2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 143

İcra ve İflas Kanunu 143. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 143 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/40 md.) Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir; bu belgeler hiçbir harç ve vergiye tâbi değildir. Aciz vesikasının bir nüshası da her il merkezinde Adalet Bakanlığınca tespit edilen icra dairesi tarafından tutulan özel sicile kaydedilmek üzere bu icra dairesine gönderilir. Aciz vesikası sicili aleni olup ne şekilde tutulacağı ve hangi hususları içereceği Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle belirlenir. Bu vesika ile 105 inci maddedeki vesika borcun ikrarını mutazammın senet mahiyetinde olup alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. Alacaklı aciz vesikasını aldığı tarihten bir sene içinde takibe teşebbüs ederse yeniden ödeme emri tebliğine lüzum yoktur. Aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz istenemez. Kefiller, müşterek borçlular ve borcu tekeffül edenler bu miktar için vermeğe mecbur oldukları faizlerden dolayı borçluya rücü edemezler. (Değişik altıncı fıkra: 17/7/2003-4949/40 md.) Bu borç, borçluya karşı, aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Borçlunun mirasçıları, mirasın açılmasından itibaren bir sene içinde alacaklı hakkını aramamışsa, borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürebilirler. (Ek fıkra: 17/7/2003-4949/40 md.) Borçlu, aciz vesikasını düzenlemiş olan icra dairesine borcunu işlemiş faizleriyle birlikte her zaman ödeyebilir. İcra dairesi ödenen parayı alacaklıya verir veya gerektiğinde 9 uncu madde hükümleri dahilinde bir bankaya yatırır. Borcun bu şekilde tamamının ödenmesinden sonra aciz vesikası sicilden terkin edilir ve borçluya borcunu ödeyerek aciz vesikasını sicilden terkin ettirdiğine dair bir belge verilir. Aynı şekilde, icra takibi batıl ise veya iptal edilirse yahut borçlunun borçlu olmadığı mahkeme kararıyla sabit olursa ya da alacaklı icra takibini geri alırsa, aciz vesikası sicilden terkin edilir ve borçluya buna ilişkin bir belge verilir. Senedin geri verilmesi ve ilamın icrası vesikası:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

34 karar eşleşti
17. Hukuk Dairesi, 2019/2552 E., 2021/413 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
hkemece, Dairemizin 04/09/2018 tarih ve 2016/3396 Esas, 2018/7374 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, Dava dayanağı takip dosyasında İİK'nun 105.maddesinde belirtildiği şekilde yapılmış bir haciz bulunmadığı gibi İİK'nun 143.maddesinde belirtilen aciz belgesi de sunulmadığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş;
17. Hukuk Dairesi         2019/2552 E.  ,  2021/413 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı ...; davalı ...'ın toplam 53.650,00 TL senetlere karşılık olan borcunu vadesinde ödemediği için alacağının yasal yoldan tahsiline gittiğini, ancak davalı borçlu ...’ın üzerine kayıtlı taşınmazını 04/11/2013 tarihinde muvazaalı bir şekilde davalı ... isimli şahsa devrettiğini, İİK nun 277. Maddesindeki şartların oluştuğu anlaşıldığından icra dosyasındaki alacak miktarı kadar bu hususta yapılan satış ve devrinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili; davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı ... davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, Dairemizin 04/09/2018 tarih ve 2016/3396 Esas, 2018/7374 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, Dava dayanağı takip dosyasında İİK'nun 105.maddesinde belirtildiği şekilde yapılmış bir haciz bulunmadığı gibi İİK'nun 143.maddesinde belirtilen aciz belgesi de sunulmadığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir. 1-Dava, İİK'ın 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Bu tür davalar, elinde geçici (İİK.m.105) veya kat'i (İİK.m.143) aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Bu husus davanın görülebilme koşulu olmakla birlikte aciz belgesinin dava açılmadan, dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasında ve hatta hükmün Yargıtay'ca onanmasından (veya bozulmasından) sonra bile sunulma olanağı vardır. Dairemizin 04/09/2018 tarihli ilamında davacı elinde aciz belgesinin olmadığı ve geçici aciz belgesi niteliğinde bir haciz tutanağının olmadığı belirtilmiş ise de, bozmadan sonra davacı alacaklı tarafından 22/02/2019 tarihinde borçlunun adreslerinde yapılmış ve İİK'nun 105. madde niteliğinde olan bir haciz tutanağı sunulmuştur. Bu halde, ön koşul eksikliğinin giderildiğinin kabulü ile davanın esasına girilerek İİK'nun 277-279 ve 280 koşullarının tartışılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi için kararın bozulması gerekmiştir. 2-Kabule göre de, borçlu hakkında alınmış bir aciz vesikası olmadığı ve İİK'nun 105. maddesi kapsamında yapılmış bir haczin de bulunmadığından bu dava koşulunun gerçekleşmediği anlaşıldığından davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verildiğine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalı olmuştur. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 01/02/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2019/16 E., 2020/7 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu belge İİK’nın 143. maddesinde açıklanmıştır.
Hukuk Genel Kurulu         2019/16 E.  ,  2020/7 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tasarrufun iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü. I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 28.02.2012 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkiline olan borcun tahsili amacıyla davalı borçlu ... aleyhine Malatya 2. İcra Dairesinin 2011/4050 ve Malatya 1. İcra Dairesinin 2011/5025 takip sayılı dosyaları ile icra takibi başlatıldığını, borçlu ... adına kayıtlı malvarlığı bulunmadığından hakkında başlatılan icra takiplerinin sonuçsuz kaldığını, borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazlarını 05.05.2011, 24.12.2010, 22.03.2011 tarihlerinde yakınları olan diğer davalılara muvazaalı olarak satış ve terkin etmek suretiyle müvekkilini zarara uğrattığını ileri sürerek davalı borçlu ...'ün diğer davalılara belirtilen tarihlerde alacaklılar aleyhine mal kaçırmak amacıyla yapmış olduğu dava konusu edilen sekiz adet taşınmaza ilişkin olarak yapılan tasarrufun iptali ile eski hâle iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalılar vekilleri ayrı ayrı verdikleri 29.03.2012, 19.04.2012 ve 31.12.2012 havale tarihli cevap dilekçelerinde; iptali istenen tasarrufların borcun doğumundan önce yapıldığını, davanın süresinde açılmadığını, davacının elinde kesin ya da geçici aciz vesikasının bulunmadığını, satışların gerçek olduğunu, tasarrufun iptali ile eski hâle getirme isteminin geçersiz olduğunu, dava konusu edilen taşınmazların değerinin talep edilen alacak miktarının çok üzerinde olduğunu, davacının ancak alacağını karşılayacak miktarda talepte bulunması gerekirken taşınmazların değeri dikkate alınmadan tüm taşınmazlar yönünden dava açılmasının da usul ve yasaya uygun olmadığını savunarak davanın reddini karar verilmesini istemişlerdir. Mahkeme Kararı: 6. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.11.2013 tarihli ve 2012/120 E., 2013/590 K. sayılı kararı ile; davacı tarafça dosyaya sunulan haciz tutanaklarında borçlunun adresinin kapalı olması sebebiyle haciz yapılamadığına dair tutanak düzenlendiği, düzenlenen bu tutanağın geçici veya kesin aciz vesikası niteliğinde olmadığı, bu hâliyle dava şartı olan aciz vesikasının bulunmadığı, tapu kayıtları dikkate alındığında, devirlerin 26.05.2008, 24.12.2010, 05.05.2011, 24.08.2011 tarihlerinde yapıldığı, takip dosyasının dayanağını teşkil eden çeklerin 20.09.2011, 30.09.2011, 20.10.2011, 20.11.2011 keşide tarihli oldukları, mevcut hâlleriyle bu alacakların devir tarihinden sonra doğmuş olduğu, davacı tarafa borcun dayanağını teşkil eden kambiyo senetlerinin ileri tarihli olarak keşide edilip edilmediği, çeklerin dayanağı olan hukuki ilişkinin hangi tarihte gerçekleştiği ve mal teslimiyle çeklerdeki miktarla uyumlu belgeleri ibraz etmesi konusunda süre tanındığı, davacı tarafça daha önceki aşamalarda sunulan faturaların miktar itibariyle çeklerle uyuşmadığı, bu hâliyle alacağın temlik tarihinden önce doğduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 16.06.2015 tarihli ve 2014/4397 E., 2015/8759 K. sayılı kararı ile; “…Dava, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir. 1.İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Bu davaların görülebilmesi için, diğer dava koşullarının yanında tasarrufun iptali istenilen işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Öte yandan ticari yaşamda çeklerin vadeli ödeme aracı olarak da kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Somut olayda, dava dayanağı takibe konu çek tarihi 20.09.2011 tarihi olmakla birlikte, davacı vekili, davacı alacaklıya bu çekin süre gelen ticari ilişki nedeni ile verildiğini, borç kaynağı olarak gösterilen bir kısım faturaların 18.03.2011 tarihinde düzenlendiğini, bir kısım malların ise faturasız gönderildiğini belirtmiştir. Borçlunun takibe konu borç miktarı ile ilgili bir itirazı olmamış ve takip kesinleşmiştir. Bu durumda, iptali istenilen takip dayanağı borcun doğum tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 2.Kabule göre ise, dava ön koşul yokluğundan red edildiğine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2 maddesine göre maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi de isabetsiz olmuştur…” gerekçesiyle sair yönler incelenmeksizin karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 2016/279 E., 2016/508 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak tasarrufun iptali talebiyle açılan ve dava konusu edilen taşınmazların davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisinin doğumu tarihinden önce devredildiği, davacının icra takibine girişirken esas olarak dosyaya ibraz ettiği toplamda 120.000,00TL'lik asıl alacak miktarındaki çeklerin vade tarihlerinin 20.09.2011, 30.09.2011, 20.10.2011, 20.11.2011 olduğunu, taşınmazdan beş tanesinin 05.05.2011 tarihinde, diğerlerinin 26.05.2008, 24.12.2010, 24.08.2011 tarihlerinde devredildiği, dosyaya ibraz edilen en erken tarihlisi 18.03.2011 olan faturaların toplam bedelinin 30.838,36TL olduğu, davacının işbu çeklerin kaynağı olarak gösterilen faturaların bedeli ile çeklerin bedelinin birbirinden çok farklı rakamlar olduğu, aradaki bu büyük meblağ farkı gözetildiğinde bu çeklerin davacının iddia ettiği faturaların bedeli olarak verildiğini söylemek mümkün olmadığından borcun doğum tarihini ilk fatura tarihi olarak kabulüne imkân bulunmadığı, her ne kadar çeklerin ticari hayatta ileri tarihli olarak keşide edilmesi söz konusu olsa da davacının bahsettiği gibi aralarında başkaca bir alışveriş olmadığı beyanı da göz önüne alındığında; bu beyanın yanıltıcı olduğu, bu çeklerin iddia edilen faturalara karşılık olarak verilmiş olup olmadığı hususunu ispatlayamadığı, takip talebinin davalı borçlunun mernis adresine yapıldığı, sonrasında davalının bu adresten taşınmış olduğu ve tebligatın muhtara yapılmış olduğunun görüldüğü, hâl böyle iken davacının taşındığını bildiği bu adrese icra memurları ile haciz işlemi yapmak niyetiyle gittiği 04.04.2012 tarihli haciz tutanağında davalının adresten taşındığı dolayısıyla haciz yapılamadığı belirtilerek, işbu belgenin İİK’nın 105. maddesi anlamında aciz vesikası olarak kabul edilerek dava açılmış olduğu görülmekle, davacının dosyaya sunmuş olduğu işbu belgenin aciz vesikası olarak kabulünün mümkün olmadığı, davacının adresten taşındığını öğrendiği davalının başka adreslerini araştırmasının gerektiği, davalının mahkeme safhasında yapılan tebligatlara dayanak adreslere ulaşıldığı davalının bu noktada adresinin tespit edilebildiği gözetildiğinde davacının borçlunun başkaca adreslerinin araştırmasını yapması gerektiği, borçlunun taşındığı adreste yapılan haciz işleminin geçici aciz belgesi olmayacağı, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddinin gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın görülebilirlik şartlarından olan geçici ya da kesin aciz vesikasının dosya kapsamında bulunup bulunmadığı, Davanın görülebilirlik şartlarından olan iptali istenilen tasarruf işleminin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerektiği kuralının somut uyuşmazlık bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği ve burada varılacak sonuca göre, iptali istenilen takip dayanağı borcun doğum tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 vd. maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 13. Tasarrufun iptali davası; “borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mal varlığından çıkarmış olduğu, mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlayan bir dava,” kısaca borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak için yaptığı tasarruflarını, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüzleştirmeye yönelik bir dava olarak tanımlanabilir. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Güneren, A: İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s. 39, 40). Yeri gelmişken hemen belirtmek gerekir ki; tasarrufun iptali davası hukuki niteliği itibari ile dava konusu malın aynına ilişkin olmayıp, şahsi bir davadır. 14. İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenen ve iptal davasının konusunu teşkil eden tasarruflar genel olarak üç grupta toplanmıştır. Bunlar; karşılıksız (ivazsız) yapılan tasarruflar, aciz hâlinde iken ve bundan ötürü yapılan tasarruflar ve olağan durumlarda borçlunun yapmayacağı işlemlerle malvarlığında eksiltme yaratan tasarruflardır. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar tahdidi olarak sayılmış değildir. Kanun iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hâkimin takdirine bırakmıştır (m. 281). Dava dilekçesinde İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinden hangisine istinaden iptal istendiğinin belirtilmesi de zorunlu değildir. Hatta bu maddelerden biri gösterilmiş olsa bile mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine dayanarak iptal kararı verebilir. Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.11.1987 tarihli ve 1987/15-381 E., 1987/ 873 K. sayılı kararında da açıklanmıştır. 15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinde belirtilen ve bütün davalar bakımında geçerlilik taşıyan dava şartlarının yanında tasarrufun iptali davasında, bu davaya özgü birtakım özel dava koşulları da bulunmaktadır. Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının davalı borçluda gerçek bir alacağının bulunması, borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması, iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunmasıdır. Açılan tasarrufun iptali davasında taraf oluşumu gerçekleşmişse, hâkim, öncelikle, dava koşullarının (şartları) varlığını kendiliğinden inceler. Çünkü, iptal davasının esasına girilebilmesi için dava koşullarının bulunması gerekir. İlk önce, mahkemeye ilişkin dava koşulları, sonra taraflara ilişkin dava koşulları, dava süresinde açılmışsa son olarak dava konusuna ilişkin dava koşulları ve iptal davasına özgü dava koşulları incelenir. Dava koşullarından birisi yoksa mahkemece davanın esasına girilmeden davanın dava koşulu yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilir (Güneren, s.466). Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2005 tarihli ve 2005/15-100 E., 2005/119 K., 30.04.2019 tarihli ve 2017/17-1791 E., 2019/498 K. sayılı kararlarında da ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. 16. Genel haciz yolu ile takipte, bağımsız olarak açılan tasarruf iptal davası koşullarından birisi de, davaya dayanak yapılan icra dosyasında borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunmasıdır. Çünkü haciz yoluyla yapılan takipte alacağın kısmen veya tamamen ödenmediği, ancak aciz belgesinin varlığı ile saptanabilir. Alacaklının yapılan her takip için o takip dosyasından verilmiş aciz belgesini mahkemeye sunması gerekir (Güneren, s. 626 vd.). Hemen burada aciz belgesinin ne olduğunu açıklamakta fayda bulunmaktadır. Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracıdır. Haczedilen taşınır ve taşınmazlar hakkında, haczin yapıldığı mahalde haczi yapan memur tarafından bir tutanak düzenlenir. İİK’nın 102. maddesine göre haciz tutanağına alacaklı ve borçlunun ad ve soyadları, alacağın miktarı, haczin yapıldığı gün ve saat, haczedilen malların cins ve miktarı ile kıymetleri ve varsa üçüncü kişilerin iddiaları yazılarak haczi yapan memur tarafından imza edilir. Ayrıca hazır bulunan alacaklı varsa vekili, borçlu, yediemin ve bilirkişiler de tutanağı imza ederler. Borçlunun haczedilen malları alacağı karşılamaya yeterli olmazsa veya haczi kabil mal bulunmazsa bunlar da tutanağa yazılır (İİK, m. 102/son). Alacaklı veya borçlu haciz sırasında hazır değilse, kendilerine tebligat yapılarak üç gün içinde tutanağı inceleyip diyecekleri varsa bildirmeleri için davet olunurlar (İİK, m 103). Bu üç günlük süre yapılan haciz işlemine karşı şikâyet süresinin başlamasını sağlamak amacına yöneliktir. İcra dairesince takdir edilen kıymete göre haczedilen malların alacağı karşılamadığı anlaşılırsa buna ilişkin haciz tutanağı da geçici aciz belgesi sayılır (m.105/2). Eş söyleyişle, haciz sırasında borçlunun bir kısım malları bulunmasına karşın, bunların takdir edilen kıymetine göre takibe konu alacağı karşılamaya yetmediği anlaşılırsa, buna ilişkin haciz tutanağı geçici aciz belgesi sayılır. Borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının haciz tutanağında açıkça yazılı olması gerekir. Aksi hâlde tutanak aciz belgesi niteliği taşımaz. Kesin aciz belgesinde de olduğu gibi borçluya ayrıca aciz belgesi verilmez. Buna ilişkin haciz tutanağı geçici aciz belgesi hükmündedir. Alacaklıya İİK’nın 277. maddesinde yazılı hakları verir. Yani iptal davası açma hakkı verir. Geçici aciz belgesi kesin aciz belgesinden farklı olarak İİK’nın 68. maddesi anlamında borç ikrarını havi bir senet niteliğinde değildir. 17. Kesin aciz belgesine gelince; icra takibi sonucunda paraların paylaştırılmasından sonra alacaklıya verilen belgeye kesin aciz belgesi denir. Bu belge İİK’nın 143. maddesinde açıklanmıştır. Bu belge İİK’nın 68. maddesi anlamında borç ikrarını havi bir senet mahiyetinde olup alacaklıya iptal davası açma hakkını verir. Ayrıca haciz sırasında borçlunun haczedilebilir hiçbir malı bulunmazsa bunu belgeleyen haciz tutanağı da İİK’nın 143. maddesi anlamında kesin aciz belgesi niteliğindedir. Bu tutanak doğrudan doğruya kesin aciz belgesi yerine geçtiğinden alacaklıya ayrıca bir aciz belgesi verilmez. İcra memurunun borçlunun haczi kabil malının bulunup bulunmadığını araştırması ve haciz tutanağında açıkça göstermesi gerekir. Şayet borçlunun haczedilebilir malının bulunduğu anlaşılmışsa kesin aciz belgesi verilemez. 18. Aciz belgesine dayanılarak açılan iptal davası sırasında aciz belgesinin iptali için dava açıldığı ileri sürülürse ve belgelenirse açılan bu davanın tasarrufun iptali davasının sonucuna etkisi olacağından ön mesele yapılması gerekir. 19. Aciz belgesinin alacaklının yaptığı icra takibi ile ilgili olması gerekir. Bir başka alacaklının kendi alacağı ile ilgili olarak alınan aciz belgesine dayanılarak iptal davası açılamaz. Yargıtay uygulaması yerleşik olarak bu yöndedir. Aciz belgesi borçlunun mal varlığının alacaklının alacağını karşılamaya yetmediğini gösteren tek ispat aracı olduğundan, aciz belgesine rağmen ve bu belge dava yoluyla iptal edilmedikçe borçlu; mal varlığının alacaklının alacağını karşılayabileceğini ileri süremez. Alacaklının bu belgelere dayanarak tasarrufun iptali davası açması mümkündür. Aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağı İİK’nın 8. maddesi gereğince “aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge” niteliğindedir. Açılan iptal davasında davacının dayandığı aciz belgesi şikâyet veya itiraz yoluyla icra hâkimliğince ortadan kaldırılmadıkça mahkemece gerek resen gerekse davalının savunması doğrultusunda usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olup olmadığı konusunda inceleme yapılamaz. Bu nedenle hukuken geçerliliğini muhafaza eden aciz belgesinin varlığı hâlinde borçlunun borcu karşılayacak başka mallarının bulunduğu, yeterli araştırma yapılmadan aciz vesikası düzenlenmiş olduğu iddiası dinlenemez. 20. Borçlu hakkında aciz vesikası alınmamakla birlikte, borçlu kayıp ve adresi saptanamıyor, tebligatlar da ilanen yapılıp, hakkında birçok takip bulunuyorsa bu takdirde aciz hâli gerçekleşmiş sayılır. Aciz belgesinin varlığı davanın dinlenebilmesi için ön koşul olduğundan bu husus mahkemece resen (kendiliğinden) araştırılmalıdır. Ne var ki, kesin veya geçici aciz belgesinin varlığı davanın ön koşulu ise de, bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra bile alınıp ibraz edilmesi yeterli olur. Önemli olan husus bu belgenin davanın açılmasından önceki bir takibe dayalı olmasıdır. Karar kesinleşinceye kadar alınıp ibraz edilmesi mümkündür. Mahkemece dava açıldığı sırada aciz belgesinin yokluğundan dolayı davanın reddi mümkün değildir. Dava sürerken ikmali olanaklı dava şartlarındandır. Dava ekonomisi bu düşüncenin altında yatan en önemli nedendir. Yargıtay’ın sapma göstermeyen, yerleşik uygulaması da bu yöndedir. 21. Somut olayda, borçlu hakkında yapılmış birden fazla takip bulunduğu, davaya konu her iki takip dosyasından da borçlunun kayıp ve adresinin saptanamadığının anlaşıldığı, saptanan ve bilinen adreslerinde de icraca haczi kabil malının bulunmadığının tespit edildiği, yine davalı borçlu adına tapu sicil müdürlüğü, bankalara ve üçüncü kişilere yazılan haciz yazılarından borçlunun malı olmadığının belirtildiği anlaşılmıştır. Bu durumda borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Eş söyleyişle, yerel mahkemece dava ön şartının bulunmadığına yönelik olarak sunulan gerekçelerden ilki olan aciz belgesinin yokluğu durumunun somut olayda gerçekleşmediği açıktır. Özel Daire bozma kararında aciz belgesinin varlığı kabul edilmiş ve yerel mahkemece sunulan ikinci gerekçeye ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Zira yerel mahkemece ayrıca dava konusu edilen taşınmazların davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisinin doğumu tarihinden önce devredildiği ikinci bir gerekçe olarak belirtilmiştir. 22. Tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için, diğer dava koşullarının yanında tasarrufun iptali istenilen işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Mahkemece bu ön koşul resen araştırılacak ve gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamayacaktır. Alacaklının, borçlanmanın gerçekleştiği tarihteki, borçlunun malvarlığına güvenerek işlem yaptığı göz önüne alınarak, borcun doğumundan önceki tasarruflar iptal davasına konu edilemez. İşte bu nedenle, borcun hangi tarihte doğduğunun ve borcun doğumuna ilişkin hukuksal nedenin araştırılması gerekir. 23. 6762 sayılı TTK’nın 707. maddesine göre; “Çek, görüldüğünde ödenir. Buna aykırı her hangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir.” Bilindiği gibi, çeklerde düzenleme tarihinin gösterilmesi zorunludur (6102 sayılı TTK, m. 780, 6762 sayılı TTK, m. 692). Düzenlenme tarihi bulunmadığı takdirde ilgili senet Kanunun aradığı diğer bütün unsurlara sahip olsa dahi çek vasfını kazanamaz (6102 sayılı TTK, m 781/1, 6762 sayılı TTK, m 693 ). Kanun koyucu çeklerde düzenlenme günü olarak gösterilen tarihin, senedin gerçek düzenlenme günü olmasını aramamıştır. Kanun koyucunun bu konudaki suskunluğu, hiç şüphesiz, ileri tarihli çek düzenlenmesine imkân veren hâllerden birisidir. 6762 sayılı TTK’nın 707/2 (6102 sayılı TTK’nın 795/2.) maddesinde düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için muhatap bankaya ibraz olunan bir çekin ibraz günü ödeneceği ifade edilerek, Türk hukukunda ileri tarihli çek düzenlenmesi zımnen kabul edilmiştir. Bu madde ile kanun koyucu, ileri tarihli çek düzenlenmesinin bir nevi müeyyidesi olarak bir çekin üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazı hâlinde karşılığı varsa ödeneceğini açıkça kabul ederken, zımnen de bir çekin düzenlenme günü olarak gösterilen tarihten önce ileri tarihli olarak tedavüle çıkarılabileceğini ve bu tip bir senedin diğer kanuni unsurlara sahip olmak kaydıyla çek sayılacağını belirtmiştir. 