1982 Anayasası Madde 42

1982 Anayasası 42. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 42 – Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır. Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir. (Ek fıkra: 9/2/2008-5735/2 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 5/6/2008 tarihli ve E.: 2008/16, K.: 2008/116 sayılı Kararı ile. ) Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır. Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez. Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır. III. Kamu yararı A. Kıyılardan yararlanma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

8 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 2709 S. 1982 ANAYASASI [ Madde 42 ]
Hukuk Genel Kurulu 2005/9-320 E., 2005/355 K. Hukuk Genel Kurulu 2005/9-320 E., 2005/355 K. - ANA DİLDE ÖĞRENİM HAKKI - SENDİKA TÜZÜĞÜNÜN ANAYASA VE YASALARA AYKIRILIĞI- 2709 S. 1982 ANAYASASI [ Madde 66 ] - 2709 S. 1982 ANAYASASI [ Madde 90 ] - 2709 S. 1982 ANAYASASI [ Madde 3 ] - 2709 S. 1982 ANAYASASI [ Madde 42 ] - 2709 S. 1982 ANAYASASI [ Madde 51 ] - 4688 S. KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI VE TOPLU SÖZLEŞME ... [ Madde 6 ] - 4688 S. KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI VE TOPLU SÖZLEŞME ... [ Madde 7 ] - 4688 S. KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI VE TOPLU SÖZLEŞME ... [ Madde 20 ] - 4688 S. KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI VE TOPLU SÖZLEŞME ... [ Madde 3 ] - 4688 S. KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI VE TOPLU SÖZLEŞME ... [ Madde 37 ] - 2925 S. TARIM İŞÇİLERİ SOSYAL SİGORTALAR KANUNU [ Madde 2 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "sendikanın kapatılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; A. 2. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.9.2004 gün ve 2004/833 - 752 sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 3.11.2004 gün ve 2004/28345 4792 sayılı ilamı ile, (...A. Cumhuriyet Başsavcılığı 10.6.2004 tarihli davanamesinde özetle, davalı sendika tüzüğünün "sendikanın amaçları" başlığını taşıyan 2. madde (b) bendinde "...bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur." Sözcüklerinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 3. maddesinde yer alan "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir." ve yine 42. maddesinin 6. paragrafında yer alan "Türkçe'den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez." Kurallarına ve Yabancı Dil eğitimi ve öğretimi, Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğretilmesi Hakkındaki Kanunun 2. maddesinin (a) fıkrasında eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına Türkçe'den başka hiçbir dil ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez şeklindeki düzenlemelere açıkça aykırı olduğunu, A. Valiliğinin ihtarına rağmen belirtilen sözcüklerin tüzükten çıkarılmadığını, davalı Sendikanın bu şekilde 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 20. maddesinde yer alan sendika ve konfederasyonların yönetim ve işleyişleri Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı olamaz şeklindeki düzenlemeye aykırı olduğundan anılan yasanın 37. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkeme; tüzükte ki hükmün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin toprak bütünlüğü, ulusun birliği ve devletin tekliği esaslarına karşı bir tehlike oluşturmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. ve 11. maddelerine de aykırı olmadığı gerekçesi ile davayı reddetmiştir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 37. maddesinde, "Anayasada belirtilen Cumhuriyetin Niteliklerine ve Demokratik Esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan sendika ve konfederasyon, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının istemi üzerine iş davalarına bakmakla görevli mahalli mahkeme kararı ile kapatılır..." denilmektedir. Mahkemece 4688 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca tüzüğünde değişiklik yapması için 13.7.2004 tarihli duruşmada davalı sendikaya 60 günlük süre vermiştir. Esasen mahkeme davalı sendikanın tüzüğünde kanuna aykırılık bulunup bulunmadığını açılan dava üzerine hemen değerlendirip, buna göre süre verilip verilmeyeceğini kararlaştırmak zorundadır. Tüzüğü değerlendiren mahkeme yasalara aykırı olduğunu tespit ederek ilgili sendikaya düzeltme yapması yönünde süre vermiş olup, tüzüğün kanunlara uygun hale getirilmemesinin yaptırımı sendikanın kapatılması olduğu halde sendika vekilinin tüzükte değişiklik yapılmayacağı yolundaki beyanına rağmen davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında; "... verilen sürede tüzük düzeltilmez ise işin esasına girilmesi; düzeltilme halinde ise verilen mehile ve ihtara uyulduğu için karar verilmesine yer olmadığı..." şeklinde hüküm kurulması gerektiği ifade edilmiştir. Mahkeme verdiği ihtarla tüzükteki düzenlemenin yasaya aykırılığını baştan itibaren kabul etmiş ve kendisini bağlamıştır. Gerçekten 4688 sayılı Yasanın 6. maddesi hakime taktir hakkı da vermemektedir. Mahkeme yapacağı incelemede kanuna aykırılık olup olmadığını belirleyip, tarafları da dinleyip düzenleme yapılması yönünde karar verdiğine göre, düzeltme yapılmaması üzerine yeniden esasa girip inceleme yapamaz. Anılan yasa hükmü emredici niteliktedir. Mahkeme bu durumda sadece sendikanın kapatılmasına karar verebilir. Ancak, mahkeme verilen süreye rağmen düzeltilmeyen sendika tüzüğünün 2. maddesinin (b) bendi hükmünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 ve 11. maddelerine aykırı olmadığı gerekçesi ile davayı reddetmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ifade özgürlüğü ile ilgili olup herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmekle beraber, bu özgürlüğün ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü veya kamu düzeninin sağlanması amacıyla yasayla sınırlandırılabileceği belirtilmektedir. Aynı sözleşmenin 11. maddesi ise dernek kurma ve toplantı özgürlüğüyle ilgili olup, herkesin sendika kurabileceği ve sendikalara katılabileceği belirtilmekle beraber bu hakkın da bazı hallerde sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir. Bu nedenle sendika kurma hakkının da ulusal güvenlik, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması için sınırlandırılabileceği benimsenmiştir. Sendikalar tüzüklerinin ilgili makama verilmesi ile tüzel kişilik kazanır. Sendika tüzüğü sendikanın amacı ve bu amacı gerçekleştirmek üzere sürdüreceği çalışma konuları ile çalışma usullerini kapsar. Bu doğrultuda 4688 sayılı Yasanın 3/f maddesinde sendikanın tanımı "Sendika: Kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları" şeklinde yapılmıştır. Anılan yasanın 7/b. maddesinde sendika tüzüklerinde sendikaların amacının yer alacağı düzenlenmiştir. Davalı sendika tüzüğünde amaçlar belirtilirken 4688 sayılı Yasanın 3/f maddesinde açıklanan amaçları aşar şekilde "bireylerin ana dillerinde öğretim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur" düzenlemesine yer vermiş, yukarda açıklandığı gibi. Valiliğin ve Mahkemenin verdiği süreler içerisinde de tüzüğünden bu ifadeleri çıkarmamıştır. 4688 sayılı yasanın 20. maddesinde sendika ve konfederasyonların yönetim ve işleyişini Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine aykırı olamayacağı, 2925 sayılı Yasanın 4771 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinde de eğitim ve öğretim kurumlarının Türk vatandaşlarına Türkçe'den başka hiçbir dil ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez, Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek 3. maddesinde Türkiye Devletinin ana dili Türkçe olduğu belirtildiği gibi, eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi başlıklı 42. maddesinin 6. fıkrasında "Türkçe'den başka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk Vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.", 66. maddesinde "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür." düzenlemelerine yer verilmiştir. Yasaların ve Anayasanın açıklanan bu hükümleri ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzenin sağlanması amacıyla demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir olarak ülke bütünlüğüne karşı eylemleri önlemek için düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 10 ve 11. maddeleri ile uyumlu bulunmaktadır. Anayasanın ve yasaların yukarıdaki hükümlerine aykırı olan sendika tüzüğündeki düzenlemenin Valilikçe ve Mahkemece yapılan ihtarlara ve verilen süreye rağmen davalı sendika tarafından düzeltilmemesi, sendikanın bir faaliyetidir. Ayrıca, üyelerinin ortak ekonomik ve sosyal menfaatlerini korumaktan başka bir amacı olmayacak sendikanın tüzüğündeki bu düzenlemenin kelime değişimi yapılmak suretiyle de olsa ısrarla devam ettirilmesi dikkat çekici olup, gerçek amaç dışına çıkıldığını göstermektedir. Bu nedenle davalı sendikanın tüzüğünün "Sendikanın Amaçları" başlıklı 2. maddesinin (b) bendinde "Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükler doğrultusunda demokratik, laik, bilimsel ve parasız eğitim görmesini, bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur." şeklindeki düzenlemeden "...bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur." sözcüklerinin Anayasanın 3, 42/6, Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 20. maddesi hükümlerine aykırı olduğundan 4688 sayılı Yasanın 37. maddesi uyarınca mahkemece davalı sendikanın kapatılmasına karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın reddi hatalıdır...) Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir TEMYİZ EDEN: Davacı (K.H.) HUKUK GENEL KURULU KARARI , Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: A- DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı, E. Sendikası (E.S.) Genel Merkez Yönetim Kurulu üyeleri haklarında açılan davada; Sendika Tüzüğünün, "Sendikanın Amaçları" başlığını taşıyan 2. maddesinin (b) bendinde; "toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda demokratik, laik, bilimsel ve parasız eğitim görmesini, bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur" ifadelerinde geçen (kendi ana dilinde) ibaresi Anayasanın 3. ve 42 maddelerine uygun düşmediğinden, bu ibarenin madde metninden çıkartılması için A. Valiliğinin, anılan Sendikaya yazdığı yazıya rağmen, sendikanın anılan maddede herhangi bir değişiklik yapmadığı, Tüzükte geçen ifadenin Türkiye Cumhuriyet Anayasasının 3. maddesinde "Türkiye Devleti, Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir", 42. maddesinin 6. paragrafında "Türkçe'den başka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez", Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanunun 2. maddesinin (a) fıkrasında, "Eğitim ve Öğretim Kurumlarında Türk vatandaşlarına Türkçe'den başka hiçbir dil ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez", 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 20. maddesinde "bu Kanuna göre kurulan sendika ve konfederasyonlarının işleyişleri Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı ..." olamayacağını öngören Anayasa ve kanun hükümlerine rağmen davalı Sendikanın, Tüzüğünün 2. maddesindeki "bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesi" ibaresini tüzüğünden çıkarmadığı belirtilerek; "... E. Sendikasının 4688 Sayılı Kanunun 37. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi kamu adına dava ve talep" edilmektedir.. B- DAVALININ YANITININ ÖZETİ: 4688 sayılı Yasanın 37. maddesine dayanarak kapatma istenmesine karşın, tüzel kişiliğin anılan madde de belirtilen nitelikte yasadışı bir faaliyetinin söz konusu olmadığı, Anayasaya aykırılığı iddia edilen tüzüğün ilgili bendinin, var olan düzenlemeler içerisinde yasal bulunduğu, Anayasa'nın 13, 25, 26, 51. maddeleri , 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddelerine bakıldığında; düşünceyi toplu olarak ifade etme niteliği taşıyan Sendika Tüzüğünün 2/b maddesi gerekçe gösterilerek sendikanın kapatılmak istenmesinin hukuka aykırı olduğu, ayrıca Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasının, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü karşısında, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ışığında ve AİHM'nin içtihat niteliğini almış kararları birlikte değerlendirildiğinde, sendikanın kapatılmasına ilişkin olarak açılmış davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır. C- YEREL MAHKEMENİN KARARININ ÖZETİ: Davanın sendika yöneticilerine karşı açılması "temsilcide yanılma" olarak kabul edilmiş ve davanın kapatılması istenen sendika tüzel kişiliği ile devam ettirilmesi gerektiği belirtilerek, davalı Sendikanın tüzüğünde bulunan hükümlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin toprak bütünlüğüne, Ulus bütünlüğüne, devletin tekliğine, sınırların değişmezliğine karşı bir tehlike olarak görülmediği, davalı Sendikanın yukarıda belirtilen ilkelere aykırı davrandığı konusunda dosyada somut bir belge ve veri bulunmadığı, Anayasa'nın 90/son madde hükmüne göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Antlaşmalarla yürürlükteki Türkiye Cumhuriyeti Kanunları aynı konularda farklı hükümler içerdiklerinde çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde Milletlerarası Antlaşma hükümleri yürürlükte olup, uygulanmalarının gerektiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. ve 11. maddelerinin, 4688 sayılı Yasa hükümleri ile karşılaştırıldığında uluslararası sözleşmelerin uygulanacağı sonucuna ulaşıldığı, bir başka anlatımla düşünceyi açıklama özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü konularında öncelikle sözü edilen 10 ve 11. madde hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, yapılan değerlendirmede sendika tüzüğünün 2. maddesinin (b) bendi hükmünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine 10 ve 11. maddelerine bir aykırılık görülmediği, mahkemenin, 4688 sayılı Kanunun, (tüzüğün, yasaya aykırılık oluşturmasına) ilişkin hükmünü değerlendirirken amaca uygun yorum ilkesi ile hareket edildiğini, buna göre; mahkemenin öncelikle yasada belirtilen süreyi kapatılması istenen sendika tüzel kişiliğine vererek, sendikanın verilen sürede işlem yapmasının beklemesi, sendika tüzüğünü belirtilen şekilde değiştirmez ise mahkemenin o zaman işin esasına girip inceleme yapmasının gerektiği, mahkemenin bu hukuki anlayışla davayı irdeleyip çözümlediği belirtilerek; "Davalı Sendikanın kapatılma istemi yerinde görülmediğinden reddine" karar verilmiştir. D- TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME: Hüküm, Cumhuriyet Başsavcılığının temyizi üzerine Özel Daire'ce yukarıya aynen alınan gerekçelerle bozulmuş, yerel mahkemece bu bozmaya karşı önceki gerekçeler ve ek olarak; kapatılması istenen sendikanın tüzüğündeki sözcüklerin yasalara aykırı olduğu düşünülse dahi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 ve 11. madde hükümlerine göre sendika, dernek ya da siyasi partilerin kapatılması için "yakın tehlike" ve "şiddet ölçüsü"nün arandığı, kapatılması istenen sendikanın tüzüğündeki ifadenin belirtilen öğeleri içermediği belirtilerek, direnme kararı verilmiştir. E- MADDİ OLAY: Davalı Sendika Tüzüğünün 2/b maddesinde yer alan "bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesi" ibaresinin Anayasanın 3, 42/6. ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 20. maddesine aykırılık oluşturulduğu, yapılan bildirime karşın bu ifadenin tüzükten çıkarılmadığı nedeniyle A. Valiliğince, 4688 sayılı Kanununun 37. maddesi uyarınca sendikanın kapatılması için Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan başvuru sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığının, sendikanın anılan ibareyi tüzüğünden çıkarmadığını belirterek, 4688 Sayılı Kanunun 37. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesini istemesi üzerine yapılan yargılama sonucunda, yukarıda açıklanan gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiştir. F- KONU İLE İLGİLİ YASAL VE ULUSLARARASI DÜZENLEMELER: a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın İlgili Maddeleri: - Madde 3/1: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.Dili Türkçe'dir. - Madde 42/son: Türkçe'den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır. - Madde 42/4: Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. - Madde 25: Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. - Madde 26- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak yada vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. (Değişik: 3/10/2001- 4709/9 md.) Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. (Üçüncü fıkra mülga: 3/10/2001- 4709/9 md.) Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. (Ek: 3/10/2001- 4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir. - Madde 51: (Değişik: 3/10/2001- 4709/20 md.) Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Sendika kurma hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. Aynı zamanda ve aynı işkolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz. İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir. Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz. - Madde 90/son: Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004- 5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. - Madde 66/1: Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. - Madde 13 - (Değişik: 3/10/2001- 4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. - Madde 14: (Değişik: 3/10/2001- 4709/3 md.) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir. b) 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi İle Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğretilmesi Hakkında Kanun'un İlgili 2/a-b Maddesi: a) (Değişik: 30/7/2003- 4963/23 md.) Eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına Türkçe'den başka hiçbir dil, ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Ancak, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere özel kurslar açılabilir; bu kurslarda ve diğer dil kurslarında aynı maksatla dil dersleri oluşturulabilir. Bu kurslar ve derslerde, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı öğretim yapılamaz. Bu kursların ve derslerin açılmasına ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. b) İlköğretim, ortaöğretim ve yaygın eğitim kurumlarında, Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılaplarını konu olarak alan Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Coğrafya, Sosyal Bilgiler, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ve Türk Kültürüyle ilgili diğer dersler; yabancı dille okutulamaz ve öğretilemez. Öğrencilere, eğitim ve öğretimleri süresince bu derslerle ilgili araştırma görevleri ve ödevler, Türkçe'den başka hiçbir dille yaptırılamaz. c) 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun İlgili Maddeleri: Madde 20: Bu Kanuna göre kurulan sendika ve konfederasyonların yönetim ve işleyişleri Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı olamaz. Sendika ve konfederasyonlar kamu makamlarından maddi yardım kabul edemez, siyasi partilerden maddi yardım alamaz ve onlara maddi yardımda bulunamazlar. Sendika ve konfederasyonlar siyasi partilerin kuruluşu içinde yer alamazlar; siyasi partilerin ad, amblem, rumuz veya işaretlerini kullanamazlar. Sendika ve konfederasyonlar ticaretle uğraşamazlar. Madde 3/f: Sendika'yı, "kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar" diye tanımlamıştır. Madde 7/b: Maddesi ise; Sendika ve konfederasyonların tüzüklerinde; "Sendika veya konfederasyonun amacı ve bu amacı gerçekleştirmek üzere sürdürülecek çalışma konuları ile çalışma usulleri"nin gösterilmesini zorunlu kılmıştır. Madde 37: Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan sendika ve konfederasyon, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının istemi üzerine iş davalarına bakmakla görevli mahalli mahkeme kararı ile kapatılır. Yukarıdaki fıkraya aykırı hareket eden sendika şubesi, sendika ve konfederasyonlar hakkında 2908 sayılı Dernekler Kanununun 54 üncü maddesi uyarınca işlem yapılır. Madde 6: Sendika ve konfederasyonlar önceden izin almaksızın serbestçe kurulurlar. Sendika kurucusu olabilmek için en az iki yıldan beri kamu görevlisi olarak çalışmak yeterlidir. Sendikanın kurucuları; sendika tüzüğü, kurucuların nüfus cüzdanı örnekleri, ikametgah belgeleri, kamu görevlisi olduklarını gösterir belgeler ile sendikayı ilk genel kurula kadar sevk ve idare edeceklerin kimliklerini kuruluş dilekçelerinin ekinde sendika merkezinin bulunacağı ilin valiliğine vermek zorundadırlar. Konfederasyon kurucuları, konfederasyon tüzüğü ile sendikaların konfederasyon kurulmasına ilişkin kurucular kurulu kararını ve ilk genel kurula kadar sevk ve idare edeceklerin kimliklerini konfederasyon merkezinin bulunacağı ilin valiliğine alındı belgesi karşılığında vermek zorundadırlar. Konfederasyonu ilk genel kurula kadar sevk ve idare edecekler, üyesi oldukları sendikaların zorunlu organlarına seçilmemişlerse, sendika kurucuları için istenilen diğer belgeleri de eklemekle yükümlüdürler. Yukarıda anılan belge ve tüzüklerin ilgili valiliğe verilmesi ile sendika veya konfederasyon tüzel kişilik kazanır. Valilik, tüzük ve belgelerin birer örneğini, beş çalışma günü içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Devlet Personel Başkanlığına gönderir. Tüzüğün veya bu Maddede sayılan belgelerin içerdikleri bilgilerin kanuna aykırılığının tespit edilmesi ya da bu Kanunda öngörülen kuruluş koşullarının gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde, ilgili valilik eksikliklerin bir ay içinde tamamlanmasını ister. Tamamlanmadığı takdirde sendika veya konfederasyonun faaliyetinin durdurulması için iş mahkemesine başvurur. Mahkeme, kanuna aykırılığın veya eksikliğin giderilmesi için altmış günü aşmayan bir süre verir. Verilen süre sonunda tüzük ve belgeler kanuna uygun hale getirilmemişse, mahkeme sendika veya konfederasyonun kapatılmasına karar verir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, sendika ve konfederasyonlar için birer bilgi kaydı tutar. d) 3694 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun'un İlgili Maddesi: Madde 4/1: (Değişik: 15/05/2002 - 4756/2) Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, milli güvenliğe ve genel ahlaka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır. Yayınların Türkçe yapılması esastır. Ancak, evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik veya haber iletilmesi amacıyla da yayın yapılabilir. (Ek: 03.08.2002 - 4771/8 Mülga) (Ek 15.07.2003 -4928/14)Ayrıca kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir. Bu yayınlar , Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu yayınların yapılmasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, Üst Kurulca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. e) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin İlgili Maddeleri: Madde 10: 1.Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir. 2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir. Madde 11: 1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir. 2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir. G- UYUŞMAZLIK: Davalı E. Sendikası Tüzüğünün "Sendikanın Amaçları" başlıklı 2. maddesinin (b) bendinde; "Toplumun bütün bireylerinin temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda demokratik, laik, bilimsel ve parasız eğitim görmesini, bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur" denilmiştir ve davalı sendika yukarıda gerekçede yer verildiği üzere yapılan uyarılara karşın, Tüzüğünde yer alan bu ifadenin Anayasa ve yasalara bir aykırılık teşkil etmediğini, uluslararası sözleşmelerin konuya ilişkin değerlendirmelerine uygun olduğunu, bu nedenle tüzüklerinde değişiklik yapmayacaklarını bildirmiştir. Görüldüğü üzere yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, sendika tüzüğünün (sendikaların amaçları) bölümünde yer alan, "...bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini savunur" ibaresinin kanuna, Cumhuriyetin temel niteliği ve demokratik esaslar unsuruna aykırılık oluşturup oluşturmadığı noktalarında toplanmaktadır. H- GEREKÇE: a) Anayasa Açısından İrdeleme: Türkiye Cumhuriyeti, tek yapılı yani uniter bir devlettir. Bu husus Anayasa'nın 3. maddesinde açıkça "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" denilmek suretiyle ifadesini bulmuş ve bu niteliğin doğal bir sonucu olarak da maddede dilinin Türkçe olduğuna yer verilmiştir. Yine bu niteliğin bir başka sonucu olarak 42. maddenin son fıkrasında, Türk vatandaşlarına eğitim ve öğretim kurumlarında Türkçe'den başka hiçbir dilin anadil olarak okutulamayacağı ve öğretilemeyeceği bir Anayasa kuralı olarak öngörülmüştür. Bir başka deyişle milletin bütünlüğü, kamusal yaşamda milletin tekliği demektir ve bu nedenle kamusal yaşamda ulusal kültür geçerlidir ve hukukun koruması altındadır. Özel yaşamda ise herkes ait olduğunu hissettiği kültürü yaşayabilir (Bülent Tanör-Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına göre Türk Anayasa Hukuku, Yapı Kredi Yayınları, İst.2001, sh: 106). Devletin tekliği, üniter oluşu Anayasa'nın 4. maddesine göre değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Anayasa'nın 66. maddesinde ise "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" denilmiştir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü kuralı sadece kanun koyucuyu değil, bütün kurumları ve vatandaşları da bağlayan, onlar açısından da sonuç doğuran bir ilkedir. 42. maddenin 4. fıkrası ise, açıkça "Eğitim ve öğretim hürriyetinin Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmayacağını" öngörmektedir. Bütün bunlardan çıkan kesin sonuç, Türkiye Cumhuriyetinde öğrenimin Türkçe ile yapılacağı hususudur. Ana dil en yalın tanımıyla, bireylerin yakı

Diğer kararlar (4)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
ekinde firmalara verilen "Örnek Görev Verme Sözleşmesi" esas alınarak Bakanlar Kurulu Kararları çerçevesinde Bakanlık ile firmalar arasında sözleşme görüşmeleri yapılarak, mutabakata varılan ve parafe edilen imtiyaz sözleşmesi taslakları, Anayasanın 155 ve Danıştay Kanunun 42.maddelerinin getirdiği yasal zorunluluk gereği Danıştay'a, Danıştay'ın da sözleşmenin bazı maddelerinde değişiklik yaparak
Ceza Genel Kurulu 2005/8.MD-168 E., 2007/112 K. Ceza Genel Kurulu 2005/8.MD-168 E., 2007/112 K. "İçtihat Metni" 1-Yargıtay C.Başsavcılığının 27.9.2002 gün ve 12 sayılı iddianamesi ile sanık Halil Y........ Y.......... hakkında; İhaleye fesat karıştırma ve görevde yetkiyi kötüye kullanma suçlarını işlediği iddiasıyla 765 sayılı TCY'nın 205 (5 kez) ve 240. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle, Yargıtay 5. Ceza Dairesine, 2-Ankara C.Başsavcılığının 4.10.2002 gün ve 1917 sayılı iddianamesi ile sanıklar Haldun A.... D........, Mustafa M.........., Osman İ.... ve Kadir Ramazan C.....'un; Sözleşmelerde ihale şartnamesine aykırı değişiklikler yapmak suretiyle ihale şartlarının değiştirilmesine ve ihalede rekabet şartlarının ihlal edilmesine neden oldukları, belirtilen ihalede birlikte hareket etmek suretiyle bir araya gelip teşekkül oluşturdukları iddialarıyla, 765 sayılı TCY'nın 240, 313 ve 366/2. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesine, Açılan kamu davalarını birleştirerek, yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesi 14.10.2005 gün ve 3-5 sayı ile; Sanıklar Haldun A.... D........, Mustafa M.........., Osman İ.... ve Kadir Ramazan C.....'un TCY'nın 313.maddesinde düzenlenen cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, sanık Halil Y........ Y..........'in, devlet alım-satım veya yapımına fesat karıştırma, sanıklar Halil Y........ Y.........., Haldun A.... D........, Mustafa M.........., Osman İ.... ve Kadir Ramazan C.....'un görevde yetkiyi kötüye kullanma, sanıklar Haldun A.... D........, Mustafa M.........., Osman İ.... ve Kadir Ramazan C.....'un resmi artırma-eksiltmeye hile karıştırma suçlarından beraatlarıne karar vermiş, Yargıtay C.Başsavcılığı tarafından eksik soruşturmayla karar verildiği ve sanıkların, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCY'nın 205. maddesine uyan suçu işledikleri, ancak; iptal kararları uyarınca hiçbir bölgede devir işlemlerinin gerçekleşmemesi nedeniyle eylemlerinin tam kalkışma aşamasında kaldığı, 5237 sayılı Yasanın 7/2. maddesi gereğince lehe hüküm olması nedeniyle, 5237 sayılı Yasanın 235. maddesinin 2. bendinin a-2 fıkrası delaletiyle 235/1 ve 53.maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiği görüşüyle temyiz edilen hüküm, Yargıtay C.Başsavcılığının hükmün bozulması görüşünü içeren 02.12.2005 gün ve 12 sayılı tebliğname ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü; TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Görevde yetkiyi kötüye kullanmak ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçları yönünden verilen beraat kararları kesinleşmiş bulunduğundan temyizin kapsamı, ihaleye fesat karıştırmak suçlarıyla sınırlıdır. Yargıtay C.Başsavcılığının temyiz nedenleri usul ve esasa yönelik bulunduğundan, öncelikle usuli temyiz nedeni incelenmelidir. Beyaz Enerji adı altında yapılan tahkikatlar nedeniyle Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Başsavcılığına ve İl Jandarma Alay Komutanlığına gönderilen dilekçelerde TEDAŞ'da yolsuzluklar bulunduğu iddiası ile başlatılan soruşturmalar doğrultusunda Enerji Santrallerinin İşletme Hakkının Devirleri ile ilgili ihale dosyaları inceletilmiş, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Başsavcılığınca Yargıtay C.Başsavcılığına, gönderilen 3.10.2001 tarihli yazıda; Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı bünyesindeki yolsuzluklarla ilgili olarak yapılan soruşturmada bir kısım sanıklar hakkında 24.4.2001 gün ve 13-93-73 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı, bakanlık müsteşarı hakkında ise elde edilen delillerin, 11.5.2001, 12.7.2001 ve 27.7.2001 tarihli yazılarla sunulduğu, Aynı konuda sürdürülen 2001/200 Hazırlık sayılı soruşturma sırasında Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı TEDAŞ Genel Müdürlüğüne ait elektrik dağıtım tesislerinin işletme hakkının özel sektöre devri ihalesinde yolsuzluk yapıldığının ileri sürülmesi nedeniyle bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, halen 2001/544 Hz. sırasına kayıtlı olan evrakta 07.08.2001 gün ve 6 sayılı bilirkişi raporu ve eklerinin müsteşar hakkında yürütülen soruşturma ile ilgili evraka birleştirilmek üzere gönderildiği belirtilerek, yazıya bilirkişi raporu ve ekleri eklenmiştir. İncelenen eklerden, sözkonusu raporun ekleriyle birlikte 07.08.2001 tarihli yazıyla, Hüseyin aşı İ...... ve Mehmet Ç.... tarafından Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Başsavcılığına sunulduğu, 07.08.2001 tarihli ve 6 sayılı 62 sayfadan oluşan gizli ibareli raporun, resen kurulan bilirkişi heyetince hazırlandığının belirtildiği, raporun, Hakan Ö......, Yusuf D....., Cemal G....., Hüseyin Bölükbaşı İ...... ve Mehmet Ç.. tarafından hazırlandığının, rapordaki imzalar ile Ankara DGM C.Başsavcılığının 10.10.2001 tarihli sarf kararından anlaşıldığı, Ankara DGM C.Başsavcılığının 01.03.2002 tarih 2001/544 Hz. ve 2002/24 sayılı kararı ile, görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçlarının DGM.'nin görev alanına girmediği, cürüm işlemek için teşekkül oluşturma suçunun da 4723 sayılı Yasa ile DGM'nin görevinden çıkarıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek, soruşturma evrakının tüm ekleriyle birlikte Ankara C.Başsavcılığına gönderildiği, Gönderilen soruşturma evraklarından ve diğer belgelerden, 07.08.2001 tarihli ve 6 sayılı olup, her iki iddianamenin de dayanağını oluşturan bilirkişi raporunu düzenleyenlerin kimlikleri ve ihtisaslarıyla ilgili herhangi bir bilgiye ve anılan kişilerin bilirkişi olarak görevlendirildikleri veya yeminleri yaptırıldığına ilişkin herhangi bir belgeye rastlanılmadığı, Hakan Ö......, Yusuf D....., Cemal G....., Hüseyin Bölükbaşı İ...... ve Mehmet Ç..'ın görüşlerini içeren 07.08.2001 günlü raporu 5271 sayılı CMY'nın 62. maddesi yollamasıyla 54, 58 ve 217. maddeleri uyarınca hukuka uygun kanıt olarak değerlendirmeyen, Özel Daire takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, Yargıtay C.Başsavcılığının raporun kimler tarafından düzenlendiği ve yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması yönündeki temyiz nedenlerinin yapılan araştırmanın hüküm vermeye yeterli olması nedeniyle yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmakla, dosyanın esastan görüşülmesine geçilmiştir. Bir Kurul üyesi, Yargıtay C.Başsavcılığının bu yöne ilişkin temyiz nedeninin yerinde olduğu görüşüyle, eksik inceleme sonunda hüküm verildiği görüşüyle hükmün bozulması yönünde oy kullanmıştır. Esasa ilişkin temyiz nedenlerine gelince; 19.12.1984 tarih ve 18610 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3096 sayılı Yasa ve buna bağlı olarak 8.6.1985 gün 85/9799 sayılı, 16.8.1985 gün, 85/9800 sayılı ve 2.2.1987 gün, 87/11488 sayılı Yönetmelikler Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 29.11.1996 tarih ve 22832 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulunun 14.11.1996 gün ve 1996/8810 sayılı Kararıyla, 16.08.1985 gün 85/9800 sayılı TEK Dışındaki Kuruluşların Görevlendirilecekleri Bölgeler Hakkında Yönetmeliğin değişik 2.maddesi uyarınca TEDAŞ mülkiyetinde bulunan müesseseler ve bağlı ortaklıklar 29 görev bölgesi olarak belirlenip, 24.11.1996 tarih 22827 sayılı Resmi Gazete ile de 25 adet elektrik dağıtım görev bölgesinin işletme haklarının özel sektöre devredileceği, firmaların da fizibilitelerini 03.03.1997 tarihine kadar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğüne teslim etmeleri ilan edilmiş, bilahare fizibilite ve tekliflerin son teslim etme tarihi 07.03.1997 gün ve 22901 sayılı Resmi Gazete'deki ek ilanla 03.04.1997 tarihine uzatılmıştır. Söz konusu ilan çerçevesinde TEDAŞ Genel Müdürlüğü Özelleştirme Dairesi Başkanlığının, talebi üzerine TEDAŞ Genel Müdürlüğü bünyesinde 05.11.1996 tarihinde oluşturulan komisyon tarafından "fizibilite raporu hazırlama ve teklif esasları ile ilgili şartname" hazırlanarak 09.01.1997 gün 160 sayılı Bakan oluru ile uygulamaya konulmuş, şartname ekinde; teklife esas örnek görev verme sözleşmesi ile örnek işletme hakkı devir sözleşmesine yer verilmiştir. Bu kapsamda; 02.04.1997 gün 1676 sayılı Bakan oluru ile, 03.04.1997 tarihinde alınacak firma tekliflerinin açılması ve yeterlilik işlemlerinin gerçekleştirilmesi için Mustafa K........, Murat Y........, Mustafa Ç....., Hami Ç......, Ali A....., İbrahim Y......., Dursun V...., Şinasi Z....., Hasan T...... ve Osman İ....'dan oluşan 10 kişilik "teklif açma ve yeterlilik komisyonu" kurulmuştur. Komisyon tarafından, 03.04.1997 tarihinde, 25 görev bölgesi için toplam 150 adet teklif dosyalarının, fizibiliteler ve fiyat teklifleri açılmadan önce puanlama ve değerlendirme kriterleri firmalara duyurulmuş, teklif dosyaları basın mensuplarının huzurunda açılarak 143 teklifin değerlendirilmesine, 7 firmanın teklifinin ise değerlendirme dışı bırakılmasına karar verilmiştir. Teklifler, Bakanlık Makamının, 11.4.1997 gün, 1965 sayılı olurları ile Enerji İşleri Genel Müdürlüğü ve TEDAŞ Genel Müdürlüğü çalışanlarından Mustafa K........, Murat Y........, Mustafa Ç....., Hami Ç......, Soner Başaran, Önder P......, Ali A....., Hüseyin Ç....., İbrahim Y......., Hasan T...... ve sanık Osman İ....'dan oluşan 11 kişilik "teklif değerlendirme alt komisyonu"na intikal ettirilmiştir. Teklif değerlendirme alt komisyonu, 143 adet fizibilite dosyasının teknik değerlendirmeleri sonucunda, "tekliflerin çoğunda yatırım için karşı şart olduğunu, işletme giderlerinin detayının fizibilitede bulunmadığını, devir edilecek personel ile ilgili durumun belirsiz olduğunu, işçilerin kıdem tazminatı yükünün karşılanmasının TEDAŞ'a yük getireceğini, fizibilitelerde şirketlerin ne kadar işçi çalıştıracaklarını belirtmediklerini, işletme hakkı devri ile ilgili niyet mektuplarının temininin firmaların tercihine bırakılmasının sağlıklı değerlendirmeyi engellediğini, her firmanın kendi bölgesi için belirlediği toplam gider ve dolayısıyla teklifinin kendi tahmin ettiği satış miktarına göre oluştuğunu, oysa daha sonra belirlenecek satış miktarına göre değerlendirme yapılacağını, bununsa satış oranını ve dolayısıyla miktarını düşük gösterdiği için birim KW saat-cent maliyeti yüksek olan firmalara göre değerlendirme yapılması halinde avantaj sağlayacağını ve ihaleyi kökünden sarsan büyük bir yanlış olduğunu, firmalardan net temettülerinin brüte çevrilmesi gerektiği gerekçeleriyle sağlıklı değerlendirme yapılamayacağından" bahisle yapılan işlemlerin durumunu içeren ve üyelerin aykırı görüşlerini de yansıtan yazı ve eki 25 adet rapor 14.10.1997 tarihinde komisyon başkanı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji İşleri Genel Müdürü Yardımcısı Osman İ.... tarafından Bakanlık Makamına sunulmuş, ayrıca TEDAŞ'dan gelen komisyon üyeleri de aykırı görüşlerini belirtmeden önce aynı kaygılarla Genel Müdürlük talimatına gereksinim duyduklarını belirttikleri 18.6.1997 günlü düşünce yazısını zamanın Genel Müdürü Mustafa Ö......'e sunmuşlardır. Bunun üzerine; komisyon üyelerinden firmaların fizibilitelerini fotoğraflayıp, yorum yapmadan görevlerini bırakmaları istenmiştir. Bakanlık Makamınca 14.10.1997 tarihli yazıya düşülen "Sn.Müsteşar, yapılan işlerin kontrolü, eksikliklerinin tespiti ve kurulacak üst kurulun teşkil edilmek üzere Enerji Genel Müdürünü görevlendirelim" şeklindeki 22.10.1997 günlü derkenar talimat, aynı gün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı H.Y........ Y.......... tarafından Enerji İşleri Genel Müdürü sanık Mustafa M..........'na havale edilmiştir. Bakanlık Makamının talimatı da gözetilerek, 3096 sayılı Yasanın 10.maddesine dayanılarak çıkarılan 85/9799 sayılı Yönetmeliğin 5/f maddesi uyarınca; ETKB.Enerji İşleri Genel Müdürlüğü'nün 03.12.1997 gün 5622 sayılı öneri yazısı ve Bakanlık Makamının aynı günlü olurları ile E.T.K.B.lığı Müsteşarı sanık H.Y........ Y..........'in başkanlığında, sanıklar Müsteşar Yardımcısı Haldun A.... D........, Enerji İşleri Genel Müdürü Mustafa M.........., TEDAŞ Genel Müdürü Kadir Ramazan C..... ve Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Osman İ....'dan oluşan "Değerlendirme Üst Komisyonu" oluşturulmuştur. Bu komisyon, fizibiliteleri, değerlendirme alt komisyonunun çalışma ve değerlendirmeleri ile birlikte, teklif veren firmaların, fiyatlarını, sermaye miktarını, teknik yapılabilirliğini, yapılarını ve işletme planlarını, iyileştirme (rehabilitasyon yatırımlarını), kayıp-kaçak planlarını, şartname ve addendum ilkeleri doğrultusunda bir bütün olarak değerlendirerek, 7.görev bölgesinde (Aydın-Denizli-Muğla) AYDEM, 11.görev bölgesinde (Kocaeli-Gebze) CEDAŞ A.Ş., 12.görev bölgesinde (Sakarya-Bolu) SBD A.Ş., 17.görev bölgesinde (Samsun-Ordu-Sinop) PARKUR A.Ş. 18.görev bölgesinde (Kırşehir-Nevşehir, Niğde, Aksaray) ANDAŞ A.Ş., 19.görev bölgesinde (Yozgat-Sivas-Tokat) KIZILIRMAK A.Ş., 22.görev bölgesinde (Malatya-Elazığ-Tunceli-Bingöl) GAP A.Ş., 23.görev bölgesinde (Adıyaman-Kahramanmaraş) AKEDAŞ A.Ş., 25.görev bölgesinde (Şanlıurfa) ŞUREDAŞ A.Ş., 28.görev bölgesinde(Zonguldak-Çankırı-Bartın-Karabük)BATIKARADENİZ A.Ş, 29.görev bölgesinde (İstanbul-Trakya Yakası) DOĞAN HOLDİNG A.Ş., firmalarının tekliflerinin en uygun teklif olduğuna karar verilmiş alınan kararlar, Bakan tarafından 13.02.1997, 07.01.1998, 20.01.1998 ve 20.02.1998 tarihlerinde onaylanmıştır. Bu aşamada; ihaleyi kazanan firmalardan, "Bakanlık tarafından hazırlanan şartname ve taslak sözleşmelerinin hükümleri çerçevesinde ulaşılması öngörülen nihai enerji kayıp-kaçak oranlarını tutturmak üzere, görev bölgesinde gerekli etüdler yapılarak 30 yıl boyunca yıllar bazında enerji kayıp-kaçak oranlarını gösteren 5 nolu tablodaki değerlerin taahhüt olunduğu, finansmanı tarifeden karşılamak suretiyle yapılacak olan yeni tesis yatırımlarının nakdi ve fiziki gerçekleşme miktarları gerekçe gösterilerek veya herhangi bir sebeple kayıp-kaçak oranlarında revizyon talebinde bulunulmayacağı, 2 nolu tabloda gösterilen fiyat teklif formunda belirtilen yıllar bazındaki işletme giderleri (A1+A2), (personel harcamaları+işletme giderleri) işletme hakkı devir bedeli geri ödemeleri (B1+B2+B3) ve makul temettüden (C) oluşan toplam $ $ bazında (G) değerlerinde herhangi bir nedenle revizyon talebinde bulunulmayacağı, teklif dökümanında yer alan finansman temin şartlarında artış olması halinde hiçbir şekilde tarifeye yansıtılamayacağı, görev verme sözleşmesinin taraflarca imzalanarak yürürlüğe girmesine kadar herhangi bir sebeple görevlendirme hakkının iptali veya gecikmesi halinde hak ve tazminat talebinde bulunulmayacağı, dağıtım görevi verilen sermaye şirketinin ortaklık yapısında görev süresi boyunca Bakanlık onayı alınmadan değişiklik yapılmayacağı ve teklifin şartnamede de öngörüldüğü üzere hiçbir karşı şart ve alternatif içermediğini, fizibilitenin herhangi bir bölümünün şart ve alternatif olarak yorumlanamayacağı" hususlarında taahhütnameler alınmıştır. 3096 sayılı Yasanın 3.maddesi hükmü uyarınca, fizibilitesi uygun bulunan görev bölgeleri ile ilgili olarak Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı'nın 11.02.1998 gün 21/450 sayılı, 09.03.1998 gün 67/823 sayılı ve 12.03.1998 gün 88/893 sayılı olumlu görüşü alınmış, firmaların sadece elektrik dağıtım ve ticareti ile iştigal edecek sermaye şirketlerini kurmasını müteakip de 31.03.1998 gün 98/10862, 10863, 10864, 10865, 10866, 10868 sayılı, 4.5.1998 gün 98/11073, 11083, 11085 sayılı ve 27.5.1998 gün 98/12222 sayılı Bakanlar Kurulu kararları alınmıştır. Bilahare, ihale şartnamesi ekinde firmalara verilen "Örnek Görev Verme Sözleşmesi" esas alınarak Bakanlar Kurulu Kararları çerçevesinde Bakanlık ile firmalar arasında sözleşme görüşmeleri yapılarak, mutabakata varılan ve parafe edilen imtiyaz sözleşmesi taslakları, Anayasanın 155 ve Danıştay Kanunun 42.maddelerinin getirdiği yasal zorunluluk gereği Danıştay'a, Danıştay'ın da sözleşmenin bazı maddelerinde değişiklik yaparak onaylaması üzerine, 11 görev bölgesine ait 08.01.1999 gün 127, 128 ve 129 sayılı, 11.01.1999 gün 146, 147, 148, 149, 150, 151 ve 153 sayılı, 20.10.1999 gün 5133 sayılı imtiyaz sözleşmeleri Bakanlık Makamınca imzalanarak yürürlüğe konulmuştur. Bu kanıtlar ışığında sanıkların eylemlerinin hukuki niteliğinin tayin ve takdirine gelince; TEDAŞ'a ait dağıtım tesislerinin işletme haklarının devrinin ihalesi ile ilgili olarak 03.04.1997 tarihinde alınan tekliflerden uygun görülenlerin, 3096 sayılı Yasaya istinaden çıkarılan 87/11488 sayılı Yönetmeliğin 6, 96/8008 sayılı Yönetmeliğin değişik 2.maddeleri uyarınca "görev bölgelerini alan şirketlerin gerçekleştirmeyi planladığı yatırımlar, kayıp-kaçak oranlarında öngörülen hedef değerler ve kazanımlarla ilgili bilgi ve değerler" incelenerek Türkiye enerji planlaması ve politikaları yönünden Devlet Planlama Teşkilatının uygun görüş belirtilmesini müteakip, 3096 sayılı Yasanın 3, 5 ve 9. maddesi uyarınca düzenlenen imtiyaz sözleşmesinin Anayasa'nın 155 ve 2575 sayılı Danıştay Yasasının 42.maddesi uyarınca Danıştay'ın bazı sözleşme maddelerinde değişiklik yaparak onaylaması, Danıştay 10. Dairesi'nin "B...... Holding'in teklif ön yazısında saklı tuttuğunu belirttiği hakların, gerek şartname, gerekse bilgilendirme toplantısı notlarında açıklığa kavuşmamış hususlara ilişkin olması nedeniyle şirketin şartlı teklif verdiği yönündeki davacı iddiasının yerinde olmadığı B...... Holding önderliğindeki konsorsiyumun en uygun teklif olarak belirlenmesi ile sonuçlanan puanlama ve ortaklık yapısının değiştirilmesi suretiyle yapılmış olan görevlendirmenin 3096 sayılı Yasaya ve Şartnameye uygun olduğu" yönündeki 04.10.2000 gün 1998/4508-2000/4930 sayılı kararı, aynı Dairenin "...şartnamede yer alan koşullar çerçevesinde objektif olarak değerlendirilmesi suretiyle yapılan puanlama sonucunda 13.Görev Bölgesi için verilen tekliflerden en uygun teklifin B...... Holding liderliğindeki oluşumun teklifi olduğuna" dair 04.10.2000 gün 1998/4102-2000/4927 sayılı kararı, Birlikte değerlendirildiğinde, Sanıkların; görevlerinin yürütülmesi sırasında, görevlerinin gerekli kıldığı yükümlülüklere aykırı davrandıkları, kullandıkları hileli davranışlarla (irtikap) kendileri veya üçüncü şahıslar lehine haksız çıkar sağladıkları, menfaat vaat veya temini veya gizli anlaşma veya sair vasıtalarla artırma veya eksiltmeye engel oldukları veya rekabeti önledikleri ya da ihlal ettikleri, bundan dolayı da kamunun zararına neden oldukları yolunda herhangi bir iddia ve kanıt bulunmaktadır. 765 sayılı TCY'nın 205.maddesinde yazılı Devlet alım-satım veya yapımına fesat karıştırma suçunun maddi unsuru, failin kendisinin veya üçüncü şahısların lehine haksız çıkar sağlamak olduğu, salt alım-satımın uygulama usul ve şekillerine aykırı davranılmasının anılan suçu oluşturmayacağı yönündeki yerleşik yargı kararları da dikkate alınarak, sanıklara isnat edilen Devlet alım-satım veya yapımına fesat karıştırma suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla sanıkların isnat edilen suçtan beraetine ilişkin, Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmayıp, Yargıtay C.Başsavcılığı temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 14.10.2005 gün ve 3-5 sayılı kararının ONANMASINA, 2-Dosyanın Dairesine gönderilmesini teminen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2007 günü oyçokluğu ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/7655 E., 2024/3649 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
sayılı dosyası üzerinden görülmeye başlanmış, yargılama sürecinde Anayasa Mahkemesince, 556 sayılı KHK'nın 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin ve aynı KHK'nın 14 üncü maddesinin iptaline karar verilmesi üzerine, Mahkemenin 12.10.2017 tarihli celsesinin 3 numaralı kararıyla, " Karşı davaya ilişkin markanın kullanılmaması nedeni ile iptaline dayanak
11. Hukuk Dairesi         2022/7655 E.  ,  2024/3649 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1527 Esas, 2022/1782 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/674 E., 2017/258 K. Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurunun miktar bakımından usulden, davacı vekilinin başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının adına tescilli olan 2005/02327 sayılı "Altın Seri" ibareli markayı kullanmadığını, bunun yanında "Altın Seri" ibaresinin cins, vasıf ve kalite bildirmesi sebebiyle marka olarak tescil ettirilemeyecek işaretlerden olduğunu ileri sürerek 2005/02327 sayılı "Altın Seri" ibareli markanın hükümsüz kılınarak sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin markasını kullandığını, marka işaretinin ayırt edici olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2014/79 E. sayılı dosyasının, mahkemelerinin 2014/41 E. sayılı dosyası ile birleştirildiği, mahkemelerinin 2014/41 E. sayılı dosyasındaki karşı davaya ilişkin markanın kullanılmaması nedeni ile iptaline dayanak 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 14 üncü maddesinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal olması nedeniyle tefrik edilerek mahkemelerinin yukarıdaki esasına kaydedildiği, sözü edilen iptal kararı dolayısıyla davanın yasal dayanağı kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçeleriyle, kullanmama nedeni yanında markanın ayırt ediciliği olmamasına da dayandıklarını ancak İlk Derece Mahkemesince bu hususta karar verilmediğini, davaya konu markada yer alan işaretin cins, vasıf ve kalite bildirdiğini, bu nedenle marka olarak tescil ettirilemeyeceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava reddedildiği halde müvekkili lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yanca istinafa konu edilen tutarın istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı, davacı vekilinin başvurusuna gelince, davacı tarafça, kullanmama ve ayırt edicilik sebeplerine dayalı dava açılmış ise de; mahkemenin 2014/41 E. sayılı dosyasında görülen davanın 12.10.2017 tarihli duruşmasında, 556 sayılı KHK'nın 14 üncü maddesinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal olması nedeni ile kullanmama nedenine dayalı hükümsüzlük davasının dosyadan tefrik edilerek karar verildiği, diğer istemler yönünden yargılamaya devam edildiği anlaşılmakla mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğine ilişkin istinaf isteminin yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin başvurusunun usulden, davacı vekilinin başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince, asıl davadan sadece kullanmama nedeniyle iptal talebinin tefrik edilerek işbu davaya geldiği belirtilmiş ise de bu tespitin gerçeği yansıtmadığını, İlk Derece Mahkemesinin 2014/41 E. sayılı dosyasının 17.10.2017 tarihli celsesinde her ne kadar, sadece kullanma nedeniyle hükümsüzlük davası bakımından tefrik kararı verilmiş gibi ara karar oluşturulmuş ise de ana davada, mutlak ret nedenine dayalı hükümsüzlük davaları hakkında bir karar verilmediğini ve davanın son olarak takipsizlik nedeniyle işlemden kaldırıldığını, başka bir anlatımla, ana davada tefrik kararının birleştirilen dosyadaki tüm talepler bakımından uygulandığını, mutlak ret nedenine dayalı hükümsüzlük istemleri hakkında işbu davada karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ana davanın görüldüğü İlk Derece Mahkemesince verilen tefrik kararına göre, dava dilekçesinde yer alan markanın mutlak ret nedenine dayalı hükümsüz kılınması isteminin işbu davanın konusunu oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 556 sayılı KHK'nın 7 nci, 14 üncü ve 42 nci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Davacı, davalı ...... A.Ş. adına tescilli 2005/02327 sayılı "Altın Seri" ibareli markanın vasıf bildirdiğini ve kullanmadığını iddia ederek 556 sayılı KHK'nın 7 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve aynı KHK'nın 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine dayalı olarak hükümsüz kılınmasını istemiş, davanın açıldığı İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 09.09.2014 tarihli 2014/79 E., 2014/182 K. sayılı kararıyla, davanın, huzurdaki dosyanın davalısı olan ...... A.Ş. tarafından ... ...Ltd. Şti. aleyhine 2005/02327 sayılı "Altın Seri" ibareli markaya dayalı olarak açılan ve İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2014/41 E. sayılı dosyası ile görülen markaya tecavüzün tespiti ve tazminat istemli davayla birleştirilmesine karar verilmiştir. 2.Birleştirme kararından sonra her iki dava da İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2014/41 E. sayılı dosyası üzerinden görülmeye başlanmış, yargılama sürecinde Anayasa Mahkemesince, 556 sayılı KHK'nın 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin ve aynı KHK'nın 14 üncü maddesinin iptaline karar verilmesi üzerine, Mahkemenin 12.10.2017 tarihli celsesinin 3 numaralı kararıyla, " Karşı davaya ilişkin markanın kullanılmaması nedeni ile iptaline dayanak 556 sayılı KHK'nın 14 üncü maddesinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal olması nedeniyle dayanağı kalmayan davanın dosyadan tefrik edilerek karara çıkartılmasına" şeklinde ara karar oluşturularak tefrik kararı verilmiş ve tefrik edilen dava Mahkemenin 2017/674 Esasına kaydedilmiştir. 3.Mahkemenin tefrik kararıyla oluşturulan 2017/674 E. sayılı dosyasında yargılamaya devam edilmiş ve dava, 556 sayılı KHK'nın 14 üncü maddesine dayalı olarak açılmış bir marka hükümsüzlüğü davası olarak nitelenerek anılan KHK hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi neticesinde davanın yasal dayanağını kaybettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 4.Davacı yan, istinaf dilekçesinde, huzurdaki davadaki hükümsüzlük taleplerini, 556 sayılı KHK'nın 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile düzenlenen mutlak ret nedenine ve aynı KHK'nın 42 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle düzenlenen kullanmama sebebine dayandırdıklarını ancak İlk Derece Mahkemesince mutlak ret nedenine dayalı olarak açtıkları dava hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmediğini ileri sürmüş, Bölge Adliye Mahkemesince yazılı olduğu şekilde, ana dosyadan sadece kullanmama nedeniyle hükümsüzlük talebinin tefrik edildiği, mutlak ret nedenine dayalı hükümsüzlük davasının tefrik edilmeksizin ana dosyada kaldığından bahisle bu yöne ilişen istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir. 5.Ancak ana dosyadan verilen tefrik kararında birleşen davanın tefrik edildiğinden bahsedilmiş olup birleşen davaya konu talepler bakımından bir ayrım yapılmamış, birleşen davaya konu mutlak ret nedenine dayalı hükümsüzlük talebinin ana dosyada tefrik edilmeksizin bırakıldığı açıkça belirtilmemiştir. Keza Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesinin aksine ana dosya olan İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2014/41 E. sayılı dosyasına tefrik kararı sonrasında sadece davacısı ...... A.Ş., davalısı ... ...Ltd. Şti. olan bir markaya tecavüzün tespiti ve tazminat davası olarak devam edilmiş, dosya bu şekilde karara çıkarılmış hatta verilen karara yönelik istinaf itirazlarını inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 03.06.2021 tarih, 2018/2977 E. ve 2021/1162 K. sayılı kararıyla, tefrik edilen dosyada tecavüz davasına dayanak yapılan markanın mutlak ret nedenine dayalı olarak hükümsüzlüğünün talep edildiği, markanın hükümsüz kılınması halinde davanın dayanağı olan markanın geçmişe etkili olarak ortadan kalkacağına işaret edilerek bu davanın kesinleşmesinin beklenilmesi gerektiğinden bahisle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. 6.Belirtilen nedenlerle ve bizzat tefrik kararı veren Mahkemece ana davaya markaya tecavüz davası olarak devam edildiği de gözetildiğinde birleşen davanın tamamıyla ana dosyadan tefrik edildiğinin ve mutlak ret nedenine dayalı hükümsüzlük talebinin işbu davanın konusu olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, davacının mutlak ret nedenine dayalı hükümsüzlük talebi de incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak bu talep hakkında olumlu olumsuz bir değerlendirme yapılmaması ve karar verilmemesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.05. 2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1684 E., 2021/457 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa), “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesinin 6.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1684 E.  ,  2021/457 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı ... (Bakanlık) vekili dava dilekçesinde; ... Teftiş Kurulunca davalı ... (Bilsev) Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde (Özel Eğitim Kurumu) 2006 yılı Haziran ayından 2007 yılı Nisan ayına kadar hiç kimseye ücretsiz eğitim verilmediği iddiası hakkında yaptığı denetim sonucunda hazırlanan inceleme raporunda davalının ücretsiz eğitim vermemesinin bilgi eksikliğinden, mevzuat karmaşasından kaynaklı olduğu, bu uygulama nedeniyle disiplin yönünden herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığı ancak ücretsiz öğrenci okutulmayan döneme ilişkin Özel Eğitim Kurumuna yapılan ödemenin yüzde üçü olan 21.027,57TL’nin yasal faizleriyle tahsilinin gerektiğinin belirtildiğini, rapor üzerine davalıya teklif götürüldüğünü ancak davalının itiraz ederek ödeme yapmayacaklarını bildirdiğini ileri sürerek Hazine zararı olan 21.027,57TL’nin ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı Özel Eğitim Kurumu vekili cevap dilekçesinde; 5580 sayılı Özel Eğitim Kurumları Kanunu’nun (5580 sayılı Kanun) 13. maddesinde kurumların öğrenci sayısının yüzde üçünden az olmamak üzere ücretsiz olarak eğitim vermesi gerektiği düzenlemesinde bahsedilen öğrencilerin kurum ücretlerinin tamamını kendilerinin ödediğini, ancak 3797 sayılı ... Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un (3797 sayılı Kanun) Ek 3. maddesinde engelli çocukların ayrım yapılmaksızın eğitim giderlerinin Devlet tarafından karşılanacağının hükme bağlandığını, bu hüküm karşısında 5580 sayılı Kanun’un 13. maddesinin işlerliğini yitirdiğini, ayrıca eğitim giderleri Devlet tarafından karşılandığından Özel Eğitim Kurumuna hiç bir öğrenci ailesinin ücretsiz öğrenim görme talebiyle başvurmadığını, davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Mahkemenin İlk Kararı: 6. Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.02.2010 tarihli ve 2009/487 E., 2010/44 K. sayılı kararı ile; 07.07.2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (5378 sayılı Kanun) 35. maddesi ile değişik 3797 sayılı Kanun’un Ek 3. maddesi uyarınca özel eğitim kurumlarında eğitim gören bütün engelli öğrencilerin giderlerinin Devlet tarafından karşılanacağına ilişkin hüküm karşısında 5580 sayılı Kanun’un 13. maddesinde belirtilen kurumun yüzde üç ücretsiz öğrenci okutma koşulunun anlamını yitirdiği, ücretsiz öğrenim görme talebiyle davalıya yapılan bir başvuru da bulunmadığı, ayrıca davalı Özel Eğitim Kurumunun fazla ödemeye sebep teşkil edecek gerçek dışı bir beyanın da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Onama Kararı: 7. Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 07.05.2012 tarihli ve 2012/5498 E., 2012/8025 K. sayılı kararı ile; “…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına…” karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 9. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteğinde bulunmuştur. 10. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 14.02.2013 tarihli ve 2012/11061 E., 2013/2506 K. sayılı kararı ile; “…Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden taraflar arasında özel eğitime muhtaç çocuklara eğitim verilmesi ile ilgili bir protokol bulunduğu anlaşılmakla birlikte mahkemece bu sözleşme hükümleri incelenmeksizin 3797 sayılı yasanın ek 3. maddesi uyarınca karar verildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda, taraflar arasında imzalanan protokol getirtilip tüm hükümleri incelenerek, protokolün imza tarihi itibari ile yürürlükte olan ve atıf yapılan yasal mevzuat hükümleri ile birlikte değerlendirilmesi ve uyuşmazlığın çözümünde hangi yasa ve yönetmeliğin uygulanacağı kanunların kabul tarihine göre davalı merkezin hangi yasaya göre kurulduğu, benzer eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile davacı arasındaki uygulamanın nasıl yapıldığı araştırılarak gerekirse bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile istemin tümden reddi doğru olmamıştır. Buna göre, kararın bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla kararın düzeltilmesi talebi kabul edilmelidir…” gerekçesiyle onama kararının kaldırılarak mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemenin İkinci Kararı: 11. Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.09.2014 tarihli ve 2013/254 E., 2014/439 K. sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararına uyulduktan sonra, bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve 07.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5378 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile değişik 3797 sayılı Kanun’un Ek 3. maddesindeki düzenleme gereği dava konusu yersiz ödemenin olduğu iddia edilen 2006 yılı Haziran ayı ile 2007 yılı Nisan ayı arasında engelli çocukların eğitim giderlerinin Devlet tarafından karşılandığı, bu düzenlemeye göre davaya dayanak yapılan 14.02.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5580 sayılı Kanun’un 13. maddesinin 3. fıkrasının anlamını yitirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 12. Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteğinde bulunmuştur. 13. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.01.2015 tarihli ve 2014/16474 E., 2015/288 K. sayılı kararı ile; “… Dosya arasındaki bilgi ve belgeler görüşüne başvurulan bilirkişi raporu uyarınca davalı kurumun 5580 sayılı Yasa'ya tabi bir özel eğitim kurumu olduğu kuşkusuzdur. 5580 sayılı Yasa'nın 13/3. maddesine göre “Kurumlar, öğrenim gören öğrenci sayısının yüzde üçünden az olmamak üzere ücretsiz öğrenci okutmakla yükümlüdür. Bakanlıkça bu oran yüzde ona kadar artırılabilir.” 3797 sayılı ... Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunu'nun ek 3. maddesinde 5793 sayılı Yasa'nın 25. maddesi ile 24/07/2008 tarihinde yapılan değişiklik ile “...5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında açılan özel eğitim okulları ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde verilen destek eğitimini almaları uygun görülen; görme, işitme, dil-konuşma, spastik, zihinsel, ortopedik veya ruhsal özürlü bireylerin; eğitim giderlerinin her yıl Maliye Bakanlığı'nca belirlenen tutarı, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulan ödenekten karşılanır...” hükmü getirilmiş ise de dava konusu talebin yasanın yürürlük tarihinin öncesi olan Haziran 2006 – Nisan 2007 tarihlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Temyiz incelemesi dairemizce yapılan bir başka dava dosyasında Danıştay 8. Dairesinin 2011/2552 esas sayılı kararı ile “...%3 ücretsiz öğrenci okutma şartında başvuru aranmayacağı ve okutulan öğrencilerden %3 ünün tüm eğitim giderlerinin merkez tarafından karşılanması gerektiğine...” hükmettiği de bilinmektedir. Şu durumda, dava konusu talebin kapsadığı tarihler arası için okutulan öğrencilerin %3'ünün eğitim giderleri hesaplatılarak zarar kapsamı belirlenip hüküm altına alınması gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 14. Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.10.2015 tarihli ve 2015/430 E., 2015/415 K. sayılı kararı ile; ücretsiz okumak üzere davalı Kuruma yapılan bir başvuru bulunmadığına dair gerekçeye daha önceki kararda yer verilmediği, 3797 sayılı Kanun’un Ek 3. maddesinde 06.08.2008 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5793 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile yapılan değişiklikten daha önce 07.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5378 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile değişiklik yapıldığı, 3797 sayılı Kanun’un Ek 3. maddesinin önce 07.07.2005 tarihinde 5378 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile daha sonra ise 06.08.2008 tarihinde 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (5793 sayılı Kanun) 25. maddesi ile iki kez değiştirildiğinin Yargıtay tarafından gözden kaçırıldığı, yasal düzenlemelere göre 2006 yılı Haziran ayı ile 2007 yılı Nisan ayı arasında engelli çocukların eğitim giderlerinin Devlet tarafından karşılandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 15. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 16. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 3797 sayılı ... Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un Ek 3. maddesinde yer alan özel eğitim kurumlarında eğitim gören tüm öğrencilerin ücretlerinin Devlet tarafından karşılanacağı düzenlemesi karşısında davalı Özel Eğitim Kurumunun 5580 sayılı Özel Eğitim Kurumları Kanunu’nun 13. maddesinin 3. fıkrası gereğince 2006 yılı Haziran ayı ile 2007 yılı Nisan ayı arasında öğrenim gören öğrenci sayısının yüzde üçü oranında ücretsiz öğrenci okutma yükümlülüğü olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının uğradığını iddia ettiği zararın kapsamının belirlenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 17. Uyuşmazlığın çözümü için özel öğretim kurumlarına ilişkin yasal mevzuatların incelenmesinde yarar vardır. 18. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa), “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesinin 6. fıkrasında “Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.” şeklindeki düzenleme ile özel öğretim kurumlarına yer verilerek anayasal olarak bu kurumların varlığı kabul edilmiştir. 19. Anayasal düzenlemeler dışında özel eğitim kurumları önce 08.06.1965 tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu (625 sayılı Kanun) ile düzenlenmiş, sonrasında 5580 sayılı Kanun 14.02.2007 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup bu kanunda da özel öğretim kurumlarının genel açılma şartları, kurumlardaki eğitim, öğretim, yönetim, denetleme, gözetim ve personel çalıştırılmasına ilişkin usûl ve esaslar belirlenmiştir. 20. Özel öğretim kurumlarında eğitim ve öğretimin Türk Milli Eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak yürütülmesi gerekmekte olup bu amaçları doğrultusunda eğitimin kalitesini yükseltmek, gelişmelerine fırsat ve imkân verecek yatırımlar ve hizmetler yapmak üzere kurumlara gelir sağlayabilmelerine de imkân tanınmaktadır (Taşkın P., 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve Getirdiği Yenilikler, Ankara Barosu Dergisi, Yıl:68, Sayı:2010/4, s. 159-178). 21. Bu doğrultuda kanunlarımızda özel öğretim kurumlarının öğrenim ücretine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Mülga 625 sayılı Kanun Ek 4. maddesinde; “Özel Öğretim Kurumları, öğrenci kapasitelerinin % 2'sinden aşağıya düşmemek üzere ücretsiz öğrenci okutmakla yükümlüdürler. Bakanlık, ücretsiz okutulacak öğrencilerin miktarı, seçimi ve kurumlara kabul şartlarını yönetmelikle düzenler, ücretsiz öğrenci miktarını yüzde ona kadar artırabilir.” 5580 sayılı Kanun 13. maddesinde ise; “Öğrenim ücreti ve diğer ücretler, kurumlarca her yıl tespit edilerek ocak ayından itibaren en geç mayıs ayında ilân edilir. Ücretlerin hangi esaslara göre tespit, tayin, ilân ve tahsil edileceği yönetmelikle belirlenir. Kurumlar, öğrenim gören öğrenci sayısının yüzde üçünden az olmamak üzere ücretsiz öğrenci okutmakla yükümlüdür. Bakanlıkça bu oran yüzde ona kadar artırılabilir. (Ek cümle: 6/2/2014-6518/84 md.) Ücretsiz okutmada; 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlar, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 56 ncı, mülga 45 inci ve 64 üncü maddeleri ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi kapsamında harp veya vazife malulü sayılanların ilk ve orta öğretim çağındaki çocukları ile haklarında korunma, bakım veya barınma kararı verilen çocuklara öncelik verilir. Ücretsiz okutulacak öğrencilerin yüzdesi, seçimi ve kurumlara kabul şartlarına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Kurumlar ayrıca, öğrenim bursu verebilirler. Öğrenim bursu verilmesine ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Bir okula alınabilecek yabancı uyruklu öğrenci sayısı, o okulda okuyan Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrenci sayısının yüzde otuzunu aşamaz”. Düzenlemeleri bulunmaktadır. 22. Yukarıda belirtilen düzenlemeler öğrenim ücretine yönelik esasları içermekte olup aynı zamanda 5580 sayılı Kanun’un 13. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenleme ile de özel öğretim kurumlarına öğrenim gören öğrenci sayısının yüzde üçünden az olmamak üzere ücretsiz öğrenci okutma yükümlülüğü yüklemektedir. 23. 5580 sayılı Kanuna dayalı olarak kurulup faaliyette bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi niteliğindeki özel eğitim kurumlarında eğitim giderlerine yönelik düzenlemeler ayrıca yapılmış olmakla 12.05.1992 tarihinde yürürlüğe giren ve dava tarihinde yürürlükte bulunup 25.08.2015 tarihinde yürürlükten kaldırılan mülga 3797 sayılı Kanunda ilk düzenlemeler öngörülmüştür. Söz konusu Kanunun Ek 3. maddesinin son hâli; “(Değişik: 5793 - 24.7.2008 / m. 25 - Yürürlük m.48/ç) Özürlü sağlık kurulu raporu düzenlemeye yetkili sağlık kurum veya kuruluşlarınca verilen sağlık kurulu raporuyla asgari % 20 özürlü olduğu tespit edilen ve özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından da eğitsel değerlendirme ve tanılamaları yapılarak 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında açılan özel eğitim okulları ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde verilen destek eğitimini almaları uygun görülen; görme, işitme, dil-konuşma, spastik, zihinsel, ortopedik veya ruhsal özürlü bireylerin; eğitim giderlerinin her yıl Maliye Bakanlığınca belirlenen tutarı, ... bütçesine bu amaçla konulan ödenekten karşılanır. Bu özürlü bireylerin, özür grupları ve dereceleri ile özür niteliğine göre eğitim programlarının kapsamı ve eğitim süreleri, Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça hazırlanacak ve bu Kanun'un yayımını izleyen 6 ay içinde yürürlüğe konulacak Yönetmelikle belirlenir. Söz konusu eğitim hizmetini sunan veya yararlananların, gerçek dışı beyanda bulunmak suretiyle fazladan ödemeye sebebiyet vermeleri durumunda bu tutarlar, iki katı ve kanuni faiziyle birlikte ilgililerden müteselsilen geri tahsil edilir. Bu fiillerin özel eğitim okulları ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri tarafından tekrarı halinde, ayrıca kurum açma izinleri iptal edilir.” şeklindedir. 24. Yukarıda belirtilen 3797 sayılı Kanun’un Ek 3. maddenin 1. fıkrası 24.07.2008 tarihli 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 01.01.2009 tarihi yürürlük tarihi kabul edilerek son şeklini almıştır. 25. Bu değişiklik öncesi Ek 3. maddede ilk kez 01.07.2005 tarihinde kabul edilip yürürlüğe giren 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (söz konusu Kanun adı 25.04.2013 kabul tarihli 6462 sayılı Kanun ve Kanun Hükmünde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile “Engelliler Hakkında Kanun” olarak değiştirilmiştir.) 35. maddesi ile yapılan düzenlemenin; 01.06.2006 tarihinde yürürlüğe gireceği aynı Kanun’un 51. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. 26. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un (5378 sayılı Kanun) 35. maddesinde; “30.4.1992 tarihli ve 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir. "EK MADDE 3.- Görme, ortopedik, işitme, dil-konuşma, ses bozukluğu, zihinsel ve ruhsal özürlü çocuklardan özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam etmeleri uygun görülenlerin eğitim giderlerinin, her yıl bütçe uygulama talimatında belirlenen miktarı ... bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.” hükmü düzenlenmiştir. 27. Tüm bu yasal düzenlemelerden hareketle özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam etmeleri uygun görülenlerin eğitim giderlerinin ... tarafından karşılanacağına ilişkin düzenlemenin ilk defa 5378 sayılı Kanunun 35. maddesi ile 01.06.2006 tarihinde yürürlüğe girdiğini sonrasında 5793 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle son şeklini aldığını söylemek mümkündür. 28. Sonuç itibariyle, özel öğretim kurumlarında eğitim gören özel eğitime muhtaç tüm öğrencilerin eğitim giderleri Devlet tarafından karşılanmaktadır. Ancak bu durum, 5580 sayılı Kanun’da yer alan “yüzde üçünden az olmamak üzere ücretsiz öğrenci okutma” koşulunu ortadan kaldırmamakta olup özel eğitim kurumlarınca %3 oranında ücretsiz okutulan öğrenci için Devletten ücret alınmaması şekline dönüşmektedir. 29. O hâlde; özel eğitim merkezleri, öğrencilerin yüzde üçlük kısmı için ücret tahakkuk ettirmeyecek, Devletten herhangi bir ücret talep etmeyecektir. Aksi hâlde, haksız kazanç sağlayacağından Devlet tarafından ödeme yapılmışsa iadesi gerekecektir. 30. Somut olayımızda da, Özel Daire kararının aksine uyuşmazlık konusu olan 2006 yılı Haziran ayı ile 2007 yılı Nisan ayı arasında 5580 sayılı Kanun’un 13. maddesinin ve 3797 sayılı Kanun’un Ek 3. maddesinin yürürlükte olduğu anlaşılmaktadır. Yani davalı Kurumun, öğrenim gören öğrenci sayısının yüzde üçünden az olmamak üzere ücretsiz öğrenci okutma yükümlülüğü bulunmakta olup, özel eğitim giderleri ... bütçesinden karşılanmaktadır. 31. Şu durumda, bu iki hüküm birbirini bertaraf etmediğinden dava konusu talebin kapsadığı tarihlere ilişkin, davalı Özel Eğitim Kurumunun ücretsiz öğrenci okutma yükümlülüğüne uymamış olması sebebiyle sorumluluğunun bulunduğu, bu nedenle okutulan öğrencilerin yüzde üçünün eğitim giderleri hesaplanarak zarar kapsamı belirlenip hüküm altına alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. 32. Hâl böyle olunca mahkemece verilen direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.04.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/461 E., 2020/323 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
cinsin rızası ve istemleri dâhilinde "doğal olmayan yoldan" yapılan cinsel davranışlarının suç teşkil etmemesine rağmen buna ilişkin görüntülerin izlenebilir olmasının suç teşkil etmesinin çelişkili olduğu belirtilerek ibarenin; muğlak ve Anayasa'nın 12, 17, 20 ve 42. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülüp iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.
Ceza Genel Kurulu         2018/461 E.  ,  2020/323 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 392-6 Sanık ... hakkında TCK'nın 226/1-c-d maddesindeki müstehcenlik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında Karşıyaka (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 31.03.2011 tarih ve 790-318 sayı ile sanığın eyleminin TCK'nın 226/4. maddesindeki müstehcenlik suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Karşıyaka 6. Asliye Ceza Mahkemesince 28.02.2012 tarih ve 185-97 sayı ile; sanığın TCK’nın 226/4, 52/2, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş, bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 14.01.2015 tarih ve 11205-195 sayı ile; "Sanığın TCK'nın 226/4. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş ise de dosyada bulunan 28.12.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre ele geçen suça konu 11 adet DVD ve CD'lerde doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışların bulunduğunun belirtildiği, ancak bilirkişinin kanaate ulaşılmasını sağlayan görüntülerin nelerden ibaret olduğu irdelenip bu hususun mahkemenin denetimine olanak verecek şekilde açıklanması gereği gözetilmeden tanzim olunan yetersiz bilirkişi raporuna dayanılmak sûretiyle eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu Yerel Mahkemece 12.05.2015 tarih ve 142-297 sayı ile; sanığın TCK’nın 226/4, 62, 52/2, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş, hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 17.05.2017 tarih ve 37309-6064 sayı ile; "1- TCK’nın 226/4.maddesindeki 'doğal olmayan' kavramı bireylerin cinsel yaşamının içerisinde yeri olmayan, aşağılayıcı veya bütün toplum tarafından da doğal olarak kabul edilmeyen ilişkileri tanımlamaktadır. Anal ya da oral yoldan yapılan, eşcinsel veya grup halinde bulunulan cinsel birleşmelere ait görüntülerin veya cisimle yapılan mastürbasyon görüntüleri tek başına bu kavram içerisinde değerlendirilemeyecektir. Somut olayda mahkemece incelenip tutanağa geçirilen CD içeriklerine göre sanığın eyleminin TCK'nın 226/1-d maddesinin ihlali niteliğinde olduğu ve bu maddeye göre cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, aynı Kanun'un 226/4. maddesinden hüküm kurulması, 2- TCK’nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin hükmün Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uygulanma olanağının ortadan kalkması" isabetsizliklerinden bozulmasına, Yerel Mahkemece ise 16.01.2018 tarih ve 392-6 sayı ile; "Sanığın evinde ele geçirilen CD'lerin içeriğinin TCK'nın 226. maddesi kapsamındaki müstehcen görüntü içerdiği ve ürünlerin satışa arz amaçlı olarak bulundurulduğu konusunda Yargıtay 18. Ceza Dairesi ile mahkememiz arasında görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Görüş ayrılığı CD'lerdeki görüntülerin 'doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlar' içerip içermediğine ilişkindir. … TCK'nın 225 ve 226. maddelerinin gerekçelerinde ve Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında belirtilmiş olduğu gibi 'Gerek mukayeseli hukukta gerekse milli hukukumuzda müstehcenlikle ilgili getirilen hükümlerde korunmak istenen başlıca hukuki menfaat, toplumun 'ar ve haya duyguları' olarak da ifade edilen 'genel ahlak'tır. 'Genel ahlak', belirli bir dönemde doğru, makul ve adil düşünceye sahip toplum genelinin benimsediği ahlak ve edep anlayışıdır. Soyut ve değişken bir kavram olan genel ahlaka ve adaba aykırılığın tespitinde toplumun belirli bir kesiminde kabul edilen değer yargıları değil, demokratik toplum düzenine ilişkin davranış kurallarının esas alınması gerekmektedir.' TCK'nın 226. maddesinin 4. fırkası göz önünde alındığında, yasa koyucunun şiddet kullanarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde gerçekleştirilen cinsel davranışları içeren yazı, ses ve görüntülerle ilgili olarak yasak getirmekle yetinmediği, (ve) bağlacı yerine (veya) bağlacı kullanarak bu nitelikte olmasa bile 'doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin' yazı, ses ve görüntüleri de yasak kapsamına alma amacıyla hakaret ettiğinin kabulü gerekir. Bu düzenlenmenin nedeni doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışların çok farklı şekillerde ortaya çıkabilmesidir. Bu açıklamalar göz önüne alındığında yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararı ve bu kararda gönderme yapılan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında, toplumda geçerli genel ahlak kuralları esas alınarak müstehcenlik kavramı ile ilgili sınırlayıcı düzenlemeler yapılabileceğinin kabul edilmiş olması (Handyside/Birleşik Krallık, B.No:5493/72, 7.12.1976), eş cinsel ve hayvanlarla cinsel ilişkiyi konu edinilen resimlerin sergiden çıkartılmasının genel ahlakın korunması amacıyla alınmış tedbir olması nedeni ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edilmediğine karar verilmiş bulunması (Müller ve Diğerleri/İsviçre, B.No:10737/84, 24.5.1988), göz önüne alındığında, Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 'doğal olmayan yoldan yapılan cinsel birleşmeler kavramını, bireylerin cinsel yaşamı içerisinde yer almayan, aşağılayıcı ve bütün toplum tarafından doğal kabul edilmeyen davranışlardır. Anal veya oral yoldan yapılan eş cinsel veya grup halinde yapılan cinsel birleşmelere ait görüntüler doğal olmayan cinsel birleşme olarak kabul edilemez.' şeklindeki görüşe katılmak mümkün değildir. Yasa koyucu normu koyarken bilinen ve doğal olmayan cinsel birleşme olarak kabul edilmesi gereken davranışları içeren yazı, ses ve görüntüleri içeren ürünlerin, anal veya oral yoldan yapılan cinsel birleşmeler bir yana bırakılacak olsa bile Türk aile yapısı ve toplumda benimsenmiş genel ahlak kuralları göz önüne alındığında grup halinde yapılan (çoklu) cinsel birleşmeleri (yargılama konusu olayda olduğu gibi bir erkekle birden çok kadın arasında gerçekleşeni ya da bir kadın birden çok erkekle yaşadığı ve aynı anda üç erkeğe ait cinsel organları üç ayrı vücut boşluğuna aldığı cinsel birleşme görüntülerinin) doğal cinsel birleşme olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. ..." gerekçesiyle önceki hükümde direnilmesine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.05.2018 tarihli ve 21475 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 18.09.2018 tarih ve 3737-11223 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İnceleme dışı sanık İlhan Babayiğit hakkında müstehcenlik suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme sanık ... ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı müstehcenlik suçunun TCK’nın 226. maddesinin ilk fıkrasının (d) bendi kapsamında mı yoksa aynı maddenin dördüncü fıkrası kapsamında mı kaldığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Polis memurları Çetin Ağgünlü ve Çetin Salman tarafından düzenlenen 15.06.2010 tarihli rapora göre; 12.06.2010 tarihinde 79416 kod No.lu ekip olarak devriye görevini ifa etmekte olan görevlilere haber merkezi tarafından ...adresinde oturan şahsın "Bostanlı Migros" önünde korsan CD sattığının bildirilmesi üzerine, ihbara konu yerlerle ilgili araştırma yapıldığı, sanık ...’in ...adresinde oturduğu ve öğrenci olduğu, evine sürekli değişik kişilerin gelip gittiği, şahsın ikamette korsan CD bulundurduğu ve evdeki bilgisayardan CD’leri çoğalttığı, kendisiyle birlikte ortak çalışan şahıslar vasıtasıyla bu CD’leri "Bostanlı Migros" önünde sattığı, ancak CD’lerin açıkta bırakılmadığı, belirtilen yerde bulunan bir tahta parçasına yapıştırılmış film reklamlarının bir ağaca yaslandığı, satıcının ise uzakta beklediği, müşteriler geldikten sonra yapılan pazarlık sonucu istenilen CD’lerin bilahare buluşulan bir yerde satıldığı, "Bostanlı Migros" önündeki şahsın inceleme dışı sanık İlhan Babayiğit olduğu, 17.06.2010 tarihli yakalama, üst arama, ev arama ve el koyma tutanağına göre; Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesince 17.06.2010 tarih ve 231 sayı ile verilen arama ve el koyma iznine istinaden "Bostanlı Migros" önüne gidildiği, burada bir ağaca yaslanmış vaziyette, sarı zeminli, 135x75 cm ebatlarında, üzerinde çeşitli filmlerin tanıtım broşürlerinin yapıştırıldığı bir tahta parçasının yanında inceleme dışı sanık İlhan'ın beklediğinin görüldüğü, inceleme dışı sanığın, polis tanıtma kartları gösterilerek yakalandığı, ardından ihbara konu diğer adrese inceleme dışı sanık da refakate alınarak gidildiği, belirtilen adresteki evde kimse olmadığı için inceleme dışı sanık İlhan’dan sanık ...’i tanıyıp tanımadığının sorulduğu, inceleme dışı sanığın önce sanığı tanımadığını söylediği, ancak daha sonra sanığı tanıdığını ve cep telefonunda "Celal Abi" adına kayıtlı numarasının bulunduğunu beyan ettiği, inceleme dışı sanığın telefonundan görevlilerce sanığın aranarak eve gelmesinin istendiği, bir süre beklenmesine rağmen geleceğini söyleyen sanığın gelmediği, sanık yeniden arandığında ise kendisine ulaşılamaması üzerine görevlilerce çağrılan çilingir marifetiyle kapısı açılan eve girildiği, yapılan arama neticesinde evin yatak odası ile oturma odasında toplam 1440 adet korsan tabir edilen DVD, üzerinde yedi adet DVD bulunan bir bilgisayar kasası, 10.000 adet resimli film kartoneti, 500 adet naylon DVD poşeti, 40 adet DVD kabı, 11 adet porno içerikli CD ve bir adet sanık adına kayıtlı araca ilişkin ruhsat tespit edildiği, Soruşturma aşamasında alınan 27.07.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; ele geçirilen 1451 adet CD’nin 11 tanesinin pornografik görüntüler içerdiği, 1308 adedinin yabancı film, 68 adedinin yerli film, 60 adedinin ise oyun CD’si olduğu, Kovuşturma aşamasında alınan 28.12.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; incelemeye konu 7 adet DVD ve 4 adet CD’nin doğal olmayan cinsel davranışlar içerdiği, ancak raporda cinsel davranışların ne şekilde olduğuna dair bir ibare bulunmadığı, Yerel Mahkemece 12.05.2015 tarihli celsede suça konu ürünler üzerinde yapılan incelemeye göre; üzerinde "Alman-784" şeklinde kırmızı kalemle yazı yazılmış olan CD’nin açılamadığı, diğer CD'lerin bir bölümünde erkek ile kadın arasında vajinal, oral ve anal yoldan gerçekleşen cinsel birleşme görüntülerinin söz konusu olduğu, bazı CD'lerde çoklu ilişki görüntülerinin yer aldığı, bunlardan bir bölümünde ise aynı cinsten (kadınlar arasında) gerçekleşen sevişme sahneleri bulunduğunun görüldüğü, üzerinde mavi kalemle "İngiliz-004" yazısı bulunan CD'nin açılamadığı, bir başka CD'de iki kadın ile bir erkek arasında gerçekleşen vajinal, oral ve anal yoldan birleşme sahnelerinin bulunduğu, üzerinde yabancı dil ile yazılmış bir yazı olan ve (xxx) ibaresi yazılmış CD'de ise birden çok farklı görüntü klasörü yer aldığı, bu klasörlerde birden çok erkek ve kadın arasında yukarıda açıklanan farklı cinsel birleşme yöntemlerinin bulunduğu, Anlaşılmıştır. İnceleme dışı sanık İlhan soruşturma aşamasında; müşterilerinin kartonetlerden film beğenerek sipariş verdiklerini ve kendisinin de bu filmleri Konak’da bulunan bit pazarından temin ederek sattığını, sanığı tanıdığını, sanığın daha önceden Migros’un önünde telefon aksesuarları sattığını, evinde film DVD’si çoğaltıp sattığına dair bilgisinin olmadığını, Kovuşturma aşamasında 23.05.2011 tarihinde istinabe mahkemesinde; kendisinin normal film satışını yaptığını, 06.10.2011 tarihinde istinabe mahkemesinde; film satışı yapmadığını, ifade etmiştir. Sanık ... soruşturma aşamasında; olay tarihinden üç dört yıl öncesinde Bostanlı CD Shop adı altında işlettiği bir müzik marketinin olduğunu, bu iş yerini kapattıktan sonra içindeki malzemeleri ailesi istemediği için bekar evi olarak kullandığı ...Karşıyaka adresinde bulunan eve götürdüğünü, zaman zaman bu evde kaldığında CD’leri izlediğini, ancak çoğaltıp satmadığını, CD kopyalama makinesini ise olay tarihinden yaklaşık altı ay önce satın aldığını, bu makineyi toplu törenlerde çekilen fotoğrafları çoğaltmak veya buna benzer işlerde kullanarak para kazanmak amacıyla aldığını, evde ele geçen CD’leri kendisinin kopyalamadığını, eski iş yerinden kaldıklarını ve seyyar satıcılardan temin edildiklerini, zaten filmlerin yüzde doksan sekizinin farklı farklı filmler olduğunu, özellikle bir filmin çoğaltılması gibi bir durum olmadığını, bu yolla para kazanmadığını, inceleme dışı sanık İlhan’ı Bostanlı semtinden tanıdığını, ancak aralarında bir samimiyet veya iş ilişkisi bulunmadığını, Kovuşturma aşamasında ise soruşturma aşamasındaki savunmasının suça konu 11 CD’ye ilişkin olmadığını, bu CD’leri ne zaman aldığını hatırlamadığını, bu CD’leri hiçbir zaman çoğaltmadığını, satmadığını, kimseye de sattırmadığını, bekar evinde kaldığı zaman kendisinin izlediği CD’ler olduğunu, Savunmuştur. Müstehcenlik suçu TCK'nın 226. maddesinde; "(1) a) Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya dinleten, b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten, c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz eden, d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa arz eden, satan veya kiraya veren, e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan, f) Bu ürünlerin reklamını yapan, Kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları, temsili çocuk görüntülerini veya çocuk gibi görünen kişileri kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. (7) Bu madde hükümleri, bilimsel eserlerle; üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz." şeklinde düzenlenmiştir. Maddede ya da gerekçesinde müstehcenlik kavramının tanımlanmadığı, içeriğinin belirlenmesinin öğreti ve içtihada bırakıldığı anlaşılmaktadır. Gerekçede "Madde metninde, müstehcenlik ve çocukların bu tür zararlı yayınlara karşı korunmasına ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Normatif (değerlendirilebilir) bir unsur niteliğini taşıyan müstehcenlik kavramının içeriğinin belirlenmesinde, toplumda egemen olan değer ölçüleri ve yukarıdaki madde gerekçesinde hayasızca hareketler kavramına yönelik olarak yapılan açıklamalar, göz önünde bulundurulmalıdır." denilmekte, hayasızca hareketler suçuna ilişkin TCK’nın 225. maddesinin gerekçesinde ise "Madde metninde, toplumun sahip bulunduğu ortak edep (ar ve haya) duygularının, edep törelerinin ihlâli, incitilmesi ve her ne suretle olursa olsun edep ve ahlâk temizliğine alenen saldırı niteliği taşıyan hareketler, tutum ve davranışlar ve takınılan durumlar suç olarak tanımlanmıştır. Bu hükme göre, genel olarak edep ve iffete saldırı niteliği taşıyan davranışlar, suç oluşturmaktadır. Böylece, halkın ar ve haya duygularının, toplumun ortak edep ve ahlâk temizliğinin korunması amaçlanmıştır. Bu suretle toplum kültürünün önemli bir kısmını oluşturan edep, iffet, ar ve haya duyguları, edep töreleri korunmakta ve bu değerlere saldırı niteliği taşıyan hareketler yasaklanmaktadır." açıklamaları yer almaktadır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun müstehcenlik suçunu düzenleyen hükümlerinde de bir tanım bulunmamaktaydı. Bununla birlikte anılan Kanun’un 426/1, 427/1 ve 428/1. maddelerinde "halkın ar veya haya duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı"lıktan söz edilmekteydi. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'nde ise müstehcen kelimesi "Açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız" olarak tanımlanmıştır. Öğretide müstehcenlik kavramını tanımlamanın güçlüğü dile getirilip daha ziyade hangi hâllerin müstehcen sayılabileceği açıklanmıştır. Müstehcenlik normatif bir kavram olup toplumdan topluma değiştiği gibi aynı toplum içinde toplumsal değerlere bağlı olarak da değişikliğe uğrayabilir. Bu kavramın varlığının tespitinde, toplumun belli bir kesiminde kabul edilen değer yargıları değil, toplumun genelinin ve demokratik toplum düzenine ilişkin davranış kurallarının esas alınması gerekir. Genel olarak müstehcenlik suçu ile korunmak istenen hukuki menfaat, toplumun ar ve haya duyguları da denilen "genel adab"tır. Müstehcenlikte ahlaksızlık zaruri olarak vardır, fakat her ahlaksızlık müstehcenlik derecesine varmış sayılmaz. Müstehcen, müstehcen olduğu için değil, belli bir düzenin korunması ve bozulmaması için suç sayılmıştır. Aksinin kabulü ahlak ile hukuk ayrımını zorlaştırır (Faruk Erem, Müstehcenlik, Yargıtay Dergisi, Ocak, 1984, s.103). Dolayısıyla suça konu ürünün toplumun ortak edep ve ahlak temizliğine yönelik açık bir saldırı niteliğinde olup olmadığı, özellikle çocukların bu davranışın zararlı etkilerinden korunması gerekip gerekmediği tespit edilip objektif olarak müstehcen olup olmadığı belirlenmelidir. Müstehcenlikte kamu yararına, genel ahlak ile sağlığa aykırılık ve tecavüz hâli vardır dolayısıyla cezai önlem ve yaptırım kamu düzeni ve yararı için zorunludur. Diğer taraftan müstehcenlik suçunun, TCK’da tek bir madde içerisinde, toplamda yedi fıkraya yayılan, birbirinden farklı ve birden fazla hâlini kapsayan bir düzenleniş şeklini içerdiği görülmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için birinci fıkranın (d) bendi ile dördüncü fıkraların ayrı ayrı değerlendirilmesi ve dördüncü fıkra bakımından özellikle "doğal olmayan" kavramı üzerinde durulması gereklidir. TCK’nın 226. maddesinin ilk fıkrasında müstehcenlik suçunun ayrı bentler hâlinde farklı hareketleri içeren tipleri düzenlenmiştir. İlk fıkra ile genel ahlak ve adabın yanı sıra çocukların bedensel, zihinsel, ruhsal ve duygusal bütünlüklerinin, olumlu psikolojik gelişimlerinin korunması, yetişkinlerin de müstehcen ürünlerle istenmeyen ve rahatsız edici bir şekilde karşılaşmalarının önüne geçilmesi istenmiştir. Bu bağlamda TCK’nın 226. maddesinin ilk fıkrasının (d) bendinde müstehcen ürünlerin satışına mahsus yerler dışında satışa arz etmenin, satmanın veya kiraya vermenin bu suçu oluşturacağı kabul edilmiştir. Hükmün gerekçesinde de müstehcen ürünlerin ancak, bunların satışına özgü alışveriş yerlerinde, erişkin kişilere satılıp veya kiraya verilebileceği vurgulanmıştır. Bu sebeple Kanun’un üçüncü ve dördüncü fıkraları uyarınca mutlak surette yasaklanmamış müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin satışına özgü alışveriş yerlerinde satışı, kiraya verilmesi veya bu amaçla arzı suç değildir. TCK’nın 226. maddesinin dördüncü fıkrası ise "Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. Düzenlemenin içeriği ve hükmün gerekçesindeki; "Bu hükümle, belirtilen içerikte olan ürünler açısından mutlak bir yasak getirilmiştir." açıklaması gözetildiğinde, maddede sayılan müstehcen ürünlerin üretimi, ülkeye sokulması, satışa arz edilmesi, satılması, nakli, depolanması, başkalarının kullanımına sunulması veya bulundurulması kat’i surette menedilmiştir. Belirtilen müstehcen ürünler insanlar tarafından normal kabul edilebilecek cinsel davranışları değil "cinsel sapkınlık" anlamına gelen parafilik eylemleri kapsamaktadır. Bu ürünler açısından kanun koyucu mutlak bir yasak alanı yaratmakla, bu tip ürünlere olan arz ve talebin önüne geçilerek genel ahlakın korunması hedeflenmektedir. Bir kişinin yoğun fantezi, anormal arzular içerisinde bulunmasını tanımlayan parafilik davranış şekilleri ise oldukça geniş bir yelpazede çeşitlilik göstermekte, cansız varlıklara, çocuklara, hayvanlara ve ölülere yönelebilmekte, kendisine veya partnerine işkence boyutlarına varabilmektedir. Parafililerin; egzibisyonizm (teşhircilik, göstermecilik), fetişizm (cinsel olmayan bir bölgeden veya belirli bir objeden yoğun biçimde cinsel haz alma), pedofili (bebeklere veya çocuklara cinsel ilgi duyma), nekrofili (ölü insanlara cinsel istek duyma), koprofili (dışkıdan cinsel haz alma), sadizm-mazoşizm (acı çekmekten veya vermekten cinsel haz alma) ve asiksifili (bir başkası tarafından boğulma eylemi sırasında cinsel haz alma) gibi sınıfları bulunmaktadır (Veli Özer Özbek, Müstehcenlik Suçu, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2009, s.151-152). Doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlar kavramının kapsamı hususunda da, Kanun’da ya da gerekçede herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş, kanun çalışmaları aşamasında hangi tür cinsel davranışların bu bağlamda değerlendirileceği noktası oldukça tartışılmıştır (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Adalet Bakanlığı, 2005, s.824 vd.). "Doğal olmayan yoldan" ibaresinin yoruma açık olduğu, her yargı mensubunun bu ibareyi nasıl yorumlayacağının, nasıl bir anlam yükleyeceğinin net olmadığı, iki karşı cinsin rızası ve istemleri dâhilinde "doğal olmayan yoldan" yapılan cinsel davranışlarının suç teşkil etmemesine rağmen buna ilişkin görüntülerin izlenebilir olmasının suç teşkil etmesinin çelişkili olduğu belirtilerek ibarenin; muğlak ve Anayasa'nın 12, 17, 20 ve 42. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülüp iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi 18.04.2015 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 118-35 Karar sayılı kararında istemi oy çokluğuyla reddetmiştir. Kararda; "Gerek mukayeseli hukukta gerekse milli hukukumuzda müstehcenlikle ilgili getirilen hükümlerde korunmak istenen başlıca hukuki menfaat, toplumun ‘ar ve haya duyguları’ olarak da ifade edilen ‘genel ahlak’tır. ‘Genel ahlak’, belirli bir dönemde doğru, makul ve adil düşünceye sahip toplum genelinin benimsediği ahlak ve edep anlayışıdır. Soyut ve değişken bir kavram olan genel ahlaka ve adaba aykırılığın tespitinde toplumun belirli bir kesiminde kabul edilen değer yargıları değil, demokratik toplum düzenine ilişkin davranış kurallarının esas alınması gerekmektedir. Böylece çoğunluğun veya bir kesimin ahlak anlayışının toplum geneline dayatılması riskinin önüne geçilebilecektir. ‘Genel ahlak’ yaptırım hukukunun bir parçası olarak düzenlendiğinde ayrıca ‘fiilin ağırlığı ve tehlikeliliği’ ölçütü de gözetilmelidir. Diğer bir anlatımla, sınırlanmak istenilen davranış değerlendirilirken demokratik toplumun temellerini oluşturan hoşgörü, açık fikirlilik, çoğulculuk gibi değerler ve özgürlüğü genişletici yorum yöntemleri yanında davranışın demokratik toplumun ahlaki standartları üzerinde olumsuz bir etkisinin bulunup bulunmadığı da dikkate alınmalıdır. İtiraz konusu kural gereğince oluşacak müstehcenlik suçu ‘doğal olmayan yoldan’ yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünlerin depolanmasını yaptırıma bağlamaktadır. İtiraz konusu kuralla korunmak istenen hukuki yararı ihlal edebilecek nitelikte ‘doğal olmayan yoldan’ yapılan cinsel davranışlar çok farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bu kavrama giren tüm davranışların kanun koyucu tarafından önceden öngörülmesi ve sayılması mümkün değildir. Diğer yandan ‘doğal olmayan yol’ ibaresinin kişiden kişiye veya toplumdan topluma farklılık gösterebileceği düşünülebilir ise de kanun metni bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve korunmak istenen hukuki yarar da göz önüne alındığında söz konusu davranışların şiddet kullanarak, hayvanlarla veya ölü insan bedeni üzerinde cinsel davranışlar gibi tüm demokratik toplum düzenlerinde doğal yol olarak kabul edilmesi mümkün olmayan, demokratik toplumun ahlaki standartları üzerinde olumsuz etkisi bulunan hatta bizatihi kendisinin suç olarak kabul edildiği düzeye ulaşmış cinsel davranışları ifade ettiği anlaşılmaktadır. ‘Doğal olmayan yol’ kavramının bu çerçevede doktrin, uygulama ve yargı kararlarında belirlenerek anlam ve içerik kazanacağında şüphe yoktur. Dolayısıyla itiraz konusu kuralın 'belirlilik' ve 'kanunilik' ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. … Demokratik toplum düzenine ilişkin davranışlar ölçütünün değerlendirilmesinde ise tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve bu Sözleşme'nin uygulanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları incelenebilir. AİHM, müstehcenlik kavramıyla ilgili genel ahlaka dayalı meşru sınırlama nedenini incelerken, ilgili toplumda geçerli genel ahlak kurallarının esas alınmasının doğal olduğunu kabul etmiş, fakat demokratik toplumda gereklilik bakımından bunun sınırını bazı ölçütlerle denetlemiştir. AİHM, müstehcen bulunan kitabın toplatılıp müsadere edilerek imha edilmesi hakkında yapılan bir başvuruda, kitabın, onu okuyacak çocukların ve büyüme çağındaki gençlerin ahlaki değerleri üzerinde zararlı etkileri olacağına yönelik iç hukuk uygulamasını AİHS'ne aykırı görmemiştir (Handyside/Birleşik Krallık, B.No:5493/72, 7.12.1976). AİHM eşcinsel ve hayvanlarla cinsel ilişkiyi kaba bir biçimde konu edinen resimlerin resim sergisinden çıkartılması ve bir süre el konulmasını meşru amaca uygun görürken, serginin ücretsiz olup, içeriği hakkında herhangi bir uyarı yapılmadan ve her yaştan kişiye açık olduğuna dikkat çekerek genel ahlakın korunmasıyla ilgili bu önlemin AİHS'ni ihlal etmediğine karar vermiştir (Müller ve Diğerleri/İsviçre, B.No:10737/84, 24.5.1988). AİHM internet yayını nedeniyle verilen ceza mahkûmiyetini değerlendirdiği bir kararında ise diğer ülkelerde serbest olsa dahi aşırı müstehcen fotoğrafların web ortamında ücretsiz ön izleme sayfasında herkese erişilebilir kılınması nedeniyle verilen mahkûmiyetin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine yönelik açılan davayı kabul edilemez bulmuştur (Perrin/Birleşik Krallık, B.No:5446/03, 18.10.2005). Sözü edilen kararlar incelendiğinde, AİHM'nin, çocukların müstehcen ürünlere erişimini önlemeye yönelik iç hukukta öngörülen cezai müeyyideler ile yetişkinlerin, kişisel kullanım dışında, özel bir tedbir alınmaksızın bu ürünleri başkalarına yayması veya erişimine açık tutmasını engellemeye yönelik cezai müeyyideleri AİHS'nin ihlali olarak değerlendirmediği anlaşılmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı üzere "doğal olmayan yol" ibaresi, düzenleme bir bütün olarak değerlendirilip korunmak istenen hukuki yarar da göz önüne alındığında, söz konusu davranışların şiddet kullanarak, hayvanlarla veya ölü insan bedeni üzerindeki cinsel davranışlar gibi tüm demokratik toplum düzenlerinde doğal olarak kabul edilmesi mümkün olmayan, demokratik bir toplumun ahlaki yapısı üzerinde olumsuz etkisi bulunan, hatta bizatihi kendisinin suç olarak kabul edildiği düzeye ulaşmış cinsel davranışları ifade etmekte olup öğretideki görüşler ve yargı kararları ile belirlenip anlam ve içerik kazanacaktır. Bu noktada öğretide; "Kanımızca söz konusu ifadeyi hükümde sayılmayan diğer parafili niteliği, taşıyan davranışlar olarak anlamak gerekir… Bu çerçevede kişinin herhangi bir makine ya da alet kullanmak suretiyle yapmış olduğu cinsel davranışları konu alan ürünlerin de suçun konusu dışında kaldığı kabul edilmelidir. Yine anal ya da oral ilişkiler doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlar olarak kabul edilemez. Söz konusu ilişkilerin iki kadın ya da iki erkek arasında olması bakımından da fark bulunmaz. Şayet yapılan hareketler m. 226/3 ya da 4 kapsamına sokulamıyor ise m. 226/1 düşünülmelidir. Bireylerin özel hayatına gereğinden fazla müdahale' tehlikesi nedeniyle özellikle doğal olmayan yollardan yapılan cinsel ilişki kavramı dar yorumlanması gerektiği kanısındayız. Eşcinsel davranışları da madde kapsamı içinde değerlendirmemek gerekir. Hemen ifade etmek gerekir ki TCK’da yetişkinler arasındaki rızaya dayalı eşcinsel ilişkiler suç olarak kabul edilmemiştir." (Veli Özer Özbek, Müstehcenlik Suçu, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2009, s 156-157) "…Anal, oral yoldan, eşcinsel veya birden fazla kişiyle gerçekleştirilen cinsel davranışların doğal olmayan yol sayılmaması gerektiği…" (Gülden Atilla Öztürk, Türk Ceza Kanunu’nda Müstehcenlik Suçu, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, s.276) görüşleri yer almaktadır. Cinselliğin hangi hâlinin doğal veya normal olduğu, zamana ve topluma hatta her toplum içerisindeki gruplara veya bireylere göre değişiklik gösterebilir. Bu bakımdan yalnızca bir erkek ile kadının vajinal yoldan cinsel ilişkiye girmelerinin doğal olduğunu söylemek bilimsel bir karşılık bulmayacağı gibi, bireylerin cinsel yaşamlarına ve eğilimlerine gereğinden fazla müdahaleyi de beraberinde getirecektir. Doğal olmayan yollardan gerçekleştirilen cinsel davranışların tayininde; değişik anlayışları aşağılayıp yok etme eğilimiyle, farklılıklara karşı katı bir hoşgörüsüzlükle veya aşırıya kaçan görüşlerle hareket edilmemeli, buna mukabil insan fıtratını zedeleyecek nitelikte aşağılayıcı boyutlara ulaşan eylemlere de müsamaha gösterilmeyerek genel adabın korunmasına çalışılmalıdır. Zira bireylerin davranışlarına, genel ahlaki değerlere zarar vereceği yönünde oluşan kaygıların ötesinde toplum açısından gerçek ve ciddi sakıncalar doğmadıkça karışılmaması esastır. Kaldı ki bir davranışın ahlaki ve psikolojik yönlerden sorgulanabilirliği onun suç olmasını gerektirmez. Öyleyse anal veya oral yollardan, eşcinsel ya da toplu hallerde gerçekleştirilen yahut cinsel haz alma duygusunu tatmine yönelik olarak üretilmiş çeşitli objelerle gerçekleştirilen cinsel ilişki veya davranışların sırf toplumun bir kısmı bakımından rahatsız edici olarak görülmesi nedeniyle bireylerin cinsel yaşam ve eğilimleri içerisinde yer almadığı ve dolayısıyla doğal olmadığı söylenemeyecektir. Ancak örneğin, ürofili, koprofili veya ensest gibi aşağılayıcı, bireylerin cinsel yaşamları içerisinde yer alması veya kimse tarafından onaylanması mümkün olmayan, ensest örneği özelinde insan türünün biyolojik devamlılığını tehlikeye sokan parafilik eylemlerin doğal olmayan yollardan yapılan cinsel davranışlar olduğu kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 12.06.2010 tarihinde devriye görevini ifa etmekte olan görevlilere haber merkezi tarafından ...adresinde oturan şahsın "Bostanlı Migros" önünde korsan CD sattığının bildirilmesi üzerine, ihbara konu adreslerle ilgili araştırma yapıldığı, sanık ...’in Karşıyaka’da ...adresinde oturduğunun, evine sürekli değişik kişilerin gelip gittiğinin, ikametinde korsan CD bulundurduğunun, evdeki bilgisayardan CD’leri çoğalttığının ve kendisiyle birlikte ortak çalışan kişiler vasıtasıyla da bu CD’leri "Bostanlı Migros" önünde sattığının; "Bostanlı Migros" önünde yapılan araştırmada ise inceleme dışı sanık İlhan’ın burada bulunan bir tahta parçasına yapıştırılmış film reklamlarını bir ağaca yasladığı, kendisinin uzakta beklediği, müşteriler geldikten sonra yapılan pazarlık sonucu istenilen filmleri bilahare buluştukları bir yerde sattığının tespit edildiği, olay günü alınan arama ve el koyma iznine istinaden gidilen "Bostanlı Migros" önünde inceleme dışı sanık İlhan’ın yakalandığı, ardında ihbara konu diğer adrese inceleme dışı sanığın da refakate alınarak gidildiği, ancak evde kimse olmadığı için inceleme dışı sanıktan, sanık ...’i tanıyıp tanımadığının sorulduğu, ilk önce sanığı tanımadığını söylediği, daha sonra ise sanığı tanıdığını ve kendisinde "Celal Abi" adına kayıtlı cep telefonu numarasının bulunduğunu beyan ettiği, inceleme dışı sanığın telefonundan sanığın aranarak eve gelmesinin istendiği, bir süre beklenmesine rağmen geleceğini söyleyen sanığın gelmediği, sanık yeniden arandığında ise kendisine ulaşılamaması üzerine görevlilerce çağrılan çilingir marifetiyle kapısı açılan eve girildiği, yapılan arama neticesinde evin yatak odası ile oturma odasında 1440 adet korsan tabir edilen DVD, bir bilgisayar kasası, 10.000 adet resimli film kartoneti, 500 adet naylon DVD poşeti, 40 adet DVD kabı ve 11 adet porno içerikli CD ve DVD’nin ele geçirildiği, Yerel Mahkemece suça konu ürünler üzerinde yapılan incelemeye göre; bir CD’nin açılmadığı, diğer CD'lerin bir bölümünde erkek ile kadın arasında vajinal, oral ve anal yoldan gerçekleşen cinsel birleşme görüntülerinin söz konusu olduğu, bazı CD'lerde çoklu ilişki görüntülerinin yer aldığı, bunlardan bir bölümünde ise aynı cinsten (kadınlar arasında) gerçekleşen sevişme sahneleri bulunduğunun görüldüğü anlaşılmıştır. TCK’nın 226. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “Doğal olmayan yoldan yapılan” kavramının; insanları aşağılayıcı veya kimse tarafından, bireylerin cinsel yaşamları içerisinde yer almasının onaylanması mümkün olmayan ya da ensest örneğindeki gibi insan türünün biyolojik devamlılığını tehlikeye sokan cinsel davranışlara ilişkin parafilik eylemleri kapsaması ve sanıktan ele geçirilen suça konu ürünlerdeki anal veya oral yollardan, eşcinsel ya da toplu hâllerde gerçekleştirilen cinsel ilişki görüntülerinin bu nitelikte olmaması karşısında, müstehcen ürünlerin niteliği ile sanığın bu ürünleri satışına mahsus alış veriş yerleri dışında satmak veya satışa arz etmek amacıyla bulundurması nedeniyle, eyleminin anılan maddenin ilk fıkrasının (d) bendi kapsamında kaldığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminin TCK’nın 226. maddesinin ilk fıkrasının (d) bendi kapsamında kaldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu üyesi; sanıktan ele geçen müstehcen ürünlerin içeriğinin doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin olması nedeniyle sanığın eyleminin TCK'nın 226. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında kaldığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Karşıyaka 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.01.2018 tarihli ve 392-6 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminin TCK’nın 226. maddesinin ilk fıkrasının (d) bendi kapsamındaki müstehcenlik suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Anayasa Hukuku

Aşağıdakilerden hangisi bir "Ödev" olarak Anayasa'da açıkça belirtilmemiştir?

A) Vergi ödevi.
B) Vatan hizmeti.
C) Eğitim ödevi.
D) Mülkiyet ödevi.
E) Çevreyi koruma ödevi.

Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol