İcra ve İflas Kanunu 15. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 15 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.)
İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur.
İcra takiplerinde, müzahereti Adliye kararları takibe yetkili icra mahkemesi tarafından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve müteakip maddelerine tevfikan ittihaz olunur.
Şikayet ve şartlar:
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
13 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2019/10253 E., 2019/14491 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
İcra ve İflas Kanunu'nun 15. maddesi ise, kanunda tersine hüküm bulunmadıkça, bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğunu, bunların neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunacağını öngörmektedir.
12. Hukuk Dairesi 2019/10253 E. , 2019/14491 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı vekili, icra mahkemesine başvurusunda; borçlu ...'nün harç ve vergi dışındaki dosya borcunu İcra Müdürlüğü'ne ödediğini, ancak reddiyat işlemi esnasında borçlunun harçtan muaf olmasına rağmen tahsil harcı kesilerek müvekkiline eksik ödeme yapıldığını ileri sürerek reddiyat işleminin iptalini ve kesilen harcın müvekkiline iadesini istemiştir. Mahkemece, borçlu ...'nün özel bütçeye dahil olması sebebiyle harçtan muaf olmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmesi üzere, karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/b maddesine göre, tahsil harcı, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilir.
İcra ve İflas Kanunu'nun 15. maddesi ise, kanunda tersine hüküm bulunmadıkça, bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğunu, bunların neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunacağını öngörmektedir.
Harçlar Kanunu'nun 32. maddesine göre, ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf ödeyebilir ve ödenen bu para sonuçta ayrıca bir isteğe gerek olmaksızın hükümde nazara alınır.
Değinilen bu Kanun hükümlerine göre, tahsil harcının sorumlusu daima borçludur (İcra ve İflas Kanunu, md.15). Bu harcın, Kanun (492 sayılı Harçlar Kanunu, md.28/b) gereği icra dairesince alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edilmesi, sorumlusunun borçlu olduğu yönündeki düzenleme bakımından sonuca etkili değildir; borçlunun söz konusu sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Borçlunun borcu, yatırılan paradan kesilerek ödenen tahsil harcı kadar devam edeceğinden, alacaklının kesilen harç miktarı kadar takibe devam hakkı vardır. Yani, alacaklı, gerçekte borçlunun sorumluluğu altında bulunan ve ancak yatırılan paradan kesilen tahsil harcını borçludan alma hakkına sahiptir. Zaten alacağın tamamı karşılanana kadar tahsilata devam edilir.
Ancak, somut olayda borçlu ... olup, 6001 sayılı ...'nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 12/2. maddesi gereğince harçtan muaftır. Bu nedenle, alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan İcra Dairesi'nce tahsil harcı kesilemez. O halde, Mahkeme'ce şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/10/2019 gününde oy birliğiyle karar verild
Diğer kararlar (4)
23. Hukuk Dairesi, 2014/6183 E., 2015/2209 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
n hakim ortak, yönetici ve bunların eş ve çocukları dışındaki kişilerden olan alacakları Fon alacağı kapsamına girmemekte, özel hukuk kaynaklı bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'u değil, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu hükümlerini uygulaması gerekmektedir. Doktrinde yer alan bu görüş Dairemizce de benimsenmiştir. Nitekim, 4389 sayılı Bankalar Kanu
23. Hukuk Dairesi 2014/6183 E. , 2015/2209 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunanlar...... ve ... vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Şikayetçi vekili, müvekkilinin TMSF'nin İştiraki olup, şirketin %75,025 hissesinin TMSF'ye ait olduğunu, şikayete konu alacakların TMSF'den devir ve temlik alındığını, yapılan sıra cetvelinin usul ve yasaya uygun olmadığını, hangi taşınmazlara ilişkin sıra cetveli yapıldığına dair açıklık bulunmadığını, sıra cetvelinde pay ayrılan ...nin haczinin düştüğünü, şikayet olunanların haczi ayakta kabul edilse bile müvekkilinin haczinin kamu haczi olması nedeniyle garameten pay ayrılması gerektiğini, müvekkiline ait alacakların başlangıçta ...emlik edildiğini, TMSF'ye temlik edildiği anda yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/3. maddesi gereğince kamu alacağına dönüştüğünü, aynı alacakların temlik sözleşmeleriyle müvekkiline temlik edildiğini, BK'nın 168. maddesine göre, temlikle, alacak üzerindeki rüçhan hakkının temlik alana geçtiğini, 6183 sayılı Kanun'da yer alan imtiyazlardan müvekkilinin de yararlandığını ileri sürerek, şikayet olunan ...'nin sıra cetvelinden çıkarılmasını, müvekkili şirketin alacağının kamu alacağına dönüşmesi nedeniyle garameye dahil edilmesi suretiyle sıra cetvelinin yeniden düzenlenmesini talep ve şikayet etmiştir.
Şikayet olunan...vekili, müvekkilinin haczinin düşmediğini, süresinde haciz istenip, satış avansının yatırıldığını, şikayetçinin alacağının imtiyazlı alacak olmadığını savunarak, şikayetin reddini istemiştir.