24. Çeklerde vade olmayacağı kural ise de, uygulamada ticarî yaşamda ileri bir tarihte keşide edilmiş gibi çek düzenlendiği, bu tip çeklerin yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. Uygulamada ve öğretide bu gibi hâllerde borcun; vade, ibraz ya da takip tarihlerinden önce doğduğu iddiasının varlığı hâlinde, borcun gerçek doğum tarihinin tespitinin gerektiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2002 tarihli ve 2002/15-543 E., 2002/552 K. sayılı kararında belirtilen ilke kapsamlı bir şekilde açıklanmıştır. Ayrıca, Çek Kanunu’na 6273 sayılı Kanunla eklenen geçici madde 3/5. fıkrası ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar çekin ödenmek için üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazının geçersiz olacağı öngörülmüş; böylece, kanun koyucu bu fıkra ile de ileri tarihli çek düzenlenebileceğini; ancak bu çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ödenmeleri için ibraz edilmelerinin mümkün olmadığını; buna rağmen ibrazları hâlinde bu fıkranın söz konusu düzenlemesinin sonucu olarak 6102 sayılı TTK’nın 795/2. ( 6762 sayılı Kanunun 707/2 ) maddesine aykırı olarak muhatap bankaca ödenmelerinin mümkün olamayacağını kabul etmiştir. Böylece geçici madde 3/5. fıkrasında öngörülen bu düzenleme ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar 6102 sayılı TTK’nın 795/1. ve 2. fıkraları ile Çek Kanununun 3/8. fıkrasının uygulanması dondurulmuştur. Geçici madde 3/5. fıkrası uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihlerinden önce muhatap bankaya ibraz edilerek "kırdırtmalarının" mümkün olmadığının da kabulü gerekir. Zira, yukarıda belirtildiği gibi, söz konusu fıkra uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilmeleri ve ödenmeleri mümkün değildir (Bozer., A Göle. C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s. 324vd). 25. Somut olayda, mahkemece davaya dayanak yapılan takibe konu çeklerden tarihi en erken olanına göre iptali istenen tasarrufların borç doğmadan önce yapıldığı belirtilmiş ise de, davacı vekili, davacı alacaklıya bu çekin süre gelen ticari ilişki nedeni ile verildiğini, takip konusu çek miktarı kadar malın borçluya gönderildiğini, borç kaynağı olarak gösterilen bir kısım faturaların 18.03.2011 tarihinde düzenlendiğini, bir kısım malların ise faturasız gönderildiğini belirtmiştir. Borçlunun takibe konu borç miktarı ile ilgili bir itirazı olmamış ve takip kesinleşmiştir. Davalılar vekili 03.07.2013 havale tarihli beyan dilekçesinde, davacı tarafından sunulan faturaların müvekkilinin ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, ancak takibe konu edilen çeklerle söz konusu faturaların ilgisinin bulunmadığını, miktar olarak uyuşmadıkları gibi fatura karşılıklarının da gününde ödendiği savunulmuştur. Bu durumda davacı alacaklı ile davalı borçlu arasındaki temel ilişkinin çok daha önce başladığı, dosya kapsamındaki beyanlar ile takibe konu edilen çekler ve sunulan faturalardan da görüleceği gibi tarafların devamlılık arz eder şekilde davaya konu tasarruf öncesinde iş yaptıklarını da göstermektedir. Bu durumda, iptali istenilen takip dayanağı borcun konusunu oluşturan temel ilişkinin başlama tarihi 18.03.2011 kabul edilerek bu tarihten sonra yapılan satışlar yönünden mahkemece, işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. 26. Özel Daire bozma kararındaki 2 numaralı bent kabule göre bozma yapıldığından uyuşmazlık kapsamına alınmamış olup, bozma neden ve şekline göre bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 27. Öte yandan, göreve ilişkin olan kurallar kamu düzenine ilişkin olmakla, yerel mahkemece davanın tüketici mahkemesi sıfatıyla görülmesine yönelik bir ara karar oluşturulmadığı, ilk kararda da bu sıfata yer verilmediği gözetilerek direnme kararındaki gerekçeli karar başlığında “Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla” ibaresinin hataen yer aldığı kabul edilmiştir. Mahkemenin sıfatına ilişkin ibarenin kaldırılması gerektiği, bu husus ve yine gerekçeli karar başlığında dava tarihinin yanlış olarak belirtilmiş olması hususu mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 28. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir. IV. SONUÇ Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2007/4767 E., 2007/7072 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya 2.İcra Mahkemesi
tam metni aç
Davalı ve birleşen dava davacısı vekili davacı ve birleşen dava davalısının sıra cetvelinde ilk iki sıraya alınan dosyalarında aciz vesikası düzenlenmesine rağmen hem bu dosyalar için İcra ve İflas Kanunu'nun 143 ncü maddesine aykırı olarak bir yıl içinde takibe teşebbüs edilmediğinden yeniden ödeme emri gönderilmediğini hem de faiz hesaplandığını, bu itibarla hem hacizlerin usulsüz ve hem de alac
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2007/4767 E.  ,  2007/7072 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Konya 2.İcra Mahkemesi Taraflar arasındaki birleşen sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı her iki davanın da reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Dava ve birleşen dava sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dışı borçlu ...’e ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde ilk sıraya alınan alacaklarının hatalı hesaplandığını, vekalet ücretinin önceki tarife dikkate alınarak belirlendiğini, bedeli paylaşıma konu taşınmazın emlak vergisinin kendilerince ödenmesine rağmen cetvelde pay ayrılmadığını, bir diğer taşınmazın satışından sonra yaptıkları masrafın hesaba katılmadığını, davalının dördüncü sıradaki dosya alacağının çok yüksek hesaplandığını ve haczi olmamasına rağmen cetvelde Hazinenin adının geçmesine anlam veremediklerini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ve birleşen dava davacısı vekili davacı ve birleşen dava davalısının sıra cetvelinde ilk iki sıraya alınan dosyalarında aciz vesikası düzenlenmesine rağmen hem bu dosyalar için İcra ve İflas Kanunu'nun 143 ncü maddesine aykırı olarak bir yıl içinde takibe teşebbüs edilmediğinden yeniden ödeme emri gönderilmediğini hem de faiz hesaplandığını, bu itibarla hem hacizlerin usulsüz ve hem de alacağın hatalı hesaplanmış olduğunu; açtıkları tasarrufun iptali davasında taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbirin davacı ve birleşen dosya davacısı tarafından konulan haciz tarihlerinden önce olduğunu, alacakları ilama dayalı olmakla İcra ve İflas Kanunu'nun 100 ncü maddesi şartlarının araştırılmadığını, başka taşınmazların bedellerinin paylaştırılması sırasında davacı ve birleşen dosya davacısının sıra cetvelinde üst sıraya alınan alacaklarının ödendiğini, vekalet ücretinin de eski tarife dikkate alınarak hesaplandığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptalini istemiştir. İcra Mahkemesi'nce yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve alınan bilirkişi raporuna göre asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle İcra ve İflas Kanunu'nun 138/I ve 140/I nci maddeleri uyarınca sıra cetveline esas işlemlerin ve bu arada vekalet ücreti ile cetvele esas alınan dosya hesaplarının satış tarihi itibariyle yapılmasında bir isabetsizlik bulunmamasına; tasarrufun iptali davası sırasında konulan ihtiyati tedbirin aynı yasanın 281/II nci maddesi hükmü çerçevesinde konulmuş ihtiyati haczin hüküm ve sonuçlarını doğurmayacağına ve fazla yapıldığı anlaşılan ödemelerin 361 nci madde kapsamında her zaman iadesinin istenebileceğinin tabii bulunmasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının İcra ve İflas Kanunu’nun 366 ncı maddesi uyarınca reddi gerekmiştir. 2- a) Davacı ve birleşen dosya davalısının iddiası emlak vergisinin taraflarınca yatırılmış olması karşısında kendilerine bu kalem alacak için ödeme yapılmadığı ve bir diğer taşınmazın satışından sonra yapılan masrafların dikkate alınmadığı noktalarındadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda emlak vergisinin ödendiğine dair belge olmadığından satıştan sonraki masrafların dikkate alınamayacağından söz edilmiştir. Emlak vergisinin ödenip ödenmediği ve ödenmişse bu ödemenin kim tarafından yapıldığı ilgili yerlerden sorulmalı ve başka bir malın satışından sonra ve bedeli paylaşıma konu malın satışı anına kadar yapılan masraflarında sıra cetveline dahil edilmelidir. Tarafların bilirkişi raporuna yönelik bu itirazları üzerine gerekli araştırma yapılmadan ve ek rapor alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. b) Davalı ve birleşen dosya davalısının iddiası ise İcra ve İflas Kanunu'nun 143 ncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının dikkate alınmadığı yönündedir. Bu hususun da mahkemece incelenmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekir. SONUÇ: Yukarıda 1 sayılı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 sayılı bendin (a) ve (b) alt bentlerinde yazılı nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 5.7.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2023/7110 E., 2024/5661 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ile bir irtibatının olmadığı, dairenin bir seneden fazla zaman öncesinde başka birine satıldığı belirtilmiş olup, bu haciz tutanağı İİK'nun 105.maddesinde belirtildiği şekilde bir haciz olmadığı gibi İİK'nun 143.maddesinde belirtilen aciz belgesi de sunulmamıştır.
