma başlatılıp yürütüldüğü, tüm yargılama süreci boyunca bu hususta öne sürdükleri itirazlarının dikkate alınmadığı, suçüstü hâli bulunmadan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmasının, yakalama, gözaltı, arama, el koyma ve tutuklama kararları verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu, bu kararların dayanağı olarak ileri sürülen CMK'nın 161/8. maddesinin üst norm olan Anayasa'nın 159. maddesi ve özel kanun olan 6087 sayılı Kanun'a aykırı olarak uygulanmasının mümkün olmadığı, temadi eden suç tanımlaması yapılarak terör örgütü üyeliği içinde suçüstü hükümlerinin uygulanmasının da mümkün olmadığı, soruşturma hukuka aykırı olduğundan devamında alınan bütün kararların da yok hükmünde olduğu, AİHM'nin .... hakkında verdiği kararın gerekçesinin sanıkla birebir örtüştüğü, yasalar gereği bu karara uymakla mükellef olan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin karara uymamasının tek başına bozmayı gerektirdiği, dijital materyallere hukuka aykırı olarak el konulduğu, daha sonra yürürlüğe giren KHK'nın bu işlemleri hukuka uygun hâle getiremeyeceği, gözaltı sırasında elverişli koşulların sağlanmadığı ve sanığın kötü muameleye tabi tutulduğu, soruşturma başladığında dosyada hiçbir delilin bulunmadığı, dolayısıyla ilk tutukluluk kararı somut bir delile dayanmadığından daha sonra verilen tutukluluk uzatma kararlarının da hukuksuz olduğu, soruşturma ve dava şartı gerçekleşmediğinden durma kararı verilmesi gerektiği, 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesine göre hem görevle ilgili hem de kişisel suçlardan soruşturma ve kovuşturma izni verilmesi yetkisinin HSYK Genel Kurulunda olduğu, soruşturma işlemlerinin de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından değil, Genel Kurulca seçilecek soruşturma kurulu tarafından yapılması gerektiği, bu hâliyle izin şartı gerçekleşmediğinden durma kararı verilerek dosyanın HSYK'ya gönderilmesi talepleri kabul edilmeksizin karar verildiği, sanık hakkında iddianame ve mütalaada görev sırasında ve görevle ilgili eylem ve işlemlerin suçlama konusu yapıldığı, bu sebeple yargılamaya görevli ve yetkili merciin Anayasa Mahkemesi olduğu, iddianameye konu eylemlerin silahlı terör örgüt yöneticiliği suçunu oluşturmayacağı, yargılamayı yapan mahkemenin 680 sayılı KHK ile kendisine görev ve yetki verilen olağanüstü bir merci olup yasa ile kurulmuş bir mahkeme olmadığı, 680 sayılı KHK'dan önce sanığın yargılanacağı merciin görev suçlarında Anayasa Mahkemesi, kişisel suçlarda ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu olduğu, 680 sayılı KHK'nın iddianamede suç tarihi olarak kabul edilen tarihten sonra 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe girdiği, bu suretle tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiği, yargılamayı yapan dairenin görevli ve yetkili merci olmadığı, isnat edilen eylemler görev nedeni ile görev sırasında ve görevden kaynaklanan fiiller olduğundan yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde, eylemler kişisel suç olarak kabul ediliyorsa Yargıtay Ceza Genel Kurulunda yapılması gerektiği, sanığa gözaltına alınma nedenleri ve bununla ilgili delillerin gösterilmediği, tutukluluk süresince avukatı ile cezaevinde yapmış olduğu görüşmelerin kayda alınması, görüşme sırasında bir cezaevi görevlisinin hazır bulunması, savunmaya ilişkin belge ve doküman alışverişinin kısıtlanması, süre kısıtlamaları, tek kişilik hücre uygulaması, üç kitaptan fazla kitap bulundurmama yasağı, bilgisayardan ancak haftada üç saat yararlanma hakkı, internetten yararlanma yasağı, çok yönlü kıyafet yasağı gibi savunma engelleri ile sanığın hukuka aykırılığa ve kötü muamelelere maruz bırakıldığı, savunma hazırlamasının fiilen engellendiği, tensip zaptının hukuka aykırı olduğu, iddia konusu deliller tam olarak toplanmadan dava açılmasına rağmen bu husus dikkate alınmadan iddianamenin kabul edildiği, soruşturma numarası verilmemesinin ve dosyayı UYAP'a kaydetmemenin hukuka aykırı olduğu, yetkisiz ve görevsiz olarak hukuka aykırı soruşturmayı başlatan Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin 15 Temmuz gecesi televizyon kanallarında yaptığı açıklamanın bağımsızlık ve tarafsızlığın ve masumiyet karinesinin ihlali niteliğinde olduğu, genelge ve iç yönetmeliğe aykırı olarak Cumhuriyet savcısının soruşturmayı yürütmesinin hukuka aykırı olduğu, sanığa ait soruşturma dosyasının diğer yüksek yargı üyelerinin dosyaları ile birleştirilmesi gerektiği, mal varlığına ilişkin tedbir ve hak ve alacaklara el konulmasının hukuka aykırı olduğu, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin verdiği mahkûmiyet kararının Ceza Genel Kurulunca 30.03.2022 tarihinde bozulmuş olmasına rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 08.11.2022 tarihli tensip zaptına kadar dosyanın bekletildiği ve bu arada tutukluluğun devamına ya da tahliyesine yönelik aylık olarak verilmesi gereken kararların verilmediği, bu yasal zorunluluğa uyulmamasının açık bir hak ihlali ve bozma nedeni olduğu, hukuka aykırı ve yasak sorgu yöntemleriyle delil toplandığı, kısıtlılık ve gizlilik kararları nedeniyle dosya içeriğine ulaşılamadığından aleni yargılama ve savunma hakkının ihlal edildiği, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden tutukluluk devam kararları verilerek yüz yüzelik ilkesinin ihlal edildiği, soyut, matbu, klişe ve basmakalıp ifadelerle tutukluluk uzatma kararlarının verildiği, yargılamaların olağanüstü hâl rejimi altında sürdürüldüğü ve olağanüstü hâl yargılaması mantalitesiyle soruşturma usullerinin, delil elde etme yöntemlerinin ve standartlarının, yargısal içtihatların değiştirilmesi ve daha önce rastlanmamış nevi şahsına münhasır bir terör örgütü bulunduğu ön kabulüyle kanundaki örgüt ve örgüt üyeliği tanımlarının hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olarak alabildiğine genişletildiği, bu suretle soruşturma ve kovuşturma sürecinde adil yargılama hakkının ihlal edildiği, makul sürede ve hakkaniyete uygun yargılanma haklarının, masumiyet karinesinin, özel ve aile hayatının korunması hakkının, ifade hürriyetinin ihlal edildiği, bozma kararı üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından yapılan ilk duruşmada bozma kararına uyulduğunun belirtilmesine rağmen kararın gereğinin tam olarak yerine getirilmediği, temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü diğer temyiz sebepleri dikkate alınmaksızın bozma kararına şeklen uyularak eksik inceleme sonucu karar verildiği, Ceza Genel Kurulunun bozma gerekçesine rağmen 3. Ceza Dairesinin mahkûmiyet kararında beyanları hükme esas alınan yirmi dokuz kişiden sadece dokuzunu duruşmada dinlediği, bu durumun da bozma kararına eylemli olarak uyulmaması anlamına geldiği, iddia makamının dinlenmesini talep ettiği itirafçı ve tanıkların tamamına yakınının dinlenmesine karşın kendilerinin talep ettikleri tanıkların hiçbirinin dinlenmediği, bu husustaki taleplerinin hukuki ve makul hiçbir gerekçe gösterilmeksizin şablon ifadelerle reddedildiği, bir kısım tanıkların dinlendiği 19.01.2023 tarihli duruşmada sanıkla yan yana oturma taleplerinin hukuki gerekçe gösterilmeden reddedilmesi nedeniyle çapraz sorgu haklarını gereği gibi kullanmalarının fiilen engellendiği, aynı celsede sanıkla özel görüşme ve gizlilik hakkının ihlal edildiği, tanıklara haklarının usulüne uygun olarak anlatılmadığı, itirafçılara resen tanıklık yaptırılıp hukuka aykırı olarak yemin ettirildiği, kendilerinden tanık beyanlarına karşı diyeceklerinin sorulmadığı, buna ilişkin taleplerinin ise savcının mütalaasının alınmasından sonra karşılandığı, mahkeme huzurunda dinlenmeyen itirafçı ve tanıkların savcılık ifadelerinin kovuşturma aşamasında hukuki bir değerlerinin olmadığı, kovuşturmada dinlenmeyen ve savcılık ifadelerinin okunmasıyla yetinilen itirafçıların beyanlarının hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu, savcılık tarafından usulüne uygun olarak alınmayan ifadelerin hükme esas alınamayacağı, TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlıktan kaynaklanan itirafçılığın tanıklık niteliğinde olmadığı, itirafçılarla sanık arasında çok tipik bir yarar uyuşmazlığının bulunduğu, bu sebeple anlatımlarının harici teşvik ve tehditlerden etkilendiği, itirafçı beyanlarının kendi içinde ve birbirleriyle çelişkili ve tutarsız, kendilerini suç ve cezadan kurtarmaya ve başkalarını suçlamaya matuf beyanlar olduğu ve objektif delillerle desteklenmediği, sanık hakkında itirafçı beyanları dışında somut ve hukuki bir delilin mevcut olmadığı, itirafçı beyanlarının CMK'nın 148. maddesi kapsamında hukuka aykırı olduğu, talimatla ifadeleri alınan tanıkların beyanlarının hükme esas alındığı ancak talimat duruşmalarına ne kendisinin ne de sanığın katılımının sağlandığı, mahkeme huzurunda dinlenmeyen ve taraflarına çapraz sorgu hakkı tanınmadan alınan ifadelerin aleyhe delil kabul edilerek verilen kararın bozulması gerektiği, tanıklar ..., ... ve ...'nin sanığın HSYK seçimlerinde üye olmak üzere hiçbir dahli olmaksızın belirlendiğini açıkça anlattıkları, sanığın hiç kimsenin ya da grubun adayı olmadığı, hiçbir zaman Fethullah Gülen'le tanışıp görüşmediği ve konuşmadığı, bu durumun ifadelerle de sabit olduğu, sanığın gerekçeli kararda kabul edildiğinin aksine ...'nın evinde yapılan herhangi bir toplantıya katılmadığı ve "Hoca Efendiye danışılmış, 140'tan aşağısına razı olmayın" şeklinde bir cümleyi kesinlikle sarf etmediği, buna ilişkin itirafçı ifadelerinin hem kendi içinde hem birbirleriyle çelişkili olduğu, tanık ...'e yönelik husumet definde bulunmalarına karşın buna ilişkin itirazlarının karara bağlanmadığı, adı geçenin husumete dayalı olarak verdiği ve gerçek dışı olduğu belgelerle sabit olan ifadesinin hükme esas alındığı, tanık ...'in hukuka aykırı ve gerçek dışı fotoğraf teşhis tutanağının hükme esas alınamayacağı, tanık ...'ın belirlenen günden önce kendilerinin hazır bulunması sağlanmaksızın celse açılarak ve tek naip hâkim tarafından alınan ifadesinin ve daha önce emniyette alınmış olan beyanının usule aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı, sanığın HSYK seçimleri sürecinde hiçbir grubun adayı olmayıp herhangi bir grubun oyuyla da seçilmediği, HSYK Birinci Dairesinde görevlendirilmesinin oy birliğiyle gerçekleştiği ve 2011-2014 yılları arasında bu daire tarafından alınan kararların tamamına yakınının da oy birliğiyle alındığı, sanığın unvanlı atamalar ile özel yetkili mahkemelerde çalışacak yargı mensuplarının belirlenmesinde örgütün temsilcisi olup sözcülüğünü yaptığı iddiasının hiçbir delille desteklenmediği ve gerçeğe aykırı olduğu, bu iddiaya ilişkin olarak kararname taslaklarının HSYK'dan getirtilmesini talep ettikleri ancak getirtilen taslakların taleplerine rağmen kendilerine tebliğ edilmediği, sanığın evinde herhangi bir toplantı yapılmadığı, sanığın hiçbir örgütsel toplantıya katılmadığı, himmet vermediği, Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde belirleyici bir heyetin olduğundan haberdar dahi olmadığı, HSYK Genel Kurulunda Danıştaya 37 ve 38 bin sicilli üye seçilmemesi sonucunu doğuracak teklif gündeme geldiğinde sanığın söz olarak kanunda öngörülmeyen bir sınırlandırmanın ilke kararıyla alınamayacağını herkesin huzurunda ifade ettiği, neticede hukuka ve adalete uygun bir seçimin gerçekleştirildiği, bu seçimi bir terör örgütü faaliyeti gibi göstermeye çalışmanın açık bir hukuksuzluk olduğu, seçim sürecinde HSYK üyelerinin kendi aralarında yaptıkları görüşmelere örgüt faaliyeti süsü vermenin hukukta yerinin olmadığı, sanığın katıldığı HSYK toplantılarında iştirak ettiği kararlara hukuki ve ilmi görüşü doğrultusunda muhalefet şerhi yazdığı, bu konuyla ilgili suçlamanın Anayasa'nın 25 ve 26 ile AİHS'nin 10. maddelerine açıkça aykırı olduğu, bu iddianın hukuken geçerli bir dayanağının bulunmadığını ortaya koymak için sanığın muhalefet yazdığı tüm kararların getirtilmesine ilişkin taleplerine cevap verilmediği, sanığın 17 Aralık 2013 tarihli soruşturmanın ertesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının değiştirilmesine ilişkin konuyu bizzat gündeme getirmediği, yalnızca bu konu konuşulurken fikrini ifade ettiği, zira başsavcıların atanmasının ve görevden alınmasının sanığın da görev yaptığı Birinci Dairenin görevleri arasında bulunduğu, Adli Kolluk Yönetmeliğine ilişkin HSYK açıklamasından konu Genel Kurulun gündemine geldiğinde haberdar olduğu, neticede yasal bir zorunluluk olarak oyunu kullandığı, böyle bir süreçten örgüt faaliyeti çıkarmanın ve tartışmaların tamamen dışında olan sanığı suçlamaya çalışmanın hukuk dışı olduğu, Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinin hukuka, adalete ve HSYK ilke kararlarına uygun olarak yapıldığı, cemaat kontenjanından yüksek yargıya üye seçildiği değerlendirmesinin maddi gerçeklerle uyuşmadığı, Bylock indirme ve kullanmanın suç olduğuna ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığından bunu suç olarak değerlendirmenin de mümkün olmadığı, Bylock'un yasak delil olduğu, bu sebeple hukuka aykırı bu delilin yargılama dışı bırakılması gerektiği, kaldı ki sanığın kesinlikle Bylock yüklemediği ve kullanmadığı, Bylock'a ilişkin kayıtların soruşturmanın gizliliği gerekçesiyle kendilerine incelettirilmediği, buna ilişkin itirazlarına ve sahtecilik iddialarına rağmen doğruluğu sorgulanmamış ve denetime tabi tutulmamış Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının doğru kabul edilerek hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, tespit ve değerlendirme tutanağının dayanağı Bylock sunucusu olduğu iddia edilen dijital materyalin ve diğer ham verilerin veri bütünlüğünün şüpheli olduğu, orijinalliğinin korunup korunmadığı yönündeki itirazlarının incelenmediği ve sahtecilik iddialarının gereğinin mahkemece yerine getirilmediği, itirazları kararda karşılanmadan tek taraflı sunulan ve çelişkilerle dolu yorumların doğru kabul edilerek hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu, BTK verileriyle KOM verilerinin örtüşmediği, BTK tarafından gönderilen tablolarda uzman ve bağımsız bilirkişi incelemesinin yaptırılmadığı, sanığa ait olduğu iddia edilen her iki tutanakta da herhangi bir yazışmaya rastlanılmadığı, sanığın Bank Asya'da hesabının bulunmadığı, örgüt liderinin talimatlarından sanığın da eşinin de haberinin olmadığı, sanığın terör örgütü ile irtibatlandırılmasına gerekçe gösterilen eşinin Bank Asya'daki hesabına EFT yaptığı suçlamasının hukukta yerinin olmadığı, sanığın ve eşinin maaşlarından arta kalan tasarruflarını değerlendirmek amacıyla devlet güvencesi altındaki bir bankada hesap açmanın ve devletin teşvikiyle para yatırmanın suç olarak kabul edilemeyeceği, konusu suç teşkil etmeyen ve gerçeğe aykırı bahse konu iddiayı tümüyle reddettikleri, lehe olan hiçbir delilin değerlendirmeye alınmadığı ve kendilerine ulaştırılmadığı, gerekçelerini göstermelerine rağmen hiçbir bilirkişi incelemesi taleplerinin kabul edilmediği, şeklen bir yargılamanın yapıldığı, birleştirme taleplerine rağmen yargılamaları ayrı yürütülen eski HSYK ve Danıştay ve Yargıtay üyeleri hakkında verilen kararlarda sanığın suçlu olarak tespit edildiği, böylece savunma dahi alınmaksızın aynı mahkemece verilen başka kararlarda sanığın onlarca kez mahkûm edildiği, yargılamanın sanığın eylemlerinden dolayı değil, kanunsuz fişlemelerden dolayı yapıldığının açık olduğu, aynı delillerin farklı şahıslar için farklı yorumlandığı ve bu suretle objektif bir yargılama yapılmadığı, aralarındaki Bylock yazışmaları sanık aleyhine delil kabul edilen kişilerin tanık olarak dinlenmesine ilişkin taleplerinin reddedildiği, FETÖ'nün bir terör örgütü olduğuna ilişkin ilk kesinleşmiş yargı kararının Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından 26 Eylül 2017 tarihinde verilmesine karşın bu tarihten önceki yasaya uygun fiil ve hareketlerin hukuka aykırı olarak terör eylemi sayıldığı, FETÖ üyeliğine dair kriterlerin yasal bir düzenlemeye dayanmadığı ve hukuki belirlilik, kanunilik ve öngörülebilirlik niteliklerini taşımadığı, işlendiği zaman suç olmayan fiillerin yıllar sonra suç olarak kabul edilip yargılamaya konu edildikleri, bu durumun kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesine aykırı olduğu, soruşturma, kovuşturma ve tutukluluk sürelerinin adil yargılama ilkesini ihlal edecek kadar uzun sürdüğü, cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak uygulanmasının hukuka aykırı olduğu, kararda takdir hakkının hukuka aykırı olarak kullanıldığı, sanık hakkında ifade veren itirafçıların yargılamaları bitip haklarında verilecek karar kesinleşmeden hukuki niteliği tartışmalı ifadelere dayalı olarak hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğu, bağımsız, tarafsız, eşit, objektif ve hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmadığı, silahların eşitliği ilkesinin çiğnendiği, gerekçeli kararın otuz beş gün sonra kendilerine tebliğ edilmesine rağmen temyiz için sadece yedi günlük bir süre verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, savunmaların tamamının karara aktarılmadığı ve bazı önemli savunmaların görmezden gelindiği, kovuşturmada usulüne uygun olarak sundukları taleplerinin karara geçirilmediği ve bu taleplerinin neden değerlendirilmediğinin ya da reddedildiğinin gerekçeli karar yükümlülüğüne uygun olarak karşılanmadığı, kararda toptancı bir yaklaşımla genel değerlendirmelere yer verildiği ve sanığa yönelik kişiselleştirmeye girilmediği, sanığın kanunlara aykırı tek bir eyleminin belirtilmediği, mahkemenin değerlendirmesinin aksine Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi arasında bir iş bölümü ilişkisi olamayacağı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılamanın kanunen yok hükmünde olduğu, karara dayanak olan delillerin tümünün duruşmada tartışılmadığı, gerekçeli kararda hiçbir delile dayanmaksızın tamamen varsayıma dayalı çıkarımlarla sanığın uzun yıllardır örgüt içinde olduğunun belirtilmesinin gerçek dışı ve hukuksuz olduğu, itirafçı tanıklar ... ve .....'un ifadelerinin husumete dayalı olarak verildiğini delilleriyle ortaya koymalarına rağmen gerekçeli kararda bu itirazların karşılanmadığı ve adı geçenlerin ifadelerinin hükme esas alındığı, kararda yapılan pek çok değerlendirmenin dosya gerçekleri ile örtüşmediği, başka sanıklar hakkında verilen kararların ve bu kararlarda yapılan değerlendirmelerin ilgisiz ve hatalı olarak sanık hakkındaki karara aktarıldığı hususlarını beyan etmiştir. VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RESEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR: 1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİİ: a) Genel Olarak: Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır. Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir. Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür. Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür. Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir. Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde ağır cezalık suçüstü hâli ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de suçüstü hâlinin; "1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür. Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir. Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar suçüstü olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir. Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693.). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki işlenmekte olan suçu ifade etmektedir. b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli: Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir. Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir. c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri: Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir. Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi; "Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir. a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar, Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." Şeklindedir. "Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde; "...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi; "(1) Türk Ceza Kanununda yer alan; ... c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. ... (3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.", Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise; "(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez..." Şeklindedir. "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli; "Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır. Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak; a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır." biçimindedir. Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur. Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir. Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir. Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur. Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir. d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı: Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercii olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercii aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi). Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır. e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri: Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir. Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır. Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir. Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır. Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır. 2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla; "Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir. Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir. Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder. Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerine Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra; "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir. 2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan Yargıtay, dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir. Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 23.06.2021 tarih ve 31520 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 01.07.2021 tarihinde yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarih ve 196 sayılı kararının; I bendinin 2. ve 3. maddeleri; "...2) 28.01.2020 tarih ve 31022 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 23.01.2020 tarih, 2020/1 sayılı kararıyla 9. Ceza Dairesine bırakılan ve hâlihazırda dairede yargılaması devam eden ilk derece dosyalarına 9. Ceza Dairesinde bakılmasına devam edilmesine, 3) 28.01.2020 tarih ve 31022 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 23.01.2020 tarih, 2020/1 sayılı kararıyla ilk derece yargılama görevi 9. Ceza Dairesine verilen “Yargıtay 16. Ceza Dairesinin görev alanına giren ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılması gereken işler”e 01.07.2021 tarihi itibariyle 16. Ceza Dairesi tarafından bakılmasına, NOT: Daha önce 9. Ceza Dairesince ilk derece yargılaması olarak bakılmış dosyalardan kanun yolu incelemesinden dönenlere de 16. Ceza Dairesi tarafından bakılacaktır." İ bendi; "İ) 3713 sayılı Kanunun 4. maddesinde sayılan ve terör amacı ile işlenen suçlara ilişkin işlerin temyiz incelemesi ve ilk derece yargılamalarının suç tiplerine göre ilgili Dairelerince yapılmasına," II/1-a maddesi; "Yargıtay 16. Ceza Dairesi numarasının Yargıtay 3. Ceza Dairesi olarak değiştirilmesine" şeklinde düzenlenmiştir. Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde, bozma sonrası yargılamanın da Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri: Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin Danıştay Meslek Mensuplarını ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir. 2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi; "1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır. 2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür. 3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur. 4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir. 5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." , Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi; "76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.", Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi; "...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır. 2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir." Şeklinde düzenlenmiştir. "Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri: Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır. Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir. 6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi; "(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır. (2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir. (3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir. (4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur. (5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir. (6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir. (7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya; a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine, b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine, kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir. (9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır..." Biçiminde son hâlini almıştır. Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir. ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri: Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir. 2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ: Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları; a) Genel Olarak: Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir. Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur. Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir. Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır. Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması tehlike tehlikesinin cezalandırılması şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348). b) Örgüt kurma: Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir. Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için amacı gerçekleştirmeye yeterli üyenin, hiyerarşik örgüt yapısının, şiddete dayanan eylem programının varlığını aramak gerekir. Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir. c) Örgüt yönetme: Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir. d) Örgüt üyeliği: Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında; Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için; Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır. Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır. Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır. e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir. Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi). İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir. TCK'nın 30/1. maddesinde suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır. Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir. Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için mahrem alan şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde hizmet hareketi adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir. 3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI: a) Genel olarak: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; Altın Nesil adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek üzerine kuruludur. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır. Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri: Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği, Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır. c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü: Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere; 15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi: Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; Yurtta Sulh Konseyi üyesi olan, sıkıyönetim komutanı olarak görevlendirilen, sıkıyönetim mahkemelerine ve kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanının emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı). 4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir. ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır. ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı; 2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un Soruşturma ve kovuşturma işlemleri başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen arama ve el koyma koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki bilgisayar kütükleri ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da uygulanmasının dayanağı budur. 10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle şüphelinin kullandığı ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu elektronik veridir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir. Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana sunucusunun, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana sunucudaki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır. B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ: B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması: Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre; a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma: Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir. Mahrem hizmetlerde, Fetullah Gülen veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş örgüt mensupları kullanılmaktadır. Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir. Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün silahlı kanadını oluşturmuştur. 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir. Örgüt dilinde mahrem yerler: -TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları), -Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri), -Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK), -MİT, -Mülkiye (valiler/kaymakamlar), -Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK), İfade eder. Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır. Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür. Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır. b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi: Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, Talebe İmamları tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır. Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan Özel Evlere yerleştirilmektedir. Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır. Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır. Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir. Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır. 1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan Talebe İmamı tarafından takibi sağlanmıştır. Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir. 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu tespit edilmiştir. c) Kadrolaşma Süreci: Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir. Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah Gülen tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir. Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur. 15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının Mahrem Hizmetler olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir. Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir. Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür: -Birinci evre; Işık evi, -İkinci evre; Hususi/özel ev, -Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci, -Dördüncü evre; Birim yapılanması, Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir. Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır. Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir: "Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela .... Bey yok, (X) yok, mesela ....bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. Mehmet Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor." Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları keyfiyet odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı iş/meslek konularının görüşülmesi kısmıdır. Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında; -Pırlantalar olarak adlandırılan Fetullah Gülen'in kitaplarını okuma, -Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme, -Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, Çağlayan Dergisi vb. yazılarını okuma/izleme, -Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması, Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır. Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde ideolojik örgüt eğitiminin verilmeye devam ettiği görülmektedir. Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında; -Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (Fetullah Gülen'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi) -Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (Fetullah Gülen'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç) -Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi, -Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi, -Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi, -Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması, -Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması, -Birlik ruhunun sağlanması, -Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması, -Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi, -Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi, Şeklinde olduğu görülmektedir. Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar dini faaliyet, dini sohbet kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır. Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir. Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar Ümit pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir. Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır. d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri: Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir. Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir. Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin; -Yüz yüze/buluşma, -Canlı kurye, -Kriptolu IP hattı, -Not ile haberleşme, -Basın yayın üzerinden talimat verme, -Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.), -Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama), -İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.), Olduğu anlaşılmaktadır. Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır. Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir. En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.) Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır. İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır. Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir. Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir. Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak KOD İSİM kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında hizmet, şakirt, Gülen, cemaat gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir. Her ne kadar iletişimde esas olan usul randevulaşma sistemi olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefon hatlar olduğu tespit edilmiştir. Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise; -Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir) -Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir) -Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock serverlarının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı) -Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı, Düşüncelerine dayanmaktadır. e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü sohbet olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde; -Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra), -Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde), -Tek arama, Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır. Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir. Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Mahrem Yapısı içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin; -On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10'a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10'a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur. -Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 ..... numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345.... olarak kaydedilir. -Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 ... numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 .....olarak kaydedilir. -Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir. -Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 ....numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 .... olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 ..... telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir. -Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir. -99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99'a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX .... 45 67 numarasının 5XX 123 ... şeklinde yazılması, 100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX ...45 67 numarasının 5XX .... 33 şeklinde yazılması, -Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX...45 67 numarasının 5XX .... 76 54 şeklinde yazılması, Şeklinde olduğu saptanmıştır. Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da sıklıkla gözlemlenmiştir. Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden; "Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği" Anlaşılmıştır. Sonuç olarak; Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda birebir sorumluluk esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10", "100" veya "99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı, Belirlenmekle; Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır. B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği: a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat: Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi: Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı (1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Özel hayatın gizliliği ve korunması Özel hayatın gizliliği Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar. ... Haberleşme hürriyeti Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir. Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre; İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.) ... (3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. ... (6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir. ... (8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan; ... 15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302), 16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316), 17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları, Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. (2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. ... (4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür. Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: (a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. .. Delillerin Takdir Yetkisi Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: ... (b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır: ... (i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması. Şeklinde düzenlenmiştir. b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği: Çağımızda hukukun değişmez niteliği; evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez oluşudur. Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir. İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın "Delillerin takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada delil yasakları olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir. Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır. (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, & 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, & 700). Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır. Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir. c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği: Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır. Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde "Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı"na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır. (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286) Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir. (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99). AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir. (Saadet Yüksel, a.g.e, s. 103). Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir. (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, & 59). Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, & 177). Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir. d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme: ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği iletişimin tespiti (HTS) kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin demokratik bir ülkede gereklilik ve orantılılık ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının iletişim özgürlüğü hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır. İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle iletişimin tespiti, Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen orantılılık ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti. Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının araştırmalara başlama kararı ile gerçekleşen başlangıç soruşturmasıdır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için şüpheli de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair basit şüphe oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir. Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının sohbet olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir. Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu delillerin teyidi açısından; Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen; Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi, Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları, Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması, Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları, Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması, Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası, Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması, Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi, Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları, Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması, Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması, -Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının "0" saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi, -Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi, -Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri, -Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması, Gerekmektedir. Bu kapsamda; Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur. C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının sohbet olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir. Bu kapsamda; Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi, Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması, Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti, Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması, Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması, Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti, Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi, Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması, Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi, Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi, Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi, Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, Gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir. D) TANIKLIK: a) Genel Olarak: Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir. Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı) Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın tanık beyanı veya sanık beyanı olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır. b) Çağrı ve dinleme: Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi). Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi). Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi). Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi). Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi). Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır. CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir. c) Gizli tanıklık: Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir. Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır. CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir. Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir. Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir. Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz. Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır. AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67). Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992). d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı: Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır. Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir. CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir." şeklinde hükümler içermektedir. Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır. Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi; "(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir: a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar. b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar. c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır. Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır. Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir. 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kanuna aykırı bir vaat niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır. Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir. Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi). Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi). Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir. E) BANK ASYA: Bank Asya, ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde Asya Finans Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise Asya Finans Kurumu A.Ş. olan ünvanı Asya Katılım Bankası A.Ş. olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL'si A grubu, 540.000 TL'si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank Asya'nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir. Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013-Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri Fettullah Gülen tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank Asya'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü...z'dan Yönetim Kurulu Başkanı .... ve Yönetim Kurulu Üyeleri ..., ..., ..., ...,... ve ...'e 06.01.2014'de iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı ....'in ...'a gönderdiği "Affınıza mahçuben" konulu elektronik posta mesajının içeriğinde "....Bizim iklimimizden bir ağabeyim .... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız..." ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likitide sağladıkları anlaşılmaktadır. İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir. Bank Asya'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir. Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası 2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287 2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176 2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454 2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758 2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398 2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025 2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911 2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719 2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985 2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427 2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043 2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638 2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778 2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827 2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776 2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864 2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778 2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721 Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bankasya'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir. VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ: Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartışılıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütüne üye olma suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir. Sanık savunmalarında her ne kadar suçlamaları kabul etmemiş ise de dosya kapsamındaki tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; 1994 yılında hâkim adayı olarak mesleğe başlayan ve Danıştay tetkik hâkimi olarak görev yaparken 2010 yılında yapılan HSYK üyelik seçimleri neticesinde HSYK Birinci ve İkinci Daire Üyeliği ile 2014 yılında tekrar seçildiği Kurulda Üçüncü Daire üyeliği görevlerinde bulunan sanığın, staj döneminde örgütsel nitelikteki sohbet toplantılarına katılarak ortaya koyduğu irtibatını hâkimlik görevi sırasında da sürdürdüğü, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alan mahrem kişilerden olup örgüt tarafından sahiplenilmek suretiyle HSYK üyeliğine seçildiği, üyelik süresince eski HSYK Genel Sekreteri .... tarafından organize edilen ve örgüt mensubu olduğu belirtilen HSYK üyelerinin katıldığı örgütsel mahiyetteki toplantılara iştirak ettiği, 24.02.2011'de gerçekleştirilen Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinden önce örgüt mensuplarının yargı teşkilatında kadrolaşması kapsamında HSYK Genel Sekreteri ... ile HSYK Üyesi ...'nin evlerinde düzenlenen ve örgüt mensubu olduğu belirtilen HSYK üyelerinin bulunduğu gayriresmî toplantılara katılarak bu toplantılar neticesinde belirlenen ve büyük çoğunluğu örgüt mensubu hâkim ve savcılardan oluşan listenin kabul görmesini sağlamak üzere hareket ettiği, HSYK Genel Sekreteri ...'nın evinde gerçekleştirilen toplantıda Yargıtaya üye seçilmesi için uygun görülenlerin sayısının 80 civarında çıktığı anlaşılınca "Hocaefendiye danışılmış, 140'tan aşağısı kabul edilmeyecek" diyerek örgüt liderinin Yargıtay üyesi seçimleri hususundaki talimatı doğrultusunda hareket edeceklerini bildirerek bahse konu talimatın yerine getirilmesini sağlamaya çalıştığı, aynı toplantıda 37 ve 38 bin sicilli hâkimlerin Danıştaya üye seçilmeleri hususunda ısrarcı olduğu, itirazların görüşülmesi için HSYK Üyesi ...'ın evinde yapılması planlanan görüşmeye adı geçenin konunun tartışmaya kapalı olduğu şeklindeki beyanından anlaşıldığı üzere örgütsel tavır ve saikle katılmayarak ısrarını sürdürdüğü, örgütün yargı eliyle gerçekleştirdiği operasyonları resmî görevinin mahiyeti itibarıyla yakından görmesine ve bu operasyonların amacına vâkıf olmasına rağmen HSYK'da görev yaptığı dönemde alınan kararlarda örgüt mensubu hâkim ve savcıları koruma amacıyla lehlerine olacak şekilde diğer örgüt mensubu üyelerle birlikte hareket ederek örgütsel tavırla faaliyet gösterdiği, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından örgüt üyelerinin gizli haberleşmesini sağlamak amacıyla oluşturulan Bylock programını kullandığı, başka dosya sanıklarının Bylock mesajlarında örgütsel amaçla sanıktan bahsedildiği, örgüt liderinin talimat tarihleriyle uyumlu olacak şekilde VakıfBank'ta bulunan hesabından eşinin Bank Asya'da bulunan hesabına gönderdiği tutarlar üzerinden adı geçen bankada katılım hesapları açıldığı belirlenmiş olmakla silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında HSYK üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin dosya kapsamındaki delillere uygun kabulde isabetsizlik görülmemiştir. Sanığın HSYK üyeliği döneminde gerçekleştirdiği bazı işlemler ve kullandığı oylardan dolayı suçlanması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin görevli olduğuna dair vaki itiraz, işbu temyiz incelemesine konu davanın söz konusu işlem ve oylar sebebiyle görevi kötüye kullanma veya ihmal gibi göreve müteallik suçlardan açılmamış olması ve ayrıca örgüt yöneticisi/üyesi olma suçlarının görev suçu kapsamında kabul edilmesi imkânının bulunmaması karşısında yerinde görülmemiştir. Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla mahrem alan yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu ve amaçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanmamasına ilişkin kabul kanuna aykırı görülmemiştir. Bu itibarla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri ile sanık ve müdafiinin temyiz itirazları doğrultusunda incelenmesi sonucunda, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanığın örgütte kaldığı süre ve bu süre içerisindeki örgütsel eylemlerinin çeşitliliği itibarıyla suç kastının yoğun olması, örgütün mahrem yapılanmasında ve bu yapılanmanın da HSYK gibi örgüt tarafından büyük önem taşıyan Anayasal bir kurum içerisindeki örgütlenmesinde yer alması, bu örgütlenme içerisinde tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlandığı şekilde örgütsel saikle hareket etmesi, gerçekleştirdiği eylemlerin vahameti ile işlediği suçla meydana gelen tehlikenin ağırlığı birlikte değerlendirildiğinde temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu ve TCK'nın 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesine aykırılık oluşturmadığı, yine TCK'nın 62. maddesi uyarınca cezanın indirilmesi esnasında belirlenen takdiri indirim oranının yerinde olduğu anlaşılan Özel Daire kararı isabetli bulunmuştur. Dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; aleyhe temyiz bulunmayan hükmün, temel cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak tayin edilmesi gerektiği düşüncesiyle eleştirilerek onanması yönünde oy kullanmışlardır. Açıklanan nedenlerle; 1) Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07.03.2023 tarihli ve 28-5 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA, 2) Dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/15273 E., 2022/4226 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı yasanın 37-39.maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran:
3. Ceza Dairesi         2021/15273 E.  ,  2022/4226 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ceza Dairesi İlk Derece Mahkemesi : İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2019 tarih ve 2018/14 - 2019/152 sayılı kararı Suç : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, cebir şiddet ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, kasten yaralama, kasten öldürmeye azmettirme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, nitelikli tehdit, mala zarar verme ve kamu malına zarar verme Hüküm : 1- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 2)- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 3)- a)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün 5237 sayılı TCK'nın 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 39/1, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar b)İlk Derece Mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 4)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından 5237 sayılı TCK'nun 30/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/3-d maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 5)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçları ile silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 6)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile haklarında hata hükümleri uygulanan ..., ..., ... ve ... hakkında kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek suçundan ayrı ayrı ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 7)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında üzerlerine atılı kasten yaralama suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 8)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli tehdit suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 9)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 10)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında tehdit suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 11)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 12)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62/1, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 10 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 13)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 14)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 116/4, 119/1-a-c, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 5 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 15)İlk Derece Mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 116/4, 119/1-a-c, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 6 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 16)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 223/3, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 9 yıl hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 17)İlk derece mahkemesince sanık ...'un 5237 sayılı TCK'nın 86/1-3-e, 87/3, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 18))İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 19)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 20)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince (iki kez) 14 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 21)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 38/1, 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 22)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 23)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 24)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 10 yıl 10 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 25)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 26)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 27)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 28)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 62, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 11 yıl 8 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 29)İlk derece mahkemesince sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 35/2, 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince ağırlaştırılmış 14 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 30)İlk derece mahkemesince sanıklar ... ve ...'nın 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 22 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 31)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 109/2,3-a-b, 43, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 5237 sayılı TCK'nın 58/9, 53, 63 maddeleri gereğince 18 yıl 9 ay, sanık ...'nin 5237 sayılı TCK'nın 62. maddesi uygulanmayarak 22 yıl 6 ay hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 32)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın mala zarar verme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraati kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 33)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatleri kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 34)İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatleri kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 35)İlk derece mahkemesince sanık ...'ın hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek suçlarından açılmış bir dava bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 36)İlk Derece Mahkemesince sanık ...'ın kasten yaralama suçundan açılmış bir dava bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar 37)Maktul ... mirasçıları istinaf başvurusu vekilinin üzerine maktul ...'in öldürülmesi nedeni ile temyiz incelemesinde olan Ankara 17.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/109 esas sayılı yargılamasında ... ... hakkında hüküm kurulduğundan maktul mirasçıları vekilinin maktul ...'in öldürülmesi olayı nedeni ile yapmış olduğu istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar 38)... vekilinin atılı suçlardan kurumun doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma hakkı bulunmadığından ... vekilinin istinaf talebinin CMK'nın 279/1-b maddesi gereğince reddine dair karar 39)Katılan T.C. Cumhurbaşkanı ve T.C ... vekillerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ... vekilinin Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Maliye Hazinesi vekilinin kamu malına zarar verme suçu dışındaki diğer suçlardan verilen hükümlere yönelik istinaf başvurularının, sanıkların üzerine atılı ve yukarıda sayılan suçlar dışındaki diğer suçların niteliği itibariyle, suçtan doğrudan zarar görmeyip davaya katılma ve istinaf hakkı bulunmadığından katılanlar vekillerinin istinaf taleplerinin CMK'nın 279/1-b maddesi gereğince reddine dair karar Temyiz edenler : T.C. Cumhurbaşkanı, T.C. ..., TBMM vekili, ... vekili, Maliye Hazinesi vekili, ... Hava Yolları A.O. vekili, BAM Cumhuriyet savcısı, katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ... ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Savcı, ..., ..., ..., ...,... müdafileri, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve sanıklar müdafileri Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararların niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: I- A) T.C. Cumhurbaşkanı ve T.C ... vekillerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları, TBMM Vekilinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Maliye Hazinesi vekilinin kamu malına zarar verme suçları dışındaki diğer suçlardan verilen hükümler, ... vekilinin sanıklara atılı tüm suçlara ilişkin kurulan hükümler, katılma talepleri ilk derece mahkemesince reddedilen bir kısım katılanlar ile katılma talepleri değerlendirilmeyen Fatih Karaca ve ... vekillerinin ayrıca bir kısım katılan ve müştekiler ile bunların müdafiilerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, nitelikli olarak iş yeri dokunulmazlığını ihlal etme, hava ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, kamu malına zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurularının reddine dair bölge adliye mahkemesi kararına yönelen temyiz taleplerinin incelenmesinde; Atılı suçlarının nitelikleri itibarıyla suçtan doğrudan zarar görmemeleri nedeniyle davaya katılmalarına imkanlarının bulunmadığı gerekçesine dayanan Bölge Adliye Mahkemesinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca verdiği istinaf başvurularının reddine dair kararlar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE, B) 1. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 2. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 3.Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 4. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, 5. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kamu kurumu faaliyetini cebir veya tehdit kullanarak engellemek, 6. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın kasten yaralama, 7. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın üzerlerine atılı nitelikli tehdit, 8. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin mala zarar verme ve kamu malına zarar verme, 9. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün nitelikli tehdit, 10. Sanıklar ..., ..., ... ve ...'ün üzerlerine atılı mala zarar verme suçlarından, İlk derece mahkemesinin atılı suçlarla ilgili olarak verdiği ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının, anılan suçların 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesinin üçüncü fıkrasında tahdidi olarak sayılan suçlardan bulunmamasına nazaran CMK'nın 286/2-h maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğundan, C) Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının; 1. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından, 2. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 3. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 4. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmak ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 5. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçlarından, 6. ... hakkında nitelikli tehdit suçundan, CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA DAİR hükümleri ile, 7. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütü üyesi olma ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarından, Beraatlerine dair hükümlere yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair kararlara ilişkin temyiz taleplerinin incelenmesinde, İstinaf mahkemelerinin sisteme dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sayılı yasa CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda mülga 1412 sayılı CMUK'tan (madde 305) da farklı şekilde, resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda, tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 923, Centel-... Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 826, C.Şahin-N.Göktürk Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 278) olmasına, anılan kanunun 289. maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının “sınırlı inceleme ilkesinin” bir istisnasını teşkil etmesine (F.Yenisey-A.Nuhoğlu, age sh. 905), şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru no: 26986/03, 15.01.2007 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesinin bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağının (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru no: 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının bölge adliye mahkemesi kararını yasal süresi içinde ancak “... söz konusu ilk derece mahkemesi hükmü ile ilgili "İstinaf Başvurularının Esastan Reddine" ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi kararının isabetli olmadığı” şeklinde genel ifadeler ile ve sebep bildirilmeksizin temyiz ettiği anlaşılmakla, CMK 298. maddesi uyarınca temyiz talebinin REDDİNE, II) Diğer temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, bölge adliye mahkemesince haklarında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilen ... ve ... yönünden hükümlerin niteliğine göre şartları bulunmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca REDDİNE, Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, tanık beyanları ve gerekçe içeriğine göre dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek yapılan incelemede; Genel olarak Anayasayı ihlal suçu ve somut darbe teşebbüsü: Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 Esas 2019/1953 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Somut olayın, devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek amacıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca, işgal ettikleri kamu görevinin verdiği yetkiye istinaden tasarruf etme imkanını haiz bulundukları devlete ait silah ve mühimmatı kullanarak gerçekleştirilen bir silahlı darbe teşebbüsü olduğunda ve bu kalkışmaya iştirak edenlerin eylemlerinin, 5237 sayılı TCK'nın 309, 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağında kuşku yoktur. Ancak aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun (TCK'nın 309. md.) tüm unsurlarıyla gerçekleştiği somut olayda sanıkların ayrıca, ... Ceza Kanununun 311. ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlar ile aralarındaki geçitli/müterakki suç ilişkisi nedeniyle anılan kanunun 314/2. maddesinde yer alan silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları imkanı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren-azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan, dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B maddesinde de TCK’nın 220/5. maddesine paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğu: Ayrıntılarına Dairenin 09.12.2019 tarih ve 2019/6765-2019/8453 karar sayılı kararında yer verildiği üzere: 5237 sayılı TCK'nın benimsediği suç teorisine göre: tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması halinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her fiil haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak, failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkan ve yeteneği varken, hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi halidir. İnsan özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle, haklı olan bir davranışla haksızlık arasında bir tercih yapma veya haklı olan davranış lehine karar verme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzenin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğini haizdir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışları ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan bir davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Şu halde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa, suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, ... Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450) 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1. m.), meşru savunma (TCK 25/1. m.), hakkın kullanılması (TCK 26/1. m.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2. m.)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de, Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından “askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum” olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra sureti ile işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, Askeri Ceza Hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler, hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim 211 sayılı ... Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 14. maddesine göre: “Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.” İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasamız, “kanunsuz emir” kenar başlığını taşıyan 137. maddede, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra “Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır” dediği gibi, AsCK da amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere, şöyle bir hüküm sevketmiştir: “Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde madunada faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise” Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeye yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanununa göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (m. 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (m. 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması halinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibari ile hiç bir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast kendisinden verilen emrin bir suç işlemek maksadı ile verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse kendisi de amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir, zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir.(AsCK 41, f. 2 ve 3)(Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku Syf 176 vd.) Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK 30/1), suçun nitelikli hallerinde (TCK 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK 30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK 27/1) (Dairenin 24/4/2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı) TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yaralanmak için kaçınılmaz olması gereklidir. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) olduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK m. 30/4) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeni ile kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaati ile hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda, failin haksızlık bilinci ile hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda, uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı halinde, kusuru tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez(TCK m. 30/4; CMK m. 223/3-d) (Neslihan Göktürk Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi sh.125 vd.) Failin, gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi hali haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir.(Koca-Üzülmez, age s.344) Failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgili olması hasebiyle hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirme ile failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında genel olarak 15 Temmuz 2016 günü meydana gelen kalkışma olayı değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, ... Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. 15 Temmuz 2016 günü işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai (ya da garantör olunan hallerde ihmali) harekette bulunarak bu suça iştirakin her halinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. Genel olarak: 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin cebren değiştirilmesi amacıyla, ... Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personelin katılımıyla gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde üstleri tarafından kullanılan erlerin de bulunduğu bir vakıa olmasına ve suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı yasanın 37-39.maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran: a- Sıfat, konum ve rütbeleri ne olursa olsun; Örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları tespit edildiğinde TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail", b-Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım eden olarak sorumlu tutulmaları, c-Anılan kalkışma Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edildiğinden, ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalı, -Hatanın kaçınılamaz olup olmadığı tespit edilirken, olağan dönemlerde de aranan,failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterlerin, siyasi tarihi itibariyle darbe geleneğinin demokrasi kültüründen daha baskın olduğu ülkede suç tarihi itibariyle yaşanan kalkışmanın olağanüstü şartları nazara alınarak değerlendirilmesi, mevcut irade ve bilgisini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendisinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanıp kullanmadığı ex ante bir değerlendirme ile belirlenmeli, -Bu değerlendirmeler yapılırken, askeri hiyerarşinin en altında yer alan erler ile rütbeli personelin “ast” kavramına bağlanan hukuki sonuçlar bakımından aynı değerlendirmelere tabi tutulamayacağı da gözetilmelidir. Bölge adliye ve ilk derece mahkemelerince Meydana Gelen/Sübutu kabul edilen olayların özeti: 1. BÖLÜM: DARBE TEŞEBBÜSÜ ÖNCESİNDE ANKARA ve İSTANBUL İLLERİNDE YAPILAN TOPLANTI VE HAZIRLIKLAR: Genelkurmay Karargâhı ve Kuvvet Komutanlıkları ile önemli ve stratejik konuma haiz Askeri Birliklerin Ankara ve İstanbul'da konuşlu olması nedeniyle, ülke çapında meydana gelen darbe teşebbüsünde, bu teşebbüse yönelik faaliyetlerin ağırlıklı olarak İstanbul ve Ankara illerinde yoğunlaştığı, en çok can kaybı ve maddi zararın da bu illerde ortaya çıktığı, Kendisini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak adlandıran illegal oluşumun İstanbul ve Ankara illerindeki planlamalara önem ve öncelik verdikleri, 15.07.2016 tarihi öncesinde Ankara ilinde örgüte (FETÖ / PDY) müzahir şüpheli/sanıkların evlerinde bir takım toplantılar gerçekleştirildiği, bu toplantılarda darbe teşebbüsüne yönelik faaliyetlerin planlamalarının yapıldığı, Ankara ilinde bulunan 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına Tabur Komutanı olarak atanan ve ancak henüz fiilen görevine başlamayan Yarbay ...'ın beyanına göre 11.07.2016 günü sabah saatlerinde 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında Tabur Komutanı olarak görev yapan Kurmay Yarbay ...’nin, devresi olan ...’ı telefonla arayarak katılış işlemlerini erken gerçekleştirmesi gerektiğini söylediği ve konuyu görüşmek üzere ...’ı acilen Ankara iline çağırdığı, ...’ın ...’nin çağrısına uyarak aynı gün akşam saat: 18.00-19.00 sıralarında Ankara iline gittiği, burada AŞTİ otogarında ... tarafından karşılandığı, ikilinin araçla Ankara Merkez Orduevine gittikleri ve orada bulunan Yarbay ...'i de araçlarına alarak ...” adresindeki bir konuta gittikleri, bu konutun örgüt mensubu olup halen firarda bulunan ... ve eşi ...’in oturdukları konut olduğu, (Olaydan sonra bu evde yapılan aramada terör örgütünün finans kuruluşu olan Bank ...'ya ait -8- adet hesap belgesi bulunmuştur. ... hakkında yapılan araştırma sonucunda adı geçenin bylock kullanıcısı olduğu, 24.12.2014 tarihi itibarı ile kendisi ve eşi adıncı Bank ... nezdinde açılan hesaplara yüklü miktarda para yatırdığı anlaşılmıştır.) Adresi belirtilen konutta Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığında görev yapan ancak darbe girişimi gecesi 28'nci Mekanize Piyade Tugay komutanı olarak görevlendirilen Tuğgeneral ... ..., Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Kurmay Albay ... ..., Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdari Akademisinde müdavim olan Kurmay Albay ..., 28. Mekanize Piyade Tugayı Komutanlığında Kurmay Başkanı olan Kurmay Yarbay ... ve aynı yerde tabur komutanlarından olan Kurmay Yarbay ...'nın bulunduğu, saat: 00.30 sıralarında Kurmay Yarbay ...’ın da eve gelerek toplantıya dâhil olduğu, Toplantıya katılan personelin çoğunun Harekât ve İstihbarat Ana Bilim Dalında Harekât derslerine giren öğretim elemanı olarak, dış konferansçı olarak gelmelerinden dolayı ... tarafından tanındıkları, yine bir kısmının ... Silahlı Kuvvetlerinde herkes tarafından tanınan - bilinen personel olup kritik görev yerlerinde çalıştıkları, toplantı sırasında Kurmay Albaylar ... ve ... ... tarafından ... Silahlı Kuvvetlerinin topyekûn bir şekilde yönetime el koyacağı, sıkıyönetim ilan edileceği, faaliyetin de bilinmesi gereken prensibine göre gizlilik içerisinde yürütüleceğinin deklare edildiği, faaliyette Ankara ile İstanbul arasında irtibat ve koordinasyon timine ihtiyaç duyulduğu, İstanbul’daki gelişmelerin Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezine ve Kara Kuvvetleri Harekât Merkezine aktarılması gerektiğinin ifade edildiği, ...’ın bu işle görevlendirildiği, Toplantıda, Ankara Şehir Haritası üzerinden faaliyetin detaylı planlanmasının müteakip günlerde Tuğgeneral ... ... ve Tugay personeli tarafından birlikte gerçekleştirileceğinin ifade edildiği, Ankara ile ilgili şehir haritasının ikiye bölünerek yarısından Etimesgut’daki zırhlı birliklerin, diğer yarısından ise 28'nci Mekanize Piyade Tugayının sorumluluğunda olacağının belirtildiği, takip eden gece saat: 03.30 sıralarında toplantının sona erdiği, toplantı esnasında hiç kimsenin alınan karalara itiraz etmediği, ...’ın toplantı hitamında aynı konutta konakladığı, • Ertesi gün öğle saatlerinde Kurmay Albay ...’ün hemen çıkmaları gerektiğini söyleyerek ...’ı uyandırdığı, kendi arabasıyla darbe girişiminin İstanbul planlamasını koordine eden şahıslardan olan Kara Kuvvetleri kurumsal gelişim projelerinin hazırlandığı Şube Müdürü Kurmay Albay ... ile bulaşacakları yere götürdüğü, ... tarafından söz konusu yerin sonradan teşhis edilemediği, bu yerde Kurmay Albaylar ..., ... ve Cizre ilçesi Garnizon Komutanı Kurmay Albay ... ... ile buluştukları, buluşmanın akabinde ...’ın bu şahısların buluşma noktasına geldiği araca bindiği, şahısların hep birlikte ... ...’in kullandığı değerlendirilen eve geçtikleri, eve bilahare ... ile aynı birlikte görev yapan ... ...’nun da geldiği, buluşmayla birlikte yapılan ve gece yarısına kadar süren toplantıda, ...'nin şahıslara İstanbul iliyle ilgili planlamayı genel olarak anlattığı, bu kapsamda darbe girişimi sırasında kontrol altına alınacak noktalardan Anadolu Yakasında olanların 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23'ncü Motorlu Piyade Alayı, Tuzla Piyade Okulu ve Kuleli Askeri Lisesi Komutanlıkları, Avrupa Yakasında olanların ise 66'ncı Mekanize Piyade Tugayı, 6'ncı ve 47'nci Motorlu Piyade Alay Komutanlıkları tarafından kontrol edilmesine karar verildiği, anlatım sırasında şahısların önlerinde bulunan İstanbul şehir haritasında Hava Harp Okulu tarafından kontrol edilecek noktalar hariç, tüm noktaların fosforlu kalemle işaretli olduğu, işaretli olan bu noktaların; Anadolu yakasında; Sabiha Gökçen Havalimanı, köprülerin Anadolu ayakları, ... Telekom genel merkezi, Tem ve E-5 bağlantı yollarındaki birkaç nokta, Üsküdar Çevik Kuvvet Müdürlüğü, Avrupa yakasında; Atatürk Havalimanı, Bayrampaşa Çevik Kuvvet Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü olduğu, • Kalkışma öncesinde bu noktaların stratejik ve kritik noktalar olarak belirlendiği, kalkışma esnasında bu noktaların hâkimiyeti sağlamak için mutlaka kontrol altına alınması gerektiğinin kararlaştırıldığı, toplantıda ...’nin, 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23'ncü Motorlu Piyade Alay Komutanlığı, Tuzla Piyade Okul Komutanlığı, Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığı, 66'ncı Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, 6'ncı ve 47'nci Motorlu Piyade Alay Komutanlıkları tarafından kontrol edilecek noktalar ve bölgeler haricindeki diğer bölgelerin ise, Hava Harp Okulu Komutanlığına bağlı unsurları tarafından kontrol edileceğinin kararlaştırıldığı, ...'nin ayrıca, planlamayla ilgili olarak 2'nci Zırhlı TugayKomutanlığı ve 66'ncı Mekanize Piyade Tugayı Tugay komutanlığına bağlı birliklerde 23, 6ve 47'nci Alay Komutanlıkları, Piyade Okul Komutanlığı ve Kuleli Askeri Lisesi) tıpkı Mamak 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında olduğu gibi çalışmalar yapıldığını söylediği, ..., ... ve ... ...’na darbe girişimi esnasında İstanbul’da bulunarak Ankara’daki Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi ve Kara Kuvvetleri Harekât Merkezi arasındaki koordineyi sağlama görevini bildirdiği, ... ...’na ayrıca personel arasında irtibat ve koordinasyonu sağlayacak bir Whatsapp grubu kurması, faaliyetin başlamasıyla birlikte grubu aktive etmesi talimatını verdiği (darbe girişiminin başlamasıyla birlikte adı geçen şahıs tarafından "Yurtta Sulh Biziz" isimli Whatsapp grubu kurulmuştur), son olarak kalkışma esnasında bazı kişilerin enterne edileceğinin söylendiği, l'nci Ordu Komutanı ... Dündar ve Harp Akademileri Komutanı Tahir Bekiroğlu başta olmak üzere enterne edilecek personel bilgileri ile İstanbul ile ilgili irtibat kurulacak tüm personel bilgileri ve iletişim numaralarının ...'nin ajandasından ... ...’nun defterine aktarıldığı, bilgilerin aktarılmasını takiben toplantının sona erdiği, ..., ... ve ... ...’nun 13.07.2016 tarihinde İstanbul'a geldikleri anlaşılmaktadır. Ankara ilinde gerçekleştirilen toplantılar sonucunda ..., ... ve ... ...’nun İstanbul ilinde yapılması gereken hazırlıkları organize etmekle görevlendirildikleri ve 13.07.2016 tarihinde bu amaçla İstanbul iline geldikleri, darbe kalkışmasına yönelik olarak İstanbul ilinde bazı toplantılar gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. a) 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında (Maltepe) Yapılan Toplantı ve Hazırlıklar: Darbe teşebbüsüne yönelik faaliyetler kapsamında 2. Zırhlı Tugay Komutanlığına büyük önem atfedildiği, zira 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan planlamalar doğrultusunda çok sayıda personelin zırhlı araç, tank, GZPT ve diğer askeri araçlarla FSM Köprüsü, ... Köprüsü, Acıbadem, Fenerbahçe Ordu Evi, Üsküdar Çevik Kuvvet, 1.Ordu Karargâhı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Kartal Köprüsü, Samandıra Gişeleri, Maltepe Kenan Evren Kışlası ve Kadıköy Göztepe Köprüsü gibi bölgelere sevk edildikleri bilinmektedir. • 12.07.2016 günü saat: 22.00 sıralarında 2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral ...’nun bizzat kullandığı 09 Y 3632 plaka sayılı Toyota marka aracı ile Kuleli Askeri Lisesi eski Komutanı Albay ...’nın tahsisli resmi plakalı Renault Clio marka araç ile Tuzla Piyade Okul Komutan Yardımcısı Albay ...’in ise kendisine ait ...plaka sayılı beyaz renkli Volkswagen marka araç ile 2. Zırhlı Tugay Komutanlığına geldikleri, saat: 22:46 sıralarında karargâh binasının komuta katına girdikleri ve akabinde Tugay Komutanı Tuğgeneral ...’nun odasında 23:29:02 sıralarına kadar toplantı yaptıkları, bilahare tugaydan ayrıldıkları, Ankara ilinden İstanbul'a intikal eden şahısların ... komutasında doğrudan doğruya 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığına geldikleri, ...’in burada Tugay Komutanı ...'ya ne amaçla geldiklerini, darbenin plan ve amacını anlattığı, saat:17.00'da mesai bitimini müteakip ...’nun makam odasının karşısındaki bilgilendirme salonunda bir kısım personelin katılacağı faaliyet planlaması toplantısı yapılmasının kararlaştırıldığı, 13.07.2016 (saat 19.00) - 14.07.2016 (saat 01.30) tarihleri arasında, 2. Zırhlı Tugay Komutanlığının komuta kademesinde yer alan bazı rütbeli personel ile İstanbul ili ve diğer illerde konuşlu başka birliklerden gelen rütbeli asker kişilerin iştirak ettikleri bir toplantının gerçekleştirildiği, bu toplantıda darbe faaliyetlerinin planlandığı, toplantıya 2. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral ..., 1. Ordu Kurmay Başkanı Tuğgeneral ..., Kuleli Askeri Lisesi eski Komutanı Albay ..., Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı Albay ... ..., Kahramanmaraş Garnizon Komutanı Albay ..., 23. Motorize Piyade Alay Komutanı Albay ..., 47. Alay Komutanı Albay ..., Cizre Garnizon Komutanı Albay ... ..., Ankara ilinden gelen Kurmay Albay ..., Tuzla Piyade Okulu Komutan Yardımcısı Albay ..., 2. Zırhlı Tugay 2. Tank Tabur Komutanı Yarbay ..., 2. Zırhlı 1. Tank Tabur Komutam Yarbay ..., Harp Akademileri Öğretim Üyesi Yarbay ..., Ankara KKK. Proje Şube Müdürü Binbaşı ... ..., 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı Yarbay ..., 2. Zırhlı Topçu Tabur Komutanı Binbaşı ... ... ve 2. Zırhlı Kurmay Başkanlığı Hareket Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı ... ...’ in katıldıkları, Albay ...’nin Ankara ilinden bilahare gelerek toplantıya iştirak ettiği, elinde çanta bulunduğu halde 13.07.2016 günü saat: 19.44 sıralarında komuta katından makam odalarına doğru yürüdüğü, Albay ...’nın 12.07.2016 tarihindeki toplantıya katılırken 13.07.2016 tarihinde yapılan toplantıya katılmadığı, Tuğgeneral ..., Tuğgeneral ..., Albay ..., Albay ..., Albay ..., Yarbay ... ve Binbaşı ... ...’nun sivil kıyafetli oldukları, tugay personeli olmaları nedeniyle diğer katılımcıların genelde üniformalı oldukları, sadece 23. Motorlu Piyade Alay Komutanı olan Albay ... Köse’nin kışlaya üniformalı olarak geldiği, Toplantıda ilgili birlik komutanları tarafından planlamaya yönelik çalışmaların devam ettiği ve herhangi bir problemin olmadığının ifade edildiği, Toplantının çoğunlukla ...’nin koordinesinde gerçekleştiği, ... ve ...’nin önünde farklı iki harita olup ikisinin haritalarındaki bilgileri kontrol ederek karşılaştırdıkları, bu eşleşmede ... ve ...’nun elindeki haritalarda iptal edilen bölgelerin planlamadan çıkartıldığı, kalan sorumluluk bölgeleri üzerinden birlik Komutanları ile görüşmeler yapıldığı, toplantıda ayrıca faaliyetin 15 Temmuz gecesi ... tarafından başlatılıp koordine edilmesinin kararlaştırıldığı, Tugay ve Alay komutanları ile ... arasında belirlenen sorumluluk bölgeleriyle ilgili hazırlıkların ne seviyede olduğunun görüşüldüğü, Birlik komutanlarının sorumluluk bölgelerine ne kadar personel ve araç - gereç sevk edecekleri, bölgeyi ne şekilde kontrol altına alacakları hususlarının tartışıldığı, faaliyetin ifşa olmaması için personelin birliklerine hangi gerekçelerle çağrılmaları gerektiği ve görev alanlarına hangi gerekçelerle sevk edilmeleri gerektiğinin konuşulduğu, seçenek olarak Kolluk Kuvvetlerinin Toplumsal Olaylarda Desteklenmesi (KOKTOD) faaliyetleri kapsamında tatbikat yapılacağı ve İstanbul ilindeki muhtelif bölgelerde terör eylemi ihbarı alındığı gerekçeleri üzerinde durulduğu, İstanbul ili Anadolu yakasında bulunan Köprü ayaklarının kontrol sorumluluğunun Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığına verildiği, 2'nci Zırhlı Tugayın zırhlı araçlarla faaliyeti takviye etmesinin kararlaştırıldığı, Sabiha Gökçen Havalimanı, Üsküdar Çevik Kuvvet ve ... Telekom Bölge Müdürlüğü binasını kontrol altına alma görevinin 2’nci Zırhlı Tugay Komutanlığına, TEM ve E-5 bağlantı yollarından birinin Samandıra’daki 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığına, diğerinin ise Piyade Okul Komutanlığına verildiği, 2. Zırhlı Tugay Komutanı ...’nun birlik komutanlarına sorumluluk bölgelerinde sivil şekilde keşif yapmaları talimatı verdiği, ...'nin ateş açana ateşle karşılık verileceğini tebliğ ettiği, Tuğgeneral ...’in ...’ye Ankara’dan faaliyet öncesi karargâha hazırlık mesajı gelip gelmeyeceğini sorduğu, kalkışmanın emir komuta zincirine uygun olduğu konusunda personelin ikna edilebilmesi için böyle bir mesaj veya emre ihtiyaç olduğunu söylediğini, ...'nin ise bu kapsamda bir mesajın hazırlanması gerektiğini Ankara’ya döndüğünde karargâha ileteceğini, bu yönde bir mesajın yayınlanmasını sağlayacağını söylediği, faaliyetin başlamasından sonra Türkiye genelinde sıkıyönetim listesi yayınlanacağını beyan ettiği, ...'nin ...’ye 6'ncı Alay Komutanı ...’yı bilgilendirmesi, ..., ... ve ...’na benzer bir koordinasyon toplantısının 14.07.2016 günü 66'ncı Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda gerçekleştirilmesi talimatlarını verdiği, Olay günü Tugay Nöbetçi Subayının ... ... olduğu, toplantı esnasında en düşük rütbeli subay olan Yüzbaşı ... ...’in çay servisi yaptığı, içeriye subay sınıfı haricinde başkaca askeri personelin alınmadığı, kamera kayıtlarına (Kamera saatine) göre toplantıya katılanların 14.07.2016 günü saat: 01.45 sıralarında sırasıyla toplantı odasından çıkarak koridora geçtikleri, ...’nun ... ile birlikte karargâhtan ayrıldığı, 14.07.2016 günü saat: 02.30 sıralarında Tugay Karargâhında Nöbetçi Subay ... ... haricinde herhangi bir kişinin kalmadığı anlaşılmıştır. b) 66. Mekanize Piyade Tugayında Yapılan Toplantı ve Hazırlıklar: 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan toplantı sonunda Albay ...’nin, darbe girişimi kapsamında Albay ...'ya yapılan ön bilgilendirme görevini ...'ye verdiği, aynı zamanda Yarbay ..., Binbaşı ... ve Albay ...'e benzer bir koordinasyon toplantısının da 14 Temmuz 2016 günü 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılacağını söylediği, 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanı olan Tuğgeneral ... ...'in 11-18.07.2016 tarihleri arasında izinli olup Antalya ilinde bulunduğu, ... ...'in 11.07.2016 tarihinde personeli olan tanık Osman ...'ı arayarak aynı akşam saat 18:00 da arayarak kendisini Atatürk Havalimanından aldırtmasını istediği, bu kapsamda ... Avcı, ...'nin saat 18:00'da ... ...'i Atatürk Havalimanından alıp Fenerbahçe orduevine bıraktığı, yine aynı personelin 14.07.2016 tarihinde sabah saatlerinde ... ...'i Zeytinburnu'nda bulunan lojmanlardan alarak kışlaya getirdiği, ..., ... ve ... ...'nun 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılan toplantı için 14.07.2016 günü saat 10:00-11:00 sıralarında kalmış oldukları ...'a ait evden yola çıktıkları, 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'na gelip halen firari durumda olan tugay komutanı Tuğgeneral ... ...'in odasında hazır oldukları, Albay ...'in geliş maksatlarını ... ...'e aktardığı, ... ...'in de konu üzerinde çalışıldığını ve herhangi bir problemin olmadığını, her bölgeye gidecek birliklerin planlamasının yapıldığını ve 2.Zırhlı Tugay Komutanlığındaki gibi hazırlıkların devam ettiğini bildirdiği, Albay ...'in ... ...'e Ankara tarafından darbe girişiminin 15 Temmuz 2016 olarak belirlendiğini, 2.Zırhlı Tugay Komutanlığında yapılan toplantıda bazı sonuçlar çıktığını, isterse bu sonuçları topluca personele aktarabileceğini ifade ettiği, Tugay komutanı ... ...'in darbe girişiminde rol alacak personeli topladığı, bu doğrultuda yapılan toplantıya Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., Kurmay Başkanı Kurmay Albay sanık ..., 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ..., Kurmay Başkan Vekili Kurmay Yarbay Osman AKKAYA, Kurmay Yarbay sanık ..., 66.Mekanize Piyade Tugayı Harekat ve Eğitim Şube Müdürü Kurmay Binbaşı ... ..., Lojistik Şube Müdürü Kurmay Yüzbaşı ..., Kurmay Yarbay... ve İstanbul İl Jandarma Komutanı olan Albay ...'ın iştirak ettiği, Toplantı günü izinde olan Kurmay Yarbay ...'in bu toplantıya katılmadığı ancak tugay heyetinin 15 Temmuz günü tugayın kışlasında kalmak üzere ...'in de erkenden kışlaya çağrılmasına karar verildiği, © Toplantıda ...'in ''faaliyet'' olarak ifade ettiği darbe girişiminin tarihini 15.07.2016 olarak bildirdiği, Albay ...'in darbe girişimi sırasında haberleşmenin cep telefonu ile yapılacağını, cep telefonunun çekmemesi durumunda telsizle haberleşme yapılacağını, herhangi bir yerden ateş edildiğinde ateşle karşılık verileceğini ifade ettiği, Toplantıda mesainin uzatılması için söylenecek gerekçe seçeneklerinin de tartışıldığı, sonuç olarak tugayda silah kaybı söz konusu olduğunda personelin kışlayı terk edemeyeceğine dair talimat olması dikkate alınarak bu seçenek üzerinde karar verildiği, Toplantıda birliklerin araç, malzeme hazırlığı gibi hususların o tarihe kadar tamamlanacağı, ihtiyaç duyulan sorumluluk bölgelerine yönelik keşif faaliyetinin de icra edileceği hususunun konuşulduğu, Kurmay Albay ...'nin Binbaşı ...'nu telefonla arayarak kendisini askeri hat üzerinden aramasını istediği, tugay komutanı ... ...'in emir astsubayının askeri hattından TAFİCS üzerinden yapılan görüşmede Albay ...'nin akşam saat 21:00'da Hava Harp Okulunda koordinasyon toplantısı yapılacağını, kendisinin de bu toplantıya katılmak için İstanbul'a geldiğini, bu toplantıya Kurmay Yarbay ..., Binbaşı ..., Albay ... ve harp akademileri komutanlığında öğretim görevlisi Kurmay Albay ... ...'ın da katılması gerektiğini söylediği, telefon görüşmesinden sonra devam eden toplantıda sanık ... ...'in Avrupa yakasında gözaltına alınacak kişilere ilişkin ekip kurduğunu, ekibin hazırlık ve koordinasyonunun yapıldığını bildirdiği, ... ve beraberinde gelen ekibin, ...'in sivilleri enterne edeceğini burada öğrendikleri, buna göre bahsedilen enterne faaliyetinin farklı bir kanaldan yapıldığının anlaşıldığı, ...'in konuyla ilgili alınan ifadesinde ... ... tarafından kendisine ... Davutoğlu, Numan Kurtulmuş, Kadir Topbaş, ... Müezzinoğlu ve Fatih Saraç gibi isimlerin yer aldığı bir liste verilerek bu kişilerin gözaltına alınmaları için talimat verdiğini beyan ettiği, ayrıca ... ...'in ajandasından bu kişilerin isimlerinin de el yazısıyla yazılmış olarak çıktığı, toplantının bitimine yakın ...'in ...'a 6. Alay Hasdal kışlasına geçerek alay komutanlarına toplantının yeri ve zamanını söyleyerek toplantıya katılmaları gerektiği talimatını iletmesini emrettiği, toplantı devam ederken Tuğgeneral ... Partigöç'ün tugay komutanı ... ...'in şahsi telefonunu aradığı ve telefona çıkan ... ...'a, ... ...'in kendisini müsait olduğunda askeri hattan aramasını söylediği, ... ...'ın da bu durumu ... ...'e aktardığı anlaşılmıştır. Darbe planlaması yapılırken tugay içerisinde darbe faaliyetleri sırasında emir komuta zincirinin düzgün çalışması için bazı görevlendirmelerde değişikliğe gidildiği tespit edilmiştir. Buna göre; -15 Temmuz 2016 günü Tugay Nöbetçi amirliği nöbeti Üsteğmen Alper KARACAOĞLU'ndan alınarak Harekat ve Eğitim Şube Müdürü olan Binbaşı ... ...’a verilmiştir. Bu görevlendirme Tugay Kurmay Başkanı Yarbay Osman AKKAYA tarafından yapılmıştır. -Topkule Kışlasında görevli olan müşteki Albay Davut ALA, 11 Temmuz 2016 günü Kartaltepe Kışlasına kışla komutanı olarak atanmıştır. -Topkule Kışlasında görevli Tugay Komutan Yardımcısı Albay Nedim ULUSAN, Tugay Komutanı ... ... tarafından yıllık izne çıkarılmıştır, -Tank taburu başta olmak üzere birçok rütbelinin izin tarihlerinde değişiklik yapılmış ve bazı rütbeliler izine çıkarılmıştır. -Olay tarihinde izinli olan veya dış görevlendirmelerde bulunan ..., Kurtuluş KARA gibi bazı personeller göreve çağrılmıştır. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı, içerisinde tank ve zırhlı araçları barındırması nedeni ile 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimi kapsamında İstanbul'un Avrupa yakasında FETÖ Silahlı Terör Örgütü üyelerince en etkin olarak kullanılan birliklerden biridir. Söz konusu kışlanın Tugay Komutanı olan Tuğgeneral ... ...'in, 14.07.2016 tarihinde kışlada yapılan toplantıdan önce darbe girişiminden haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Zira ... da ifadesinde, ... ...'in toplantıda hazırlıkların 2. Zırhlı Tugay Komutanlığındaki gibi devam ettiğini, konu üzerinde çalışıldığını, herhangi bir problem olmadığını söylediğini bildirmiştir. 14.07.2016 tarihinde 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda yapılan toplantıda birliklerin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Vatan Yerleşkesini, Bayrampaşa Çevik Kuvvet Yerleşkesini ve Atatürk Havalimanını ele geçirmesi planlanmıştır. Tugay Komutanı ... ... yaptığı bu planlama sonucunda hangi birliklerin nereye, ne kadar kuvvetle gideceği, araçların hazırlanması, depolarının dolu olması ve bakımlarının yapılması, tüm personelin tam teçhizatlı olarak hazır olması, muhabere için telsizlerin hazırlanması ve bakımlarının yapılması, mühimmatın hazırlanması ve dağıtılması, askerlerin atışlarının yaptırılması hususlarında Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., Tank Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ..., l. Mekanize Piyade Tabur Komutam Kurmay Yarbay ... ve Tugay Karargahında görevli Binbaşı ... ...’a emir vermiştir. Verilen bu emirler de bölük komutanları vasıtası ile personele iletilmiştir. Yapılan tüm hazırlıklar ... ... koordinesi ile gerçekleşmiştir. ... ... bu kapsamda 1996/2 tertip erlerin atışının yaptırılıp yaptırılmadığını sormuş, bu erlerin yeni gelmiş olmaları nedeni ile prosedür gereği atışlarının yaptırılmadığı cevabını aldıktan sonra gerekirse emri değiştireceğini, atışların 15.07.2016 tarihinde yaptırılması emrini vermiştir. Bir gün öncesinden bölük komutanlarına bakım ve birliklerin hazırlanması hususlarında talimatlar veren tabur komutanlarının 15 Temmuz günü de bu hazırlıklara ihtimam gösterdikleri sanık ifadelerinden anlaşılmaktadır. ... Silahlı Kuvvetlerinde Cuma günü bakıma ayrılmış bir gün olup buna rağmen yeni gelen erlerle birlikte diğer erlere de teamüllere ve planlamaya aykırı olarak 11 nolu atış yaptırılmıştır. Yaptırılan bu atış bir güne sığdırılmış ve yapılmasına da özellikle önem verilmiştir. Yapılan atış faaliyetine usullere aykırı olarak erler ile birlikte rütbeli personel de katılmıştır. Kurmay Albay ... ... atış faaliyetine bizzat nezaret etmiş, atış bölgesine zırhlı araçlarla gidilmiştir. Bu atış bahane edilerek tugaya çok sayıda mühimmat getirilmiştir. Kurmay Albay ... ... toplantıya katılan tabur komutanları aracılığı ile bölük komutanlarına şoförlerin ve araçların listesini vermelerini emretmiştir. Bu şekilde kışla dışına çıkarak darbe girişimine katılacak personel daha gündüz saatlerinde belirlenmiştir. Tugay Komutanı ... ... ve Tugay Komutan Yardımcısı ... ... koordinesinde verilen bu emirlerin akabinde, normalde Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na tayini çıkan, bu nedenle 13.07.2016 tarihinde görevini Yarbay...'e devreden Tank Tabur Komutanı ... darbe girişimi kapsamında kendisine verilen görevleri yerine getirmek için kışlada eski görevinde bırakılmıştır. Kurmay Yarbay..., tank tabur komutanı olarak atandığı halde Lojistik Destek Komutanlığına görevlendirilmiştir. Sanık ..., 14.07.2016 tarihinde bu kapsamda ... ..., ... ve ... ... ile koordineli olarak araç ve personel değişimi konusunda faaliyet yürütmüştür. Bu kapsamda hangi tankların hangi personel ile darbe girişimine katılacağını isim isim belirlemiştir. Tabur komutanları ..., ... ve ... araçların bakımını yaptırtmış, yakıt ikmallerini tamamlatmış, telsizleri ayarlatmış ve mühimmatları aldırtmıştır. Tank Tabur Komutanı ..., Başçavuş ... aracılığı ile tanklara 3'er(üçer) adet tank mermisi dağıttırmış, ayrıca tank taburuna 12.000 adet MG-3 mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı getirtmiştir. Aynı şekilde Piyade Tabur Komutanı olan ... personelinin itirazlarına rağmen Zırhlı Personel Taşıyıcı araçlara kule silahlarını yükletmiştir. Verilen emirler doğrultusunda hazırlanan tanklar 30 Ağustos törenlerine yaklaşık 1,5 ay olmasına rağmen kışla içerisinde hazırlık amacı ile yürütülmüştür. Harp akademisinde öğretim görevlisiyken 66. Mekanize Piyade Tugayına tabur komutanı olarak atanan ancak henüz katılış yapmayan ...'in 14.07.2016 günü yapılan toplantıdan sonra darbe girişiminde yer almak üzere çağrıldığı ve Osman Akkaya ile irtibatlı olarak 15.07.2016 günü saat 02:00 İstanbul'daki Harp akademilerine geldiği, gündüz vakti buluşmak üzere sözleştikleri, saat 09-09:30 gibi Tugaya gelmesinin kararlaştırıldığı, bu şekilde öğleye doğru Tugaya gelen ...'in bir süre kalıp, ayrıntıları yüzyüze öğrendikten sonra gece saat 03:00 da başlayacak darbe faaliyetlerine katılmak üzere ayrılıp dinlenmek üzere tekrar evine gittiği anlaşılmaktadır. 15 Temmuz 2016 günü saat 15:30 sıralarında Baştabya Kışlasında bir silahın kaybolduğu, ikinci bir emre kadar kışlaya giriş çıkışların kapatıldığı, servislerin ikinci bir emre kadar kalkmayacağı bilgisi Kurmay Başkanı Osman AKKAYA'nın emri ile Astsubay Çağlar TOYGAR tarafından birliklere iletilmiştir. Bu emir doğrultusunda personel mesaiyi bırakmayarak kışla içerisinde beklemeye devam etmiştir. Bu sırada 3. Kolordu Komutanlığından personelin cep telefonlarına İstanbul’un birçok ilçesinde bombalı araçlarla büyük çaplı terör saldırıları olabileceği yönünde bir mesaj gönderilmiştir. Aynı gün saat 19:30 sıralarında Kurmay Başkanı Osman AKKAYA kayıp silahın bulunduğunu, ancak 15-16-17 Temmuz günleri ile alakalı kuvvetli eylem istihbaratının olduğunu, bu sebeple tugayın üç gün boyunca hazır kıta olarak görevlendirildiğini, bundan dolayı 15 Temmuz 2016 günü kendisi ile birlikte Binbaşı ... ..., şüpheli Yüzbaşı ... ve Teğmen Latif AĞAÇBACAK'ın mesaiye kalacağını, diğer subay ve astsubayların kendi imkanları ile kışladan ayrılabileceklerini, ancak tugaydaki erbaşların takviye olarak mesaiye kalacaklarını, bu uzmanların silah ve mühimmat alarak ... ...’ın emrine gireceklerini, Astsubay Çağlar TOYGAR'a söylemiş ve bu emirleri birliklere iletmesini emretmiştir. Ayrıca Tabur Komutanı ... da bölük komutanlarına 16.07.2016 tarihinde saat 17:00'a kadar kışlada hazır kıta olarak kalacakları konusunda emir vermiştir. Bu hazırlıklar kapsamında darbeci kanattan olmadığı değerlendirilen üst rütbeli personel kışladan uzaklaştırılarak, alt rütbedeki personelin sevk ve idaresinin tamamen darbeci askerlere geçmesi sağlanmış, alt rütbedeki personele de terör saldırısı olacağı şeklinde bir bilgi empoze edilerek emirlere riayet etmeleri sağlanmıştır. Albay ..., o sırada Kartal’da bulunan 2.Zırhlı Tugay Komutanlığı’nda darbe girişiminin İstanbul genelinde koordinesini sağlayan Kurmay Yarbay ... ve Kurmay Binbaşı ... ...’nu saat 20:00 sıralarında arayarak ‘Faaliyet bir saat içinde başlayacak birlik komutanlarına emir verin’ şeklinde emir vermiştir. Yaklaşık 10 dakika sonra ... tekrar arayarak ‘Faaliyet başlasın’ şeklinde emir vermiştir. Kurmay Yarbay ... da 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Harekat Merkezinde tugayın darbe girişimi kapsamında gerçekleştireceği eylemlerin koordinesi için görevlendirilen Kurmay Yarbay ...’i arayarak ‘Birlikler acele etsin darbe başladı planı hemen uygulamaya koysunlar’ şeklinde bildirimde bulunmuştur. Akabinde Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ..., saat 21:00 sıralarında Kurmay Yarbay ...’ı, ...’nu ve diğer tabur komutanlarını arayarak birliklerin içtima alanında tam teçhizatlı toplanması emrini vermiştir. Tüm personel ve zırhlı araçlar daha önceden yapılan belirlemelere göre içtima alanında toplanmıştır. Kurmay Yarbay ... içtima alanında toplanan askerlere sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim kanunlarının geçerli olduğunu, verilecek emirleri eksiksiz yapmaları gerektiğini söyleyerek “araç bin” emri vermiştir. ... benzer şekildeki bir konuşmayı bölük komutanlarına da yapmıştır. Olay tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Şube Müdürlüğü Mesleki Gelişim Şube Müdürü olarak görev yapan ancak Harp Akademileri Komutanlığı Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare Akademisi kursunda bulunan Albay rütbesindeki sanık ... da “yurtta sulh” Whatsapp grubu üyesi olup 15 Temmuz gündüz saatlerinde akademide darbe girişimi sırasında 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı emrinde görevlendirilmiştir. 15.07.2016 tarihinde 20:45 sıralarında ... ... tarafından aranarak darbe girişiminin erkene alındığı bilgisini alması üzerine acilen 66. Mekanize Piyade Tugayı’na intikal etmiştir. ... tank birliklerinin emir komutasından sorumlu tank tabur komutanı olup darbe girişiminin planlama aşamasında da görev alması nedeniyle, tugay komutanı ... ...’in emri üzerine darbe girişimine katılacak olan araçların nizamiyeye çekilmesi emrini vererek bu noktadan itibaren Atatürk Havalimanının işgal girişimini başlatmıştır. c) Hava Harp Okulunda Yapılan Toplantı: 14 Temmuz 2016 tarihinde Hava Harp Okulu karargaında iki ayrı toplantı icra edildiği, ilk toplantının 14:15-16:35 saatleri arasında yapıldığı tespit edilmiştir. 66. Mekanize Piyade Taburunda yapılan toplantıdan sonra Kurmay Yarbay ...'ın önce Kara Harp Akademileri Komutanlığına giderek öğretim görevlisi Kurmay Albay ... ...'a akşam yapılacak toplantının yeri ve zamanını bildirdiği, ayrıca Kurmay Yarbay ...'ın da, Kurmay Albay ... ...'a ''... Silahlı Kuvvetlerinin topyekun yönetime el koyacağını, akşam saat 21:00'da Hava Harp Okulu'nda yapılacak toplantıda bunun koordinasyonunun yapılacağını, uygun göreceği bir personel ile toplantıya katılmasının Kurmay Albay ... tarafından talep edildiğini'' bildirdiği, Kurmay Albay ... ...'ın toplantıya harp akademilerinde öğretim görevlisi olan Kurmay Binbaşı... ile birlikte katılacağını ifade ettiği, Kurmay Yarbay ...'ın daha sonra 6.Motorlu Piyade Alay Komutanlığı'na geçip burada Kurmay Albaylar ..., ... ve ... ile buluştuğu, darbe girişimi faaliyetinden haberdar olan bu kişilere akşam Hava Harp Okulunda toplantı yapılacağını bildirdiği, *14 Temmuz 2016 günü saat 21:00'da Hava Harp Okulunda yapılan toplantıya; Hava Harp Okulu komutanı ..., Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ... ..., Tuzla Piyade Okul Komutanı Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ... ..., Kurmay Yarbay ..., Albay ..., Binbaşı ..., Kurmay Albay ..., 1.Ordu Komutanlığı Harekat Yarbaşkanı Tuğgeneral ..., Kurmay Albay ... Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Albay ... ... ve Binbaşı...'nin katıldığı, Toplantıda Hava Harp Okulu komutanı ...'ın genel olarak bir problem olmadığını, Tuğgeneral ... ve ekibinin yan tarafta toplantıya geçebileceğini söylediği akabinde ... ve ekibinin ayrı bir salonda toplantıya başladığı, 47.motorlu Piyade Alay Komutanı ..., 6. Motorlu Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 6.motorlu Piyade Alayı Eski Alay Komutanı Kurmay Albay ...'nın kolluk kuvvetlerinin toplumsal olaylarda desteklenmesi (KOKDOT) adı altında birlikleri aktive edeceklerini bildirdikleri, toplantıya katılan alay komutanlarının talebi ve diğer katılımcıların ortak değerlendirmesi sonucunda Kara Harp Akademisi öğrenci subaylarının tugay ve alaylara takviye olarak gönderilmesine karar verildiği, Kara Harp Akademisinde öğretim görevlisi olan Kurmay Albay ... ...'ın planlama yaparak öğrenci subayları görevlendirebileceğini bildirdiği, toplantıda 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 03:00'da darbe planının icra edileceği toplantının koordinatörlüğünü yapan ..., ... ve ... tarafından tebliğ edildiği, ...'nin 15.07.2016 günü gerçekleştirilmek istenen darbeyi planlamak üzere Ankara'dan İstanbul'a geldiği, 2.Zırhlı Tugay Komutanlığında, Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda ve Hava Harp Okulunda yapılan toplantılarda İstanbul genelince darbe günü kritik bölgelerde konuşlandırılacak olan askeri araç ve personelin planlamasının yapıldığı ve görevlendirmelerin tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Tugay Komutanı ... ... 14 Temmuz 2016 tarihinde 66.Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda yapılan toplantıdan sonra İl Jandarma Komutanı Albay ... ile önce Atatürk Havalimanına gitmiştir. İl Jandarma Komutanı Albay ... Atatürk Havalimanı bölük komutanı olarak görev yapan Jandarma Üsteğmen ...’a ilk olarak kroki üzerinde nerede olduklarını sormuş, daha sonra yine kroki üzerinde devlet konuk evinin yeri, iç hatlar, dış hatlar terminallerinin yeri, Atatürk Havalimanına kaç giriş ve çıkış olduğunu ve yerlerini sormuştur. Jandarma Üsteğmen ... tarafından da sorulan hususlarda bilgi verilmiştir. Tugay Komutanı ... ... ise verilen cevaplara göre krokiyi ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. ... son olarak havalimanında kaç tane kontrol kulesinin olduğunu ve bunların nerede olduğunu sormuştur. Jandarma üsteğmen ... ise kendisinin tam olarak yerlerini bilmediğini belirtmiştir.Bu şekilde ... ... bir gün öncesinden Atatürk Havalimanına giderek darbe girişimi kapsamında keşif yapmıştır. Akabinde ... ... ve ... Hava Harp Okulu Komutanlığı’na intikal etmiştir. Tugay Komutanı ... ... ve Albay ... burada öğlen saatlerinde Hava Harp Okulu Komutanı ... başkanlığında yapılan toplantıya katılmışlardır. Bu toplantıya katılanlardan birisi de Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay rütbesindeki...’dır. Hava Harp Okulu'nda yapılan ikinci toplantıya; Hava Harp Okulu Komutanı ..., Tuğgeneral ..., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ... ..., Tuzla Piyade Okul Komutanı Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ... ..., Kurmay Yarbay ..., Albay ..., Binbaşı ..., Kurmay Albay ..., l.Ordu Komutanlığı Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral ..., Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Kurmay Albay ..., Albay ... ..., Binbaşı... iştirak etmiştir. Toplantıda Hava Harp Okulu Komutanı ... genel olarak bir problem olmadığını, Tuğgeneral ... ve ekibinin yan tarafta toplantıya geçebileceğini bildirmiş, akabinde Tuğgeneral ... ve ekibi ayrı bir salonda toplantıya girmişlerdir. 47. Motorlu Piyade Alay Komutanı ..., 6. Motorlu Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ..., 6. Motorlu Piyade Alayı eski Alay Komutanı Kurmay Albay ..., Kolluk Kuvvetlerinin Toplumsal Olaylarda Desteklenmesi adı altında birliklerini aktive edeceklerini bildirmişlerdir. Saat 03.00 sıralarında karargahtaki toplantıya katılan şahısların araçlarının ard arda çıkış yaptıkları anlaşılmıştır. 15 Temmuz akşamı ...'ya tahsisli Renault Megane 1 askeri aracın saat 21.10'da destek VIP nizamiyeden giriş yapması suretiyle somut olarak ilk hareketlilik başlamış, 21.56'da 2 adet SAT minibüsü, saat 22.08'de 502832 plakalı gri renk Ford Transit araç da destek nizamiyeden giriş yapmış, araçlarla gelen personel, darbe faaliyetine katılmak amacıyla Askeri Apron bölgesinden kalkan Casa uçaklar ile Türkiye’nin farklı yerlerine intikal ettirilmiştir. Saat 23.22'de ... ve ...'ın, ... plakalı gri Citroen marka araç ile hangar içerisine park edilen helikopterin yanına gelmeleri ile hangar bölgesinde de somut olarak ilk hareketlilik başlamış, saat 23.40'ta HHO'na ait ... plakalı beyaz minibüs, Yeni Alay binası önünden almış olduğu ... ..., ... ve silahlı personeli hangarlar bölgesine getirerek personelin yardımı ile helikopter hangardan dışarı çıkarılmıştır. ... tarafından 23.58'de hangarlar bölgesindeki ilk helikopter kalkışı gerçekleştirilmiş, 16 Temmuz 2016 saat 04.39'a kadar ... ve ...'ın kullandığı helikopterler bu bölgede aralıklarla iniş-kalkış yapmış, bu sürelerde kara kuvvetlerine ait Skorsky helikopterlerin de uçuşları gerçekleştirilmiş, bu sayede Havalimanı Smart Kulenin kontrolünün sağlanması ve Havalimanına inecek hava unsurlarına direnilmesi amaçlanmıştır. Destek VIP nizamiyesinde; ..., ..., ..., nöbetçi subay Atğm. ..., ... ... ..., ... ..., ..., ..., ...’nin de bulundukları, saat 23.57 sularında bir ara ..., ... ve 2 kişinin daha nizamiyeden dışarı yöneldikleri ve tekrar içeri giriş yaptıkları, ... tarafından 00.08'de havaya 5-6 el ateş edildiği, nizamiyede bulunan asker şahısların 02.00-06.00 saatleri arasında dışarıdan geçen sivil şahıslara doğru yöneldikleri, bazen megafonla bazen de sözlü olarak ikazda bulundukları anlaşılmıştır. Destek VIP ve hangar bölgesinde hareketliliğin yukarıda tespit edildiği şekliyle cereyan ettiği sıralarda, okul bölgesinde ise; ...'nun, yanında ... ... ... ile sivil kıyafetli olarak saat 23.22'de okul ana nizamiyeden giriş yaparak karargah binası personel girişi yanında durduğu ve hemen akabinde Personel Şube Müdürü ...'ın odasının ışıklarının yandığı, 23.34 itibariyle karargah önünden ayrıldığı, 23.38'de de destek VIP nizamiyeden giriş yaptığı, ...'nun darbe girişimi faaliyetlerinde aktif olarak bulunduğu belirlenmiştir. 16 Temmuz 2016 saat 04.12'de 2 adet Cougar helikopter sahil bölgesindeki helikopter pistlerine iniş yapmış, saat 04.25'ten 06.48'e kadar askeri hareketlilik yaşanmış, bu şahısların içerisinde MAK personelinin de bulunduğu tespit edilmiştir. Hava Harp Okulu’na ait kamera görüntülerinin incelenmesinde, 14-15 Temmuz 2016’da HHO'na ait ... ve ... plakalı iki minibüsün ... ..., ... ve ... ... emir komutasında, Yalova'dan gelip Yenikapı IDO'da bekleyen askerler ve okul yeni alay binası önünde bekleyen askerlerin silahlandırıldıktan sonra Destek VIP bölgesi ve Hangarlar bölgesine intikalde kullanıldığı tespit edilmiştir. d) Harp Akademisinde Yapılan Hazırlıklar: 14/07/2016 günü saat 21:00'da Hava Harp Okulu’nda yapılan toplantıda alınan Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin alaylara ve tugaylara görevlendirilmeleri yönündeki kararın icrası kapsamında Harp Akademisi başkanı ... ... ve öğretim görevlisi...'nin kurmay öğrenci subayların darbe faaliyetlerinde bulunmaları için gerekli planlamayı yaptıkları, saat 14:00 - 15:00 arasında Harp Akademisinde öğrenim gören subayların darbe teşebbüsü sırasında hangi birliklere ve hangi kritik noktalara gidecekleri, kimlerin emir ve komutası altına gireceklerinin belirlendiği, burada Kurmay Albay ... ...'ın öğretim görevlisi ve öğrenci subaylara konuşma yaparak TSK'dan emir geldiğini ve ismini okuyacağı askeri personelin gruplar halinde başka birliklere giderek görev yapacağını söylediği anlaşılmaktadır. e) Darbe Teşebbüsüne Katılan Birliklerin Kışladan Çıkışı 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında darbeci askerler tarafından İstanbul ilinde bulunan uluslararası uçuşlara açık olan Anadolu Yakasındaki Sabiha Gökçen Havalimanı ve Avrupa yakasındaki Atatürk Havalimanı işgal edilmek istenmiştir. Atatürk Havaalanının işgal girişiminde 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı birlikler ve Hava Harp Okuluna bağlı bir grup asker görev almıştır. Darbe girişimini planlayan askerler tarafından uluslararası havaalanları uçuşlara kapatılarak ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkışlarının engellenmesi, ülke giriş çıkışlarının kontrol altına alınması, bölge hava sahasının kontrolünün sağlanması amaçlanmıştır. Atatürk Havaalanının işgal girişimi sırasında havaalanının giriş kapılarını ve havaalanına giden yolları kontrol altına alan zırhlı birliklerin bağlı bulunduğu birlik İstanbul Esenler ilçesinde konuşlu bulunan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’ dır. 66. Mekanize Piyade Tugayı, darbeyi planlayan grup tarafından, darbe teşebbüsü sırasında İstanbul İlinin Avrupa yakasındaki hedeflerin işgal edilmesinde en kilit rolü oynayacak şekilde konumlandırılmıştır. Darbe teşebbüsünden günler önce Tugay Komutanı yapılacak olan faaliyetle alakalı çalışmalara başlamış, tespit edildiğine göre en geç 14 Temmuz 2016 günü tugaydaki üst rütbeli subaylarını bilgilendirmiş, yapılan hazırlıkları bizzat takip etmiştir. Tugaydaki subaylar, birlikleri 16 Temmuz 2016 günü saat 03:00 da hareket edecek şekilde hazırlamışlar, bu sebeple askerlere saat 00:00'a kadar dışarıdaki ihtiyaçlarını giderebilecekleri söylenmiştir. Albay ..., o sırada Kartal’da bulunan 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında darbe girişiminin İstanbul genelinde koordinesini sağlayan Kurmay Yarbay ... ve Kurmay Binbaşı ... ...’nu saat 20:00 sıralarında arayarak "Faaliyet bir saat içinde başlayacak birlik komutanlarına emir verin" şeklinde emir vermiştir. Yaklaşık on dakika sonra ... tekrar arayarak faaliyete başlama emri vermiştir. Kurmay Yarbay ... da 66. Mekanize Tugay Komutanlığı harekat merkezinde tugayın darbe girişimi kapsamında gerçekleştireceği eylemlerin koordinesi için görevlendirilen Kurmay Yarbay ...’i arayarak “Birlikler acele etsin darbe başladı planı hemen uygulamaya koysunlar” şeklinde bildirimde bulunmuştur. Akabinde Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... ... saat 21:00 sıralarında Kurmay Yarbay Kadir YILDlZ’ı ve ...’nu ve diğer tabur komutanlarını arayarak birliklerin içtima alanında tam teçhizath bir şekilde toplanması emrini vermiştir. Tüm personel ve zırhlı araçlar daha önceden yapılan belirlemelere göre içtima alanında toplanmıştır. Kurmay Yarbay ... içtima alanında toplanan askerlere sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim kanunlarının geçerli olduğunu, verilecek emirleri eksiksiz yapmaları gerektiğini söyleyerek araç bin emri vermiştir. ... aynı konuşmayı içtima alanına erlerden sonra gelen bölük komutanlarına da yapmıştır. Bu konuşmadan bahisle bölük komutanı seviyesindeki subayların henüz kışladan dışarı çıkmadan bir darbe teşebbüsünde bulunulacağından haberdar edildikleri anlaşılmaktadır. Gerçekleştirilecek olan darbe teşebbüsünün planlayıcı grup dışına sızması sonucunda faaliyet planlayıcı grup tarafından önce saat 21:00’a alınmış, ancak daha sonra derhal harekete geçilmesi talimatı verilmiştir. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında görevli olan askerlerin ortak beyanları da saat 20:30-21:00 civarlarında tugay içerisinde bir koşuşturmanın başladığı, birliklerin apar topar kışla dışına çıkartıldığı yönündedir. Birlikler ilk önce içtima alanında silahlı ve tam teçhizatlı olarak toplatılmış, burada askerlere mühimmat dağıtılmıştır. Bu aşamadan sonra herkese araç bin komutu verilmiş ve araçlara binen askerler kışla dışına çıkış yapmışlardır. Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ..., dışarı çıkan birlikleri bizzat el sallayarak uğurlamıştır. Bu şekilde dışarı çıkan birlikler yukarıda anlatıldığı üzere; Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü yerleşkesini, Vatan Caddesinde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nü, Atatürk Havalimanı'nı ve Mamutbey gişeleri ele geçirmek üzere hareket etmiş, Atatürk Havalimanında kara birlikleri ile Hava Harp Okulundan intikal eden birliklerin buluşması amaçlanmıştır. Hava Harp Okulunda ise, darbe planından haberdar olan komutanlar ve yine darbe girişiminde kullanılacak olan sözleşmeli erler, Destek Grup Komutanı olarak görev yapmakta olan Albay rütbesindeki sanık ... komutasında saat 23:30 sonrasında Destek Grup VIP bölgesinde içtimaya toplanmış, Atatürk Havaalanını ele geçirmek üzere önceden belirlenen plan uygulamaya konulmuştur. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında yapılan hazırlık toplantılar sonucunda sanıklar ... ve ... Atatürk Havalimanını işgal göreviyle görevlendirilmiş, tank tabur komutanı olarak görev yapan ... tarafından hazırlatılan tanklar ile saat 22.00 civarında tugaydan çıkış yapılmaya başlanmıştır. Havalimanına intikal için görevlendirilen araçların plakaları ve görevli personel, idari tahkikat raporlarına eklenen çizelgelerde belirtilmiştir. Buna göre; 117720 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Teğmen) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) 117723 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) 117724 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Astsubay Üstçavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu -... 117665 plakalı Tank mürettebatı; Tank Komutanı - ... (Astsubay Kıdemli Çavuş) Tank Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Tank Nişancısı - ... (Uzman Çavuş) Tank Doldurucusu - ... (Er) Bu zırhlı araçların hepsi tank olup, Atatürk Havaalanı işgal girişiminde kullanılan ZMA ve GZPT araçlarının plaka ve personel durumu ise şu şekildedir; 117080 plakalı ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş),... ... (Er) 1 1. ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... 2 2. ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş), ... 3117088 plakalı ZMA mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Astsubay Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Uzman Çavuş), ..., ..., ..., ..., ..., ... (Er) 66. Mknz. P. Tugay’ından çıkış yapan GZPT araçlarından 2 tanesi Çobançeşme kavşağında İstanbul yönüne olan trafiği kesmek amacıyla çıkış yapmış, bu GZPT’lerin görevlendirmesini başka dosya sanığı Yarbay rütbesindeki ... yapmıştır. Diğer GZPT’ler, Tugaydan 5 araç peşpeşe olacak şekilde çıkış yapmış, başka dosya sanığı ... komutasındaki GZPT çıkıştan hemen sonra Mahmutbey gişelerine gitmek üzere konvoydan ayrılmıştır. Buna göre, ... ve ... komutasına girmek üzere Atatürk Havalimanına 4 GZPT intikal etmiştir. Bu GZPT’lerin personel durumu şu şekildedir; 117353 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Astsubay Çavuş) Personeller - ..., 117363 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ..., ..., 117367 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ... 117369 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı - ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Personeller - ..., ..., ... ..., ... ..., ..., ... ... (Er) Tüm komutanları ve personelleri belirtilen bu zırhlı araçlar Atatürk Havalimanına konvoy halinde intikal etmiş, ZMA araçların konvoy komutanlığını ..., GZPT araçların konvoy komutanlığını ... yapmıştır. Çobançeşme kavşağına giden GZPT araçların konvoy komutanı ise Üsteğmen rütbesindeki sanık ...’dır. ... ve ... komutasındaki Tank, GZPT ve ZMA araçların dışında Havalimanına 1 adet Land Rover (komutan aracı), 1 adet açık tente kasalı Land Rover, 1 adet Mercedes Unimog kamyon intikal etmiştir. Bu araçlardan; 117500 Plakalı Land Rover araç komutan aracı olup, ... (Yarbay), ... (Albay) ve ...’u (Albay) taşıyan araçtır. Araçta Bakım Astsubay Kıdemli Çavuş rütbesindeki sanık ..., şoför olarak erler ... ve ... (yedek sürücü) de bulunmaktadır. Bu araçta telsiz bulunmaktadır. Bu araç, tüm konvoya komutanlık etmiş, Tugaydan ilk olarak bu araç çıkmış ve ardından belirtilen zırhlı araçlar sırasıyla çıkışlarını tamamlamıştır. 117550 Plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover araçta, ... (Astsubay Başçavuş - Araç Komutanı), ... (Astsubay Başçavuş), ... (Astsubay Üstçavuş), ... (Uzman Çavuş - Araç Sürücüsü), ... (Uzman Çavuş) bulunmaktadır. Kara Kuvvetleri 8'inci Mekanize Piyade Tugayı ve 66. Mekanize Piyade Tugayı Komutanlığının telsizler ile ilgili cevabi yazısına göre, araçta çift set telsiz bulunmaktadır. 117510 Plakalı Mercedes Unimog kamyonda; Araç Komutanı - ... (Üsteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Uzman Çavuş) Personeller - ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Astsubay Başçavuş), ... (Astsubay Kıdemli Başçavuş), ... (Uzman Çavuş), ... (Astsubay Öğrenci), ... (Astsubay Öğrenci) bulunmaktadır. Bu araçta telsiz bulunmadığı belirlenmiştir. Zırhlı araçların Tugaydan çıkışları, “yurtta sulh” Whatsapp grubuna yansımış, saat 22.04’te ... tarafından havalimanına giden araçların çıkış yaptığı, saat 22:24’te ... tarafından ”212 gecildi” şeklinde bilgilendirme yapılmış, 22:44’te ise “Havaalanı ana girişi ve b kapısı ok. İtaat var.” şeklinde mesaj atılmıştır. F) Hava Harp Okulu Destek Grup Komutanlığı VIP İçtima Alanında Toplanılması Olay günü Atatürk Havaalanının işgal girişiminde bir kısım 66. Mkz. Piyade Tugay Komutanlığı personelinin yanında Hava Harp Okulunda görevli askerler de yer almış, 15 Temmuz 2016 tarihinde gündüz saatlerinden itibaren sanık ... ve planlayıcı grubun “turuncu alarm” seviyesine geçildiğini birlikte bulunan tüm personele sözlü olarak telkin ettikleri, terör saldırısı olabileceği algısı oluşturdukları, saat 17.00-18.00 sularında VIP Aprona birden fazla helikopterin inip kalktığı, akşam saatlerinde VIP nizamiye kapısına 2 aracın geldiği, kendilerini uçuş ekibi olarak tanıttıkları, sanıklardan ...'nın bu kişilerle görüştüğü, Alay Komutanı Albay ... ...'in bölgeye giriş yaparak Uzman Çavuş rütbesindeki sanık ...'e VIP kapılarının açılacağını ve özel kuvvetlerin giriş yapacağı, giriş yapacak araçların kayıt işlemlerinin yapılmayacağı emrini verdiği, kapıdan Deniz Kuvvetlerine ait 4 aracın giriş yaptığı, bu saatlerde VIP bölgesinin çok hareketli olduğu, ..., ..., ..., ..., ..., ... gibi birçok rütbeli personelin bölgede olduğu, ...'in emriyle birlikte bulunan personelin silahhaneden silah aldıkları, saat 20.30 sularında teğmen rütbesindeki sanık ...'in Muhafız Bölüğünden 4 kasa G3 mermisi alarak Destek Karargahına geldiği, sanık ...'in bu kasaları makam aracına koyduğu, saat 21.00 sularında VIP bölgesine gittiği, aracındaki silahları rütbeli askerlere dağıttığı, olay günü akşam yemeğinden sonra yapılan bölük içtimalarında sözleşmeli erlere, terör saldırısı yapılabileceği söylenerek tedbirli olmalarının istendiği, saat 21.30’dan itibaren bölüklerdeki sözleşmeli erlerin gruplar halinde içtimaları alınarak araçlarla VIP nizamiyeye gönderildikleri, böylece Hava Harp Okulunda görevli sözleşmeli erler ile rütbelilerin tamamına yakının burada toplanmasının sağlandığı belirlenmiştir. VIP nizamiye bölgesinde toplanma işlemi tamamlandıktan sonra, saat 23:30 sıralarında, Albay rütbesindeki sanık ...’in askerlere terör saldırılarından bahsederek, silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğunu, polis veya kim gelirse gerekenin yapılacağını belirtir şekilde konuşma yaptığı tespit edilmiştir. Yapılan bu toplu içtimada yargılamaya konu tüm sözleşmeli erler (şoför olanlar araçların başında) ile birlikte rütbeli sanıklar..., ..., ..., ... ve başka dosya sanıkları Yzb. ... ..., Ütğm. ..., Binb. ..., Alb. ...’ın katıldığı anlaşılmıştır. Albay ...’in içtimasından sonra 54 sanık Sözleşmeli Er, ... ve ... ile birlikte hareket ederek havalimanı terminal binasına intikal etmiş, sanıklar ... ve ... terminal girişinde nöbetçi olarak bırakılmış, 34 sanık sözleşmeli er ise ... ve ... ile birlikte hareket ederek havalimanı apron bölgeesine intikal etmiştir. Saat 00.08’de sanık ... tarafından birlik yakınında bulunan bir grubun dağılması amacıyla en az 5 el ateş edilmiş, bu esnada yanında ... ve başka askerlerin de bulunduğu belirlenmiştir. Havalimanına intikal amacıyla hazırlanan araçların; sanık ... şoförlüğünde 1 adet MAN marka otobüs, sanık ... şoförlüğünde 1 adet MAN marka otobüs, sanık ... şoförlüğünde 1 adet mavi renkli transit, sanık ... şoförlüğünde 1 adet beyaz renkli transit, sanık ... şoförlüğünde 623018 plakalı ...’in Clio marka makam aracı, sanık ... şoförlüğünde 623006 plakalı ...’nın Megane marka makam aracı olduğu tespit edilmiştir. Bu araçlardan 623018 plakalı Clio makam aracında, ... (şoför), ..., ..., ..., ... isimli sanıklar; 623006 plakalı Megane makam aracına ..., ..., ... ve ... isimli sanıkların bulunduğu anlaşılmıştır. Hava Harp Okulundan konvoy halinde çıkan birliklerin, Atatürk Havaalanı apron bölgesine saat 00.55’te intikal ettiği; ... ve üst rütbeli subaylar komutasında, Havalimanı işgal planının uygulamaya konduğu; ... ile diğer sanıkların terminal binasına hareket ettiği, apron bölgesinde kalan sözleşmeli erlerin araçlardan inerek komutanların emirlerinde hareket etmek üzere konuşlandırıldığı, sonrasında araçlarla yolu kapattıkları, asker kontrolü olmaksızın geçişlere izin vermeyecek şekilde diğer araç geçişlerine engel oldukları tespit edilmiştir. 2. BÖLÜM : SOMUT OLAY A- Havalimanı Yolu Üzerinde Çobançeşme Kavşağının Kontrolü Ve Trafiğin Kesilmesi Askeri birlikler Atatürk Havaalanına intikal etmeden tabur komutanı olan Yarbay ...’ın emri ile üsteğmen rütbesindeki sanık ... komutasında iki adet GZPT görevlendirilmiştir. Bu zırhlı araçlar, Havalimanına intikal ile görevlendirilen konvoydan ayrı olarak ve o konvoydan önce Çobançeşme Kavşağında İstanbul yönüne trafiği kesme amacıyla saat 21.30-22.00 arasında tugaydan çıkış yapmıştır. ... komutasındaki konvoyda bulunan bu iki GZPT’nin plaka ve personel durumu şu şekildedir. 117461 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı ... (Asb. Başçavuş) ... (Asb. Üstçavuş) ... (Uzman Çavuş) Araç Sürücüsü - ... (Er) Nişancı - ... BAŞKAN (Er) Personeller - ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (Er) 117472 plakalı GZPT mürettebatı; Araç Komutanı ... (Üsteğmen) ... (Asteğmen) Araç Sürücüsü - ... (Er) Nişancı - ... (Er) Personeller - ..., ..., .. Sanık ...’ın incelenen cep telefonu Whatsapp mesaj içeriklerine göre, saat 21.33’te ...’dan “E5 ve TEM’den İstanbul dışına çıkan trafik serbest bırakılacak, İstanbul içine giren trafik engellenecek ve geri çevrilecek” şeklinde mesaj geldiği, ... tarafından “emredersiniz komutanım ” şeklinde cevap verildiği anlaşılmaktadır. Bu konunun darbe girişiminden önce planlandığı, “yurtta sulh” Whatsapp grubundaki ... ...'nun saat 22:41:28’de “66dan bilgi alabilir miyiz, tem ve e5i istanbuldan cikis yonunde acma, girisi geri cevirmeyonunde tedbir var mi” şeklindeki mesajından da anlaşılmaktadır. Yolda ...’ın komutasında bulunan 117472 plakalı GZPT’nin arızalanması üzerine, Basın Ekspres yolu girişi civarında sanıklar ... ve ... yollarına 117461 plakalı araç ile devam etmiş, sanıklar ... ve ... ise arızalanan 117472 plakalı aracın başında beklemeye başlamışlardır. 117472 plakalı GZPT’nin arızalanması nedeniyle sanık ... Çobançeşme Kavşağında trafik kesme eylemi için gecikmeli olarak olay yerine varabilmiş, Havalimanının işgali için hazırlanan zırhlı araçlar ise planlamaya uygun şekilde ve belirlenen saatte limana ulaşmışlardır. B- Atatürk Havalimanı Ana Giriş Kapısının Kontrolü 66. Mekanize Piyade Tugayı’ndan önde ... ve diğer planlayıcı grubun bulunduğu araç, arkalarında tanklar olmak üzere 22.00-22.10 saatleri arasında çıkış yapılmış, Havalimanına 22.40-22.50 saatleri arasında varmıştır. Ayrıca Mercedes kamyon ve açık kasa tenteli Land Rover da bu konvoyla birlikte havalimanına intikal etmiştir. Belirtilen tanklardan sanık ...’ın komutasındaki 117665 plakalı tank, tugaydan geç çıkış yapmış, konvoya dahil olmadan tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra havalimanına intikal etmiş, ZMA’ların tanklardan hemen sonra havaalanına varışı sağlanmıştır. ... komutasında hazırlatılan GZPT’ler de vakit kaybetmeksizin kışladan ayrılmış, önde giden Tank ve ZMA konvoyundan 5-10 dakika sonra havalimanına varış yapmıştır. Bu şekilde havalimanında buluşan zırhlı araçlar ve personel, ... ve ... komutasına girerek yapılan planlama dahilinde görev yerlerini almışlardır. Havalimanına girişlerin engellenmesi ve bir an önce tahliyenin sağlanması amacıyla önce Ana Giriş kapısına intikal edilmiş, ... burada zırhlı araçlara konuşlanacakları yerleri bildirmiştir. Havalimanına intikal anında sanık ... telsizden tüm tank ve ZMA’lara “TSK’nın yönetime el koyduğunu, gerekirse polise ateş açılacağını” bildirmiştir. Sanıklardan ..., kışladan çıkmadan telsizlerin frekanslarını ayarladığından bahsettiğine göre, havalimanına varıldığında komutan aracı, tanklar ve ZMA’ların telsizinin birbiriyle bağlantılı olduğu, dolayısıyla ...’in bildiriminden bu zırhlı araçların komutan ve şoförlerinin haberdar olduğu belirlenmiş, Mercedes kamyon ve açık kasa tenteli Land Rover’ın arka kasa bölümünde bulunan sanıkların telsizden yapılan anonsları duyma ihtimalleri bulunmadığı anlaşılmıştır. Havalimanına intikal eden zırhlı araçlar liman önünde önce giriş trafiğini kapatmış, daha sonra zırhlı araçların konuşlandırılmasına geçilmiştir. Havalimanına girişleri engellenme görevi, 117550 plakalı araç ile intikal eden personel tarafından yerine getirilmiştir. Zırhlı araçların Atatürk Havalimanına intikalinin hemen akabinde sanık ... ve ... Ana Giriş kısmında polislerle görüşmeye başlamış, ... “yurtta sulh” grubuna saat 22:45:15’te “Amirleri de gelecek bekliyoruz” şeklinde mesaj atmış, bu kişinin tanık olarak dinlenen ... olduğu anlaşılmıştır. Tanık olarak dinlenen, Havalimanı Şube Müdürlüğünde görevli emniyet müdür yardımcısı ... “Atatürk Havalimanı kamerasının bulunduğu kapıda görevli komiser arkadaş telefon açıp liman girişine askerlerin geldiğini söyledi, ben Dış Hatlar terminal binasındaydım, yaklaşık 400-500 metre mesafededir, 1,5-2 dakika içinde koşarak ana kapıdaki personelimin başına gittim, o sırada 20 civarında polis memuru Ana Girişte görevliydi, başlarında bir komiser vardı, gördüğüm kadarıyla 4 yada 5'di tank, 6-7 tane zırhlı personel taşıyıcı tabir edilen paletli ağır makineli silah yüklü askeri araç, 3-4 tane kamyon, yaklaşık 100 civarı da asker vardı, 20 tane polis memuru tedirgindi, etrafta da insanlar mevcut trafik yoğunluğundan dolayı uçaklarına yetişebilmek için yaya olarak terminal binalarına gidip geliyorlardı, askerlerin başında kimin olduğunu gözle kontrol ettiğimde 1.75-80 boylarında, 85 kilo civarında birisini gördüm muhattap olarak kendimi tanıttım konunun ne olduğunu sordum, bana sıkı yönetim ilan edildi, yönetime el konuldu, uçaklar kalkmayacak, inişler serbest, kalkışlar yasak şeklinde bir şey söyledi” şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu anlatıma göre, sanıklar ... ile ...’un Ana Girişe gelişten itibaren gerek görevlilere, gerekse sivil vatandaşlara sıkıyönetim ilan edildiğini ve TSK’nın yönetime el koyduğunu bildirdiği, bu bildirimi telsizden duymamış olan rütbeli personelin Ana Giriş kapısında mutlak surette duymuş olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Havalimanına girişlerin engellenmesi faaliyetini müteakip zırhlı araçlar yerlerini almaya başlamıştır. ... komutasındaki 117080 plakalı ZMA Ana Giriş kapısı kısmına konuşlanmış, ...’ın komutanı olduğu 117720 plakalı tank Ana Giriş kapısından içeri girerek namlusunu devlet konukevi’ne doğru çevirmiştir. GZPT’ler, sanık ...’in konvoy komutanlığında Havalimanına vardıktan sonra; ... komutasındaki 117353 plakalı GZPT ile sanık ... komutasındaki 117369 plakalı GZPT’ler Ana Giriş kapısına konuşlanmıştır. Zırhlı araçlar Ana Giriş kapısına yerleştikten sonra bu araçlardaki personel indirilerek girişleri engellemek icin barikat kurdurulmuş, bu işlem zırhlı araçlardaki erlere yaptırılmıştır. Sanık ..., Havalimanına vardıktan sonra saat 22.44'te “yurtta sulh” isimli Whatsapp grubundan “Atatürk hava alani girişindeyiz ” şeklinde mesaj atarak, ana planlayıcı ekibi durumdan haberdar etmiştir. Hemen akabinde de, “Burdaki polisler işbirliği yapiyor” yazarak polisleri etki altına aldıklarını belirtmiş, ... da aynı saatte “Havaalanı ana girişi ve b kapısı ok. İtaat var. ” diyerek durumu belirtmiştir. İntikalden 10 dakika kadar sonra sanık ... 22.54'te “Atatürk hava limani tamam. Hava limanina girişler yasaklandi. Cikislar serbest” şeklinde mesaj göndermiştir. Vatandaşın darbe girşimine karşı havalimanına gelmesini takiben havalimanı Ana Giriş kapısı civarında faaliyetlerini sürdüren sanık ...’un “yurtta sulh” Whatsapp grubuna saat 23:54:15’te “Havaalanı b kapisi nda gosteriye havaya atış yapiliyor”, saat 00:05:33’te “Ataturkte oz hrk direniş var.”, saat 00:05:44’te “Takviye gerek”, saat 00:19:21 - “Ataturk havalimanı yaya brl tkv gerek” şeklinde mesajlar gönderdiği belilenmiştir. Yine Ana Giriş kapısı ile “A” kapısı arasında bulunan VIP giriş kapısında, sanık ...’in araç komutanlığını yaptığı 117084 plakalı ZMA ile ...’ın araç komutanlığını yaptığı 117088 plakalı ZMA’ların konuşlandırıldığı, burada vatandaşlarla sanıklar arasında her hangi bir karşılaşma yaşanmadığı, ancak polis memurlarının bulunduğu, halkın kalabalıklaşmaya başladığı esnada sanık ...’un emriyle ona konvoy olarak katılmak suretiyle kuleye intikal etmek üzere yola çıktıkları anlaşılmıştır. Havalimanı güvenlik güçlerinin askeri unsurlar karşısında yetersiz kaldığı anlaşıldıktan sonra Ana Giriş kapısına özel harekat polisleri intikal etmiş ve Yarbay rütbesindeki sanık ... ile görüşmeye başlamış, ... ve ...’in özel harekat polisine ve diğer emniyet görevlilerine karşı geldikleri, teslim olmaları istenmesine rağmen teslim olmamakta direndikleri, hatta polislerden onların teslim olmalarını istediği, emirlerindeki askere “hat düzeni” kurmalarını emrettiği, ... ve ...’in emrin gereğini yerine getirdikleri, Smart kuleden Ana Girişe intikal eden bir kısım astsubay ve uzman çavuşun bulunduğu grubun ise emri yerine getirmedikleri, ... tarafından havaya ateş emri verilmesi üzerine sanıklar ..., Alikadir CAN ve ...’in havaya ateş ettiği, ...’nin de tam otomatik tüfeği ile havaya seri şekilde ateş ettiği belirlenmiş ancak özel harekat polislerinin kararlı duruşları ve alana gelen vatandaşların kalabalıklaşması üzerine ...’un “yurtta sulh” Whatsapp grubundan havalimanına takviye birlik talebinde bulunduğu, yardımın gelmeyeceğinin anlaşılması üzerine ...’in kışlaya dönüş talimatı vermek zorunda kaldığı, birliklerin saat 00.35 te geri dönüşe geçtikleri tespit edilmiştir. C- Atatürk Havalimanı “A” Kapısının Kontrolü; Tugaydan konvoy halinde çıkan tüm araçlar, havalimanı önüne geldikten sonra sanık ... tarafından ilgili kapılara yönlendirilmiş, bu araçlardan yalnızca ... komutasındaki 117083 plakalı ZMA havalimanı “A kapısı”na konuşlandırılmıştır. Ana Giriş kapısında polis memurları ile komutanların konuşması ve TSK’nın yönetime el koyduğu bildirildikten sonra, ... komutasındaki ZMA ve açık tenteli kasalı Land, iki adet polis motosikleti eşliğinde saat 23.16’da A kapısına intikal etmek üzere hareket etmiştir. Bu araçların hemen arkasından sanık ... Smart kulenin o yönde olduğu zannıyla Mercedes Unimog kamyona binerek saat 23.24’da A kapısına intikal etmiştir. A kapısına intikal eden araçlardan ... komutasındaki ZMA burada kalmış, ... komutasındaki kamyon ile astsubayların bulunduğu Land ise Smart kule istikametine doğru harekete geçmiştir. Burada beklemede kalan ZMA’da bulunan asker, sanık ... tarafından araçtan indirilerek saat 00.36 sıralarında silahlarına mermi doldurtulmuş, bir kısım tanık beyanlarına göre buradaki askerlerden havaya ateş açanlar olmuştur. 117083 plakalı ZMA Havalimanı A kapısında beklemiş, Smart kuleye işgale gidecek ekibin yolu üzerinde tertibat almış, darbe girişiminde bulunan askerlerin geri çekilmek zorunda kaldıkları süreçte sanık ...’un saat 00.37’de kuleden Ana Giriş kapısına geldiği ve ...’la görüştüğü belirlenmiş, Sanık ..., burada durumu öğrenmesine rağmen geri çekilme kararına uymayarak birlikte geldiği kamyon ile Ana Girişten ayrılıp VIP girişte konuşlanan ..., ... ve ... komutasındaki ZMA’ları konvoyuna dahil ederek A kapısına gelmiş, ... zorla alıkonularak kuleye ulaşılmaya çalışılmış, iç hatlar geliş peronunun ön tarafında vatandaşlar tarafından önleri kesilince ... araçtan inerek protesto eylemi yapan katılan ...’i ayağına ateş ederek vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralamış, ...’un geri çekilme kararına uymayarak kuleye yardıma gitmeye çalışması ve yakalanması 00:40-01:30 saatleri arasında gerçekleşmiştir. D- Atatürk Havalimanı “B” Kapısının Kontrolü; Konvoyun saat 22:44’ten sonra Havalimanına intikalinde B kapısının önünden geçildiği esnada tabur komutanı ..., ... komutasındaki 117724 plakalı tankın burada kalmasını ve girişlerin yasaklanmasını emretmiştir. Bu emre istinaden ... yönetimindeki tank, B kapısının kontrolünü sağlamış, ...'in telsizden “TSK'nın yönetime el koyduğu” şeklindeki bildirisinden tankta bulunan telsiz aracılığıyla haberdar olunmuştur. 117724 plakalı tankın B kapısına konuşlanmasından kısa bir süre sonra, ... komutasında tugaydan çıkış yapan GZPT konvoyunda, ... komutasındaki 117367 plakalı GZPT, ...'in emriyle bu kapının girişinde görevlendirilmiş, araçtaki askerler kapının kontrolünü sağlamıştır. Dinlenen tanıklardan havalimanında görevli ..., ... ve ..., B kapısında askerlerin kendilerini içeri almadığını beyan etmiştir. B kapısında bulunan bu iki zırhlı araç ile rütbesiz askerlerin ellerindeki silahların korkutucu gücünden faydalanılarak havalimanı görevlilerinin ve ilerleyen zamanda vatandaşın limana girmesi engellenmiş, vatandaşlar tarafından darbe eylemine katıldıkları bildirilmiş olmasına rağmen askeri personel ...’in talimatına uygun şekilde davranmaya devam etmişlerdir. E- Uçuş Kontrol Kulesinin (Smart Kule) İşgali; Zırhlı araçların Ana Giriş kapısına intikali ve askerlerin giriş çıkışları kontrol altına almasının ardından, planlamaya uygun şekilde uçuş kontrol kulesinin işgali için harekete geçilmiştir. Albay ... komutasındaki Mercedes kamyon saat 23.05’te A Kapısına doğru yola çıkarak 23.24’te kapıya intikal etmiştir. ...’un A kapısına gelişiyle birlikte ... komutasındaki ZMA burada bırakılıp astsubayların bulunduğu Landın ...’u takip etmesini sağlanarak uçuş kontrol kulesini işgal etmek amacıyla bu noktaya intikal edilmiştir. Yine iki motosikletli polis ekibi kuleye kadar ekibe eskortluk etmiştir. Kontrol kulesine saat 23.32’de intikal edilmiş, ayrıca sanık ... tarafından saat 23:20’de,“yurtta sulh” Whatsapp grubunda “Atatürk havalimanı kontrol kulelerine çıkılmak üzere. Sadece inislere müsadee edilecek.” şeklinde, sanık ... tarafından ise saat 23:35’te “Atatürk havalimani kuledeyiz. İnişlere izin veriyoruz. Kalkışlar iptal.” şeklinde mesaj atılmıştır. Kulenin işgali ve uçakların iniş kalkışıyla ilgili yazışmalar saat 23:47’ye kadar sürmüştür. ... komutasında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... kuleye saat 23.35’te intikal etmiş, ..., ..., ... ve ... kule içine girmemiş, bina dışında araçların ve kulenin emniyetini almışlardır. Sanık ..., beraberindeki diğer askerlerle kulenin en üst katında bulunan kontrol odasına giderek burada yanında sanık ..., ... ve kendilerine eskortluk yapan polis memurları bulunduğu halde kule personeline “... Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğunu, görevlerinin sona erdiğini, inişlere izin verileceğini ancak kalkışların durdurulduğunu ” bildirmiş, kontrol odasının kapısının önünde tüm rütbeli askerlerin beklediği, içeriye giriş çıkışın bu askerler tarafından tamamen engellendiği belirlenmiştir. Olayla uyumlu tanık ve mağdur anlatımlarına göre, kuleye giden ve bina içine giren tüm sanıklar CIP salondan geçerek TV’deki darbe bildirisini görmüş, buna rağmen bina içerisinde bulunan yolcu ve çalışanlar bir salonda toplanarak buradan ayrılmalarına izin verilmemiştir. Bu sırada Hava Harp Okulu’nda yapılan hazırlıklar neticesinde belirlenen darbe teşebbüsüne katılacak rütbelilerden Binbaşı rütbesindeki ... ve beraberindeki askerler uçuş kontrol kulesine intikal etmiş, sanık ... ve ekibi bir süre sonra kulenin kontrolünü ... ve beraberinde gelen ekibe bırakmıştır. ... ve ..., ...’un emriyle ...’ın emir ve komutasına girmiştir. Kuleye sanık ... komutasında, Uzman Çavuş ... ile Sözleşmeli Erler ... ve ... intikal etmiştir. Saat 00.00 civarında (saat olarak ± 10-15 dakika fark olabilir) sanık ... yönetimindeki aracın Ana Giriş kapısından girerek kuleye intikal ettiği ve görevi ...’dan devraldıkları görülmüştür. Bu şekilde kuleye intikal eden birlikler tarafından uçak iniş kalkışları darbeci birliklerin yönetimine geçmiş, 00:15 itibari ile dış hatlar hariç tüm iniş ve kalkışlar iptal edilmiştir. Kulenin kontrolünü Binbaşı ...’a bırakan sanık ..., kuleyi terk ederek askeri kamyon ile yeniden Ana Giriş kapısına intikal etmiştir. ... ve beraberindeki sanıkların kontrol kulesine intikalinden sonra, özel güvenlik gorevlileri, bina dışında kalarak araçların ve binanın güvenliğini sağlayan sanıklar ..., ..., ... ve ...’a bilgisayardan darbe girişimi ile ilgili gelişmeler göstermiştir. Smart Kule binasında görevli sivil memurlar ise işten el çektirilmelerine rağmen, kuleden ayrılmalarına izin verilmemiştir. ... birliklerin geri çekileceğini öğrenmesine rağmen özel harekat polislerince yapılan operasyonda, kuledeki darbecilere destek olmak amacıyla A kapısına doğru hareket etmiş, birlikte geldiği ZMA’lara işaret ederek kendisini takip etmelerini sağlamış ancak kuleye ulaşamadan teslim alınmıştır. Smart kulenin kontrol odasında bulunanlar haricinde sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’den oluşan alt rütbeli sanıklar, üsteğmen rütbesindeki sanık ... ile görüştükten sonra saat 23.45 civarında kuleden ayrılıp saat 00.05 civarında Ana Giriş kapısına intikal etmişlerdir. Smart Kulede sanık ... ile birlikte kalan astsubay öğrenci ...’ın, kulenin üst katına çıktığı, çıkmadan önce ...’un sıkıyönetim ilan edildiğine dair beyanlarını duymadığı, kulede sözleşmeli er sanıklar ... ve ... da dahil olmak üzere etkin bir davranış içine girmedikleri, silahlarını kullanmadıkları, kulede çalışan personele tehdit olarak algılanacak bir davranış içine girmedikleri anlaşılmıştır. Smart kulenin darbeci askerlerden geri alınması amacıyla kuleye özel harekat operasyonu düzenlenmiş, smart kule kapısına gelindiğinde kapının kilitli olduğu, sanık ...’in kapının önünde durduğu, ...’ın da kapı açıldığında girenlerle karşılaşabilecek konumda durduğu, sanık ...’ın, silahının kurma kolunu çektiği ve ...’in arka kısmında hazır beklediği, katılan özel harekat polislerince girişilen ikna çabalarına olumsuz cevap verildiği ve içeri girerlerse ateş açılacağının bildirildiği, bu şekilde kulede bulunan darbecilerin ... ve ekibinden gelecek yardımı beklerken polisleri oyalamaya çalıştıkları, teslim olmayacaklarının anlaşılması üzerine özel harekat polislerince kapının kırılarak komiser yardımcısı ... öncülüğünde içeri girildiği, sanık ...’ın yere paralel olacak ve katılanları hedef alacak şekilde bir el ateş ederek merdivenlerden yukarı çıktığı, buradan da ateş ettiği, devamında ise teslim olmak zorunda kaldığı ve kuledeki tüm askeri personelin yakalanarak gözaltına alındığı tespit edilmiştir. F- Atatürk Havalimanı Terminal Binasının İşgali; Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, Albay rütbesindeki sanık ..., teğmen rütbesindeki sanık ... ve 54 adet Sözleşmeli Er (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...) ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal etmiş ve ilk iş olarak çevre tertibatı aldırılmıştır. Çevre tertibatı alınması amacıyla sanıklar ... ve ... bina dışında bırakılmış, bu iki sanık içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönmüş, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemleri tespit edilememiştir. Terminal binası içerisine giren askerler, ... tarafından nizami şekilde sıraya geçirilip kendilerine konuşma yapılmış, devamında yine ... komutasında ilerleyerek, onun yönlendirmesiyle pasaport kontrol noktasına intikal etmişler, her polis memurunun başında iki sözleşmeli er olacak şekilde ... vatandaşlarının yurda giriş çıkışlarını engellemişlerdir. ...’in buradaki asıl amacının, emrindeki silahlı askerlerle havalimanı iç hatlar kısmına hakim olarak kulenin tamamıyla güvende olmasını sağlamak olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Pasaport kontrol noktasında on dakika kadar yapılan işlemlerin ardından ...’in emriyle askerler iç hatlar kısmına doğru hareket etmiş, burada peşlerinden gelmek isteyen vatandaşlara engel olmaya çalışmışlardır. Kontrollerin bir müddet bu şekilde devam ettiği, olay yerine gelen vatandaşların ve TEM şubede görevli polis memurlarının bu olayın kanunsuz darbe girişimi olduğunu bildirmeleri üzerine sanık ... komutasında askerlerin çıkış yolu aradıkları ve iç hatlar terminalinde sıkıştırıldıkları, polis memurlarının uzun süren teslim olma çağrısına rağmen ilk önce sözleşmeli er görevindeki sanıklar ve ... tarafından direnç gösterildiği, ancak vatandaşların oluşturduğu kalabalık ve polis memurlarının direnişi sonunda bir kısım sözleşmeli erin silahlarını teslim etmek zorunda kaldıkları, en sonunda sanık ... ve ...’in de teslim olmak zorunda kaldığı belirlenmiştir. G- Atatürk Havalimanı Apron Bölgesinin İşgali; Hava Harp Okulu bünyesinde havalimanının işgalinde görevlendirilen Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay ..., ... tarafından yapılan içtima sonrasında, emrinde bulunan sanıklar ile birlikte Atatürk Havalimanının apron kısmına intikal etmiş, Havalimanının Apron kısmında sanık ... ile sanık Astsubay Başçavuş ... birlikte hareket ederek sözleşmeli erleri yönlendirmişlerdir. Hava Harp Okulundan çıkış yapan askerlerin saat 00.55’te Atatürk Havalimanı apron bölgesine intikal ettikleri, ... ve ... komutasında, havalimanına geldikleri araçlarla 230 körük bölgesindeki yolu araç geçişine kapattıkları ve yalnızca komutanlarca uygun görülen araçların geçişine izin verdikleri tespit edilmiştir. Sanıkların yol kontrolü yaparken uçak görevlileri ile yolcuları, silah zoruyla otobüslerinden indirerek yere yatırdıkları, yolcuları bu şekilde beklettikleri, yetkileri olmamasına rağmen bir çoğunun üst aramasını yaptıkları, otobüslere tekrar binmelerine izin vermedikleri, yolcuları yaya bırakarak havalimanından bu şekilde ayrılmalarını söyledikleri tespit edilmiştir. Saat 01.00 civarında askerlerin bulunduğu bölgeye, apron araçlarının geldiği ve durdurulduğu, içinden görevli memurların indiği, askerler tarafından silahların bu şahıslara doğrultulduğu belirlenmiştir. ...’ın sürücülüğünü yaptığı pikaba, olay gecesi saat 01.25’te el konulmuş, pikabın daha sonra kullanılmak üzere kenara çekilmesinin ardından saat 01.35 civarında 230 körük bölgesine gelen polis memurlarının aracıdurdurularak polis memurları ... ve ...’in silahları, sanıklar ... ve ... tarafından, ...’ın emri ile zorla alınmıştır. Kamera görüntüsünün 01.01.12’nci dakikasından itibaren darbe eylemine karşı direnmekte olan vatandaşların 230 körük bölgesine, askerlerin yanına geldiği, askerlerin vatandaşları uzaklaştırmaya çalıştığı, vatandaşların her hangi bir kaba kuvvet veya taşkınlık yapmaksızın askerleri uyarmaya çalıştığı, buna rağmen askerin bölgeden ayrılmak istemediği anlaşılmaktadır. Atatürk Havalimanının işgaline girişen darbeci askerlere karşı koymak amacıyla vatandaşların, kolluk ve polis özel harekat gücüyle birlikte kulenin etrafında toplanmaları, özel harekat kuvvetlerinin kuleyi teslim almak ve darbeci sanıkları yakalamak üzere kapıda sanıklara bildirim yapmaları üzerine, ...’ın önce ...’u arayarak yardım istediği, bu süreçte birden fazla kez konuştukları, ...’ın sanık ...’yı arayarak durumu bildirdiği, hemen akabinde ...’nın da saat 01.35.03’de ...’ı telefonla arayarak kulede bulunanlara yardıma gitmesini istediği, bunun üzerine ...’ın bir pikap ve mavi transitle kuleye intikal etmek üzere yola çıktığı anlaşılmıştır. (Vatandaşların gelişiyle 230 körük başı - çöplük bölgesini terkeden sözleşmeli erlerden ... komutasında pikap ve mavi transitle buradan ayrılanlar ... Plaka sayılı Gri renkli L 200 cift kabinli Pikap içerisinde; sanıklar ..., ..., ..., ..., kasada; ..., .... Mavi renkli transit marka aracın içerisinde; ... (şoför), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve daha sonraki süreçte pikapın kasasına geçen ...) Bu bölgede katılanlardan ...’ndan zorla alınan aracın da askeri VIP noktasına gönderildiği, girişimin ilerleyen saatlerinde, özel harekat polisleri ve vatandaşlar tarafından smart kulenin kuşatılması üzerine, zorla alıkonan bu araç vasıtasıyla Hava Harp Okulunda görevli Binbaşı rütbesindeki ... ve Astsubay rütbesindeki ... komutasında, Sözleşmeli Erler ..., ..., ... ve ...’ın smart kulede polis özel harekat tarafından sıkıştırılan ... ve ekibini kurtarmak için kontrol kulesine gitmek için kullanıldığı, aracın vatandaş tarafından durdurulması üzerine ...’ın (gözlüklü şahıs) indiği, vatandaş tarafından yolları kesilince sanık ...’le birlikte havaya ateş ettikleri, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından olay yerinden uzaklaştırılmışları üzerine tekrar VIP bölgesine dönmek zorunda kaldıkları, VIP bölgesine döndükten sonra, ...’ün daha fazla kuvvet alarak yeniden kuleye gitmeyi amaçladığı ancak sözleşmeli erlerin kaçıp saklanmaları, ve saat 03.00-04.00 sıralarında kendisine yardım edecek başka rütbeli bulamamış olması nedeniyle bu amacını gerçekleştiremediği anlaşılmıştır. ... ve peşindeki mavi transitin hangar bölgesine gelmesinden sonra, aralarında polis memuru katılanlar ... ve ...’ın da bulunduğu ... yönetimindeki apron aracını durdurarak içindekileri araçtan indirerek silahlarını teslim etmelerini istedikleri, polislerin üzerlerinde silah olmadığını söylemesi üzerine, sanık ...’ın, katılan ...’ın belini yoklayarak tabanca olduğunu fark ettiği ve almak istediği, ona karşı çıkan ...'ı öldürmekle tehdit ettiği, aracının şoföru olan ...’ın ve diğer polis memurunun çantasını almak istediği, vatandaşın yaklaşmakta olduğunu farkedince çantaları bırakarak kaçtıkları, bir süre araçlarla daire çizerek aynı yere döndükleri, pikap ve mavi transitin yanına beyaz transit aracın yanaştığı, bir müddet aralarında konuştukları, daha sonra ayrıldıkları, sanıkların vatandaşlardan kaçış esnasında sürekli ateş ettikleri belirlenmiştir. Devamında pikap ve mavi minibüsün hangar bölgesinde durduğu, Arslan Özkan’ın havaya ateş açtığı, bu esnada sanık ...'ın mavi minibüsten inerek pikapın arkasına bindiği ve araçların bu şekilde yola devam ettikleri, hangar bölgesinden ayrılarak uçakların iniş kalkış yaptıkları piste doğru yola çıktıkları, saat itibariyle havaalanının tüm apron ve terminal bölgesine ulaşmış olan vatandaşların bu araçların peşinden koştuğu, bu esnada pikabın arkasında bulunan 3 Sözleşmeli Er; ..., ... ve ...'ın ...’ın emriyle vatandaşlara doğru, silah namluları yere paralel olacak şekilde ateş etmeye devam ettikleri, bu esnada maktül ...'ın vurularak yere düştüğü, olay yerinde yaşamını yitirerek şehit olduğu katılan ...'ın ve müştekiler ... ile ...'ın yaralandığı, ...'in kurşunlardan kaçarken yaralandığı anlaşılmıştır.(Maktül ...’ın 29.07.2016 tarihli otopsi raporunda ATK Morg İhtisas Dairesince yapılan göğüs incelemesinde; ateşli silah yaralanmasının sütürleri açıldığında sol orta koltuk altına transvers seyirle 6-7. kotlar arasında uzanan 11 cm. uzunluğunda torakotomi insizyonu, bunun hemen 0,5-1 cm. altında yine paralel seyirli 10 cm. uzunluğunda aynı özelliklerde kesi görüldüğü, solda 6. interkostal aralıkta arkus kostalis yakınında torakotomi insiyonu ile devamlı mediali düzensiz, laterali daha düzenli muhtemel çıkış yarası görüldüğü, sağ göğüs boşluğunda serbest sıvı ve kan görülmediği, sonuç bölümünde; Kişinin vücuduna 1 (bir) adet ateşli silah yaralanması tespit edildiği, oluşturduğu yaralanmanın müstakilen ölüm meydana getirir nitelikte olduğu, ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası cilt-cilt altı bulgularına göre atışın bitişik atış mesafesi dışından yapılmış olduğu, cesetten mermi çekirdeği elde edilmediği, kişinin ölümünün ateşli silah yaralanmasına bağlı kosia ve vertebra kırıklarıyla birlikte iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu kanaati bildirilmiştir.) Açıklamalar ışığında dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; A- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında kurulan Beraat Hükümleri yönünden yapılan incelemede, 1- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında Asteğmen rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü teskeresini alarak askerlik görevini tamamlamış iken silah kaybolduğu bahane edilerek mesailerin ikinci bir emre kadar uzatılması sonucunda kışladan ayrılamayarak kışlada kalan, bölük komutanı ... ile birlikte aynı GZPT'ye binerek Atatürk Havaalanına doğru yola çıkan, seyir esnasında içerisinde bulunduğu GZPT arızalanınca ... ile arkalarından gelen GZPT'de bulunan Abdurrahman ASLAN ve ... ile yer değiştirerek Çobançeşme kavşağına gelen, E5 trafiğini yan yola yönlendirmek için tedbir aldırmayı hedefleyen ...’ın bu yöndeki eylemlerine yardımcı olacak aktif bir davranışı bulunmayan, polis ekiplerinin kendisinin de içinde bulunduğu GZPT'nin ilerisinde trafiği kesmesi üzerine bir süre burada bekleyen, bulundukları yere gelen vatandaşlar tarafından etrafları sarılarak ikaz edilen, saat 23:00 sıralarında eşi ile yaptığı telefon görüşmesinde başbakanın açıklamasın öğrenerek kendi iradesi ile bulunduğu aracın üst kapağından çıkarak ilerde trafiği kesmiş bulunan polis aracında bulunan polis memurlarının yanına giden, GZPT'de bulunan diğer askerlerin teslim olmaları için polisler ile birlikte çalışan ..., 2- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... ile birlikte pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, ... tarafından giriş güvenliğini sağlamak üzere kapıda nöbetçi bırakılan, Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, ..., ... ve 54 adet sözleşmeli er ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal eden, çevre tertibatı almaları için ... ile birlikte bina dışında bırakılan, içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönen, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemi tespit edilemeyen ..., 3- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... ile birlikte pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, ... tarafından giriş güvenliğini sağlamak üzere kapıda nöbetçi bırakılan, Hava Harp Okulundan hareket eden askerlerin havalimanına intikali sonrasında, ..., ... ve 54 adet sözleşmeli er ile birlikte yürüyerek terminal binasına intikal eden, çevre tertibatı almaları için ... ile birlikte bina dışında bırakılan, içinde bulundukları eylemin darbe girişimi olduğunu anladıktan sonra hiçbir cebri eyleme katılmadan birliğe dönen, Havalimanında bulundukları sırada terminal binası önünde beklemekten başka bir eylemi tespit edilemeyen sanık ..., 4- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, olay tarihinde nöbet istirahatli olmasına rağmen ...’ın çağırısı üzerine kışlaya gelen, kışladan ilk çıkan ekip içinde yer almayan, ...’in havalimanında tankı bırakarak kaçması sonucunda ...’in uzman çavuş ...’yı arayarak tank şoförü göndermesini emretmesi üzerine er ... ile birlikte Land jip ile Atatürk Havalanına gitmek üzere hareket eden, Basın Ekspres yolu üzerinde hareket halindeyken bulunduğu aracın önünün vatandaşlarca tarafından kesilmesi üzerine yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 5- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması üzerine kışlada kalan, Atatürk Havalimanına 117665 plakalı tank ile nişancı olarak görevlendirilerek Tugaydan geç çıkış yaparak konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, Tankı Ana Giriş kapısına doğru park ederek beklemeye başlayan, Havalimanına gelip tertibat alan sanıklardan izin alarak havalimanı içerisine girmek üzere oldukları esnada darbe girişiminden haberdar olan, kışladan çıkış yaparlarken darbe girişiminden haberdar olduklarına dair somut delil bulunmayan, kendisinin de içinde bulunduğu Tank mürettebatından dışarı çıkıp vatandaşların giriş çıkışına silah zoruyla engel olacak davranışta bulunan olmayan, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan, kışlaya intikalden sonra komutanlarının kaçma teklifini reddederek kışlada kalan sanık ..., 6- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ... tarafından içtima alanında yapılan toplantıya katılan, içtimadan sonra VlP nizamiyede görevlendirilerek yoldan geçen vatandaşları uzaklaşmaları konusunda uyaran, havuzlu kavşakta bir aracın durması üzerine beraberindekilerle, aracı uzaklaştırması için şoföre bağıran sanık ..., 7- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında tank şoförü uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü silah kaybolması bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, ...’ın komutanı olduğu tanka şoför olarak görevlendirilerek Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havalimanına intikal ettikten sonra sanığın ...’in emri ile kullandığı tankı yönlendirerek girişi kapatan, beklediği esnada ...’dan darbe yapıldığını öğrenen, ...’in, sanık ...’a “karşı gelen olursa çatışacağız. Gerekirse polisle de çatışacağız” şeklindeki konuşmalarına şahit olduktan sonra kendi iradesi ile bulunduğu tanktan ve olay yerinden ayrılmaya karar vererek tuvalet bahanesi ile tanktan çıkan, önce yürüyen devamında da koşarak tanktan ve bulunduğu yerden ayrılan, bir ticari taksiye binerek ablası tanık Gülistan ESKİN’in ikametine giden sanık ..., 8- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, içtimadaki konuşmadan sonra VIP nizamiyede görevlendirilerek yoldan geçen vatandaşları uzaklaşmaları konusunda uyaran, ...’nın kendisi ve beraberindekilere Jandarmanın dahi gelmesi halinde içeri almayacaklarını ve gerekirse ateş açacaklarına yönelik emrine uygun bir davranışı bulunmayan, Havalimanına giden ekibin ayrılmasından sonra nizamiyede nöbetçi olarak bırakılan sanık ..., 9- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile tank nişancısı olarak görev yapan, silah kaybolması sebebi ile kışladan çıkışların yasaklanması sonucu kışlada kalan, ...’ın emri ile tüm personel gibi garaja intikal eden ... komutasındaki 117724 plaka sayılı tanka nişancı olarak binerek havalimanına intikal eden, yolculuk sırasında bulunduğu yer itibariyle dışarıyla irtibatının kısıtlı olduğu tespit edilen, darbe yapıldığını öğrendikten sonra sürücü ve araç komutanı çıkmadan bulunduğu yerden çıkma, tankı durdurma veya geri çevirme gibi imkanı bulunmayan, içinde bulunduğu tank B giriş kapısı önünde yol keserek araç ve vatandaş geçişini engelleyerek beklemeye başlayan ancak tanktan inmeyen, vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ... ve ...’ın uyarı ateşi emrini dinlemeyerek ateş etmeyen, kışlaya dönme emrinin gelmesi üzerine kışlaya doğru harekete geçen, vatandaşların yollarını kesmesi üzerine vatandaşlar tarafından özel bir araç ile karakola götürülmek istendiği sırada yoldan geçen bir polis ekibini görüp teslim olan sanık ..., ile ilgili olarak yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla, T.C. Cumhurbaşkanı, T.C. ..., TBMM vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle beraat kararlarının ONANMASINA; B- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında verilen mahkumiyet hükümleri yönünden temyiz itirazlarının incelenmesinde, 1- Ankara Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Şube Müdürlüğünde Mesleki Gelişim Şube Müdürü olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan, Yüksek Sevk ve İdare kursu kapsamında Harp Akademileri Komutanlığında bulunmakta iken akademide baş hoca olarak görev yapan ... ... tarafından suç tarihinde 66. Mekanize Tugayında geçici görev ile görevlendirilen, ... ... ile yaptığı görüşmede kendisine darbe girişiminin erkene çekildiğini belirtilerek acilen 66. Mekanize Piyade Tugayına gitmesi söylenen, görüşmenin ardından hemen harekete geçerek Topkule Kışlasına intikal eden, Tugay Komutanı ... ... ile görüşerek ... ve ... ile birlikte Atatürk Havaalanının işgal teşebbüsünde yer alan, “Yurtta Sulh” Whatsapp grubu katılımıcısı olan ve gelişmeleri buradan darbe planlayıcılarına ileten, Atatürk Havalimanına intikal ettikten sonra daha önceden yapılan plan uyarınca askeri kamyona binerek bu kamyondaki askerler ve iki zırhlı araç ile birlikte Smart Kontrol Kulesini işgal etmek amacı ile bu noktaya intikal eden, Smart Kontrol kulesine intikali sırasında gördüğü emniyet görevlilerine ve diğer görevlilere ordunun yönetime el koyduğunu ve sıkıyönetim ilan edildiğini söyleyerek kendilerini kontrol kulesine götürmelerini isteyen, Astsubay ... ve astsubay öğrenci... ile birlikte Smart kuleye çıkan, kendisine eşlik eden Unimog ve ZMA içerisindeki diğer askerleri aşağıda güvenlik almaları amacı ile bırakan, Smart kulede bulunanlara “ülkemizin huzur ve refahı için ordu yönetime el koymuştur, görevleriniz su an itibarı ile bitmiştir. Görevinize şu anda devam edin ancak kalkışlar iptal, inişlere devam edin” şeklinde bir konuşma yapan, kara pilot Üsteğmen ..., UMUT1 kodu ile yönetiminde bulunan UH-1 tipi helikopter ile askeri havalimanından kalkma izni isteyince izin verilip verilmeyeceğikule görevlisince kendisine sorulan, bunun üzerine Yurtta Sulh WhatsApp grubuna “4 askeri uçak kalkmak için bekliyor: Atatürkte kalkmaya izin vereyim mi” şeklindeki mesaj atan ve mesajına Binbaşı ... ...’nca “Askeri uçak kalksın inişlere izin verin komutanım” şeklinde onay verilen, görüşme kayıtları incelendiğinde; 16.07.2016 günü saat : 00:22 de kuleyi kendisinden devralan ve olay tarihinde Hava Harp Okulunda görevli olan binbaşı ...’a ait olan 5424711779 numaralı hat ile 41 saniyelik bir görüşme yaptığı belirlenen, bu görüşme aracılığıyla ... ile irtibata geçerek bu şahsa kulenin kontrolünü bırakıp Ana Giriş kapısına dönen, kulede bulunduğu süre zarfında kule personeli olan ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’i hürriyetinden yoksun bırakan, Ana Giriş kapısında ... ile görüştüğünde askeri birliklerin geri çekileceğini öğrenerek askeri kamyon ile tekrar kontrol kulesine gitmek için harekete geççen, A kapısında kapının güvenlik amiri olan ...’u zorla ve tehditle kamyona bindirerek kendisini kuleye götürmesini isteyen, bu süreçte Binbaşı ... ile görüşmeler yaptığı tespit edilen, ...’a kuleyi kendilerinden almaya çalışan emniyet güçlerine karşı direnme talimatı veren, İç hatlar geliş kısmının bulunduğu alanda darbe teşebbüsünü protesto etmek isteyen vatandaşlar tarafından bulunduğu kamyonun önü kesildiğinde “ne kadar ciddi olduğumuzu görecekler” diyerek araçtan inen ve katılan ...’i ayağına ateş etmek sureti ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekilde kasten yaralayan, yanında bulunan diğer askerlere ateş emri veren, komutasındaki askeri kamyonun olay yerinden ayrılması ile vatandaşların arasında kalarak yakalanıp gözaltına alınan sanık ..., 2- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak Kurmay Albay rütbesiyle görev yapan, 2016 yılı Şubat ayından itibaren Harp Akademileri Komutanlığı’nda Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare kursunda bulunan ve 15.07.2016 günü itibari ile bu kurs görevinde idari izinli olan, idari izinli olmasına rağmen Topkule Kışlasına gelerek ..., ... ... ve ... gibi darbe teşebbüsünün planlayıcılarının da katılımıyla yapılan toplantılara iştirak eden, toplantıda kendisine ... ile birlikte Atatürk Havaalanını işgal görevi verilen, 15 Temmuz günü öğle saatlerinde özel aracı ile yanında ... olduğu halde Atatürk Havalimanına giderek burada keşif çalışmaları yapan, Yurtta Sulh Whatsapp grubu katılımcılarından olan ve gelişmeleri gruptakilere aktaran, darbe başlangıcının 20:30 civarına çekilmesinin ardından komuta merkezinde bulunan ... ... ile 28 saniyelik görüşme yapan, görüşmenin ardından hemen harekete geçerek ... ile birlikte Topkule Kışlasına intikal eden, zırhlı araçlarla Atatürk Havaalanına intikal eden, intikalden sonra ... ile birlikte Ana Giriş kapısında polislere “Ordunun yönetime el koyduğunu ve sıkıyönetim ilan edildiğini” söyleyen, havalimanına gelen vatandaşlardan ve direnç gösteren Emniyet Birimlerinden sonra bu nokta için takviye kuvvet ve yaya birlik takviyesi isteyen, Tugay Komutanı ... ...’in birliklerin geri çekilmesi yönünde talimat vermesinin ardından inisiyatifi ...’e bırakarak geri çekilme kararı alan, ...’in makam aracı olan 117500 plakalı Land jipe binerek beraberindeki askerlerle kışlaya hareket eden ancak Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından yolları kesilen, vatandaşların etrafını sarması üzerine havaya ateş açan, Şoför er ...’ya aracı vatandaşların üzerine sürmesini emreden, ...’nın aracı bariyere çarpması sonrası araçtan çıkarılan, ...’ı dizinden basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralayan, vatandaşlar tarafından yanında bulunan askerler ile olay yerine gelen polis ekiplerine teslim edilen, 15.07.2016 günü ve gecesinde darbe kalkışmasında etkin rol oynayan bir çok kişi ile telefonda görüştüğü tespit edilen sanık ..., 3- Hava Harp Okulu Destek Grup Komutanlığı’nda Albay rütbesiyle görev yapan, darbe kalkışması öncesinde 14 ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde Hava Harp Okulunda yapılan darbe girişimi ile alakalı toplantılara iştirak ettiği belirlenen, yapılan planlama ve verilen emirler doğrultusunda komutanı olduğu birlikte tedbirler aldıran, 15.07.2016 günü Hava Harp Okulu Alay Komutanı Albay ... ...’in emri ile Atatürk Havalimanı’nın ele geçirilmesi ve kontrolünün sağlanması amacıyla emrindeki rütbeli askerlerle sözleşmeli erleri VIP nizamiye bölgesinde içtimaya toplayarak burada ‘terör saldırılarından bahsederek, silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğunu, polis veya kim gelirse gerekenin yapılacağını’ belirten konuşma yapan, içtimadan sonra Albay...’nın yönlendirmesi ile ...’ı Hava Harp Okuluna ait bir araç ile Atatürk Havalimanı Smart Kontrol Kulesine göndererek kuleyi Albay ...’dan teslim alması ve uçuş trafiğini yönlendirmesi için görevlendiren, bu kapsamda uzman çavuş ... ile Sözleşmeli Erler ... ve ...’ı ... emrinde görevlendiren, içtima alanına gelen askeri araçlara bir kısım askerleri bindirerek bu askerlerle birlikte Atatürk Havalimanı Apron kısmına intikal eden, intikal sırasında sözleşmeli erlere tüfeklerini tam dolduruşa almaları ve atışa hazır halde beklemelerini, alana gelen arabaları aramalarını ve en yakın kapıdan dışarı çıkartmalarını emreden, askerlerinin bir kısmını apron bölgesinin ve yolcuların kontrol edilmesi amacı ile...’nın emrine vererek Alay Komutanı Albay ... ...’in emri doğrultusunda kırk kadar asker ile birlikte terminal binası dış hatlar pasaport kontrol noktasına intikal eden, saat 01:00 sıralarında beraberinde bulunan sözleşmeli erler ile birlikte 31 ve 32 numaralı kontuvarlardan kontrolsüz bir şekilde geçerek pasaport kontrolü yapan tanık polis memurlarının yanlarına gelen, sözleşmeli erlere ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkışlarının yasak olduğu hususunda emir vererek pasaport kontrolünde görevli her polis memurunun başına iki sözleşmeli er düşecek şekilde konumlandırma yapan, emrindekilere vatandaşa karşı silahlı müdahalede bulunabileceklerini söyleyen, vatandaşların üzerlerine gelmeye başlamasıyla sözleşmeli erlere diz çöktürerek vatandaşlara karşı mevzi almaları emreden, havalimanında görevli emniyet amiri tanık ...’ın darbe girişiminin halkın yardımı ile bastırıldığını, sadece kendilerinin kaldığını, kalabalık bir şekilde vatandaşların olay yerine doğru geldiğini, hemen teslim olmalarını veya birliklerine geri dönmelerini söylediği ancak sanığın iç hat uçuşlarının durdurulması hususunda emir aldıklarını, acilen iç hatlara gitmelerinin gerektiğini, gerekir ise bu yolda öleceklerini bildiren, polislerin sanıklara olay yerini terk etmelerini söylemeleri üzerine bu kişilere hitaben “Siz bu işe karışmayın, bu saat itibari ile buranın kontrolü bizde, siz buradan çekilin” şeklinde karşılık veren, polis memurlarının ayrılmayarak uyarılarına devam etmeleri üzerine “Ölmek var dönmek yok, silahlarımızı vermeyiz, biz Çanakkale'de şehitler verdik, silahlarımızı değil bir mermi dahi teslim etmeyeceğiz, çatışmadan bizi teslim alamazsınız” şeklinde tehditte bulunan, vatandaşları protesto amacıyla bulunduğu yere gelmesi üzerine beraberindeki sözleşmeli erlerle birlikte iç hatlar bölgesine geçen, kaçacak yerleri kalmadığında bir büfeye sığınan, polis memurlarının vatan haini olarak yargılanacaklarını, TSK’dan ihraç edileceklerini bildirmesi üzerine “Halkı bizden uzak tutmazsanız halkı tararız” şeklinde karşılık veren ve beraberindeki erlere direnmeleri hususunda emir veren, sözleşmeli erlerin silahlarını teslim etmelerini engelleyen, sözleşmeli erlerin büyük çoğunluğun silah bırakarak teslim olmasına rağmen Teğmen ... ve bir kaç sözleşmeli er ile teslim olmayarak direnmeye devam eden, polis memurlarının yaptığı teslim olun çağrısına “Silahımı almaya geleni vururum bana yaklaşmayın” şeklinde karşılık veren, elinde bulunan silahı kendisini teslim almaya çalışan polis memurlarına doğrultan ancak ateşlemeyen, beraberindekiler ile zor kullanmak sureti ile yakalanan, sanıklardan ...’un beyanına göre yakalandıklarında ... Teğmene hitaben "Teğmenim biz bu askerlere gerekli psikolojik eğitimi verememişiz." dediği, sanıklardan ...’in beyanına göre ise “ben çok yufka yürekliyim. Ondan kaybettim ateş etseydik belki burayı ele geçirirdik, daha önce de darbe girişimleri oldu kimi başarılı oldu, kimi başarısız oldu. Zaten bu adamı peygamber gibi görmeye başlamışlardı. Biz 2017-2018 gibi yapacaktık bunu erken yaptık. Belki de ondan başarısız olduk” diyen sanık ..., 4- Hava Harp Okulu Komutanlığında Kurmay Albay rütbesi ile Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı olarak görev yapan, Hava Harp Okulu Komutanlığında 14 ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde yapılan darbe teşebbüsünün planlandığı toplantılara katılan, emrindeki tüm askerleri Atatürk Havalimanının işgali doğrultusunda yönlendiren, havuzlu kavşakta darbe girişimini protesto eden vatandaşlara karşı havaya ateş açan, apron kısmında emri altında bulunan askerlere araçların durdurulması, aranması ve kişilerin hürriyetlerinden yoksun kılınması hususunda emir veren, havalimanının kontrolünü kısmen sağladığını düşündüğü anda kendi makam aracı ile buradan ayrılarak yeniden askeri VIP noktasına gelen, Hava Harp Okulu'nda görevli sözleşmeli erler ile rütbeli personelin, apron bölgesinde konuşlanması ve terminal binasının işgalinden sonra, 16.07.2016 günü saat 01.30'dan itibaren Valilik binasını işgal eylemine destek olmak amacıyla, önceden planlandığı şekilde, siyah renkli Renault Megan marka makam aracı ile Hava Harp Okulu VIP bölgesine gelen, birliklerin buluşma noktası olarak Sirkeci Gar önü belirlenmiş olduğundan Albay ... ...’ün emri ile İstanbul Valiliği’nin işgalinde birlikte hareket edeceği personelle Sirkeci Gar önünde buluşmak üzere giderlerken Bakırköy ilçesi Ataköy mevkiine geldiklerinde Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne ait 63/64 kod nolu sivil polis otosu tarafından yolun kapatılması üzerine ekibi ile araçlarından inerek polislere uzun namlulu silah doğrultan, ayrıca sivil polis aracının camını kırıp vitesi boşa alarak aracı iteklemek suretiyle yolu açan, Kazlıçeşme’de polis ekiplerince durdurulan, beraberindekilerle silah çekerek polis memurlarına yönelterek yolu açmalarını isteyen, teslim olmaktan kaçınarak silahlarının kurma kolunu çeken, görevli polis memurlarınca müdahale edilerek zorla silahları alınan ..., 5- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında yarbay rütbesi ile Tank Tabur Komutanı olarak görev yapan, tank tabur komutanlığına tayini çıkması nedeni ile 13 Temmuz 2016 günü görevini Yarbay...’e devreden, Tugay Komutanı ... ... ve Tugay Komutan Yardımcısı ... ...’nin emri ile eski görevine devam eden, 14 Temmuz ve 15 Temmuz 2016 tarihlerinde Topkule Kışlasında yapılan ve ..., ... ... ve ... gibi darbecilerin katıldığı toplantılara iştirak eden, 14 Temmuz akşamı ve 15 Temmuz sabahında taburunda hazırlıklar yaptıran, 8 adet tank ve bir adet askeri kamyon hazırlatan, izinde veya dış görevlerde olan bazı subaylarını kışlaya çağırarak görev veren, 14.07.2016 tarihinde toplantıdan çıktıktan sonra kendisine bağlı bölük komutanı yüzbaşı ...’ye 15.07.2016 tarihinde tankların telsiz bakımlarının ve yakıt ikmallerinin yapılması, depolarında sızma olup olmadığının kontrol edilmesi, kısa bir mesafe yürütülüp durumlarına bakılması emri veren, Astsubay ...’a her tank için 3 adet olmak üzere toplam 24 adet SABOT tank topu ve 12.000 adet makinalı tüfek mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı getirten, taburdaki askerler için mühimmat temin ettiren, 15 temmuz günü öğleden sonra bölük komutanlarını makamına çağırarak darbe girişimine katılacak tank personellerini belirlediği listeyi veren, öğle saatlerinde Albay ... ile birlikte ...’un özel aracıyla Atatürk Havalimanına giderek zırhlı araçları ne şekilde konuşlandıracağına dair keşif yapan, akşam saatlerinde Yarbay... ile birlikte Hava Harp Okuluna giderek burada Albay ... ... ile Havalimanının işgali sırasında nasıl hareket edeceğine ve kulenin işgaline dair bilgiler alan, darbe teşebbüsünün akşam 21:00’a çekilmesiye Tugay Komutanı ... ... tarafından kışlaya çağrılarak apar topar kışlaya gelen, taburundaki subaylarına kışlaya gelmeleri için talimat veren, Topkule Kışlasına geldiğinde tugay komutanı ... ... ile görüşen, Serbülent’in makam aracına ... ve ...’un binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, iki tankı B kapısında, bir tankı ise A kapısında konuşlandıran, kendi emrine verilen GZPT ve ZMA’ları da konuşlandırdıktan sonra ...’ya komutası altındaki Unimog aracın içerisinde bulunan askerler ile birlikte kuleyi ele geçirmeye giden Albay ...’a takviye olma emri veren, Üsteğmen ...’e 2 ZMA’yı VIP girişlerine göndererek girişleri kapamasını, havalimanından çıkışların serbest olduğunu ancak girişlere izin vermemesini emreden, emri doğrultusunda havalimanı girişleri askerler ve zırhlı araçlarca barikat oluşturularak engellenen, giriş kapısında özel harekat polislerine ve diğer yetkililer Sıkıyönetim ilan edildiğini söyleyen, askerlerin kullanmış olduğu telsiz kanalından "TSK yönetime el koydu gerekirse polise de ateş açılacak” şeklinde emir veren, darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların tepki göstermeye başlaması üzerine vatandaşlar ve emniyet birimleri ile tartışan, elindeki piyade tüfeği ile havaya ateş ederek emrinde bulunan diğer sanıklara da ateş etmeleri yönünde emir veren, Tugay komutanının inisiyatifi kendisine bıraktığını beyan etmesi üzerine, olay yerinde emniyet güçleri ve vatandaşlar tarafından oluşturulan baskıya dayanamayarak ricat etmek zorunda kalan, kapıdaki tanklardan birinin şoförü olan Uzman Çavuş ...’in olay yerinden kaçmış olması sebebi ile tankı kendisi kullanarak Atatürk Havalimanından ayrılan, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından kullandığı tank durdurulan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 6- Hava Harp Okulu Komutanlığında Binbaşı olarak görev yapan, 13.07.2016 tarihinde Yalova’da yapılan kampta öğrencilerin yanına göndermesi gerekirken Astsubay ...’ı olağan dışı bir uygulama ile Hava Harp Okulun’da bıraktan, olay gecesi 00:49’da sivil Toyota marka beyaz renkli araç ile kışlaya giriş yaparak burada bulunan Sözleşmeli Erler; ... ve ...’ya Destek Grup Komutanlığına geçmeleri talimatı veren, kullanmış olduğu hatta ait HTS kayıtları incelendiğinde Atatürk Havalimanı Uçuş Kontrol Kulesini işgal eden askerlerden olan ... ile 16.07.2016 günü saat 01:40 ile 02:37 saatleri arasında 11 kez görüşme yaptığı belirlenen, yaptıkları görüşmeler ile kulede sıkıştıklarını öğrendikten sonra apronda ele geçirdikleri ... plakalı beyaz doblo araç ile ... ve beraberindekileri kontrol kulesinden kurtarmak ve buranın kontrolünü yeniden ele almak amacı ile hareket eden, vatandaşların ve emniyet birimlerinin mukavemeti karşısında vatandaşı korkutmak amacı ile havaya pek çok kez ateş eden, polislerin yönlendirmesi ile buradan ayrılarak askeri VIP bölgesine geri gelen, birliğe döndüğünde sözleşmeli erlere vatandaşlardan gelen olur ise ateş etmelerini söyleyen, askeri VIP alanına geldikten sonra buradaki askerleri yeniden toparlayarak Atatürk Havaalanına götürmek isteyen, Üsteğmen ...’in sorumluluğundaki silahhaneye giderek buradan mühimmat almak isteyen ancak silahhanede mühimmat bulunmadığı için alamayan, saat 04:30 sıralarında Hava Harp Okulu’nda personel idari işler Astsubayı olan ...’nun yanına giderek havalimanına dönmek için personel isteyen, askeri VIP alanındaki askerlere nöbet görevi vererek sabaha kadar emniyet tedbirlerini aldırmaya devam eden sanık ..., 7- Hava Harp Okulu’nda görevli binbaşı/5. Filo Komutanı olarak görev yapan, 14.07.2016 tarihinde Hava Harp Okulu Öğrenci Alay Komutanı Albay ... ..., Hava Harp Okulu Dekanı Albay ... ... ve Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay...’nın katılımı ile Yalova’da uçuş eğitiminde bulundukları sırada, öğrenci subay ve astsubayların darbe girişimi kapsamında İstanbul’da gerçekleştirilecek eylemlerde takviye olarak hazırlanmaları için yapılan toplantıya katılan, 15.07.2016 tarihinde Yalova’da 18:00 sıralarında Albay ... ..., 3. Filo Komutanı Binbaşı ... ve 4.Filo Komutanı binbaşı ...’in katılımı ile gerçekleştirilen ve darbe girişimi öncesi son koordinasyon toplantısı olan görüşmelere katılan, bu toplantı sonrasında acil bir şekilde pilot ... komutasındaki TE-41 model uçak ile yanında Albay ... ... bulunduğu halde İstanbul’a gelen, İstanbul’a geldikten sonra Albay ... ...’in emri doğrultusunda kara pilot Üsteğmen ...’ı 15 Temmuz günü Saat 22:29 sıralarında ikametinden alarak hangar bölgesine getiren, ...’a Hava Harp Okulu Komutanı ..., öğrenci Alay Komutanı Albay ... ... ve kendisinin emirleri dışında kimsenin emrini dinlememesini, verilen emirlere riayet etmesini bildiren, ... ile hangar bölgesine geldiğinde normal şartlarda helikopterlerin uçuşa hazırlanması helikopter teknisyeni vasıtası ile yapıldığı halde hazırlıkta bizzat yer alarak TRT Ulus binasının işgali için kullanılan ... 1 kod numaralı UH-1 helikopteri fiziki güç kullanarak hangardan çıkaran, Yalova’da yapılan toplantılarda Atatürk Havalimanı’ndaki Smart Kontrol Kulesinde trafiği yönetmek üzere görevlendirilen, Destek Grup Komutanı Albay ...’den Atatürk Havalimanına gitmek için araç talep eden, Smart Kontrol Kulesini karacı subay olan ...’dan önceden planlandığı şekilde devralarak kuledeki hava trafiğinin kontrol eden, vatandaşlar ve emniyet güçlerinin gelmesi ve polisin “teslim ol” çağrısı üzerine ... ile telefon görüşmesi yaparak gelişmeleri aktaran, ...’dan teslim olmamaları, içeriye girmeye çalışan olur ise önce ayaklarına sonra yukarıya doğru ateş etmeleri şeklinde emir alması üzerine komutasında bulunan diğer sanıklara ...’dan aldığı emirleri aktararak “kesinlikle teslim olmak yok gelen kim olursaolsun ateş edilecek” diyen, kapı önünde bekleyen, polis memurları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’a gelmemelerini, son mermilerine kadar sıkacaklarını bildiren, polislerce kapının kırarak kuleye girilmesi üzerine polislere doğru yere paralel olacak ve katılanları hedef alacak şekilde bir el ateş ederek merdivenlerden yukarıya kaçan, polis memuru ...’ün seken kovanlar nedeni ile burnundan yaralanmasına yol açan, bir süre sonra teslim olmak zorunda kalan sanık ..., 8- 66. Mekanize Piyade Tugayı 2. Mekanize Taburunda üsteğmen olarak görev yapan, 15.07.2016 günü Üsteğmen ...’ın emri doğrultusunda darbe girişimi kapsamında 5 adet GZPT hazırlatan, 66. MKZden çıkan 6 GZPT'den Çobançeşme kavşağına gitmek üzere ayrılan iki GZPT'nin konvoy komutanı olan, ... tarafından bölüğünün Yarbay ... komutasına verildiği kendisine bildirilen, akşam saatlerinde ...’dan Çobançeşme kavşağına giderek trafiği E-5 yan yola yönlendirme talimatı alan, ...’ın ‘sıkıyönetim ilan edildiğini vatandaşlara söyle, evlerine gitmelerini iste ve trafiği yan yola yönlendir’ şeklindeki emrine “anlaşıldı komutanım” şeklinde cevap veren ancak Çobançeşme kavşağına geç varması nedeniyle verilen emri yerine getiremeyen, aracında bulunan Asteğmen ...’nin emniyet güçlerine teslim olması üzerine araç içerisindeki erlere araçtan çıkmamaları konusunda kızarak, teslim olmasını isteyen vatandaşlara ve emniyet güçlerine her şeyi emirle yapacaklarını, silahlarını teslim etmeyeceklerini bildiren sanık ..., 9- Hava Harp Okulu Komutanlığında astsubay kıdemli başçavuş rütbesinde Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı İcra Astsubayı olan, 15.07.2016 günü ...’nın 23:20 sıralarındaki çağrısı üzerine kışlaya gelen, ... ile birlikte hareket ederek apron bölgesine giden, sözleşmeli erlere sivil kıyafetli teröristler olduğunu, sivillere atışın serbest olduğunu, apron bölgesine gelen araçları ve içerisinde bulunanları arama emrini veren, rastlamış olduğu polis memurlardan zorla silah ve telsizlerini alan, ...’a ait aracı silah zoru ile ele geçiren, ...’dan aldığı emir doğrultusunda ...’ı kurtarmak için kuleye intikal eden, darbe girişimine direnen vatandaşların direncini kırmak için havaya ateş eden ve araç kasasında bulunan erleri de söylem ve emirleri ile azmettiren, birliğe dönmek zorunda kaldığında yeniden kuleye intikal edebilmek için asker toplamaya çalışan sanık ..., 10- Hava Harp Okulu Komutanlığı Destek Grup Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, ..., ... ve ... ile birlikte Smart Kontrol Kuleye giden, ...’ın kulenin kontrolünü ...’dan devraldığ sırada Smart Kuledeki işgali sona erdirmeye gelen emniyet güçlerinin teslim olun çağrılarına olumlu cevap vermeyen, kuleye yapılan operasyonda yere yatarak teslim olmak zorunda kaldığı belirlenen, cep telefonunda “Berat Hoca” ismi ile kayıtlı kişiden “Yardım Allah'tan, fetih yakındır... Müminlere müjdele.. Saff suresi” şeklinde mesaj gönderen sanık ..., 11- Hava Harp Okulunda Astsubay olarak görev yapan, 15.07.2019 gecesi, ...’ün talimatı ile saat 23:00 sıralarında ikametinden çıkarak görev yeri olan Hava Harp Okuluna gelen, ..., ... ve ... isimli şahıslarla birlikte, ...’nin aracıyla Destek Grup Komutanlığına intikal eden, bir süre askeri VIP bölgesinde bekledikten sonra ...’ün emri ile Atatürk Havaalanından ele geçirilen Doblo marka araca binerek Smart Kulede emniyet güçlerince sıkıştırılan ...’ı kurtarmak amacıyla bu noktaya intikal eden, girişiminde başarılı olamadıklarında askeri VİP bölgesine dönen, yanındaki ... ile birlikte bölük komutanı ...’den mühimmat isteyen, Bölük komutanı ...’in askerlerin istihkakını vermeyeceğini bildirmesi üzerine ... ile birlikte silahhaneye girerek mühimmat kontrolü yapan, mühimmat kalmadığını görmeleri üzerine silahlarını teslim ederek sabaha kadar Destek Grup Komutanlığında bekleyen, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan ...’çe örgüt üyesi olarak teşhis edilerek astsubaylara verilen sohbetlere katıldığı, ilgilendiği şahıslar arasında bulunduğu belirtilen sanık ..., 12- 66. Mekanize Piyade Tugayı 2. Mekanize Taburunda üsteğmen rütbesiyle 1. Mekanize Piyade bölük komutanı olarak görev yapan, 15.07.2016 günü Tugay Komutan Vekili ... ... ...’nin emriyle askerlerine atış eğitimi veren, saat 18.00 sıralarında Tabur komutanı olan ...’nun emri doğrultusunda ...’a darbe girişimi kapsamında 5 adet GZPT hazırlatan, bu GZPT'lerden Havalimanını işgale gidecek dört tanesinin konvoy komutanı olarak görevlendirilen, Atatürk Havalimanı önünde sanık ...’in emirleri doğrultusunda askerlere barikat kurdurarak, halkın ve araçların geçişinin engellenmesine dair emir verererek mühimmat dağıttıran, GZPT'yi havalimanı Ana Giriş kapısına konuşlandıran, ... ve ...'un, havalimanında görevli Emniyet Müdürleri ve olay yerine gelen özel harekat polisleriyle yaptığı tartışmadan haberdar olmasına rağmen barikat kurma yönündeki emrinde ısrarcı olan, Askerlere halkı Havalimanından içeri sokmamaları, halk içeri girmeye kalkarsa ateş etmeleri, kendisi ateş edin demeden askerlerin ateş etmemeleri yönünde emir veren, vatandaşların protestosu ve askerlere darbe yaptıkları yönündeki ikazları üzerine askerlere ateş açma emri veren, ateş açmayan erlere kızan, girişimin başarılı olmayacağını anladığı anda GZPT ile havaalanından ayrılarak kışlaya dönen sanık ..., 13- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Tank Tabur Komutanlığında üsteğmen rütbesiyle görev yapan, 15 Temmuz 2016 günü Tabur Komutanı olan Yarbay ...’in öğleden önce bölük komutanları ile yaptığı toplantıya katılarak emir üzerine personel listesini hazırlayıp ...’e teslim eden, ...’ce kendisinden iki adet lastik tekerlekli araç ve bir de makam aracı hazırlaması emri verilen, akşam saatlerinde 3 adet HK-33 tüfek, 3 adet kompozit başlık ve 3 adet hücum yeleği hazırlayarak hazırladığı bu ekipmanlar ..., ... ve ... tarafından alınan, Atatürk Havalimanına üç aracın komutanı olarak Mercedes Unimog kamyonla giden, Atatürk Havalimanı Ana Giriş kapısına intikal eden, ... ile uçuş kontrol kulesinin ele geçirilmesi ve güvenliğinin sağlanması amacıyla önce “A” kapısına ardından uçuş kontrol kulesine giden, Havalimanına geldikten sonra beraberinde bulunan askerlere havalimanına sivil girişlere izin vermemeleri, vatandaş ve araçları başka yöne yönlendirmelerini emreden, yalaşık 15-20 dakika bu şekilde yönlendirmeleri yaptıktan sonra Albay ... komutasında kontrol kulesine intikal ederek kuleye çıkan, ...’un iki kişi istemesi üzerine ... ve ...’ı burada bırakarak kulenin girişine inen, bir kısım askerler ile olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşayan, devamında Ana Giriş kapısına dönen, özel harekat polisleriyle tartışan ...’ce kendisine ‘hat düzeni’ne geçme emri verilen, bu emri astsubaylara ileterek emre uyulmasını isteyen, vatandaşların çoğalarak askerlere tepki göstermeye başladığını görünce ricat ederek kışlaya dönme kararı almak zorunda kalan, kışlaya döndükten sonra Atatürk Havaalanında kalan askerleri ile yaptığı telefon görüşmelerinde askerlerinin zor durumda olduğunu anlaması üzerine onlara olaylara karışmama ve mümkünse olay yerinden kaçmaları talimatını vererek araçtaki mühimmat ve silahlarını kışladaki odasına saklayan, devamında sivil kıyafetlerini giyerek Atatürk Havaalanına giden, ikinci defa havalimanına gittiğinde burada bulunan askerler ile iletişime geçemeyip teslim olan, Ağrı KOM Şube Müdürlüğü'nce ifadesi alınan eski Üsteğmen ... ...’ın ifadesinde kendisinin FETÖ silahlı terör örgütü ile iltisaklı olduğunu Hava Harp Okulu'nda sınıf okulu eğitimi başladığı sırada daha önceden İzmir Menteş kampında tanıştığı FETÖ ile iltisaklı bir şahsın kendisini Ankara'da yine adını ve soyadını bilmediği FETÖ ile iltisaklı bir şahısla tanıştırdığını, bu şahsın da kendisini devreleri olan ... ve ... ile tanıştırdığını bu şahsın kendilerinden Ankara'da ev tutmalarını istediğini, kendisinin durumu olmadığı için ev tutamadığını ancak ... ve ...'nun ev tuttuğunu kendisinin de ara ara buraya gittiğini beyan ettiği, Tanık İsa Özaltay’ın ankesörlü telefonlardan ardışık arama ile ilgili ifadesinde kendisini teşhis ettiği ve sohbet grubunda olduğunu söylediği sanık ..., 14- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında üsteğmen olarak görev yapan, Tabur komutanı ...’ın kışla içerisinde bölük komutanları ile yaptığı toplantıya katılan, aldığı emir doğrultusunda darbe girişiminde kullanılacak 4 adet ZMA hazırlatarak bunların konvoy komutanlığını yapan, Tabur Komutanı ...’dan darbe girişimini kışlada öğrenerek ...’in emrine verilen, Atatürk Havalimanı önünde ...’in emirleri doğrultusunda havalimanına vatandaşların ve araçların geçişini engelleyen, 117088 plakalı ZMA ile birlikte kendi komutasındaki 117084 plakalı ZMA’yı VIP giriş kısmına konuşlandıran, 117080 plakalı ZMA'yı Ana Giriş kapısına, 117083 plakalı ZMA’yı “A” kapısına gitmekle görevlendiren, komutasında bulunan ZMA ile Smart Kuleyi işgale giden ...’a eskortluk yapan, vatandaşların gelmesiyle havaalanından çıkarak bir süre Florya yönünde hareket eden, yolunun vatandaşlar tarafından kapatıldığını görünce buradan dönüş yaparak E5 istikametine ilerlemek isterken ZMA’sı yol üzerinde kalan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından beraberindekiler ile teslim alınan sanık ..., 15- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında teğmen rütbesiyle görev yapan, olay tarihinde yıllık izinde olmasına rağmen tabur komutanı Yarbay ... tarafından göreve çağrılarak 15 Temmuz 2016 günü birliğe gelip göreve başlayan, öğleden sonra ...’in yaptığı toplantıya katılan, toplantıda aldığı emriler doğrultusunda astlarına emrindeki üç tankı dışarı çıkacak şekilde hazırlama talimatı vererek bunların hazırlanması aşamasında görev alan, komutanı olduğu tanka makineli tüfek monte ettiren, Tabur Komutanı ... tarafından kendisine verilen araç ve personel planlamasına ilişkin liste uyarınca personeli hazırlayan, saat 19:00 sıralarında kendisi ile birlikte darbe girişimine katılacak olan personelini garajlar bölgesinde toplayarak mühimmat aldıran, ...’in emri ile üç tank ile birlikte Atatürk Havaalanına intikal eden, saat 01:52 ile 01:53 arasında B Giriş kapısında tankını konuşlandıran, komutanı olduğu 117720 plakalı tankı Ana Giriş kapısından içeri sokarak namlusunu devlet konukevine doğru çevirten, vatandaşların darbe girişimini öğrenmesi ve askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’e telsizden çağrı yaparak defalarca ateş izni isteyen, kendi tüfeği ile vatandaşları dağıtmak için havaya ateş eden, ...’in geri dönüş emri sonrasında bulunduğu tankın şoförü olan Uzman Çavuş ...’in olay yerinden kaçması nedeni ile tankı hareket ettiremeyerek bölgede kalan, Tank şoförlüğüne ...’in geçmesi üzerine kışlaya dönmek üzere yola koyulan ancak kışlaya ulaşamadan polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alınan, Tanık ...’nin ifadesinde “... benim harp okulunda devre arkadaşım, yaklaşık 2 yılda birlikte aynı koğuşta kaldık. FETÖ terör örgütü üyeliği ile ilgili benim bilgim yok ama harp okulunda görüştüğümüz sırada zırhlı birlikler okulundayken birlikte ... ve İlker ... ile ev tuttuğunu söylemişti. ... ile biz harp okulundayken hafta sonları program yapmak, görüşme yapmak amacıyla Batı Kente esnaf evine gidiyorduk, O'nu oradan biliyorum. ... da onlarla birlikte aynı evde kalmış...” şeklinde beyanda bulunduğu sanık ..., 16- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında asteğmen olarak görev yapan, 15.07.2016 günü darbe girişimine katılacak askerlerin çıkış yapacağı sırada devriye görevini ifa etmekte iken bölük komutanı ...’in emri ile bu görevini bırakarak içtima alanına intikal eden, ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, Atatürk Havalimanına gidecek olan 117083 plaka sayılı ZMA’nın komutanı olarak görevlendirilen, komutasındaki ZMA, açık tenteli kasalı Land ve 2 adet polis motosikleti eşliğinde A kapısına intikal eden, orada askerlerine mühimmat dağıtarak kendi talimatı olmadan kimsenin silahlarının kurma kolunu çekmemesini emreden, çevrede tertibat aldıran, görevli polis memurlarının geri çekilme hareketini bildirmesine rağmen emir gelmeden ayrılmayacağını söyleyen, bir süre bekledikten sonra yanlarına gelen ...’in emri ile kuleyi işgale giden ... yönetimindeki askeri kamyonu takip etmeye başlayıp B kapısına gelen, buradan çıkışa yöneldiğinde önü vatandaşlar tarafından kesilen, kendi komutasında ve ... yönetimindeki ZMA’yı sağa sola manevralar yaparak uzaklaşmaya çalışan ancak havalimalanı çıkışında yakalanan sanık ..., 17- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, Bölük komutanı ...’nun emri ile hareket ederek 117510 plakalı Mercedes Ünimog marka askeri kamyonla Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havalimanına intikalden sonra kontrol kulesine giderek kuleye çıkan, burada ...’un güvenliğini sağlayan, ... kulenin kontrolünü ...’a bıraktıktan ve darbe girişimi açık bir şekilde anlaşıldıktan sonra dahi görev yerini terk etmeyerek verilen emirleri yerine getiren, polis özel harekat birimlerinin kuleyi darbeci askerlerden kurtarmak için operasyon başlattığı sırada kapıya gelen polis ekiplerinin teslim olun çağrılarına rağmen teslim olmayan, ... ve ... ile birlikte polis ekiplerine direnmeye çalışan, polis ekipleri kulenin kapısını açıp sanık ...’i yakaladıklarında direnmeye devam eden ancak operasyon sonucunda yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 18- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 117088 plaka sayılı ZMA’ya komutanlık yaparak Atatürk Havalimanına intikal eden, Bölük Komutanı ...’in emri ile A giriş kapısına giderek ZMA’yı girişi kapatacak şekilde konumlandıran, araç ve yaya girişini engelleyerek trafik kontrolü yapan, Ana Giriş kapısı ile “A” kapısı arasında bulunan VIP giriş kapısında, sanık ...’in araç komutanlığını yaptığı 117084 plakalı ZMA ile kendisinin araç komutanlığını yaptığı 117088 plakalı ZMA’ların konuşlandırılan, askerleri havalimanından çıkışların serbest olduğuna, ancak girişlere izin verilmeyeceğine dair emir vererek konumlandıran, polis ekipleri ve vatandaşlardan darbe girişimini öğrenmelerine rağmen kuleye gitmeye çalışan ... için eskort görevi yapan, aracının bir süre sonra arızalanarak durması üzerine vatandaşların arasında kalan, olay yerine gelen polis ekipleri ile iletişime geçerek parmağı kırılan Uzman Çavuş ...’ı polislere teslim eden, vatandaşları dağıtmak amacıyla HK-33 tüfek ile havaya ateş eden, bir süre sonra ZMA’nın içerisinde bulunanlar ile araçtan çıkarak polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 19 – 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü 117510 plakalı Mercedes Unimog kamyona şoför olarak binerek havalimanına intikal eden, ...’un emri altında Smart Kontrol Kule işgal edildiği sırada ... ile kule önünde güvenlik tedbiri aldıran, giriş kısmındaki güvenlik görevlilerinin bilgisayar ve cep telefonlarından darbe girişimini öğrenmesine ve kendi cep telefonundan 1. Ordu Komutanının açıklamalarını okumasına rağmen ...’nun emri üzerine ...’un yanında takviye olarak kalan, sürücülüğünü yapan, araç ile yanında ... olduğu halde Smart Kontrol Kule’de sıkışan ... ve ekibini kurtarmak amacı ile gittikleri sırada önleri vatandaşlar tarafından kesilen, burada ...’un müşteki ...’in vurmasından sonra dahi eylemlerine devam eden, olaylar sırasında kullandığı Unimog ile aracın dikiz aynasından tutan ...’i vücudunda kemik kırığı meydana getirecek şekilde yaraladığı tespit edilen sanık ..., 20- 66. Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 2. Tank bölüğünde tank sürücüsü uzman çavuş olarak görev yapan, 15.07.2016 günü 117723 plakalı tankın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, ...’in emri doğrultusunda Havalimanı girişini vatandaş ve araç geçişini engelleyecek şekilde kapatan, darbe girişiminin öğrenilmesi neticesinde vatandaşın gelmesi üzerine ...’ın ateş etme talimatına uyarak havaya ateş açan, vatandaşın kararlı direnişi sonucunda geri dönüşe geçen ancak yaklaşık 500 metre sonra vatandaşlarca durdurularak, polisler tarafından tank içerisinden çıkartılarak teslim alınan sanık ..., 21- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle Zırhlı Araç Şoförü olarak görev yapan, olay günü ...’ın yaptığı içtimaya katılan, 15.07.2016 günü 117084 plakalı ZMA’nın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, Havalimanında önce vatandaş ve araçların geçişini engelleyecek şekilde tedbir aldıran ve ardından VIP bölgesine intikal eden, vatandaşların ve emniyet güçlerinin uyarılarına rağmen ...’un Smart Kule’de sıkışan askerlere yardım etmek için intikal ettiği sırada ekibe eskortluk yapan sanık ..., 22- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, ...’ın emri ile bölüğündeki erleri 1. Bölüğün emrine vererek Uzman Çavuş ... ile ...’in komutasına giren, ... komutasındaki 117088 plaka sayılı ZMA’ya binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, ZMA'yı Havalimanı A giriş kapısı önünde konumlandırarak girişleri engelleyecek şekilde bekleyen, askerlere havalimanından çıkışların serbest olduğuna ancak girişlere izin verilmeyeceğine dair emir veren, bu sırada gerek telefonlardan, gerek polis ekiplerinden ve gerekse de havalimanına gelerek tepki gösteren vatandaşlardan darbe girişimi olduğunu öğrenmesine rağmen kuleye gitmeye çalışan ...’un peşine takılarak eskort görevi yapan, içinde bulunduğu aracın vatandaşların arasında kalmasıyla geri dönerek ters istikamette ilerleyen, burada da vatandaşlarla karşılaşınca yön değiştirerek çıkışa doğru ilerlemeye çalışan, olaylar sırasında darbe girişimini engellemeye çalışan vatandaşlardan ...’ı dipçikle vurmak sureti ile yaralayan, bulunduğu aracının arızalanması üzerine beraberindekiler ile araçtan çıkarak polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 23- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesinde yazıcı olarak görev yapan, takım komutanı Gökhan Başar’ın emri doğrultusunda 117723 plaka sayılı tankın komutanı olarak görevlendirilen, kışladan çıkarak Atatürk Havaalanına intikal eden, aracı ...’in emri ile A giriş kapısı civarında vatandaşların ve araçların havalimanına girişini engelleyecek şekilde konumlandırarak beklemeye başlayan, telsizden ...'in TSK’nın yönetime el koyduğu’na ilişkin açıklamasını duyan, vatandaşların tepki göstermesi üzerine ... ve ...’ın emri üzerine vatandaşları dağıtmak için piyade tüfeği ile havaya ateş açan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından beraberindekiler ile yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 24- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 117550 plaka sayılı Land marka jipe binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, bölük komutanı ...’nun emri ile kuleyi ele geçirmek için giden ...’un bulunduğu araca eskortluk yaparak kuleye giden, ... ve ekibi kuleyi işgal ettikleri sırada kule önünde ... ile tedbir alan, burada beklemekte oldukları sırada darbe girişimini öğrenen, ... ve ekibi kuleyi işgal edip dışarı çıktıktan sonra ... tarafından, ... ile birlikte Albay ...’un emrinde görevlendirilen, darbe girişimi açık bir şekilde ortaya çıkmasına rağmen yanına gelen Albay ...’un emri ile Mercedes marka askeri kamyona binerek Ana Girişe gelen, ... ve ... arasındaki diyalogdan sonra yeniden ...’un emri ile kamyona binip kuleye doğru hareket eden, bir süre sonra araçtan sanık ... ile birlikte güvenlik amiri ...’u yanlarına alarak kuleye intikal eden, vatandaşlar tarafından kamyonun önü kesilince ...’un ...’i silah ile yaralaması üzerine araçtan inerek vatandaşlar ile ...’u ayırmaya çalışan, bu noktanın ilerisinde bulunan özel harekat polislerinin yanına giderek teslim olup silahlarını polis ekiplerine teslim ettiği tespit edilen sanık ..., 25- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover jipin şoförlüğünü yaparak tam teçhizatlı olarak Atatürk Havalimanına intikal eden, bir süre havalimanı giriş kapısında bekleyen, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, sanıklardan ...’un, yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, ...’nun emri ile polis eskortu ile uçuş kontrol kulesinin önüne gelen, ...’un ekibi ile birlikte kuleyi ele geçirmesi sırasında kule önünde bekleyerek ..., ... ve ... ile birlikte tedbir alıp ...’un güvenliğini sağlayan, beklemeleri sırasında darbe girişimi ile ilgili gelişmeleri öğrenen, bir süre sonra kuleden inen ...’nun emri ile hareket ederek yeniden Ana Giriş kapısına gelen, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçmelerini istemesine rağmen içinde bulunduğu astsubaylarla kendisi de emri dinlemeyen ancak Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, vatandaşların tepkilerinin artması ve havalimanına yaya birlik takviyesi çağrısının karşılık bulmaması üzerine ...’in ricat çağrısına uyarak Topkule Kışlasına geri gelen, ardından ... ile birlikte, sivil kıyafetini giyerek kendi özel aracı ile yeniden Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanında polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 26- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 15 Temmuz 2016 günü ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, Asteğmen ... komutasındaki 117083 plaka sayılı ZMA’nın şoförü olarak Atatürk Havalanına intikal eden, ...’in emri ile iki polis motosikletinin eskortluğunda A giriş kapısına intikal eden, kendisine ... tarafından ...’in komutasına girdiği bildirilen, bir süre yanındakilerle birlikte çevre emniyeti alarak trafik kontrolü yapan, ...’nın emriyle silahına mühimmat dolduran, polislerin ikazından ve darbe girişiminin açıkça ortaya çıkmasından sonra yanlarına gelen ... komutasındaki ZMA ile birlikte kuleye intikal eden ... yönetimindeki askeri kamyonu takip etmeye başlayan, Atatürk Havalimanı terminal binası önünde vatandaşlar tarafından yollarının kesilmesi üzerine yakalanan sanık ..., 27- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, ... komutasındaki 117723 plaka sayılı tankta nişancı olarak görev alıp Atatürk Havalimanına intikal eden, tankın konuşlandırılması sonrasında Ana Giriş kapısı bölgesinde tanktan inerek bu kapıda ...’in darbe girişimine ilişkin açıklamalarını duyan, Ana Giriş kapısı önünde vatandaşların tepki göstermelerine rağmen yolu kapatan, tepkilerin artması üzerine ricat ederek kışlaya dönmek üzere harekete geçen, vatandaşların tankın etrafını sarmaları üzerine hareket edemeyerek bir süre sonra durmak zorunda kalan, vatandaşlar tarafından tanktan çıkarılarak orada bulunan bir sivil araca bindirilip olay yerinden uzaklaştırılan, yoldan geçmekte olan polis ekiplerine teslim edilerek gözaltına alınan sanık ..., 28- 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, emrindeki askerlere bölüğündeki ZMA’ların bakımını yaptıran, 15 Temmuz 2016 günü saat 21:00 sıralarında askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya katılan, ...’in emir ve komutasında 117084 plaka sayılı ZMA ile Topkule kışlasına buradan da konvoy halinde Atatürk Havalimanına intikal eden, Atatürk Havaalanında ...’in emri ile VIP noktasına intikal ederek burada beklemeye başlayan, çevredeki tepki ve protestolardan darbe girişimi açık bir şekilde ortaya çıkmış olmasına rağmen yanlarına gelen ...’un emri ile içeride sıkışan ... ve diğerlerine yardım etmek için Smart Kuleye doğru yola çıkan ancak vatandaşların direnişi üzerine kışlaya dönmek zorunda kalan sanık ..., 29- Hava Harp Okulu Komutanlığında teğmen olarak görev yapan, ...’in emri ile Destek Grup Komutanlığındaki askerleri tam teçhizatlı ve silahlı olarak içtimaya toplayarak kendisi de içtimaya katılan, Albay... ve bazı askerlerin VIP girişinin önünde duraklayan araçların hareket etmeleri için ateş ettiklerini görmesine rağmen ...’in emri ile hareket etmeye devam ederek askeri otobüs ile Atatürk Havalimanı apron kısmına geçen, ... komutasında 40 kadar er ile birlikte pasaport kontrol noktalarına gelerek buranın işgal edilerek ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasının engellenmesinde görev alan, darbe girişimini protesto eden vatandaşlar ile tartışan, Albay ...’in emri ile Kontrol Kulesinde bulunan askerlere takviye olmak için 10 kadar asker ile buraya yönelen, Terminal binası içerisinde karşılaştığı polisler tarafından durdurularak binadan çıktığı taktirde vatandaşlar tarafından linç edilebileceği söylenerek geri çevrilen, 16.07.2016 tarihli olaylı yakalama tutanağında belirtildiği üzere ...’in direnme ve teslim olmama yönündeki emirlerine uyarak silahını en son teslim eden ekibin içerisinde yer alan sanık ..., 30- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15 temmuz 2016 günü ...’ın yapmış olduğu içtimaya katılan, ...’in emri ile ... komutasındaki 117088 plaka sayılı ZMA’ya şoför olarak görevlendirilen, Atatürk Havalimanı’nda ...’in emri ile bulunduğu ZMA’yı A giriş kapısını kapatacak şekilde konumlandıran, gerek telefonlardan, gerek polis ekiplerinden ve gerekse vatandaşlardan darbe girişimi olduğunu öğrenmesine rağmen kuleye gitmeye çalışan ...’un peşine takılarak eskort görevi yapan, vatandaşların tepkilerinin artmasıyla HK33 tüfeği ile havaya ateş eden, komutanlığını yaptığı araç vatandaşlar arasında kalınca aracında bulunan diğer askerler ile teslim olan sanık ..., 31- Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra VIP bölgesinde kalan, ... ve beraberindeki kişilerin Atatürk Havalimanında ele geçirdikleri ve içerisinde patlayıcı madde olduğunu söyledikleri Doblo araç ile VIP noktasına intikal etmeleri üzerine araçtaki kutuların indirilmesine yardımcı olan, ...’ün emri ile Doblo marka araca binerek Atatürk Havalimanının Uçuş Kontrol Kulesindeki askerlere destek olmak amacıyla hareket eden ancak vatandaşlar ile karşılaşmaları nedeni ile kuleye ulaşamayan, yanındakiler ile bu noktada bulunan polis ekiplerinin yönlendirmeleri ile yeniden VIP bölgesine gelen sanık ..., 32- Eylemlerinin ayrıntılarına yukarıda yer verildiği şekilde Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olan, spor salonunda iken ve henüz bir yere gönderilmeden televizyon izlediği sırada köprülerin askerler tarafından kapatıldığını ve köprüde tankların bulunduğunu gören, 15.07.2016 günü ...’ün emri üzerine ... ile birlikte destek grup komutanlığına giden, kendi üzerine zimmetli silahı olmadığı halde imza karşılığında bir G3 ve mühimmat alan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olan, 15.07.2016 günü darbe teşebbüsüne dair haberleri televizyonda izleyerek bu gelişmelerden bilgisi olduktan sonra ...’ün emri ile ... ve ... ile Harp Okulundan Destek Grup Komutanlığına giden, kendi üzerine zimmetli silahı olmadığı halde imza karşılığında bir G3 ve mühimmat alan sanık ... ve Hava Harp Okulu’nda Sözleşmeli Er olan sanık ...; 33- 66. Mekanize Tugay Komutanlığında Tank uzman çavuş rütbesi ile İdari işler görevlisi olarak görev yapan, ...’nun emri ile 117510 plakalı Mercedes marka askeri kamyona binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, ...’un ordunun yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, Havalimanında kamyondan inerek Land marka askeri jipe binip ...’nun emri ile bu araç ile birlikte önce A kapısına sonra havalimanı kontrol kulesine giden, kulenin bulunduğu binanın 5. katına çıkarak asansörlerin önünde ... ve 2 astsubay öğrenci ile ...’yu bekleyen ve devamında ... ile beraber aşağıya inen, Land jeepe binerek Topkule Kışlasına 23:30 sıralarında intikal eden, sivil kıyafetlerini giyerek ..., ..., ... ve ... ile evine döndüğü belirlenen sanık ..., 34 - Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, ...’in 23.30 sıralarında Destek grup komutanlığı VIP bölgesindeki içtimasına katılan, ... ile Atatürk Havalimanındaki pasaport kontrol noktalarını işgal eden ve ... Vatandaşlarının yurt dışına çıkmasını engellemeye çalışan grup içerisinde yer alan, vatandaşların tepkisine rağmen ...’in direnmeleri ve teslim olmamaları yönündeki emirlerini dinleyerek uzun süre teslim olmayan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’un; a. Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu ile ... hakkında hava ve ulaşım araçlarını kaçırma ve alıkoyma, cebir ve tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ...’e yönelik kasten yaralama, ... hakkında cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ... hakkında ...’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs, ... ve hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden; Sanık ...’ın eylemlerini bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla ve bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle gerçekleştirdiği anlaşılmakla, ...’e yönelik eyleminin TCK’nın 82/1-h-i maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK’nın 81/1 maddesi uyarınca hüküm kurulması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanıklar, müdafiilerinin, bir kısım katılanlar ve vekilleri ile THY vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, b. ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükümler, sanıklar ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan beraatlerine dair hükümler ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım katılanlara yönelik nitelikli konut dokunulmazlığını ihlal, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden bir kısım müştekilere yönelik cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, ... hakkında ...’a yönelik kasten öldürmeye azmettirme ve müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüse azmettirme, sanıklar ..., ... ve ...'ın ise ...’a yönelik kasten öldürme, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkumiyetlerine dair kararların incelenmesinde; aa. Ayrıntıları Dairemizin 2021/2123 E. - 2022/119 K. sayılı Kararında açıklandığı üzere, Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem araç suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan, sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle, ... Ceza Kanununun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan, araç ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi halinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hallerinin işlendiği araç suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır. Araç suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla araç suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur. Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi halinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince; Aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca, ... Ceza Kanununun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Müşterek faillik; suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda bizzat fiili icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmişse, bu kişi de müşterek faildir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan fail telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir (Roxin, 2 s. 25, kn 200 Atfen, Koca - Üzülmez age. 440 syf; ..., Gazi şerhi, genel hükümler, 3. Baskı, s 493). Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaretse, suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır (..., age, s 499). Suça asli olarak iştirak etmek ile fer'i şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken; suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, fer'i maddi faillerin durumları sık sık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle, suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru, ne de şiddet sebebi olmayıp, fer'i niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Fer'i iştirakte ise, suça ikinci derece katılma söz konusu olup, asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki fer'i failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır (CGK, 23.11.1981 gün ve 214-385 sayılı kararı). Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hareketi yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan her birisi de fail sayılabilecektir (CGK 20.01.2009 tarih, 1/232-2 sayılı kararı). Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1-Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; aa)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, bb)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış, 2-Manevi yardım ise; aa) Suç işlemeye teşvik etmek, bb) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, cc)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, dd)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumu değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/l-558-480 sayılı kararı). Örgüt kurma suçu, çok failli bir suçtur. Suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur. Suça iştirakten bahsedebilmek için de birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkılar göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir. Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. TCK’nın 220/5. maddesinde; “Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesi ile TCK’nın 20. maddesindeki “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve faillik bakımından “fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma” ilkelerine istisna getirilmiştir. Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur. TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı Kanunun 220/7. maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, ... Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200). Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nın 10.12.1990 tarih ve 9-301/329 sayılı kararı, Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarih ve 869-187, 15.07.2009 tarih ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları), elverişli nitelikteki belirli bir araç fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa, niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda fer'i iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın madde 309'a yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların (... İ, age, s. 332) bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren/azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre; suçun işlenişine bulunulan katkının arzettiği önem, zaruret göz önünde bulundurularak hakim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir (..., Suç Örgütleri, s. 332). ... Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır. Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130). Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için; örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından, hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir (Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202). Suça iştiraktan söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Failin, fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle (mülga 765 sayılı) TCK'nın 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314, 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, age, s. 172). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 günü işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai (ya da garantör olunan hallerde ihmali) harekette bulunarak bu suça iştirakin her halinin mümkün olduğunun kabulü gerekir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan, suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla, sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak, her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği kabul edilmektedir. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa, Anayasanın 137/2 ve TCK'nın 24/3 maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır (Dairemizin 2017/1443-4758 sayılı kararı). Azmettirenin sorumluluğu, kanunda hazırlık hareketleri ayrıca suç olarak düzenlenmemişse, failin eyleminin en azından teşebbüs aşamasına ulaşmasına bağlıdır. Konusu suç teşkil eden emirle azmettirilenden garantörlük yükümlülüğünü yerine getirmemesi isteniyorsa, eylemin teşebbüs aşamasına ulaşması için yasaklayıcı normun ihlaline yönelen icrai bir hareketin gerçekleşmesi, failin de neticeyi önleme hukuki yükümlülüğünü yerine getirmemesi gerekmektedir. aaa. Sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay rütbesiyle görev yapan sanık ...’ın, saat 17:30 sıralarında evde iken bölük komutanı Üsteğmen ... tarafından bölüklerinde silah kaybolduğu ve bölüğe gelmesi gerektiğini belirten bir mesajın gelmesinin ardından ...’e “geliyorum” şeklinde mesaj yazdığı, devamında bölük komutanı ...’in bu kez gelmesine gerek kalmadığına dair bir mesaj yolladığı, saat 20:30 sıralarında ise bölük astsubayı piyade başçavuş ... tarafından cep telefonundan aranarak mesainin devam ettiği belirtilerek ivedi olarak birliğine çağrıldığı, saat 21:00’da bölüğüne geldiği, Bölük komutanının emri ile hücum yeleği ve kamuflajını giydiği fakat silahlıkta asker bulunmadığından silah almadığı, Bölük komutanı ile birlikte 117353 plaka sayılı GZPT’ye binerek Topkule Kışlasına geldiği, GZPT ile havalimanına intikal etttiği, Basın Ekspres Caddesi üzerinden havalimanına giderken Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğünde çalışan eşi tarafından arandığı, eşinin kendisine nerede olduklarını sorması üzerine havalimanına destek amaçlı gittiklerini söylediği, bunun üzerine eşinin “darbe yapılıyor hemen oradan ayrıl” demesi üzerine internetten gelişmeleri gördüğü, havalimanına intikal ettiğinde gelişmeleri ...’e bildirdiği, Havalimanı C kapısına geldiklerinde ...’in kendilerine halkın havalimanına girişinin engellenmesi hususunda emir verdiği, sanığın, kışlaya dönmelerini isteyen vatandaşları ... ile görüştürdüğü, görüşmenin ardından araçlara binerek geri döndükleri, dönüş sırasında sanıklardan ...’un önlerini keserek geri dönmelerini istemesi üzerine ...’in sanıktan sağa yanaşmasını istediği, ... ve ...’in savunmalarında, ...’ın kendilerine “eşi ile telefonda görüştüğünü, ortalığın karışık olduğu, darbe girişimi olduğundan bahsedildiğini, oradan ayrılması gerektiğini söylediğini” beyan ettikleri, ...’un yolu açması üzerine oradan uzaklaşarak 23:50’de Topkule Kışlasına giriş yaptıkları, Kışladan bölüklerine geçerek bölük komutanının emriyle araçtaki silah ve mühimmatları bir odaya koyarak kilitledikleri, daha sonrasında eşinin çalıştığı Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü ile kışlada yaşanan hususlarla ilgili irtibat sağladığı, kendi isteği ile Baştabya Kışlası nizamiyesine gelen polislere saat 12:00‘da teslim olduğu belirlenmiş olup, Somut olay, sanığın aksi kanıtlanamayan savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre, durumu diğer sanıklardan kısmen farklılık arzeden sanığın suç kastı da karar yerinde değerlendirilerek eyleminin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna yardım suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışmasız bırakılması, bbb. 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında asteğmen olarak görev yapan, bölük komutanı ...’in emri ile havalimanına gidecek GZPT’lerin birinde araç komutanı olarak görevlendirilen, bulunduğu GZPT’yi Ana Giriş kapısında bekleten, emrindeki askerleri Ana Giriş kapısında bariyer oluşturtarak bekleten, vatandaşların ve emniyet güçlerinin mücadelesi sonucunda bölük komutanı ...‘in emri üzerine GZPT’ye binerek ricat eden ve kışlaya doğru harekete geçen, bir süre sonra vatandaşca bulunduğu GZPT’nin önü kesilen, bu sırada araçtan çıkarak vatandaşlarla konuşmaya çalışan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan, kız arkadaşından gelen mesaj ve bu mesajdan sonra ... ile konuşması neticesinde darbe kalkışmasını öğrenmesine rağmen ...’in bekleyin talimatına uyarak bulunduğu yeri terk etmeyen, kendi beyanına göre de korkup telefonunu kapattığını söyleyen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında asteğmen olarak görev yapan, olay günü bölüğünde nöbetçi subay olarak görevli iken akşam saatlerinde içtima olduğunu haber alıp içtima alanına intikal eden, ...’ın sıkıyönetim ilan edildiğine ilişkin içtimasına katılan, Bölük komutanı ...’in emri ile içtima alanında bulunan 117080 plaka sayılı ZMA’ya araç komutanı olarak binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, komutasındaki ZMA'yı Ana Giriş kapısına konuşlandıran, Atatürk Havalimanı Ana Girişinde ...’den aldığı emir doğrultusunda ...'in emrine girerek komutasındaki askerlere vatandaşların ve araçların geçişinin yasak olduğunu belirterek barikat kurduran, beklemeye devam ettikleri sırada polis ekipleri ve vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması ile geriye dönüş kararı alan, Baştabya kışlası nizamiyesine birkaç yüz metre kalana kadar yoluna devam edebilen, bu noktada darbe girişimini protesto eden vatandaşlar tarafından önleri kesilen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda astsubay olarak görev yapan, Komutanlıktan çıkış yapacak GZPT'lerden 117461 plakalı GZPT’ye araç komutanı olarak görevlendirilen, bölük komutanı ... komutasındaki GZPT'yi takip eden, ...’ın GZPT'si arıza yaptığında kendi aracının komutasını ...’a devrederek arızalı aracın yanında kalan, bir kısım tanık beyanlarıyla sabit olduğu üzere kışladan çıkmadan askerlerin telefonlarını toplayan, hakkında ardışık aramadan başlatılan soruşturmanın mevcut dava dosyası nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırıldığı belirlenen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığı’nda astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkmak amacıyla yapılan içtimaya tam teçhizatlı ve silahlı olarak katılan, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka askeri jip ile Atatürk Havaalanına intikal ederek havaalanı Ana Girişinde araç ve vatandaşların geçişinin yasaklanması şeklindeki emre uyarak bir süre trafik yönlendirmesi yapan, ...’nun emri ile kontrol kulesine intikal ederek ... komutasında kontrol kulesine çıkan ekip içerisinde yer alan, kontrol kulesi giriş katında, yolcuların belirli bir salonda toplanması sırasında, TV’den darbe girişimi bildirisinin okunduğuna dair haberleri gören, devamında Ana Giriş kapısına dönerek burada ...’in özel harekat polisleriyle tartışmasına şahit olan, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçme emrine uymayarak Land marka aracın yanında beklemeye devam eden, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra astsubayların bulunduğu Landla hızlıca havalimanından ayrılıp kışlaya varış yapan, sivil kıyafetlerini giyerek evine dönen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde alarm verilmesi üzerine ...’ın içtima alanında sıkıyönetim ilan edildiğini bildiren konuşmasına katılan, içtimadan sonra Asteğmen ... komutasındaki 117080 plaka sayılı ZMA’ya binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanında araçtan inerek diğer askerler ile birlikte giriş kapısında vatandaşların ve araçların geçişini engelleyecek şekilde tertibat alan, bir süre sonra darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’un emri ile ZMA’ya binerek kışlaya dönmek üzere Atatürk Havalimanından ayrılan, içerisinde bulunduğu ZMA Baştabya Kışlasının nizamiye girişine 500 metre mesafe kalmışken darbe girişimini protesto etmek için sokağa çıkan vatandaşlar tarafından durdurulan, bu noktadan sonra ilerleyemeyerek polis imdat hattını arayıp durumlarını bildiren, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkacak olan personel içerisinde ismi olmamasına rağmen daha önceden komando olarak görev yaptığını belirterek bölük komutanı ...’ya gelmek istediğini söyleyen, bu şekilde 117510 plakalı Mercedes Unimog askeri kamyona binerek Atatürk Havalimanı Ana Giriş kapısına intikal eden, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, ...’un, askerin yönetime el koyduğuna dair beyanını duyan ve askerler tarafından polislerin ve güvenlik güçlerinin görevlerinin gasp edilir şekilde engellenmesine şahit olan, Havalimanı emniyet müdür ve amirleri ile ... arasındaki tartışmadan haberdar olan, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilmesi ve güvenliğinin sağlanması amacıyla bulunduğu kamyona ... tarafından binilen, ... ile önce “A” kapısına, ardından uçuş kontrol kulesine giden, kendisinin de içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşandığı belirlenen, devamında ...’in bulunduğu kapıya dönen, burada ...’in ‘hat düzeni’ne geçmelerine yönelik emirlerini dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra bölük komutanı ... ve yanında bulunan diğer astsubaylarla birlikte askeri Land araca binerek kışlaya geri dönem, yanındaki diğer sanıklarla birlikte özel araç ile kışladan ayrılarak ikametine giden sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, kışla dışına çıkacak olan personel içerisinde ismi olmamasına rağmen daha önceden komando olarak görev yaptığını belirterek bölük komutanı ...’ya gelmek istediğini söyleyen, 117510 plakalı Mercedes Unimog askeri kamyona binerek Atatürk Havaalanına intikal eden, ... komutasında kontrol kulesine gelen, burada ...’un güvenliğini sağlayan, içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşayarak Ana Giriş kapısına dönen, ...’in, ‘hat düzeni’ne geçmelerini ilişkin emri dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra yanında bulunan diğer astsubaylarla birlikte havalimanından ayrılarak kışlaya dönen sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 14.07.2016 günü tank taburunda nöbetçi astsubay olan, 15.07.2016 günü istirahatli olması gerekirken Tabur Komutanı ...‘in emri ile kışlada kalarak çalışmaya devam eden, ...’in emri ile toplamda 24 adet SABOT tank topu, 16.000 adet MG-3 mühimmatı ve 19.200 adet HK-33 mühimmatı da alarak darbe girişimine katılacak olan birliklere dağıtan hemen ardından alarm verilmesi üzerine teçhizatını ve silahını alarak nizamiye bölgesine giden, ...’nun emri ile 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanında ...’ nun emri ile bir süre Ana Giriş kapısında sivil araç ve vatandaş geçişlerini engellemek için trafik kontrolü yapan ekip içerisinde yer alan, bir süre sonra yine ...’nun emri ile ... komutasında kontrol kulesine intikal ederek ...’un güvenliğini sağlayan, kendisinin de içinde bulunduğu astsubaylar ile ... arasında olayın ayrıntılarına dair tartışma yaşanan, devamında Ana Giriş kapısında gelen, burada ...’in, ‘hat düzeni’ne geçme emrini dinlemeyerek Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’den ‘ricat’ emrini duyduktan sonra bölük komutanı ... ve diğer astsubaylarla birlikte askeri Land araca binerek kışlaya geri dönen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay olarak görev yapan, olay günü Tabur Komutanı ...’nun bölük komutanı ...’a verdiği emir neticesinde bölüğünde bulunan beş adet GZPT aracı dışarı çıkacak şekilde hazırlatan, alarm verilmesi üzerine tam teçhizatlı ve silahlı olarak 117461 plakalı GZPT’ye binerek Üsteğmen ...’ı takip eden, Atatürk Havalanına doğru ilerlemeye başladıklarında ...’ın bulunduğu GZPT’nin arıza yapması sonucunda araçlarını ...’a bırakarak arızalanan GZPT’nin yanında bölgede kalan, bakımcı olduğu için arızalanan GZPT’nin arızasını gidermeye çalışan ancak başarılı olamayarak Basın Ekspres yolu üzerinde araç ile kalan, askerlerini aşağıya indirerek dışarıda nöbet tutturan, bir süre sonra vatandaşların çevrelerini sarmaları üzerine GZPT aracın içerisine girerek beklemeye başlayan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınan, incelenen cep telefonunun “Kim çağırdı Dr civanım” isimli Whatsapp grubunda, aynı gün saat 21.11’de "Ordu yönetime el koydu arkadaşlar" saat 21.16’da “Durumlar sıkıntılı” şeklinde, 21.21’de “Zırhlı araçlarla dışarı çıkıyoruz”şeklinde mesajlar yazan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay rütbesiyle görev yapan, Kışlada alarm verildiğinde ...’nun emri ile güvenliği sağlamak üzere Topkule nizamiyesine gönderilen, 117550 plakalı Açık Kasa Tenteli Land Rover marka askeri araç ile diğer astsubaylarla Atatürk Havalimanına intikal eden, Ana Giriş kapısına gelindiğinde, sanıklardan ...’un, yönetime el konulduğuna dair beyanını duyan, ...’nun emri ile Land jipe binerek ... yönetimindeki askeri kamyonu takip edip Smart Kontrol Kulesinin ele geçirilmesi amacı ile önce A kapısına ardından kontrol kulesine intikal eden, burada ... ile birlikte kuleye çıkan yedi kişilik ekip içerisinde yer alan, ardından ...’in bulunduğu giriş kapısına intikal eden, ...’in emniyete alma şeklindeki emrine karşı çıkarak geldikleri araç ile kışlaya dönen, Kışlaya döndükten sonra ... isimli şahıs ile birlikte kendine ait motosiklet ile kışladan ayrılan sanık ..., 66. Mekanize Tugayı Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde kaybolan silah bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, ...’nun emri ile 117510 plakalı Mercedes marka askeri kamyona binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanında kamyondan inip Land marka askeri jipe binerek ...’nun emri ile Smart Kontrol kulesine intikal eden, burada araçların başında kalarak kuleye çıkan ekibin güvenliğini sağlayan, ..., ... ve ... ile birlikte beklediği sırada yanlarına gelen özel güvenlik personelce kendilerine darbe girişimine ilişkin gelişmeler gösterilen, kuleye çıkan ... ve beraberindekilerin kuleden inmesinin ardından Land marka askeri jip ile Ana Giriş kapısına intikal eden, vatandaş ve polislerin tepkileri ile karşılaşınca ...’nun emri ile Land jipe binerek Topkule Kışlasına ricat eden, kışladaki olaylara katılmamakla birlikte sabaha kadar Topkule kışlasında kalarak sabah saatlerinde kışla içerisinde yaşanan çatışmanın ardından Astsubay...’in yönlendirmeleri ile polis ekiplerine teslim olan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, 15.07.2016 günü tankların bakımını yaparak hazırlık yapan, akşam saatlerinde kaybolan silah bahane edilerek kışladan çıkışların yasaklanması sonucunda kışlada kalan, tanklarına mühimmat alarak kendi üzerine zimmet yapan, 117724 plaka sayılı tank komutanı olarak 3 tank ile birlikte yola çıkarak havalimanına intikal eden, tabur komutanı ... tarafından son tankın Havalimanı B kapısında beklemesi ve havaalanına girişlerin yasak, çıkışların serbest olduğunun bildirilmesi nedeni ile B kapısı girişi kapanacak şekilde tankını konumlandıran, toplanan vatandaşlar tarafından “darbe mi yapıyorsunuz” şeklinde sorular sorulması üzerine rütbelerini sökerek kışlaya dönmeye karar veren, ...’ın atış serbest şeklindeki emrini vatandaşların daha fazla tepki göstereceğini düşünerek uygulamayan, yolda ilerlerken vatandaşlar tarafından önü kesilerek tankın içerisinden çıkartılan, sivil kıyafet giydirilerek polise teslim edilen sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 2. Tank bölüğünde tank sürücüsü uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 günü 117724 plakalı tankın şoförü olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, ...’in emriyle tankı “B” kapısına konuşlandıran, Telsizden ...'in ‘TSK’nın yönetime el koyduğu’na ilişkin açıklamasını duyan, vatandaşça gösterilen direniş sonucunda geri dönüşe başlayan, yaklaşık 500 metre ilerledikten sonra vatandaşlar tarafından araçlarla önleri kesilerek olay yerine gelen polisler tarafından tank içerisinden çıkartılıp teslim alınan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile araç sürücüsü olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, Tabur komutanı ... tarafından yapılan içtimaya katılan, bölük komutanı ...’in emri doğrultusunda ...’un komutanlığını yaptığı 117080 plaka sayılı ZMA’ya şoför olarak görevlendirilen, bulunduğu ZMAyı Havaalanı Ana Giriş kapısında konuşlandırarak vatandaşların ve araçların havalimanına girişini engelleyerek beklemeye başlayan, vatandaşların ve polislerin tepki göstermesi üzerine yanındakiler ile birlikte ricat ederek yol üzerinde herhangi bir müdahale olmadan Baştabya kışlası önüne kadar gelen, bu noktada darbe girişimini protesto etmek için toplanan halk tarafından sürücülüğünü yaptığı aracın etrafı sarılan, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından yakalanarak göz altına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yapan, olay günü gün içerisinde bölüğünde bulunan askerlerin atış eğitimleri ile ilgilenen, Baştabya Kışlasında kaybolduğu iddia olunan silahın bulunmasına yönelik çalışmalara katılan, akşam saatlerinde bölük komutanı olan ...’in emri ile bölükten beş adet GZPT’nin kışla dışına çıkacak şekilde hazırlanmasında görev alan, kışladaki askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya tam teçhizatlı olarak katılıp 117367 plaka sayılı GZPT’ye komutan olarak binerek Atatürk Havalimanı B kapısına intikal eden, Atatürk Havalimanı Ana Girişinde duran GZPT’den inerek bir süre araçların ve vatandaşların geçişlerini engelleyecek şekilde çevre tertibatı alarak bekleyen, erleri yola dizerek barikat oluşturtan, darbe girişiminin duyulması ve vatandaşların darbe girişimini protesto etmeye başlamaları üzerine ... tarafından ricat kararı alınarak birliklere dönme emri verilmesinin ardından komutasındaki askerleri GZPT’ye bindirerek kışlaya doğru harekete geçen, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından önü kesilince durmak zorunda kalan, komutanları ile görüştükten sonra yakalanarak gözaltına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Taburu 1. Mekanize Piyade bölüğünde uzman çavuş rütbesiyle görev yapan, 15.07.2016 tarihinde bölük komutanından aldığı izin dolayısı ile görev istirahatli olmasına rağmen akşam saatlerinde bölük komutanı ...’in emri ile kışlaya gelerek görevine başlayan, kışlaya geldikten sonra ...’in emirleri doğrultusunda kışla dışına çıkacak askerler için teçhizat temin ederek akabinde yapılan içtimaya katılan, içtimadan sonra ...’in emri ile 117369 plaka sayılı GZPT’ye araç komutanı olarak binerek Atatürk Havaalanına konvoyun 2. sırasındaki araç olarak intikal eden, Atatürk Havalimanında Ana Giriş kapısında GZPT’yi havalimanına Ana Girişleri kapatacak şekilde konuşlandırıp, ...’in emri ile askerlere mühimmat dağıtarak ve araçtan indirterek girişleri engellemek için barikat kurdurtan, ... ile ...’un Ana Girişte gerek görevlilere, gerekse sivil vatandaşlara ve sonradan tartışmakta oldukları polis ekiplerine sıkıyönetim ilan edildiğini ve TSK’nın yönetime el koyduğuna ilişkin bildirimi duyan, bir süre sonra vatandaşların darbe girişimine karşı askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine ...’in ricat emrine uyarak GZPT'yi kışlaya doğru hareket ettiren, Basın Ekspres yolu üzerinde vatandaşlar tarafından önlerinin kesilmesiyle aracı durdurma emri vererek beraberindeki askerlerle silahlarını araçta bırakan, bir süre sonra olay yerine gelen polis ekipleri tarafından gözaltına alınan sanık ..., 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında astsubay olarak görev yapan, taburda telsiz teknisyeni olarak görev yapması nedeniyle akşam saatlerinde tabur komutanı tarafından çağrılarak kışla dışına çıkılacağı için tabur komutanına ait jip ile tanklar arasındaki telsiz irtibatı kurması istenen, tabur komutanı ...’in makam aracı olan 117500 plakalı askeri jip ile Atatürk Havalimanına intikal eden, Havalimanına intikalden sonra tabur komutanının talimatı ile araçta telsiz başında bir müddet kalan, bir müddet sonra ...’un polislere ve vatandaşlara hitaben “TSK yönetime el koymuştur evinize gidin” şeklindeki anonsu üzerine cep telefonunu açıp internetten bakarak durumu araştırdığını kabul eden, ... ve ... ‘un vatandaşlar ve emniyet birimleri ile tartışmaya başlamaları üzerine olay yerine ... ile birlikte gelen astsubayların yanına gidip durumu öğrenmeye çalışan, ...’in ‘hat düzeni’ne geçme emrine uymayarak Land marka aracın yanında beklemeye başlayan, ...’in havaya ateş etmesi, diğer askerlere ise ateş açma emri vermesi üzerine bu emri reddeden astsubaylar arasında yer alan, ... komutasındaki askeri jip ile Topkule Kışlasına intikal eden, Kışlaya geldikten sonra bir süre MEBS bölüğünde kalan, daha sonrasında ise Tank Taburunun kademe binasına giderek burada beklemeye başlayan, kışla içerisinde yanında bulunan Astsubay ... ile birlikte Topkule Nizamiyesine giderek polis ekiplerine teslim olduğu tespit edilen sanık ...; 66. Mekanize Piyade Tugayında uzman çavuş olarak görev yapan, olay günü nöbet görevine devam eden, akşam saatlerinde Albay ... SARI tarafından verilen alarm sonrasında askerlerin kışla dışına çıkarılması için yapılan içtimaya katılan, ... komutasındaki 117461 plakalı GZPT’ye binerek kışla dışına çıkan, içinde bulunduğu araca Basın Ekspres yolu üzerinde ... ve ... binen, bu aşamadan sonra Üsteğmen ...’ın komutasına giren, Tabur Komutanı ... tarafından ...’a TSK’nın yönetime el koyduğundan bahisle vatandaşların uyarılması, E-5 İstanbul yönünün trafiğe kapatılması, araçların yan yola yönlendirilmesi emri verilmesi üzerine Çobançeşme çevresinde yolu kapatarak trafiği yönlendiren, bir süre sonra polis ekipleri tarafından yollarının kesilmesi ile beraberindekiler ile GZPT’nin içerisine giren, bir süre GZPT’nin içerisinde bekleyen, devamında polis ekiplerince GZPT’den çıkarılarak gözaltına alınan, incelenen telefonunun SMS mesajları kısmında 15.07.2016 günü saat 22.12'de “Bitanem” olarak kayıtlı kişiden “savaş mı var ” şeklinde gönderilen mesaja, 23.22'de “Bakkal açıksa 2-3 günlük yiyecek un falan al acil bi şey sorma” şeklinde cevap veren sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan hükümler ile; Olay tarihinde 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile görev yapan, 117720 plakalı tankın nişancısı olarak Atatürk Havalimanı’na intikal eden, havalimanında ...’in emirleri doğrultusunda havalimanı girişinde vatandaşların ve araçların geçişini engellemek için tertibat alan ancak tanktan inmeyen, ...’in TSK’nın yönetime el koyduğuna dair anonsuna ve vatandaşların tepkilerine rağmen olay yerinde yaklaşık 30 dakika süre kalan, vatandaşların tepkilerinin artması üzerine diğer sanıklarla beraber kışlaya dönmek zorunda kalan sanık ..., 66. Mekanize Tugay Komutanlığında uzman çavuş rütbesi ile tank sürücüsü olarak görev yapan, 15.07.2016 günü mesai bitimine yakın silah kaybolması, servislerin iptal edilmesi ve ikinci bir emre kadar kışladan çıkışların yasaklanması ile kışlada kalan, bölük komutanı ...’ın emri doğrultusunda ...’ın komutanlığını yaptığı 117665 plaka sayılı tanka şoför olarak görevlendirilen, 117665 plakalı tank ile Tugaydan geç çıkış yaparak konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, tankı Ana Giriş kapısına doğru park ederek beklemeye başlayan, Havalimanına gelip tertibat alan sanıklardan izin alarak havalimanı içerisine girmek üzere oldukları esnada darbe girişiminden haberdar olan, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip hızlıca havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan sanık ..., Olay tarihinde 66. Mekanize Piyade Tugayında astsubay olarak görev yapan, bölük komutanı ...’ın emri doğrultusunda üç adet tankı dışarıya çıkacak şekilde hazırlayan, tankların üzerine MG3 makineli tüfek taktırararak telsizlerini ve yakıtlarını kontrol eden, Tank Tabur Komutanı ...’in tabur rütbelileri ile yaptığı toplantının ardından dışarı çıkılacağı haberini alması üzerine bölük komutanın emri ile kışla dışındaki personeli kışlaya çağıran, kendi bölüğünde bulunan ve Bayrampaşa Çevik Kuvvet’e gidecek olan tankların dışarı çıkması üzerine bölük komutanı ... tarafından ... ile birlikte görevlendirildiğini öğrenerek 117665 plakalı tank ile Tugaydan geç çıkış yapıp konvoya dahil olmadan, tüm zırhlı araçlar vardıktan sonra Atatürk Havalimanına intikal eden, Ana Giriş kapısını tank ile kapatarak beklemeye başlayan, bir süre sonra kendisine ve komutasındaki askerlere gelen telefonlar neticesinde darbe girişimini öğrenen, komutanı bulunduğu tank mürettebatına “emir komuta bende” şeklinde emir veren, tüm zırhlı araçların dönüş yoluna geçmelerini müteakip hızlıca havalimanından ayrılarak kışlaya giriş yapan, saat 00:47de B kapısı bölgesinden geçerek havalimanından ayrılan sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan beraatlerine dair hükümlerin incelenmesinde; Dosya kapsamına göre; sanıkların mezkur eylemlerinin, kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmaması, neticenin/somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmasını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımaması, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmesi suretiyle ika edildiğinin kanıtlanamaması nedeniyle müsnet suç yönünden fail olarak sorumlu tutulamayacakları ancak, suçun icrasına başlanmasından sonra yönlerini belli ederek katılma iradesini ortaya koyacak nitelikteki eylemlerinin, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelik olduğundan, TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddelerinde düzenlenen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım suçundan cezalandırılmaları gerekirken, yazılı olduğu şekilde delillerin değerlendirilmesinde ve suç vasfında düşülen yanılgı sonucu Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetlerine ve beraatlerine karar verilmesi, bb. ... hakkında ...’a yönelik kasten öldürmeye ve müştekiler ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüse azmettirme, sanıklar ..., ... ve ...'ın ise ...’a yönelik kasten öldürme, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkumiyetlerine dair hükümlere ilişkin olarak yapılan incelemede, Sanıklar ..., ... ve ...’nin ...’in yaptığı içtimaya katıldıkları, içtimanın ardından araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başladıkları, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak aradıkları ve havalimanında görevli polislerin silahlarını aldıkları, Ayrıntıları yukarıda anlatıldığı üzere özel harekat polislerince kuleye yapılan operasyonu Smart kulede kalan ... ve ekibine yardım etmek üzere yola çıkan ekiplerden sanık ... komutasındaki pikap ve mavi minibüsün havalimanı hangar bölgesinde durduğu, sanığın havaya ateş açtığı, hangar bölgesinden ayrılarak uçakların iniş kalkış yaptıkları piste doğru yola çıktıkları, saat itibariyle havaalanının tüm apron ve terminal bölgesine ulaşmış olan vatandaşların bu araçların peşinden koştuğu, bu esnada pikabın arkasında bulunan 3 Sözleşmeli Er; ..., ... ve ...'ın, ...’ın emriyle vatandaşlara doğru, silah namluları yere paralel olacak şekilde ateş etmeye devam ettikleri, bu esnada maktül ...'ın vurularak yere düştüğü, katılan ...'ın ve müştekiler ... ile ...'ın yaralandığı, ...'in kurşunlardan kaçarken yaralandığı ...'ın olay yerinde yaşamını yitirdiği ve şehit olduğu anlaşılmıştır. Somut olay incelendiğinde sanıkların birlikte hareket ederek örgütsel faaliyet kapsamında eylemlerini gerçekleştirdiklerinin dosya kapsamında bulunan olay yeri görüntüleri, taraf beyanları ve adli raporlarla sabit olduğu gözetildiğinde, Sanıkların, müştekiler ..., ..., ... ve ...’a yönelik eylemlerinden dolayı, TCK’nın 37.maddesi delaletiyle aynı kanunun 82/1-h, 3713 S.K. 5/1 ve TCK’nın 35. maddeleri uyarınca, maktül ...’a yönelik eylemlerinden dolayı TCK’nın 37. maddesi delaletiyle 82/1-h ve 3713 S.K 5/1. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, Müştekiler ... ve ...’e yönelik öldürmeye teşebbüs eylemlerinden dolayı, verilen hükümler yönünden aleyhe temyiz bulunmadığından sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmasına; cc. ... hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme suçu yönünden beraate, sanıklar ..., ... ve ... hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkumiyete dair kararlara ilişkin, Mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanıklara isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemlerin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği, buna göre hükümlerde yer alan ve hangi müştekilere yönelik hangi eylemleri nedeniyle atılı suçlardan hüküm kurulduğu belirtilmeden, sanık ... hakkında Atatürk Havalimanının apron bölgesinde bulunan tüm müştekilere yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme, diğer sanıklar yönünden ise aynı müştekilere yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan yeterli olmayan ve kişiselleştirilmeyen gerekçe ile beraat ve mahkumiyet kararları verilmek suretiyle AİHS'nin 6/1, Anayasının 141/3, CMK'nın 34/1 ve 230/2 maddelerine muhalefet edilmesi, c) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde; Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ... ile birlikte Atatürk Havalimanı apron kısmına intikal eden, görev ve sorumluluğunda olmadığı halde gelen araçların ve içlerinde bulunan havalimanı personeli ile yolcuların aramasını yapan, ... ile birlikte İstanbul Valiliği’nin işgal edilmesine takviye olmak amacı ile sahil yolundan intikal ettikleri sırada yakalanan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ...’in emri üzerine içtima alanındaki içtimaya katılan, içtimanın ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, silah doğrultmak sureti ile araçlardan zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, Havalimanında görevli polislerin silahlarını alan, ...’ın emir ve komutasında kulede emniyet güçleri tarafından sıkıştırılan ...’ı kurtarmak amacı ile intikal eden, araç ile kuleye doğru seyir halinde iken vatandaşın tepkisi ile karşılaşan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saatlerinde birliklerine ait araç ile Yenikapı İDO iskelesinden darbe girişimine katılacak askeri öğrencileri Hava Harp Okulu’na getiren, soruşturma aşamasındaki beyanlarına göre kışlaya intikal ettiği sırada sosyal medyadan köprülerin askerler tarafından kapatıldığına dair haberleri gören, ... komutasında, havalimanında el konulan aracı ve aracın sürücüsü ...’nun ellerinin arkadan bağlı şekilde araçtan indirildiğini görmesine rağmen Doblo model araç ile kulede sıkıştırılan askerleri kurtarmak amacı ile intikal eden, vatandaşın direnişi sonucu birliğe dönmek zorunda kalan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü ...’in emri üzerine içtima alanındaki içtimaya katılan, ...’in makam aracına binerek Atatürk Havaalanı apron kısmına intikal eden, burada yanında bulunan diğer askerler ile birlikte sanıklardan...’nın komutası altına giren, ... ve ...’ın emirleri doğrultusunda havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan ... ile birlikte havalimanında görevli Doblo marka bir aracın aranması, şoförünün alıkonulması ve aracın gasp edilmesi eylemlerinde yer aldığı belirlenen, ...’ın emri ile ... ile birlikte bu aracı askeri VIP bölgesine götürmek üzere hareket eden, intikal halinde iken gördüğü ... ve beraberindeki birkaç askeri de araca alarak askeri VİP noktasına intikal eden, buradan ...’nın kullandığı otobüs ile bölüğüne gittiği anlaşılan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, olay günü helikopter pilotu olan ve darbe teşebbüsünde etkin rol alan kara pilot Üsteğmen ...’ı 5. Filoya götüren, burada ...’ın harbiye öğrencileri ile helikoptere binerek gittiklerine şahit olan, ...’in makam arabası ile Atatürk Havaalanına intikal eden, intikalden sonra apron kısmında araçlar ve havalimanı personeli üzerinde yapılan aramalara bizzat katılan, Havalimanı güvenliğine ait olan ve yolculara ait ruhsatlı silahları uçaklara götürmekle görevli olan Doblo marka bir aracın durdurulması ve aranması olayında görev alan, bir süre sonra yanlarına gelen iki polis memurunun silahlarını ve telsizlerini, ...’ın emri üzerine ... ile birlikte alan, vatandaşların apron kısmına girmesi üzerine beraberindekiler ile transit marka bir minibüse binerek VIP bölgesine geri dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü sanık ... ile birlikte Yenikapı İDO iskelesine giderek buradan sekiz Hava Harp Okulu öğrencisini alıp Hava Harp Okuluna getiren, bu görevden sonra Astsubay ...’in emri ile araç tahsisten MAN marka askeri otobüsü alarak ...’in emri ile askerleri Destek Grup Komutanlığından askeri VIP bölgesine götüren, ... tarafından alınan içtimadan sonra askerlerin bir kısmı kendi kullandığı otobüse binen, otobüsü ...‘ın emri ile apron kısmında durdurarak askerleri aracından indirip otobüsü yolu kesecek şekilde konumlandırarak gelen araçların aranması için uygun ortam oluşturan, vatandaşların apron kısmına gelerek askerlere tepki göstermeye başlaması üzerine otobüs ile askeri alana doğru hareket eden, bu hareket esnasında vatandaşlardan kaçmaya çalışan bazı Hava Harp Okulu personeli askeri de aracına alarak askeri bölgeye intikal eden sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında ... isimli komutanının emri ile askeri minibüse şoför olarak binerek askerleri de götürerek Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, ...’ın emri ile bir grup askeri kullandığı mavi renkli minibüse binerek kulede rehin kalan darbeci askerleri kurtarmak üzere bu noktaya doğru hareket eden, bu intikal sırasında araçların önü vatandaşlar tarafından kesilince kuleye gidemeyerek Atatürk Havaalanı iniş pistine yönelip bu pist üzerinden askeri VIP noktasına doğru hareket eden, darbe girişiminden haberdar olduktan sonra yanına gelen Binbaşı ...’ün emri ile hareket etmeye devam ederek bu sanığı istihkam bölüğüne götüren ve buradan aldıkları 10-15 adet G3 silah ve mühimmat ile birlikte VIP alanına geri gelen, Atatürk Havalimanına geri dönmek için asker aramaya başlayan sanık ...’çe kendisine aracı ile birlikte hangar kısmına gitmesi emredilen, bu emir doğrultusunda hareket ederek sabah saatlerine kadar hangar bölgesinde bekleyen devamında ise burada ayrılarak birliğine dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra araç ile Atatürk Havalimanına intikal eden, havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan ekip içerisinde yer alan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, darbe teşebbüsünü protesto etmek için toplanan vatandaşlar ile karşılaştığında ... ile birlikte apron kısmında gasp edilen doblo marka araca binmeye çalışan ancak aracın dolu olması nedeni ile binemeyen, polis memurlarının yardımı ile vatandaşlardan kurtulmayı başararak ...’nın kullandığı MAN marka otobüs ile askeri VIP bölgesine geri dönen, burada ...’çe kulede sıkışan darbecileri kurtarmak için asker toplandığına şahit olmasına rağmen ...’ün emri ile hareket eden, Destek Grup Komutanlığı Hizmet bölüğü silahhanesinden mühimmat getirilmesi ve bu mühimmatların askeri VIP de bulunan darbeci askerlere dağıtılmasında görev yapan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, Albay ...’in makam şoförü olan, olay günü görevi gereği çok erken saatlerden itibaren Albay ... ile birlikte mesai yaptığı belirlenen, mesai esnasında ...’in emri ile makam aracına 4-5 adet MP 5 marka silah ve bu silahlara ait mühimmat yükleyen, bu mühimmatları VIP bölgesindeki rütbelilere sanık ...’in emri ile veren, VIP bölgesinde bulunan ve darbeci askerleri taşıyan bir kargo uçağına mühimmat yüklenmesine yardım eden, yine ...’in emri ile sivil bir şahsı Hava Harp Okulu içerisine götüren, sonrasında bu şahsı albay kıyafeti giymesinden sonra şahsı yeniden VIP bölgesine getiren, bu kişinin irtibatları ve gittiği bölge itibari ile Hava Harp Okulunda görevli Albay ... olduğu anlaşılan, Albay... ve bazı rütbelilerin VIP kapısının önünde bulunan Havuzlu Kavşak tarafına doğru ateş ettiklerine şahit olan, ...’in makam aracı ile yanına binen sözleşmeli erler ile beraber Atatürk Havalimanı apron kısmına intikal eden, ...’nın emirleri doğrultusunda ... Hava Yollarına ait bazı otobüslerin ve havalimanı içerisinde görevli bazı araçların durdurularak aranması, içerisindeki vatandaşların yere yatırılarak aranması ve bir süre alıkonulması eylemlerine bizzat katılan, ...’ın emri doğrultusunda iki polis memurunun silahlarını ve telsizlerini alan, Apron kısmına giren vatandaşların askerlere tepki göstermeleri üzerine beraberindekilerle kaçarak askeri VIP kısmına geri dönen, ...’ün Atatürk Havalimanına geri gitmek için asker toplamaya çalıştığına şahit olmasına rağmen ... ve beraberindeki astsubayı buradan alarak yeniden VIP bölgesine intikal eden sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığı’nda sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra ...’in makam aracına binerek Atatürk Havalimanına intikal eden, apron kısmında bulunan araçları durdurmaya, içlerinden inen personelleri aramaya başlayan, uçuş yapacak yolcuların silahlarını uçaklara götürmekle görevli araç durdurularak şoförünü alıkoyan, şoförün başında bir süre nöbet tutan, darbe teşebbüsünü protesto etmek için havalimanına gelen vatandaşların apron kısmına girmeye başlaması üzerine piyade tüfeği ile 5-6 el havaya ateş eden, akabinde ...’ın kullandığı araca binerek birliğine dönen sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde sanık ... komutasındaki içtimaya katılan, içtimadan sonra ... ‘nın kullandığı Man marka otobüs ile Atatürk Havalimanına intikal eden, ... ve ...’ın emirleri doğrultusunda apron kısmındaki araçların durdurulması, aranması, yolcuların bir süre alıkonulması eylemlerine bizzat katılan, bir süre sonra yanlarına gelen polis ekibine silah doğrultarak bu polislerin silahlarının gasp edilmesinde aktif olarak yer alan, ... yönetimindeki pikap ve minibüsteki askerlerin vatandaşlara ateş ettiğini duymaları üzerine bu noktaya doğru harekete geçen, darbe teşebbüsünü protesto etmek amacıyla apron kısmına giren vatandaşların gelmesi ve darbe kalkışması konusunda sanıkları ikaz etmeleri üzerine ters yöne doğru kaçmaya başlayan, bu esnada havaya ateş ettiği kendi ikrarı ile sabit olan, bir araca binmeyi başararak askeri VIP bölgesine giden, komutanlarının emirlerine riayet etmeye devam ederek sabaha kadar nöbet tutan sanık ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan, ... ile birlikte havalimanında görevli Doblo marka bir aracın aranması, şoförünün alıkonulması ve aracın gasp edilmesi eylemlerinde yer alan, ...’ın emir ve komutasında kulede emniyet güçleri tarafından sıkıştırılan ekibi kurtarmak amacı ile intikal eden, araçları kuleye doğru seyir halinde iken vatandaşların gösterdiği tepki ve direniş üzerine askeri VIP bölgesine dönen sanıklar ... ve ..., Hava Harp Okulu Komutanlığında sözleşmeli er olarak görev yapan, 15.07.2016 günü akşam saat 23:30 sıralarında Destek Grup Komutanlığı VIP bölgesinde ... komutasındaki içtimaya katılan, ardından araç ile havalimanına intikal eden, araçları havalimanına ait araçların geçişini engelleyecek şekilde konumlandırarak havalimanına ait araçları silah doğrultmak sureti ile durdurup aramaya başlayan, araçlardan silah doğrultmak sureti ile zorla indirilen yolcuları, havalimanı çalışanlarını, hostesleri ve pilotları yere yatırarak arayan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B) fakat Anayasanın 137/3, 5237 sayılı ... Ceza Kanununun 24/4 ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B maddeleri, TCK'nın 30. maddesi bağlamında birlikte değerlendirildiğinde, askeri bir hizmete ilişkin olmak kaydıyla mutlak itaat kuralı gereğince konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesi halinde de hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata kurumunun olaysal olarak değerlendirilmesi ve şartları oluştuğunda uygulanması mümkündür. Bu açıklamalar ışığında sanıkların eylemlerinin değerlendirilmesinde; Sanıkların Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs eylemini bilfiil icra ederek fiil üzerinde "müşterek hakimiyet" kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde 5237 sayılı TCK'nın 39/1 maddesi gereğince hüküm kurulması, d. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında, Smart Kuleyi işgal ederek uçakların iniş kalkışlarına engel olma görevlerine istinaden yalnızca orada çalışan personelce girilebilen kulenin konut olarak kabul edilip nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlalden, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım müştekilere yönelik cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan hüküm kurulduğu gözetilerek; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ile ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından ayrı ayrı dava açılmış ise de, sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde TCK'nın 309/1 maddesinde düzenlenen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu, Nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının ise unsurları itibarıyla oluşmadığı ve dolayısıyla ayrıca bu suçlardan ceza verilemeyeceği gözetilmeksizin yasal olmayan gerekçe ile delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, e. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında bir kısım müştekiler yönünden cebir, tehdit ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde ise; Mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanıklara isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemlerin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden, ikame edilip tartışılan delillere göre sanıklar hakkında genel geçer kabullere dayanılmak suretiyle, hürriyeti tahdit suçunun hangi eylemleri nedeniyle hangi müştekilere karşı gerçekleştiği belirtilmeksizin dosya kapsamı ile uyumlu olmayan, yetersiz gerekçelerle hüküm kurulmak suretiyle AİHS'nin 6/1, Anayasının 141/3, CMK'nın 34/1 ve 230/1 maddelerine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar, müdafileri, T.C. ... vekili, TBMM vekili ve katılanlar ile müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı hükümlerin CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, tutuklu sanıkların bozma nedenine ve mevcut delil durumuna nazaran tutukluluk hallerinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2021/24550 E., 2022/1706 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
nde; müvekkilinin konuşmasında hakaret kapsamında görülebileceksöz bulunmadığını, kamu yararı ve ifade özgürlüğü çerçevesinde dile getirilen, haklı ve yerinde eleştiri kapsamlı olduğunu, dava konusu konuşmada isnat edilen olgu ve olayların Anayasanın 39. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasında kabul gören ispat hakkı kullanılarak ispatlanacağını, bu olguların ispatlanmasında kamu y
4. Hukuk Dairesi         2021/24550 E.  ,  2022/1706 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacılar vekili ile davalı tarafından talep edilmiş, davalı vekilince de duruşma istemiş olmakla duruşma için tayin edilen 19/01/2022 Çarşamba günü davacılar vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Partisi Genel Başkanı ...'nun 05/12/2017 tarihinde Ankara Arena Spor Salonunda düzenlenen "5 Aralık Eşitlik ve Adalet Kadın Buluşması" toplantısında yaptığı konuşmada, müvekkili Cumhurbaşkanı’nın kişilik haklarını ihlal eder nitelikte ifadeler kullandığını, özellikle; "Cumhurbaşkanlığını işgal eden zat", "Sen vergi kaçırmak için her türlü dümeni çevireceksin, döneceksin", "Faizci ...", "Eğer vatana ihanet eden birilerini arıyorsanız o birilerinin başında sarayda oturan vardır", "Sahtekarlığı siz çok iyi bilirsiniz", "sahtekarlar sizin elinize su dökemez", "her türlü dümen var sizde", "her türlü numara var sizde", "her türlü üçkağıt var sizde", "bu memlekette vergi ödememek için her türlü sahtekarlığı yapıyorsunuz", "senin hırsızlığını ben çok daha iyi ortaya çıkarırım sen hiç merak etme", "Ben şimdi soruyorum sevgili ..., gözlerinden öpüyorum senin, sen bilmiyorsan ben sana söyleyeyim oğluna sor, damadına sor, dünürüne sor onlar bilirler, ben gayet iyi biliyorum bunları, hepsini biliyorum ben bunların", "Ama birileri vergi ödememek için her türlü tezgahı kuruyor", "Az önce söyledim, ... odun almak için vergi öder, Man adasında şirket kuranlar vergi ödememek için vergi kaçırmak için vergiden kaçınmak için her türlü sahtekârlığı yaparlar", "Enişten ...'in Man Adasında şirketi var mı?" şeklinde sözler sarfettiğini, davalının konuşmasında müvekkillerini hedef alan küçük düşürücü, aşağılayıcı, gerçek dışı ithamlar isnat ederek ağır hakaretlerde bulunduğunu, müvekkili ... için "sen milli değilsin" ifadesinin müvekkilinin ne şahsı ne makamı sebebiyle kabul edilebilir olmadığını, düşüncelerini ifade etme ve eleştiri hak ve görev sınırlarının ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı ve gerçek dışı ifadelerle tamamen müvekkillerini karalamaya yönelik olduğunu belirterek, davacı ... için 500.000,00 TL, diğer davacıların her biri için ise 250.000,00'er TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tazmini isteminde bulunmuştur. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin konuşmasında hakaret kapsamında görülebileceksöz bulunmadığını, kamu yararı ve ifade özgürlüğü çerçevesinde dile getirilen, haklı ve yerinde eleştiri kapsamlı olduğunu, dava konusu konuşmada isnat edilen olgu ve olayların Anayasanın 39. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamasında kabul gören ispat hakkı kullanılarak ispatlanacağını, bu olguların ispatlanmasında kamu yararının bulunduğunu, bu durumlarda hiçbir zaman tam ispatın aranmadığını, öncelikle söz konusu ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunun belirlenmesi gerektiğini, söz konusu konuşmanın davalının ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını, konuşmanın tamamen kamuyu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı, güncel konulara ilişkin olduğunu, hayali, desteksiz ve eleştiri sınırlarını aşan ifadelerin kullanılmadığını, kişilik hakkının ihlali boyutuna ulaşacak beyanlara yer verilmediğini, somut davada kişilik haklarına saldırının gerçekleşmediğini, davacı tarafça müvekkilinin konuşmasının başkalaştırılmaya ve bütünlüğünden koparılarak hakaret kapsamlı gösterilmeye çalışıldığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; davalının davacılar hakkındaki sözlerinin kişilik haklarına saldırı teşkil edecek nitelikte olduğu gerekçesiyle, davanın davacılar ..., ..., ... ve ... yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş; davacı ... hakkında açılan davanın ise konuşma metninde kendisi ile ilgili söylemler bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuş; bölge adliye mahkemesince dava konusu konuşmada geçen iddiaların ulusal medya marifetiyle ülke gündemine bir çok kez getirildiği ve davacıların toplum nezdinde itibarlarını zedelediği, konuşma içeriğinde davacılardan ...’a yönelik bir iddiada bulunulmadığı ve diğer davacılar yönünden kabul edilen manevi tazminat miktarının tazminatın amacına uygun olduğu gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına, davacılardan ...’ın konuşmanın yapıldığı 05/12/2017 tarihinde Cumhurbaşkanı olmasına, Anayasa’nın 101. maddesine göre siyasetçi olarak görülmemesine, davalara konu olmuş diğer konuşmalarda da “Her türlü dümeni çevirirsin”,”Faizci ...”, “Sahtekarlığı çok iyi bilirsiniz”, “Sahtekar sizin elinize su dökemez”, “Her türlü dümen var sizde”, Her türlü üç kâğıt var sizde”, “Senin ne mal olduğunu biliyorum”, ”Tefecilerin Reisi”, ”Diktatör”, ”IŞID’a , FETÖ’ye, PKK’ya yardım ve yataklık yaptın”, “Malı götüren”, “Her türlü tezgâhı çevirir”, “Firavun”, “Şeref ve namus yoksunu”, “Gayrimilli”, “Şerefsiz”, ”Yolsuzlukların timsali”, “Diktatör bozuntusu”, “Namusuna, şerefine sahip çıkamıyor”, ”Değeri beş para”, “Hırsızlığı aşmış bir şey”, “Alçak” gibi yoğun bir biçimde ifade özgürlüğünü aşan ifadelerin kullanılmış olmasına, yukarıda açıklandığı gibi ifade özgürlüğünün sınırsız olmamasına, özellikle ifade özgürlüğünü kullanırken ödev ve sorumluluklara özen gösterilmesi gerekmesine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Masak raporuna dayanılarak verilen takipsizlik kararına konu olan belgenin "olgu" olarak kabul edilemiyeceği gibi belgenin ve diğer araştırmaların Masak raporuna göre davacı ... ile ilgisinin bulunmadığının anlaşılmasına göre davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı ... Partisi Genel Başkanı ...'nun 5 Aralık 2017 günü Ankara Arena Spor Salonunda düzenlenen "5 Aralık Eşitlik ve Adalet Kadın Buluşması" toplantısında yapmış olduğu konuşmada, davacı Cumhurbaşkanı ... hakkında sarfettiği sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi ve ulaşılacak sonuca göre manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi [Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 24], isme saldırı (TMK m. 26), nişan bozulması (TMK m. 121), evlenmenin butlanı (TMK m. 158/2), boşanma (TMK m. 174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma [818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) m. 47, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 56] durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (818 sayılı BK m. 49, 6098 sayılı TBK m. 58) olarak sıralanabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ile Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” düzenlemesi mevcuttur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinde ise; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” hükmü yer almaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddelerinde belirlenen kişisel haklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Görüldüğü üzere TBK'nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 90. maddesinin son fıkrası; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesi; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar… Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” hükmünü içermektedir. İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini tespit etmek üzere uygulamaları ile bir takım kriterler belirlemiştir. Bu kriterler: 1-Müdahalelerin yasayla öngörülmesi: AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, 20 Ekim 2009). 2-Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu: Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. 3-Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu: AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: 9815/82, 08 Temmuz 1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: 13585/88, 26.11.1991). Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun “25/04/2018 tarihli ve 2017/4-1320 E., 2018/986 K.; 30/05/2018 tarihli ve 2017/4-1470 E., 2018/1144 K. sayılı” kararlarında da benimsenmiştir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir. Aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şeref ve itibarının korunmasıdır. Müdahale edilen ifade özgürlüğü ile davacının müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin karar yerinde değerlendirilmesi de gerekecektir. İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahip olup bu değerlendirmenin de özel olarak yapılması gerekirse de çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için kullanılan ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin ve ilgili kişilerin önceki davranışlarının, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının gözetilmesi de gerekmektedir. Tazminat hukukuna temel ilkelerine göre de, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da gözetilerek, her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Davaya konu konuşma içeriği bütün olarak incelendiğinde, davalı ... Partisi genel başkanının muhalefet partisi başkanı sıfatıyla yapmış olduğu konuşmanın genelinde sert bir üslup seçtiği, yer yer davacıların kişilik haklarına saldırı içeren ifadeler de kullanmış olduğu görülmektedir. Ancak, müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken cezanın doğası ve şiddetinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve mahkeme kararlarında kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılan manevi tazminat davalarının doğası gereği ceza davaları olmayıp hukuk davaları olduğu vurgulanmış olup somut dava bu ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde ve Dairemizde temyiz incelemesi yapılan dosyaların sayıları da gözönüne alındığında, davalının ödemeye mahkum edildiği tazminat miktarı bir miktar yüksek olduğundan, daha alt düzeyde tazminata hükmedilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE 3.815,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL onama harcının davacılardan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 07/02/2022 tarihinde Üye ...'nin karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Muhalefet partisi lideri ... Genel Başkanı davalı ...'nun 05/12/2017 tarihinde Ankara Arena Spor Salonunda düzenlenen "5 Aralık Eşitlik ve Adalet Kadın Buluşması" toplantısında yaptığı konuşmasında kullandığı söz ve ifadelerin davacıların kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı hususunu mahiyeti gereği iki bölümde değerlendirmek gerekmektedir. 1- İlk olarak davalı tarafın yurt dışındaki şirket hesaplarına para transfer edildiği iddiası kamuoyuna açıkladığı bir takım belgelere dayandırılmaya çalışılmıştır. Bu belgeler C. Başsavcılığınca yapılan Ceza soruşturması sırasında alınan MASAK raporunda belirtildiği üzere Bellway şirketinin hesabından para gönderilirken bankacılıkta kullanılan swift kayıtlarından oluşmaktadır. ( Bankacılıkta kullanılan swift sistemi yurt içi yada yurt dışına döviz transferi yapılacağı zaman kullanılan sistemdir.) Davacı tarafın bankadan alınan bu belgelere ve Masak'tan gelen yazı içeriğinin geçerliliğine (doğruluğuna) bir itirazı olmamıştır. Davalının yurt dışına para transfer edildiğine ilişkin açıklaması bu belgelere (swift kayıtlarına) dayansa da C. Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda bu belgelerin gerçekten yurt dışına para transfer edildiğini göstermediği, aksine Man Adasında faaliyeti bulunan Bellway şirketinin yurt içindeki bir banka şubesindeki hesabından, ilgili kişilerin yine yurt içindeki bir başka banka hesaplarına döviz cinsinden para gönderildiğini gösteren kayıtlar olduğu anlaşılmaktadır. Şu durumda davalının bu konuyu gündeme getirip toplumsal bir tartışma başlatmasında yeterli olgusal dayanak bulunmaktadır. Birçok AYM kararında da vurgulandığı üzere tartışılmasında kamu yararı bulunan konuların gündeme getirilmesinde yüzde yüz bir kesinlik aramak demokratik toplumun varsayılan unsuru olan eleştiriyi zorlaştıracak ve bireylerin eleştiriye katılmasını caydırma etkisi gösterecektir. Kaldı ki siyasi bir kişilik olan davalının bu konuları gündeme getirmesi muhalefet görevinin bir parçasıdır. Bu nedenle söz konusu açıklamada hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 2- Davalının konuşmasındaki bazı söz ve ifadelerin kişilik haklarına saldırı oluşturduğu iddiasına gelince; Bilindiği üzere düşünceyi açıklamak ve yaymak özgürlüğü ile ilgili konularda, ifadelerin bağlamlarından kopartılarak incelenmesi hatalı sonuçlara neden olabileceğinden söz veya metinlerin bütünü ile ele alınması, özle biçim arasındaki dengenin bozulup bozulmadığına bakılması gerekilidir. Buna göre somut olayda davacı tarafın kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu iddia ettiği sözlerin bir kısmının konuşmanın bütünlüğü içerisinde değerlendirildiğinde, değer yargısı niteliğinde ifadeler olduğu, bir kısmının da politik eleştiri kapsamında kalan söz ve açıklamalar olduğu anlaşılmaktadır. Değer yargıları kişilerin görüş ve yorumlarından ibaret olması ve kanıtlanmaya elverişli olmaması nedeniyle kişilik haklarına saldırı oluşturmazlar. Öte yandan davalının konuşmasında kullandığı ifadelerin suçlayıcı ve rahatsız edici olduğu da açıktır. Siyasetçilerin kullandıkları bazı sözler açıkca polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraflarını denetlemeye yönelik siyaset üsluplarının bir parçası olarak kabul edilmelidir. Yukarıda açıklandığı üzere davalının konuşmasının bütünlüğü dikkate alındığında konuşmanın kamu yararı bulunan bir tartışmayı başlatma amacı taşıdığı ve toplumun bilgi edinme hakkı kapsamında kaldığı, özle biçim arasındaki denginin bozulmadığı, davacıların kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir hususun bulunmadığı bu nedenle istemin tümden reddi gerektiği düşüncesi ile değerli çoğunluğun kararına katılmıyorum. 07/02/2022
Ceza Genel Kurulu, 2020/402 E., 2022/670 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı Kanun'un 37 ve 39. maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran;
Ceza Genel Kurulu         2020/402 E.  ,  2022/670 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ceza Dairesi Anayasayı ihlal suçundan sanıklar ... ve ...'in TCK'nın 309/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ayrı ayrı cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.04.2018 tarihli ve 122-276 sayılı hükme yönelik sanıklar müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 18.10.2018 tarih ve 2404-1747 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu hükmün de sanıklar müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 10.12.2019 tarih ve 2843-8437 sayı ile; "Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, İlk Derece Mahkemesinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda savunmaya yeterli imkânın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşaması ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkânının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, I-) Müşteki Milli Savunma Bakanlığı vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesinin, "müşteki Milli Savunma Bakanlığının sanıklara atılı bulunan suçların niteliği de dikkate alındığında suçtan doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılmasına imkan bulunmadığından CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine" dair vermiş olduğu karar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, bu bakımından gereğinin merciince yapılmak üzere dosyanın mahalline iadesine, II-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'e yönelik kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan kurulan beraat hükmü ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, TBMM'yi ortadan kaldırma veya görevini engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik katılanlar ... ve Türkiye Cumhuriyeti ... vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde; 1-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılan ...'e yönelik kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçu yönünden, nitelikleri itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmedikleri ve bu nedenle davaya katılma hakları bulunmadığından, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, TBMM'yi ortadan kaldırma veya görevini engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik istinaf incelemesinde CMK'nın 10/1. maddesi uyarınca verilen tefrik kararları CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyizi kabil hüküm niteliğinde kararlardan olmadığından, Katılanlar ... ve Türkiye Cumhuriyeti ... vekilinin temyiz taleplerinin CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, III-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin katılan ...'e karşı kasten öldürmeye teşebbüs etme ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde; Temyizin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre; 1-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan ...'in temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan kurulan temyiz incelemesinde; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında TCK'nın 311. maddesinde düzenlenen yasama organına karşı suç ve TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen hükûmete karşı işlenen suçlardan dolayı 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken fikrî içtima hükümlerine göre eylemin tek suç oluşturacağı kabul edilerek yazılı şekilde uygulama yapılması sonuca etkili görülmediğinden bozma sebebi yapılmamıştır. Ayrıntıları Dairenin 22.03.2019 tarih, 2018/7103 Esas, 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir ... bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir.TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B).Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay ve bu çerçevede yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesine gelince:Silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensubu olup Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçunu işlemek amacıyla önceden yapılan planlama ve ... bölümü çerçevesinde Özel Kuvvetler Hareket Üssü Kurmay Başkanı olan sanık ...'nın darbe teşebbüsü sırasında vurularak öldürülen .'den aldığı emirler doğrultusunda katılan ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanı ...'in darbeye direnmesini önlemek maksadıyla derdest edilmesi ve etkisiz hale getirilmesi ile darbe teşebbüsünün ilerleyen saatlerinde karargah yönetimini teslim almak ile görevlendirilen ...'ın; Habur sınır kapısından yurda sokulmaması görevlerinin icrası için gerekli tüm hazırlıkları koordine ettiği, ... Terz'nin nihai olarak ...'ya intikal edebilmek için helikopterle ...'a gidişine ve katılan ...'in derdest edilmesi için kalkan helikopterin resmi uçuşuna dair kayıt tutulmasını engellediği, olay günü karargahtaki rütbelilerle peyderpey toplantılar yaparak onlara sadece ... Terzi'den emir alabileceklerini söyleyip mevcut hükumeti kötülemek suretiyle algı çalışması yaptığı, ...'ın karargahı teslim almak için gelmesi üzerine direnerek emir komutayı vermemek için çaba gösterdiği, baştan itibaren katılan ...'e yönelik derdest etme eylemini gerçekleştireceğini bilmesine rağmen helikopterin kalkışına engel olmadığı gibi tam aksine helikopterin ve içindeki personelin uçabilmesi için gerekli tüm gayreti gösterdiği, aynı birlikte 15. Tabur Komutanı olan sanık ...'in ilk önce ...'e gitmek için havalanan sonra ...'a iniş yapan helikopter personelini bizzat seçtiği, teçhizatlanmalarını sağladığı, plastik kelepçe alınması talimatı verdiği, ... Terzi'den aldığı talimat doğrultusunda; ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığı kurmay başkanı olan ve ...'e yönelik gerçekleştirilecek eylemin ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığındaki organizasyon ve koordinasyonunu sağlamaya çalışan sanık ... ile sürekli irtibat kurmaya çalıştığı, söz konusu helikopter ...'da kolordu pistine iniş yaptıktan sonra kendilerine niçin geldikleri sorulmasına rağmen "apandisti patlamış hastamızı getirdik" şeklinde beyanda bulunarak planlarını gizlemeye çalıştığı, girişimlerinin başarısız olduğunu anlar anlamaz Kolordu Komutanının kalkış yapmamaları gerektiği yönündeki talimatına ve tanıklar ... ve ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikoptere binerek pistten kalkış yaptıkları, sanık ...'in helikopterin kalkmasından sonra yeniden talimat almak amacıyla sanık ... ile görüştüğü, bu sırada 1. Pilot sanık ...'ten helikopteri bir süre havada bekletmesini istediği, daha sonra yakıt almak üzere .../.ya gittikleri, burada helikoptere yakıt ikmali yaptıktan sonra Silopi Özel Kuvvetler Hareket Üssüne döndükleri, sanık 1. Pilot ...'in uçuşların yasak olmasına ve havada iken güzergah değiştirmelerine rağmen ... Terzi'den ve ...'dan başka bir makama bilgi vermeden ya da emir almadan uçtuğu, iniş sırasında kule ile irtibata geçmediği, inişten sonra niçin geldiklerini soran tanıklara makul bir izahatta bulunamadığı, girişimin başarısız olması üzerine tanık ... ve tanık ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikopteri çalıştırarak getirdiği, birliğin kaçmasını da sağladığı, helikopterde bulunan diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin olay günü ve öncesi kapalı alandan rehine kurtarmak gibi spesifik bir konuda özel olarak eğitim aldıkları, sanık ... tarafından personel listesi kontrolü ile seçildikleri, sanıklardan ...'ın helikopterin 2. Pilotu, ...'in de helikopterin teknisyeni olduğu, sanıkların ...'a iniş yaptıktan sonra olağanüstü bir durum olduğunu, darbeye teşebbüs eyleminin icrası kapsamında faaliyette bulunulduğunu fark etmelerine rağmen; ...'da ya da yakıt ikmali için indikleri Otluca'da işlenen suça iştirak etmedikleri yönünde irade göstermedikleri ve diğer sanıklarla birlikte hareket ederek tekrar Silopi'ye gittikleri olayda; a-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetine ilişkin hükümler yönünden;Yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip sanıkların üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs amacına yönelik olarak vahamet arz eden eylemleri gerçekleştirdiği, sanıkların sübutu kabul olunan eylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğe göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip, kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasıfları tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan; sanık müdafileri, sanıklar ... ve ..., katılanlar ... ve Türkiye Büyük Millet Meclisi vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri sair nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;3713 sayılı Kanunun 3. maddesi gereğince mutlak terör suçu sayılan ve TCK'nın 309. maddesinde tanımlanan suçla ilgili olarak hüküm kurulurken belirlenen temel cezadan sonra anılan Kanunun 5/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi;Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ..., sanıklar müdafileri ile katılanlar ... ve Türkiye Büyük Millet Meclisi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeple BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususların 5271 sayılı CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükmün 4-A fıkrasının ikinci paragrafının hükümden çıkarılarak yerine "Sanıkların üzerine atılı suçun 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarından olması nedeniyle verilen ceza aynı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca yarı oranında artırılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına" paragrafının eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,b-Sanıklar ... ve ...'in Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkumiyetine ilişkin hükümler yönünden; Oluşa ve dosya kapsamına göre, örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği gözetilmeden sanıklar hakkında hatalı değerlendirme ile doğrudan fail olarak mahkumiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı BOZULMASINA," karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.02.2020 tarih ve 2802 sayı ile; "İtirazın konusu, sanıklar ... ve ...'in de eyleme iştiraklerinin fail sıfatı ile olduğuna ve haklarında kurulan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiğine dairdir.İlamın Başsavcılığımıza teslim tarihi 20/02/2020'dir. İTİRAZ NEDENLERİ: İncelenen dosya kapsamı ile; Yüksek dairenin oluşa dair "Silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensubu olup Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçunu işlemek amacıyla önceden yapılan planlama ve ... bölümü çerçevesinde Özel Kuvvetler Hareket Üssü Kurmay Başkanı olan sanık ...'nın darbe teşebbüsü sırasında vurularak öldürülen ... Terzi'den aldığı emirler doğrultusunda katılan ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanı ...'in darbeye direnmesini önlemek maksadıyla derdest edilmesi ve etkisiz hale getirilmesi ile darbe teşebbüsünün ilerleyen saatlerinde karargah yönetimini teslim almak ile görevlendirilen ...'ın; Habur sınır kapısından yurda sokulmaması görevlerinin icrası için gerekli tüm hazırlıkları koordine ettiği, ... baştan itibaren katılan ...'e yönelik derdest etme eylemini gerçekleştireceğini bilmesine rağmen helikopterin kalkışına engel olmadığı gibi tam aksine helikopterin ve içindeki personelin uçabilmesi için gerekli tüm gayreti gösterdiği, aynı birlikte 15. Tabur Komutanı olan sanık ...'in ilk önce ...'e gitmek için havalanan sonra ...'a iniş yapan helikopter personelini bizzat seçtiği, teçhizatlanmalarını sağladığı, plastik kelepçe alınması talimatı verdiği, ... Terzi'den aldığı talimat doğrultusunda; ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığı kurmay başkanı olan ve ...'e yönelik gerçekleştirilecek eylemin ... Asayiş Jandarma Kolordu Komutanlığındaki organizasyon ve koordinasyonunu sağlamaya çalışan sanık ... ile sürekli irtibat kurmaya çalıştığı, söz konusu helikopter ...'da kolordu pistine iniş yaptıktan sonra kendilerine niçin geldikleri sorulmasına rağmen "apandisti patlamış hastamızı getirdik" şeklinde beyanda bulunarak planlarını gizlemeye çalıştığı, girişimlerinin başarısız olduğunu anlar anlamaz Kolordu Komutanının kalkış yapmamaları gerektiği yönündeki talimatına ve tanıklar ... ve ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikoptere binerek pistten kalkış yaptıkları, sanık ...'in helikopterin kalkmasından sonra yeniden talimat almak amacıyla sanık ... ile görüştüğü, bu sırada 1. Pilot sanık ...'ten helikopteri bir süre havada bekletmesini istediği, daha sonra yakıt almak üzere .../Otluca'ya gittikleri, burada helikoptere yakıt ikmali yaptıktan sonra Silopi Özel Kuvvetler Hareket Üssüne döndükleri, sanık 1. Pilot ...'in uçuşların yasak olmasına ve havada iken güzergah değiştirmelerine rağmen ... Terzi'den ve ...'dan başka bir makama bilgi vermeden ya da emir almadan uçtuğu, iniş sırasında kule ile irtibata geçmediği, inişten sonra niçin geldiklerini soran tanıklara makul bir izahatta bulunamadığı, girişimin başarısız olması üzerine tanık ... ve tanık ...'nın engelleme çabalarına rağmen helikopteri çalıştırarak getirdiği, birliğin kaçmasını da sağladığı, helikopterde bulunan diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin olay günü ve öncesi kapalı alandan rehine kurtarmak gibi spesifik bir konuda özel olarak eğitim aldıkları, sanık ... tarafından personel listesi kontrolü ile seçildikleri, sanıklardan ...'ın helikopterin 2. Pilotu, ...'in de helikopterin teknisyeni olduğu, sanıkların ...'a iniş yaptıktan sonra olağanüstü bir durum olduğunu, darbeye teşebbüs eyleminin icrası kapsamında faaliyette bulunulduğunu fark etmelerine rağmen; ...'da ya da yakıt ikmali için indikleri Otluca'da işlenen suça iştirak etmedikleri yönünde irade göstermedikleri ve diğer sanıklarla birlikte hareket ederek tekrar Silopi'ye gittikleri" şeklindeki kabulünde Başsavcılığımız ve Yüksek Daire arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. İtilaf, olayın başından beri diğer sanıklarla birlikte hareket eden sanıklar ... ve ...'in eylemelerinin nitelendirilmesi hakkındadır. TCK'nın 309.maddesi "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) ...." hükmün haizdir. Yüksek Dairenin pek çok kararında da vurguladığı üzere, "TCK'nın 309.maddesinde anlamını bulan Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçu ile korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. Madde gerekçesinde de, siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cazalandırma için yeterlidir. Suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır.Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu hususun Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir." Yine Yüksek Daire içtihadına göre "Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır." Somut olayda Yüksek Daire sanıklar ... ve ...'in örgütsel bağı olduğunun kanıtlamamış olmasına dikkat çekerek, sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği sonucuna varmıştır. Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs suçu oluşabilmesi için failin/faillerin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olmasının gerekmediği, failin örgütsel koordinasyon gereğince veya örgüt üyesi değilse iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunması, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmasının yeterli olacağı anlaşılmaktadır. Olay günü diğer sanıklarla beraber, işlenen suçun icrası bakımından engel teşkil edeceği düşünülen Korgeneral ...'i derdest ederek etkisiz hale getirmek amacıyla oluşturulan timin bir parçası olan, eylemin başından sonuna kadar diğer sanıklarla birlikte hareket eden, bulundukları yer ve konumlarına uygun ... bölümüne bağlı olarak amaç suçun işlenmesi için elverişli nitelikteki eylemlere iştirak eden sanıkların, kendilerine tevzi edilen görev de gözetildiğinde atılı suç üzerinde fiili hakimiyetlerinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hali ile her iki sanığın da TCK'nın 37.maddesi delaletiyle üzerilerine atılı suçun faili olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, örgütsel bağlarının bulunup bulunmamasının atılı suçun faili ya da yardım edeni olmaları üzerinde bir etkisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. " görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 07.07.2020 tarih ve 2263-3300 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında Anayasayı ihlal suçundan kurulan mahkumiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar ... ve ...'in sübutu kabul olunan eylemleri itibarıyla Anayasayı ihlal suçuna TCK'nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olarak mı yoksa aynı Kanun'un 39/2-c maddesine göre yardım eden olarak mı iştirak ettiklerinin belirlenmesine ilişkindir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi esnasında ülkede yaşananlara genel olarak yer verildikten sonra Anayasayı ihlal suçunun, faillik ve suça iştirak kavramlarının ve bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğunun izah edilmesi ve somut dosya kapsamında Silopi'de konuşlu Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığında (ÖKHÜ) meydana gelen gelişmelerin ele alınması gerekmektedir. I) 15.07.2016 TARİHİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN DARBE GİRİŞİMİ ESNASINDA ÜLKE ÇAPINDA YAŞANAN OLAYLAR a) Hazırlık safhası: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne müzahir Empati Danışmanlık isimli şirket adına örgüt mensupları tarafından kiralanan ... Taner Kışlalı Mahallesi 2880 Sokak No:3 ... adresindeki bir villada 2016 yılının Temmuz ayı başında başlayan ve 10.07.2016 Pazar gününe kadar süren toplantıların gerçekleştirildiği, söz konusu bu toplantıların katılımcıları arasında örgütün üst düzey TSK imamlarından firari durumdaki Adil Öksüz ve Hava Kuvvetlerindeki sözleşmeli subayların imamı olan Birol Kurubaş isimli sivil şahıslar ile ... 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/109 Esas sayılı dosyasında görülen Genelkurmay Çatı davasının sanıklarından olan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı Teşkilat Şube Müdürü Kurmay Albay Bilal Akyüz, Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığında Şube Müdürü Kurmay Albay ... ... ., Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğamiral ., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, ... Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık, Jandarma İstihbarat Okul Komutanı Kurmay Albay. Genelkurmay Personel Başkanlığı Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral ., Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde görev yapan Kurmay .ve Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay .'ın olduğu, bu toplantılarda her kuvvetten askerin kendi aralarında oluşturduğu grupların çalışmalar yaparak darbe girişiminin detayları ile bu eylemlerde görev alacakların görev ve sorumluluklarının belirlendiği, Yıllık izinde olan Kurmay Yarbay ... .'ın, ... ...'taki 28. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı 2. Mekanize Piyade Taburu Komutanı Kurmay Yarbay.tarafından çağrılması üzerine 11.07.2016 günü ...'ya geldiği, firari bir örgüt mensubu tarafından kiralanan .Mahallesi .. Cadde . ... adresindeki eve aynı gün akşam saatlerinde .'yle birlikte gittikleri, burada asker kişiler ., ., ., ., ., ., ... . ve .'ın yer aldığı bir toplantıya katıldıkları, bu toplantıda Tuğgeneral ... .'nun yönetime el koyacaklarını söylediği ve ...'daki kritik noktalarla kamu kurum ve kuruluşlarına nasıl konuşlanacakları gibi hususları konuşup darbe girişimine ilişkin planlamalar yapıldığı, bu plan çerçevesinde harita üzerinde ...'nın ikiye bölünüp hangi birliklerin kontrolünde olacağının belirlendiği, Kurmay Yarbay .'ın ...'daki birliğine katılışını henüz yapmamış olması nedeniyle eski çalıştığı yer olan ...'da görevli olduğu söylenip darbe girişiminin ... ayağıyla ilgili planlama yapan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Proje Yönetim Şube Müdürü Kurmay Albay . .'nin yanına götüreceklerinin söylendiği, akabinde Kurmay Yarbay.'ın Kurmay Albay . tarafından Kurmay Albay.'nin olduğu ve firari Kurmay Albay . .'in ikamet ettiği .semtindeki bir eve götürüldüğü,12.07.2016 günü akşam saatlerinde Kurmay Yarbay . ile firari Kurmay Albay .ve Kurmay Binbaşı ... .'nun katıldığı ve Kurmay Albay . tarafından yönetilen bir toplantının bu evde gerçekleştirildiği, söz konusu toplantıda Kurmay Albay Muzaffer Düzenli'nin ...'a ilişkin planlamaların yapıldığını, hangi birliklerin nereleri kontrol altına alacağını, enterne edilecek askeri personelin kimler olduğunu, aralarındaki haberleşme için bir WhatsApp grubu kurulması gerektiğini ve ... Maltepe'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığından gelişmeleri takip ederek ...'daki Genelkurmay Silahlı Kuvvetler Komuta Harekat Merkezine bilgi aktarımında bulunmalarını söylediği, Bu toplantıyı müteakiben Kurmay Yarbay . ile firari Kurmay Albay . ve Kurmay Binbaşı ... .nun, kendilerine verilen görevi yerine getirmek amacıyla 13.07.2016 günü saat 04.00 sıralarında ...'a doğru hareket ettikleri,Darbe girişiminin ... ayağındaki eylem ve faaliyetlerin koordine edilmesi noktasında görevli Kurmay Albay .'nin de 13.07.2016 günü ...'dan ...'a geldiği,13.07.2016 günü saat 19.00 ile 14.07.2016 günü saat 01.30 arasında ... .'deki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında yaptıkları toplantıya 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Tugay Komutanı Tuğgeneral. Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ... Kapan, Tugay Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ., 1. Tank Tabur Komutanı Kurmay Yarbay ., 1. ... Komutanlığı Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral ., 23. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay . 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay .., firariler 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ., 2. Tank Tabur Komutanı . ... 172. Zırhlı Tugay Komutanlığı Komutan Yardımcısı Kurmay Albay .,. Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay . 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Harekat Eğitim Şube Müdürü Yüzbaşı. ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay.'nin katıldığı, Kurmay Albay.'nin koordinesinde geçen bu toplantıda darbe girişimine yönelik hazırlıkların ne seviyede olduğu, ne kadar personel, ... ve gereç sevk edileceği, ifşa olunmaması için personelin hangi gerekçelerle birliklerine çağrılmaları ve görev alanlarına sevk edilmeleri gerektiği gibi konuların konuşulduğu ve sorumluluk alanlarının belirlendiği, Kurmay Albay .'nin darbe girişiminin 15 Temmuz gecesinde gerçekleşeceğini söylediği, Tuğgeneral .'nun birlik komutanlarına sorumluluk bölgelerinde sivil şekilde keşif yapmaları yönünde talimat verdiği ve Kurmay Albay. tarafından "ateş açana ateşle karşılık verileceği"nin tebliğ edildiği,Kurmay Yarbay. ile firariler Kurmay Albay .ve Binbaşı ... .'nun, 14 Temmuz 2016 günü öğle saatlerinde ...'deki .Kışlasında bulunan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında firari Tugay Komutanı Tuğgeneral ..'in ev sahipliğinde tugayın birlik komutanlarının da katıldığı ve aynı konuların gündemde olduğu bir toplantı daha gerçekleştirdikleri, Bu toplantı sonrasında Kurmay Yarbay .'ın, Kara Harp Akademisi Komutanlığına giderek firari Baş Hoca Kurmay Albay ... . ile görüşüp yönetime el konulacağını ve bu kapsamda Hava Harp Okulunda saat 21.00'de koordinasyon toplantısı icra edileceğini bildirdiği, akabinde . Kışlasındaki 6. Motorize Piyade Alayına giderek alayın eski ve yeni alay komutanları olan Kurmay Albay . ile .i'ye toplantının yerini ve zamanını söylediği ve Kurmay Albay. ile birlikte Hava Harp Okuluna gittiği,Toplantı öncesinde Cumhurbaşkanına suikast girişimi davasının sanığı Hava Kuvvetleri Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral .'in, Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral .'ın makam aracıyla hava alanından alınarak saat 19.47'de okula geldiği ve Tuğgeneral .ın makam odasında toplantıyı beklemeye başladığı,14.07.2016 günü saat 21.00'de Hava Harp Okulundaki şeref salonunda başlayan ve katılımcılarının nizamiye girişinde ".'in misafiriyiz" demeleri üzerine kayıt yaptırmaksızın içeri alındıkları bu toplantıya Kurmay Yarbay. firariler Kurmay Albay . ve Binbaşı ... ., 1. ... Komutanlığı Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral ., Hava Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral ., Hava Harp Okulu Dekanı Kurmay Albay ., 6. Motorize Piyade Alayının eski ve yeni alay komutanları Kurmay Albay. ile ., 47. Motorize Piyade Alay Komutanı Kurmay Albay ., firariler 172. Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı Kurmay Albay ., Tuzla Piyade Okul Komutanlığı Öğrenci ve Kurslar Alay Komutanı Kurmay Albay ., Kara Harp Akademileri Komutanlığında Baş Hoca Kurmay Albay .ile öğretim görevlisi Kurmay Binbaşı . ve ayrıca Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Proje Şube Müdürü Kurmay Albay . ile Tuğgeneral .'in katıldığı, Toplantının koordinatörlüğünü Tuğgeneral ., Tuğgeneral . ve Kurmay Albay .nin yaptığı, toplantıda darbe girişiminin 15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece saat 03.00'te icra edileceğinin tebliğ edildiği, Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin takviye personel olarak görevlendirilmesine karar verildiği,Alınan bu karar uyarınca Kara Harp Akademisindeki kurmay subay öğrencilerin, 15.07.2016 günü öğle saatlerinde firari Baş Hoca Kurmay Albay .tarafından başlarında öğretim görevlisi subaylar olmak üzere gruplara ayrılarak ...'daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı, 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı ve .Kışlası gibi çeşitli birliklere görevlendirildikleri,Kurmay Albay .nin gerçekleştirilen toplantılar sonrasında ...'ya döndüğü ve darbe girişimi esnasında Akıncı Üssünde olduğu, b) Eylem safhası: Ailesiyle birlikte askeri bir kampta tatilde bulunduğu esnada telefonla aranıp birliğine çağrılması üzerine ...'da konuşlu Kara Havacılık Komutanlığına gelen Binbaşı O.K.'ya 15.07.2016 günü saat 10.30 sıralarında Tabur Komutanı Binbaşı .'in arabayla alay komutanına gittikleri esnada telefonunu kapattırarak ve aracın radyosunun sesini açarak "Ben senin hizmetten olduğunu biliyorum ama uzatmayacağım, bu gece faaliyetimiz olacak. Mesela ben.helikopteriyle .'ı alacağım, sen de .'la uçacaksın. Çok kan akacak" dediği, akabinde Binbaşı O.K'nın öğleden sonra mesaiyi terk ederek ticari bir taksiye binip Milli İstihbarat Teşkilatına gittiği, burada kendisiyle ön görüşme yapan görevlilere "bir helikopter .ı alacak, diğer helikopterin ne yapacağını bilmiyorum" diye söylediği, akabinde MİT Müsteşarı .'ın Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral .'i arayıp durumu aktardığı ve teferruatını anlatması için bir yardımcısını gönderdiği, MİT Müsteşar Yardımcısı ile görüşen Orgeneral .'in konuyu Genelkurmay Başkanı Orgeneral .'a aktardığı, konunun önemine binaen MİT Müsteşarı .'ın Genelkurmay Başkanlığına davet edildiği, yapılan toplantıda söz konusu durumun daha büyük bir olayın parçası olabileceğine kanaat getirildiği, bunun üzerine Genelkurmay Başkanı .'ın Cari Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral .a "., Türk hava sahasını her türlü askeri uçuşa yasaklıyorum" dediği ve bu emrin Hava Kuvvetleri Harekat Merkezine iletildiği, ayrıca Kara Havacılık Komutanlığını denetleme görevini Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral.'a, . Zırhlı Birliklerini denetleme görevini ise ... Garnizon Komutanı ve 4. Kolordu Komutanı Korgeneral .'a verdiği,Saat 21.30'da ... . civarında bir grup askerin, sivil araçların önünü keserek "Darbe yaptık, kimlik soruyoruz" dedikleri ve bazı araçları da geri gönderdikleri, Saat 22.00 civarında Boğaziçi ve . ... Köprülerinin bir grup asker tarafından tek taraflı olarak trafiğe kapatıldığı, Harp Akademileri Komutanı Korgeneral . ile Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral .'in derdest edilip askeri cezaevine konulduğu,. Kulübünde bir düğünde bulunan aralarında Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral .'ın da olduğu çok sayıda üst düzey komutanın rehin alınıp darbe girişiminin komuta merkezi konumundaki Akıncı üssüne götürüldüğü,Saat 21.00 sıralarında Tümgeneral .'nin "Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz" diyerek darbe girişimini tebliğ ettiği Genelkurmay Başkanı Orgeneral.'ın söylenenlere tepki göstermesi üzerine makamında rehin alındığı, ...'daki birçok üst düzey komutanın, ... Genel Sekreteri .'nın ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanı .'ın da rehin alındığı,...'da Valilik binası, İl Emniyet Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Afet Koordinasyon Merkezi, Sabiha Gökçen Havalimanı, Borsa ... binası, Ak Parti İl Başkanlığı, Taksim Meydanı, Digitürk binası, Hürriyet Gazetesi ile CNN Türk ve Kanal D televizyonu binalarının; ...'da ise ... Külliyesi, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı, İl Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türksat ve Türk Telekom Ulus binasının işgal edilmeye çalışıldığı, ... Atatürk Havaalanının giriş ve çıkışlara kapatıldığı, uçuş kontrol kulesinin ele geçirilip uçuşların durdurulduğu, ... ve ...'da yerleşim yerleri üzerinde alçaktan uçan savaş uçaklarının sonik patlamalara neden olduğu, ...'da bulunan İncirlik üssünden kalkan tanker uçakların F-16 uçaklarına yakıt ikmali yaptığı, ayrıca keşif ve koordinat belirleme görevi ifa eden uçakların da kullanıldığı, Saat 23.02'de Başbakan Binali Yıldırım'ın bir televizyon kanalındaki açıklamasında yaşananları kalkışma olarak nitelendirerek hükûmetin ... başında olduğunu ve bu kanunsuzluğa iştirak edenlerin cezalandırılacağını belirttiği, Saat 23.18 ve 00.00 sıralarında ... ...'ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığı ve Polis Havacılık Daire Başkanlığının iki farklı saldırıyla F-16 uçakları tarafından bombalandığı,16.07.2016 günü saat 00.02 sıralarında MİT yerleşkesinin helikopterle ateş açılarak tarandığı, ...'daki TRT yerleşkesinin bir grup asker tarafından ele geçirildiği, saat 00.13'te olağan yayın akışı kesilerek TRT spikeri tarafından "Sevgili seyirciler, bu metnin tüm Türkiye Cumhuriyeti kanallarında yayımlanması Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir emridir" denildikten sonra; "Türkiye Cumhuriyetinin değerli vatandaşları,Sistematik bir şekilde sürdürülen Anayasa ve kanun ihlalleri, devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri de dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hâle getirilmiştir. Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan Cumhurbaşkanı ve hükûmet yetkilileri tarafından temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır. Devletimiz uluslararası ortamda hak ettiği itibarını yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı, otokrasiyle yönetilen bir ülke hâline getirilmiştir. Siyasi idarenin, aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur. Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hâle getirilmiştir. Bu ahval ve şerait altında yüce Atatürk'ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinden hareketle; Vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, Hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak, Millî güvenlik tehdidi hâline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek, Terörizm ve terörün her türlüsüyle etkin mücadele yolunu açmak, Temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak, Laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek, Devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak, Uluslararası ortamda ..., istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur. Devletin yönetimi, teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından deruhte edilecektir. Yurtta Sulh Konseyi; Birleşmiş Milletler, NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır. Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir. Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir. Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir. Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir.Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. Hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir. Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, evrensel temel hak ve hürriyeti Yurtta Sulh Konseyinin teminatı altındadır. Yurtta Sulh Konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapılmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır. Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı Anayasal düzen tesis edilene kadar Yurtta Sulh Konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır. Tüm vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur. Yurtta Sulh Konseyi" şeklindeki ifadelerin yer aldığı bir bildirinin okunduğu, Saat 00.24'te Cumhurbaşkanı .'ın, internet vasıtasıyla . kanalına verdiği demeçte darbe girişimini silahlı güçler içerisindeki küçük bir azınlığın kalkışması olarak niteleyip vatandaşlardan hükûmete destek için sokağa çıkmalarını istediği, Saat 00.52'de 1. ... Komutanı Orgeneral .'ın bir televizyon kanalına bağlanarak askeri kalkışmaya ilişkin "Bu, TSK tarafından desteklenen bir hareket değildir. Bu olaylar meydana geldiği andan itibaren Sayın Valimizle bir araya gelip ... üzerine yoğunlaştık. Buradaki problemi çözmek için çalışıyoruz" şeklinde açıklama yaptığı, Saat 01.10 sıralarında Sikorsky tipi askeri helikopter tarafından ...'daki TÜRKSAT uydu istasyonunun ve aynı sıralarda ... Emniyet Müdürlüğünün uçak ve helikopterlerden atılan mühimmatla vurulduğu, 1. Özel Kuvvetler Tugay Komutanı Tuğgeneral ... Terzi ve beraberindeki rütbeli personelin uçakla ...'dan hareket edip ... ...'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığına saat 02.00 civarında geldiği, Saat 02.15'te Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş komutasına giren ve içinde MAK ve SAT timlerinde yer alanların da olduğu askeri personeli taşıyan üç helikopterin Cumhurbaşkanının bulunduğu ...'e gitmek üzere Çiğli üstünden kuleyle temas kurmadan ve gerekli izinleri almadan kalktıkları, Saat 02.50 sıralarında F-16 uçakları ve askeri helikopterlerle TBMM binasının vurulmaya başlandığı, aralıklarla olmak üzere 4 bomba atıldığı, bu nedenle milletvekilleri ve basın mensuplarının sığınağa geçmek zorunda kaldığı, Saat 06.19 sıralarında ... Külliyesinin önünün F-16 uçakları tarafından bombalandığı, Darbe girişimi teşebbüsünün ilk anları olan saat 21.15'te Binbaşı ... .tarafından kurulan, katılımcıları ... ve ...'da görevli bazı subaylar olan, darbe girişimi esnasındaki gelişmelerin birbirlerine aktarılmasında ve buna göre gerekli eylemlerin icra edilmesine yönelik olarak "E5 ve TEMden ... disina cikan trafik serbest birakilacak, ... icine giren trafik engellenecek ve geri cevirilecek; AKOM'a müdahale edildi; 1.koprunun avrupa istikameti durduruldu; Alademi takviye ekibi hadimkoyde; Tanklar b.paşada; Ataturk hava limani tamam. Hava limanina girisler yasaklandi. Cikislar serbest; geçirmeyin ateş serbest; .dan bir tane bile polis cikmayacak; tüm zırhlı unsurlar sahaya insin; AKP ... il teşkilatı kontrol altında; sakın tereddüt etmeyin çakın; ... moda deniz kulübüne müdahale lazım. Generaller var.derdest edilecek; Taksime takviye istiyoruz kalabalik toplanıyor; toplanan kitlelere ve askeri kuvvetlere karşı duran polislere silahla, tanklarla sert şekilde müdahale edilecek; bu tvlerin susturulması gerekiyor; Çengelköy de direnen 4 kişiyi vurduk; arıcılar camisini susturuyoruz" şeklinde mesajlar paylaşılan ve darbe girişiminin başarısızlıkla neticeleneceğinin anlaşılması üzerine saat 05.48'de "faaliyet iptal, hayatta kalın" şeklindeki mesajla sona eren "Yurtta Sulh Biziz" isimli bir Whats App grubunun mevcut olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları da dahil olmak üzere 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanıldığı darbe girişimi esnasında Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edildiği, TBMM ve ... Külliyesi gibi birçok stratejik merkezin bombalandığı, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirildiği, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılması sonucunda 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil 250'den fazla kişinin şehit edildiği, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere 2.735 kişinin de yaralandığı, Dosya kapsamı ile başka dava dosyalarındaki bilgilerden ve açık kaynaklardan tespit edilmiştir. II) ANAYASAYI İHLAL SUÇU a) Genel olarak: İnceleme konusu suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur" şeklinde, Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinde ise "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur. 65'inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. (Ek: 6/7/1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" biçiminde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinin gerekçesinde "Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" şeklindeki ifadeyle siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır.5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinde ifadesini bulan "bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek" tabiriyle mülga 765 sayılı Kanun'un 146. maddesindeki ifadesiyle "tağyir", "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak" tabiriyle "ilga" ve "bu düzen yerine başka bir düzen getirmek" tabiriyle de "tebdil" kastedilmek istenmiştir. Dolayısıyla yönelik olduğu hareketler bakımından mülga 765 sayılı Kanun ile 5237 sayılı TCK arasında esaslı bir farklılık yoktur, ancak mülga 765 sayılı Kanun'un 146/2. fıkrasında ifade olunan "...gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer’i şerikler hakkında beş seneden onbeş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" hükmüne 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddelerinde haklı olarak yer verilmemiştir. Bu hüküm, özel iştirak hükümleri koymasının yanı sıra maddenin ikinci fıkrası gereği, "yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur" ifadesiyle kalkışma suçunun "hazırlık hareketini" kalkışma suçunun cezasıyla cezalandırmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak istenen hukuki yarar, Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak "Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzen" ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir.Maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için cebir veya tehdit kullanarak Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs edilmesi gerekir. Bu nedenle, cebir ve tehdit bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Cebir ve tehdit kavramlarının hukuki anlam ve içeriği bilinen bir husustur. Bu itibarla, Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir veya tehdit kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, mezkur 146. maddede olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 faşist İtalyan Ceza Kanunu'nun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde cebir unsuru suç tanımından çıkartılmıştı. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir.Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasa'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi cezalandırma için yeterlidir. Suç, hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişliliğin, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir.1982 Anayasası'nın 2. maddesi ile Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliği "hukuk devleti" olarak tayin edilmiştir. "Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan devlettir." (Anayasa Mahkemesinin 11.10.1963 tarih ve 124-243 sayılı kararı)Meşruluk, sitenin/devletin gözle görünmeyen ... meleğidir. (Ferraro) Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı, hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıklarıyla değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak, hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnasına tabi tutmaksızın, hukuk denetime alır. Anayasal düzenin zorla değişmesiyle sonuçlanan eylem, hukuki açıdan bir darbe mi yoksa ihtilal midir ? Darbe ya da ihtilal olması suç vasfını değiştirecek midir? "İhtilal, toplum düzenini değiştirmek için zor kullanılarak yapılan yaygın ... hareketi, hükümet darbesi ise demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ... gücü ile ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) olarak tanımlandığına göre, sanıkların eylemlerinin ihtilal değil, Anayasal düzene karşı yapılmış açık bir darbe olduğunda kuşku yoktur. Kaldı ki her iki fiilde de Anayasayı ihlal suçu oluşacaktır. Öğretide atıf yapılan görüşlerde suçun "ihtilal" olarak isimlendirilmesi neticeye etkili olmayacaktır. Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, unvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetlerinin ve ayrıca mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 128) Modern devletin maddi özünü cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M. Erdoğan, Anayasal Demokrasi, 7. Bası, s. 327)Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığını tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himaye edilmesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez. (Siyasi İktidar Düzeni ve Foksiyonları Aleyhine Cürümler, Özek, 1976, s. 50) Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. (5237 sy. TCK'nın 309.) maddesi, siyasi iktidar ve Anayasal düzeni himaye etmektedir. Düzen aleyhine maddi fiillerde icra hareketlerinin mevcudiyetini aramaktadır. Siyasi iktidar düzeni aleyhindeki fiiller, mevcut müesseseleşmiş prensiplere ve düzene karşıdır. Anayasal düzen aleyhine yapılacak bir fiil, tabii olarak ideolojik prensibin de ihlali anlamını taşıyacaktır. İktidarı ele geçirmek için yapılacak bir ihtilal, hem Anayasa'nın kabul ettiği iktidara geliş müessesesini ve hem de demokratik hayat ideolojisini ihlal etmiş olacaktır. (Özek, age, s. 51)Anayasayı değiştirici kuvvet başarı kazanmış bir darbe olduğu takdirde durum ne olacaktır ? Mahkemelerin darbeyle gelmiş iktidarları iktidarda bulundukları müddetçe yargılayabilmeleri imkanı yoksa da iktidarın sona ermesinden sonra bunların yargılanması mümkündür. (Özek, age, s. 71) Askerî darbenin maddi cebir içerdiği tartışmasız bir gerçektir. Bu itibarla darbe sonrası suçun tamamlanması yani zarar suçuna dönüşmesinde de eylem suç olma vasfını korur. Devletin kudret ve kuvvetini kullananlar da bu suçun faili olabilirler. Anayasal düzenin öngördüğü demokratik teamüller dışında sistemin değiştirilip yeni bir düzen kurulması hâlinde darbe yapanların, kendilerini hukukî yönden de takip edilmez kılmaya çalıştıkları bir vakıa olduğu gibi devlet kudretini kullanarak iktidarı ele geçirenleri yargılayamamak fiili bir durum oluştursa da eylemi suç olmaktan çıkarmayacaktır. Yargılama önündeki hukuki ve fiili engellerin kalkması hâlinde pekala yargılanmaları mümkündür. (Aynı görüş için bknz. Özek, age, s. 126) b) Suçla Korunan Hukuki Değer: Bu suçla korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (Prof. Dr. İ. Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 224) Bu husus, madde gerekçesinde de siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. c) Suçun Maddi Unsurları: aa) Suçun konusu: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve devletin siyasi biçimini ve kuruluşunun dayandığı ideolojik esasları ifade eden temel ilkelerdir. bb) Fiil: Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de bu hususun Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir. (Kangal s. 40; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 509; Yard. Doç. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 75) Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde yer alan amaçları gerçekleştirmeye yönelik ... suç, bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olmak kaydıyla icrai ya da ihmali hareketle işlenebilir. (Eren-Toroslu, Özel Hükümler, s. 73; Soyaslan, Özel Hükümler, s. 582; Akdoğan s. 25; Akbulut s. 135; Vural-Mollamahmutoğulları, Türk Ceza Kanunu Yorumu, s. 1775; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 561; Yard. Doç. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 91) Ancak, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi, sanığın gerçekleştirilmekte olan icraî fiiller yönünden görevi gereği önleme yükümlülüğünün mevcudiyedine, başka bir deyişle garantör sıfatının bulunmasına bağlıdır. Demokratik yöntemlere uygun seçim sistemini ve özgürlükler rejimini hukuk dışı yöntemlerle değiştirmeye yönelik her türlü cebrî fiilin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir ya da eş zamanlı birçok hareketle Anayasa'nın öngördüğü düzeni, doğrudan doğruya, tanımlanan biçimde değiştirmeye yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda suç işlenmiş, yani suç yolu tüketilmiş olmaktadır. (Manzini, Trattato, IV, s. 489; Fiandaca-Musco, Diritoo penale, Ps., s. 11; Antolisei, Manuale, Ps., II, s. 1011; Erem, Ceza Hukuku, HH., s. 78; Yaşar-Gökcan-Artunç, Ceza Kanunu, VI, s. 8468, Z. Hafızoğulları-M. Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 373) Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan, sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.11.1999 tarihli ve 9-274/284 sayılı kararı) Suç, bir teşebbüs suçu ise de gerek yargısal kararlarda gerekse doktrinde duraksamasız biçimde kabul edildiği üzere fiilin, hazırlık hareketlerinden çıkıp icra aşamasına ulaşması gerekir. Korunan değerlere matuf tehlike oluşturmaya elverişli eylemlerin bu fiil kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle suçun bir somut tehlike suçu olduğunun kabulü gerekir. cc) Tipik eylemin amaç suç yönünden elverişlilik sorunu: İşlenen ... suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suç olan TCK'nın 309. maddesinden de cezalandırılabilmesi için eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, yasa maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Cezalandırılan hareket, Anayasal düzeni tehlikeye koyan icra hareketleridir. Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de Devletin birliği ve bütünlüğü ile Anayasal düzenine karşı gerçekleştirilen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin ... fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme gibi fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşmasının ve kutuplaşmasının yolunu açmak ve toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen ... suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği ... fiillerle devlet otoritesinin ülkede yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremeyerek zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışmak suretiyle devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamıyla toplumda ortaya çıkan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ya da Anayasal düzenini değiştirme amacına ulaşmaya çalışır. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90; Dönmezer, Tedhişçilik, s. 56) Söz konusu düzenlemeyle esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik ... fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, ... fiilin işlenmesiyle suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Yasa koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik ... fiillerin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Anılan düzenlemenin içeriği dikkate alındığında ... fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki ... fiilin (TCK'nın 309. maddesinin 2. fıkrası) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK'nın 309. maddesinin 1. fıkrası) "fiil" unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90) Kanuni tanımda yer alan ... fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstakar uygulamaya göre ... suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD'nin 26.06.2012 tarihli ve 2012/2855-8069 sayılı kararı; 15.01.2014 tarihli ve 2013/12441-2014/614 sayılı kararı; 30.03.2010 tarihli ve 2009/8654-2010/3632 sayılı kararı; 09.06.2011 tarihli ve 2011/4202-2011/3296 sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak, suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, Devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini ve toplum barışını bozarak Devletin Anayasal düzeni bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrı muayyen olmasının da bir önemi yoktur. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebrî eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilirse mülga TCK'nın 146. maddesinin de hiçbir olaya uygulanamayacağı ortaya çıkar. Bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerin ve bu eylemlerde kullanılan vasıtaların tehlikeyi doğuracak eylemin yapılmasına elverişli olup olmadığının takdiri yeterli kabul edilmiştir. (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 25.03.1983 tarihli ve 70-73 sayılı kararı) dd) Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu: Elverişli/vahim eylemin diğer tabirle ... suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması yani "amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir." (Yargıtay CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 2009/9-103, 2010/22 sayılı kararı) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir. ...Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ve ayrıca Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarihli ve 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori-Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ee) Suçun ihmali davranışla işlenmesi: Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması hâlinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenen suçlardır. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icraî bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Türk Ceza Kanunu'nun özel kısmında suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur. "İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır" (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69) Hukuksal yararlara saygı gösterilmesi gereği, iki şekilde ihlal edilebilir. İlki, bir hukuki yarara tecavüz teşkil edilen bir hareketin yapılması, ikinci olarak da hukuki yararı koruyan hareketin yapılmaması suretiyle (Gössel, 323). Bununla beraber garantörsel ihmali suçları da bu ayrıma dahil ederek üçüncü bir ayrım yapılabilir. Nitekim icra ve ihmal ile işlenebilen suçların yanısıra hem icrai hem de ihmali hareketlerle işlenebilen suçlar da söz konusu olabilir. (Hakeri, age, s. 70) İhmal, Türkçe sözlükte "gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme" olarak, Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat'ta da "ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek" şeklinde açıklanmaktadır. İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup, gerçek ihmali suçlar olup "ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır". Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranış sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Gerçek olmayan ihmali suçlar ise "tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır". Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar "gerçek özgü suçlar"dır. Ceza kanununda düzenlenen her suç, hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine "gerçek olmayan ihmali suç" denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar, neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülügün bulunması gereklidir. Öğretide icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali davranışla da işlenebildiğinin kabulü için, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk olduğu görüşü şu gerekçe ile ileri sürülmüştür: "...icrai hareketle işlenen suçların hangi koşullarda ihmali hareketle de işlenebileceğinin, yani ihmalin icraya eşdeğerlik koşulunun kanunun genel hükümler kısmında yapılacak bir düzenleme ile belirlenmesi gerekirdi. Ancak yeni TCK'da ihmali hareketin icrai harekete eşdeğer sayılacağı haller belirli bazı suçlarda sınırlı olarak öngörülmüştür. Bunlar, kasten öldürme, kasten yaralama ve işkence suçlarıdır. Bunların dışında kalan suçların ihmali bir hareketle işlenmesi durumunda failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı hususu tartışmalı hale gelmiştir. Kanaatimizce kanunilik ilkesi açısından, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk vardır. Mevcut düzenlemeye göre, ihmali hareketle işlenebileceği açıkça belirlenemeyen suçların ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu sadece bu suçların kanuni tanımında açıkça ihmali hareketi icrai harekete eşdeğer gördüğünü belirtilmiştir. Dolayısıyla bunların dışında kalan suçların ihmali hareketle işlenebileceğini kabul etmek kanunilik ilkesine aykırı olabileceği gibi, kanun koyucunun iradesiyle de çelişecektir." (Koca-Üzülmez, TCK. Genel Hükümler, 9. baskı, s. 381-382; atfen, Öztürk/Erdem, kn. 171, 5237 sayılı TCK, s. 180; Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler. 12. basım, s. 145) Gerçek olmayan ihmali suçların tamamlanabilmesi için tipe uygun neticenin meydana gelmesi gerekir. Ancak, netice de faile objektif olarak isnat edilebilmelidir. İcrai suçlarda objektif isnadiyet, failin neticeye sebebiyet vermesini gerektirmektedir. İhmali suçlarda da nedensellik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Ancak, icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılmalıdır. Başka bir deyişle, ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağı vardır. Aksi taktirde, ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır. Neticenin önlenmesi hususundaki yükümlülük, "koruma yükümlülüğü" veya "gözetim yükümlülüğü" olarak adlandırılmaktadır. Garantörlük kavramı olarak ifade edilen bu durum; kanundan, sözleşmeden ve kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durumdan kaynaklanabilir. TCK'nın 83. maddesinde gerçek ihmali suç olarak yer verilen ihmali davranışla ölüme sebebiyet verme suçu yönünden ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer kabul edilebilmesi için; failin, kanuni düzenlemelerden ya da sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması gerekmekte, önceden gerçekleştirilen davranışın başkalarının hayatıyla ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması gerekliliğine işaret edilmektedir. Ayrıca sorumluluk için nedensellik bağının da bulunması gereklidir. Yani fail, yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen neticeyi önleyemeyecek idiyse ihmali davranış sonrası gerçekleşen neticeden sorumlu tutulamayacaktır. ff) Sanığın eylemi/... suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu: Türk Ceza Hukuku uygulamasında kabul edilen ve uygun illiyet teorisini esas alan "karma uygunluk teorisi"ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli ve fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eylemin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, "failin eseri olmalıdır". Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullar ile üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif olarak ise failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır. Her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile sübjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değilse eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus fail tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda failin kusuru mevcut ise neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi hâlde neticenin tahmininde failin kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır. İlliyet bağının, örgütlü suçlar/terör örgütleri bağlamında değerlendirilmesine gelince; her hâlde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Kanun koyucu, TCK'nın 20/1. maddesinde yer alan "cezaların şahsiliği" ilkesini de gözeterek, örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yapmak suretiyle ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir. Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün "Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da Anayasal düzenini ortadan kaldırmak" şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığı hâlde, örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK'nın 302 ve 309. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir. gg) Tipik eylemde cebrilik sorunu: Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Fiziki güce dayanan elverişli ve cebri eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda Fransız, İtalyan, Alman ve Türk hukukunda hiçbir hukukçunun itirazı yoktur. (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) Amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğu takdirde silahlı bir örgütün veya silahlı kuvvetlere mensup unsurların Türkiye Büyük Millet Meclisini, Cumhurbaşkanlığını ya da benzer kurumları kuşatması hâlinde silah kullansın ya da kullanmasın fiziki cebrin mevcudiyetinde tereddüt edilemez. Harpte ülkeyi korumak veya gereğinde siyasi iktidarın inisiyatifiyle kamu düzenini sağlamak amacıyla verilen devlete ait silah, tank ve uçağın kanuna aykırı bir şekilde, Anayasal düzeni yıkmak amacıyla kullanılması hâlinde tipik eylem gerçekleşmiş olacaktır. Müsnet suçun, devlete ait kamu gücünün kullanılarak işlenmesi olarak ifade edilen "manevi cebir"le işlenip işlenemeyeceğine gelince; Türk doktrininde Özek, Erem, Toroslu ve Soyaslan (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) tarafından benimsenen görüşe göre; cebir, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesindeki suçun "müstakil bir maddi unsur"unu oluşturmamaktadır. Suçun oluşumu için "failin hukuka aykırı usullere veya cebre matuf bir iradesinin mevcudiyeti" yeterli olacaktır. Bu fikre göre cebir "faildeki kusurlu iradede de mevcut bulunabilir". "Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesinin cezalandırmak istediği husus, Anayasa iradesine aykırı iradelerdir". Buna göre, "Anayasa iradesine aykırı, netice olarak, hukuka aykırı bulunan her türlü vasıta ve usul cebir unsuruna dahil olmak gerekir". Mesela Anayasa'nın 4. maddesine göre Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü ile laiklik ve demokratik olma gibi Cumhuriyetin nitelikleri ayrıca resmi dilin Türkçe olduğuna dair Anayasa hükmü değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Anayasa'daki bu hükümlerin değiştirilmesine yönelik olarak bir milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir kanun teklif vermesi 146. maddedeki suçu oluşturmayacaktır. Ancak bu değişiklik teklifinin "gündeme alınarak meclis müzakerelerine konu yapılması, 146. maddeyi ihlal edecek bir icra hareketi olur". Bu görüşe göre, suçun oluşması için cebrin bilfiil tahakkuk etmesine de gerek yoktur. Suçun oluşabilmesi için "failin gayri hukuki vasıtalarla neticeye erişmek hususundaki kastının mevcudiyeti yeterlidir". Hatta kastın varlığını tespit için "objektif bir takım emarelerin, maddi delillerin mevcudiyeti dahi şart değildir". Daha da ileri gidilerek, Anayasal düzeni değiştirmek hususundaki "gayeye erişilmesi için cebrin mevcudiyeti veya düşünülmesi dahi gerekli görülmemiştir". Gayenin tahakkukunu engelleyebilecek reaksiyonları kırmak için kullanılacak hukuka aykırı usuller dahi yeterli sayılmaktadır.Cebir kavramını bu şekilde geniş yorumlayan anlayışa göre, Anayasa'da öngörülmüş olan usule riayet etmeksizin bir anayasa veya kanun değişikliğinin yapılması teşebbüsünde bulunulması dahi, mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesindeki suçu oluşturacaktır. Anayasal düzeni değiştirmek için başvurulan yolun Anayasa'da öngörülen usul ve esaslara aykırı olması, söz konusu suçun oluşumu açısından yeterli görülmektedir. Keza, "Anayasaya aykırılığı açık olan bir kanunun meclisçe çıkarılması da" 146. maddedeki suçu oluşturmaktadır. Bu anlayışa göre, 146. madde kapsamında düzenlenen suç, "görevin suistimali, yetki gaspı, hile, keyfi işlemler" yolu ile işlenebilir.Bu görüşte olan yazarlardan Soyaslan, Anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs suçunun ihmali bir davranışla da gerçekleşebileceği düşüncesindedir. Yazara göre, "Cumhurbaşkanının Anayasaya alenen aykırılığı sabit olan bir kanuna karşı Anayasa Mahkemesine gitmeyişi bu suçun ihmal suretiyle icra yoluyla işlenişinin tipik" örneğidir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 228, 229, 230, 231) Doktrinde Prof. Dr. Doğan Soyaslan karşılaştırmalı hukuk açısından durumun, Fransız ve Alman hukukçuları için tartışmalı, İtalyan hukuku için tartışmasız olduğunu; Alman hukukunda Merkel, Haelshner, Von Liszt’in cebir şiddet terimini maddi cebir, Binding'in hukuka aykırılık olarak; Frank, Köhler, Von Calker’in tehdidin şiddetle yapılması olarak tanımlandığını (Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) nakletmektedir. Ancak mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. madde de olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 Faşist İtalyan Ceza Kanunu'nun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkarılmıştır. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan bu 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek, suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir. (Madde gerekçesinden) 5237 sayılı TCK'nın hazırlık çalışmaları sürecinde de Hükûmet tasarısının Anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 363. maddesinin "koruyucu doktrin"in benimsediği görüş doğrultusunda şu şekilde formüle edildiği görülmektedir: "Madde 363- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis ceza ile cezalandırılırlar". Madde gerekçesi ise şöyledir: "Anayasanın müsaade ettiği usul ve yollarla Anayasa düzenine aykırı bir netice doğduğunda Anayasa Mahkemesine başvurulmak suretiyle düzeltilmesi mümkün olan bu hallerin suç oluşturmayacağı göz önüne alınarak, yürürlükteki maddedeki (cebir) unsuru yerine (Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle) ibaresi kullanılmış, böylece cebri de içine alan hukuka ve kanuna aykırı her türlü yollar ifade edilmiştir. Bu suretle ayrıca cebir unsurunun var olup olmadığı, maddi ve manevi cebir gibi, 27 Mayıs 1960'dan sonra ortaya çıkan tartışmaların da giderilmesi arzulanmıştır" Ancak Meclis çalışmaları sırasında bu görüşten vazgeçilerek yasa metninde açıkça "cebir ve şiddet" unsuruna yer verilmiş, cebrin de fiziki/maddi cebir olduğu gerekçede açıklığa kavuşturulmuştur. Manevi cebir kavramı, mehaz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek ... Divanı'nın eseridir. (Bknz. madde gerekçesi ve Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı s. 779, 780, 781, 782) Bu nedenledir ki, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı yoktur. d) Fail ve Mağdur: Bu suçun faili, yöneten/yönetilen herkes olabilir. Suçun mağduru ise demokratik toplumu oluşturan her bir ferttir. Bu suçun işlenmesi için önceden oluşturulmuş bir çete veya örgütün varlığı zorunlu değildir. Maddede "teşebbüs edenler" denilmiş olduğundan, suçun işlenmesi bakımından şahıs itibariyle ayırım yapılmadığı, korunan değeri zorla ihlal eden bir kimsenin konumuna bakılmaksızın bu suçun faili olabileceği görülmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.07.1998 tarihli ve 9-187/272 sayılı kararı) Bu suçun, bu amaçla kurulmuş örgütün faaliyeti çerçevesinde örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ve üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen bir kişi tarafından da işlenmesi mümkündür (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.11.2014 tarihli ve 5688-11080 sayılı kararı). TCK'nın 220/5. maddesinde yer alan düzenleme nedeniyle örgüt yöneticisinin bu suçun faili olması bakımından elverişli fiilleri bizzat işlemesi zorunlu değildir. e) Suçun Manevi Unsuru: Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. f) Suça teşebbüs sorunu: Bu suç, düzenleniş itibariyle teşebbüs suçu olduğundan niteliği gereği teşebbüs mümkün değildir. g) İçtima sorunu: ... fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem ... suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle Türk Ceza Kanunu'nun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan ... ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesi de gözetildiğinde bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi hâlinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hâllerinin işlendiği ... suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır. ... suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla ... suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur. Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi hâlinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince; Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesinde "Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır. Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır" denilerek konuya yeterince açıklık getirilmiştir. Bu nedenle, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir. 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemdeki uygulama ve doktrindeki görüşler de bu doğrultudadır. Örneğin "...fail anayasayı ihlal edecek fiilini ika ederken, parlementonun fonksiyonunu tecavüz teşkil edecek bir hukuka aykırı yolu geçmiş olursa, faile tek ceza mı yoksa iki fiilden dolayı mı ceza verilecektir. …Aynı şekilde askeri bir hükümet darbesi halinde parlementoyu fesh eden ve parlementer sisteme son veren hareket; Anayasayı ihlal etmiş ve Meclisin fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek gereklidir. Zira fail parlementonun fonksiyonuna tecavüz ederken gaye olarak Anayasayı ihlali göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda parlementoya karşı fiil, Anayasaya karşı fiilin icrai hareketi olmaktadır. Anayasaya karşı fiilin cezalandırılması için icra hareketine başlanması kafi olduğuna göre, meclislere karşı bir fiilin belirli maksatla yapılması halinde, failin tamamlanmış bir suç varmış gibi Anayasayı ihlalden cezalandırılması icap edecektir. Bu durumda ortaya müterakki bir suç çıkmaktadır. ...Meclislere karşı fiil, Anayasayı ihlal suçunun icra hareketini teşkil etmesi yönünden faile tek ceza verilmesi gereklidir. Aynı sonucu icra organına karşı işlenebilen 147 ve 149. maddeler (5237 TCK'nın 312, 313 maddeleri) bakımından da varmak gereklidir". (Özek, age, 1967 İst. bası, s. 160) III) SUÇA İŞTİRAK a) Genel olarak: Anayasayı ihlal suçuna ilişkin olarak 5237 sayılı TCK'da getirilmiş özel iştirak hükümleri yoktur. Bu sebeple TCK'da yer alan genel iştirak hükümleri bu suç yönünden de uygulanma kabiliyetini haizdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş; azmettirme ve yardım etme, şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. TCK'nın 37. maddesi; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını ... olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde ... olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" Şeklinde olup maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Kanun'da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: i) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. ii) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarıyla tamamlanması açısından yapılan ... bölümü doğrultusunda fiili bizzat icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmiş ise bu kişi de müşterek faildir. Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması hâlinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan faili telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında faile telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir. (Roxin, 2 s. 25; kn 200 Atfen, Koca - Üzülmez, age, s. 440; Özgenç, Gazi şerhi, Genel Hükümler, 3. baskı, s. 493) Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaret ise suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır. (Özgenç, age, s. 499) 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde de suça asli iştirak ve feri iştirak ayrımındaki kriterler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Ceza Dairelerinin kararlarına konu teşkil etmiştir. Benzer nitelikteki bazı kararlarda; "Suça asli olarak iştirak etmek ile feri şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, feri maddi faillerin durumları sık sık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru ne de şiddet sebebi olmayıp feri niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Feri iştirakte ise suça ikinci derece katılma söz konusu olup asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki feri failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır" (Yargıtay CGK'nın 23.11.1981 tarihli ve 214-385 sayılı kararı) "Feri faillik hâlleri yasa metninde tek tek sayılmıştır. Yasaya göre, suçun işlenmesinde asli maddi faile vasıta tedarik etmek ve suçun işlenmesini kolaylaştırıcı yardımda bulunmak feri fail olarak cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu anlamda destekleme (müzaharet) ve yardım (muavenet) suçun icrasını kolaylaştırıcı hareketler yapmak şeklinde anlaşılmalıdır. Yeni yapılan düzenleme ile suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hakereti yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan herbirisi de fail sayılabilecektir". (Yargıtay CGK'nın 20.01.2009 tarihli ve 1/232-2 sayılı kararı) "Yasada suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla kişi tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillik için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir; a) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. b) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurulmalıdır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem gözönünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır". (Yargıtay CGK'nın 10.05.2011 tarihli ve 1/59-85 sayılı kararı) Denilmiştir. Suça iştirak şekillerinden olan faillik ile yardım etme şeklinde gerçekleşen şeriklik arasındaki önemli farklardan birisi mahiyetindeki suç işlenmezden önce alınan birlikte suç işleme kararı önem arz etmektedir. "Mağdur ...'nın cep telefonlarını yağmalama eylemleri sırasında mağdura yönelik herhangi bir davranışta bulunmamaları ve olay öncesinde yağma suçunu işleme konusunda aralarında anlaştıkları yolunda bir kanıtın olmaması karşısında birlikte suç işleme kararının olmaması ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmaması nedeniyle sanıkların TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail olarak kabulü olanaklı değildir...Ancak suçu icra eden sanıkların yanlarında bulunmaları, yağma eylemini gerçekleştiren sanıkların bu eylemlerine taraftar olmadıklarını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememeleri ve bu yönde bir davranışta bulunmamaları, aksine olayın başından itibaren sanıkların yanında yer almaları göz önüne alındığında suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiklerinden TCK'nın 39/2-c maddesi gereğince sorumlu tutulmaları gereklidir". (Yargıtay CGK'nın 17.05.2011 tarihli ve 6/76-100 sayılı kararı) Yardım etme, 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2)Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" Şeklinde düzenlemiş ve seçimli hareketlere yer verilmiştir. Bağlılık kuralı da aynı Kanun'un 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" Biçiminde düzenlenmiştir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "şerik" denilmekte olup 5237 sayılı TCK'da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre yardım etme, maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; i)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, ii)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış; Manevi yardım ise; i) Suç işlemeye teşvik etmek, ii) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, iii)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, iv)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığının, ulaşması hâlinde suça katılma düzeyinin belirlenmesi için eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır. (Yargıtay CGK'nın 2014/l-558-480 sayılı kararı) b) Örgütlü suçlarda iştirak: Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Bu suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur. Suça iştirakten bahsedebilmek için birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkıları göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir. Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. TCK'nın 220/5. maddesinde "Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır" denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesiyle TCK'nın 20. maddesindeki "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ve faillik bakımından "fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma" ilkelerine istisna getirilmiştir. Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur. TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" ile aynı Kanun'un 220/7. maddesinde tanımlanan "örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme" nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK'nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir. c) Anayasayı ihlal, Hükûmete karşı suç ve TBMM'ye karşı suçlar yönünden iştirak sorunu: Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200) Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nun 10.12.1990 tarihli ve 9-301/329 sayılı kararı; Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarihli ve 869-187; 15.07.2009 tarihli ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları) elverişli nitelikteki belirli bir ..., fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda feri iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın 309. maddesine yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir (Özgenç İzzet, age, s. 332). 5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yönetici ile serbest iradesiyle hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren/azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir. Bu suçlarla ilgili iştirak hükümlerinin uygulanmasına dair Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.03.1987 tarihli ve 41/49 sayılı kararı şöyledir: "İtiraz tebliğnamesine göre sanıkların durumları ayrı ayrı incelendiğinde, Askeri Yargıtay Başsavcılığı ile 3. Daire arasında sanık S.N. ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlık, bu sanığın işlediği ve yüklenen suçu oluşturma yönünden elverişli vasıta niteliğinde bulunan eylemlerinin suça ilişkin TCK'nun 146'ncı maddesinin hangi fıkrası içinde mütalaa edileceği noktasında toplanmaktadır. TCK'nun 146'ncı maddesi "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tedbil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler..." hükmünü taşımaktadır. Maddenin açık ifadesinden anlaşılacağı üzere suçun en belirgin özelliği; ceza hukukunun suçun tamamlanması için neticenin tahakkukunun gerekli olduğuna dair olan kuralından ayrılıp teşebbüs halinde dahi suçun tamamlanmış olduğunun kabul edilmesindedir. Kazai ve ilmi içtihatlarda aynı doğrultuda olmakla birlikte gayeye matuf maddi bir hareketin TCK'nun 146'ncı maddesinin 1 inci veya 3 üncü fıkralarından hangisine göre cezalandırılması gerekeceği başka bir ifade ile 146'ncı maddenin 3 üncü fıkralarının uygulanma şartları tartışma konusu olmaktadır. Anılan fıkranın uygulama şartlarını sıhhatli bir biçimde tesbit edebilmek için 15 Sayılı Kanunla146'ncı maddeye eklenen bu fıkranın, TCK'nun 65 inci maddesinin varlığına rağmen kabulündeki nedenleri araştırmakta fayda vardır. 15 sayılı Kanunun gerekçesini teşkil eden ilmi heyet raporu aynen "Türk Ceza Kanununun 146'ncı maddesi birinci fıkrasında Anayasaya tedbil, tağyir kısmen veya tamamen ilga suçlarını, 2'inci fıkrasında ise bu suça gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda veya halkın toplandığı mahallerde nutuk irad, yafta talik veya neşriat icra ederek teşvik eden kimseleri cezalandırmaktadır. Ceza Kanunun 146'ncı maddesinde yazılı ceza ölüm cezası olduğuna göre bu suça 65'inci maddeye göre uygun olarak fer'an iştirak edenler hakkında tatbik edilecek ceza 65'inci maddeye göre uygun olarak yani feri faile 10 seneden az olmamak üzere ve 24 seneye kadar verebilmek üzere ağır hapis cezası verilecektir. Suç ile ceza arasındaki adil bir nisbetin temini, hukuk nizamını temelinden sarsan, demokratik müesseleri yok etmeye müncer olan "Anayasanın tedbil tağyir ve ilgası" gibi en ağır suçlarda dahi gözetilmesi gereken bir esastır. 146'ncı maddede yazılı suç, bünyesi itirabiyle tek kişi tarafından işlenmesine imkan olmayan bir suçtur. Bu itibarla iştirak halinde işlenen her suçta olduğu gibi, bu suçta da asli failler ile fer'i arasında imkan nisbetinde derecelendirme yapılması adalete uygun düşecektir. TCK'nunda yapılmış olan değişiklikle maddeye bir fıkra eklenerek fer'i şerikler hakkında 5 seneden 15 seneye kadar ağır hapis cezası getirilmiştir" Maddenin kabulündeki nedenleri açıklayan bu ilmi rapor incelendiğinde; TCK'nun 146/3. maddesinin anılan kanunun 65'inci maddesinde yazılı fer'i iştirak koşullarında bir değişiklik getirmediği sadece cezanın yeniden belirlenmesine gayesine matuf olduğu tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır. Hal böyle olunca TCK'nun 146/3 üncü maddesinin uygulanabilmesi için TCK'nun 65'inci maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi gerekecektir. Bazı devletlerin kanunlarında suça fer'i iştirak, genel olarak tarif edilmiş ve böylece failin hareketinin suça katılma olup olmadığının takdirini mahkemeye bırakmış olmasına karşın; Kanunumuz fer'i iştirak hallerini sayma usulünü kabul etmiştir. Bu kabul tarzına göre kanunda sayılan hallere uymayan bir hareketi fer'i iştirak olarak kabul etmek mümkün olmayacaktır. TCK'nın 65'inci maddesinin ifadesi ve ceza hukukunun genel ilkelerine göre bir suça fer'i iştirakten söz edebilmek için; a. Failin birden fazla olması, b. Kanunun suç saydığı bir fiilin işlenmiş bulunması, c. 65 inci maddede sayılan; (1) Suç işlemeye teşvik veya suça irtikap kararını takviye etmek, yahut işlendikten sonra müzaharet ve muavenette bulunmayı vadeylemiş olmak, (2) Suçun ne şekilde işleneceğine dair talimat vererek yahut fiilin işlenmesine yarayacak ... ve vasıtaları tedarik etmek. (3) Suçun işlenmesinden evvel veya işlendiği sırada müzaharet ve muavenetle icrasını kolaylaştırmak gibi icrai bir hareketin varlığı, d. Şerikin bu fiilleri ile işlenen suç arasında illeyet bağının bulunması. Bu hukuki nedenler karşısında, yasadışı Dev-Yol isimli silahlı çete mensubu olduğu tartışmasız bulunan sanık S.N.'ın ayrıca sabit olan öldürmeye teşebbüs eylemine göre durumu incelendiğinde;Birkaç arkadaşı ile birlikte postane önünde toplanmış olan kalabalığı hedef ittihaz ederek birden ziyade ateş edip bir kişinin yararlanmasına sebebiyet veren sanığın eyleminin TCK'nun 146/3 değil 146/1. maddesi kapsamı dahilinde mütalaa edilmesi gerekir." Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre suçun işlenişine bulunulan katkının arz ettiği önem ve zaruret göz önünde bulundurularak hâkim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik, suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir (Özgenç İ, Suç örgütleri, s. 332; Türk Ceza Hukuku s. 490). Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece ... fiil/suç bakımından değil, ayrıca amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır. Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130). Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir ... fiil bakımından hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ... suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir (Yard. Doç. Dr. Namık ... Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202). Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda ... 1 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 963/1 sayılı 05.09.1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyetinin ve fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15.01.1964 tarihli ve 1963/2548 Esas 1964/1 Karar sayılı kararı ile "icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı" gerekçesi ile bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle mülga 765 sayılı TCK 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314 ve 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, age, s. 172). TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç, bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli ... suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemler ile amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her hâlükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.15.07.2016 tarihindeki somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir ... bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin eylemlerinin ise 5237 sayılı TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilerek hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayin edilmesi gerekmektedir. IV) BAĞLAYICI EMRİN YERİNE GETİRİLMESİ KAPSAMINDA ASTLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun benimsediği suç teorisine göre tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması hâlinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her davranış haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkân ve yeteneği varken hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi hâlidir. Şu hâlde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich, l kn, s. 305), onunla çatışma hâlinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma hâlinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450) Hukuka aykırılık, tipe uygunluktan sonra suçun yapısında ikinci aşamayı oluşturur. Başka bir anlatımla, işlenen fiil ile tipik haksızlığın gerçekleştiğinin tespitinden sonra yine bu fiille hukuka aykırılık yönünden bir değerlendirme yapılacaktır. Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka da aykırı olacak ve suç teşkil edecektir. Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. (Roxin 1, s. 14) Klasik suç teorisine göre objektif olarak bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması hâlinde failin bunu bilip bilmemesi yani iradesinin hukuka uygunluğu kapsayıp kapsamaması önemsizdir. Hareketin hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Hukuka aykırılık neticeye göre belirlenecektir. Hukuka uygunluk sebeplerinden biri objektif olarak mevcut ise fiil hukuka uygundur. 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK'nın 24/1. maddesi), meşru savunma (TCK'nın 25/1. maddesi), hakkın kullanılması (TCK'nın 26/1. maddesi) ve ilgilinin rızası (TCK'nın 26/2. maddesi)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetleyip sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak, Anayasa'nın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır.Anayasa'nın 137/2. maddesinde konusu suç teşkil eden bir emrin yerine getirilmesi hâlinde sadece emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmiş ise de böyle bir emri verenin sorumlu olacağı da muhakkaktır. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa Anayasa'nın 137/2 ve TCK'nın 24/3. maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, s. 331). Bir hukuk devletinde kural olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasası'nın 137/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 24/3. maddeleri). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise maduna da failin müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından "askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum" olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır ? Amirin emrini icra suretiyle işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, askeri ceza hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler; hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 14. maddesinde "Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur" denilmektedir. İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasamız, "kanunsuz emir" kenar başlığını taşıyan 137. maddesinde, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra "Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır" dediği gibi, Askeri Ceza Kanunu'nda amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere "Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise" hükmü yer almıştır. Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast, emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeye yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanunu'na göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (madde 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (madde 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması hâlinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibariyle hiçbir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir.Ast, kendisine verilen emrin bir suç işlemek maksadıyla verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir; zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir (Askeri Ceza Kanunu'nun 41. maddesinin 2 ve 3. fıkraları) (Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku, s. 176). Emrin hukuka uygunluğu konusunda yanılgı olabilir. Hata (yanılma), genel olarak kişinin tasavvuru, zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata, kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey, olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde "unsur yanılgısı"ndan (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise "yasak hatası"ndan bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata hâlleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi) Yargıtay, geçmişteki uygulamalarında haksızlık yanılgısını kast kapsamında ele alarak çözüm yoluna gitmiştir (Yargıtay CGK'nın 24.12.1996 tarihli ve 1996/8-286 Esas 1996/296 Karar sayılı kararı). Doktrin ve uygulamadaki bu görüş, 2003 tarihli TCK tasarısına da aynen yansıyarak "kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 2. maddesi "ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" şeklinde bir düzenleme ihtiva etmekteydi. Yine aynı etkiyle tasarıda "hata" başlığını taşıyan 23. maddesinde "fiili hata" ifadesi kullanılmıştır. 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata kurumuyla ilgili olarak madde gerekçesinde "...işlenen fiilin esasen bir haksızlık oluşturduğu hususunda hataya düşmüş olabilir. Bu hatanın kişi açısından kaçınılmaz olması halinde, kişi gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla kınanamaz. Kişi sakınamayacağı bir hata nedeniyle bu bilinçten yoksunsa onu sorumlu tutmak bir evrensel hukuk prensibi olan kusursuz ceza olmaz ilkesine aykırılık oluşturur. Ancak kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmesi gerekmez. Kişi, her ne kadar işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini gerçekten bilmiyorsa da bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre bakımından, bu fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini kavrayabilecek durumda olabilir. Bu husustaki hatanın kaçınılabilir olduğu durumlarda kişi gerçekleştirdiği fiil açısından kasten hareket etmemiştir. Ancak, düştüğü bu hatanın kaçınılabilir olması nedeniyle kusurunun azalmış olabileceğini kabul etmek gerekir. Bu hatanın kaçınılabilir olduğunun kabul edilmesi halinde, bu kaçınılabilirliğin derecesine göre kusurun da derecelendirilmesinden bahsedilebilir. Bu durumda kişinin cezasında suçun kanundaki cezasının alt sınırına kadar indirim yapılabilecektir. Bu indirim zorunlu değil, ihtiyari bir indirim olmalıdır..." denilmiştir. Alman Federal Mahkemesi Büyük Ceza Kurulunun 18.03.1952 tarihli kararında "hukuka aykırılık bilinci; failin, davranışının hukuken tasvip edilmediğini, yasaklandığını bilmesidir. Suçun yasal tanımında yer alan unsurlar haksızlık bilincinin konusunu oluşturmaz; bunlar kast kapsamındadırlar. Failin suçun yasal tanımında yer alan unsurların somut olayda gerçekleştiğini bilmemesi unsur yanılgısıdır. Unsur yanılgısında, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleştirilmesine yönelik değildir. Bu nedenle failin kasten hareket ettiği söylenemez. Failin yanılgısı taksire dayanıyorsa, bu suç taksirle işlenebiliyorsa sorumlu tutulabilir. Buna karşılık haksızlık yanılgısında fail somut olayda ne yaptığının bilincindedir. Fakat davranışını yasaklayan normun varlığında veya yorumunda yahut hukuken tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin varlığında veya hukuki sınırında hataya düşmekte, böylece davranışının meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir. Yasak yanılgısı, fiilin hukuka aykırılığı hakkındaki yanılgıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmadığı, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışla haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail ondan beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail ondan beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hukuka aykırılık bilinci ne davranışın cezalandırılabilir olduğunun, ne de yasak normu ihtiva eden kanun hükmünün bilinmesini gerekli kılar; davranışın teknik hukuk bakımından doğru şekilde nitelendirilmiş olması da şart değildir. Bununla birlikte davranışın münhasıran ahlaka aykırı olduğunun bilinmesi de kafi değildir. Kasten işlenen bir suç, haksızlık yanılgısı içinde işlenebilir. Yasak yanılgısı suç kastını ortadan kaldırmaz; kast varlığını muhafaza eder. Hukuka aykırılık bilinci ya da fiilin hukuka aykırılığının fail tarafından idrak edilebilir olması kusurun bir unsurudur. Kast teorisinin benimsenmesi sakıncalıdır. Kusur teorisinin öngördüğü çözüm kusur ilkesi ile de uyumludur" şeklindeki ifadelerle hata, unsur hatası ve haksızlık yanılgısı olarak değerlendirilmiştir Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) ile ilgili olarak TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Bilindiği üzere, suçun maddi unsurları; suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağıdır. Suçun oluşması için failin, bu unsurları bilerek hareket etmesi şarttır. Bilgisizlik veya yanlış tasavvur (unsur yanılgısı), failin kastını kaldırır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısında kısacası, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Somut olayın gerçekleşme koşullarında yanılmaktadır. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesine yönelik değildir. Esasen unsur yanılgısında kaçınabilirlik önemli değildir. Zira her iki hâlin de kastı bertaraf edici etkisi bulunmamaktadır. Unsur yanılgısının haksızlık yanılgısından farkı ise fail suçun yasal tanımında yer alan maddi unsurların somut olayda gerçekleştiğinin bilincindedir. Fail, somut olayda ne yaptığını bilmekte fakat davranışının hukuka aykırılığında yanılmaktadır. Bu nedenle haksızlık yanılgısının tipiklik üzerinde herhangi bir etkisi yoktur, failin kastını ortadan kaldırmaz. Fiil kasten icra edilen haksız olma özelliğini muhafaza eder. Dolayısıyla unsur yanılgısından farklı olarak haksızlık yanılgısı, failin kastını bertaraf ederek taksirle işlenen suçtan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Fail, somut olayda kasten hareket etmesine rağmen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmeyebilir. Bu nedenle ne kastı ne de fiili bertaraf edici değildir. Sadece kusur üzerinde etkilidir. Haksızlık yanılgısı kaçınılmaz ise failin kasta dayalı kusuru tamamen ortadan kalkar ve faile kasten işlediği suçun cezası verilmez; buna karşılık yanılgı kaçınılabilir ise fail kasten işlediği suçtan sorumludur. Ancak yanılgının kusur üzerindeki etkisine göre cezada indirim yapılması gerekmektedir (Göktürk, age, s. 76,77). TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır" denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen hâller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yararlanmak için hatanın kaçınılmaz olması gereklidir. Kaçınılmazlık, failin hataya düşmesindeki kişisel kusurunun değerlendirilmesiyle ilgilidir. Failin; yaşı, mesleği, bilgisi, görgüsü ve somut olaydaki durumu dikkate alınarak hatanın kaçınılmaz olup olmadığı bu değerlendirmede göz önünde bulundurulacaktır. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum / Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) bulunduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK'nın 30/4. maddesi) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün, haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeniyle kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaatiyle hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda failin haksızlık bilinciyle hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı hâlinde kusur tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez (TCK'nın 30/4. maddesi, CMK'nın 223/3-d maddesi) (Neslihan Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi, s.125). Failin gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünerek hareket etmesi, haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hâle getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir (Koca-Üzülmez, age, s. 344). Astın, konusu suç oluşturan bir emri haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz hataya düşerek yerine getirmesi, somut olay çerçevesinde bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübesi, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak TCK'nın 30/4. maddesi bağlamında değerlendirilmelidir. Keza astın, emrin askeri hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi hâlinde yapılan değerlendirme neticesinde TCK'nın 30/1. maddesi gereğince kasten hareket etmediği neticesine varılabilir (Prof. Dr. F. S. Mahmutoğlu-Av. S. Karadeniz, TCK'nın Genel Hükümler Şerhi, s.480-482). Hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirmeyle failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbesi ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları ile somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Yukarıda yer alan bölümlerde yapılan açıklamalar ışığında; 15.07.2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin cebren değiştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde, suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunanlar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden aynı Kanun'un 37 ve 39. maddeleri gereğince iştirakın her şeklinin uygulanmasının mümkün bulunmasına nazaran; sıfat, konum ve rütbeleri ne olursa olsun örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda, bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan söz konusu bu fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları tespit edildiğinde TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail"; kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan ve somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, ancak darbe girişiminin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin ise 5237 sayılı TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna "yardım eden" olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Söz konusu sorumluluğun tespiti için; a) Anılan kalkışma Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edildiğinden, ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya ya da ... suçlar yönünden icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalı, b) Hatanın kaçınılmazlığı belirlenirken olağan dönemlerde de aranmakta olan failin bilgi düzeyi, eğitimi, yaşı, rütbesi ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterlerin, siyasi tarihi itibariyle darbe geleneğinin demokrasi kültüründen daha baskın olduğu ülkede suç tarihinde yaşanan kalkışmanın olağanüstü şartları nazara alınarak değerlendirilmeli, mevcut irade ve bilgisini, eylemin haksızlığını algılama, davranışlarını bu algılama doğrultusunda yönlendirme ve böylece haksızlığı tercih etmeme bakımından kendisinden beklenebilen tercih ve tutum noktasında kullanıp kullanmadığı ex ante bir değerlendirmeyle ortaya konulmalı, c) Askeri hiyerarşinin en altında yer alan erler ile rütbeli personelin "ast" kavramına bağlanan hukuki sonuçlar bakımından aynı değerlendirmelere tabi tutulamayacağı gözetilmeli, Bu şekilde elde edilen neticeye göre de; a) Fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurdukları tespit edilenlerin doğrudan fail sıfatıyla TCK'nın 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 309. maddesi gereğince; fiil üzerinde somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde ve müşterek hakimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımamakla birlikte darbe girişiminin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin ise yardım eden sıfatıyla TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri gereğince cezalandırılmalarına, b) İşlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, bu fiili somut olayda hukuka aykırı olmaktan çıkaran bir maddi sebebin varlığı hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kanaatine varılanların, hukuka uygunluk sebebi olarak yetkili amir tarafından verilen ve yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan hizmete ilişkin emrin ifasının (TCK'nın 24. maddesi) maddi şartlarında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, söz konusu hatanın TCK'nın 30/3. maddesi delaletiyle 30/1. maddesi kapsamında kastı kaldırması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine, c) İşlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini bilmesine rağmen, esasen hukuk düzeninde kabul edilmeyen konusu suç teşkil eden emrin ifasının, askeri hiyerarşi içinde mutlak itaat ve emrin muhtevasını sorgulayamama ilkelerinin sonucu olarak bağlayıcı olduğu hususunda kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğüne kanaat getirilenler hakkında ise hukuka uygunluk nedenlerinin varlığında kaçınılmaz bir yanılgıya düştüğü kabul edilerek, kaçınılmaz izin yanılgısının kusuru tamamen ortadan kaldırması nedeniyle TCK'nın 30/4. maddesi delaletiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/3-d maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. V) SİLOPİ'DE KONUŞLU ÖZEL KUVVETLER HAREKAT ÜS KOMUTANLIĞINDA (ÖKHÜ) 15.07.2016 TARİHİNDE MEYDANA GELEN GELİŞMELER İncelenen dosya kapsamına göre; Şırnak ilinin Silopi ilçesinde konuşlu bulunan Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığının 15.07.2016 tarihindeki komutanının darbe girişimi esnasında ...'da öldürülen ve tuğgeneral rütbesiyle görev yapan ... Terzi, kurmay başkanının ise inceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ... olduğu, İnceleme kapsamındaki sanıklardan ...'ın üsteğmen rütbesiyle yardımcı pilot, sanık ...'in astsubay başçavuş rütbesiyle helikopter teknisyeni olarak görev yaptığı, Söz konusu komutanlık bünyesindeki 15. Taburun gündüz eğitimi programında 15.07.2016 günü için yer alan iç güvenlik eğitiminin, inceleme dışı sanıklardan Tabur Komutanı Binbaşı ... tarafından değiştirilerek odaya giriş teknikleri ve rehine kurtarma eğitimi şeklinde gerçekleştirildiği, eğitimde kullanılmak üzere Tabur Komutanı Binbaşı ...'in emri üzerine dışarıdan plastik kelepçe temin edilip kullanıldığı ve silahlara namlu ağız alevinin dışarıdan görülmesini engellemek için kullanılan bastırıcı cihazı takılarak eğitimin icra edildiği, Harekat merkezinde görev yapan tanık Astsubay Kıdemli ... ...'yı saat 18.20'de ...'daki Özel Kuvvetler Komutanlığından arayan bir astsubay başçavuş tarafından birinci başkanın emri ile bütün uçuşların iptal edildiğinin ve bu nedenle helikopter kalkmamasının bildirildiği, bunun üzerine tanık Astsubay Kıdemli ... ...'nın söz konusu bu durumu inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'ya söylediği, ...'daki Özel Kuvvetler Komutanlığına ... üzerinden askeri uçakla gitmeyi amaçlayan .'nin, saat 22.15'te tanık Yüzbaşı ...'ın birinci pilotluğunu yaptığı 10056 kuyruk numaralı helikopterle ...'a doğru hareket ettiği, normalde bu helikopterin ikinci pilotu olan sanık ...'ın, ... Terzi tarafından tanık Yüzbaşı ...'a "...'ı tanımıyorum, .'la uç" denilmesi üzerine bu uçuşta yer almadığı, sanık ...'ın yerine inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'in yardımcı pilotu olan tanık Üsteğmen .p'un yardımcı pilot olarak görev yaptığı, .'nin .den ayrılmadan önce inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'ya .'ın . kentinde bulunan mağdur. Garnizon Komutanı Tuğgeneral ...'ın Türkiye'ye girişinin Habur sınır kapısının kapatılması suretiyle engellenmesini emrettiği, ayrıca inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'e de katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'i derdest etme görevini verdiği ve bu görev kapsamında ...'da irtibat kuracakları kişi olarak inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'in cep telefonunun numarasını söylediği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in de bu cep telefonu numarasını kendi telefonuna "... ... Alb" olarak kaydettiği, ... Terzi'nin 10049 kuyruk numaralı helikopterin birinci pilotu olan inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'e de "Senin de bir görevin var, ...'yı gör" dediği, bunun üzerine önce inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'nın, sonrasında inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in yanına giden ...'in uçuşu planlaması için gerekli bilgileri alamaması üzerine tekrar odasına gittiği ...'nın "... olabilir, ... olabilir, ... olabilir, planlamalarını buna göre yap" dediği, koridorda karşılaşması üzerine kendisine de uçuş çıkabileceğini belirttiği 10056 numaralı helikopterin birinci pilotu tanık Yüzbaşı ...'ın "Ben gelmeden kalkmayacaksın, gece tek helikopterin uçması emniyetli değil, ben gelmeden önce uçuş çıkarsa Şırnak'tan bir tane Skorky isteyeceksin, Skorsky yerde veya havada senin ambulansın olacak" diye söylediği, verilen bu emri aktardığı inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'le birlikte kalkmak üzere olan helikopterdeki ... Terzi'nin yanına gittiği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in pilotun uçmak istemediğini söylemesi üzerine ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan Yüzbaşı ...'e "Bu görev gizli, Şırnak'a söyleyemeyiz, uçuş çıkarsa uçacaksın, al sana iki tane şahit" diyerek ...'yı ve ...'i gösterdiği,İnceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ...'nın harekat merkezi nöbetçisi tanık Astsubay ...'a "6 adet heliktopter görev istek fişi hazırla, istikametleri boş olsun, gerekirse ben yazarım" şeklinde emir verdiği, 10049 kuyruk numaralı helikopterin .. tarafından imzalanan Görev İstek Formu'nda görevin yapılacağı bölge olarak "Silopi-...-...-Silopi" ibaresinin yazılı olduğu ve personel intikali maksadıyla görevlendirildiğinin belirtildiği,İnceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in tabur yoklama listesinden timde görev yapacak olanları belirlediği, bunun üzerine görev verilenlerin hazırlık yapmaya başladıkları, durumu gören tanıklar ..., Haktan Kahveci, ..., ... ve ...'nın nereye gittiklerini sormaları üzerine içlerinden bazılarının yüksek değerlikli bir hedef olduğunu belirttikleri, 10049 kuyruk numaralı helikopterin, birinci pilot Yüzbaşı ..., ikinci pilot Üsteğmen ..., teknisyen Astsubay Başçavuş ... ve silahçı Astsubay ... ...'dan oluşan 4 kişilik uçuş ekibi ile 15. Tabur Komutanı Binbaşı ..., Tim Komutanı Üsteğmen ..., sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ..., uzman nişancı Astsubay Kıdemli ... ..., silah uzmanı Astsubay Kıdemli ... ..., silah uzmanı Astsubay Kıdemli ... ..., sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ... ve sıhhiyeci Astsubay Kıdemli ... ...'den oluşan 8 kişilik tim ekibi olmak üzere toplam 12 kişiyle saat 22.40'ta Silopi'den havalandığı, 10049 numaralı helikopter hareket ettikten sonra cep telefonlarının önce kapatılması sonrasında ise toplanması yönünde inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ... tarafından emir verildiği, bu emir üzerine toplanan cep telefonlarının inceleme dışı sanıklardan Tim Komutanı Üsteğmen ...'ün sırt çantasına konulduğu, bununla birlikte HTS kayıtlarına göre sanık ...'ın 16.07.2016 günü saat 00.40'ta tanık Yüzbaşı ...'dan mesaj aldığı ve ayrıca sanıklar ... ile ...'in uçuş süresince GPRS bağlantısı gerçekleştirdikleri, İnceleme dışı sanık 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in, kulenin hangi maksatla geldiklerini sorması hâlinde ne söyleyeceğini soran inceleme dışı sanık birinci pilot Yüzbaşı ...'e "Bir yerlerle görüşürsen hastamız olduğunu söylersin" dediği, İlk helikopterin pistten ayrılmasından sonra harekat merkezine giden inceleme dışı sanıklardan Kurmay Başkanı Kurmay Yarbay ...'nın harekat merkezi nöbetçisi tanık Astsubay ...'ya saat 22.00 civarında "Helikopterlerin faaliyeti hiçbir yere bildirilmeyecek, resmi kayıt tutulmayacak, haberci programına faaliyetler yazılmayacak" dediği ve faaliyetlerin yazılmasında kullanılan tablet bilgisayarı aldığı ve aynı mahiyetteki emri ikinci helikopterin kalkışından sonra tanık Harekat Eğitim Şube Müdür Vekili Yüzbaşı ...'e de verdiği, ancak harekat merkezi personeli tarafından gerek not tutularak gerekse cerideye işlenerek gelişmelerin kayıt altına alındığı, 15 Temmuz 2016 günü ... valisiyle görüşmek ve sorumluluk alanındaki birliklerden tayini çıkan personelle vedalaşmak için önce Şemdinli Durak Karakoluna ve Esendere Hudut Taburuna, ardından da ...'ya ve ...'e gitmek için planlama yapan katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in, normalde günlük planını ve nereye gideceğini paylaşmamasına rağmen inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'e ...'e gideceğini söylediği, katılanın Esendere Hudut Taburunda programına devam ettiği esnada henüz gün batmamışken hava sahasının kapatıldığını öğrendiği ve tanık Pilot Yüzbaşı ...'un ...'de konuşlu Birleşmiş Hava Harekat Merkezi ile irtibat kurarak hava sahasının kendileri için açılmasını sağlaması üzerine tanık Pilot Yüzbaşı ...'un kullandığı helikopterle saat 22.00'ye doğru ...'daki Jandarma filoya ulaştığı, Silopi'den saat 22.40'ta kalkıp ...'e doğru ilerleyen ve içinde sanıklar ... ve ... ile inceleme dışı sanıkların olduğu 10049 kuyruk numaralı helikopterin kalkışından yaklaşık 1 saat sonra ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'e haberci programı üzerinden ...'a geçmeleri gerektiğini emrettiği, ...'in ... Terzi tarafından verilen ve kendi telefonuna "... ... Alb" olarak kaydettiği şahsı aramasına rağmen telefon çekmediği için görüşemediği, 10049 kuyruk numaralı helikopterin 16 Temmuz 2016 günü saat 00.15 sıralarında ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığının pistine indiği, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ...'in pilotlara hiçbir yerle irtibat kurmamalarını söylediği ve inceleme dışı sanıklardan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay ...'le saat 00.20'de 114 ... ve 00.29'da 74 ... olmak üzere iki kez görüştüğü,Ülkede yaşananlardan bir darbe girişiminde bulunulduğunu anlayan ve haber vermeksizin birliğine bir helikopterin indiğini öğrenen katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in tanıklar koruma polisi ... ile makam şoförü ...'yı piste gönderdiği, bu esnada 8 kişilik timin pistin yanındaki ağaçlık alanda beklediği, bu grubun arasından gelen ve kendisini tanıtmayan bir şahsın niçin geldiklerini soran tanık ...'a "Apandisiti patlayan bir yaralımız var" diye cevap verdiği, tanık ...'ın bu şahsın telefonla konuşmak üzere yanından ayrılması üzerine arkasına doğru yaklaştığı esnada telefonda konuştuğu şahsa kendisini "İsmail binbaşı" diye tanıttığını duyduğu, inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in "Yaralınız varsa ambulans isteyelim veya araçlarla hastaneye götürelim" diyen ve helikopterde yaralı biri olduğunu görmeyen tanık ...'ya "Gidin buradan, helikopter kalkacak" dediği, bu esnada tanık ... ile inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Binbaşı ... arasında itişme yaşandığı, akabinde timin diğer mensuplarının da ağaçlık alandan gelip helikoptere binerek pistten ayrıldıkları, Timin ağaçlık alanda beklediği esnada aralarında konuşurlarken inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ...'in ...'da köprülerin kapatıldığından bahsettiği, bunun üzerine inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ...'ın "Arkadaşlar, bizi ...'a getirdiler. Bir şeyler dönüyor ama ne olduğunu anlayamadım. Bunlar ya bizi vurduracaklar ya da birini vurmamızı isteyecekler, darbe bile olmuş olabilir. Karşımıza asker-polis kim gelirse gelsin kimseye ateş etmeyeceğim, bizi YDH için getirmişlerdi" dediği, inceleme dışı sanıklardan Astsubay Kd. Çvş. ... ile Astsubay Kd. Çvş. ...'nin de "Yıl 2016, ne darbesi?" diye söyledikleri, bu konuşmalar neticesinde timdekilerde hiçbir şekilde silah kullanmama yönünde bir kararın oluştuğu, ...'dan kalkan 10049 kuyruk numaralı helikopter ... üzerindeyken inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in inceleme dışı sanıklardan Pilot Yüzbaşı ...'e "Havada bekleyelim, komutandan talimat bekliyorum" dediği, Haberci programı üzerinde yapılan inceleme neticesinde inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ... ile ... Terzi arasında geçen mesajlaşmaların; "...: Eleman bizi karşılamadı, havadayız. ...: Hazırlıklıydılar olmadı Silopiye dönüyoruz. ... Terzi: İnan, Öz. Kuv. emir komutası Gnkur. emriyle bende" şeklinde olduğunun tespit edildiği, Slince programı üzerinden ... Terzi'nin inceleme dışı sanıklardan Kurmay Yarbay ... ile gerçekleştirdiği mesajlaşmasının; "... Terzi: Celal, ... Paşa ile ... ile irtibatta mısın? ...: İsmail alamadı, Otluca'ya dönüyor" şeklinde olduğu, ... Terzi'nin ayrıca WhatsApp programı üzerinden tanık ... Dağ ve Komanda Tugay Komutanı Tuğgeneral ... ile; "... Terzi: Bizim adamlar ... için çıktı, havadalar kimse karşılamadı diyorlar. ...: Adam uyandı. ... Terzi: Bizim Silopi'ye dönseler daha iyi olur. ...: Bizim buraya gelecekler" biçiminde mesajlaştığı, Havada 10-15 dakika kadar oyalandıktan sonra inceleme dışı sanıklardan 15. Tabur Komutanı Kurmay Binbaşı ...'in "... Otluca'ya gideceğiz" demesi üzerine uçuşa devam edilip saat 01.10 sıralarında bilgilendirmede bulunmaksızın Otluca Kışlasındaki piste inildiği, yakıt ikmali noktasına giden tanık Uzman ... ...'in harekat merkezine iletmek için nereden geldiklerini ve kayıtlara geçirmek amacıyla da kuyruk numarasını helikopterin teknisyenine sorduğu, bunun üzerine teknisyenin Jandarma'dan olduklarını söyleyip kuyruk numarasını vermek istemediği, tanık Uzman ... ...'in kuyruk numarasını yazmak için baktığında o bölgenin siyah boyayla kapatıldığını gördüğü ve pilotun da "Kurmay başkanınızın haberi var, pistteki Skorsky helikopterlerden birinin kuyruk numarasını yaz" dediği, yakıt ikmalini kayıt defterine yazmak isteyen tanık Uzman ... ...'ın da helikopterin kuyruk numarasının gizlenmiş olduğunu gördüğü ve helikopter teknisyeninin defteri imzalamayacağını söylediği, Yakıt Teslim Defterinin 37. sırasındaki kayıtta "Kuyruk numarası yazılmasına izin verilmedi" ibaresinin yer aldığı ve Günlük Hava Takip Çizelgesi'nin kuyruk numarası kısmında ise "Özel Kuvvetler" ibaresinin yazılı olduğu, Silopi Özel Kuvvetler Üs Komutanlığının müzekkeresinde helikopterin kuyruk numarası üzerinde herhangi bir değişiklik, silme veya boyama yapılmadığının belirtildiği, Yakıt ikmalinin tamamlanmasının ardından Otluca'dan kalkan 10049 kuyruk numaralı helikopterin Silopi'deki birliğine saat 02.22'de geri döndüğü, inceleme dışı sanıklardan Pilot Yüzbaşı ...'in telefonla aradığı kıdemlisi konumundaki tanık Pilot Yüzbaşı ...'ın helikopteri uçamaz hâle getirmesini söylemesi üzerine mürettebatıyla görüştüğünde sanık ...'in teklifiyle helikopterin ESU bağlantısını söktükleri, nereye gittiklerini ve ne yaptıklarını soran birlikteki meslektaşlarına gerek helikopter mürettebatının gerekse timdeki personelin herhangi bir açıklamada bulunmadan geçiştirici cevaplar verdikleri, 29.07.2016 tarihli tutanağa göre; 10049 kuyruk numaralı helikopterin uçuş güzergahını kaydeden üç cihazdan biri olan ve pilot inisiyatifinde kullanılan DVD-R cihazının 15-16 Temmuz 2016 günü gerçekleştirilen uçuş esnasında pilot tarafından açılmadığı ve kayıt tutulmadığı, Bir diğer kayıt cihazı olan CCU'nun Aselsan'da yaptırılan incelemesi neticesinde 13-16.07.2016 tarihleri arasındaki döneme ilişkin kayıt dosyası tespit edilemediğinin ve helikopter kullanılmış olsa bile CCU biriminin açılmadığının anlaşıldığı, Bir başka kayıt cihazı olan DTU cihazının TUSAŞ tarafından incelenmesi neticesinde 15.07.2016 tarihinde saat 23.54'te oluşturulan veya değiştirilen uçuş planının olduğu ve ... ili Başkale ilçesinden Bağışlı'ya oradan da ...'ye uçuş planının yapıldığı, 16.07.2016 tarihinde saat 01.04'te oluşturulan veya değiştirilen planın da ... ilinden Silopi'deki ÖKHÜ Komutanlığına oradan da İdil-... arasındaki Şırnak Havaalanına yakın bir bölgeye yapıldığının tespit edildiği, Tanık Tuğgeneral ... tarafından ÖKHU komutanı sıfatıyla onaylanan 16.07.2016 tarihli tutanakta "Saat 22.40'ta 10049 kuyruk numaralı helikopter, emir komuta çerçevesi içerisinde Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı ... tarafından ...'dan ...'e intikal için istenmiş ancak uçuşların tamamen yasaklanması nedeniyle geri ÖKHÜ Kışlasına gönderilmiştir." ibaresine yer verildiği, ... İl Jandarma Komutanı Albay ...'un tanık sıfatıyla savcılıkta alınan beyanında bu hususa ilişkin olarak "Kolordu komutanının yanında ben ve Kurmay Başkanı Albay ... ile oturuyorduk. İçeriye bir personel girdi 'Helikopter pistine bir helikopter inmiş' dedi. Bu sırada saat 00.00 veya 10-15 dakika sonrasıydı. Komutanımız 'Helikopter beklemiyorduk' dedi, Albay ...'e dönerek sen biliyor musun gibi bir işaret yaptı, o da 'Hayır' dedi, sonra kolordu komutanı 'Gönderin bir adam baksınlar' dedi." şeklinde anlatımda bulunduğu, katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'in mahkemede talimatla alınan beyanında "Silopi'de bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığında olan herhangi bir rütbeliyle irtibatım olmadı. Kendilerinden herhangi bir helikopter ve destek istemedim. Bu birlik bana bağlı bir birlik olmadığı gibi onların birliğinden herhangi bir birlik benim emrimde değildir." dediği, tanık Tuğgeneral ...'ın da mahkemedeki ifadesinde böyle bir tutanağı hatırlamadığını beyan ettiği, Anlaşılmıştır.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi kapsamında katılan ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral ...'i derdest etmek amacıyla ... Terzi'nin emri üzerine Silopi'de konuşlu Özel Kuvvetler Harekat Üs Komutanlığından saat 22.40'ta hareket eden ve amacı gerçekleştiremeden ...-... güzergahını takiben saat 02.22'de üsse geri dönen 10049 kuyruk numaralı helikopterin yardımcı pilotu sanık ... ile teknisyeni sanık ...'in, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile örgütsel bağları olduğunun ve darbe girişiminden haberdar olup suçun planlama faaliyetlerine katıldıklarının ortaya konulamadığı, ancak verilen emrin kanuna aykırı olduğunu konumları, eğitim düzeyleri ve rütbeleri itibarıyla bilebilecek durumda olmalarına rağmen söz konusu emre riayet etmek suretiyle zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşımakla birlikte vahamet arz etmeyen ve fiilin işlenişi üzerinde hakimiyet kurduklarını da göstermeyen eylemleri gerçekleştirerek darbe girişimine ilişkin elverişli nitelikteki icra hareketlerinin işlenmesi sırasında yardımda bulunup icrasını kolaylaştırmak suretiyle TCK'nın 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla TCK'nın 309 ve 39/2-c maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine ilişkin Özel Dairenin bozma kararı yerinde bulunmuştur. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf, sanıklara atılı Anayasayı ihal suçuna TCK’nın 37. maddesi kapsamında doğrudan fail olarak mı yoksa aynı kanunun 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden olarak mı katıldıklarına ilişkindir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanıklar hakkında atılı suçtan kamu davası açıldığı, ... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararı ile sanıkların müsnet suçtan asli fail olarak cezalandırılmasına karar verildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nce istinaf başvuruları esastan reddedildiği, yapılan temyiz sonucu Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10.12.2019 tarihli ilamı ile sanıkların atılı suça TCK 39/2-c kapsamında katıldığı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verildiği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün onanması gerektiği görüşü ile itiraz edildiği anlaşılmıştır. Anayasayı ihlal suçu TCK’nın 309. maddesinde düzenlenmiş olup madde metni; "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur” şeklindedir. TCK'nın 309. maddesinde anlamını bulan Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçu ile korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. Madde gerekçesinde de, siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir. Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cezalandırma için yeterlidir. Suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Dava konusu olayda ilgili Daire sanıklar ... ve ...'in örgütsel bağı olduğunun kanıtlamamış olmasına dikkat çekerek, sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar oldukları, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının kanıtlanamamış olmasına, elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmemesine göre, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK madde 39/2-c) suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek kapsamında kaldığının kabulü gerektiği sonucuna varmıştır. Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs suçu oluşabilmesi için failin/faillerin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olmasının gerekmediği, failin örgütsel koordinasyon gereğince veya örgüt üyesi değilse iştirak iradesi gereğince ve ... bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunması, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmasının yeterli olacağı anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar ışığında sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesinde; sanık ...’in teknisyen astsubay, sanık ...’ın ise pilot üsteğmen olup profesyonel asker oldukları, Genelkurmay Başkanlığından gelen uçuş yasağı emrine rağmen olay günü diğer sanıklarla beraber, atılı suçun icrası bakımından engel teşkil edeceği düşünülen Korgeneral ...'i derdest ederek etkisiz hale getirmek amacıyla oluşturulan timin bir parçası olarak helikopterin kuyruk numarası boyanmış halde ... Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığına gece yarısını geçen bir saatte gittikleri, burada indikten sonra ağaçlık alanda gizlendikleri, olay gecesi saat 22.00 sıralarında FETÖ terör örgütünün darbe girişiminde bulunduğunu bırakın askeri personeli, ülkedeki tüm sivil halkın dahi bildiği, sanıkların bundan haberdar olmadıklarına ilişkin savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu, başarısız olan eylemin başından sonuna kadar diğer sanıklarla birlikte hareket eden, bulundukları yer ve konumlarına uygun ... bölümüne bağlı olarak amaç suçun işlenmesi için elverişli nitelikteki eylemlere iştirak eden sanıkların, kendilerine tevzi edilen görev de gözetildiğinde atılı suç üzerinde fiili hakimiyetlerinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu hali ile her iki sanığın da TCK'nın 37. maddesi delaletiyle üzerilerine atılı suçun faili olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, örgütsel bağlarının bulunup bulunmamasının atılı suçun faili ya da yardım edeni olmaları üzerinde bir etkisinin bulunmadığı kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

İspat hakkı kimlere karşı açılan hakaret davalarında sanığa tanınmıştır?

A) Siyasi parti liderlerine
B) Ünlülere
C) Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara
D) Tüm vatandaşlara
E) Sadece yabancılara