Şikayet olunan ... vekili, şikayetçinin garame iddiasını kabul etmediklerini, ancak, müvekkiline tebliğ dahi edilmeyen sıra cetvelinin usulüne uygun olmadığını, birinci sırada bulunan ...'ye ait haczin düştüğünün sıra cetvelinden dahi anlaşıldığını, ikinci sıradaki...'nin bulunduğu yerin de doğru olmadığını, şikayetçinin garameten dahi olsa pay isteme hakkının bulunmadığını, müvekkili bankanın ilk sırada bulunması gerektiğini savunarak, sıra cetvelinin yeniden düzenlenerek, paranın müvekkiline ait ... İcra Müdürlüğü'nün 2010/2170 E. sayılı dosyasına gönderilmesi istemiştir.
.../...
S.2.
Şikayet olunanlar ... ve ... vekili, müvekkili kurumların sıra cetvelindeki yerleri ve paylarının aleyhe değiştirilmesinin mümkün olmadığını savunarak, şikayetin reddini istemiştir.
Şikayet olunan ...den temlik alan ...vekili, şikayetin reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sıra cetvelinde 1. sırada alacaklı gösterilen ... vekilinin 19.08.2002 tarihli talebi üzerine 21.08.2002 tarihi itibariyle haciz konulduğu, 04.11.2002 tarihinde satış avansının, 20.04.2004 tarihinde ek avansın yatırıldığı, bu nedenle de haczinin düşmediği, şikayetçi alacağının amme alacağı kapsamında olduğu ve 6183 sayılı yasanın 21/ı maddesi uyarınca takip dosyasındaki alacakları nedeniyle ihalesi yapılan taşınmazlar üzerine 28.08.2006 günü itibariyle haciz konulduğu, söz konusu hacizlerin aynı Kanun hükmü uyarınca geçerli olduğu ve garameten paylaşılması gerektiği halde garame uygulanmadan sıra cetveli düzenlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, şikayet olunan... vekili tarafından süresinde usulüne uygun sıra cetveline karşı şikayette bulunulmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığı gerekçesiyle, sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, şikayet olunanlar ... ... ve ... vekilleri temyiz etmiştir.
Şikayetçi tarafça, TMSF'ye devrolunan...ye ait alacakların ...'den devir ve temlik alındığı, temlik alınan alacaklar yönünden Fona tanınan hak ve yetkilerin kullanıldığı, kamu alacağına dönüşen şikayetçi alacağına pay ayrılması gerektiği ileri sürülerek, sıra cetveli şikayet edilmiştir.
01.11.2005 tarih ve 25983 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 168/A fıkrasında, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve bunu değiştiren tüm kanunların bu kanunun geçici maddesindeki düzenlemeler hariç olmak üzere yürürlükten kaldırdığı belirtilmiştir.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun, geçici 11/1. maddesinde, "Bu Kanunun yayımı tarihinden önce, 26.12.2003 tarihine kadar temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fona intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye işlemleri başlatılan bankalar hakkında başlatılan işlemler sonuçlanıncaya ve her türlü Fon alacakları tahsil edilinceye kadar bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunun 14, 15, 15/a, 16, 17, 17/a ve 18 inci maddeleri, ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri ile geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasına devam edilir." hükmü düzenlenmiştir.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun geçici 11. maddesi gereğince uygulanmasına devam edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/3. maddesinin ilk cümlesi, "Fon her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. 14 üncü maddenin (6) numaralı fıkrasının (b) bendi ile verilen yetkiler saklı kalmak kaydıyla, Fon kaynakları ile her türlü alacaklarının ve hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal eden bankaların; yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarından, bu ortakların yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya başkalarıyla birlikte elinde bulundurdukları şirketlerden ve iştiraklerinden, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, genel müdür ve yardımcıları, kredi komitesi başkan ve üyeleri ile imzaları bankayı ilzam eden memurları ve bunların eş ve çocuklarından olan alacakları ile hisseleri Fona intikal eden .../...
S.3.
diğer bankaların bunlardan olan alacaklarından Fon tarafından devralınanlar ile (7) numaralı fıkranın (b) bendinde belirtilen kişilere ait olup Fon tarafından devralınan alacakların takip ve tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır." hükmünü içermektedir.
Somut olayda, şikayetçi tarafça, bu hükme dayalı olarak fonun her türlü alacağının 6183 sayılı Yasa'ya tabi olduğu iddia edilmektedir. Oysa, doktrinde ...'nin Türkiye Barolar Birliği Dergisi'nin 2012(101)'de yayınlanan...nin Özel Hukuktan Kaynaklı Alacaklarını Tahsilde Yetkisini Aşması Sorunu" konulu makalesinde de açıklandığı üzere;
Türk İcra Hukuku, ikili bir ayrıma dayanmakta, özel hukuktan kaynaklı alacakların takip usulü 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, amme alacaklarının takip ve tahsil usulü ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'la düzenlenmektedir.
6183 sayılı Kanun'un kapsamını düzenleyen 1. maddesinde özel alacaklar ile amme alacakları ayrılmakta, 6183 sayılı Kanun'un sadece amme alacaklarının tahsilinde uygulanacağı ortaya konulmaktadır. Kanun'a göre, özel alacak- amme alacağı ayrımında esas alınacak iki ölçüt bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Kanun metninde de belirtildiği üzere sadece devlet, il özel idareleri ve belediyelerin amme alacaklısı olabilecekleridir. Bunun dışındaki kuruluşlar, başkaca konularda kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olsalar dahi, amme alacaklısı sayılamazlar.