4. Hukuk Dairesi         2023/7110 E.  ,  2024/5661 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/370 E., 2022/453 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tasarrufun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 04.06.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Av..... ile davalı asıl ... ve vekili Av. ... geldiler. Davalı asil ... vekili ile davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 04.06.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı bankanın davalı ...’dan alacaklı olduğunu, borçların ödenmemesi üzerine Adana 3. İcra Müdürlüğü'nün 2016/15066 sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, belirtilen icra dosyasından borçlu adına kayıtlı haczi kabil malvarlıklarının bulunamadığını ve bu hususun tutanaklara yazıldığını, haciz tutanaklarının İİK.105 Maddesi gereğince geçici aciz vesikası hükmünde olduğunu, borçlu davalı ... ...’in adına kayıtlı dava konusu taşınmazı mal kaçırma amacıyla diğer davalı üçüncü şahsa devrettiğini, tapuda devir bedeli olarak beyan edilen tutarın rayiç değerlere uygun olmadığını belirterek; davalı borçlu ... ...’in Adana İli Çukurova İlçesi Kurttepe Mah 5816 ada 2 parselde kayıtlı 1. kat 2 nolu mesken vasıflı taşınmazını 17.04.2013 tarih 10371 yevmiye nolu işlem ile davalı ...’a devrine ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... cevap dilekçesinde; hak düşürücü sürenin geçtiğini, aciz vesikasının olmadığını, borcun tasarruf tarihinden sonra doğduğunu, dava konusu taşınmazın daha önce babasına ait olduğunu, tasarruf tarihinden iki gün önce hesabından para çekerek dava konusu taşınmazı tekrar satın aldığını, mal kaçırma amacı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... ...; davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 12.03.2019 tarihli ve 2018/288 Esas, 2019/121 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın devir tarihindeki değerinin 190.000,00 TL olduğu, taşınmazın gerçek değeri ile taraflar arasında yapılan devir bedeli arasında iki katından fazla bir fark bulunduğu bu kapsamda davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasında yapılan devir işleminin davalı borçlunun borçlarını ödememesi veya alacaklıların alacaklarına kavuşmasını engellemek amacıyla yapılan bir tasarruf olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, Adana ili Çukurova ilçesi Kurttepe Mah. 5816 ada 2 parsel kat:1 daire: 2 nolu bağımsız bölümün 17.04.2013 gün ve 10371 yevmiye nolu Çukurova ilçe tapu müdürlüğünün resmi senedi ile davalı ... ... tarafından davalı ...'a devrine ilişkin tasarrufun iptali ile davacıya söz konusu taşınmaz üzerinde Adana 3. İcra Müdürlüğü'nün 2016/15066 sayılı dosyasındaki alacak ve ferileri miktarınca cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 08.06.2020 tarihli ve 2019/911 Esas, 2020/683 Karar sayılı kararıyla; taşınmazın devir tarihindeki değerinin 190.000,00 TL olduğu, taşınmazın gerçek değeri ile taraflar arasında yapılan devir bedeli (86.000,00 TL) arasında iki katından fazla bir fark bulunduğu, taşınmazın daha önce davalı ...'in babası ... adına kayıtlı iken onun tarafından borçlu ...'a satıldığı, daha sonra davalı ...'e satıldığı, bu kapsamda davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasında yapılan devir işleminin davalı borçlunun borçlarını ödememesi veya alacaklıların alacaklarına kavuşmasını engellemek amacıyla yapılan bir tasarruf olduğu gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 10.01.2022 tarihli ve 2021/15006 Esas, 2022/23 Karar sayılı ilamı ile; "... Somut olayda, dava dayanağı takip dosyasında; 14/11/2016 tarihinde yapılan hacizde; adresin borçlu ... ... ile bir irtibatının olmadığı, dairenin bir seneden fazla zaman öncesinde başka birine satıldığı belirtilmiş olup, bu haciz tutanağı İİK'nun 105.maddesinde belirtildiği şekilde bir haciz olmadığı gibi İİK'nun 143.maddesinde belirtilen aciz belgesi de sunulmamıştır. Ayrıca; dava dışı borçlu ... ...’in evinde yapılan haciz sırasında düzenlenen haciz tutanağı da, eldeki davada tasarrufu yapan ... ... değil ... ... olduğu için bu haciz tutanağının da İİK'nun 105.maddesinde belirtildiği şekilde bir haciz tutanağı olarak kabulü mümkün değildir. Bu durumda, davalı borçlunun aciz hali ispatlanmamış olduğundan davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından sunulmayan aciz belgesinin sunulduğu, Adana 3. İcra Müdürlüğü 2016/15066 E. Sayılı takibinde, 28.09.2022 tarihinde borçlu ... ... için yapılan hacze ilişkin haciz tutanağındaki adresin; Güzelyalı Mah. ....İç Kapı no:16 olduğu, borçlu ... ...' in mernis adres araştırmasında da adresinin; Güzelyalı Mah. . .... olduğu ve adreslerin böylelikle aynı adresler olduğu, aciz belgesi dava şartının yerine getirildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile Adana ili Çukurova ilçesi Kurttepe Mah. 5816 ada .... nolu bağımsız bölümün 17/04/2013 gün ve 10371 yevmiye nolu Çukurova ilçe tapu müdürlüğünün resmi senedi ile davalı ... ... tarafından davalı ...'a devrine ilişkin tasarrufun iptali ile davacıya söz konusu taşınmaz üzerinde Adana 3. İcra Müdürlüğünün 2016/15066 esas sayılı dosyasındaki alacak ve ferileri miktarınca cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazın ipotek borcu ile devredildiğini, taşınmazın devir bedeli üzerine ipotek borcunun da eklenerek gerçek devir bedelinin tespiti gerekmekte iken İş Bankası Genel Müdürlüğü'ne yazılan müzekkerenin cevabının dahi beklenmediğini, hak düşürücü süreye ilişkin taleplerin değerlendirilmediğini, davacı bankanın dosyaya sunmuş olduğu tutanakların geçici aciz belgesi hükmünde olmadığını, taşınmazın ilk olarak müvekkilinin babası ... tarafından 02.04.2010 tarihinde satın alındığını, bundan sonra diğer davalı ... ...'e satıldığı tarih olan 05.03.2013 tarihine kadar da müvekkilin babası tarafından kullanıldığını, ...'ın aile içerisinde yaşamış olduğu bir takım sıkıntılar nedeniyle bir anlık sinir ve öfkeyle diğer davalı ... ...'e sattığını, müvekkilinin de bunun üzerine babasının yıllarca çalışıp çabalayıp aldığı baba evinin satılmış olmasından duyduğu büyük elemle bu evi geri almak için çabaladığını, ... ...'in bu taşınmazı satın aldığı tarih olan 05.03.2013 tarihinden sadece 43 gün sonra 17.04.2013 tarihinde ipotek borcu ile beraber ...'a sattığını, ...'ın evi satın aldıktan sonra 2.200,00 TL tutarında 25 taksit ile toplam 55.000,00 TL bankaya ödeme yaparak evin mevcut borcunu kapattığını, yani ev için toplamda 141.000,00 TL ödediğini, şahsi banka hesabından 15.04.2013 tarihinde 90.000,00 TL nakit para çektiğini, ...'ın dava konusu taşınmazı satın aldıktan sonra aile konutu olarak kullanmaya başladığını ve hala da aynı konutta eşi ve çocuklarıyla ikamet etmeye devam ettiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme Tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. İlk Derece Mahkemesince; dava konusu taşınmazın devir tarihindeki değerinin 190.000,00 TL olduğu, taşınmazın gerçek değeri ile taraflar arasında yapılan devir bedeli arasında iki katından fazla bir fark bulunduğu bu kapsamda davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasında yapılan devir işleminin davalı borçlunun borçlarını ödememesi veya alacaklıların alacaklarına kavuşmasını engellemek amacıyla yapılan bir tasarruf olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de; varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Tapudaki satış bedeli dışında yapılan ödemelerin davalı 3. kişi tarafından devir tarihi veya devir tarihine yakın tarihli banka hesap hareketleri, banka ödemesi, kredi kullanımı gibi delillerle ispatlanması mümkün olup, bu belgelerdeki meblağların tapudaki bedele eklenerek mislini aşan bedel farkının varlığı değerlendirilmelidir. Somut olayda; dava konusu taşınmaz üzerinde 02.04.2010 tarihli 200.000,00 TL bedelli Türkiye İş Bankası A.Ş. lehine ipotekli olarak 86.000,00 TL bedelle; davalı borçlu tarafından 17.04.2013 tarihinde tapuda devredilmiş; bilirkişi tarafından bu taşınmaz için 190.000,00 TL rayiç değer belirlenmiştir. Davalı 3.kişi ...; bu taşınmaz için gerçekte 141.000,00 TL'ye anlaştıklarını, ödeme için Garanti Bankası A.