1982 Anayasası 59. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 59 – Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder.
Devlet başarılı sporcuyu korur.
(Ek fıkra: 17/3/2011-6214/1 md.) Spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabilir. Tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz.
X. Sosyal güvenlik hakları
A. Sosyal güvenlik hakkı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışma suçundan 765 sayılı TCY’nın 146/1 ve 59. maddeleri uyarınca kesinleşmiş müebbet ağır hapis cezasına hükümlü S..
Ceza Genel Kurulu 2006/9-153 E. , 2006/310 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname : 67716
Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi
Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışma suçundan 765 sayılı TCY’nın 146/1 ve 59. maddeleri uyarınca kesinleşmiş müebbet ağır hapis cezasına hükümlü S.. P.. (D..)’ın 4450 sayılı yasa hükümlerinden faydalanmasına, cezasının 4450 sayılı Yasanın 1/B-a bendi uyarınca 10 yıl ağır hapis cezasına çevrilmesine ilişkin olarak Yerel Mahkemeden verilen 18.01.2001 gün ve 134-120 sayılı ek karar C.savcısının temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28.05.2001 gün ve 1421-1782 sayılı ilâmıyla bozulmasından sonra direnmeye ilişkin Yerel Mahkeme hükmü de Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.03.2002 gün ve 53-180 sayılı kararıyla, “silahlı olarak bir kişinin öldürülmesinden suçlu bulunduğu anlaşılan ve hakkında Yasanın aradığı diğer koşulların da gerçekleşmediği saptanan hükümlü S.. P..’ın 4450 sayılı Yasadan yararlanmasının olanaklı bulunmadığı” gerekçesiyle bozulmuştur.
Hükümlü S.. P..’ın bu kez 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasasının yürürlüğe girmesinden sonra anılan yasadan yararlanma isteminde bulunması üzerine, yargılamayı sürdüren Yerel Mahkemeden verilen ve hükümlünün kesinleşmiş müebbet ağır hapis cezasının 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasasının 4/C-1 maddesi gereğince 14 yıl ağır hapis cezasına çevrilmesine ilişkin 13.07.2004 gün ve 108-98 sayılı kararın hükümlü ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi 21.02.2005 gün ve 802-782 sayı ile;
“4959 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce yakalanan hükümlünün örgüt içindeki konum ve faaliyetleriyle uyumlu şekilde bilgi vermek suretiyle örgütün dağılmasına veya meydana çıkarılmasına yardım ettiğine ya da bilgi ve belge vererek, yahut bizzat çaba göstererek örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olduğuna dair yeterli delil bulunmadığı, bu nedenle de yasada aranan koşulların oluşmadığı gözetilmeden, hakkında anılan yasa hükümlerinin uygulanması” isabetsizliğinden hükmü bozmuştur.
Yerel Mahkeme 08.09.2005 gün ve 94-161 sayı ile;
“4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasasının 3. maddesinde, bu yasadan yararlanmak için sadece yasadışı örgütün üst seviyesinde yönetim biriminde yer almamak ve örgütün tamamı üzerinde etkili olabilecek konumda bulunmamak, hakim önünde beyanlarını red etmemek ve daha önce çıkarılan bu tarz yasalardan istifade edip bu tür suçları yeniden işlememe şartlarının getirildiği, örgütsel nitelikli bir öldürme eylemine katılmanın yasadan istifadeye engel olmadığı belirlenmiştir.
Hükümlü S.. P.. (D..), yasa dışı DHKP/C örgüt üyesi olup, H../D.. kod adları ile çeşitli izinsiz gösterilere ve örgütsel propaganda faaliyetlerine, bir şahsın tehditle parasının alınması, bir şahsın da öldürülmesi olayına diğer örgüt üyeleri ile beraber iştirak etmiş, yargılama sonucunda müebbet ağır cezasına mahkûm edilmiştir.
Hükümlü yakalandıktan sonra, mahkeme aşamasında yasadışı örgütle ilgili tüm bildiklerini açık, teferruatlı ve samimi bir şekilde açıklamış bu açıklamalar doğrultusunda Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı içeriğinde de belirtildiği üzere bazı örgüt mensupları yakalanmış, bir miktar silah, mühimmat ve örgütsel doküman ele geçirilmiştir. Hükümlünün bu açıklamaları sebebi ile itirafçı konumuna girmesinden dolayı uzun süre cezaevinde duruşmalara gelmesi engellenmiş, cezaevinde diğer örgüt mensupları tarafından sorgulanmış ve çeşitli işkencelere tabi tutulmuştur. Böylesi zorlamalarla mahkeme huzurundaki beyanlarının geri alınması istenmiş, buna rağmen örgütle ilgili tüm bildiklerini açıklamaya devam etmiştir.
Hükümlü S.. P.. (D..) yasadışı örgütte üst düzeyde ve yönetici konumunda bulunmamaktadır. Örgütünün tamamı üzerinde etkili olacak bir şekilde sevk ve idare eden konumunda da değildir. Sadece yasadışı örgütün silahlı bir biriminde görev yapan ve bu doğrultuda eylemlere katılan örgüt üyesi konumundadır. Bu konumda olan hükümlüden konumu itibarı ile silahlı çetenin dağılması ve gaye edindiği suçun işlenmesine engel olacak bilgi vermesinin istenemeyeceği, kaldı ki, hükümlünün çok uzun süre çizgisini değiştirmeden ve Topluma Kazandırma Yasası şeklinde çıkarılan yasaların da yürürlükte olmadıkları dönemlerde bile itirafçı konumunu sürdürdüğü, cezaevinde evlendiği, bir çocuğunun olduğu ve onunla birlikte cezaevinde bulunduğu, daha sonra çeşitli cezalara çarptırılan örgüt arkadaşları tarafından dışlandığı, her türlü tehdite maruz kaldığı, yasadışı örgütün hükümlü hakkında ölüm kararı aldığı ve bu kararın örgütün yayın organları olan dergi ve gazetelerde açıklandığı anlaşılmıştır.
Hükümlü S.. P.. (D..) cezaevinde bulunduğu süre içersinde örgütle ilgili bilebildiklerini mahkemede anlatmasına karşın, ayrıca bunları yazıya da döküp kitap haline dönüştürmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğünün 18.05.2004 tarihli yazısında, örgüt mensuplarının yakalanması, 7 adet silah ve bol miktarda mühimmat ile örgütsel dokümanın ele geçirilmesine ilaveten 2001 yılında yazmış olduğu “cezaevi ortamında bir terör örgütünün içyüzü” isimli kitapçıkla da güvenlik kuvvetlerine yardımcı olarak psikolojik harekât faaliyetlerine katıldığı, eylem ve faaliyetleri hakkında vermiş olduğu bilgilerin mevcut bilgilerle örtüştüğü şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
Pişmanlık yasalarının çıkarılış amacının, bir şekilde yasadışı örgütlere katılıp çeşitli örgütsel faaliyette bulunan kişilerin yakalanıp veya teslim olduktan sonra örgütsel faaliyetlerinden dolayı pişmanlık duyarak örgüt içerisindeki konumları ve eylemleri ile ilgili bilebildikleri bilgi ve belgeleri açıklamak, bu doğrultuda yasadışı örgüt faaliyetlerinin kısmen de olsa engellenmesine yardımcı olmak sureti ile pişmanlıklarını göstererek daha sonraki yaşamlarını düzene koymak ve ıslah olmaya karar vermiş ve bu yöndeki kararında samimi davranan kişilerin topluma yeniden kazandırılmasını sağlamak ve bu şekilde toplumsal huzur ve dayanışmanın güçlendirilerek devam ettirilmesi olduğu, hükümlü S.. P.. (D..)’ın, tüm dosya kapsamı irdelendiğinde yasanın çıkış amacı doğrultusunda uzun zamandır faaliyet içerisinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki, örgütün içindeki konumu itibarı ile 1995 yılından bu yana cezaevinde bulunan hükümlü S.. P.. (D..)’ın bulunduğu ortamda örgütün çökertilmesini sağlayacağının da beklenemeyeceği aşikardır.
Açıklandığı şekilde Topluma Kazandırma Yasasının, yasadışı örgütlerden kopan, daha önce içinde bulunduğu örgütler hakkında örgütsel konumları itibarı ile bilebildikleri şeyleri anlatarak belirli ölçülerde yasadışı örgütlere darbeler vuran kişilerin bu pişmanlıklarının karşılığında topluma yeniden kazandırılmaları ve bu şekilde topluma kazandırılan kişilerin varlıkları bile yasadışı örgüt üyeleri üzerinde kaçışa yönelik etki yapacağı ve nitekim bu tarzda örgütten ayrılıp örgütü hakkında beyanlarda bulunan kişilerle ilgili o örgütün yayın organlarında çok ağır suçlamalar aşağılamalar ve hakaretamiz kelimeler kullanılarak küçük düşürülmeye ve bunlar hakkında itirafçı değil iftiracı olarak bahis edilerek toplumda yeniden bir yer edilmelerine engel olunmaya çalışıldığı bilinen bir gerçektir.
Hükümlü S.. P.. (D..)’ın hakkında da dosyada mevcut belgeler dikkate alındığında, bu yol açık bir şekilde denenmiş ve halen de örgütün yayın organlarında denenmeye devam etmekte olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durum bile hükümlü S.. P.. (D..)’ın 1995 yılından itibaren açıklamaları ile yasadışı örgütte meydana getirdiği sarsıntıyı açıkça göstermekte olup, böyle bir konumda olan kişinin çıkarılış amacı doğrultusunda Topluma Kazandırma Yasasından istifade etmesi gerektiği netice ve kanaatine varılmıştır.” gerekçesi ile önceki hükmünde direnmiş, infazın durdurulmasına, hükümlünün tahliyesine, hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulmasına, tahliyesini takiben oturduğu yer ilçe emniyet müdürlüğüne ayda bir kez düzenli olarak başvurmasının sağlanmasına karar vermiştir.
Bu hükmün de süresi içinde C.savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 02.05.2006 gün ve 67716 sayılı “hükmün düzeltilerek onanması” görüşünü içeren tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışma suçundan 765 sayılı TCY’nın 146/1 ve 59. maddeleri uyarınca kesinleşmiş müebbet ağır hapis cezasına hükümlü S.. P.. (D..)’ın bu cezasının 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasasının 4/C-1 maddesi gereğince 14 yıl ağır hapis cezasına çevrilmesine karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, hükümlünün 4959 sayılı Yasadan yararlanıp yararlanamayacağına ilişkindir.
Hukuki sorunun sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasası ile öncesindeki yasal düzenlemelerin süreç içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulabilmesi, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılabilmesi, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılabilmeleri bakımından 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Yasa kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Bu yasanın iki yıllık yürürlük süresinin bitmesi üzerine aynı amaçlara yönelik olarak 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Yasa çıkarılmış, Yasanın 1. maddesi süreli, diğer maddeleri ise süresiz olarak yürürlüğe girmiştir. Anılan 1. maddenin sona eren yürürlük süresi zaman içinde 3618, 3853, 4085, 4450 ve 4537 sayılı yasalarla uzatılmış ve nihayet 29.08.2000 tarihinde uygulaması sona ermiş ise de, bu süre içinde beklenen amaca ulaşılamaması nedeniyle bu kez benzer amaçlarla 29.07.2003 tarihinde kabul edilen 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasası 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe konulmuştur.
4959 sayılı Yasanın Genel Gerekçesinde; “Yakalandıktan sonra bilgi verme eğilimindeki bir çok örgüt mensubu nedamet eğiliminde olmasına rağmen herhangi bir ceza indiriminden yararlanma ihtimali bulunmadığından nedametini açıkça dile getirmemekte ve bilgi vermekten kaçınmaktadır. Oysa önemli konumdaki bir örgüt mensubunun, örgütle ilgili olarak verdiği bilgilerle, faili meçhul kalmış suçlar aydınlatılabilmekte ve örgüt mensuplarının yakalanabilmesi sağlanabilmektedir......” denilerek, Yasanın çıkarılma amacının, yakalanan örgüt mensuplarının bilgi vermeleri, bu suretle faili meçhul kalmış olayların aydınlatılması ve örgüt mensuplarının yakalanabilmesi olarak açıklanmıştır.
Yasanın;
3. maddesinde; yasadan yararlanamayacak kişiler sayılmıştır. Buna göre; tamamı üzerinde etkili olabilecek şekilde terör örgütünü sevk ve idare edenler, hükmü kesinleşmeden önce hâkim huzurunda önceki beyanlarını reddeden veya bu yasa hükümlerinden yararlanmak istemediğini beyan eden failler ve 3216, 3419, 3618, 3853, 4085, 4450 ve 4537 sayılı yasa hükümleri uygulanmış bulunanlardan, anılan yasaların kapsamına giren suçları yeniden işleyenler, 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasasından yararlanamayacak kişilerdir.
4. maddesinde ise; yasanın uygulanma koşulları ve esasları düzenlenmiş, terör örgütü mensubu olup da bu yasadan yararlanabileceklere uygulanacak cezasızlık hali ile ceza indirimi miktarları ve bunların koşulları belirtilmiştir. Maddenin (a) bendinde; terör örgütü tarafından işlenen suçlara iştirak etmemiş bulunanların kendiliklerinden veya dolaylı teslim olmaları halinde veya bunların kendiliklerinden örgütten çekildiği anlaşıldığında, ceza verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Bunların cezasızlık halinden yararlanmaları için örgütün faaliyetleri hakkında herhangi bir bilgi vermeleri de gerekmemektedir.
Maddenin (b) bendinde, terör örgütü tarafından işlenen suçlara iştirak etmiş olup da silahlı mukavemet göstermeksizin kendiliklerinden veya dolaylı teslim olanların yahut kendiliklerinden örgütten çekildiği anlaşılıp da bu yasadan yararlanmak istediğini açıklayanların hangi koşullar altında ceza indiriminden yararlanabilecekleri düzenlenmiştir. Buna göre, terör örgütü mensubu bu kişilerin, örgüte girişleri, örgüt içindeki faaliyetleri, bu sırada tanıdığı diğer örgüt mensupları, amirleri ve örgütün eylemleri hakkında bilgi vermeleri ve bu bilgilerin kendilerinin örgüt içindeki konum ve faaliyetleri ile uyumlu olması, ayrıca bu bilgilerin doğruluğunun da saptanması gerekmektedir.
Maddenin, olayımızı ilgilendiren (c) bendinde ise; yakalanan örgüt mensuplarının durumu düzenlenmiştir. Bu bentte de bilgi verme koşulu aranmış, bilgi vermenin, hükmün kesinleşmesinden önce veya sonra olmasına göre ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu ayrıma göre yapılacak ceza indirimleri farklı şekilde düzenlenmiştir. İradeleriyle teslim olmayan veya kendiliklerinden örgütten çekilmeyen bu kişiler güvenlik güçlerinin özel çabası sonucu ele geçirildiklerinden, bunlar hakkında ceza indirimine gidilebilmesi için (b) bendinden farklı olarak, verdikleri bilgilerin terör örgütünün dağılmasına veya meydana çıkarılmasına yardım etmesi veya verdikleri bilgi ve belgelerle ya da bizzat gösterecekleri çaba ile örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olması koşulu aranmıştır.
İncelenen olayda;
07.07.1994 tarihinde DHKP-C örgütüne yönelik bir operasyonda yakalanan D.. G.. ve M.. K.. isimli kişiler kollukta verdikleri ifadelerde, DHKP-C örgütünün Topkapı Milis Birimi’nde faaliyet gösterdiklerini, 1994 yılı Nisan ayında A.. R.. isimli bir şahıstan örgüt adına zorla para istenmesi eylemine ve Yenikapı’da bir şahsın işyerine silahlı baskın yapılması eylemlerine kendileriyle birlikte H.. Kod adlı S.. P..’ın da katıldığını, daha sonra bu şahsın uyum sağlayamadığı ve disiplinsiz davrandığı için milis grubundan alındığını belirtmişler, böylece DHKP-C örgütünde (H..) kod adı ile faaliyet göstermekte olan S.. P.. güvenlik kuvvetlerince deşifre hale gelmiştir.
Dosyada mevcut, kolluğun düzenlediği 13 Haziran 1995 tarihli tutanağa göre; istihbari kaynaklardan, DHKP-C örgütü mensuplarının G.. ilçesindeki bir konfeksiyon atelyesinde bulunduğu, zaman zaman buraya çanta getirdikleri bilgisinin alınması üzerine adrese gidilip işyeri sahibi Z.. A..’ün yakalandığı, işyerinde suç unsuru bulunamadığı, ancak bu şahsın beyanı üzerine aynı binada bulunan konutunda yapılan aramada, 2 çanta içinde 3 adet kalashnikof marka otomatik tüfek, 4 adet yarı otomatik tabanca, çok sayıda şarjör ve mermiler ile örgüte ait pankart ve eylemlerde kullanılan 4 adet maskenin ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
Aynı tarihli bir başka tutanakta ise; istihbari kaynaklardan, DHKP-C adlı örgütün Silahlı Propaganda Birliği içerisinde faaliyet gösteren bir bayanın B..’da bir apartmanda oturduğu bilgisinin alınması üzerine bu adrese gidildiği, İ.. K.. adına düzenlenmiş sahte kimlik ibraz eden S.. P..’ın kuşkulanılarak göz altına alınmak istendiği sırada DHKP-C örgütü ve bu örgütün lideri olan D.. K.. lehine slogan atıp direndiği belirtilmektedir.
Aynı gün yakalananlardan Z.. A..’ün, evindeki silahları A.. Kod adlı şahsın getirdiğini, bu şahsın yarın atelyesine gelebileceğini söylemesi üzerine burada önlem alan görevliler, 14.06.1995 günü eve gelen A.. Kod adlı A.. G.. isimli kişiyi yakalamışlardır. A.. G..’nun, Topkapı Silahlı Propaganda Birliğinde görev alanlar arasında İ.. S..’ın da bulunduğunu resimlerden teşhis etmesi üzerine Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince önceden tanındığı ve bilindiği tutanaklardan anlaşılan İ.. S.. isimli örgüt mensubu da takibe alınmış ve saklanabileceği bölgelerde yapılan araştırma sırasında 18.06.1995 günü yolda giderken üzerinde sahte kimlikle yakalanmıştır.
İ.. S.. isimli örgüt mensubunun, 10.10.1994 tarihinde .. ..köyü yolu üzerinde öldürülmüş olarak bulunan E.. A.. isimli kişiyi H.. Kod adlı S.. P.. ile birlikte evinden dışarı çıkarttıklarını, kendisinin kullandığı bir arabayla ormanlık alana götürdüklerini, burada E.. A..’ı tabancayla öldürdüğünü itiraf etmesi ve öldürülenin yakınları olan K.. A.., G.. A..ve C.. A..’ın Emniyet Müdürlüğünde 20.06.1995 tarihinde gerçekleştirilen teşhis işlemi sırasında S.. P..’ı da teşhis etmeleri üzerine, S.. P..’ın da 21.06.1995 tarihli yer gösterme işlemi sırasında, aleyhinde mevcut kanıtları doğrular biçimde, DHKP-C üyesi olduğunu, E.. A..’ı örgüt mensubu R.. G..’in ölümüne sebep olduğu için öldürdüklerini, cesedin üzerine cephe bayrağını bıraktığını beyan ettiği tutanaklardan anlaşılmaktadır.
Sanık S.. P.. (D..) kollukça alınan 22.06.1995 günlü ifadesinde; örgütün amaç ve stratejisi ile kendisinin katılma sürecini anlattıktan sonra, 1994 yılı Nisan ayında Bahçelievler’de A.. R.. isimli kişinin tehdit edilmesi ve Yenikapı’da bir esnafın işyerinin silahlı olarak basılması eylemlerine katıldığını, ardından C.. Kod isimli kişinin yazılı talimatı üzerine, R.. G.. isimli örgüt mensubunun öldürülmesinden sorumlu tutulan E.. A..’ın öldürülmesi eylemine katıldığını, sonraki süreçte C.. Kod isimli kişinin talimatıyla askeri bir yapılanmaya gittiklerini, C.. Kod isimli şahıs tarafından kendisine değişik tarihlerde verilen çantaları A.. Kod adlı A.. G..’ya teslim ettiğini, kendilerinin yakalandığı operasyonda bu çantaların da ele geçirildiğini, böylece içinde silah olduğunu öğrendiğini belirtmiş,
İstanbul DGM C.savcısı tarafından alınan 26.06.1995 günlü ifadesinde; kolluktaki anlatımlarını reddederek, okumadan imzaladığını, DHKP-C üyesi olmadığını, örgütsel eylemler ile öldürme olayına katılmadığını, ayrıca mahalledeki C.. isimli arkadaşının içinde porselen tabak olduğunu söyleyerek verdiği çantayı A.. G..’ya teslim ettiğini, İ.. S.. isimli kişiyi gözaltında iken tanıdığını, yer gösterme tutanaklarını kabul etmediğini söylemiş,
Hakim tarafından sorguya çekildiğinde de; kolluk anlatımını ve suçlamayı reddetmiştir.
S.. P.., hakkında kamu davası açıldıktan sonra tutuklu olarak kaldığı Bayrampaşa Cezaevinden yaklaşık bir buçuk yıl süreyle duruşmalara gelmemiş, cezaevinden gönderdiği dilekçelerde duruşmaya gelmek istemediğini, emniyette yapılan işkenceler nedeniyle ifadeyi imzalamak zorunda kaldığını, suçlamaları kabul etmediğini belirtmiş, 1996 yılı Kasım ayında Kırklareli E Tipi Cezaevine nakledildikten sonra mahkemeye verdiği 20.12.1996 tarihli bir dilekçede; uzun süredir vicdani hesaplaşma yaptığını, bu süre içinde örgütün gerçek yüzünü ve netliğini anlamaya, çözmeye başladıktan sonra örgütten ayrılmaya kesin olarak karar verdiğini, ancak örgütün psikolojik baskıları ve ölüm tehditleri nedeniyle fırsat yaratana kadar beklemek zorunda kaldığını, bu hususta ayrıntıları mahkemeye rapor olarak sunacağını belirtip, pişmanlığını ve samimiyetini ortaya koymak için bundan sonra mahkeme ve emniyet güçlerine elinden geldiği kadar yardımcı olmak istediğini, 3419 sayılı Yasadan yararlanmak istediğini belirtmiş,
Mahkemeye verdiği 20.12.1996 tarihli bir başka dilekçede; Bayrampaşa cezaevine getirildikten bir hafta sonra örgütten ayrılmak istediğini açıkladığı için ajan ve işbirlikçi olduğu söylenip örgüt tarafından gözaltına alındığını, psikolojik ve fiziksel işkencelere maruz kaldığını, bu süre içinde duruşmalara gönderilmediğini, ailesiyle görüştürülmediğini, işkencelerden dolayı Kasım ayında bilinç kaybına uğradığını, 43 gün zorla açlık grevi yaptırıldığını, bundan bir hafta kadar sonra da 22 gün süreyle su ve yemek verilmediğini, gece gündüz uyutulmadığını, yaşadıkları nedeniyle bir buçuk yıldır duruşmaya gelemediğini, durumun basına yansımasıyla örgüt tarafından “mahkemede açıklama yapmamak ve Bayrampaşa Özel Tip Cezaevinde kalmak” koşuluyla serbest bırakıldığını, günlerce koğuşun arka tarafında tecrit edildiğini, tehdide maruz kaldığını belirterek, kendisine işkence yapan örgüt mensuplarından yaklaşık 30 kadar kişinin ismini vermiş, duruşmalara gönderilen dilekçeleri örgüt baskısıyla imzaladığını, ... Gazetesinde kendisi adına açıklamalar yaptıklarını, kolluktaki ifadesini kabul ettiğini, ancak bu ifadenin siyasi savunmalara ilişkin bölümlerini kabul etmediğini, zira örgütün gerçek yüzünü cezaevinde iken öğrendiğini, emniyetten DGM’ye çıktığında verdiği ifadeleri kabul etmediğini, .. Bürosu avukatlarından A.. D.. Y..’in polisteki ifadesini reddetmesini söylemesi nedeniyle bu şekilde ifade verdiğini belirtmiş,
Yine mahkemeye hitaben verdiği 20.12.2006 tarihli 3 sayfadan ibaret dilekçede; örgüte sempati duyduğu dönemdeki faaliyetlerini, örgüte kazandırılma süreci ve örgütteki konumu ile gerçekleştirdiği eylemleri kolluk ifadesindekine benzer biçimde açıklamış,
20.06.1996 tarihli duruşmadaki sorgusunda; emniyet ifadesinin doğru olduğunu, Savcılık ve Yedek Hakimlik ifadelerini kabul etmediğini, avukatın önerisi üzerine o şekilde ifade verdiğini belirtmiş ve yukarıda özetlenen dilekçelerini ibraz etmiştir.
Hükümlü S.. D.., bunun dışında çeşitli tarihlerde gerçekleştirilen yasal düzenle¬melerden yararlanmak amacıyla çok sayıda dilekçe vermiş olup, bunlarda, kendisinin örgütle ilgili bildiklerini aktardığını, açıklamalarının Kadınlar Derneği’nin internet sitesinde yayınlandığını, bu açıklamalarında örgütün içyüzünü anlattığını, bu sayede birçok gencin örgüte katılmasının engellendiğini, bu yöntemle örgüte karşı psikolojik mücadele verdiğini belirtmiş ise de, bu açıklamalarının, cezaevinde bulunduğu süre içinde örgüt mensupları tarafından kendisine yöneltilen baskılara ilişkin bulunduğu, yakalandığı sırada silahlı çatışmaya girmemesi ve kolluk ifadesindeki açıklamaları nedeniyle örgütün kendisini işbirlikçi ve hain olarak nitelendirdiği, bu yolda kendi¬sinden itiraf elde edilmesi bakımından cezaevin koğuşunda çeşitli baskılara maruz kaldığı yolundaki bir takım bilgileri içerdiği anlaşılmaktadır.