Bununla beraber çeşitli kanunlarda, devlet, il özel idareleri ve belediyeler dışında kalan kuruluşların alacaklarının tahsilinde de 6183 sayılı Kanunun uygulanacağına yönelik atıflar yapılabilmektedir. Ancak bu tür atıflar sadece diğer kuruluşlara ait alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun'da öngörülen cebri icra yollarının kullanılmasına olanak tanımakta, bu kuruluşlara ait alacakları amme alacağı statüsüne sokmamaktadır.
Kaldı ki, bir alacağın salt devlet, il özel idaresi ya da belediye'ye ait olması dahi bu alacağın 6183 sayılı Kanun kapsamında bir amme alacağı olarak tanımlanmasını ya da bu Kanun dairesinde tahsilini sağlamayacaktır. 6183 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre devletin, il özel idarelerinin ve belediyelerin sözleşmeden, haksız fiilden ve haksız iktisaptan kaynaklanan alacakları 6183 sayılı Kanun'un kapsamına girmemektedir.
TMSF; devlet, il özel idaresi ya da belediye tüzel kişiliği içinde yer almadığına göre, 6183 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre, Fon'un her türlü alacağının amme alacağı sayılamayacağının kabulü gerekir. Bununla beraber 4389 Kanun’un 15/3. maddesinin ilk cümlesinin Fon alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun’un uygulanacağı yönündeki düzenlemesi, Fonun hiçbir ayrım yapılmadan tüm alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun’un uygulanmasının mümkün olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir.
Kamu gücünü kullanan –devlet- dahil olmak üzere hiçbir kuruluşun –sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme dahil- tüm alacaklarını 6183 sayılı Kanun dairesinde tahsil yetkisi bulunmazken, TMSF’nin her türlü alacağında 6183 sayılı Kanun’u kullanması mümkün müdür? sorusu haklı olarak zihinlere takılmaktadır. “Fon alacağı” birbirini bütünleyen iki kelimeden oluşan bir kavram olarak görüldüğünde ve 6183 sayılı Kanun’un lafzı ve ruhu da gözetildiğinde ise “fon alacağı” kavramının TMSF’nin tüm alacaklarını kapsamayacağı sonucuna ulaşılacaktır.
Gerçekten 4389 sayılı Kanun’un 15/3 maddesinin ilk cümlesi Kanun’un diğer maddelerinden bağımsız bir biçimde okunduğunda, ilk olarak Fonun her türlü alacağının tahsilinde 6183 sayılı Kanun’un uygulanmasına izin verildiği izlenimini doğurmaktadır. Oysa, Kanun'un sistematik yorumu halinde durum farklıdır. Özel hukuk kaynaklı alacakların 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil edilmek istenmesi 5411 ve mülga 4389 sayılı kanunlara .../...
S.4.
aykırıdır. 4389 sayılı Kanun’da, “fon alacağı” özel bir kavram olarak düzenlenmiş ve fon alacağı statüsüne giren alacakların 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil edilebileceği hüküm altına alınmıştır.
4389 sayılı Kanun'un 15/7-b bendinde “Hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal eden bir bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının veya yöneticilerinin, yönetim kurulu, kredi komiteleri, şubeler, diğer yetkili ve görevliler aracılığıyla veya sair suretlerle banka kaynaklarını ve varlıklarını doğrudan veya üçüncü kişilere rehnetmek, teminat göstermek, ekonomik gücü olmayan kişilere kredi vermek, karşılığında kredi temin etmek amacıyla kredi kullandırmak, yurt içi veya yurt dışı banka ve malî kuruluşlar nezdinde depo veya sair adlarla hesap açtırmak veya bu hesapları teminat göstermek ve sair şekillerde kullanmak suretiyle veya başkaca dolanlı işlemlerle edindikleri veya bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, mal, her türlü hak ve alacakların temininde kullanılan banka kaynakları ve varlıkları nedeniyle doğan alacak Fon alacağı sayılır. Bu alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.” hükmüne yer verilmiş, diğer anlatımla banka hâkim ortakları ve yöneticilerinin usulsüz kredilerle bankaların içini boşaltması ile doğan alacakların Fon alacağı sayılacağını hükme bağlanmıştır.
Kaldı ki, 4389 sayılı Kanun’da 5020 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, Fon alacağı yanında 15/a maddesi hükmü ile ayrıca bir de "hazine alacağı" kavramı ihdas edilmiş, böylelikle Fon birimlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, dolanlı işlemlerle bankalardan boşaltılan kaynakların 6183 sayılı Kanun dairesinde Hazine tarafından da takip edilebilmesine imkan tanınmıştır. "Hazine alacağı" kavramını getiren düzenlemede, sadece muvazaalı işlemlerle elde edilen ya da edindirilen banka kaynaklarından bahsedilmekte, batık bankalarla muvazaalı bir işlem yapmamakla birlikte, bu bankalara kredi borcu olan kişilerden olan alacakların hazine alacağı olarak nitelendirilmediği de dikkat çekmektedir.
4389 sayılı Kanun’da 6183 sayılı Kanun dairesinde takip edilebilecek başkaca fon alacaklarından da söz etmek mümkündür. Örneğin, 15/2. maddesi hükmünde sözü geçen Fon tarafından kesilen para cezaları ya da bankaların ödemek zorunda oldukları sisteme giriş payları bu kapsamda değerlendirilebilir.