Ş. hesabından satışın yapıldığı günden 2 gün önce 179.000,00 TL para çekerek diğer davalıya ödeme yaptığını belirtmiş olup, bu dekont örneğinin dosyaya sunulduğu anlaşılmıştır. Dairemiz uygulamasına göre bankadan çekilen bu paranın borçluya taşınmaz alımı için ödenen para olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda, ipotek bedeli de dikkate alındığında bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer ile davalı 3.kişi tarafından ödendiği ispat edilen değer arasında mislini aşan bedel farkı bulunmadığı anlaşıldığından mahkemenin bu yöndeki gerekçesine katılma imkanı bulunmamaktadır. Öte yandan; İİK’nın 278 inci maddesi hükmüne göre mutad hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır. Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemez. Somut olayda, borçlunun adresinde 28.09.2022 tarihinde yapılan haciz İİK'nun 105 inci maddesi kapsamında aciz belgesi niteliğindedir. Ancak haczin 14.11.2016 ve 28.09.2022 tarihlerinde, iptali istenilen tasarrufun ise 17.04.2013 tarihinde yapılmış olması nedeni ile mahkemenin bedel farkı gerekçesinin dayanağı olan İİK'nun 278/3-2 maddesinin somut olayda uygulanması mümkün değildir. Çünkü bu maddenin uygulanması için gerekli olan ve anılan maddenin 2 nci fıkrasında belirtilen 2 yıllık süre geçmiştir. Diğer bir ifade ile tasarruf, hacizden itibaren 2 yılı aşan bir sürede gerçekleşmiştir. Bu durumda; davalı 3. kişi ...'ın davalı borçlu ile yakınlığı ve tanışık olduğu ya da İİK’nun 280/1 inci maddesi gereğince borçlunun mali durumunu bilebilecek şahıslardan olduğu da ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. VII. KARAR Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA, 17.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı ...'a verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalı ...'a iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 04.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2023/255 E., 2023/939 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu şekilde yapılan dağıtım sonucunda, alacağına kavuşamayanlar olursa İİK’nın 143 üncü maddesi uyarınca bunlara borç ödemeden aciz belgesi verilir (Deynekli, A./Kısa, S.: Hacizde ve İflâsta Sıra Cetveli, 3.
Hukuk Genel Kurulu         2023/255 E.  ,  2023/939 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/456 E., 2020/276 K. KARAR : Şikâyetin kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarihli ve 2018/1547 Esas, 2018/5995 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki sıra cetveline şikâyet isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Büyükçekmece 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin kabulüne ilişkin karar şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Şikâyetçi İstemi 4. Şikâyetçi vekili şikâyet dilekçesinde; müvekkili tarafından İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün 2012/12249 Esas sayılı dosyasında borçlular aleyhine 24.05.2012 tarihinde icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin tüm borçlulara 28.05.2012 tarihinde tebliğ edildiğini ve ödeme emrine süresi içinde itiraz edilmeksizin takibin 04.06.2012 tarihinde kesinleştiğini, borçlulara ait menkul malların haczi için Seferihisar İcra Müdürlüğünün 2012/281 Talimat sayılı dosyasına haciz talimatı gönderilip 05.06.2012 tarihinde sıra cetveline konu menkul mallar üzerine haciz konulduğunu, takibin kesinleşme tarihinin sıra cetveli yapılan dosya ile aynı tarih olduğunu, bu nedenle sıra cetvelinde garame oranında dosyalarına da pay ayrılması gerekirken garameye dâhil edilmediğini ileri sürerek Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2012/4119 Esas sayılı icra dosyasında düzenlenen sıra cetvelinin iptaline ve müvekkili bankaya garameten paylaştırılmak üzere pay ayrılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Şikâyet Olunanlar Cevabı 5. Şikâyet olunan ... ... vekili cevap dilekçesinde; hem şikâyetçinin hem de müvekkilinin takiplerinin 04.06.2012 tarihinde kesinleştiğini, müvekkilinin haczinin önceki haciz olup tebliğ tarihi ve yasal beş günlük itiraz süresi nazara alındığında takibin 02.06.2012 tarihinde kesinleşmesi gerekirken itiraz süresinin son günü cumartesiye geldiği için son itiraz gününün pazartesiye uzadığını ve bu günün mesai bitimi itibariyle takibin kesinleştiğini, daha önceki tarihli ihtiyatî haczin 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 264/son maddesi gereğince icrai hacze dönüştüğünü, şikâyetçinin takibinin de aynı tarihte kesinleşmesine rağmen bu tarihte icra dosyasında haczinin bulunmadığını, bu nedenle şikâyetçinin aynı mallara kendilerinden önce haciz koyan dosyaların sırasına itiraz etmesinin yasal dayanağının bulunmadığını, her iki icra dosyasının aynı tarihte kesinleşmiş olmasının garame için yeterli olmayıp bu hâlde sıra yapılırken hacizlerin önceliğinin esas alınacağını ve müvekkilin haczinin daha önceki tarihli olup garame şartlarının oluşmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. 6. Şikâyet olunan ... vekili cevap dilekçesinde; şikâyetçinin icra takibi 04.06.2012 tarihinde kesinleşmiş ise de, şikâyetçinin bu tarih itibariyle yapılmış bir haczi bulunmadığından kendisinden önce haciz yapmış olan alacaklıların sırasına itiraz hakkı bulunmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. 7. Diğer şikâyet olunanlar, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamışlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararı 8. Büyükçekmece 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2012/1381 Esas, 2015/556 Karar sayılı kararı ile; bilirkişiden alınan 04.05.2015 tarihli dördüncü rapor uyarınca şikâyetçinin birinci sırada olması gerektiği gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile (1. sıra) İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün 2012/12249 Esas sayılı, (2. sıra) Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğünün 2012/4211 Esas sayılı, (3. sıra) Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2012/4120 E. ve 2012/4119 E. sayılı, (4. sıra) Seferihisar İcra Müdürlüğünün 2012/279 Esas sayılı, (5. sıra) Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğünün 2012/4192 E. sayılı, (6.sıra) İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün 2012/10571 Esas sayılı ve (7. sıra) İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün 2012/9471 ve 2012/9472 sayılı Esas dosyalarının ele alınmasına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 9. Büyükçekmece 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince 20.12.2018 tarihli ve 2018/1547 Esas, 2018/5995 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. Sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, gerekçede yeni sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirlemesi, diğer bir anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, cetvelin hukuka uygun olmayan kısımlarını göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK'nın 17/1) gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede gösterilmesi, hüküm fıkrasında HMK'nın 297/2. maddesi uyarınca gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin sıra cetvelinin iptali ile yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerekir. Mahkemece, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, İİK'nın yukarıda özetlenen 17. maddesi ile hüküm fıkrasında gerekçeye ait herhangi bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin HMK'nın 297/2. maddesine aykırı olduğu gibi, icra müdürünün yerine geçecek şekilde hüküm kurulması anlamına da geldiğinden, doğru olmamıştır. 3-Şikayetçi şikayetinde, yalnızca yapılan sıra cetvelinde garameye dahil edilmeyi talep etmiş olduğu halde, mahkemece talep aşılmak suretiyle ve temyiz eden şikayet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. aleyhine, bedelden pay alamayacağı şekilde garameden çıkarılması suretiyle, hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece, şikayetçinin garameden pay almış olanların garameye girmemesi gerektiğine dair iddiasının bulunmaması ve şikayet olunanlar ... ... ile ... ... Tevzii A.