Hükümlünün 4450 sayılı Yasa ile değişik 3419 sayılı Yasadan yararlanmak için başvuruda bulunması üzerine mahkemece sorulan hususlara cevaben İçişleri Bakanlığınca gönderilen 25.04.2000 gün ve 101273 sayılı yazıda, S.. P..’ın örgüte katılım süreci ve örgüt içinde iken katıldığı eylemler sayıldıktan sonra; “… gerek kollukta gerekse mahkemede örgütsel tavır takınarak ifadelerini kabul etmediği, daha sonra Bayrampaşa E Tipi Kapalı Cezaevinde iken pişmanlığını dile getirerek Kırıkkale E Tipi Cezaevine nakledildiği belirlenmiş, verdiği ifadeler neticesinde (3) örgüt mensubu yakalanmış, (7) adet silah ve bol miktarda mühimmat ve örgütsel doküman ele geçirilmiştir.
Adı geçen şahsın ifadesinde, mensubu olduğu örgütün dağılmasına neden olabilecek yeterli bilgi ve belge vermediği, örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olacak mahiyette çaba göstermediği anlaşılmıştır.” denilmektedir.
Hükümlünün ileriki aşamalarda bu kez 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasası’ndan yararlanma başvurusunda bulunması üzerine İçişleri Bakanlığınca mahkemeye cevaben gönderilen diğer bir yazıda da; “Şahıs, 13.06.1995 tarihinde İstanbul ilinde İ.. K.. adına kendisi tarafından düzenlenmiş sahte kimlikle, güvenlik kuvvetleri tarafından yakalanmış, örgütte kaldığı süre içinde militan-Topkapı Silahlı Propaganda Birliği sorumlusu olarak görevler üstlenmiştir. Adı geçenin verdiği ifadeler neticesinde (3) örgüt mensubu, (7) adet silah ele geçirilmiş ve 2001 yılında yazmış olduğu “Cezaevi Ortamında Bir Terör Örgütünün İç Yüzü” isimli kitapçıkla güvenlik kuvvetlerine yardımcı olarak psikolojik harekat faaliyetlerine katılmıştır. Terör örgütü içindeki konum ve faaliyetleriyle uyumlu şekilde katıldığı eylem ve faaliyetler hakkında vermiş olduğu bilgilerin mevcut bilgilerle örtüştüğü değerlendirilmektedir. Ayrıca adı geçen şahsın 3419 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında uygulanacak Hükümlere Dair Kanun hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağı hakkındaki Bakanlık kanaatimiz daha önceki yazılarımızla mahkemeye bildirilmiştir.” denilmektedir.
Dosyadaki tüm kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde;
Somut olayda, kolluk tarafından düzenlenen tutanaklardaki bilgiler kronolojik olarak değerlendirildiğinde, direnme hükmünde gösterilen gerekçe ve İçişleri Bakanlığının cevabi yazılarında belirtilenin aksine, diğer kişilerin yakalanma veya gözaltına alınmalarının hükümlü S.. P..’ın beyanlarıyla ilişkili olmadığı, istihbari bilgi sonucunda yakalanıp gözaltına alınan Z.. G..’ın yaptığı açıklama ve verdiği bilgiler üzerine önce A.. G..’nun, onun verdiği bilgi üzerine de İ.. S..’ın yakalanıp gözaltına alındıkları, ele geçirilen silahların yerini ise Z.. G..’ın gösterdiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, hükümlü S.. P..’ın kolluk aşamasında verdiği bilgiler, sadece kendisinden önce beyanda bulunanların açıklamalarını doğrular niteliktedir; başka deyimle bilinenlerin tekrarı biçiminde ve bunlarla sınırlıdır. Yakalanıp gözaltına alındığı sırada örgütten ayrılmayı düşünmediği, başlangıçta örgütsel tavır gösterip duruşmalara gelmediği, hakkındaki suçlamaları kabul etmediği, ancak kendisinden kuşkulanan bazı örgüt mensuplarının cezaevinde iken olumsuz tutum ve davranışlarda bulunmaları karşısında örgütü sorgulamaya başlayıp ayrılmayı düşündüğü, daha sonra da cezaevi ortamında yaşadıklarını anılaştırıp kendisine olumsuz davranan örgüt mensubu otuz tutuklu ve hükümlünün ismini bildirdiği anlaşılmaktadır. Sanık S.. P..’ın ifadelerinde geçen hususlar ile sonradan cezaevinde iken yayınladığı anılarının, terör örgütünün dağılmasına veya faili meçhul kalmış suç ve suçlarla faillerinin meydana çıkarılmasına yardım eder nitelikte olmadığı, yine bu bilgi ve belgeler ya da hükümlünün gösterdiği çaba sayesinde örgütün amaçladığı herhangi bir suçun işlenmesinin engellenmediği de açıktır.
Bu itibarla, hükümlü S.. P..’ın 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasası’ndan yarar¬lanması koşulları oluşmadığından, yerel mahkemenin, 4959 sayılı Yasaya uygun bulunan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin anılan bozma kararına uymaması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.12.2006 günü oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (3)
19. Ceza Dairesi, 2020/6848 E., 2021/2049 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anayasa Mahkemesinin 26.10.2017 tarihli, 2014/5552 Başvuru numaralı bireysel başvuru kararında; "...59. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde internet erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma açılıp açılmayacağı belirsizdir.
19. Ceza Dairesi 2020/6848 E. , 2021/2049 K.
"İçtihat Metni"
Www.youtube.com ve www.twitter.com isimli internet sitelerinde yayımlanan içerikler nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğinden bahisle ilgilisi Valid Ellafi vekili tarafından yapılan erişimin engellenmesi talebinin reddine dair İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 26/06/2020 tarihli ve 2020/2435 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 03/07/2020 tarihli ve 2020/2604 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 28.10.2020 gün ve 2019 - 11755 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.11.2020 gün ve KYB. 2020/100115 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlâl edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlâl edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, itiraz merciince erişimin engellenmesi talep edilen URL içeriklerinde talep edeni açıkça halk nazarında küçük düşürecek ve kişilik haklarını ihlal edecek unsurların ilk bakışta tespit edilemediği, talebin çekişmeli yargılamaya konu edilmesi gerektiği, bu aşamada içeriklerin düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle itirazın reddine ilişkin karar verilmiş ise de; başvuru sahibinin ticaretle uğraştığı, ilgili internet içeriklerinde kendisinin ve ailesinin görüntüleri kullanılmak suretiyle haklarında suç isnad edilecek şekilde yayınlar yapıldığı, sözkonusu yayınların başvuran şahsın ticari itibar ve saygınlığı ile kendisinin ve ailesinin kişilik haklarını ihlâl eder mahiyette olduğu, bu nedenle düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşılması karşısında, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9/(1). maddesinin uygulanma şartları;
- İnternet ortamında yapılan bir yayın olması,
- İnternet ortamında yapılan yayın içeriğinde, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların kişilik haklarının ihlal edilmesidir.
5651 sayılı Kanun'un 2. maddesinde; İnternet ortamı: "Haberleşme ile kişisel veya kurumsal bilgisayar sistemleri dışında kalan ve kamuya açık olan internet üzerinde oluşturulan ortamı", İnternet ortamında yapılan yayın: "İnternet ortamında yer alan ve içeriğine belirsiz sayıda kişilerin ulaşabileceği verileri" ve sosyal ağ sağlayıcı: "Sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses, konum gibi içerikleri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkân sağlayan gerçek veya tüzel kişileri," şeklinde tanımlanmıştır.
Sosyal ağ sağlayıcılarının internet siteleri üzerinde kurmuş oldukları yazılım sistemleri üzerinde ve veritabanlarında, bu sağlayıcıların üyesi olan kullanıcıların paylaşımlarının, hangi anda kaç kişinin erişimine açık olduğu hangi anda bu paylaşımlara kaç kişinin erişebildiği hususu belirli olmamakla birlikte, bu verilere belirsiz sayıda kişinin ulaşabileceği (somut olayda ulaşmasa dahi) değerlendirilmelidir. Dolayısıyla internet üzerinden yapılan bu paylaşımların, 5651 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında, sosyal ağ sağlayıcılarının kayıtlı kullanıcılarının, kişisel hesapları üzerinden yaptıkları paylaşımların, internet üzerinden yapılan yayın kapsamında kabul edilmesi gerektiği şüphesizdir.
Kişilik Hakları; Özel hukukta kişinin doğumla birlikte kazandığı ve üzerine kişisel gelişimiyle birlikte her geçen gün yeni değerler kattığı kişiliğinin, maddi ve manevi bütünlüğünün, isminin, mesleki kariyerinin, ailesinin ve hatta sosyal çevresinin kişi üzerinde oluşturduğu, kısacası kendini gerçekleştirme yolunda elde ettiği tüm kazanımlarının ve menfaatlerinin, hukuk düzeni tarafından koruma altına alınan yönüdür. Medeni hukuk kapsamında kişilik hakları, kategorik anlamda "mutlak haklar" içinde yer alan, her zaman varolan, zamanla tükenmeyen, herkese karşı ileri sürülebilen, çoğu zaman kişiye sıkı sıkıya bağlı ve devredilemeyen, şahısvarlığına ilişkin haklardandır. Kişilik haklarının bir maddi (bedensel, cismani, organik vs. özellikleri) boyutu, bir de manevi (ruhsal,içsel,duygusal vs. özellikleri) boyutu bulunmaktadır.
Kişilik hakları ise hukukun koruma altına aldığı, hukuken korunmayı gerektiren kişiye ait değerlerdir. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde belirtildiği üzere, kişilik haklarının sahibi gerçek veya tüzel kişiler olabilecektir. 5651 sayılı Kanun'da "kişilik haklarının ihlali" deyimi ile kastedilen; hukuk düzenince sınırları çizilen kişilik hakları alanının, maddi (somut) ve beşeri bir davranışla ihlal edilmesidir.
Haksız fiil, hukuka aykırı fiil ve suç kavramları birbirinden farklı kavramlardır. Her haksız fiil, hukuka aykırı fiil olarak kabul edilemeyeceği gibi her hukuka aykırılık da suç değildir. Kişilik haklarının ihlali, ilk bakışta haksız bir fiildir. Ancak her haksız fiil, hukuka aykırılık oluşturmaz. Kişilik haklarının ihlalinin, her durumda hukuka aykırı bir fiil oluşturacağı kabul edilemez. Kişilik haklarının hukuka aykırı olarak ihlali, başkalarının kullandıkları bir hak veya özgürlüğün, hukuk düzenince çizilen sınırlarının aşılarak kişilik hakkına tecavüz etmesi halinde hukuka aykırı fiil olarak nitelenebilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, Axel Springer & Almanya kararında, ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda, sınırlamanın sözleşmeye uygun olup olmadığının tespiti bakımından;
- İfadenin genel kamu yararını güden bir tartışmaya katkıda bulunması,
- İfadede sözü edilen kişinin tanınmışlık derecesi ve aktarılan konu,
- İfadede adı geçen kişinin daha önceki davranışları,
- İfadeye konu olan bilgiyi elde etmek için kullanılan yöntem,
- İfadede aktarılan bilginin doğruluğu, içeriği, biçimi ve etkileri,
- İfadenin sınırlanması için uygulanan yaptırımın türü, miktarı, ölçülü şekilde kullanılıp kullanılmadığı,
Yönlerinden değerlendirilmesi gerektiğini öngörmektedir.
Anayasa'nın "VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(Mülga fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.)
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükümlerini içermektedir.
İfade özgürlüğü; insanın dilediği şekil, zaman ve koşulda, herhangi bir baskı, sınırlama veya zorlama altında kalmadan bilgi ve fikir sahibi olma, özgürce düşünme, düşüncelerini baskı altında kalmadan açıklama, muhatabına iletme ve yayma imkanının elinde bulunmasıdır.
O halde ifade özgürlüğünün temel unsurları;
- Bilgiye, yorum ve değerlendirmelere, mesaj veya habere özgürce erişebilme,
- Herhangi bir sınırlama, baskı veya yönlendirme olmaksızın özgürce kanaat ve fikir sahibi olma,
- Sahip olunan düşünce ve kanaati özgürce açıklayabilme ve yayma imkanının bulunması olarak sayılabilir.
Hemen her temel hak ve özgürlük için olduğu gibi ifade özgürlüğünün de sınırlanması açısından genel bir takım kriterlerin her somut olayda ayrı ayrı gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Hukuk tekniği açısından bir temel hak ve özgürlüğün sınırlandırılması için gözetilmesi gereken kriterler;
- Sınırlamanın kanunla yapılması (yasal bir dayanağı olması),
- Sınırlamanın meşru bir amaca hizmet etmesi (AİHS'de veya iç hukukta yer alan sınırlama sebeplerinin varlığı),
- Sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun olması (demokratik ve bilinçli bir toplumda yapılacak sınırlamanın normal görülmesi ve saygıyla karşılanması)
- Sınırlamanın ölçülü olmasıdır.
AİHS'nin 10. maddesinde bir temel hak ve özgürlük olarak kabul edilen ifade özgürlüğünün de sınırsız olmadığı, objektif olarak belirlenmiş istisnai durumlarda sınırlanabileceği öngörülmüştür. AİHS'nin 10/2. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün sınırlama sebepleri;
- Ulusal güvenliğin, toprak bütünlünün veya kamu güvenliğinin korunması,
- Kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin engellenmesi,
- Sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması,
- Gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması olarak sayılmıştır.
Kanun yararına bozmaya konu uyuşmazlık bakımından; sınırlanması istenen ifadenin başkalarının şöhret ve haklarını ihlal etmeyecek derecede saygıdeğer olması gerektiği, aksi halde sınırlandırılmasının kaçınılmaz olduğu değerlendirilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 26.10.2017 tarihli, 2014/5552 Başvuru numaralı bireysel başvuru kararında;
"...59. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde internet erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma açılıp açılmayacağı belirsizdir. Kişilik haklarına müdahale nedeniyle soruşturma açıldığı takdirde soruşturma veya kovuşturmanın sonucuna göre yargı mercileri, erişimin engellenmesi tedbirinin akıbeti hakkında bir karar verebilir. Buna karşılık bir soruşturma açılmadığı takdirde erişimin engellenmesine ilişkin söz konusu tedbir internet kullanıcılarını engellenen içeriğe belirsiz bir süreyle erişmekten alıkoyacaktır...
...62. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen sulh ceza hâkiminin yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın, karşı tarafı dinlemeksizin, delil toplamaksızın, talepte bulunan tarafından kendisine sunulan delillerle sınırlı bir inceleme sonunda erişimin engellenmesine karar vermesi usulünün istisnai olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu usul ancak internet yayınının kişilik haklarını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşıldığı durumlarda işletilebilir. Bir kimsenin çıplak resimlerinin veya video görüntülerinin yayımlanması gibi kişilik haklarının ihlal edildiğinin daha ileri bir inceleme yapılmaya gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabildiği hâllerde 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülmüş olan istisnai usul işletilebilir...
...63. İlk bakışta ihlal doktrini, derece mahkemelerinin verecekleri internete erişimin yasaklanmasına ilişkin karara itirazda da uygulanır. Nitekim 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde bir internet sayfasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin bir tedbire itiraz yöntemlerine dair özel bazı hükümler bulunmakla birlikte itiraz incelemesi sonucunda verilen karar, çelişmeli yargılama sonucu verilen ve uyuşmazlığı esastan çözen bir karar değil sulh ceza hâkiminin erişimin engellenmesi kararının prima facie gerekliliği ile sınırlıdır.
Böyle durumlarda "ilk bakışta ihlal doktrini" internet ortamında yapılan yayınlara karşı kişilik haklarının hızlı bir şekilde korunması ihtiyacıyla ifade hürriyeti arasında adil bir denge sağlayacaktır (bu konuda bkz. Kemal Gözler, “Kişilik Haklarını İhlal Eden İnternet Yayınlarının Kaldırılması Usûlü ve İfade Hürriyeti: 5651 Sayılı Kanunun 9’uncu Maddesinin İfade Hürriyeti Açısından Değerlendirilmesi”, Rona Aybay’a Armağan, İstanbul, 2014, Cilt I, s.1059-1120)...
...66. Bundan başka 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre ortada ilk bakışta ihlal bulunmadığı gerekçesiyle istediği korumayı elde edemeyen kişi de kişilik haklarının korunması için genel hukuk yoluna her hâlde başvurabilir. Sulh ceza hâkiminin ilk bakışta ihlalin olduğuna veya olmadığına karar vermesi uyuşmazlığın tümüyle çözümlendiği anlamına gelmez. Zira prima facie verilmiş kararlar, hiçbir zaman normal bir dava için maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.
...67. Bu kapsamda 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesindeki usulde ortada ilk bakışta ihlal durumunun bulunmadığı hâllerde talep başka bir inceleme yapılmaksızın reddedilir. Genel mahkemelerde görülen davalarda ise talebin kabul edilebilmesi için ihlal iddiasının ispatlanması gerekir. Böyle durumlarda genel mahkemeler ilk bakışta ihlal bulunmadığını belirterek talebin reddine karar veremez. İhlalin olup olmadığı, bilirkişi dâhil mümkün olan bütün delillerle ispatlanmalıdır..." ifadeleriyle belirtildiği üzere;
Kişilik haklarının ihlal edilip edilmediğine dair 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde düzenlenen çekişmesiz yargıya başvuru aşamasında, Sulh Ceza Hakimliklerince araştırılması gereken hususlar; sırf başvuruya konu ifadeden hareketle, ilk bakışta kişilik haklarını ihlal eden ifadelerin kullanılıp kullanılmadığı ve kişilik haklarının ihlal edildiği kabul edilebilirse, bu kez de ihlalde başkalarının "ifade ve basın özgürlüğü" gibi bir hukuka uygunluk sebebinin bulunup bulunmadığının ortaya konulmasıdır.
Kanun yararına bozmaya konu uyuşmazlığın incelenmesinde; başvuranın yabancı uyruklu T.C. vatandaşı bir iş adamı olduğu, kendisi ve ailesinin kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı başvuruya konu internet yayın içeriklerinin; arap alfabesiyle yazılı açıklamalar işle başvuran ve ailesinin şirketinin tanıtımlarına dair video görüntülerinden oluştuğu, yabancı dildeki içeriklerin başvuru sırasında yeminli tercüman tarafından Türkçe'ye yapılan çevirilerden anlaşıldığı kadarıyla; başvuranın yurt dışı kaynaklı bir bir proje için toplanan yardım mahiyetindeki paraları Türkiye'de rus mankenlerle yapılan defilede ve şirketin ekonomik finansmanında kullandığı yönünde iddiaların dile getirildiği görülmektedir.
Başvuranın; kendisi ve ailesine tehdit, hakaret ve şantaj içerdiğini iddia ettiği yayınlar üzerinde yapılan inceleme sonucu Sulh Ceza Hakimliğince, erişime engellenmesi istenen internet yayınlarında yer alan yolsuzluk iddialarının, çekişmeli bir yargı sürecinde araştırılmaksızın bir karar verilmeyeceği, ilk bakışta kişilik haklarını zedeleyici nitelikte paylaşımlar bulunmadığından bahisle talebin reddine karar verildiği de anlaşılmaktadır.
Başvuruya konu internet yayınlarının, içeriklere konu olan iş adamının ticari itibarını, şirketinin faaliyetlerini veya saygınlığını hedef almaktan ziyade; başvuran iş adamının ticari faaliyetlerdeki finansmanın üzerindeki "yolsuzluk şüphesine" değinildiği, bu durumun gerek Türkiye'deki gerekse yabancı memleketlerde bu iş adamını tanıyan toplumun ilgisini çekebilecek mahiyette kamu yararına yönelik bir ilgi oluşturduğu, iş adamının fotoğraf ve defilelerinin video görüntülerine, muhtemelen sahibi olduğu şirketin kamuya açık kaynaklarından ele geçirildiği, dolayısıyla yayınların içeriklerinin sahte veya gerçek dışı olup olmadığının da ilk bakışta anlaşılabilecek bir husus olmadığından hareketle, uyuşmazlığın ancak bir ceza veya tazminat davasına konu edilebilecek mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak, itiraz merciinin red kararına konu olan 26.06.2020 tarihli, 2020/2435 D.İş. sayılı kararın gerekçesi yerinde görülmekle, merci kararının usul ve yasaya uygun olduğu, düzeltme ve cevap metni yayımlanması talep edilen yayınların düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığı anlaşılmakla,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesinde belirtilen bozma nedeni yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, 24.02.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
19. Ceza Dairesi, 2020/6817 E., 2021/1704 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anayasa Mahkemesinin 26.10.2017 tarihli, 2014/5552 Başvuru numaralı bireysel başvuru kararında; "...59. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde internet erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma açılıp açılmayacağı belirsizdir.
19. Ceza Dairesi 2020/6817 E. , 2021/1704 K.
"İçtihat Metni"
Https://facebook.com/turan.alkas.79/posts/3660417357317939 URL uzantılı internet sitesinde yayımlanan paylaşım içeriği nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia eden ilgilisi ... vekili tarafından yapılan erişimin engellenmesi talebinin reddine dair Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 04/11/2019 tarihli ve 2019/7916 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 07/11/2019 tarihli ve 2019/8149 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 20.10.2019 gün ve 2020- 5404 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.10.2020 gün ve KYB. 2020/94622 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliğince yayınlanan içeriğin yorum ve değerlendirme niteliğinde olduğu ve ağır eleştiri olsa bile talebe konu yazıların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle başvurunun reddine karar verilmiş ise de; söz konusu sitede... isimli kullanıcı tarafından Çağtek Alüminyum Doğrama şirketinin sahibi başvuran ilgili ...'in fotoğrafı paylaşılarak "bu sahtekar ustaları yurtdışına gönderiyi maaşları zorla alıyosun mesaileri hiç ödememiyo sabahlara kadar çalıştırır ikramiye vercem agamsın paşamsın der işi bitince kimseyi tanımaz bunun işine gitmek isteyenler dikkat etsin mağdurların telefonlarını verebilirim direk görüşübilirsiniz" şeklindeki ve yine "...çağtek alüminyum yurtdışına götürdüğü ustaları mesai bırakıyo ücretlerini ödemi bazen sabaha kadar çalışıyon türkiye geldiğinizde mesailerinizi ödemiyorlar" şeklindeki paylaşım içeriklerinin başvuranın ticari itibar ve saygınlığı ile kişilik haklarını ihlâl eder mahiyette olduğunun anlaşılması karşısında, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü:
5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9/(1). maddesinin uygulanma şartları;
- İnternet ortamında yapılan bir yayın olması,
- İnternet ortamında yapılan yayın içeriğinde, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların kişilik haklarının ihlal edilmesidir.
5651 sayılı Kanun'un 2. maddesinde; İnternet ortamı: "Haberleşme ile kişisel veya kurumsal bilgisayar sistemleri dışında kalan ve kamuya açık olan internet üzerinde oluşturulan ortamı", İnternet ortamında yapılan yayın: "İnternet ortamında yer alan ve içeriğine belirsiz sayıda kişilerin ulaşabileceği verileri" ve sosyal ağ sağlayıcı: "Sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses, konum gibi içerikleri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkân sağlayan gerçek veya tüzel kişileri," şeklinde tanımlanmıştır.
Sosyal ağ sağlayıcılarının internet siteleri üzerinde kurmuş oldukları yazılım sistemleri üzerinde ve veritabanlarında, bu sağlayıcıların üyesi olan kullanıcıların paylaşımlarının, hangi anda kaç kişinin erişimine açık olduğu hangi anda bu paylaşımlara kaç kişinin erişebildiği hususu belirli olmamakla birlikte, bu verilere belirsiz sayıda kişinin ulaşabileceği (somut olayda ulaşmasa dahi) değerlendirilmelidir. Dolayısıyla internet üzerinden yapılan bu paylaşımların, 5651 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında, sosyal ağ sağlayıcılarının kayıtlı kullanıcılarının, kişisel hesapları üzerinden yaptıkları paylaşımların, internet üzerinden yapılan yayın kapsamında kabul edilmesi gerektiği şüphesizdir.
Kişilik Hakları; Özel hukukta kişinin doğumla birlikte kazandığı ve üzerine kişisel gelişimiyle birlikte her geçen gün yeni değerler kattığı kişiliğinin, maddi ve manevi bütünlüğünün, isminin, mesleki kariyerinin, ailesinin ve hatta sosyal çevresinin kişi üzerinde oluşturduğu, kısacası kendini gerçekleştirme yolunda elde ettiği tüm kazanımlarının ve menfaatlerinin, hukuk düzeni tarafından koruma altına alınan yönüdür. Medeni hukuk kapsamında kişilik hakları, kategorik anlamda "mutlak haklar" içinde yer alan, her zaman varolan, zamanla tükenmeyen, herkese karşı ileri sürülebilen, çoğu zaman kişiye sıkı sıkıya bağlı ve devredilemeyen, şahısvarlığına ilişkin haklardandır. Kişilik haklarının bir maddi (bedensel, cismani, organik vs. özellikleri) boyutu, bir de manevi (ruhsal,içsel,duygusal vs. özellikleri) boyutu bulunmaktadır.
Kişilik hakları ise hukukun koruma altına aldığı, hukuken korunmayı gerektiren kişiye ait değerlerdir. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde belirtildiği üzere, kişilik haklarının sahibi gerçek veya tüzel kişiler olabilecektir.
Haksız fiil, hukuka aykırı fiil ve suç kavramları birbirinden farklı kavramlardır. Her haksız fiil, hukuka aykırı fiil olarak kabul edilemeyeceği gibi her hukuka aykırılık da suç değildir. Bu nedenle bir toplumda suçun görülme oranı, hukuka aykırı fiillerin görülme oranına göre, hukuka aykırı fiillerin görülme oranı da nispeten haksız fiillerin görülme oranına göre daha düşüktür.
5651 sayılı Kanun'da "kişilik haklarının ihlali" deyimi ile kastedilen; hukuk düzenince sınırları çizilen kişilik hakları alanının, maddi (somut) ve beşeri bir davranışla ihlal edilmesidir. Her hakka ait sınırın çizilmesinde olduğu gibi başkalarının hakları söz konusu olduğunda veya başkalarının hakları ile çatıştığı/çakıştığı durumlarda kişilik haklarından da söz edilemeyecektir. Kişilik haklarının ihlali, haksız bir fiildir. Ancak kişilik haklarının ihlalinin her durumda hukuka aykırı bir fiil olduğu kabul edilemez. Kaldı ki, kişilik haklarının hukuka aykırı olarak ihlali, ancak kanunla çizilen sınırların aşılması ve öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde suç oluşturabilir.