4389 sayılı Kanun’u, 15. maddesi dışında ilga eden 5411 sayılı Kanun’da da, aynı yaklaşım sürdürülmektedir. 5411 sayılı Kanun’un 101, 108 ve 130. maddelerinde Fonun kaynak ve alacakları sayılmıştır. Buna göre, Kanun’un 101. maddesiyle bankaların fona ödemeleri gereken katılma paylarının, Kanun'un 108. maddesiyle, el konulan bankaların hâkim ortakları ve bunların yöneticilerine yöneltilecek takiplerin, 130. maddesiyle de idari para cezaları, mevduat ve katılım sigorta primlerinin ve kamu hukukundan doğan sair kalemlere ilişkin takiplerin 6183 sayılı Kanun’a göre takip edileceği düzenlenmiştir.
Böylelikle TMSF’ye devredilen bankaların tüm alacakları aynı hukuksal statüye alınmamış, banka hâkim ortağı, yöneticisi veya bunların yakın eş ya da çocukları olmayan üçüncü şahıs borçluların özel borçları için 6183 sayılı Kanun’un uygulanması düzenlenmemiştir. Bir başka anlatımla, hangi kalem alacakların “fon alacağı” sayılacağı 4389 sayılı Kanun’la belirlenmiş, banka hâkim ortağı üst düzey yöneticisi veya bunların eş ya da çocuğu olmayan ve dolanlı işlemlere dayanmayan üçüncü kişilere ait borçların Fon alacağı sayılacağına ilişkin hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Buna rağmen, adi bir borç niteliği taşıyan ve banka hâkim ortağı yöneticisi ve bunların eş ya da çocuklarına ait olmayan borçların da fon alacağı gibi tahsil edilmek istenmesi hukuken doğru bir usul değildir.
Konuyu 6183 sayılı Kanun perspektifinden de ele almak mümkündür. 6183 sayılı Kanun’un "Kanunun Şumulü (kapsamı)" başlıklı 1. maddesi açık bir biçimde sözleşmeden, .../...
S.5.
haksız fiilden ve haksız iktisaptan doğan kamu alacaklarının 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil edilemeyeceğini vaz etmektedir.
4389 sayılı Kanun’un 15/7-b bendinde yer verilen banka kaynaklarının dolanlı işlemlerle banka hakim ortakları ve yöneticileri tarafından yapılan muvazaalı işlemlerle boşaltılması halinde, bu işlemler görünüşte bir sözleşmeye dahi dayansa, gerçek mahiyetleri farklı olduğundan, TMSF’ye bu kısım alacakların 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil yetkisi tanınmasında hukuka aykırılık yoktur. Gerçekten, dolanlı işlemlerle elde edilen bu kısım haksız kazançlar hukuken geçerli sayılabilir bir sözleşmeye dayanmayacağı gibi, bu şekilde elde edilen haksız kazançlar 4389 sayılı Kanun’da yapılan açık atıfla 6183 sayılı Kanun dairesinde tahsil edilebilir.
Oysa hiçbir dolanlı işlem olmaksızın batık bir bankadan aradaki kredi sözleşmesi gereğince kredi kullanan borçlunun bu borcunun bir sözleşmeden doğduğu açıktır. Dolayısıyla batık bankanın Fona intikal etmesi ile beraber alacaklı sıfatının kamuya geçmiş olması, bu alacağın 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil edilebileceği sonucunu doğurmayacaktır. Bir başka anlatımla, bir sözleşme kaynaklı alacak, eğer 4389 sayılı Kanun’da sayılan dolanlı bir işlem niteliği taşımıyorsa amme alacağı niteliği kazanamaz.
Fon’un her türlü alacağının amme alacağı kabul edilmesi halinde banka kaynaklarının dolanlı işlemlerle kullanılmasında hiçbir dahli olmayan herhangi bir bankadan otomobil ya da ihtiyaç kredisi almış kişilerin de 6183 sayılı Kanun’a göre takip edileceği gibi bir sonuç çıkar. Bir başka anlatımla, Fonun her türlü alacağının 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil etmek istenmesi, halen faaliyette olan herhangi bir banka yerine örneği...tan kullanılan (otomobil, ihtiyaç ya da konut) kredi nedeniyle borçlu olan ancak banka hakim ortakları ya da bunların yöneticisi eş ya da çocuğu olmayan herhangi bir kişi ya da şirketi, dolanlı işlemler yaptığı belirlenen banka hakim ortakları ile aynı kefeye sokmaktadır.
Üstelik bankalara borçlu olan çok sayıda kredi müşterisinin borç miktarının ihtilaflı olması, bu kişilerin aslında sorumlu bulunmadıkları tutarları 6183 sayılı Kanun’a göre ödemek durumunda kalmaları sonucunu doğurabilir. Gerçekten bir bankanın özellikle faiz hesabını hatalı yaparak müşterisini olması gerekenden daha fazla borçlu kabul etmesi ve bu bankanın daha sonra Fona intikal etmesi halinde, aslında hukuk mahkemelerinde çözülmesi gereken ihtilaf, bu alacağın Fon tarafından temlik alınması ile birden bire kamusal nitelik kazanacak ve esası itibariyle ilgisi olmadığı halde idari yargının incelemesine konu olacaktır. Özel hukuk kurallarına göre cereyan etmiş ve özel hukuk kurallarına göre çözülmesi gereken bir ilişkinin taraflardan birinin birden bire kamuya dönüşerek, borç iddiasının kamu hukuku kurallarına göre çözülmesi hukuk güvenliği açısından da kabul edilemez.
Bu durumda TMSF’nin batık bankaların hakim ortak, yönetici ve bunların eş ve çocukları dışındaki kişilerden olan alacakları Fon alacağı kapsamına girmemekte, özel hukuk kaynaklı bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'u değil, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu hükümlerini uygulaması gerekmektedir.
Doktrinde yer alan bu görüş Dairemizce de benimsenmiştir. Nitekim, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/3. maddesinin ilk cümlesinin yazılış şeklinden de hisseleri Fona intikal eden bankaların alacaklarının 6183 sayılı Yasa'ya tabi olacağının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Kanun koyucu, Fonun kimden olursa olsun her türlü alacağının 6183 sayılı Yasa'ya tabi olması gerektiği amacında olsa idi, anılan madde hükmünde geçen "her türlü alacaklarının" ibaresinden sonra gelen "ve" ibaresinin yerine, "veya" ibaresini kullanması, "ve" ibaresinden sonra konumları ve sıfatları belirtilen kişi ve şirketlerden olan alacaklar ile ilgili sınırlamalara yer vermemesi gerekirdi. Bu durumda, Fon'un konumları ve sıfatları belirtilen anılan kişi ve şirketlerden olan her türlü alacağı fon alacağı sayılmak istenmiştir. .../...
S.6.
Bu şekilde yorum yapılması halinde anılan maddenin yazılış şekline kendi ve Yasa'nın bütünlüğü içerisinde doğru anlam yüklenmiş olacaktır.
Somut olayda, şikayetçinin TMSF'den temlik aldığı Fon alacağının 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/3.maddesi kapsamında Fon alacağı niteliğinde olmadığı anlaşılmakla mahkemenin aksi yöndeki kabulü doğru olmamıştır.
Öte yandan, İİK'nın 142. maddesinde, cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklının takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebileceği düzenlenmiş olup, bu madde hükmü ile sıra cetveline itiraz hakkı takip alacaklılara tanınmış ise de her alacaklı bu hakkı haiz değildir. YHGK'nın 05.03.2008 tarih ve 19-161 E., 213 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, sıra cetveline itiraz eden alacaklının icra takibinin ve buna bağlı olarak geçerli bir haciz işleminin bulunması gerekir. Sıra cetveline yönelik itirazda bulunma yetkisi, bu itiraz üzerine düzenlenecek yeni sıra cetveline girme hakkı bulunan alacaklılara tanınmıştır. Bir diğer ifade ile bedeli paylaşıma konu mal üzerinde haczi ya da rehni bulunmayan alacaklının, sıra cetvelinin iptalini istemekte de hukuki yararı yoktur. Sıra cetveli bedeli paylaşıma konu mal üzerinde, satış tarihi itibariyle haczi bulunan alacaklılar dikkate alınarak düzenlenir. Aksi halde satış bedelinden pay ayrılamayacağından, adı geçenlerin sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki yararı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, İİK'nın 142/1. maddesine göre, "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebilir." Anılan hükümde yer alan "alakadarlar" ifadesi, kural olarak borçluyu değil, şikayet eden alacaklıdan sıra itibariyle önce olan ve pay ayrılan alacaklıları ifade eder. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara, diğer bir deyişle, kendisine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan alacaklılara yöneltilmelidir.
Bu durumda mahkemece, şikayetçinin alacağının dayanağı olan icra dosyaları incelenerek, şikayetçinin bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerinde haczi olup olmadığı, haczi mevcut ise süresinde satış isteyip istemediği, haczinin ayakta olup olmadığı, başka bir deyişle İİK'nın 106. ve 110. madde koşullarının bulunup bulunmadığı araştırılarak, öncelikle şikayetçinin sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki yararının olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.Şikayetçinin, bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerinde haczinin bulunmadığı veya düştüğünün belirlenmesi durumunda, HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddesi uyarınca dava şartı noksanlığından şikayetin usulden reddine karar verilmelidir.
Şikayetçinin, sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki kararının bulunduğunun belirlenmesi halinde ise, şikayet olunan Türkiye Halk Bankası A.Ş.'ye sıra cetvelinde pay ayrılmadığından, şikayetçinin anılan şikayet olunana karşı şikayette bulunmakta hukuki yararı bulunmadığı gözetilerek, şikayetin bu şikayet olunan yönünden usulden reddine karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan yönler üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece bozmaya uyulması halinde şikayetçinin bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerinde haczinin bulunduğu ya da haczinin ayakta bulunduğunun belirlenmesi durumunda, şikayetçinin alacağının kamu alacağı olmadığı gözetilerek ve diğer şikayet olunanlar yönünden kararın temyiz edilmesiyle oluşan usuli kazanılmış haklar dikkate alınarak, sonucuna göre bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunanlar ..., ... ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün anılanlar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde iadelerine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2015/2239 E., 2015/12435 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Şikayetçi borçlu belediye, banka hesaplarına haciz konulduğunu haciz konan hesapların İİK'nun 82/1 ve Belediye Kanunu'nun 15/son maddeleri gereğince haczinin kabil olmadığını belirterek haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda şikayetin kabulüne ve banka hesabına konan haczin kaldırılmasına karar vermiştir.