Ş'yi garame dışı bırakacak şekilde kurulan hükmün, bu şikayet olunanlar tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle, diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğduğu da dikkate alınarak hüküm kurulması gerekmektedir,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı 11. Büyükçekmece 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 12.03.2020 tarihli ve 2019/456 Esas, 2020/276 Karar sayılı kararı ile; sıra cetvelinin iptali ile yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerekirken sıra cetvelinin oluşturulduğu ve eda hükmü kurulduğu için bozmanın birinci sayfasının son paragrafının bu nedenle yerinde olduğu, ancak bozma gerekçesinin ikinci sayfasının üçüncü paragrafında şikâyetçinin garameden pay almış olanların garameye girmemesi gerektiğine dair iddiasının bulunmadığı belirtilmiş ise de, şikâyetçinin dilekçesinde garamaden paylaştırılmak üzere pay ayrılmasını talep ettiği ve bu paylaştırmanın sıra cetvelindeki sıralamaya göre yapılacağı, yapılacak sıralamada şikâyetçi, birinci sırada olacağı için alacağı satış bedelinden karşılanarak ve diğer sıradakilere pay kalmayacak ise bu sefer garameten paylaştırma söz konusu olmayacağından bir çelişki doğacağı, başka bir anlatımla bu durumun diğer alacaklıların pay almayacakları anlamına geleceği, bozmanın ikinci sayfasının son paragrafında ... ... ile ....’nin garame dışında bırakılacak şekilde hüküm kurulduğu belirtilerek bu hususun diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğurduğunun belirtildiği, ancak sıra cetvelinde ... ...'in garame dışı bırakılacak şekilde değil, garameden pay alacak biçimde hüküm kurulduğu, bozma kararının ikinci sayfasının üçüncü paragrafında, garame dışı bırakılan ... ... Tevzi A.Ş. dışında ... ...’in değil ...’ın garame dışı bırakıldığı, son olarak bozmanın ikinci sayfasının birinci paragrafında icra müdürlüğü yerine geçecek şekilde hüküm kurulmasının yanlış olacağı belirtildiği hâlde, bu kez bozmanın ikinci sayfasının son paragrafında icra müdürlüğü yerine geçerek kurulan hükme geçerlilik kazandıracak şekilde ... ... ile ....’yi garame dışı bırakacak şekilde kurulan hükmün diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğuracağının kabulü de çelişki içerdiğinden bozmaya uymanın veya direnmenin yanlış olacağı, zorunlu olarak direnme kararı verildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 12. Direnme kararı süresi içinde şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; sıra cetveline şikâyet talebinde sıra cetvelinin iptali ile birlikte icra müdürünün yerine geçecek şekilde hüküm kurulmasının yerinde olup olmadığı, şikâyetçi, sıra cetvelinde garameye dâhil edilmeyi talep ettiği hâlde, mahkemece ilk kararı temyiz eden şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. aleyhine, bedelden pay alamayacak şekilde garameden çıkarılması suretiyle hüküm kurulmasının doğru olup olmadığı, mahkemece verilen ilk kararın şikâyet olunanlar ... ... ile ... ... Tevzii A.Ş. tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğduğu dikkate alınarak hüküm kurulmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal mevzuatın ve ilgili kavramların irdelenmesi gerekmektedir. 15. Genel olarak icra takibi beş aşamadan oluşur. Bu aşamalar takip talebi, ödeme (icra) emri, haciz, satış ve paraların paylaştırılmasıdır. Paraların paylaştırılması, icra takibinin son safhasıdır. Diğer aşamalara geçilebilmesi için alacaklının talepte bulunması gerektiği hâlde, paraların paylaştırılmasına (ödenmesine) başlanabilmesi için alacaklının bir talebine gerek yoktur. İcra dairesi, satış sonucunda elde edilen paraları, kendiliğinden (resen) alacaklılara paylaştırır. Paraların paylaştırılması, aynı malların birden fazla alacaklı için haczedilmiş (hacze iştirak edilmiş) olması hâlinde söz konusu olur. Hacizli mallar bir alacaklı için haczedilmişse, o zaman paraların paylaştırılması değil elde edilen paranın alacaklıya ödenmesi söz konusudur (Kuru, B: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 729). 16. Sıra cetvelinin düzenlenmesi için birden fazla alacaklının bulunması ve borçlunun malvarlığının satılması sonucunda elde edilen para ile tüm alacaklıların alacağının ödenememesi gerekir. Hacze iştirak eden tüm alacaklıların alacağı ödenebiliyorsa sıra cetveli düzenlenmez. Eğer takibin sonunda tek alacaklı olursa, satış sonucu elde edilen para alacaklının alacağına yetmezse, yine sıra cetveli düzenlenmez, alacaklıya alacağının ödenmeyen kısmı için bir aciz belgesi verilir (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ ..., M.S./Özekes, M.: İcra ve İflâs Hukuku, 10. Bası, Ankara, 2012, s. 387). 17. İcra ve İflâs Kanunu’nun 140 ıncı maddesinde; “..Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemiye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar. Alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar. Bununla beraber ilk üç sıraya kayıt için muteber olan tarih haciz talebi tarihidir…” hükmü bulunmaktadır. 18. İlk haczi uygulayan icra dairesi, alacaklıların bir sıra cetvelini yapar (İİK md. 140/1; İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliği md. 59). Haczedilen mallar istinabe yolu ile haczedilmiş ve satılmış olsa bile, sıra cetvelini düzenleme yetkisi, takibin yapıldığı icra dairesine aittir. İstinabe olunan icra dairesinin bu sıfatla (istinabe olunan icra dairesi sıfatıyla) sıra cetveli düzenleme yetkisi yoktur. Sıra cetveli kesinleşmeden, icra müdürü paraları paylaştıramaz. Bu sıra cetveline dayanarak yapılan paylaştırmada, artık bütün alacaklıların alacağının tam olarak ödenmesi mümkün değildir. Sıra cetvelinde, aynı derecede hacze iştirak etmiş olan (İİK md. 100-101) bütün alacaklılar alacak miktarları ve faizleri ile gösterilir. Bu alacaklıların her biri belli bir sıraya girer. Bu sıra İİK’nın 206 ncı maddesinde gösterilmiştir (Kuru, s.732-733). 19. İcra ve İflâs Kanunu’nun 206 ve 207 nci maddelerine göre sıra cetvelinin nasıl düzenleneceği İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliğinin 59 uncu maddesinde gösterilmiştir. Buna göre alacaklıların ad ve soyadları, talep edilen, kabul ve reddedilen para miktarlarının, alacak hakkındaki kararın ne olduğu ve hangi sıraya kabul edildiği yazılır. 20. Düzenlenecek sıra cetvelinde; alacaklılar İİK’nın 206 ncı maddesine göre iflâs hâlinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar (İİK md. 140/2). Satış bedelinden önce birinci derecede hacze iştirak edenlerin alacakları ödenir. Geriye bir şey artarsa bu, ikinci dereceye verilir. Paylaştırma parasının artması hâlinde sırasıyla diğer derecelere dağıtılır. Satış bedelinin birinci derecedeki alacaklıların tamamını karşılamaması hâlinde (veya diğer dereceler içinde bakiyenin alacakları karşılamaması durumunda da) derece için de sıra cetveli düzenlenir. Bu şekilde yapılan dağıtım sonucunda, alacağına kavuşamayanlar olursa İİK’nın 143 üncü maddesi uyarınca bunlara borç ödemeden aciz belgesi verilir (Deynekli, A./Kısa, S.: Hacizde ve İflâsta Sıra Cetveli, 3. B., Ankara 2005, s. 111). 21. Bu aşamada hacze iştirakin açıklanmasında fayda vardır. Borçluya karşı bir veya birkaç alacaklı tarafından yapılan takip sonucunda borçlunun haczedilen malları tüm alacaklıların alacağının ödenmesini mümkün kılıyorsa hacze iştirak sorunu ortaya çıkmayacaktır. Ancak, borçluya karşı takip yapan birden fazla alacaklının alacağı, borçlunun haczedilen mallarının satışı sonunda karşılanamıyorsa, hacze iştirak söz konusu olabilir. Hukukumuzda, borçlunun mallarına önce haciz koyduran alacaklının, alacağını önce alacağı şeklinde bir prensip geçerli değildir. Yani ilk haciz sahibi alacaklının esasen sonraki alacaklılara bir rüçhan hakkı bulunmamaktadır. Haczin rehin hakkına benzer bir etkisi ve dolayısıyla önce haciz koyduran kişinin, diğer alacaklılara göre önceliği kabul edilmemiştir. Sadece maaş veya ücret hacizlerinde sırada önce gelen haczin kesintisi bitmeden, sonraki haciz için kesinti yapılamaz (İİK md. 83/2, c. 3) (Pekcanıtez/ Atalay/ .../ Özekes, s. 312-313). 