Keza, Anayasa'nın "VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(Mülga fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.)
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükümlerini içermektedir.
İfade özgürlüğü; insanın dilediği şekil, zaman ve koşulda, herhangi bir baskı, sınırlama veya zorlama altında kalmadan bilgi ve fikir sahibi olma, özgürce düşünme, düşüncelerini baskı altında kalmadan açıklama, muhatabına iletme ve yayma imkanının elinde bulunmasıdır.
O halde ifade özgürlüğünün temel unsurları;
- Bilgiye, yorum ve değerlendirmelere, mesaj veya habere özgürce erişebilme,
- Herhangi bir sınırlama, baskı veya yönlendirme olmaksızın özgürce kanaat ve fikir sahibi olma,
- Sahip olunan düşünce ve kanaati özgürce açıklayabilme ve yayma imkanının bulunması olarak sayılabilir.
Hemen her temel hak ve özgürlük için olduğu gibi ifade özgürlüğünün de sınırlanması açısından genel bir takım kriterlerin her somut olayda ayrı ayrı gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Hukuk tekniği açısından bir temel hak ve özgürlüğün sınırlandırılması için gözetilmesi gereken kriterler;
- Sınırlamanın kanunla yapılması (yasal bir dayanağı olması),
- Sınırlamanın meşru bir amaca hizmet etmesi (AİHS'de veya iç hukukta yer alan sınırlama sebeplerinin varlığı),
- Sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun olması (demokratik ve bilinçli bir toplumda yapılacak sınırlamanın normal görülmesi ve saygıyla karşılanması)
- Sınırlamanın ölçülü olmasıdır.
AİHS'nin 10. maddesinde bir temel hak ve özgürlük olarak kabul edilen ifade özgürlüğünün de sınırsız olmadığı, objektif olarak belirlenmiş istisnai durumlarda sınırlanabileceği öngörülmüştür. AİHS'nin 10/2. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün sınırlama sebepleri;
- Ulusal güvenliğin, toprak bütünlünün veya kamu güvenliğinin korunması,
- Kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin engellenmesi,
- Sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması,
- Gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması olarak sayılmıştır.
Kanun yararına bozmaya konu uyuşmazlık bakımından; sınırlanması istenen ifadenin başkalarının şöhret ve haklarını ihlal etmeyecek derecede saygıdeğer olması gerektiği, aksi halde sınırlandırılmasının kaçınılmaz olduğu değerlendirilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 26.10.2017 tarihli, 2014/5552 Başvuru numaralı bireysel başvuru kararında;
"...59. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde internet erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma açılıp açılmayacağı belirsizdir. Kişilik haklarına müdahale nedeniyle soruşturma açıldığı takdirde soruşturma veya kovuşturmanın sonucuna göre yargı mercileri, erişimin engellenmesi tedbirinin akıbeti hakkında bir karar verebilir. Buna karşılık bir soruşturma açılmadığı takdirde erişimin engellenmesine ilişkin söz konusu tedbir internet kullanıcılarını engellenen içeriğe belirsiz bir süreyle erişmekten alıkoyacaktır...
...62. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen sulh ceza hâkiminin yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın, karşı tarafı dinlemeksizin, delil toplamaksızın, talepte bulunan tarafından kendisine sunulan delillerle sınırlı bir inceleme sonunda erişimin engellenmesine karar vermesi usulünün istisnai olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu usul ancak internet yayınının kişilik haklarını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşıldığı durumlarda işletilebilir. Bir kimsenin çıplak resimlerinin veya video görüntülerinin yayımlanması gibi kişilik haklarının ihlal edildiğinin daha ileri bir inceleme yapılmaya gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabildiği hâllerde 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülmüş olan istisnai usul işletilebilir...
...63. İlk bakışta ihlal doktrini, derece mahkemelerinin verecekleri internete erişimin yasaklanmasına ilişkin karara itirazda da uygulanır. Nitekim 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde bir internet sayfasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin bir tedbire itiraz yöntemlerine dair özel bazı hükümler bulunmakla birlikte itiraz incelemesi sonucunda verilen karar, çelişmeli yargılama sonucu verilen ve uyuşmazlığı esastan çözen bir karar değil sulh ceza hâkiminin erişimin engellenmesi kararının prima facie gerekliliği ile sınırlıdır.
Böyle durumlarda "ilk bakışta ihlal doktrini" internet ortamında yapılan yayınlara karşı kişilik haklarının hızlı bir şekilde korunması ihtiyacıyla ifade hürriyeti arasında adil bir denge sağlayacaktır (bu konuda bkz. Kemal Gözler, “Kişilik Haklarını İhlal Eden İnternet Yayınlarının Kaldırılması Usûlü ve İfade Hürriyeti: 5651 Sayılı Kanunun 9’uncu Maddesinin İfade Hürriyeti Açısından Değerlendirilmesi”, Rona Aybay’a Armağan, İstanbul, 2014, Cilt I, s.1059-1120)...
...66. Bundan başka 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre ortada ilk bakışta ihlal bulunmadığı gerekçesiyle istediği korumayı elde edemeyen kişi de kişilik haklarının korunması için genel hukuk yoluna her hâlde başvurabilir. Sulh ceza hâkiminin ilk bakışta ihlalin olduğuna veya olmadığına karar vermesi uyuşmazlığın tümüyle çözümlendiği anlamına gelmez. Zira prima facie verilmiş kararlar, hiçbir zaman normal bir dava için maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.
...67. Bu kapsamda 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesindeki usulde ortada ilk bakışta ihlal durumunun bulunmadığı hâllerde talep başka bir inceleme yapılmaksızın reddedilir. Genel mahkemelerde görülen davalarda ise talebin kabul edilebilmesi için ihlal iddiasının ispatlanması gerekir. Böyle durumlarda genel mahkemeler ilk bakışta ihlal bulunmadığını belirterek talebin reddine karar veremez. İhlalin olup olmadığı, bilirkişi dâhil mümkün olan bütün delillerle ispatlanmalıdır..." ifadeleriyle belirtiliği üzere;
Kişilik haklarının ihlal edilip edilmediğine dair 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde düzenlenen çekişmesiz yargıya başvuru aşamasında, Sulh Ceza Hakimliklerince araştırılması gereken hususlar; sırf başvuruya konu ifadeden hareketle, ilk bakışta kişilik haklarını ihlal eden ifadelerin kullanılıp kullanılmadığı ve kişilik haklarının ihlal edildiği kabul edilebilirse, bu kez de ihlalde başkalarının "ifade ve basın özgürlüğü" gibi bir hukuka uygunluk sebebinin bulunup bulunmadığının ortaya konulmasıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, Axel Springer & Almanya kararında, ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda, sınırlamanın sözleşmeye uygun olup olmadığının tespiti bakımından;
- İfadenin genel kamu yararını güden bir tartışmaya katkıda bulunması,
- İfadede sözü edilen kişinin tanınmışlık derecesi ve aktarılan konu,
- İfadede adı geçen kişinin daha önceki davranışları,
- İfadeye konu olan bilgiyi elde etmek için kullanılan yöntem,
- İfadede aktarılan bilginin doğruluğu, içeriği, biçimi ve etkileri,
- İfadenin sınırlanması için uygulanan yaptırımın türü, miktarı, ölçülü şekilde kullanılıp kullanılmadığı,
Yönlerinden değerlendirilmesi gerektiğini öngörmektedir.
Kanun yararına bozmaya konu somut uyuşmazlıkta; Turan Alkaş isimli bir şahsın, facebook adlı yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcısının internet sitesi üzerinde kendisine ait hesapta yaptığı paylaşımlarda, ... isimli iş adamı hakkında, bu kişinin fotoğrafını ekleyerek, fotoğrafın hemen yanında hazırladığı metinde; "...bu sahtekar, ustaları yurtdışına gönderiyi, maaşı zor alıyorsun, mesaileri hiç ödemiyor, ... sabahlara kadar çalıştırır, ...İş bitene kadar ağamsın, paşamsın der, işi bitince kimseyi tanımaz, ... Bunun işine gitmek isteyenler dikkat etsin..." şeklinde paylaşımlarda bulunduğu görülmüştür.
Yukarıda yazılı mevzuat ve emsal kararların uyuşmazlığa uygulanmasına gelince;
- Uyuşmazlığa konu ifadeler, internet ortamında bir sosyal ağ sağlayıcısının gerçek (ve sıradan) bir kişiye vermiş olduğu internet erişim imkanları üzerinden sadece kendi takipçilerinin görebileceği şekilde yaptığı, isteyen herkese açık olmayan paylaşımlardır.
- İfadenin muhatabı gerçek kişi; bir siyasetçi, sanatçı veya kamu görevlisi olmadığı gibi herkesçe tanınan, bilinen veya halka mal olmuş bir kişi de olmayıp sıradan bir işverendir.
- İfadede aktarılan konu, paylaşımda bulunan kişinin önceden muhatapla birlikte çalışmış olduğu, mesai ücretlerini alamadığı iddiaları ile hukuka aykırı olarak muhataba sarf ettiği "sahtekarlık" yönündeki şahsi değer yargısıdır. İfadenin sahibinin bir taşeron veya usta yada işçi olması kuvvetle muhtemel olduğundan, ifadedeki suçlamaların muhatabın bundan önceki davranışlarından kaynaklı somut olgulardan hareketle yapıldığı, bundan sonraki iş hayatı üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceği değerlendirilse de bu kişiyle çalışmak isteyenlerin daha dikkatli olmaları gerektiği yönünde uyarı amaçlı olduğu, tek başına ve kötüniyetle muhatabın onur ve saygınlığının hedef alınmadığı değerlendirilmiştir.
- İfadede yer alan bilgilerin doğruluğunun ispatlanıp ispatlanamadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Ancak, ifadede yer alan iddiaların; ilk bakışta muhatabın kişilik haklarını, onur ve saygınlığını ihlal edici mahiyette olmadığı, paylaşımları yapan kişinin muhatapla daha önceden iş yaptığından hareketle; uğradığı mağduriyeti ifade özgürlüğü kapsamında ortaya koymak için bu ifadeleri kullandığı değerlendirilmiştir.
- İfade sahibinin sarf ettiği iddialar, hukuk mahkemeleri önünde ortaya konulması ve değerlendirilmesi gereken iddialardır. Dava açıp açmama hakkı, mağdur kişilerin takdirinde olmakla erişimin engellenmesi tedbiri talebine yönelik başvurularda, somut iddiaların gerçekliğinin var olup olmadığının araştırılmasının zorunlu olmadığı değerlendirilmiştir.
- Sonuç olarak, bir sosyal ağ sağlayıcısının kişisel hesabı üzerinden tanıdığı ve bildiği kişilere muhatap başvuran aleyhine yapılan paylaşımlarda kullanılan ifadelerin, ilk bakışta kişilik haklarını ihlal etmediği ve ifade özgürlüğü sınırları içinde değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebi, yukarıda yazılı nedenlerle yerinde görülmediğinden, kanun yararına boma başvurusunun REDDİNE, 17.01.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5. Ceza Dairesi, 2013/16791 E., 2014/516 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Anayasamızın 59/1. maddesinde devletin her yaştaki Türk vatandaşının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alacağı ve sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceğinin belirtildiği, ayrıca Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Müsabakalarında Seyircilerin Ş
5. Ceza Dairesi 2013/16791 E. , 2014/516 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgütü yönetme, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve yardım etme, işyeri dokunulmazlığının ihlali, tehdit, rüşvet verme ve alma, bu suça aracılık etme, dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs, şike, teşvik primi, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, resmi belgede sahtecilik suçuna yardım etme, özel belgede sahtecilik.
HÜKÜM : Mahkûmiyet, beraat, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, ayırma.
TEMYİZ EDENLER : C.Savcısı, malen sorumlu ... vekili, katılma isteminin reddine karar verilenler ... vekili ile kendisine asaleten oğlu ...'na velayeten ..., katılanlar ... Spor Kulübü Derneği, ... Spor Kulübü, ... Sportif Hizmetler San. ve Tic. A.Ş., ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilleri, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafiileri, sanık ... ve müdafii ile sanıklar ..., ... ve ....
EK TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Bozma.
Mahalli Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Katılan ... Spor Kulübü Derneği vekilinin, yokluğunda verilen ve 28/08/2012 tarihinde tebliğ edilen hükmü, 1412 sayılı CMUK'nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra 06/09/2012 tarihinde temyiz etmiş olduğundan temyiz isteminin,
Sanık ... müdafiileri süre tutum temyiz dilekçesinde mahkûmiyet hükümlerini temyiz ettikleri halde, yasal süreden sonra verilen gerekçeli temyiz dilekçesinde ise hem mahkûmiyet hem de sanık hakkında CMK'nın 223/2-e madde ve fıkra hükmü uyarınca verilen beraat hükümlerini temyiz ettikleri anlaşıldığından, bu beraat hükümlerine yönelik temyiz taleplerinin,
Sanıklara atılı suçlardan doğrudan zarar görmeyen şikayetçilerden ... ile, kendisine asaleten oğlu ...'na velayeten ...'nun kamu davasına katılma taleplerinin reddine ve ... Spor Kulübü, ... Sportif Hizmetler San. ve Tic. A.Ş. ile ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş.'nin bir kısım sanıklara yüklenen suçlardan dolayı doğrudan zarar görmesi ihtimali bulunduğundan, adı geçen Kurumların davaya katılmalarına ilişkin kararlarda bir isabetsizlik bulunmadığından, yine, sanıklardan... hakkında verilen kamu davasının ayrılması kararının temyizi mümkün olmadığından;
... Spor Kulübü Derneği vekilinin,
... vekilinin,
Kendisine asaleten oğlu ...'e velayeten ...'nun,
Sanıklardan ... ve ... müdafiin, temyiz istemlerinin, Katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin sanıklardan... hakkında verilen kamu davasının ayrılması kararı ile, atılı suçlardan dolayı doğrudan zarar görmediklerinden sanıklardan ... hakkında ... liderliğindeki suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, resmi belgede sahtecilik suçuna yardım etme ve nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs, ... hakkında rüşvet verme, özel belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçlarından verilen beraat hükümlerine, ... hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık ve 11/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... kupa finali müsabakasında şike suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz taleplerinin,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen 12/02/2008 gün ve 2007/9-230 Esas, 2008/23 sayılı Kararı ile hükmolunan ceza miktarları gereğince sanıklardan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafiilerin süresinde, sanık ... müdafiin ise süresinden sonra vaki duruşmalı inceleme istemlerinin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de nazara alınarak CMUK'nın 317 ve 318. maddeleri uyarınca ayrı ayrı REDDİYLE,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında ... liderliğindeki suç örgütüne üye olmak,
..., ... ve ... haklarında 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakasında şikeye teşebbüs,
... hakkında 17/04/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakasında teşvik primi verilmesine yardım etme,
... hakkında ise rüşvet almaya yardım etme suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı, 5560 sayılı Yasa ile değişik CMK'nın 231/12. madde ve fıkrası uyarınca sadece itiraz mümkün olup temyiz olanağı bulunmadığından, 5271 sayılı CMK'nın 264. maddesi uyarınca katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin bu husustaki temyiz dilekçeleri itiraz niteliğinde kabul edilerek mahallinde işlem yapılması mümkün görüldüğünden bu kararların inceleme dışı bırakılmasına,
Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü tarafından uygun bulunan şikayetçi ... Bakanlığı adına ... Muhakemat Müdürlüğü vekilinin 05/11/2012 havale tarihli temyizden vazgeçme dilekçesi de gözetilerek incelemenin duruşmasız ve diğer temyiz itirazları ile sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Temyize konu dosya içeriği ve bu bağlamda toplanan tüm yasal kanıtlar değerlendirildiğinde;
Sporun bir çok dalı bulunmasına karşın futbolun gerek dünyada gerekse ülkemizde ilk akla gelen spor dalı olduğu, futbola olan bu yoğun ilginin beraberinde karmaşık parasal ilişkileri ve bunun domino etkisiyle yayıldığı sosyal, kültürel, politik ve uluslararası pek çok alanı ilgilendirdiği,
6222 sayılı Yasanın gerekçesinde de belirtildiği üzere artık içinde bulunduğumuz yüzyılda aşılması zor sınırların ortadan kalktığı, ulaşım ve teknoloji başta olmak üzere diğer alanlardaki gelişme ve bütünleşmelerle birlikte genelde sporun özelde de futbolun insanların yaşamında çok daha fazla yer almaya başladığı, giderek bir endüstri haline geldiği, ülkelerin saygınlığı ve küreselleşen dünyadaki ağırlıklarının belirlenmesinde en önemli ölçütlerden biri olma niteliğine büründüğü,
Sporun profesyonel olarak icrasının, bunu, sadece zevk ya da sağlık için yapılan bir faaliyet olmaktan çıkarıp bir meslek haline de dönüştürdüğü,
Bu bağlamda temel gayesinin, insanın beden ve ruh sağlığını geliştirerek iradesini güçlü kılmak ve toplumda barış, kardeşlik ve dayanışma duygusunu yaygın hale getirmek olduğu, bu durumun sportif faaliyet ve organizasyonların sporun ruhuna ve spor ahlakına uygun, sportmenlik duyguları içerisinde gerçekleştirmesine yönelik, yaygın bir beklentiyi gündeme taşıdığı,
Anayasamızın 59/1. maddesinde devletin her yaştaki Türk vatandaşının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alacağı ve sporun kitlelere yayılmasını teşvik edeceğinin belirtildiği, ayrıca Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Müsabakalarında Seyircilerin Şiddet Gösterilerine ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesinin 25/09/1986 tarihinde imzalandığı ve 3608 sayılı Kanun ile uygun bulunarak yürürlüğe girdiği,
Bugün için ülkemizde futbolun farklı sosyal statüleri ve inançları taşımalarına rağmen büyük kitleleri bünyesinde toplamayı başardığı,
Futbolun dürüstçe ve haksız rekabet olmadan, yasa dışı maddi-manevi çıkar ilişkileri karıştırılmadan yapıldığına yönelik toplumsal inancın korunması gerekliliğinden uzaklaşanlara karşı uygulanacak yasal yaptırımların, futbolun bir araya topladığı büyük kitleleri hedef almayıp, aksine onların saygınlıklarını artırmaya ve sadece yanlışlıkların önüne geçilme amacına yönelik bulunduğunun son derece açık olduğu,
Bu itibarla, dava konusu somut olayda yargılananların, futbol kulüpleri olmayıp, kulüplerde yöneticilik yapan, futbol oynayan, yetkili ya da yetkisiz futbolcu temsilciliği yapan vb. kişiler olduğu,
2009 yılında Almanya'da ... Savcılığı'nın yürüttüğü şike ve bahis soruşturmasında, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bir çok ülkede oynanan bazı futbol müsabakalarında şike yapıldığının tespit edilmesi üzerine, ... tarafından ... C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, konu ile ilgili yapılan soruşturma sırasında, ... Savcılığı'ndan ilgili evrakların getirtildiği ve bir kısım futbolcu, futbolcu temsilcisi, teknik direktör, antrenör, yönetici ve iş adamı ile ilgili olarak soruşturmaya başlanıldığı, hatta bir kısım şüphelilerin bu soruşturma sırasında tutuklandığı, akabinde evrakın tekemmül ettirilerek toplam 71 sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarından ... Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı (Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2010/6470-6110 Esas ve Karar sayılı Tayini Merci dosyası içeriğinden), yaşanan bu olay üzerine ... Valiliği Asayiş Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından istihbari mahiyette çalışmalara başlandığı,
Bu çalışmalar sırasında, Polis tarafından düzenlenen 14/11/2010 günlü raporda; 1980'li yıllardan sonra ülkemizde futbolun devasa para trafiği yönünden illegal suç örgütlerini cezbettiği, zamanla suç örgütlerinin özellikle futbol çevreleri içine girdiği, bu çevrelerdeki etkili kişilerin referansı ile hem çeşitli alanlara yönelip ekonomik menfaat sağlayarak büyük paralar kazandıkları, hem de illegal işlerini örtecek şekilde itibarlı konuma geldikleri, Türkiye'deki suç örgütü liderlerinden biri olan ...... öncülüğündeki suç örgütüne üye olmaktan dolayı haklarında yasal işlem yapılan ...'ın ..., ...'in ise ... Futbol Kulüplerine başkan oldukları, ... grubuna bağlı birçok kişinin çeşitli kulüplerde ve özellikle ... içinde kendi örgütlerinin açıklarını kapatabilecek durumda olduklarının değerlendirildiği,
Yine, bu çalışmalar sırasında, ... ilinde kurulu bulunan ... Futbol Kulübünün, ... Grubu tarafından yönetildiği, bu kulüp çatısı altında suç örgütü üyesi bulunan pek çok kişiye askerlikle ilgili sorunlarının çözülmesi için futbolcu lisansı çıkartıldığı, hatta bunlardan bazılarının futbol oynamadığı halde diğer kulüplere transfer edilmiş gibi gösterildikleri,
... Grubuna bağlı örgüt liderlerinden ...'in ülkemizde legal veya illegal yöntemlerle, pek çok futbolcu menajerliği şirketi ile doğrudan veya dolaylı bağlantılarının olduğu, çeşitli liglerde futbol kulüplerinin bulunduğu, bu kulüplerde oynayan futbolculardan bir kısmının örgüt adına futbol oynayıp, lig maçlarında şike eylemlerini gerçekleştirdikleri, bir çok vasat düzeydeki futbolcunun, çeşitli kulüplerde örgüte bağlı hareket eden teknik direktör ve menajerler vasıtasıyla, kulüp başkanları kandırılmak ya da ortak hareket edilmek suretiyle fahiş fiyatlara transfer edildiği istihbaratına ulaşıldığı,
İstihbari mahiyetteki çalışmalarda bahse konu hususlarda en fazla mağdur edilen kulüplerden birinin ... olduğu, ... ili Zeytinburnu ilçesinde ticaretle uğraşan ve söz konusu Kulübün başkanlığını yapan ... ile gerçekleştirilen resmi olmayan görüşmede; adı geçenin, 2010 yılı içinde ...'a başkan olduğunu, başkanlık seçimi sürecinde, eski başkan ... ve adamlarından tehdit ve uyarı aldığını, buna karşılık seçimi altı oy farkla kazandığını, seçimden sonra ...'in menajerlik şirketine bağlı olup, ...'da oynayan tüm futbolcuların şehri terk ettiğini, konuyu araştırdığında futbolcularla etik olmayan ve ... yönetmeliklerine aykırı şekilde yapılan sözleşmeler gereği, futbolcuların serbest kaldığını tespit ettiğini, kulübün, hesap hareketlerini incelediğinde, pek çok yasa dışı husus gördüğünü, ildeki bir mali müşavirlik şirketine kulüp hesapları üzerinde araştırma yapması hususunda yetki verdiğini, şirket sahibinin kendisine sözlü olarak eski yönetimin mevcut hesaplara göre cezaevine gireceğini belirttiğini, ancak ... ve adamları tarafından tehdit edildiği için resmi rapor düzenlemediğini beyan ettiğini, kendi yönetimleri dönemine kadar kulüpte oynayan futbolcuları araştırdığında, futbol camiasında tanınmayan ve futbol oynayıp oynamadığı dahi belli olmayan onlarca kişiyle sözleşme yapılıp para ödendiğini, ancak bu kişilerin hiçbirinin kulüpte futbol oynamadığının kendilerince saptandığını, ... ilinde, kulübe gelir sağlamak üzere faaliyet gösteren ... limanı otoparkında yıllık gelir 1 milyon 200 bin lira olmasına rağmen, kulüp defterinde bu gelirin 70 bin lira olarak gösterildiğini, yönetime geldikten sonra futbol takımının üst üste müsabaka kaybetmesi üzerine, bazı futbolcularla yaptığı görüşmelerde, ... ve adamlarının çeşitli defalar kulübü bastığını, yönetimlerini zor duruma düşürmek adına, tehdit edilip oynamamaya zorlandıklarını öğrendiğini, 10 Kasım 2010 günü kulüp basın sözcüsü ...'ın basında yer alan eski yönetim hakkındaki beyanları nedeniyle, bazı şahıslar tarafından darp edildiğini, şikayetçi olması halinde çocuklarına zarar verileceği tehdidinde bulunulduğunu, kulüp başkanı olarak kendi imkanları ile konuları araştırdığında ... ve adamlarının ...'deki etkin kişiler tarafından korunduğunu ve bu kişiler tarafından tehdit edilerek uyarıldığını anlattığı hususlarına yer verildiği,
Polis tarafından düzenlenen 30/11/2010 günlü raporda yukarıda belirtilen hususlara ek olarak; ...'in, yapılan GBT – Arşiv sorgulamasında, 1 adet 6136 sayılı Kanuna muhalefet, 2 adet resmi belgede sahtecilik, 1 adet Hüv.Cüz.Nüf.Tez.Pas.Ruh.İlm.Sah.ve Bey. sahtecilik suçlarından olmak üzere 4 adet yakalandı kaydının bulunduğu, 6 adet ...... liderliğindeki çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne üye olmak ve 1 adet de gerçeğe aykırı belge tanzim etmek ve gıyabi tevkifli olarak aranan şahsa yardım ve yataklık suçlarından olmak üzere toplam 7 adet suç kaydının olduğu, 2004 yılında ...... liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonda, ... Grubunun, futbol camiasında bir hakimiyet kurma amaçlı olarak kendi aralarında ve futbol camiasından bir takım şahıslarla telefon görüşmeleri yaptıklarının tespit edildiği, bu tespitlerde daha çok ...'in adının geçtiği, ... ve ... adlı futbolcuların, 2006 yılında araçlarının kurşunlanması konusuyla ilgili olarak ...'in adının geçtiği, bu nedenle geçmiş dönemlerde de ...'in futbol camiasında söz sahibi olmak için çalışmalarının bulunduğu, soyadı vasıtası ile ...... liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütü yapılanması ile bağlantılı olduğunun kamu nezdinde bilindiği, örgüt tarafından da ... soyadının bir baskı aracı olarak kullanıldığı, örgütün illegal alemdeki ününü kullanarak bazı futbolculara baskı yaptığı, özellikle ...'in suç geçmişi nedeniyle, bazı futbolcuları doğrudan tehdit etmesi yanında, müsabakalarda nasıl oynaması gerektiği hususunda da söz söylemesinin dahi futbolcular açısından zımni bir tehdidin varlığını oluşturduğu, futbolcuların bu durumda örgüte karşı gelemedikleri, oynadıkları maçları kaybetmeleri veya iyi oynamamaları yönünde örgüt tarafından tehdit edildiği, maçta oynamaması ve takımın kaybetmesi sonucunda bahis yolu ile bahse konu suç örgütünün yüksek miktarlarda haksız kazanç temin ettiği değerlendirmelerine yer verildiği,
Söz konusu raporlar üzerine, ... Valiliği Emniyet Müdürlüğü tarafından, raporlarda bahsi geçen olaylarla ilgili olarak ... C.Başsavcılığı'ndan (CMK. 250. madde ile görevli) 02/12/2010 günü soruşturma talimatı alındığı, ardından soruşturma kapsamında, ... ... Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK. 250. madde ile görevli) 08/12/2010 tarih ve 2010/2539 sayılı Kararı ile şüpheliler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgütün faaliyetleri suçu bakımından CMK'nın 135 ve 137. maddelerine göre iletişimin tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verildiği,
Yapılan teknik takip çalışmalarında; ...'in yetkili menajer olmadığı halde, kurmuş olduğu menajerlik şirketi vasıtası ile futbolcu transferlerinde ve Futbol Federasyonu nezdinde etkin olduğu, özellikle ...'un borçları nedeniyle transfer tahtasının kapalı olması sonucu, transferlerini gerçekleştirememesi üzerine kulüp başkanı ... tarafından ...'den yardım istendiği, ...'un da ... Başkanı ... ile görüşerek transfer tahtasının açılmasını sağladığı, bu iki kişinin yakın ilişki içinde bulunduğu, ...'un yetkisiz menajer olduğunu bildiği halde ...'un bu faaliyetlerine göz yumduğu, ...'un da bu ilişkisi sayesinde futbol çevrelerinde etkin konumda bulunduğunun anlaşılması üzerine, ... Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK. 250. madde ile görevli) 04/02/2011 tarih ve 2011/361 sayılı Kararı ile şüpheli ... hakkında suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgütün faaliyetleri suçu kapsamında, CMK'nın 135 ve 137. maddelerine göre iletişimin tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verildiği,
... Emniyet Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği'ne sunulan 04/02/2011 günlü raporda; soruşturma kapsamında yapılan istihbari çalışmalar sonucu ...'in, ... Bulancak'ta bulunan ismi henüz tespit edilemeyen bir kuyumcudan borç adı altında 750.000 TL. para aldığı, ancak geri ödemediği, kuyumcunun da tehdit edildiğinden parasını almak için yasal yollara başvuramadığı, ayrıca ... adlı müteahhitten 2 daire aldığı, karşılığında ... kulübüne ait çekleri verdiği, çekler karşılıksız çıkınca da hiçbir sorumluluk kabul etmediği ve daireleri geri vermediği, bu olaydan dolayı ...'ın mağdur olduğu ancak korktuğu için şikayetçi olamadığı, ...'in ..., ..., ... ve isimleri henüz tespit edilemeyen 2 erkek kardeşi, ..., ..., ... ve ... adlı şahıslarla birlikte hareket ettiği, ...'in ... ... TV'nin sahibi olduğu ve ... adlı şahıstan almış olduğu 100.000 TL. tutarındaki parayı geri ödemediği gibi tehdit ettiği, yine ... TV'nin ...'da yayın yaptığı binanın 100.000 TL. tutarındaki kira borcunu ödemediği, bina sahiplerinin korkudan icraya başvuramadıkları, ...'nün 2009 yılında ...'da silahla adam yaraladığı, ancak adliyeye çıkmadan karakoldan serbest kalması olayının ... ve adamları tarafından organize edildiği, ... adlı şahsın kardeşleri ile birlikte sabıkalı olup, tehdit ve haraç alma faaliyetlerini yürüttükleri, ... adına bu tip illegal faaliyetlerde bulundukları, ... ve ...'ın ... adına legal alanda faaliyet gösterdiği, ...'da yayın yapan yerel basınının bir kısmını ... adına yönlendirdiği, ... ... gazetesinde yazan ... adlı şahsın ... ve adamları hakkında yazmış olduğu bir yazı sonrası çalıştığı işyerinin ... ve adamları tarafından basıldığı, ...'nin önce şikayetçi olduğu, daha sonra gelen tehdit ve baskılardan dolayı şikayetini geri aldığı, ...'ın başkanlığı döneminde ... basın sözcüsü olan ...'ın 2010 yılı içerisinde ... ve ...'in azmettirmesi sonucu, ... ve ... ile adamları tarafından dövüldüğü, ...'ın 2010 yılında yapılan kongre ile ...'den ... başkanlığını devraldıktan sonra, kulüp defterinin denetlenmesi için yeminli mali müşavir ... ile 5.000 TL. karşılığında anlaştığı, ...'in bir süre sonra ...'a kulüpte çok yolsuzluk olduğunu, raporlaması halinde geçmiş dönemin büyük sorumlulukları ve hatalarının ortaya çıkacağını, ancak aldığı tehditlerden dolayı bu raporu tanzim edemeyeceğini söylediği, ...'da 11/12/2010 tarihinde olağanüstü kongre kararı alındığı, halihazırdaki başkan ...'a, ... ve adamlarınca tehdit ve şantajla başkanlığı bırakması yolunda baskılar yapıldığı yönünde teyide muhtaç bilgilerin elde edildiğinin yer aldığı,
Yapılan teknik takip çalışmaları sırasında tespit edilen hususlarla ilgili olarak Polis tarafından düzenlenen, ... Spor Kulübü Başkanı olan ... ile ... Başkanı ...'in yakın ilişki içerisinde oldukları, diğer kulüp başkanlarına karşı birlikte hareket ettikleri, görevi gereği tarafsız olması gereken ... Başkanının ... futbol takımının oynadığı maçları ...'ın düdük çalmasını istediği hakemlerin yönetmesini sağladığı, bu hakemlerin kulüp aleyhine karar vermemesi hususunda ve diğer takımların aleyhine olacak biçimde ...'ın ... Başkanı ...'u etki altına almaya çalıştığı, hususlarını içeren 16/02/2011 günlü rapor üzerine suç örgütünün tüm yönlerinin deşifre edilebilmesi, eylemlerinin tam olarak ortaya çıkarılabilmesi ve şahısların örgüt içerisindeki konumlarının tam olarak anlaşılabilmesi için ... Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK. 250. madde ile görevli) 17/02/2011 tarih ve 2011/689 sayılı Kararı ile şüpheliler ..., ... ve ... haklarında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve buna bağlı olarak örgütün faaliyetleri suçu kapsamında CMK'nın 135 ve 137. maddelerine göre iletişimin tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verildiği, sonrasında da devam eden eylemleri nedeniyle adı geçenler ve irtibatı olan kişilerle ilgili olarak da koruma tedbiri kararlarının alındığı,
Bu doğrultuda, somut olaya CMK'nın 135 vd. maddeleri gereğince bakıldığında;
CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile 140. maddesinde düzenlenen teknik araçlarla izlemenin bir koruma tedbiri olduğu, koruma tedbirlerine başvurulabilmesi için gerekli şartların mevzuatımızda her bir koruma tedbiri bakımından ayrı ayrı düzenlendiği, ancak bütün koruma tedbirleri bakımından geçerli olan ön şartların bulunduğu,
Bunların;
a)Suç şüphesinin bulunması: CMK'nın 135/1. maddesinde iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasında “Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda”, anılan Yasanın 140/1. maddesinde teknik araçlarla izlemede ise “Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir:” düzenlemelerinin yer aldığı,
Öğretide ve uygulamada, basit şüphenin; şüphenin en hafif derecesini teşkil ettiği, dayandığı belirtiler itibariyle ispat gücü yetersiz, basit, sayıca az olan şüphe olarak, yeterli şüphenin; mevcut delillere göre yapılacak yargılamada sanığın mahkûm olması ihtimalinin, beraat etmesi ihtimalinden fazla olduğu şüphe olarak, kuvvetli şüphenin ise; eldeki delillere göre yapılacak yargılama sonunda sanığın mahkûm olma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğu şüphe hali olarak kabul edildiği, Kanun Koyucunun CMK'nın 135 ve 140. maddelerindeki “kuvvetli şüphe sebepleri”nden muradının ne olduğu hususu öğretide oldukça tartışma konusu olmakla birlikte, burada Kanun Koyucunun söz konusu tedbirlerin aşırı biçimde ve sıklıkla kullanılmasının önüne geçebilmek amacıyla kuvvetli suç şüphesi şartını aradığı, ancak bu tedbirlere başvurulması için şüpheli veya sanık tarafından suçun işlendiği şüphesini kuvvetli bir şekilde ortaya koyacak delil ve emarelerin mevcut olması şeklinde anlaşılabilecek derece ve zorlukta bir koşul öngörmediği, aksini kabul halinde bu tedbirlere başvurulmasının neredeyse imkansız ve anlamsız hale geleceği, kaldı ki maddelerdeki kuvvetli şüphe sebepleri terimi, şüpheli veya sanığın mahkûm edilmesi ihtimalinin yüksek olduğu biçiminde anlaşıldığı takdirde, bu aşamada söz konusu tedbirlere başvurmanın orantılılık ilkesi açısından da yerinde olmayacağı, zira şüpheli veya sanık hakkında, onun büyük ihtimalle mahkûm edilmesini gerektirecek yoğunlukta delile ulaşıldığına göre, artık bu tedbirlere başvurma gereğinin bulunmayacağı, yine bu tedbirlere başvurulabilmesi için kuvvetli şüphe şartının aranmasının tedbirlere başvuru koşullarından olan, başka yolla delil elde edilmesi olanağının bulunmaması biçimindeki ikincillik ilkesi ile de bağdaşmayacağını kabul etmek gerektiği,
Yargılama konusu edilen olaylarla ilgili soruşturmanın başlangıcının 2009 yılında yurt dışında gerçekleştirilen futbolda şike ve bahis operasyonuna dayandığı, bu operasyonun Ülkemize de sıçradığı ve yetmişbir kişi hakkında nitelikli dolandırıcılık ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma, bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarından ... Ağır Ceza Mahkemesinde görülen bir davanın bulunduğu, hatta bazı şüpheliler haklarında tutuklama kararlarının dahi verildiği hususları nazara alındığında, emniyet güçlerince somut olayla ilgili yapılan istihbari mahiyetteki çalışmalar sonucunda elde edilen ve yukarıda izah olunan bilgi ve bulgular da değerlendirildiğinde, dava konusu somut olayda CMK'nın 135 ve 140. maddeleri uyarınca kararlar alınması bakımından kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının bulunduğu ve başka suretle delil elde edilemeyeceği,
b)Kanuni düzenleme: Ceza muhakemesi önlemlerinin temel haklara müdahale niteliğinde olduğu ve temel haklara müdahalenin de ancak kanuni bir düzenleme bulunduğu takdirde hukuka uygun sayılabileceği, bu nedenle koruma tedbirlerinin mutlaka bir kanun hükmü ile düzenlenmesi gerektiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de bir koruma tedbiri uygulanarak, temel bir hakka müdahalenin, öncelikle ulusal hukukta bir dayanağı olmadığı sürece hukuka uygun olarak kabul edilemeyeceğini kararlarında sıklıkla vurguladığı, bu açıdan bakıldığında CMK'nın 135 ve 140. maddelerinde düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izlemenin 01/06/2005 tarihinden itibaren, yani soruşturmanın başlangıcında, bu koşulun hukukumuzda mevcut olduğu,
c)Gecikemezlik (gecikmesinde sakınca bulunması): Koruma tedbirlerine başvurmanın, ancak bu tedbirlere başvurmanın gerçekten de zorunlu olduğu hallerle sınırlı olması gerektiği, yani bu tedbirlere başvurulamadığı takdirde, ceza muhakemesinin bundan zarar görmesi olduğu, ceza yargılamasında bu zararın maddi gerçeğe ulaşılamaması ve delillerin elde edilememesi olabileceği, bir koruma tedbirine hakim veya mahkeme tarafından karar verilmesinin, bu kararın her halükarda hukuka ve/veya kanuna uygunluğu anlamına gelmeyeceği, bu kararın sadece kanuna uygunluk için görünüşte bir karine olacağı, hukuka uygunluk için önemli olanın kararın verildiği ve icra edildiği anda, gerek kararın gerekse icrasının hukuk kurallarına uygun olması, koruma tedbirinin genel ve özel koşullarını taşıması olduğu, bir koruma tedbiri sonrasında bir delil veya emarenin elde edilip edilmemesinin de hukuka uygunluk açısından bir ölçüt olmadığı, koruma tedbirinden neyin elde edildiğinden ziyade, o tedbire başvurulması kararı ve icrasının hukuka ve kanuni gerekliliklere uygunluğunun esas olduğu, bu açıdan somut olaya bakıldığında dosya kapsamına göre CMK'nın 135 ve 140. maddeleri uyarınca şüpheliler haklarında kararlar alınmasında, bu ön koşulun da bulunduğunun görüldüğü,
d)Görünüşte haklılık: Koruma tedbirlerinin haklı olup olmadığının ancak yargılama sonunda belli olduğu, bu tedbirlerin araç ve geçici olma nitelikleri dolayısıyla, bunlara bu haklılık daha belli olmadan başvurma zorunluluğunun bulunduğu, bu yönü nedeniyle bu tedbirlerin kişilerin hak ve özgürlüklerinin ihlali niteliği taşıdığının açık olduğu, bu noktadaki muhtemel olumsuz sonuçları önlemek bakımından, bu tedbirlerin en azından başvurulduğu anda haklı görünmesinin gerektiği, bu haklılığın da özde değil, görünüşte haklılık olduğu, bu cümleden olarak somut olaya bakıldığında da CMK'nın 135 ve 140. maddeleri uyarınca şüpheliler haklarında kararlar alınmasında görünüşte haklılık koşulunun bulunduğunun görüldüğü,
e)Orantılılık (ölçülülük): Koruma tedbirlerinin araç olma özelliğinin sonucu olarak bu tedbirlere ancak zorunlu hallerde başvurulabileceğinde bir tereddüt bulunmadığı, bu nedenle bu tedbirlere başvurulması sırasında orantılılık ilkesinin gözetilmesi, yani bu tedbirlere başvurmak suretiyle elde edilecek yarar ile bu tedbirlerin kişi üzerindeki sonuçları arasında bir denge, oran bulunması gerektiği, bu ilkenin Anayasamızda da yer aldığı, Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması başlığını taşıyan 13. maddede, temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlamaların, ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağının belirtildiği, temel hakların yalnızca kanun aracılığıyla veya kanun nedeniyle ve yalnızca orantılılık ilkesine riayet edilerek sınırlandırılabileceği, yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 8. maddesinin 1. fıkrasında, herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir denilmişken, 2. fıkrasında ise bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesinin, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refah, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceğinin düzenlendiği, bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre, vatandaşların kamu gücünü kullananlar tarafından gizlice izlenmesinin polis devletinin bir özelliği olduğu, AİHS'ne göre ancak demokratik kurumların, hukuk devletinin, demokrasinin ve insan haklarının korunması söz konusu olduğunda, bu müdahalenin haklı kabul edilebileceği, bu haklılığın tespiti bakımından haberleşme özgürlüğü ve bu kapsamda özel hayata yapılan müdahalenin öncelikle ulusal mevzuatlarda yasa ile düzenlenmiş olması, yasanın da ulaşılabilirlik ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıması gerektiği, ulaşılabilirlikten kastın kişilerin kendilerine uygulanan yasal hükümden haberdar olmaları olduğu, bu açıdan ülkemiz için yasanın ve ilgili mevzuatın Resmi Gazetede yayımlanmasının bu kriterin karşılanması için yeterli görüldüğü, öngörülebilirlikten amacın ise bu hususta konulan kuralların kişilerin davranışlarını düzenlemesine imkan verecek derecede açık ve anlaşılır olmasını ifade ettiği, her iki hususla ulaşılması istenen amacın, gizlilik içeren bir yetki kullanımı sırasında doğabilecek keyfiliğin önüne geçmek olduğu, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim özgürlüğü ve gizliliği Anayasamızın 22. maddesinin koruması altında olup, bu gizliliğe müdahale edilmesinin iletişim özgürlüğü ve gizliliği ilkesini ihlal edeceği gibi, özel hayatın gizliliği ilkesini de ihlal edeceği, ancak dava konusu somut olayda bireylerin temel hak ve özgürlüklerine daha az sınırlama getiren bir tedbirle amacı gerçekleştirmenin (delil elde etme, diğer şüphelilere ve maddi hakikate ulaşma vb.) mümkün olmadığı, CMK'nın 135 ve 140. maddeleri kapsamında uygulanan tedbirlerin ulaşılmak istenen amaç için uygun olduğu, yine somut olayda yukarıda belirtilen temel hak ve hürriyetlerden kısıntı olarak ödenen bedel ile bir yandan korkulan zararın ağırlığı, bir yandan da zarar ihtimalinin kuvveti arasında ihtiyacın gerektirdiği ölçüde ikili bir dengenin bulunduğu,
Açıklanan nedenlerle, dava konusu somut olayda şüpheliler haklarında, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme koruma tedbirlerine başvurulmasının ceza muhakemesi anlamında yasal dayanaklarının mevcut olduğu ve bunların da yasaya uygun ve doğru olarak tatbik edildiği,
CMK'nın 135 ve 140. maddeleri uyarınca başvurulan koruma tedbirleri ile somut olayda elde edilen ve hükme esas alınan TAPE kayıtları, fiziki takip tutanakları gibi delillerin Anayasamızın 38/6, CMK'nın 206/2 ve 217/2 maddeleri uyarınca hukuka uygun olarak elde edilmiş olup olmadığı yönünden yapılan değerlendirmede ise;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesine ilişkin bir hüküm yer almamakla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında, bu hususa işaret ederek, kişilerin adil yargılanma hakkının doğrudan ihlali söz konusu olmadığı sürece kanuna aykırı yollardan elde edilen delillerin, yargılamadaki hukuki değeri konusunda “in abstracto” ve ilke teşkil edecek bir genel kural koymanın mümkün olmadığına hükmettiği,
Gizlice yapılan izlemenin AİHM'in uygulamasına göre, hakim kararına dayanması zorunlu değil ise de, ancak hakim kararı ile mümkün olması ya da onun onayından geçirilmesinin kişiye sağlanan yargısal güvence ve kötüye kullanımın önüne geçilmesi bakımından önemli olduğu, bu durumdan haberdar olan kişinin de etkili bir başvuru hakkına sahip olması gerektiği, bu açıdan başvurunun tarafsız ve bağımsız yargı merciileri tarafından incelenmesinin büyük önem taşıdığı,
Yine, AİHM'in uygulamalarına göre, davaya konu olaylar, bilgi ve belgeler tarafsız bir gözlemciyi, şahsın suç işlediğine ikna edebilecek nitelikte ise makul şüphenin varlığının kabul edilmesi gerektiği,
İç hukukumuz açısından iletişimin tespiti ve kayda alınması koruma tedbirine CMK'nın 135., teknik araçlarla izleme tedbirine ise aynı Yasanın 140. maddelerinde düzenlenen suçlar yönüyle gidilebileceği, bir başka anlatımla katalog olarak belirtilen suçların dışında bu yola müracaat edilemeyeceği, ancak katalog suçtan dolayı alınan iletişimin tespiti kararının icrası sırasında dinlenen kişi hakkında soruşturmaya konu suç dışında ve fakat katalogda belirtilen bir başka suç isnadının bulunması durumunda, tespitin devamına karar verilmesi gerektiğinin bir kısım öğretide kabul görmüş bir düşünce olduğu,
AİHM'in teknik takip sırasında suç vasfının değişmesi durumunda yapılan teknik takibin her zaman Sözleşmenin 8. maddesine aykırılık oluşturmayacağı yönünde kararlarının da bulunduğu, burada yetkililerin teknik araçlarla izleme tedbirinde iyi niyetli olup olmadıkları ve yasa ile belirtilen sınırlar içerisinde hareket edip etmediklerinin büyük önem taşıdığı, nitekim ..., Duran ve diğerleri ile Kaya ve Türkiye kararlarının bu yönde olduğu, söz konusu kararlarda özetle, teknik takip kararının hakim tarafından verilmiş olması ve savcı gözetiminde icra edilmesinin Yasada belirtilen katalog suçlardan birisi için alınan kararın bir diğer katalog suç için de geçerli olabileceği gibi suç vasfı değişikliği nedeniyle birbirine kolayca dönüşebilen suçlar yönüyle elde edilen verilerin delil olarak kullanılmasında ulusal makamların baştan itibaren iyi niyetli oldukları sonucuna varıldığı,
AİHM kararlarına göre, bu yollarla elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılabilmesi için, sanık huzurunda ve kamuya açık bir yargılama sırasında tartışma olanağının sağlanması gerektiği, bir başka anlatımla, sanığa elde edilen delillere itiraz etmesi için yeterli ve gerekli imkanların tanınması ve bu bağlamda savunma hakkının çiğnenmemiş olmasının gerektiği,
Nitekim, bu görüşün YCGK'nın 12/06/2007 tarihli, 2006/5-154 Esas, 2007/145 sayılı Kararının da AİHM'in yukarıda izahı yapılan düşünceleriyle paralellik gösterdiği,
Davaya konu somut olayda, AİHS'nin 8. maddesi anlamında koruma tedbiri kararlarının verildiği tarih itibariyle ulaşılabilirlik ve öngörülebilirlik kriterlerinin karşılandığının son derece açık olduğu, bu kararların CMK'nın 135. maddesi kapsamında yetkili ve görevli mahkemelerden alındığı, kamuya açık olarak yapılan yargılamalar sırasında tartışılıp, taraflara iletişimin tespiti ve kayda alınması kararları ve iletişim tutanakları ile teknik araçlarla izleme tutanakları hakkında itirazlarını bildirme imkanının sağlandığı hususlarında bir kuşkunun bulunmadığı,
Yine, AİHM'in, Baykov v Rusya kararında da belirtildiği üzere, hukuka aykırı olarak elde edilmiş olsa bile, bu delillerin ikna edici ve doğru olduğu anlaşılırsa ve yine, bu delile dayanılmadan önce savunma hakkının kullanılması imkanı sağlanmışsa, hüküm verilirken bu delillerin esas alınmasının adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceğinin kabul edildiği, (Dr. Seydi Kaymaz, Ceza Muhakemesinde Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, 3. Baskı, Sayfa : 167, 285, 343, 465, 470, 471, 475, 486, 487, 488; Dr. Ümit Kılınç, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 9. Sayı, Nisan 2012, Sayfa : 1-32; Prof. Dr. Feridun Yenisey, Teknik Takip ve Arama Hakkında Bazı Düşünceler konulu makalesi; Prof. Dr. Yener Ünver, Prof. Dr. Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 1. Cilt, 7. Baskı, Sayfa : 428-434, 556-603, 611-636; Prof. Dr. Ersan Şen, Türk Hukuku'nda Telefon Dinleme - Gizli Soruşturmacı – X Muhbir, 2. Baskı, Sayfa : 113-120; AİHM'nin Klass ve diğerleri/Almanya; .../Türkiye; Duran ve diğerleri/Türkiye; Malone/Birleşik Krallık; Weber ve Saravia/Almanya; Valenzuela Contreras/İspanya; Amann/İsviçre; Rotaru/Romanya; Satık/Türkiye kararları)
Sanıklar haklarındaki tüm iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararlarının suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolayı alındığı,
14/04/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'dan önce, Türk Ceza Yasasında ve ceza hükmü içeren özel yasalarda şike ve teşvik primi fiillerinin bu adla suç olarak tanımlanmadığı,
6222 sayılı Kanunun 23/2. madde ve fıkra hükmündeki “Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesi hükümleri, 11 inci maddede tanımlanan suç bakımından da uygulanır.” düzenlemesi uyarınca, şike ve teşvik primi fiillerinin söz konusu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren CMK'nın 135. maddesindeki katalog suç kapsamına alındığının anlaşıldığı,
Suç örgütü kurmak, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından sadece bir araç niteliğinde olup, bu suçun toplum düzenini tehlikeye soktuğu, kurulan suç örgütü amaçlanan suçları işlemede bir kolaylık sağladığından, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiillerin kanunda ayrı suçlar olarak tanımlandığı, bu suç tanımı ile korunan hukuki değerin kamu güvenliği ve barışı olduğu, kamu güvenliği ve barışının bozulmasının bireyin güvenli, barış içinde yaşama hakkını zedeleyeceği, bu nedenle aynı zamanda bireyin Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunmasının amaçlandığı, burada cezalandırılanın kamu güvenliği ve barışına karşı oluşturulan tehlike hali olmasına göre örgüt suçunun somut tehlike suçu olduğu, örgütün faaliyeti kapsamında bir suç işlenmesinin örgüt suçunun unsuru olmayıp, ancak örgütün varlığının tespitinde bir ispat aracı olacağı,
Örgütü kuran ve yöneten kişilerin kime karşı nerede ve ne zaman işleneceği henüz belli olmayan bir takım suçları işlemeyi amaçladıkları,
TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için en az üç kişinin belirsiz tür ve sayıda suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki ve süreklilik içerisinde, elverişli araç ve gereçlerle, amaç suçları işlemek üzere bir araya gelmesinin gerektiği,
Faillerin örgütteki konumlarına göre, yönetici veya üye olacakları,
Örgütü sevk ve idare eden failin yönetici, örgütün amaçları doğrultusunda hiyerarşik yapısına dahil olan failin ise doğrudan örgüt üyesi olarak kabul edileceği,
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, niteliğini bildiği örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden ya da örgüt adına suç işleyen failin sorumluluğunun ise TCK'nın 220. maddesinin 6 ve 7. fıkraları kapsamında ve örgüt üyesi olarak değerlendirileceği, (Prof. Dr. İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 4. Baskı, Sayfa : 13; Prof. Dr. A.Caner Yenidünya, Ar. Gör. Zafer İçer, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, Yıl 2013, Cilt 19, Sayı 2, Özel Sayı, Sayfa : 797-828; Doç. Dr. Vesile Sonay Evik, Suç İşlemek Amacıyla Örgütlenme Suçu, Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, Yıl 2013, Cilt 19, Sayı 2, Özel Sayı, Sayfa : 667-697)
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçlarının temadi eden suçlardan olduğu, bu suçun oluşması bakımından amaçlanan suçların işlenmesinin gerekmediği, yani örgüt faaliyeti kapsamında amaçlanan herhangi bir suç işlenmese dahi bu suçun oluşabileceği, dolayısıyla şike ve teşvik primi suçlarının işlenmesi amacıyla örgüt kurulmasına yasal bir engel bulunmadığı, bu fiillerin bu ad altında kanunda suç olarak tanımlanmadığı 14/04/2011 tarihi öncesinde, bu fiilleri gerçekleştirmek için örgüt kurulamayacağından (TCK'nın 220/1. maddesindeki “Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla...” ibaresi nedeniyle) bahsedilebilirse de,...'in dosya arasında mevcut 31/05/2012 günlü mütalaasında da belirtildiği gibi şike anlaşması yapılmak suretiyle müsabaka sonucuna ilişkin olarak hileli yöntemlerle elde edilen ön bilgiye dayanılarak oynanan bahiste sonuçlar tutturulmak suretiyle yüksek kazançlar elde edilmesi ve diğer yasal şartların varlığı halinde, dolandırıcılık suçunun işlenebileceği, esasen 14/04/2011 tarihi öncesinde mevcut olan yapı içerisinde yer alan kişilerin hukuka uygun, geçerli ve muteber bir amaç için bir araya gelmedikleri, 14/04/2011 öncesi ve sonrası eylemlerinin amaç ve işleniş biçimi itibariyle benzerlik ve birlik gösterdiği, faillerin eylemlerini bu tarih itibariyle sonlandırmak yerine aynı şekilde sürdürmelerinin de amaçlanan suçlara yönelik hareketler olduğu, örgüt suçunun amaç suç açısından bir araç suç olması ve bu suçların hazırlık hareketi oluşu ile bu hareketlerin oluşturduğu toplumsal düzen ve barışa yönelik somut tehlike hali cezalandırıldığından, temadi eden örgüt suçunun 14/04/2011 öncesinde işlenmeye başlandığı hususunun kabulünde bir tereddüt bulunmadığı,
Esasen, bu tarih öncesindeki şike ve teşvik primi eylemleri için C.Savcısının bir kısım sanıklar haklarında TCK'nın 158. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçundan kamu davası açtığı, yukarıda da izah edildiği üzere koruma tedbirlerinin haklı olup olmadığının ancak yargılama sonunda belli olacağı, somut olayda da CMK'nın 135 ve 140. maddeleri kapsamında görünüşte haklılık koşulunun bulunduğu, yapılan yargılama neticesinde bir kısım sanıklar haklarında 14/04/2011 tarihi öncesi şike ve teşvik primi fiilleriyle ilgili olarak beraat kararları verildiği, dosyada dolandırıcılık suçunun işlendiği yolunda kesin ve inandırıcı delillerin bulunmadığı, yine TCK'nın 220/2. madde ve fıkrasında düzenlenen örgüt üyeliği suçunun katalog suç kapsamında bulunmadığı sanık savunmanları tarafından ileri sürülmüş ise de; yukarıda ifade edildiği üzere koruma tedbirlerinin ön koşullarının somut olayda mevcut olduğu, örgüt kurmak suçundan hakkında dinleme ya da gizli izleme kararı alınan şüpheli/lerin örgüt faaliyetindeki rolünün/rollerinin ancak yargılama sonunda anlaşılabileceği, bu düşünce biçiminin Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10/12/2013 gün, 2013/483 Esas ve 2013/599 sayılı Kararının müzakeresi sırasında da benimsendiği, bu itibarla bu yöndeki itirazların da yerinde olmadığı,
Açıklanan nedenler ve örgüt suçunun niteliği gereği temadi eden suçlardan olması karşısında 14/04/2011 tarihinden önce iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile fiziki takip suretiyle elde edilen delillerin hukuka uygun olarak elde edilmiş deliller olduğunda şüphe bulunmadığı,
Suç işlemek için örgüt kurma suçu ile bu örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların birlikte soruşturulup kovuşturulduğu, esasen suç işlemek için örgüt kurma suçunu bu örgütlerin işlediği suçlardan bağımsız düşünmenin doğru ve sağlıklı bir yaklaşım olmadığı, katalog kapsamında yer almayan bu suçlar bakımından delil elde edilirken ek bir tedbir uygulanması ve kişinin özel hayatı ile iletişimin gizliliğine yönelik ilave bir müdahalenin de söz konusu olmadığı, öğretide tartışmalı olmakla birlikte bu sorunun (örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen ve fakat katalog kapsamında bulunmayan suçlarla ilgili) tesadüfen elde edilen delillerden farklı değerlendirilerek, katalog kapsamındaki bir suç nedeniyle yapılan denetim sonucu bağlantılı suçlara ilişkin elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılması gerektiği,
Yine, suç şüphesi ile başlayan bir soruşturmada hukuki nitelendirmenin bu soruşturmayı sona erdiren iddianame ile yapıldığı, kovuşturma aşamasında da suçun niteliğinin değişmesinin mümkün olduğu, soruşturma aşamasında o ana kadarki delillere göre fiilin tedbir kararında yazılı suçu oluşturduğu sonucuna ulaşmayı haklı kılmasının yeterli olacağı, sonradan suçun niteliğinin değişmesi ile o zamana kadar elde edilen delillerin hukuka aykırı hale gelmeyeceği ve elde edilen delillerin değerlendirme dışında tutulmasını gerektirmeyeceği, burada önemli olan hususun kanunun koruyucu hükümlerinin bertaraf edilmesi amacıyla yanlış bir nitelendirme yapılmış olup olmadığı, bir başka anlatımla kanuna karşı hile yoluna gidilip gidilmediği olduğu (Dr. Seydi Kaymaz, Ceza Muhakemesinde Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, 3. Baskı, Sayfa : 471, 486), somut olayda ise şike ve teşvik primi fiilleri 14/04/2011 tarihinden sonra katalog suç kapsamına alınmış, buna karşılık bu fiiller uyarınca devam eden soruşturma kapsamında bu tarihten sonra bu fiillere göre karar alınmamış, suç örgütü kurmak ve örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar uyarınca kararlar alınmaya devam edilmiş olup, şike ve teşvik primi fiillerinin örgüt faaliyeti kapsamında işlenmiş olan amaç suçlardan olması, dönüşen yeni suçun (şike ve teşvik primi) katalog kapsamında yer alması nedeniyle elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasına yasal bir engelin bulunmaması, tedbir kararı verilmesinin dönüşen bu suçlar bakımından da mümkün olması, yapılan yargılama sonucu amaç suçun örgütlü olarak işlendiğinin anlaşılması, örgütün temadi niteliği, mahkemeden usulüne uygun koruma tedbiri kararlarının alınmış olması nedenleriyle kanuna karşı hile yoluna başvurulmadığının, elde edilen delillerin hukuka aykırı olmadığının kabulü gerektiği, Dairemizin 05/06/2009 gün ve 1 MD-5 sayılı Kararını kısmen onayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2011/5MD-137 Esas, 2013/58 sayılı Kararının da bu görüşü doğruladığı, hatta tedbire konu katalog suçun değil de katalogda sayılan bir başka suça yakın ve dönüşebilen bir suçun işlenmesi halinde dahi elde edilen delilin muteber olduğunun belirtildiği, yine bu kararda örgüt suçu kapsamında koruma tedbiri uygulandığı durumda, anılan suçtan sanığın beraati halinde dahi katalog kapsamında yer alan diğer suçtan verilen mahkûmiyet kararında bu delillere dayanılmasında bir isabetsizlik görülmediği, bu görüşün AİHM kararları ile de uyum gösterdiği,
Öğretide bazı yazarlar tarafından ifade edildiği ve Dairemizce de kabul edildiği üzere, 5271 sayılı CMK'nın ses ve görüntü kayıtlarına ayrı bir önem verdiği, teknolojik gelişmelere paralel olarak ses ve görüntü kayıtlarının da artık tek başına delil olarak değerlendirilmesi gerektiği, ses kayıtlarının kolayca tahrif edilmeye ve taklide müsait olması sebebiyle, sadece belirti delili sayılıp, tek başına mahkûmiyete esas teşkil edemeyeceğini kabul etmenin isabetsiz olacağı, zira her türlü delilin tahrif edilebileceği, açık suç ikrarını içeren ses kayıtlarının, hukuka uygun olarak elde edilmesi koşuluyla, başka delillerle desteklenmese dahi, tek başına mahkûmiyete dayanak oluşturabileceğini somut olayın özelliğine göre kabul etmek gerektiği, (Doç. Dr. Mustafa Taşkın, Adli ve İstihbari Amaçlı İletişimin Denetlenmesi, 4. Baskı, Sayfa : 189) nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05/10/2010 tarihli, 2010/8-125 Esas, 2010/189 sayılı Kararında da, tek başına olayı nitelendirmeye yarayacak bilgileri içermeyen iletişimin tespiti tutanakları dışında delil elde edilememesi hususuna vurgu yapıldığı, dava konusu somut olayda hukuka uygun olarak elde edilen iletişimin tespiti tutanaklarının tek başına olayı nitelendirmeye yarayacak bilgileri içerdiği gibi, mahalli mahkemenin “iletişim tespiti tutanaklarının, fiziki takipler, birkısım sanıkların farklı sebepler ileri sürerek kabul ettikleri para alışverişleri, araba alışverişi, yine farklı sebeplerle dile getirdikleri buluşmalar ve özellikle dosyada belirtilen müsabakalara yönelik telefon görüşmelerinin ve buluşmaların tam da şike ve teşvik primi anlaşmalarının müsabaka öncesinde yapılması dikkate alındığında, mahkememizce subutu kabul edilen eylemlerin maddi kanıtlarla desteklendiği, farklı sanıkların kronolojik süreç içerisinde birbirlerini doğrulamaları karşısında suçun nitelendirilmesine ilişkin yeterli bilgileri içerdiği ve bu nedenle hüküm vermeye elverişli olduğu anlaşıldığından, iletişim tespitine ilişkin tutanaklara itibar edilmiş ve hükme esas alınmıştır.,...şike ve teşvik primi girişimlerine ilişkin telefon görüşmeleri yanında bu amaca yönelik gerçekleştirilen buluşmalar ve para naklinin söz konusu olduğu, suç konusu görüşmelerin (şike ve teşvik primi anlaşmalarının ya da teşebbüslerinin) müsabaka öncesinde vuku bulduğu,...” şeklindeki kabulünün de oluşa ve dosya kapsamına uygun olduğu,
Sanıklar ... ve ...'ın hukuka uygun olarak ve müdafii huzurunda ikrar mahiyetinde anlatımda bulundukları,
Sanık ...'nun müdafii huzurunda C.Savcısına verdiği ifadesinde “...Bana okuduğunuz ... ile ... arasında geçen görüşmede ...'in 'patron siz bu futbolcu vergileri için 250 lira mı istediniz, ne istediniz' dediği, ...'ın 'evet evet şey şöyle acil akşam ben gidiyorum, onu alıp gitmem lazım lira değil şey amerika' derken vergiyi kastetmesi mümkün değildir. Vergi Türk parası ödenir. Ayrıca vergi dairesine ödenir. Elden götürülmez, kayden ödenir, ... bazen başkanla başbaşa toplantılar yapardı. Ben bu toplantılarda bulunmazdım. Eğer bu para şike amaçlı kullanılmak üzere kulüpten alınmış ise bunu bilemem. Ancak bu rutin bir para çekme yöntemi değildir. Bu şekilde para alınamaz......'nin Trabzon maçı için ... Spora teşvik primi vermesi meselesine gelince; benim bizzat şahit olduğum bir husus yoktur ancak duyumlarım vardır. Benim dışımda bazı yönetim kurulu üyeleri de bu mevzuyu duymuştu. ... ile ...'da bu mevzuyu duymuştur. Ben birileri aracılığıyla ... Spora teşvik primi gönderildiğini duydum. Ancak kim götürdü, kimlere götürdü, ne kadar götürdü, daha doğrusu götürüldü mü götürülmedi mi bunu bilmiyorum. Ben avukatım hukukçuyum. Teşvik priminin yeni kanunda suç olduğunu biliyorum. Böyle bir şeye karışmam mümkün değildir. Bir buçuk rakamını duydum. Ancak para birimi olarak Türk parası mı döviz mi kastediliyor bilmiyorum.” şeklinde beyanda bulunduğu,
Haklarında düzenlenen iletişimin tespiti tutanakları kendilerine okunan sanıkların bu kayıtların içeriklerine yönelik bir itirazda bulunmayıp, bu konuşmaların içeriklerini doğrular tarzda ve sadece yorumlanma biçimine karşı savunmada bulunduklarının görüldüğü,
Bu itibarla, ... liderliğindeki suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlenen şike ve teşvik primi fiillerine ilişkin olarak Mahkemeden usulüne uygun olarak alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararları üzerine elde edilen TAPE kayıtları ile fiziki takip tutanaklarının usul ve yasaya uygun olarak elde edilmiş deliller olduğu, sanık ...'ın 23/02/2012 günlü oturumda hakkında düzenlenen iletişimin tespiti tutanakları kendisine okunduğunda “Aleyhime olanları kabul etmiyorum, görüşmeleri ben yaptım bana aittir...” şeklindeki beyanları da nazara alındığında, mahkemece hükme esas alınmalarında bir isabetsizlik bulunmadığı,
...’ın 1998 yılından bu yana ... Spor Kulübünün Başkanlığını yaptığı, futbol takımının son lig şampiyonluğunu 2006-2007 yılında elde ettiği, dolayısıyla ...'ın Başkanlığı döneminde futbol takımının 4 kez lig şampiyonu olduğu, 15 Mayıs 2009 tarihinde yaptığı konuşmada (23-24 Mayıs 2009 tarihinde gerçekleştirilen ve yeniden başkanlığa seçildiği olağan genel kurul öncesi) üst üste 3 yıl şampiyonluk vaadinde bulunduğu, ancak 2009-2010 sezonunda son müsabakalarda alınan neticeler sonrasında ... kulübünün lig şampiyonu olduğu, böylelikle ... futbol takımının 2005-2006 ve 2009-2010 sezonlarında şampiyonluğu son müsabakada kaybettiği, bu durumun kulüp içerisinde ve yönetimde huzursuzluğa yol açtığı, bu nedenle 2010-2011 futbol sezonu için ... Spor Kulübünde futbol takımı hakkında mutlak bir şampiyonluk beklentisinin oluştuğu, ancak ligin ilk yarısında oynanan müsabakalar sonunda lider ... A.Ş. Futbol takımıyla oluşan puan farkının şampiyonluk ihtimalini azalttığı, bu durumun da kulüp içerisinde sezon sonunda yönetimin değişebileceği söylentilerine yol açtığı, ...'ın şampiyonluk sözünün yerine getirilebilmesi açısından sezonun ikinci yarısı başladığında puan kaybına tahammülünün olmadığı, ayrıca sezon sonuna kadar futbol takımının puan kaybetmemesinin de tek başına yeterli olmadığı, rakibi durumundaki ... A.Ş. ve ... futbol takımlarının da puan kaybetmesi gerektiği, şampiyonluğun sadece sportif faaliyetlerle elde edilemeyeceğini düşünen ...’ın, yönetim kurulunda yer alan ..., ... ve ... ile geçmişte ...... grubu ile irtibatlı olan bazı şahıslarla birlikte ayrı bir oluşuma gittiği, yönetimde görev yapan diğer üyelerin bilgi ve rızaları dışında oluşan bu yapılanmanın kendi içerisinde ayrı toplantılar düzenlediği, kamu yararına dernek statüsünde bulunan ... Spor Kulübünün; ismi, toplumdaki saygınlığı ve köklü geçmişinin getirdiği etki ve güç de kullanılarak örgütsel faaliyetlere zemin hazırlandığı,
... liderliğinde oluşturulan suç örgütünde, ... ve ...’nun etkin konumda oldukları, örgüt içerisinde tam bir hiyerarşik yapının bulunduğu, ... ile örgüt üyesi sanıklar arasındaki ilişkinin, kulüp başkanı-yöneticisi ilişkisinden ziyade örgüt lideri ile üyesi arasındaki ilişki şeklinde olduğu, örgüt üyelerinin ...’ın talimatlarını yasal ya da yasal olmayan şekilde ayrım yapmadan emir telakki ederek yerine getirdikleri, örgüt üyeleri ile ... arasında suç işleme amaçlı bir birlikteliğin var olduğu,
Şike ve teşvik primi eylemleriyle, sonucuna etki edilmek istenen müsabakadan bir süre önce örgüt lideri sanık ...’ın, özellikle örgüt üyesi sanıklar ... ve ...'na amaçlanan müsabakanın istenildiği şekilde sonuçlanması için faaliyete başlamaları talimatını verdiği, örgüt liderinden talimatları alan bu sanıkların, evvela kulüpte yönetici ve sorumlu düzeyde görevleri olan ..., ... ve ... ile görüşüp konuşarak yapılacak faaliyetleri belirledikleri, ardından hedef müsabakanın oynanacağı takıma göre değişmekle birlikte, genel olarak ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile irtibata geçerek bu şahıslara şike çalışmalarına başlamalarını söyledikleri, bu şahısların da futbol dünyasındaki geçmişlerinden gelen tecrübe, deneyim ve elde edilen çevreye dayanarak, hedef müsabakanın yapılacağı takıma göre menajer, futbolcu, kulüp yetkilisi veya teknik sorumlularla irtibata geçtikleri, şike ve teşvik primi konusunda görüşmeler yaptıkları, şike faaliyetlerinin yürütülmesinde para dağıtımının ...’ın talimatıyla ... Kulübü Mali İşler Müdürü ... aracılığıyla sağlandığı, ...’na şike paralarının bu kişi tarafından aktarıldığı, ancak para ödemesi konusunda örgüt üyelerinin ...’ın talimatı olmadan kesinlikle hareket etmedikleri,
... Spor Kulübü kasasından Kulüp Asbaşkanı ve Amatör Şubeler Sorumlusu ...'na farklı tarihlerde “amt şb için ödenen” açıklamasıyla ödemelerin yapıldığına, yapılan söz konusu ödemelerin “amt şb için tahsil” açıklamasıyla daha sonra tahsil edildiğine, ancak anılan hesap kayıtlarında açıklamaları yer alan işlemler için ödemelerin yapılıp, daha sonra bu ödemelerin tahsil edilmesinin mahiyetinin söz konusu kayıtlardan tespit edilemediğine, ... Spor Kulübü ile Kulüp Asbaşkanı ... arasındaki parasal işlemlerin tamamının Kulüp kasası aracılığı ile gerçekleştirildiğine yönelik Vergi Müfettişi Nusret Bulut tarafından 26/03/2012 tarih ve 2012-B-528/1 sayılı rapor tanzim edildiği,
Şike ve teşvik primi eylemleri için genellikle kaleci ve forvet pozisyonunda oynayan futbolcuların seçildiği, kimi zaman ise teknik direktör ve kulüp yöneticileri ile bağlantının sağlandığı, rakip takım futbolcularından ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... gibi futbolcularla bağlantıya geçilerek şike veya teşvik primi anlaşmalarının sağlandığı ya da oyuncunun kabul etmemesi nedeniyle şike veya teşvik primi suçlarına teşebbüs edildiği,
Sanık ... tarafından oluşturulan suç örgütünün, bahse konu sezonda Spor Toto Süper Lig'de oynanan bir kısım müsabakaların sonuçlarını ... A.Ş. futbol takımının lehine olacak şekilde şike veya teşvik primi vermek suretiyle etkilemek amacıyla kurulduğu ve faaliyet yürüttüğü, sanıklar arasında mevcut hiyerarşik bağ çerçevesinde iş bölümü yapıldığı, sanıkların birbirleriyle ve üçüncü şahıslarla sürekli irtibat halinde, yoğun ve düzenli bir biçimde şike veya teşvik primi eylemlerinde bulundukları, örgüt üyelerinin ...’ın emir, direktif ve talimatlarıyla hareket ettikleri, ...’ın örgüt üyesi sanıkların bir kısmıyla yüz yüze görüştüğü, genellikle ... aracılığıyla emir ve talimatlarını ilettiği ve eylemleri koordine ettiği, örgüt üyesi sanıkların birbirleriyle ve aracılarla bağlantılarının çoğunlukla büyük bir gizlilik içerisinde ya belirli aralıklarla ya da bir önceki görüşmede sonraki görüşmenin yeri ve zamanı belirlenmek suretiyle sağlandığı, örgüt üyesi sanıkların bazılarının şike veya teşvik primi girişimleri yoluyla geçimlerini temin ettikleri, sanıkların birbirleriyle yaptıkları görüşmelerde gizliliğe azami ölçüde uyum gösterip şifreli kelimeler kullandıkları, ... liderliğindeki suç örgütünün diğer suç örgütlerinde olduğu gibi dikey bir yapılanma oluşturduğu, sanıkların sayısının örgüt kurmaya yeterli olduğu ve amaç suç/lar yönünden elverişli üye, araç ve gerece sahip olunduğu, sanıkların teknik takibe konu kullandıkları telefon hatlarıyla birbirleriyle yoğun şekilde yaptıkları görüşmelerin örgüt üyeleri tarafından şike/teşvik primi eylemlerinin irtibatlı ve koordineli şekilde, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiğini ve sanıkların yoğun şekilde bu eylemlerde bulunup, faaliyetleri rahat bir şekilde yürütmek amacıyla örgüt teşkil ettiklerini gösterdiği, TCK’nın 220. maddesine uygun şekilde teşkil edilen örgütün esas itibariyle şike/teşvik primi eylemlerinde bulunmak amacıyla kurulduğu,
Bu cümleden olarak sanık ...’ın; sanık ... aracılığıyla ... kulübü futbolcusu sanık ... ile ... A.Ş. futbol takımından puan almaları karşılığında teşvik primi teklifinde bulunduğu, ...’un da bahse konu teklifi kabul ettiği, sanıklar ... ve ...’nın ise, ... Kulübü futbolcusu ...’a, ... A.Ş. futbol takımından puan almaları karşılığında teşvik primi teklifinde bulundukları, ancak ...’ın, bahse konu teklifi kabul ettiğine dair herhangi bir delil elde edilemediği, 17/04/2011 günü oynanan ... A.Ş. - ... futbol müsabakasına ilişkin olarak; suç örgütü lideri sanık ...’ın bizzat tüm süreci yönetmesi yanında, TCK'nın 220/5. maddesindeki “örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” hükmü yollaması ile diğer sanıklar ..., ... ve ...’nın ise teşvik primi suçunun kanuni tanımında yer alan fiilleri birlikte gerçekleştiren sıfatıyla sorumlu oldukları,
22/04/2011 günü ...’de oynanan ... – ... A.Ş. futbol müsabakası öncesinde, ... liderliğindeki suç örgütünün, ... Kulübünden futbolcu ve teknik adamlarla yakın irtibat halinde oldukları, müsabakadan önce ... futbolcusu ...'e transfer teklifi götürüldüğü ve anlaşıldığı, sezon sonunda bu futbolcunun transferinin gerçekleştiği, sanık ...’nun talimatı ile ... tarafından ...’ın da yardımıyla ...lu futbolcu ... ve ...li yöneticiler tarafından kendisine 'bizimki' denilen teknik direktör ...’a teşvik primi teklif edildiği ve anlaşmanın sağlandığı, müsabaka sonrasında da vaat edilen paraların alındığı, suç örgütü lideri ...’ın talimatları doğrultusunda hareket eden sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’nun teşvik primi eylemi içerisinde aktif olarak faaliyet yürüttükleri, ancak futbolcu ...'ün teşvik primi teklifini kabul ettiğine dair dosya kapsamında kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı, bu itibarla sanıklardan ... ve ...'nin teşvik primi eylemlerinin teşebbüs aşamasında kaldığı, sanıklardan ...’ın doğrudan teşvik primi eyleminin tarafı olarak süreç içerisinde yer almayıp, sanık ...’nın teşvik primi eylemindeki rolünü ve kastını bilerek, teşvik primi anlaşmasının diğer tarafları ... ve ... arasında irtibat sağladığı ve bu şekilde suçun icrasını kolaylaştırdığı, eylemden dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olduğu,
01/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. - ... ... futbol müsabakasının, ... A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, ...'ın ...'e talimat verdiği, ...'in de ...'ye gerekli talimatları aktardığı, ...'nin de ... aracılığı ile ... ... futbol takımında oynayan ...'a ulaştığı, ...’ın 100.000 Euro karşılığında şike yapmayı kabul ettiği, müsabakanın örgüt üyesi sanıkların beklentilerine uygun şekilde neticelendiği, şike için ...'ın talimatı ile ... tarafından verilen paranın müsabakadan sonra ... aracılığıyla ...’a verildiği, suç örgütü lideri sanık ...’ın bizzat tüm süreci yönetmesi yanında TCK'nın 220/5. maddesindeki “örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” hükmü yollaması ile diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...’nın ise şike suçunun kanuni tanımında yer alan fiilleri birlikte gerçekleştiren sıfatıyla sorumlu oldukları,
08/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. futbol müsabakasının, ... A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, ... liderliğindeki suç örgütü tarafından, ... futbolcusu ... ile, sanıklar ... ve ... aracılığıyla, menajeri sanık ... ... üzerinden sezon sonunda ... A.Ş. futbol takımına transferi vaat edilerek müsabakada oynamaması ya da oynadığı takdirde kötü oynaması için şike teklifinde bulunulduğu, ancak futbolcu sanığın bu teklifi kabul ettiğine dair dosya kapsamında kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı, rahatsızlığı nedeniyle müsabakada oynayamadığına ilişkin olarak dosyada aksi ispatlanmamış doktor raporlarının bulunduğu, suç örgütü lideri sanık ...’ın bizzat tüm süreci yönetmesi yanında, TCK'nın 220/5. maddesindeki “örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” hükmü yollaması ile ...’nun ... aracılığı ile ... futbolcusu ...’nin menajeri ...’a transfer vaadiyle şike teklifinde bulunduğu ve sanıklar ..., ..., ... ve ...'in şikeye teşebbüs suçunu işledikleri,
15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... futbol müsabakasının, ... A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, ... liderliğindeki suç örgütü tarafından, bir kaç koldan faaliyet yürütüldüğü, bir yandan sanıklardan ... ve ...’ın, ... ve ... üzerinden girişimde bulundukları, bu kapsamda ...’nin önce Kasımpaşa A.Ş. futbol takımı kalecisi ... aracılığıyla ... takımında oynayan bir futbolcuyla irtibat kurmaya çalıştığı, ...’in şike için aracılık yapma teklifini kabul etmediği, bunun üzerine ...’nin açık kimliği belirlenemeyen ...’nde oynayan bazı futbolcularla görüşerek şike amaçlı anlaşmaya çalıştığı, sanık Mehmet'in şikeye aracılık yapma karşılığında ...’nun talimatıyla ... ve ...'den 400.000 Dolar aldığı, ancak bu paranın kime ne amaçla aktarıldığının ve futbolcularla anlaşma sağlanıp sağlanmadığının kesin olarak saptanamadığı, ...’ın talimatıyla diğer yandan ...’ın ... üzerinden aynı kulüpte oynayan bazı futbolculara ulaşmaya çalıştığı, ...’nın önce futbolcu ... ile irtibat kurduğu, bu şahsın şike teklifini kabul etmediği, ardından menajerlik yapan ...’a teklifin iletildiği, şahsın şikeye aracılık yapma teklifini kabul ettiği ve menajerliğini yaptığı Uğur Uçar isimli futbolcuya ilettiği şike teklifinin kabul edilmediği, ...’ın talimatıyla üçüncü koldan ...’nun bilgisi ve talimatları doğrultusunda ...’in ... futbol takımı kalecisi ...’nin menajeri Mılan adlı şahsa şikeye aracılık yapması için teklifte bulunduğu, bu teklifin de menajer tarafından kabul edilmediği, böylelikle suç örgütü lideri sanık ...’ın bizzat tüm süreci yönetmesi yanında TCK'nın 220/5. maddesindeki “örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” hükmü yollaması ile diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in şike suçunun kanuni tanımında yer alan fiilleri birlikte gerçekleştiren sıfatıyla sorumlu oldukları ve eylemlerinin teşebbüs aşamasında kaldığı,
Örgüt lideri sanık ...’ın talimatlarıyla hareket eden sanıklar ... ve ...’ın, yetkisiz menajerlik yapan sanık ... üzerinden, ... ve ... adlı ... ...'lı futbolcularla 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. - ... ... futbol müsabakası öncesinde teşvik primi verilmesi amaçlı anlaşma yaptıkları, müsabakanın ... A.Ş.'nin galibiyetiyle neticelenmesi nedeniyle adı geçen futbolculara teşvik primi ödemesi yapılmadığı, sanık ...’ın bizzat tüm süreci yönetmesi yanında TCK'nın 220/5. maddesindeki “örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” hükmü yollaması ile diğer sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’nın da teşvik primi suçunun kanuni tanımında yer alan fiilleri birlikte gerçekleştiren sıfatıyla sorumlu oldukları,
22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. futbol müsabakasının, ... A.Ş. futbol takımı lehine sonuçlanması amacıyla, ... liderliğindeki suç örgütü tarafından, ... futbol takımı oyuncuları ... ve ... ile para karşılığında müsabakada kötü oynamaları için şike amaçlı anlaşıldığı, ayrıca ... Kulübü başkanı ... ile de şike anlaşmasına varıldığı, ...’ın talimatları doğrultusunda hareket eden sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nın bu şike faaliyetlerinin içerisinde aktif olarak bulundukları, tüm süreci birlikte koordine ettikleri, sanık ...’ın kardeşi ... ile şike amaçlı görüşülüp, anlaşılması sürecinde yardımda bulunarak suçun icrasını kolaylaştırdığı ve eyleme yardım eden sıfatıyla katıldığı, sanıklardan ... ve ...'nın karşı taraftaki kişilerin kim olduğunun tespit edilememesi, bu suretle de şike fiilinde anlaşmanın sağlandığı hususunda tereddüt bulunması karşısında, şike faaliyetlerinin teşebbüs aşamasında kaldığı, diğer sanıkların eylemlerinin tamamlandığı,
Ayrıca, 18/04/2011 günü oynanan ... – ... futbol müsabakasının, ... takımının lehine sonuçlanması amacıyla Kulüp başkanı olan sanık ... tarafından, ... Kulübü eski başkanı sanık ... aracılığıyla, ... Spor Kulübü futbolcusu olan ve sakatlığı nedeniyle sezonu kapatan ... ile, aynı Kulüpte oynayan bazı futbolcu arkadaşlarının bir miktar para karşılığında müsabakada kötü oynamaları ve müsabakanın ... lehine sonuçlanması için şike teklifinde bulunulduğu, ancak futbolcu sanığın veya ulaştığı arkadaşlarının bu teklifi kabul ettiğine dair dosya kapsamında kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı Mahkemeden usulüne uygun olarak alınan karar üzerine tespit edilen TAPE kayıtları, sanıkların aşamalarda birbiriyle çelişen savunmaları, maç öncesi ve sonrasında sıkça irtibat halinde olmalarından anlaşılmakla, sanıklar ... ve ...'ın şike faaliyetlerinin teşebbüs aşamasında kaldığı,
Görev ve yetkiye yönelik temyiz itirazlarının değerlendirilmesinde;
15/03/2011 günü ... Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü'ne e-mail yoluyla gönderilen 3649 no.lu isimsiz ihbarda; ...'un yönetimini mafyanın ele geçirdiği, eski başkanlardan ...'in, ......'in adamlarından biri olduğu, ...'un kulüp başkanı olduğu dönemde futbolcuları sürekli tehdit ederek senetler imzalattığı, futbolcuların çoğunun parasını ödemediği, bunların da korktukları için paralarını isteyemedikleri, ......'in adamı ve mafya olduğunu bildikleri için şikayetçi olamadıkları, ...'un buradan kazandığı paraları ......'e gönderdiği, futbolculardan zorla aldığı senetleri ... ilinde bulunan ... Menajerlik şirketinde tuttuğu, ...lu futbolcular ... ve ...'ı tehdit ederek kulüpten olan alacaklarını ödemediği, futboldaki Ergenekon'un bunlar olduğu ve bu hususlar araştırılınca pek çok şey bulunacağından bahsedildiği, bunun üzerine Mahkemeden usulünce alınan 07/04/2011 günlü karar uyarınca ...'e ait ... ili ... ilçesi Ulus semtinde bulunan ... Menajerlik adlı işyerinde yapılan arama neticesinde ...’in 2004-2005 futbol sezonu için ... Spor Kulübüne transferi ile ilgili olarak ... ve ... arasında imzalanan bir transfer sözleşmesinin (... Spor Kulübü ..., Menajer (Kefil) ... ve futbolcu ... arasında imzalanan tarihsiz sözleşme), bir çok spor kulübünden ... Menajerlik isimli şirkete yapılan ödemeleri gösteren belgeler ile bazı futbolcuların imzaladığı senetlerin ele geçirildiği, ...’in yetkisiz olarak menajerlik faaliyeti yürüterek yüksek miktarlarda kazanç temin ettiği, futbolcu transferlerinde etkin olduğu, ayrıca ... ile yakın ilişki içerisinde olduğunun tespit edildiği, ...’in ... futbol takımında hiç oynamadığı halde ... Kulübü tarafından ...’e bu sözleşmeyle bağlantılı olarak ... transferi karşılığında 100.000 Dolar ödeme yapıldığının, ... Spor Kulübünün Mali İşler Müdürü olan ...'ın 03/07/2011 tarihinde Şükrü Saraçoğlu stadındaki bürosunda usulen yapılan aramada elde edilen “üzerinde 100.000 USD, alan kısmında ... ... yazısı ve bir adet imzanın bulunduğu ... için ...'den aldım” ibaresi bulunan makbuzdan tespit edildiği, yine ...'a ait şirkette yapılan aramada ... Spor Kulübü adına ... Menajerlik şirketine menajerlik bedeli olarak 295.000 Euro ve 50.000 Euro ödeme yapıldığının görüldüğü, soruşturma aşamasında ifadesine başvurulan ... Spor Kulübünün yönetim kurulu eski üyesi Hakan Bilal Kutlualp'in beyanlarından da anlaşıldığı üzere ... ile ... arasındaki ilişkinin eski yıllara dayandığı,
...'un 1990'lı yılların ortalarında ...... ile tanıştığı, '...' olan soyadını hem suç örgütü lideri ......'e olan yakınlığı ve bağlılığından dolayı, hem de aralarındaki bu bağı daha da kuvvetlendirmek için ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 12/11/2003 tarihli, 2003/177-196 Esas ve Karar sayılı ilamı ile '...' olarak tashih ve nüfusa tescil ettirdiği, kendisini ......'in manevi oğlu olarak tanıttığı, özellikle ......'in kamuoyunda “Kelebek” kod adıyla bilinen operasyon kapsamında tutuklanmasından sonra, soyadının toplum nazarındaki etkisini de kullanarak futbol çevresinde sözü geçen bir konuma geldiği, futbolcu transferlerinde etkili olduğu, 2008 ve 2010 yılları arasında ... Kulübünün Başkanlığı’nı yürüttüğü,
...... liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan dolayı hakkında yasal işlem yapılmış ...'in uzun yıllardan bu yana ...'ın en yakın arkadaşlarından biri olduğu, sürekli beraber gezdikleri, Bülent İbrahim'in adeta ...'ın özel kalemi gibi hareket ettiği, ...’a her konuda destek veren ... Spor Kulübü eski kongre üyesi ve ... Kulübü başkanı olan ...’ın da ...... adlı suç örgütü liderine yakınlığının bilindiği,
...'in, ... ilinde serbest Avukatlık yaptığı, hem ...'in hem de bazı davalarda ... Spor Kulübünün Avukatlığını yaptığı, ... Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi olup aynı zamanda Avukatlık da yapan sanıklardan ... ile takip ettiği bazı davaların da bulunduğu, spor çevrelerinde tanınan bir kişilik olması nedeniyle bazı futbolcu ve menajerlerin de vekilliğini üstlendiği,
Sanıklar ... ve ... arasındaki geçmişe dayanan yakınlık, her iki sanığın liderliğindeki örgütler arasında doğrudan olmasa da yukarıda izah olunduğu şekilde var olan dolaylı bağ, gizli tanık ...'ın ... ... Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK. 250. madde ile görevli) 2008/209 esas sayılı dosyasında soruşturma ve kovuşturma aşamasında alınan anlatımları, ... hakkında her iki örgüte üye olmak suçundan açılmış bir davanın bulunması, ...'ın ...'nin ve şampiyonluk yolundaki tek rakibi ...'un kendi kulübü olan ... ... ile oynadığı müsabakalarda şike ve teşvik primi eylemlerine katıldığının, ayrıca kulübünün 11/05/2011 günü ... A.Ş. futbol takımı ile oynadığı müsabakada şike eylemine karıştığının iddia edilmesi, ikrara yönelik Savcılık ifadesinin baskıya dayalı olarak alındığının sanık ve savunmanları tarafından ileri sürülmesi nedeniyle kupa finaline yönelik davanın ayrılması halinde savunmanın gerçekliğine ve geçerliliğine yönelik farklı kararlar alınması ihtimalinin bulunması, yine mahkeme tarafından bu sanık hakkında zincirleme tek suçtan hüküm kurulması, ... hakkında ... liderliğinde kurulan suç örgütüne üye olma ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş., 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ..., 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakalarında şike, 06/03/2011 günü oynanan ... – ... ... ve 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... müsabakalarında teşvik primi suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açılması, aynı sanık hakkında 11/05/2011 günü oynanan kupa finali müsabakasında da şike suçundan kamu davası bulunması karşısında, yukarıda belirtilen eylemlere ilişkin dava ile kupa finaline yönelik davanın ayrılması halinde iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme suretiyle elde edilen delillerin yasal olup olmadığı hususunda farklı mahkemelerden farklı kararlar alınması ihtimalinin söz konusu olması, ... tarafından 31/03/2011 günü yapılan futbolcu menajerliği sınavı etrafında gelişen rüşvet, sahtecilik, dolandırıcılık eylemleriyle ilgili olarak örgüt lideri sanık ... hakkında da dava açılmış olması, yine bu olaydaki bazı sanıklar haklarında örgüt üyeliği ile şike ve teşvik primi fiillerinden dolayı da dava açılması, örgüt lideri sanık ... ve bazı suç ortakları hakkında haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar (mağdurlar ... ve ...'e yönelik yağma, ... ve ...'a yönelik tehdit, ...'in darp edilmesi gibi) nedenleriyle davanın bağlantılı olduğu, eylemlerin ve kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla CMK'nın 250. maddesi ile görevli ... Ağır Ceza Mahkemesine açılmasında, CMK'nın 8 ve 11 ile 250/1-b. madde hükümleriyle, dava ekonomisi, adalet dağıtımında istikrar ve çabukluk sağlanması, davaların en hızlı ve doğru şekilde bitirilmesi ilkeleri göz önüne alındığında, mahalli Mahkemenin davayı bu şekilde görmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı,
Bir kısım sanıklar ve müdafiileri 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanuna 6259 sayılı Kanunla eklenen 11. maddesinin 9. bendindeki “Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez.” biçimindeki düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğunu, iptali için başvuruda bulunulmasını ve CMK'nın 231. maddesinin lehlerine olarak uygulanmasını talep etmiş iseler de;
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde, anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, buna göre de bir kısım sanıklar haklarında hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezalar için 6259 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik öncesinde 6222 sayılı Yasada erteleme yasağı bulunmadığı, bu itibarla ertelemenin değerlendirilmesinde bir engel olmadığından bu hususa ilişkin Anayasaya aykırılık savının yerinde görülmediği, (bknz...., Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler, 8. Bası, Sayfa 128-129, Prof. Dr. Ersan Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, Cilt 1, Sayfa 38-39)
Diğer taraftan, 6222 sayılı Yasanın değişiklik öncesi şike ve teşvik primi suçlarını düzenleyen 11. maddesinde temel cezanın 5 yıldan 12 yıla kadar hapis olarak belirlendiği, buna karşılık hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasına dair düzenlemeye yer verilmediği, atılı suçların işlendiği ve iddianamenin düzenlendiği tarihte bu yaptırımların yürürlükte bulunduğu, Yasa Koyucunun anılan maddedeki temel cezaları 1 yıldan 3 yıla kadar indirip hükmün açıklanmasının geri bırakılması yasağı getirildiği, öngörülen değişikliklerin “ölçülülük” ve “caydırıcılık” gibi ceza hukukunun temel prensiplerini etkisiz kılacağı Sn. Cumhurbaşkanı'nın Meclise geri gönderme tezkeresinde açıklandığı halde, bahse konu değişikliğin Yasa Koyucu tarafından tekrar kabul edilerek yasalaştığı, böylece sanıklar hakkında farklı yaptırımları içeren iki ayrı yasal düzenlemenin uygulanabilir hale geldiği,
Bir suçun işlendiği zamandaki yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa birbirinden farklı olduğu takdirde sanıklar hakkında TCK'nın 7. maddesi gereğince lehe olan yasanın uygulanması gerektiği,
Gerek öğreti ve gerekse uygulamada hakim olan görüşe göre, lehe yasanın tespiti için suç tarihinde yürürlükte bulunan yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasanın tüm hükümleri ile birlikte tatbik edilmesi, kesin olarak lehe olanı belirlemek mümkün olduğunda onun uygulanması, her iki yasanın sadece lehe olan hükümlerinin alınıp uygulanmasının mümkün olmadığı, bu hususun 23/02/1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ifade edildiği, (YCGK'nın 25/05/1999 gün, 1999/10-133 Esas, 1999/142 sayılı benzer mahiyetteki Kararı)
Mevcut bu durum karşısında, 6259 sayılı Yasa ile değişik 6222 sayılı Kanunun 11. maddesinin blok olarak sanıkların daha lehine olduğu, değişiklik sonrasına ait yaptırımlar ile değişiklik öncesine ait hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde karma uygulama yapılamayacağı, bunun yeni bir yasa ihdas etmek anlamına geleceği, bu itibarla CMK'nın 231. maddesinin uygulanmasına dair istemlerin yerinde görülmediği, (Doç. Dr. Mustafa Özen, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Yer Alan Suçlar ve Yaptırımları, Ankara – 2013, Sayfa 121)
Diğer taraftan değişiklik sonrası yaptırımlarda önemli oranda yapılan indirimlerle bir kez atıfet tanındığı, ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde atıfeti genişletmek suretiyle hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açılmış olacağı, (YCGK'nın 04/03/2008 gün, 2008/6-47 Esas, 2008/43 sayılı benzer mahiyetteki Kararı)
Öte yandan, hangi eylemlerin suç sayılacağı ve bu eylemleri işleyenlere ne tür ve miktarda ceza verileceği, hangi cezalara hükmün açıklanmasının geri bırakılması olanağının sağlanacağı veya sağlanmayacağı konusunun yasa koyucunun takdir yetkisi içinde olduğunun kabulü gerektiği,
CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile eylemin suç ve sanığın suçlu olduğu tespit edilip, bir mahkûmiyet hükmü kurulduğu, mahkûmiyet hükmü mevcut olmakla birlikte sanığın kabulüyle sanık ile ceza arasındaki bağlantının belirli şartlarda kesildiği ve açıklanmasının askıya alındığı ve geri bırakıldığı, suç ve suçlulukla mücadelede caydırıcılık ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla bir suç işleyen ve hakkında mahkûmiyet kararı verilen kişinin yeniden topluma kazandırılması için verilen hükmün belirli koşulların varlığı halinde açıklanmasının geri bırakılması kararının toplum barışını sağlamaya yönelik bir yönünün bulunduğu, bu itibarla bu düzenlemenin sanıklar için bir hak olmayıp bir atıfet, toplum bakımından da yararlı bir uygulama olduğunun kabul edildiği,
Suçun ağırlığı, genellikle toplumdaki olumsuz sonuçları ile yarattığı endişe ve huzursuzlukla orantılı bulunduğuna göre suçu, cezayı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını takdir ve tayin etmenin Yasama Meclisinin yetkisinde bulunduğu, toplumda değişen koşulların gereği suçun sınırlarının genişletilmesi, cezaların artırılıp indirilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının doğal olduğu, bu nedenle hükmün açıklanması geri bırakılan suçlarla, diğerlerinin doğurduğu sonuçların aynı olduğunun kabul edilemeyeceği gibi korunmak istenen yararın da farklı olduğu, yasa koyucunun kimi suçlar için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına cevaz vermesi, kimi içinse bunu mümkün görmemesi, bu suçları işleyen ve cezaya çarptırılanların aynı konumda bulunmamalarından kaynaklandığı,
Sanıklara atılı suçun toplumsal önemi, sporu ve kişileri koruma amacıyla konulmuş bir ceza düzenlemesi olması karşısında tayin edilen cezalar için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine ilişkin düzenlemenin temel hak ve özgürlükler yönünden ölçüsüz bir düzenleme olmadığı, bu kuralın adil olmadığının ileri sürülemeyeceği ve eşitlik ilkesine de aykırı bulunmadığı, (Anayasa Mahkemesinin 16/06/2004 gün, 2003/12 Esas, 2004/69 sayılı benzer mahiyetteki Kararı)
Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin 17/01/2013 gün ve 2012/80 Esas, 2013/16 sayılı Kararıyla Askeri Ceza Yasasının ek 10. maddesindeki “Bu Kanunda yazılı suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkraları uygulanmaz.” şeklindeki düzenlemenin iptal edildiği savunmalarda ileri sürülmüş ise de, bu karardaki iptal gerekçesinin, Askeri Ceza Kanununda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamının dışında tutulan suçlar arasında savaş ve seferberlik halinde işlenen suçlar ile ceza üst sınırı on yıl hatta müebbet hapis cezası olanlarla birlikte cezası çok hafif olan suçların da bulunduğu, bu durumda HAGB kapsamı dışındaki suçlar belirlenirken suçların niteliği, işleniş şekilleri, ağırlığı, öngörülen ceza miktarları ve suçla korunan hukuki yarar gibi etkenlerin göz ardı edildiği, bu yönüyle kuralın kamu yararı ve bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir denge oluşturmadığından ölçülülük ve cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine, dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmasına dayandığı, halbuki 6222 sayılı Yasada öngörülen şike ve teşvik primi suçları ve buna uygulanan cezai yaptırım ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin yasa koyucunun düzenlemesindeki denge nazara alındığında ölçülülük, kişiselleştirme ve hukuk devleti ilkesinin ihlal edilmediği anlaşıldığından, bir kısım sanıklar ve savunmanlarının Anayasaya aykırılık iddiasının yerinde ve ciddi görülmediği,
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçunun örgüt faaliyeti kapsamındaki suçtan ayrık ve bağımsız oluşu, TCK'nın 58/9. madde ve fıkra hükmünün infaz rejimine ilişkin olup, müktesep hakka konu olmaması, CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile eylemin suç ve sanığın suçlu olduğu tespit edilip, bir mahkûmiyet hükmü kurulması, mahkûmiyet hükmü mevcut olmakla birlikte sanığın kabulüyle sanık ile ceza arasındaki bağlantının belirli şartlarda kesilmesi ve açıklanmasının askıya alınması ve geri bırakılması, dava konusu somut olayda bir kısım sanıklar haklarında işyeri dokunulmazlığının ihlali, tehdit, şike ve teşvik primi suçlarının örgüt faaliyeti kapsamında işlenmiş olması ve buna bağlı olarak işlenen suçun nitelikli halini oluşturduğunun anlaşılması karşısında; bir kısım sanıklar ve müdafiilerin araç suç olan örgüt üyeliği suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, bir mahkûmiyet hükmü olmadığından, amaç suç olup yukarıda zikredilen suçlarda TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanmasına yasal engel teşkil ettiğine ilişkin itirazlarına itibar edilmediği gibi yerleşik Yargısal kararların da bu yönde olduğu,
Öte yandan, 5237 sayılı TCK'nın 252. maddesinde tanımlanan rüşvet almak suçunun kural olarak kamu görevlisi veya kamu görevlisi gibi cezalandırılan kişiler tarafından işlenebileceği, suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5894 sayılı Yasada ... (...) çalışanlarının Türk Ceza Kanunu uygulamasında kamu görevlisi sayılacakları ya da kamu görevlisi gibi cezalandırılabileceklerine ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 32/1-f madde ve fıkra hükmüne benzer bir düzenlemenin de yer almadığı,
5894 sayılı ... Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un 16/05/2009 tarihinde 27230 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği,
5237 sayılı TCK'nın 6/1-c maddesine göre, kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi'nin anlaşılması ve buna göre, toplum adına kanuna veya siyasi iradeye dayalı ve kamu gücü kullanılarak yürütülen bir hizmetin bulunması gerektiği, bu hizmetin yürütümüne genel idare esaslarına uygun yöntemle katılan kişinin de kamu görevlisi kabul edileceği, hizmetin yürütümüne katılımda önemli olan hususun kanunun verdiği yetkiye uygun olarak bir kamusal faaliyetin yürütülmesine iştirak edilerek bir kamu hukuku ilişkisinin kurulması olduğu, bu şekildeki katılımın iş akdi ile de olsa kamusal faaliyeti yürüten birim ile çalışan arasında emir talimat, denetim-gözetim ilişkisi kurularak bu şekilde çalışan kişinin katıldığı kamusal faaliyet dolayısıyla az da olsa kamu gücünü temsil edip kullanmasının söz konusu olduğu,
...'nin, devlet tarafından kanunla kurulmuş olması, bir takım kamu gücü ayrıcalıkları ile donatılmış bulunması, bu kapsamda hizmeti yerine getirirken kamusal alanda bir çok muafiyetten yararlanması, ulusal bir gereksinimi karşılaması, kendi yönetimi ile ilgili özerkliğine bağlı kural koyma imkanının olması, tüm futbol kulüplerinin kendisine bağlı olma zorunluluğu, ülkedeki amatör ve profesyonel tüm futbol faaliyetlerinin kendisine bağlı olarak yürütülmesi, tüm kulüp ve futbolcular ile futbolcu temsilcileri üzerinde disiplin ve cezai işlemler uygulama yetkisinin bulunması, Yasasının uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların bünyesindeki Tahkim kurulu tarafından ve nihai merci olarak çözümlenmesi, uğraş alanı olan futbolun kamu yararı ve düzeniyle yakın ilgisinin bulunması, hakları, sorumlulukları ve borçları doğrudan etkileyen tek taraflı yönetsel ve icrai nitelikte işlemleri kamu gücünü kullanarak yapabilmesi, sadece idareci, futbolcu ve temsilcileri değil, izleyenleri yönüyle de kamu düzenini ilgilendiren konularda ya karar alma ya karara katılma ya da yaptırım belirleme imkanının oluşu gibi hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde faaliyetlerinin kamusal faaliyet niteliğinde olduğu,
5894 sayılı Yasada ...'nin özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliğe sahip, özerk bir kuruluş olduğunun belirtilmesinin de kamusal bir faaliyet icra etmediğini göstermeyeceği, zira yasa koyucunun uzmanlık gerektiren bir kamu hizmetinin yerine getirilmesini özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişilikler eliyle de yaptırabileceği, öte yandan 3461 sayılı Kanun döneminde kamu hizmeti olarak görülen aynı işin 5894 sayılı Yasanın gerekçesi de nazara alındığında kamu hizmeti olmaktan çıkartıldığını söylemenin de olanaklı olmadığı,
...'nin özerkliğinin niteliği ve kapsamının uluslararası ilişkilerin gerekliliğine göre düzenlenmesi halinin de faaliyetin kamusallığını pekiştiren bir durum olduğu,
Esasen, rüşvet suçu yönüyle yasa koyucunun TCK'nın 6/1-c maddesindeki kamu görevlileri dışındaki bir kısım kişilerin de kamu görevlisi olup olmadıklarına bakmaksızın bu suçun faili olabileceklerini kabul ettiği, bu bağlamda kamu yararına çalışan dernekler ile halka açık anonim şirketler adına hareket eden kişilerin görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmek için yarar sağlamaları halinde rüşvet suçunun faili olabileceklerinde kuşku bulunmadığı,
...'ye bağlı futbol kulüplerinin hukuki statüleri gözetildiğinde, kulüp adına hareket edenlerin rüşvet suçunun faili olabileceğini kabul edip, üstün hak ve yetkilerle donatılmış bulunan ve bu kulüplerin üst kuruluşu olan Futbol Federasyonunda görev alanların hakeza toplumu futbol kadar yoğun biçimde ilgilendirmeyen ... Genel Müdürlüğü'ne bağlı diğer federasyon görevlilerinin de rüşvet suçunun faili olabileceğini kabul edip, ... görevlilerini bundan ayrık tutmanın bir çelişki olacağının da g... ırak tutulmaması gerektiği, (bknz. Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Ceza Hukukunda Kamu Görevlisi ve Özel Soruşturma Usulleri, 3. Baskı, Sayfa : 30-63, 394-396; Prof. Dr. Recep Gülşen, Spor Hukuku, 2. Baskı, Sayfa : 300-301, Aytaç Özelçi, ...'nun Türk Hukukundaki Yeri, 1. Baskı, Sayfa : 93-103, Prof. Dr. Kemal Gözler – Gürsel Kaplan, İdare Hukuku Dersleri, 13. Baskı, Sayfa : 96-97)
Her ne kadar temyiz aşamasında bir kısım sanıklar ve müdafiilerince Ceza Muhakemesi Kanunu'nda özel yetkili mahkemelerle ilgili yasal değişiklik yapılacağından ve yargılamanın yenilenmesi gerektiğinden bahisle Dairemizce karar verilmesinin bekletilmesi yönünde taleplerde bulunulmuş ise de; CMK'da kesinleşmiş hükümlerle ilgili yargılanmanın yenilenmesine ilişkin koşulların tahdidi olarak sayıldığı, ancak sanıklar ve müdafiilerinin yargılamanın yenilenmesine neden oluşturacak herhangi bir somut kanıt, belge vb. ibraz etmedikleri, esasen temyize konu davayı da içine alacak biçimde yasal değişiklik yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa kapsamının ne olacağı konusunda da bir açıklık bulunmadığı, kaldı ki sonradan yapılacak lehe düzenlemelerin de sanıklar lehine uygulanma olanağının bulunduğu, bu itibarla soyut beyan ve iddialara dayanılarak dosyanın karara bağlanmasının ertelenmesine yasal olanak bulunmadığı,
İfade ve sorgu ile duruşmada yapılan tüm işlemlerin CMK'nın 147/1-h ve 219. maddelerine uygun olarak teknik araçlarla kayda alındığı, müteakiben yazılı tutanağa dönüştürülerek Mahkeme Başkanı tarafından imzalandığı görülmekle, duruşma tutanaklarının eksik ve hatalı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının yerinde olmadığı,
Duruşmada sanıklara okunan iddianamenin C.Savcısı tarafından tanzim olunan ve ıslak imza ile imzalanan, iddiaya göre herhangi bir eksikliği bulunmayan 02/12/2011 tarihli iddianame oluşu karşısında yargılamanın iki farklı iddianame üzerinden yapıldığına ilişkin temyiz itirazlarının yerinde görülmediği,
6222 sayılı Yasanın 11/1-son maddesine göre, “Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” Buna göre; şike suçunun, şike anlaşmasının yapıldığı anda tamamlandığı, kazanç veya sair menfaatin temin edildiği anda ise suçun sona erdiği; teşvik primi verme suçunun da verildiği veya verileceği yönünde vaatte bulunulduğu anda sona erdiği, bu itibarla şike/teşvik primi suçunun tamamlanması için, ayrıca suça konu müsabakanın anlaşma doğrultusunda sonuçlanmış olmasının gerekmediği, bir başka anlatımla şike/teşvik primi anlaşmasının sahaya yansımış olup olmadığının bir öneminin bulunmadığı, dolayısıyla şike/teşvik primi anlaşmasının sahaya yansıyıp yansımadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması yönündeki taleplerin usul ve yasaya uygun olmadığı, yine dosya kapsamı itibariyle ... Spor Kulübünün mali durumu hususunda Vergi Müfettişi Nusret Bulut tarafından düzenlenen 26/03/2012 tarih ve 2012-B-528/1 sayılı ile İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçileri tarafından düzenlenen 23/09/2011 gün ...A 15/37, M.A 37/6 sayılı raporlar ve içeriği itibari ile kabul edilen iletişimin tespiti tutanakları karşısında ayrıca söz konusu kulübün para hareketleri yönünden bir bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmadığı,
Öğretide; 6222 sayılı Yasanın 11/4-c madde, fıkra ve bent hükmünün “non bis in idem” (bir suçtan iki kez ceza verilmez -hem örgüt hem de şike/teşvik primi suçlarından-) ilkesine aykırı olduğu yolunda görüşler bulunmakta ise de (Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Bilgehan Özdemir, Şike, ... – 2012, Sayfa 40); bu gibi hallerde farklı hukuki yararları ihlal eden iki ayrı fiilin bulunduğu, ilkinin örgüt kurma, diğerinin ise şike veya teşvik primi verme suçları olduğu, yine TCK'nın 220/4. madde ve fıkrasında yer alan “Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.” şeklindeki açık düzenleme uyarınca da dava konusu somut olayda “non bis in idem” ilkesine aykırı bir durumun bulunmadığı, (Doç. Dr. Mustafa Özen, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Yer Alan Suçlar ve Yaptırımları, Ankara – 2013, Sayfa 65)
Tüm dosya kapsamına göre; tanıklardan ... ..., ... ve ...'nın beyanları esasa müessir olmadığı gibi ara celse açılarak sanıkların ve müdafiilerin yokluğunda dinlenilmeleri de, CMK'nın 210/1. maddesine göre olayın delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret bulunmaması karşısında mutlak bozma nedeni oluşturmadığından, adı geçen tanıklara doğrudan soru yöneltme hakkının tanınmadığına ilişkin temyiz itirazları ile ... A.Ş. Spor Kulübünün transfer komitesinde görev yapan Cengiz Zülfikaroğlu, Doğan Küçükemre, Emin Önal ve Alaattin adlı kişilerin dinlenmediği şeklindeki temyiz itirazlarının da Kulüp Başkanı tanık Yıldırım'ın aşamalarda alınan beyanları karşısında bir etkisinin bulunmadığı, esasen Kulüp Başkanına rağmen ve öncesinde aynı başkan tarafından kulüpten gönderilen bir oyuncunun aynı şartlarda transfer edilmesinin hayatın olağan akışına da uygun düşmediği anlaşılmakla yerinde olmadığı,
Bir kısım sanıklar ve müdafiilerin ses kayıtlarının kendilerine verilmesine ilişkin talebinin reddine dair kararın, telefon çözümlerinin dosya arasında mevcut olması, bazı kayıtların özel hayatın gizliliğini ihlal edebilecek ve telafisi imkansız zararlar doğurabilecek içerik taşıması, telefon görüşmelerinin sanıklar tarafından bizzat yapılmadığına yönelik herhangi bir itirazın bulunmaması, itiraza konu ses kayıtlarından bir kısmının duruşma salonunda dinlenilmesi, ses kayıtlarının yapılan incelenmesinde tapelerle bire bir uyumlu olduğunun da Mahkeme heyetince tespit edilmesi karşısında, buna yönelik temyiz isteminin yerinde olmadığı,
Her ne kadar şike ve teşvik primi filleri CMK'nın 140. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde düzenlenen katalog suçlar arasında sayılmamış ise de; anılan Yasa ve maddenin 3. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan “Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir haftadan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.” şeklindeki düzenleme uyarınca, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen şike/teşvik primi suçları hakkında da teknik araçlarla izleme kararının verilebileceğini kabul etmekte zorunluluk bulunduğu,
... Etik Kurulu, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu raporlarına gerekçeli kararda yer verilmemiş ise de; söz konusu raporların bağlayıcılığının bulunmadığı ve dosya arasında da mevcut olduğu, kurulların davada katılan olarak yer alan ...'nin kurulları olduğu, bu eksikliğin esasa müessir bulunmadığı gibi bahse konu kurulların Mahkemece başvurulan bilirkişilerden de olmadığı gözetildiğinde bu konudaki temyiz itirazlarının da yerinde görülmediği, sonucuna varılmakla;
21/02/2011 günü oynanan Manisaspor – ... A.Ş. müsabakasında teşvik primi suçundan sanıklar; ..., ..., Hikmet Karaman, ..., Kenan Yaralı ve ..., 06/03/2011 günü oynanan ... – ... ... müsabakasında teşvik primi suçundan sanıklar; ..., ..., ..., ... ve ..., 20/03/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında teşvik primi suçundan sanıklar; ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..., 26/02/2011 günü oynanan ... A.Ş. – Kasımpaşa A.Ş. müsabakasında şike suçundan sanıklar; ..., ..., ..., ... ve ..., 07/03/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında şike suçundan sanıklar; ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..., 04/04/2011 günü oynanan ... – ... müsabakasında şike suçundan sanıklar; ..., ..., ... ve ... ile 09/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında şike suçundan sanıklar; ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tüm dosya içeriğine göre atılı suçlardan cezalandırmaya yeterli kanıt bulunmadığı anlaşılmakla, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen ve sonucu itibariyle doğru bulunan beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan, yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
12/05/2011 günü ...'da bulunan Orta Kahve adlı işyerine yönelik işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan sanıklar ... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
25/06/2009 günü ...'da ...'ye yönelik tehdit suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... haklarında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen Cumhuriyet Savcısı, sanıklar ..., ... ve ... müdafiileri ile sanıklardan ... ve ...'nün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükümlerin ONANMASINA,
31/03/2011 günü yapılan menajerlik “futbolcu temsilciliği” sınavı soruları ile ilgili rüşvet suçundan sanıklar ..., Abdullah Cila, ... Güneş, ..., Tarık Özaslan, ... ve ... Bahçekapılı haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
31/03/2011 günü yapılan menajerlik “futbolcu temsilciliği” sınavı soruları ile ilgili rüşvet verme suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dairemizce de benimsenen Yargıtay CGK'nın 18/09/2012 tarihli, 2012/420 Esas, 2012/1771 sayılı Kararı da nazara alınarak 6352 sayılı Yasanın geçici 2. maddesinin sadece karşılıksız yararlanma suçlarını kapsadığı anlaşıldığından, anılan Yasanın rüşvet suçu yönünden getirdiği düzenlemeler ve etkin pişmanlık şartlarının somut olayda bulunmadığı da gözetilerek yapılan incelemede;
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
31/03/2011 günü yapılan menajerlik “futbolcu temsilciliği” sınavı ile ilgili olarak sanıklardan ...'in sınavdan önce temin edip sınava girmek için kullandığı sahte diploma dolayısıyla işlediği iddia olunan resmi belgede sahtecilik suçuna yardım etmek suçundan sanıklar ..., ... ve Talat Emre Koçak haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakasında teşvik primi suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... ile 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında teşvik primi suçundan sanıklar ... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Spor Kulübü, ... Sportif Hizmetler San. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
17/04/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakasında teşvik primi suçundan sanıklar ..., Metin Korkmaz ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında teşvik primi suçundan sanıklar ..., Zafer Tüzün ve Muhammet Şenyüz haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanıklardan Muhammet Şenyüz hakkında kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında yargılama konusu edilen müsabakanın ... – ... olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş. müsabakasında şike suçundan sanıklar ..., ..., ... ve Göksel Gümüşdağ haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
08/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında şike suçundan sanıklar ..., Seyit İbrahim Kalender ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakasında şike suçundan sanık Yadigar Boğa hakkında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında şike suçundan sanıklar ... ve ... Taşseten haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Suç işlemek amacıyla ... liderliğinde kurulan örgüte üye olma suçundan sanıklar ..., Abdullah Karakuz, Erkan Korkmaz ve Özcan Üstüntaş ile söz konusu suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan sanıklar Talat Emre Koçak, ..., ..., ..., ... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanık ... hakkında suç örgütü kurmak suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen C.Savcısı ile sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Suç işlemek amacıyla ... liderliğinde kurulan örgüte üye olma suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Daha önce işlemiş olduğu birden fazla kasıtlı suçtan dolayı hükümlülüğü bulunan sanık hakkında yeniden suç işlemeyeceği konusunda olumlu kanaate varılmadığından dolayı verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair kanaat ve kabulün cezanın ertelenmemesine de yasal ve yeterli gerekçe olması gözetilerek yapılan incelemede;
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen C.Savcısı ile sanık ve müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
11/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... kupa finali müsabakasında şike suçundan sanık ... Ateş hakkında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
24/04/2011 günü oynanan ... – Mersin İdman Yurdu müsabakasında şike suçundan sanık Beşir Acar hakkında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık ... hakkında suç örgütü kurmak suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen C.Savcısı ve katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekili ile sanık müdafiilerin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık ... hakkında 01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş., 08/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş., 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ..., 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakalarında şike, 17/04/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ..., 22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş., 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... müsabakalarında teşvik primi suçlarından verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık hakkında kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi infaz aşamasında mümkün görülmüştür.
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen C.Savcısı ve katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekili ile sanık müdafiilerin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık ... hakkında 01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş., 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ve 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakalarında şike, 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... müsabakasında teşvik primi suçlarından verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık hakkında kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi infaz aşamasında mümkün görülmüş, 34 TY 8602 plaka sayılı aracın 5237 sayılı TCK'nın 55. maddesi uyarınca suçun işlenmesi ile elde edilen maddi menfaat niteliğinde kabul edilerek müsaderesine ilişkin kararda dosya kapsamı uyarınca bir isabetsizlik bulunmadığından, malen sorumlu ... vekilinin söz konusu müsadere hükmüne yönelik temyiz istemi yerinde görülmemiş, delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen C.Savcısı, katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekili, sanık müdafii ile malen sorumlu ... vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanık ... hakkında 01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş. ve 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakalarında şike suçlarından verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık hakkında kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi infaz aşamasında mümkün görülmüş, suçun zincirleme biçimde işlenmesi nedeniyle cezasında 6222 sayılı Yasanın 6259 sayılı Kanun ile değişik 11/10. maddesi uyarınca artırım yapıldığı sırada sehven “takdiren alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle” ibaresi kullanılmasına karşın alt sınırdan olacak şekilde “1/4 oranında” artırım yapılması ise mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen C.Savcısı, katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekili ile sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık Göksel Gümüşdağ hakkında ... liderliğindeki suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan, sanıklar ..., ..., ... ve ... haklarında ... liderliğindeki suç örgütüne üye olmak suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanık ... hakkında 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ve 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakalarında şike, 17/04/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ..., 22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. ve 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... müsabakalarında teşvik primi suçlarından verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık hakkında kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi infaz aşamasında mümkün görülmüştür.
Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, yerinde görülmeyen C.Savcısı ve katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekili ile sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
12/05/2011 günü ...'da bulunan Orta Kahve adlı işyerinde, işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan sanıklar ... ve ... haklarında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5271 sayılı CMK'nın 172/1. maddesinde “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.”, anılan Yasa ve maddenin 2. fıkrasında ise “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.” düzenlemesinin bulunduğu, sanıklar haklarında aynı fiil nedeniyle daha önce ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan 2011/2450 numaralı soruşturmaya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, işyeri dokunulmazlığının ihlali eyleminin tartışılıp değerlendirilmediği, dolayısıyla 14/09/2011 günlü kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, delil yetersizliği nedeniyle verilmemiş olması, hukuki tavsifte yapılan hatanın anılan Kanun ve madde hükmünün uygulanmasına yasal engel teşkil etmemesi karşısında; CMK'nın 172/2. maddesinin uygulanma koşullarının dava konusu somut olayda bulunmadığı gözetilerek yapılan incelemede; olay günü açık bir rızaya gerek duyulmadan herkesin girebileceği bir yer olan mağdur Hüseyin Vasfi'ye ait Orta Kahve adlı iş yerine halka açık bir saatte, alkollü bir vaziyette ve hukuka aykırı bir amaçla gece vakti giren sanıkların, işyeri çalışanlarınca kendilerine müşteri olarak hizmet verilmeyeceğinin eylemli olarak bildirilmesine rağmen işyerinin üst katına çıkarak burada taşkınlık yaptıkları, çalışanlara hakaret edip, eşyalara zarar verdikleri ve yine çalışanlardan ...'ı kasten basit şekilde yaraladıkları tüm dosya kapsamından anlaşılmış olmakla, tebliğnamedeki bu hususta bozma isteyen düşünceye de iştirak edilmemiştir.
Delillerle iddia ve savunma, duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen C.Savcısı ile sanıkların temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Suç işlemek amacıyla ... liderliğinde kurulan örgüte üye olma suçundan sanık ... hakkında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanık hakkında atılı suçtan beraat kararı verildiği ve bizatihi bulundurulması ya da taşınması suç teşkil etmediği halde, adli emanetin 2011/787 sırasında kayıtlı olan sanığa ait cep telefonu ve sim kartın iadesi yerine hem müsaderesine hem de dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmek suretiyle hükmün karıştırılması,
Kanuna aykırı ve C.Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu cihet yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hükümde yer alan “2011/787 sırasında kayıtlı, ...'a ait Blackbarry marka 35247904701515 imei numaralı cep telefonu ve sim kartın suçun işlenmesinde kullanıldığı anlaşılmakla, TCK'nun 54/1. maddesi gereğince müsaderesine ve 2011/787 sırasında kayıtlı, ...'a ait Blackbarry marka 35247904701515 imei numaralı cep telefonu ve sim kartın dosyada delil olarak saklanmasına,” ibarelerinin çıkartılıp, yerine “Adli emanetin 2011/787 sırasında kayıtlı olup sanık ...'a ait olan Blackbarry marka 35247904701515 Imeı numaralı cep telefonu ve sim kartın adı geçen sanığa İADESİNE,” yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Sanık ... hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Hükümden sonra temyiz incelemesi sırasında sanığın 18/04/2013 tarihinde öldüğü UYAP ortamından temin edilen güncel nüfus kaydından anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK'nın 64 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu, bozmayı gerektirmiş ve katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Yasanın 322, 5237 sayılı TCK'nın 64/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca açılan kamu davalarının sanığın ölümü sebebiyle DÜŞÜRÜLMESİNE,
25/06/2009 günü ...'da ...'ye yönelik tehdit suçundan sanıklar ..., ... ve ... haklarında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5271 sayılı CMK'nın 172/1. maddesinde “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.”, anılan Yasa ve maddenin 2. fıkrasında ise “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.” düzenlemesinin bulunduğu, sanıklar haklarında aynı fiil nedeniyle daha önce ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan 2009/2838 numaralı soruşturmaya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, tehdit suçundan dolayı değerlendirme yapılmadığı, dolayısıyla 14/09/2009 günlü kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, delil yetersizliği nedeniyle verilmemiş olması, hukuki tavsifte yapılan hatanın anılan Kanun ve madde hükmünün uygulanmasına yasal engel teşkil etmemesi karşısında; CMK'nın 172/2. maddesinin uygulanma koşullarının dava konusu somut olayda bulunmadığı, yine yargılama konusu edilen olayın iddianamede “...’da yayın yapan ... FM isimli radyonun müdürü ... ve radyo sahibi ...'ın ...’da yapılan fuar organizasyonunun ve ...'un başarısızlığı hakkında yazdıkları yazıların ve bu konu hakkında yaptıkları yayınların örgüt üyelerini rahatsız ettiği, örgüt üyeleri ... ve taraftar grubu lideri ...'nün ... FM isimli radyoya giderek ... ile görüşme yaptıkları ve şahsı bu tür yazılar yazmaması, yayınlar yapmaması konusunda uyarıp tehdit ettikleri, ...'nin bu durumu kabullenmediği, ...'ın ... ile birlikte radyodan ayrıldığı, şahısların radyodan ayrılmalarından bir müddet sonra ...'ın kardeşi ...’ın, yanında ... ve ... ile birlikte ... FM isimli radyoya tekrar gittiği, şahısların ... ile özel görüşmek istediklerini bahane ederek, Avukat ..., gazeteci ... ve ... İlçe ... İlçe'nın dışarı çıkmalarını istedikleri, tanıkların görüşmenin ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınması koşulu ile odadan çıkmaları üzerine, ... ve yanındaki şahısların oda kapısını kapatarak içeride bulunan ... ve ...’ı darp etmeye başladıkları, odada bulunan bilgisayar ve sandalyeleri yere fırlattıkları, tanık şahısların odaya girmeleri üzerine şahısların olay yerinden kaçtıkları, ... ve ...’ın ...'un ... döneminde başarısız olduğu ve fuar organizasyonlarının etkisiz kaldığı yönünde yazılar yazıp, yayınlar yapmaları sebebiyle tehdit ve darp edildiği, olayı ... ve ...'in azmettirmesi sonucu ..., ..., ..., ... ve ... isimli şahısların gerçekleştirdiği,” şeklinde anlatılması karşısında, sanıklardan Aykut, Samet ve Evren haklarında da mağdur Mustafa'ya yönelik tehdit suçundan açılmış bir dava bulunduğu gözetilerek yapılan incelemede;
... FM adlı işyerinde olay günü yaklaşık bir saat içerisinde birbirini takiben gerçekleşen eylemler sırasında sanıkların, diğer sanıklar ... ve ... tarafından müşterek fail olarak işlenen tehdit suçuna ne surette iştirak ettikleri ve buna ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde gösterilip tartışılmadan yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyet kararları verilmesi,
25/06/2009 günü ...'da ... FM adlı işyerine yönelik işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5271 sayılı CMK'nın 172/1. maddesinde “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.”, anılan Yasa ve maddenin 2. fıkrasında ise “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.” düzenlemesinin bulunduğu, aynı fiil nedeniyle daha önce ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan 2009/2838 numaralı soruşturmaya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, işyeri dokunulmazlığının ihlali eyleminin tartışılıp değerlendirilmediği, dolayısıyla 14/09/2009 günlü kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, delil yetersizliği nedeniyle verilmemiş olması, hukuki tavsifte yapılan hatanın anılan Kanun ve madde hükmünün uygulanmasına yasal engel teşkil etmemesi karşısında; CMK'nın 172/2. maddesinin uygulanma koşullarının dava konusu somut olayda bulunmadığı gözetilerek yapılan incelemede; yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat yerler dışında kalan işyerlerinden olan ... FM adlı işyerinde müdür olarak görev yapan mağdurun, Başkanlığını sanıklardan ...'un yaptığı ... Kulübünün yönetim şekli ile işletmeciliğini sanık Hakan'ın yaptığı limanda bulunan fuar alanı hakkında aleyhe yayınlar yapması nedeniyle, adı geçen sanıkların örgüt faaliyeti çerçevesinde azmettirmesiyle, gündüz vakti meydana gelen olayda, sanıklar ... ve ...'in mağduru ... kulübü ve fuar alanı hakkında olumsuz yayınlar yapmaması hususunda birlikte tehdit ettikleri, mağdurdan bekledikleri yanıtı alamamalarından sonra işyerinden ayrıldıkları, bir müddet sonra bu kez sanıklar Evren, Samet ve Aykut'un mağdura bir kez daha gözdağı vermek amacıyla işyerine geldikleri, burada mağduru ve işyeri sahibi Hakan'ı kasten yaraladıkları, işyerinde bulunan bir kısım mallara zarar verdikleri, oluşa ve dosya içeriğine göre, sanıkların işyerine girerken veya işyerinden çıkmamak için mağdura ya da işyeri sahibine karşı cebir veya tehdit uygulamadıkları, başka bir anlatımla işyeri dokunulmazlığını bozma suçunu işlemek için kişilere karşı zor kullanmalarının söz konusu olmadığı, içeri girdikten sonra yapılan tehdit veya cebir'in suçun nitelikli hali olarak değerlendirilemeyeceği tüm dosya kapsamından anlaşıldığı halde, haklarında eylemlerine uyan TCK'nın 116/2, 119/1-(c-d) maddeleri yerine yazılı şekilde uygulama yapılarak fazla cezalar tayin edilmesi,
Sanık ... hakkında yasal koşulları oluştuğu halde TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Hüküm fıkrasının müsadereye ilişkin kısmının birinci paragrafında suça konu silah ve eklerinin sahibi olarak sanık ... yerine Abdullah Karakuz'un gösterilmesi maddi hata olarak kabul edildiğinden, bu husustaki yanlışlık bozma nedeni sayılmamış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda cezaların toplanması kurumuna yer verilmediği gözetilmeden, sanığa hapisten çevrilerek verilen adli para cezası ile doğrudan verilen adli para cezasının içtima ettirilmesi,
Suça konu tabanca ve eklerinin TCK'nın 54. maddesinin 4. fıkrası yerine 1. fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilmesi,
Sabıka kaydı bulunmayan sanık hakkında diğer kişiselleştirme nedenlerinden önce değerlendirilmesi gereken hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken, CMK'nın 231/6. bendinde öngörülen objektif ve subjektif koşulların bulunup bulunmadığı tartışılıp yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi yerine, verilen kısa süreli hapis cezasının TCK 50/1-a maddesi gereği adli para cezası seçenek yaptırımına çevrilmiş olmasından bahisle 5271 sayılı CMK'nın 231/5 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Sanık ... hakkında ... liderliğinde kurulan suç örgütünün yöneticisi olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanığın adli sicil kaydındaki kararların 5271 sayılı CMK'nın 231/5-14. maddesi uyarınca verilen kararlar ile karşılıksız çek keşide etme suçuna ilişkin olması ve 3167 sayılı Yasanın 16/1-3. maddesi kapsamında kalan fiilin 6273 sayılı Yasa uyarınca idari yaptırıma bağlanması karşısında, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken CMK'nın 231/6. bendinde öngörülen objektif ve subjektif koşulların bulunup bulunmadığı tartışılıp yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi yerine, daha önce kasıtlı suçtan mahkûmiyetinin bulunması ve kişilik özelliklerinden bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Suç işlemek amacıyla ... liderliğinde kurulan örgüte üye olma suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın adli sicil kaydına göre daha önce kasıtlı suçtan mahkûm olduğunun anlaşılması karşısında, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının oluşmadığı gözetilerek yapılan incelemede;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
5237 sayılı TCK'nın 51. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezası ile cezalandırılmamış olması koşulu ve (b) bendinde suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması hükmü getirilmiş olmakla, suç tarihi itibariyle adli sicil kaydına göre ertelemeye engel sabıkası olmayan ve yargılama sürecindeki davranışları nedeniyle de cezasından takdiri indirim yapılan sanığın, yargılama sürecindeki tutum ve davranışlarının pişmanlık boyutu irdelenip tartışılmadan, yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar verilmesi,
Sanık hakkında yasal koşulları oluştuğu halde TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
12/05/2011 günü ...'da bulunan Orta Kahve adlı işyerinde, işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tüm dosya kapsamına göre; sanığın yüklenen suçu işlediğine dair, mahkûmiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,
31/03/2011 günü yapılan menajerlik “futbolcu temsilciliği” sınavı soruları ile ilgili rüşvet alma suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Suç tarihinde ...'nda Profesyonel Futbolcu Tescil İşleri Müdürü olarak görev yapan, profesyonel futbolcuların tescil işlemlerinin ve bu futbolcuların dosyaları ile lisanslı futbolcu temsilcilerinin özlük dosyalarının tutulması, lisans işlemlerinin yapılması, temsilcilerin futbolcu ve kulüplerle yaptıkları sözleşmelerin tescili, temsilci sınavlarının duyurulması ve organizasyonu, sınava girecek adayların başvurularının alınması ve sınavı kazanan adayların FIFA'ya bildirilmesinden sorumlu olan birimde görev alan, suça konu olan 2011 Mart döneminde yapılan sınav sorularının hazırlanması ve değerlendirilmesinde yer almamakla birlikte adayların başvuru evraklarının alınması, takibi, sınav salonunun ayarlanması ve sınav için hazırlanmasından, sınav öncesi yapılan temsilci sınavı kursunun organizasyonundan sorumlu olup, yine sınav sonuçlarının duyurulması ve tebliğinde aktif olarak görev alan, sınav esnasında fiili olarak da sınav salonunda bulunup, sınav gözetmenliği yapan sanık Haldun'un 5237 sayılı TCK'nın 6/1-c maddesi uyarınca somut olayda kamu görevlisi olarak kabulü gerektiği anlaşılmakla,
Suçun, TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında, aynı Yasanın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Bir karşılaşma suçu olup, bu nedenle de çok failli bir suç olan rüşvet suçunda bir tarafta rüşvet verenin, diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleşmesini hedefledikleri, bu itibarla veren ve alan açısından rüşvet suçunun tek bir suç olduğu, buna karşılık dava konusu somut olayda; aynı olaya ilişkin olarak rüşvet verme fiilinin faili olan sanık ... hakkında temel ceza alt sınırdan tayin edildiği halde, bire bir aynı olan gerekçelerle sanık Haldun hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması suretiyle gerekçesiz şekilde farklı cezalar tayinine yol açılması,
11/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... kupa finali müsabakasında şike suçundan sanıklar ... ve ... haklarında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanıklar ..., ..., ..., ... ve Ahmet Ateş haklarında usulüne uygun olarak mahkemeden alınmış iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararlarının bulunduğu, bu kapsamda tespit edilen TAPE kayıtları dosya arasında mevcut olup, içeriklerine ve elde ediliş biçimine ilişkin olarak sanıklara aşamalarda savunma hakkının tanındığı, dava konusu bu olayla ilgili olarak sanıkların aşamalardaki tevil yollu anlatımları, tanıklar Yıldırım Demirören ve Göksel Gümüşdağ'ın safahatlardaki beyanları, ...'nin Haziran 2009 tarihinde yayımlanmış Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatının 13/1. maddesindeki “Futbolcular, ancak ... tarafından belirlenen transfer ve tescil dönemleri içinde tescil edilebilirler.”, 19/6. maddesindeki “Mevcut kulübüyle sözleşmesi devam eden profesyonel bir futbolcuyla sözleşme imzalama niyetinde olan kulüp, futbolcuyla görüşmelere başlamadan önce futbolcunun sözleşmesel ilişkisi devam eden kulübünün iznini yazılı olarak almak zorundadır. Yazılı izin almaksızın görüşmelere başlayan kulüp, futbolcu, futbolcu temsilcisi ve diğer kişiler hakkında Futbol Disiplin Talimatı hükümleri uygulanır.” hükümleri ile 2010-2011 futbol sezonunda uygulanmak ve 1. Transfer ve Tescil dönemi başlangıcından itibaren geçerli olmak üzere ... Yönetim Kurulu tarafından görüşülüp karara bağlandığı üzere, 2010-2011 futbol sezonunun 1. Transfer ve Tescil döneminin 10 Haziran 2010 tarihinde başlayıp 01 Eylül 2010 tarihinde ve 2. Transfer ve Tescil Döneminin 05 Ocak 2011 tarihinde başlayıp 01 Şubat 2011 tarihinde sona ermesine (bknz. http://www.....org/resources/.../documents/002011/.../talimatlar) karar verildiği, bu bağlamda kulübü ile sözleşmesi devam eden profesyonel bir futbolcunun transferi için, ... yönetim kurulu tarafından her yıl belirlenen transfer ve tescil dönemi içinde olsa dahi, futbolcu ile görüşmek isteyen bir kulübün öncelikle futbolcunun bağlı bulunduğu kulüple görüşüp yazılı izin alması zorunlu olup, özellikle transfer dönemi dışında, kulübünden yazılı bir izin de alınmadan, futbolcuyla transferi amacı ile, hem de o futbolcunun oynadığı kulüple yapılacak bir müsabaka öncesinde transfer görüşmesi yapılması, kulübünden yazılı izin alınmış olsa bile transfer görüşmesi yapılan oyuncunun bu müsabakada kötü oynamasının istenmesinin transfer amaçlı şike suçunu oluşturacağında dosya kapsamında bir tereddüt bulunmadığı, dava konusu somut olayda ise transfer ve tescil dönemi dışında, kulüpleri ile mevcut sözleşmeleri sezon sonunda da devam eden futbolcu sanıklar ... ve ... ile ... ... kulübünden yazılı bir izin alınmadan, bu hususta herhangi bir görüşme dahi yapılmadan, teknik direktör sanık Tayfur'un bu göreve getirilmesinden sonra kendi kulübüne sunduğu aralarında futbolcu sanıkların da bulunduğu bir transfer listesi kulübü tarafından dosyaya ibraz edilmeden, sezon sonu transfer edilmeyeceği kulüp başkanı tanık Yıldırım'ın beyanı ile açık olan ve transferleri için sezon sonunda herhangi bir çaba da gösterilmeyen bu futbolcularla 11/05/2011 günü oynanacak kupa finalinden çok kısa bir süre önce ... A.Ş. Futbol Kulübüne transferleri amacı ile 07/05/2011 günü Bursa ilinde görüşme yapılması ve gerek bu görüşmede gerekse ...'da Adalı Holding adlı işyerinde menajerleri sanık ... aracılığı ile müsabakada kötü oynamalarının istendiği, futbolcu sanıkların da bu şike teklifini kabul ettikleri tüm dosya kapsamından anlaşılmış, sanık ... hakkında örgüt suçundan açılmış bir dava bulunmadığı ve hakkında 6222 sayılı Yasanın 11/4-b madde ve fıkra hükmü uyarınca artırım yapıldığı halde sehven aynı Yasa ve maddenin (c) bendinin de karar yerinde gösterilmesi sonuca etkili bulunmadığından bozma nedeni sayılmamış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanıklar haklarında verilen hapis cezalarının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanıklar müdafiilerin esas hakkındaki savunmalarında lehe hükümlerin uygulanmasını talep ettikleri ve sanıkların suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olmaları karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezalarının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hükümler kurulması,
18/04/2011 günü oynanan ... – ... müsabakasında şike suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın, 28/06/2012 günlü dilekçesi ile hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasına muvafakat etmediği gözetilerek, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanık hakkında şike suçundan teşebbüs nedeniyle indirim yapılırken, 6222 sayılı Yasanın 11/3 ve TCK'nın 35. maddeleri yerine, uygulama maddesi olarak 6222 SK'nın 11/5. maddesinin gösterilmesi,
Sanık hakkında, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan açılmış bir dava ve verilmiş bir hüküm bulunmadığı halde TCK'nın 58/9. maddesinin tatbik edilmesi,
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanığın suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,
Suç işlemek amacıyla ... liderliğinde kurulan örgüte üye olma suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
... – ... ve ... – Mersin İdman Yurdu müsabakalarında şike suçundan mahkûmiyetine karar verilen sanığın, suç teşkil eden ve sabit görülen bu eylemlerinin varlığı kabul edilen suç örgütü ile bağlantısı tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ve kesin olarak tespit edilmeden, ayrıca örgüt lideri ... hakkında bahse konu müsabakalarla ilgili olarak şike suçundan verilen beraat kararlarının temyiz edilmeden kesinleştiği gözetilmeden, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de;
Cezası ertelenen sanık hakkında TCK'nın 51/3. maddesi uyarınca, gerekçeleri gösterilip açıklanmadan denetim süresinin 2 yıl olarak tayin edilmesi,
Sanık hakkında hükmolunan kısa süreli olmayan hapis cezasının ertelenmiş olması karşısında; 5237 sayılı TCK'nın 53/3. maddesi uyarınca, kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun hiç uygulanamayacağı, altsoyu dışındaki kişiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlayıncaya kadar uygulanabileceği gözetilmeksizin yazılı şekilde 53/1-c maddesindeki hakların tümünü koşullu salıverilmeye kadar kullanmaktan mahrum bırakmaya hükmedilmesi,
18/04/2011 günü oynanan ... – ... ve 24/04/2011 günü oynanan ... – Mersin İdman Yurdu müsabakalarında şikeye teşebbüs suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın 29/06/2012 günlü celsede alınan savunmasında hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasına muvafakat etmediği gözetilerek, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Tüm dosya kapsamına göre sanığın, 24/04/2011 günü oynanan ... – Mersin İdman Yurdu müsabakasında kazanç veya sair menfaat temin etmek suretiyle yüklenen suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, cezasında 6222 sayılı Yasanın değişik 11/10 madde ve fıkra hükmü uyarınca artırım yapılması suretiyle fazla ceza tayini,
Sanık hakkında şike suçundan teşebbüs nedeniyle indirim yapılırken, 6222 sayılı Yasanın 11/3 ve TCK'nın 35. maddeleri yerine uygulama maddesi olarak 6222 SK'nın 11/5. maddesinin gösterilmesi,
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanığın suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,
Sanığın yüklenen suçu ... liderliğindeki suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlediğine, bir başka anlatımla diğer sanıklarla suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme ile işbirliği, eylemli paylaşım anlayışı ve disiplinli biçimde hareket edip amaçları doğrultusunda müsabakalarda şikeye teşebbüs suçunu işlemek için faaliyette bulunduğuna ilişkin deliller karar yerinde gösterilmeden, yetersiz gerekçe ile TCK'nın 58. maddesinin 9. fıkrası delaletiyle 6. fıkrasının tatbikine karar verilmesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,
08/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında şike yapmak suçundan sanık ... hakkında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin Tanımlar başlıklı 4. maddesinde;
“İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması'nın: Telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemleri,” düzenlemesinin yer aldığı,
Her ne kadar sanık müdafiince, 3678 no.lu iletişimin tespiti tutanağının ortam dinlemesi sonucu elde edildiği, CMK'nın 135. maddesi kapsamında elde edilmiş bir tutanak olmadığı ileri sürülmüş ise de; iletişimin kayda alınmasının arama tuşuna basılması ile başladığı ve bu halde karşı taraf cevap vermese dahi konuşma tonu ve çıkan seslerin uygun olması halinde arayan şahsın konuşmalarının kayda alındığı, bu bağlamda da diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemlerin Yönetmeliğin açık hükmü gereği iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kapsamında olduğu, sanığın, dava konusu müsabakada temsilcisi bulunduğu ... futbolcusu ...'nin ... A.Ş. müsabakasında oynamaması ya da oynadığı takdirde kötü futbol oynaması hususunda ... A.Ş. Spor Kulübü Başkanı ve örgüt lideri olan sanık ...'ın bilgisi ve isteği dahilinde Kulüp yöneticisi ...'nun talimatı ile aynı zamanda akrabası da olan sanık ... tarafından kendisine bildirilen şike teklifini futbolcuya ilettiği, ancak futbolcunun bu teklifi kabul ettiğine dair dosya kapsamında her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı nazara alınıp, söz konusu müsabakada şikeye teşebbüs suçundan cezalandırılması gerektiği halde, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hakkında atılı suçtan beraat kararı verilmesi,
15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakasında şike suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
... Spor Kulübünde idari yönetici (amatör şubeler koordinatörü) olarak görev yapan sanık hakkında ... liderliğindeki suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde atılı suçu işlediğinin dosya kapsamına göre iddia ve kabul edilmesi karşısında, uygulama maddesi olarak 6222 sayılı Yasanın 11/4-(b-c) madde, fıkra ve bentleri yerine (b) bendinin hükümde gösterilmemesi sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni sayılmamış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanığın suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,
Sanık hakkında yasal koşulları oluştuğu halde TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Sanık ... hakkında ... liderliğindeki suç örgütüne üye olmak ile 01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş. ve 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakalarında zincirleme biçimde şike suçlarından verilen mahkûmiyet, 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakasında şike ve aynı gün oynanan ... A.Ş. – ... ... müsabakasında teşvik primi suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5271 sayılı CMK'nın 191/3-b-c maddesine aykırı olarak iddianame okunmadan ve CMK'nın 147. maddesinde öngörülen hakları hatırlatılmadan sorguya çekilmesi suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
Kabule göre de;
Sanığın adli sicil kaydındaki kararın suç tarihinden sonra kesinleşmiş ve karşılıksız çek keşide etme suçuna ilişkin olması karşısında, bu fiilin 6273 sayılı Yasa uyarınca idari yaptırıma bağlanması da dikkate alınarak, örgüte üye olmak suçundan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken CMK'nın 231/6. bendinde öngörülen objektif ve subjektif koşulların bulunup bulunmadığı tartışılıp yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi yerine, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olması ve kişilik özelliklerinden bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
5237 sayılı TCK'nın 51. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezası ile cezalandırılmamış olması koşulu ve (b) bendinde suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işleyemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması hükmü getirilmiş olmakla, adli sicil kaydına göre ertelemeye engel sabıkası olmayan ve yargılama sürecindeki davranışları ile cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri nedeniyle de cezasından takdiri indirim yapılan sanığın, müdafiin lehe olan hükümlerin uygulanması talebi de gözetilerek, yargılama sürecindeki tutum ve davranışlarının pişmanlık boyutu irdelenip, suç örgütüne üye olmak suçundan dolayı hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine karar verilip verilmeyeceği hususunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken bu hususun tartışma dışı bırakılması,
Sanık hakkında şike yapmak suçundan hüküm kurulurken kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,
17/04/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakasında teşvik primi suçundan sanıklar ... ve ..., 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında şike suçundan sanıklar ... ve ... ile şikeye yardım etmek suçundan sanık ..., 11/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... kupa finali müsabakasında şike ile 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... müsabakasında teşvik primi suçlarından sanık ..., 22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında teşvik primi suçundan sanık ... haklarında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanıklar haklarında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanıkların suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olmaları karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermedikleri nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyecekleri konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezalarının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle yazılı şekilde kararlar verilmesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde sanıklar haklarında hükümler kurulması,
17/04/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ve 22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakalarında teşvik primi, 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında şikeye teşebbüs suçlarından sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
... – ... A.Ş. müsabakasında sanığın kendisinin de yer aldığı şike fiiline ilişkin suçun tamamlandığına dair dosya kapsamında kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı, şikeye teşebbüs suçunun cezasının da tamamlanmış teşvik primi suçundan daha ağır olduğu gözetilerek tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanığın suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması ve müdafiin lehe olan hükümlerin uygulanması talebi karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,
Sanık ... hakkında ... liderliğindeki suç örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Usulüne uygun olarak mahkemeden alınan kararlar üzerine elde edilen TAPE kayıtları ve fiziki takip tutanakları, sanık savunmaları ile tüm dosya kapsamı uyarınca, sanığın atılı suçlardaki rolü ve konumu, eylemlere katılma ve katkı derecesi gibi hususlar gözönüne alındığında, ... liderliğindeki suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, söz konusu örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğinin anlaşılması karşısında, Yasa değişikliği de nazara alınarak, 5237 sayılı TCK'nın 220/7. madde ve fıkrası yollaması ile anılan maddenin 2. fıkrası uyarınca cezalandırılması yerine yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
Sanık ... hakkında 22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında teşvik primi suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın, 29/06/2012 günlü celsede alınan savunmasında hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasına muvafakat etmediği gözetilerek, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Suçun, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olmasına rağmen 6222 sayılı Yasanın 11/4-c maddesi uygulanmayarak sanık hakkında eksik ceza tayini,
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanığın suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,
01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş. ve 11/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... kupa finali müsabakalarında şike ile 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... müsabakasında teşvik primi suçlarından sanık ...; 01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş. ve 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakalarında şike, 22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında ise teşvik primi suçlarından sanık ...; 22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında teşvik primi, 08/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. ve 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakalarında şikeye teşebbüs suçlarından sanık ...; 22/04/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında teşvik primi, 08/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. ve 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... müsabakalarında şikeye teşebbüs suçlarından sanık ... haklarında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanıklar haklarında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanıkların suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olmaları ve müdafiilerin lehe olan hükümlerin uygulanması talebi karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermedikleri nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyecekleri konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezalarının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, bu hususta olumlu ya da olumsuz kararlar verilmemesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde sanıklar haklarında hükümler kurulması,
Sanık ... hakkında ... liderliğindeki suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Hükümden sonra 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 85. maddesiyle 5237 sayılı TCK'nın 220/7. maddesinde yapılan değişiklik karşısında; hukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması,
Temel cezası alt sınırdan belirlenerek ertelenen sanık hakkında TCK'nın 51/3. maddesi uyarınca gerekçeleri gösterilip açıklanmadan alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle denetim süresi tayin edilmesi,
Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının kısa süreli olduğu ve ertelendiği gözetilmeden, TCK'nın 53/4. maddesinin hükmüne aykırı olarak 53/1-3. maddesi gereğince hak yoksunluğuna karar verilmesi,
22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. müsabakasında şike suçundan sanık ... hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanığın suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması ve müdafiin lehe olan hükümlerin uygulanması talebi karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması,
Sanık hakkında yasal koşulları oluştuğu halde TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanığın aşamalarda, Adli emanetin 2011/805 sırasında kayıtlı suça konu tabancalardan olan 38 Kalibre Short tipi Simit&Wesson marka 49680 numaralı toplu tabancanın antika olduğunu iddia etmesi ve antika niteliği olan silahların bulundurulmasına izin verilmesinde yasal zorunluluk bulunması karşısında; söz konusu tabancanın 6136 sayılı Yasanın 11. ve ilgili Yönetmeliğin 59. maddeleri uyarınca yasal bilirkişi olan Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilerek bu konuda rapor alındıktan sonra, tüm kanıtlar birlikte değerlendirilmek suretiyle hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda cezaların toplanması kurumuna yer verilmediği gözetilmeden, sanığa hapisten çevrilerek verilen adli para cezası ile doğrudan verilen adli para cezasının içtima ettirilmesi,
Suça konu tabanca ve eklerinin TCK'nın 54. maddesinin 4. fıkrası yerine 1. fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilmesi,
Sanığın adli sicil kaydındaki kararın karşılıksız çek keşide etme suçuna ilişkin olması karşısında, bu fiilin 6273 sayılı Yasa uyarınca idari yaptırıma bağlanması da dikkate alınarak, sanık hakkında diğer kişiselleştirme nedenlerinden önce değerlendirilmesi gereken hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken CMK'nın 231/6. bendinde öngörülen objektif ve subjektif koşulların bulunup bulunmadığı tartışılıp yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi yerine, verilen kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50/1-a maddesi gereği adli para cezası seçenek yaptırımına çevrilmiş olmakla, bu suç yönünden hakkında 5271 sayılı CMK'nın 231/5 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına şeklinde karar verilmesi,
Sanık ... hakkında 01/05/2011 günü oynanan ... ... – ... A.Ş., 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ..., 22/05/2011 günü oynanan ... – ... A.Ş. ve 11/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... kupa finali müsabakalarında şike, 15/05/2011 günü oynanan ... A.Ş. – ... ... müsabakasında ise teşvik primi suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Futbolda şike ve teşvik primi suçunun ön koşulunun ... tarafından düzenlenen veya düzenlenmesine izin verilen ya da katkıda bulunulan belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek, suç ile korunan hukuki değerin dürüst oyun ilkesi, suçun hukuki konusunun da aynı şekilde spor müsabakalarının haksız rekabet olmadan yapılmasındaki toplumsal yarar olduğu,
6222 sayılı Yasanın ilk halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına yönelik bir hükmün bulunmadığı, ancak anılan Yasanın 11. maddesine 15/12/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6259 sayılı Kanunun 1. maddesi ile ek 10. fıkrasıyla getirilen düzenleme uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının olanaklı hale getirildiği,
Esasen, 6222 sayılı Kanuna 6259 sayılı Yasanın 1. maddesi ile suçun zincirleme biçimde işlenmesine ilişkin bu düzenleme getirilmese dahi mağduru belli bir kişi olmayan şike ve bu suçun alt kategorisi olarak düzenlenen teşvik primi suçunun topluma karşı işlenen suçlardan olması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 5. maddesi de gözetilerek bu sorunun aynı Yasanın suçların içtimaına ilişkin genel hükümlere göre çözümleneceğinde bir tereddüdün de bulunmadığı,
Buna karşılık suçun; farklı zamanlarda değişik takımlar lehine müsabakaların sonuçlanmasının amaçlandığı ya da bir kısım müsabakaların örgüt faaliyeti çerçevesinde diğer bir kısmının ise bu faaliyet dışında sonucuna etki etmek suretiyle söz konusu olduğu durumlarda, zincirleme suç hükümlerinin mi yoksa gerçek içtima hükümlerinin mi uygulanacağı çözümü gereken bir sorun olarak ortaya çıkmakla birlikte, şike ve teşvik primi verme suçlarında önemli olan hususun suç işleme kararındaki birlik olduğu, bunun bulunması halinde diğer koşulların da var olması şartıyla zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında bir engelden sözedilemeyeceği, dava konusu somut olayda ise sanık ...'un oluşa ve dosya kapsamına uygun olarak aynı futbol sezonu içerisinde ve bir suç işleme kararı altında üzerine atılı şike ve teşvik primi suçlarını işlediği, suç işleme kararındaki zincirin kesilmediği ve müsabaka tarihlerinin iç içe geçtiği anlaşıldığından, sanık hakkında dava konusu edilen Spor Toto Süper Lig müsabakalarında işlediği şike ve teşvik primi ile 49. Ziraat Türkiye Kupası finali müsabakasında işlediği şike suçlarının zincirleme biçimde tek suçu oluşturduğu gözetilmeden iki ayrı suç kabulü ile yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabule göre de;
5237 sayılı TCK'nın 7. maddesinin 5377 sayılı Kanun ile değiştirilen 3. fıkrasında yer alan “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.” şeklindeki düzenleme nedeniyle ertelemenin değerlendirilmesinde anılan Yasa ve maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki zaman yönünden uygulama ilkesinin geçerli olduğu, bu itibarla 6222 sayılı Kanunun 11/9. madde ve fıkra hükmünün sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine yasal engel teşkil etmeyeceği, sanığın suç tarihi itibariyle üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonraki yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği nazara alınıp tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek 49. Ziraat Türkiye Kupası finali müsabakasında işlediği şike suçundan dolayı verilen cezanın ertelenip ertelenmeyeceğinin tartışılması gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,
Kazanılmış hakka konu oluşturmayan 6222 sayılı Kanunun 11/11, 18/1-10. madde ve fıkra hükümlerinin Yasada yer aldığı hali ile tatbik edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde hükümler kurulması,
Kanuna aykırı, C.Savcısı, katılan ... Kulübü Derneği, ... Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Ticari Ürünler ve Turizm İşletmeciliği Ticaret A.Ş., ... Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. vekili, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafiileri, sanık ... ve müdafii ile sanıklar ..., ... ve ...'ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/01/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Türkiye Voleybol Federasyonu Disiplin Kurulu, bir maç sırasındaki sportmenliğe aykırı davranışı nedeniyle profesyonel voleybolcu Elif'e 3 maç men cezası vermiştir. Elif, bu karara karşı Türkiye Voleybol Federasyonu Tahkim Kuruluna başvurmuş ancak talebi reddedilmiştir. 1982 Anayasası’na göre, Tahkim Kurulunun bu kararı sonrasında Elif'in başvurabileceği hukuki yola ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Tahkim Kurulu kararları kesin olduğundan bu karara karşı herhangi bir yargı merciine başvuramaz.
B) Tahkim Kurulu kararları idari işlem niteliğinde olduğundan karara karşı idare mahkemesine iptal davası açabilir.
C) Tahkim Kurulu kararları ilam niteliğinde olduğundan bu karara karşı bölge idare mahkemesine istinaf başvurusunda bulunabilir.
D) Özel kanununda düzenlenen hüküm gereği bu karara karşı doğrudan Danıştay’da iptal davası açabilir.
E) Tahkim Kurulu kararları idari yaptırım niteliğinde olduğundan bu karara karşı sulh ceza hakimliğine itiraz edebilir.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.