12. Hukuk Dairesi 2015/2239 E. , 2015/12435 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi borçlu belediye, banka hesaplarına haciz konulduğunu haciz konan hesapların İİK'nun 82/1 ve Belediye Kanunu'nun 15/son maddeleri gereğince haczinin kabil olmadığını belirterek haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda şikayetin kabulüne ve banka hesabına konan haczin kaldırılmasına karar vermiştir.
5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinde; "Belediyenin kamu hizmetinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç gelirleri haczedilemez" düzenlemesine yer verilmiştir.
Ayrıca 5779 Sayılı.... Hakkında Kanun'un 7. maddesinde; bu Kanunda, belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu düzenlenmiştir.
İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre asıl olan, alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir.
Bütün bu açıklamalar ışığında, 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinin dar yorumlanması gerektiği sonucuna varılmalıdır. Maddede açıkça haczedilmezlik için vergi, resim, harç geliri olma ya da "fiilen kamu hizmetinde kullanılma" koşullarının kabul edilmesi karşısında, belediyeye ait bir paranın haczedilmezliği ancak, fiili durumunun tespiti ile belirlenmelidir. Bu konuda ispat yükü ise borçluya düşmektedir. Bir diğer anlatımla, haczedilen paraların vergi, resim, harç geliri olduğunu ya da fiilen kamu hizmetinde kullanıldığını borçlu belediye ispatlamalıdır. Aksi halde şikayetin reddi gerekecektir
Haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraları karıştırmak suretiyle havuz hesabı oluşturan borçlu belediyenin, iddiasını ispat imkanını kendisinin kaldırdığının kabulü zorunludur. Borçlu belediyenin haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralarını ayrı hesaplarda tutması yerine, havuz hesabı oluşturmasının da iyi niyetle bağdaşmayacağı tartışmasızdır. Böyle bir davranış hakkın kötüye kullanılması niteliğinde de bulunmakla, hukukça korunamayacağı muhakkaktır.
Somut olayda takibin kesinleşmesi üzerine alacaklı tarafından borçlu ...nın .... Şubesindeki ..... numaralı hesabına haciz konulması üzerine, borçlu belediye haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece belediyenin anılan bankadan getirilen müşteri hesap ekstresi dikkate alınarak yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu karar verilmiş olup, anılan raporda belediye görevlileri.... ve ...tarafından hesaba aktarılan toplam 22.500 TL'nin kaynağı, giriş sebebi ve niteliği belirlenmediği, havuz hesabı oluşup oluşmadığının incelenmediği anlaşılmaktadır.
Mahkemece yukarıda belirtilen mahcuz hesaben yatan paralarla ilgili ek rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.05.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2013/1708 E., 2015/1025 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
etle yapılmış olduğu kanısına varırsa, borçlunun talebi üzerine, borçlunun menfî tespit davası nedeniyle uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verir; bu zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olamaz (İİK m. 72/5, c. 3 ve 4). Söz konusu tazminat 02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 15 inci maddesiyle, “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” şeklin
Hukuk Genel Kurulu 2013/1708 E. , 2015/1025 K.
* MENFİ TESPİT DAVASI
* İCRA İNKAR TAZMİNATI
* KÖTÜNİYET TAZMİNATI
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 72
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 170
* İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 68
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “menfî tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 14. Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.12.2011 gün ve 2011/182 Esas, 2011/537 Karar sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.10.2012 gün ve 2012/6168 Esas, 2012/14149 Karar sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, müvekkilinin evine hacze gelinmesi üzerine İstanbul 11. İcra Müdürlüğü'nün 2010/19128 E. sayılı dosyasındaki takipten haberdar olduğunu, müvekkilinin borçluyu tanımadığını belirtmesine rağmen beyanlarının zapta geçilmeyerek hemen hacze başlandığını, müvekkilinin çekte adları bulunan kişilerle ticari bir ilişkisinin olmadığını, taşımacılık yapmasına rağmen adına kayıtlı olan minibüslerinin yediemine götürüldüğünü, bu nedenle müvekkilinin taşımacılık taahhütlerini yerine getiremediği gibi gelirinden de mahrum kalarak mağdur olduğunu, çekteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, cirodaki soyadın dahi başka olduğunu belirterek takibin iptaline, davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalının % 40' tan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin iyiniyetli bir tacir olduğunu, dava konusu çeki ticari münasebeti dolayısıyla dava dışı Ramazan Genç isimli şahıstan aldığını, çek karşılığının ödenmemesi üzerine icra takibine başladığını, çekin müvekkilinin ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, davacının iddialarını yazılı belge ile ispatlaması gerektiğini, davacının süresi içerisinde borca itiraz etmediğini beyanla davanın ve müvekkili aleyhine kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, 10.03.2010 keşide tarihli 30.000-TL bedelli çekten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının takipte kötü niyetli olduğu kanaatine varılarak tazminata mahkumiyetine, ancak aynı çek ve takipten dolayı İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi'nce 2011/734 E. sayılı dosyadan % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmiş olduğundan, mükerrerlik teşkil eden % 20'lik kısmı aşan oranda ve davacı keşideci bulunmadığından % 5 çek tazminatı hariç tutularak kalan borç miktarından hesaplanan % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm her iki taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava çeke dayalı menfi tespit istemine ilişkindir. Dava konusu çekteki ciro imzasının davacıya ait olmadığı saptanmış ve bu nedenle borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece İİK'nun 72/5. maddesi uyarınca takip tarihi de gözetildiğinde % 40'dan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerekirken, bu oranda tazminatın % 20'si indirilerek % 20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Yerel mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçeleri somut olay bakımından isabetsiz olduğundan hükmün bu nedenle bozulması gerekmektedir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, menfî tespit istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen kötü niyet tazminatından, aynı takip nedeniyle icra hukuk mahkemesince İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki icra inkar tazminatının indirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun ‘menfî tespit ve istirdat davaları’ başlıklı 72 nci maddesinin 5. fıkrası;
“Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfî tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.”
hükmünü içermekte olup, 02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle, 72 nci maddenin beşinci fıkrasında yer alan “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” olarak değiştirilmiştir.
Diğer taraftan İİK’nun ‘imzaya itiraz’ başlıklı 170. maddesinin son fıkrası,
“İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar.”
hükmünü içermektedir.
İcra mahkemesi, yapacağı veya bilirkişiye yaptıracağı inceleme sonunda inkâr (itiraz) edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir (İİK. m. 170/3, c. 1). İtirazın kabulü kararı ile, borçlu hakkında yapılan takip durur. İtirazın kabulüne karar veren icra mahkemesi, alacaklının kambiyo senedini takibe koymada kötü niyetli ve ağır kusuru bulunduğunu tespit ederse aynı karar ile alacaklıyı kambiyo senedine dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder (İİK. m.170/4,c.1).
Diğer taraftan borçlu icra takibinden önce veya takipten sonra borçlu olmadığının tespiti için genel mahkemede menfî tespit davası açabilir. Borçlunun menfî tespit davası açması ve davanın lehine sonuçlanarak kabulüne karar verilmesi halinde mahkeme, borçluyu menfî tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetle yapılmış olduğu kanısına varırsa, borçlunun talebi üzerine, borçlunun menfî tespit davası nedeniyle uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verir; bu zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olamaz (İİK m. 72/5, c. 3 ve 4). Söz konusu tazminat 02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 15 inci maddesiyle, “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” şeklinde değiştirilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, menfî tespit davası sonuçlanmadan önce itirazın kesin veya geçici kaldırılmasına karar vermiş olan icra mahkemesinin borçlu aleyhine hükmetmiş olduğu asgari yüzde yirmi tazminat (İİK. m. 68 son fıkra ve m. 68/a son fıkra), menfî tespit davasının reddi kararı ile kalkmaz; bilâkis kesinleşir yani tahsil edilebilir (alacaklı tarafından istenebilir) hale gelir. Böylece menfî tespit davasını kaybeden (açtığı menfî tespit davası reddedilen) borçlu, alacaklıya bir taraftan m. 68 son fıkra (veya m. 68/a son fıkra) hükmü gereğince, diğer taraftan m. 72/4, c. 2- 4 hükmü gereğince, iki adet (asgarî yüzde yirmi) tazminat ödemekle yükümlü olur (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Bası, Ankara 2013, s. 376).
Nasıl ki, menfî tespit davasını kaybeden borçlu iki kez tazminata mahkûm ediliyorsa, menfî tespit davasını kaybeden alacaklı da iki kez tazminata mahkûm edilebilir (İİK. m. 68 son fıkra, m. 68/a son fıkra, m.72,V, c.3 ve 4) (Baki Kuru, a.g.e., s. 384).
Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, davacı borçlunun hakkında yapılan icra takibinden kurtulabilmek için icra mahkemesinde imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek hakkında yapılan kambiyo takibine itiraz ettiği, yine aynı tarihte iş bu dava ile takibe konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile % 40’dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı talep ettiği anlaşılmaktadır. İcra mahkemesince davacı borçlunun imzaya itirazı kabul edilerek takibin durdurulmasına, davalı alacaklının alacağın % 20’si oranında tazminata ve % 10’u oranında para cezası ile sorumlu tutulmasına karar verildiği, iş bu menfî tespit davasında sonradan verilen karar ile davanın kabulüne, takibe konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, % 40 oranında tazminatın % 20’si icra (hukuk) mahkemesince hükmedildiğinden % 20 oranında hesaplanan tazminatın davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
İtirazın kaldırılması davasının borçlu aleyhine sonuçlanması ve tazminata hükmedilmesi durumunda, borçlunun menfî tespit davası açması halinde, borçlu aleyhine hükmedilen tazminatın infazı menfî tespit davasının kesinleşmesine kadar ertelenir. Ancak itirazın kaldırılması davasının, borçlu lehine sonuçlanması veya borçlunun açtığı imzaya itiraz davasının lehine sonuçlanması halinde hükmedilen tazminatın, yine borçlunun açmış olduğu menfî tespit davasının lehine sonuçlanması halinde hükmedilen tazminattan mahsup edileceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Ayrıca, İİK’nun 72/5. maddesinde düzenlenen tazminat, kötü niyet tazminatı; İİK’nun 170/4. maddesinde düzenlenen tazminat ise icra inkar tazminatı olup, nitelikleri de farklı tazminat türleridir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, menfî tespit davasını kaybeden borçlu iki kez tazminata mahkûm ediliyorsa, menfî tespit davasını kaybeden alacaklı da iki kez tazminata mahkûm edilebilir (m. 68 son fıkra, m. 68/a son fıkra, m.72,V, c.3 ve 4). Kaldı ki, hangi hallerde icra mahkemesince hükmedilen tazminatın kalkacağı yasada açıkça düzenlenmiştir. Bu bakımdan, yerel mahkemenin borçlunun açmış olduğu imzaya itiraz davasında İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki tazminatın, yine borçlunun aynı takip nedeniyle açmış olduğu menfî tespit davasında İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen % 40 kötü niyet tazminatından indirilmesi gerektiği yönündeki direnme kararının bozulması gerekmiştir.
Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında bir kısım üyeler tarafından İİK’nun 170/son maddesi uyarınca hükmedilen % 20 oranındaki tazminatın, yine borçlunun aynı takip nedeniyle açmış olduğu menfî tespit davasında İİK’nun 72/5. maddesi uyarınca hükmedilen % 40 kötü niyet tazminatından indirilmesi gerektiği yönündeki yerel mahkeme direnme kararının onanması yönünde görüş bildirmiş iseler de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 13.03.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2014/18201 E., 2014/23432 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKüçükçekmece 2. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Şikayetçi borçlu belediye banka hesaplarına haciz konulduğunu haciz konan hesapların İİK'nun 82/1 ve Belediye Kanununun 15/son maddeleri gereğince haczinin kabil olmadığını belirterek haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda şikayetin kabulüne ve banka hesabına konan haczin kaldırılmasına karar vermiştir.
12. Hukuk Dairesi 2014/18201 E. , 2014/23432 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Küçükçekmece 2. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 09/04/2014
NUMARASI : 2013/278-2014/305
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Şikayetçi borçlu belediye banka hesaplarına haciz konulduğunu haciz konan hesapların İİK'nun 82/1 ve Belediye Kanununun 15/son maddeleri gereğince haczinin kabil olmadığını belirterek haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda şikayetin kabulüne ve banka hesabına konan haczin kaldırılmasına karar vermiştir.
5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15. maddesinde; "Belediyenin kamu hizmetinde fiilen kullanılan malları ile, belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç gelirleri haczedilemez" düzenlemesine yer verilmiştir.
Ayrıca 5779 Sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun'un 7. maddesinde; bu Kanunda, belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu düzenlenmiştir.
İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre, asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir.
Bütün bu açıklamalar ışığında, 5393 Sayılı Belediye Kanunu'nun 15/son maddesinin dar yorumlanması gerektiği sonucuna varılmalıdır. Maddede açıkça haczedilmezlik için vergi, resim, harç geliri olma ya da "fiilen kamu hizmetinde kullanılma" koşullarının kabul edilmesi karşısında, belediyeye ait bir paranın haczedilmezliği ancak fiili durumunun tespiti ile belirlenmelidir. Bu konuda ispat yükü ise borçluya düşmektedir. Bir diğer anlatımla, haczedilen paraların vergi, resim, harç geliri olduğunu ya da fiilen kamu hizmetinde kullanıldığını borçlu belediye ispatlamalıdır. Aksi halde şikayetin reddi gerekecektir
Haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraları karıştırmak suretiyle havuz hesabı oluşturan borçlu belediyenin, iddiasını ispat imkanını kendisinin kaldırdığının kabulü zorunludur. Borçlu belediyenin haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paralarını ayrı hesaplarda tutması yerine, havuz hesabı oluşturmasının da iyi niyetle bağdaşmayacağı tartışmasızdır. Böyle bir davranış hakkın kötüye kullanılması niteliğinde de bulunmakla, hukukça korunamayacağı muhakkaktır.
Somut olayda takibin kesinleşmesi üzerine alacaklı tarafından borçlu P.. B..nın Ziraat Bankası Pendik Şubesindeki 2759948-5001 numaralı hesabına haciz konulması üzerine, borçlu belediye haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece belediyenin anılan bankadan getirilen müşteri hesap ekstresi dikkate alınarak ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar vermiş ise de; dosya içerisinde bulunan söz konusu hesap hareketlerinin incelenmesinde 14.02.2012 tarihinde hesaba aktarılan 252,21 TL, 30.03.2012 tarihinde hesaba aktarılan 215 TL ve 09.04.2013 tarihinde İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğünün 2011/20152 numaralı dosyasından hesaba yatırılan 3443,09 TL'nin kaynağı, giriş sebebi ve niteliği belirlenmeden, havuz hesabı oluşup oluşmadığı değerlendirilmeden hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporuna göre karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/10/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İcra ve İflas Hukuku
İcra takibinin yenilenmesi harcı kime aittir?
A) Borçluya.
B) Alacaklıya aittir ve borçluya yükletilemez.
C) Alacaklıya aittir ama sonunda borçludan alınır.
D) Devlet hazinesine.
E) Yarı yarıya.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.