22. İcra ve İflâs Kanunu’nda hacze iştirakin iki çeşidi düzenlenmiştir. Bunlar takipli (adi) veya takipsiz (imtiyazlı) iştiraktir. Gerek takipli gerekse takipsiz iştirakte alacaklılar İİK’nın 100 ve 101 inci maddelerindeki şartları taşımaları hâlinde borçlunun malları üzerine kendilerinden önce konulmuş hacizlere ilk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar katılabilirler. Hacze iştirak hâlinde satış bedeli aynı derecedeki alacaklılar arasında garame (oranlama) suretiyle dağıtıma tabi tutulur. İştirak alacaklısı o derece içinde yer alan diğer alacaklılarla eşit statüye sahip olur ve hacizli malların satışından elde edilen paradan alacağı oranında pay alır. 23. Sıra cetvelindeki açıklamalara geri döndüğümüzde, İİK’nın 141 inci maddesine göre sıra cetvelinin birer sureti icra dairesi tarafından alakadarlara tebliğ edilir. 24. İcra ve İflâs Kanunu’nun “Cetvele itiraz” başlıklı 142 nci maddesi ise; “Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir. Dava basit muhakeme usuliyle görülür. İtiraz alacağın esas ve miktarına taallük etmeyip yalnız sıraya dairse şikayet yoliyle icra mahkemesine arz olunur” şeklinde düzenlenmiştir. 25. İcra ve İflâs Kanunu’nun 142 nci maddesi gereğince alacaklılar sıra cetvelinin bir suretinin kendilerine tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde sıra cetveline şikâyet yoluna başvurabilirler veya sıra cetveline itiraz davası açabilirler. Sıra cetveline karşı yedi gün içinde hiçbir şikâyet ve itiraz (İİK md. 142) yapılmazsa sıra cetveli kesinleşir ve ancak bundan sonra (kesinleşen) sıra cetveli gereğince paraların paylaştırılmasına geçilebilir. Buna karşılık, yedi gün içinde sıra cetveline karşı (icra mahkemesinde) şikâyet veya (mahkemede) itiraz yoluna başvurulursa, paylaştırma işleminin sonuçlanmasına kadar durdurulması ve sıra cetvelinin kesinleşmesine kadar beklenmesi gerekir. Ancak, sıra cetvelinde hak sahibi görünen her alacaklı, banka teminat mektubu karşılığında kendisine ödeme yapılmasını isteyebilir (İİK md. 142/a). 26. Sıra cetveline karşı koymak isteyen alacaklı (bu konudaki takip hukuku kurallarının yanlış uygulandığını iddia etmeyip) sıra cetveline alınmış olan bir alacaklının alacağına veya onun sırasına (veya hem alacağına hem de onun sırasına) itiraz etmek istiyorsa, o zaman sıra cetveline karşı, mahkemede itiraz yoluna başvurması, yani o alacaklıya karşı genel mahkemede dava açması gerekir (Kuru, s. 736). 27. İcra müdürlüğünün, sıra cetvelini yaparken bu husustaki takip hukuku hükümlerine aykırı hareket ettiği ve yapılan işlemin hâdiseye uygun olmadığı iddia edilmekte ise, bu hâlde sıra cetveline karşı başvurulacak olan yol, icra mahkemesine şikâyet (İİK md. 16) yoludur (İİK md. 142/3). İİK’nın 142 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmünden sıra cetveline karşı şikâyet yolunun sadece sıraya karşı bir itirazda bulunulması hâline münhasırmış gibi bir anlam çıkmakta ise de, icra müdürünün uymak ve re’sen yapmak zorunda olduğu bütün hususlardan dolayı İİK’nın 16 ncı maddesi gereğince şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, s. 734). 28. İcra müdürlüğünün sıra cetvelini yaparken bu husustaki takip hukukuna uygun hareket etmemesi, bu konudaki hükümleri gereği gibi ve olaya uygun uygulamaması hâlinde ilgililer şikâyet yoluna başvurabilirler (İİK md. 16). Örneğin icra memuru ihale kesinleşmeden sıra cetveli düzenlemiş ise, bu bir şikâyet sebebi teşkil eder. Bunun yanında İİK’nın 142 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre alacaklının bulunduğu sıraya ilişkin olarak yani istediği sıraya kabul edilmemesi durumunda şikâyet yoluna başvurması mümkündür (Pekcanıtez, H./ Simil, C.: İcra ve İflâs Hukukunda Şikâyet, 2. B., İstanbul 2017, s. 488). 29. Sıra cetveline karşı şikâyet üzerine icra mahkemesince sadece sıra cetvelinin iptaline karar verilebilir. Yoksa icra müdürünün yerine geçerek yeni bir sıra cetveli düzenleyemez (Pekcanıtez/Simil, s. 393). Sıra cetveline yönelik şikâyetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikâyetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, şikâyete konu işlemin kanuna veya olaya aykırılığı tespit edilirse sıra cetvelinin iptaline karar verilir. İcra mahkemesi gerekçede düzenlenecek yeni sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini belirterek, hukuka uygun olmayan kısımları gösterir ve bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat (İİK md. 17/1) verir. Yeni sıra cetveli yapılması görevi icra dairesine ait olduğundan iptal nedenlerinin hükümde belirtilmeden sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekir. Şikâyet üzerine iptal edilen sıra cetvelinin yerine iptal gerekçesi de dikkate alınarak icra dairesince yeniden sıra cetveli yapılarak ilgililere tebliğ edilir. 30. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 23.03.2021 tarihli ve 2017/(23)15-1912 Esas, 2021/320 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir. 31. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; alacaklı ... ... tarafından Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2012/4119 Esas sayılı icra dosyasında başlatılan takip üzerine, Seferihisar İcra Müdürlüğünün 2012/276 Talimat sayılı dosyasından 25.09.2012 tarihinde gerçekleştirilen taşınır satışlarından 109.945,50 TL gönderildiği, satışı gerçekleştirilen taşınır mallar üzerinde yirmi yedi ayrı haciz şerhinin bulunduğu, elde edilen para ile tüm alacaklıların alacağının ödenemediği, bunun üzerine icra müdürlüğünce anılan icra dosyasında alacaklıların sıra cetvelinin düzenlendiği, düzenlenen sıra cetveline karşı HSBC Bank A.Ş. tarafından yapılan şikâyet üzerine icra mahkemesince şikâyetin kabul edilerek ve yeniden sıra cetveli düzenlenerek karar verildiği anlaşılmaktadır. 32. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, icra mahkemesi, önüne gelen şikâyetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, şikâyete konu işlemin kanuna veya olaya aykırılığını tespit ederse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297/2 nci maddesi uyarınca gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin sadece sıra cetvelinin iptaline karar verir. 33. Somut olayda icra mahkemesince, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, hüküm kısmında yeniden sıra cetveli düzenlenerek yazılı şekilde karar verilmesi, az yukarıda ifade edildiği üzere İİK’nın 17 nci maddesi ile hüküm fıkrasında gerekçeye ait herhangi bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin HMK'nın 297/2 nci maddesine aykırı olduğu gibi, icra müdürünün yerine geçecek şekilde hüküm kurulması anlamına da geldiğinden yerinde değildir. 34. Bununla birlikte HSBC Bank A.Ş. şikâyet dilekçesinde, icra müdürlüğünce düzenlenen sıra cetvelinde birinci sırada yer alması gerektiği yönünde talepte bulunmayıp, yalnızca yapılan sıra cetvelinde garameye dâhil edilmeyi istediği hâlde, icra mahkemesince bu talep aşılarak, garame yönünde karar verilmeyip, şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. aleyhine, icra dosyasına gelen paradan pay alamayacak şekilde garameden çıkarılarak karar verilmesi doğru olmamıştır. 35. İcra mahkemesince, sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceği, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiği belirlenirken, şikâyetçinin garameden pay almış olanların garameye girmemesi gerektiğine dair iddiasının bulunmadığının dikkate alınması, ayrıca şikâyet olunanlar ... ... ile ... ... Tevzii A.Ş.'yi garame dışı bırakacak şekilde verilen kararın, bu şikâyet olunanlar tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğduğunun gözetilmesi, mahkemece verilecek kararın gerekçesinde, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde bu ilkelere de yer verilmesi, iptal nedenleri hükmün sonuç kısmında ayrıca belirtilmeden sıra cetvelinin sadece iptaline karar verilmesi gerekmektedir. 36. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile eklenen Geçici 7 nci maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

Borçlunun malvarlığının, alacaklıların tüm alacaklarını karşılamaya yetmediği durumlarda, alacaklıya verilen "borç ödemeden aciz belgesi" (veya aciz belgesi hükmündeki haciz tutanağı), aşağıdaki davalardan hangisinin açılabilmesi için **özel dava şartı** olarak aranır?

A) İstihkak davası
B) Menfi tespit davası
C) Tasarrufun iptali davası
D) İtirazın iptali davası
E) İstirdat davası

Bu maddeyle ilgili 13 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol