İcra ve İflas Kanunu 16. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 16 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.)
Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.
Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir.
Şikayet üzerine yapılacak muameleler:
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
167 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2789 E., 2021/1487 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
işkin talebinin reddine karar verildi." şeklinde işlem yapıldığını, icra memurunun icra dosyasındaki tebligatların usulsüzlüğünü tespit etme hak ve yetkisinin olmadığını, ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünün ancak ilgilisi tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 16. maddesi uyarınca yasal sürede icra mahkemesinde şikâyet yoluyla ileri sürülmesi hâlinde değerlendirilebilecek bir
Hukuk Genel Kurulu 2017/2789 E. , 2021/1487 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki "şikâyet" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. İNCELEME SÜRECİ
Alacaklı İstemi:
4. Alacaklı vekili şikâyet dilekçesinde; borçlular hakkında ihtiyati haciz kararı alınarak icra müdürlüğünde infazını istediklerini, icra dosyasında borçlulara ödeme emirlerinin tebliğe çıkarıldığını ve tebliğ edildiğini, tebliğ şerhini havi tebligat mazbatasının icra dosyasına döndükten sonra borçlular hakkında icra takibi kesinleştiği için ilgili mahkemeden teminatın iadesi talepli dilekçelerine icra dairesinden derkenar talep ettiklerini, icra müdürlüğünce 25.11.2014 tarihli tensiple; "Her iki borçluya da gönderilen ödeme emri tebligatında tebligatın borçluya ulaşmasını dolayısı ile takipten haberdar olmasını engelleyen maddi hata-eksiklik mevcut olup yapılan tebligatlar usulsüzdür. Yapılan ödeme emri tebligatlarının usulsüz olması nedeni ile takip kesinleşmediğinden alacaklı vekilinin teminatın iadesine ilişkin talebinin reddine karar verildi." şeklinde işlem yapıldığını, icra memurunun icra dosyasındaki tebligatların usulsüzlüğünü tespit etme hak ve yetkisinin olmadığını, ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünün ancak ilgilisi tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 16. maddesi uyarınca yasal sürede icra mahkemesinde şikâyet yoluyla ileri sürülmesi hâlinde değerlendirilebilecek bir husus olup, icra müdürlüğünce kendiliğinden nazara alınıp tebligatın usulsüz olduğu değerlendirilerek karar verilemeyeceğini, ayrıca teminatın iadesine ilişkin taleplerini ilgili mahkemesine yapmış olmalarına rağmen icra dairesi tarafından bu konuda bir değerlendirme yetkisi olmadığı hâlde teminatın iadesinin reddine karar verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek 25.11.2014 tarihli icra müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Borçlu Cevabı:
5. Borçlulara davetiye tebliğine rağmen cevap vermedikleri gibi duruşmaya da gelmemişlerdir.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 12.03.2015 tarihli ve 2014/852 E., 2015/123 K. sayılı kararı ile; icra müdürlüklerinin İİK kapsamına göre icra işlerinde birinci derecede görevli oldukları, icra müdürlerinin bazı işlemlerde bir takdir yetkisinin bulunmadığı, örneğin takip talebi üzerine ödeme emri düzenlemek zorunda olması gibi, bazı işlemlerde de geniş takdir yetkisinin bulunduğu, mesela İİK’nın 82 ve 83. maddesine göre bir malın haczedilip edilemeyeceğine karar vermek gibi, tebligatın yapılma usulünün 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile düzenlendiği, İİK’nın 21 ve 57. maddelerinde ise geçersiz tebligat ile usulsüz tebligatın düzenlendiği, icra dosyasında yapılan tebligatın geçerli olup olmadığını birinci elden denetleyecek kişinin icra müdürü olduğu, şikâyete konu uyuşmazlığın usulsüz tebliğe ilişkin değil, geçersiz tebliğe ilişkin olduğu, dolayısıyla maddi hataya ilişkin durum tespitinin bizzat müdürlük tarafından yapılmasının gerektiği gerekçesi ile şikâyetin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 19.11.2015 tarihli ve 2015/17087 E., 2015/28655 K. sayılı kararı ile;
“…Şikâyetçi-alacaklı vekili icra mahkemesine başvurusunda, takibin kesinleşmesi üzerine, dosyaya ihtiyati haciz için sunmuş oldukları teminatın iadesi talebinin icra müdürlüğünce, borçlulara yapılan ödeme emri tebligatının maddi hata sebebiyle geçersiz olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ileri sürerek, bu işlemin iptalini talep ettiği; mahkemece istemin reddine karar verildiği görülmektedir.
İcra müdürü takiple ilgili olarak tebligatları kendisi çıkarır ve gönderir. Bu tebligatlar 7201 sayılı Kanun hükümleri gereği tebliğ memurlarınca tebliğ olunur.
İcra müdürünün kendi yaptığı muamelelere karşı ilgili kişi İİK’nın 16. maddesi kapsamında şikâyette bulunabilir. Bu şikâyet icra mahkemesince incelenerek sonuçlandırılır.
Bu durumda icra müdürünce kendi yaptığı işlemden dönerek hatalı olduğundan bahisle yeni bir karar verilemez.
Somut olayda borçluya gönderilen tebligat icra müdürlüğünce çıkartıldığından, borçlunun mernis adresi tespit edilmeden tebligat zarfı üzerine yanlış adres yazılarak tebliğin usulsüz hale gelmiş olması, ancak borçlunun tebliğin usulsüzlüğüne ilişkin icra mahkemesine yapacağı başvuru üzerine mahkemece incelenip sonuçlandırılacak bir husus olup, icra müdürünün, sonradan hatasını fark ederek kendiliğinden tebliğin geçersizliğine karar vermesi doğru değildir.
O halde mahkemece şikâyetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 28.04.2016 tarihli ve 2016/320 E., 2016/373 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe ile birlikte icra müdürünün usulsüz tebliği değil geçersiz tebliğe ilişkin maddi hatayı düzelttiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra müdürünün borçlulara yapılan ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olup olmadığını denetleme yetkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle şikâyetin açıklanması gerekmektedir.
13. İcra (ve iflâs) dairesi İcra ve İflâs Kanunu’nu (ve icra-iflâs hukukuna ilişkin diğer hükümleri) birinci derecede uygulamakla görevlidir. İcra (ve iflâs) dairesi, bu görevlerini yaparken, kanunu yanlış uygular, kanunun kendisine tanıdığı takdir yetkisini hadiseye uygun olarak kullanmaz, bir hakkı yerine getirmez veya bir hakkın yerine getirilmesini sebepsiz sürüncemede bırakırsa, usulsüz (yolsuz) hareket etmiş olur. İcra (ve iflâs) dairesinin bu gibi yolsuz işlemlerine karşı, bundan zarar gören ilgililer icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilirler (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 103).
14. Şikâyet, icra ve iflas hukukunda düzenlenmiş, kendisine özgü hukukî bir çaredir. Şikâyet kendisine özgü bir yol olup bir dava ve gerçek anlamda bir kanun yolu değildir. Şikâyet, icra takibinin taraflarına veya hukukî yararı bulunan diğer kişilere tanınmış ve bu yolla icra ve iflas dairelerinin (veya diğer icra organlarının) kanuna veya olaya uygun olmayan işlemlerinin iptalini veya düzeltilmesini ya da yapmadıkları veya geciktirdikleri işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki bir çaredir (Pekcanıtez, Hakan/ Atalay, Oğuz/ Özkan, Meral Sungurtekin/ Özekes Muhammet :İcra ve İflas Hukuku, 11. Bası, Ankara, 2013, s. 125 vd.).
15. Şikâyet İİK’nın 16, 17 ve 18. maddelerinde düzenlemiştir. Şikâyetin konusu, icra ve iflas dairelerinin yapmış oldukları işlemlerdir. İcra dairesinin işleminden maksat, somut olay karşısında icra dairesinin davranış biçimidir. İşlemin, şikâyete konu olabilmesi için mutlaka memurun olumlu bir davranışının olması gerekmez. İcra memurunun yapması gereken bir işlemi yapmaması veya ihmal etmesi, sürüncemede bırakması durumunda da bu olumsuz davranışı şikâyet konusu olabilir.
16. İşlem kavramından ilk olarak icra ve iflas memuru olarak ve icra ve iflas dairesi adına yaptığı işlemlerin anlaşılması gerekir. İşlemin bizzat icra veya iflas memuru tarafından yapılmış olması gerekmez. Örneğin icra veya iflas dairesinin tebliğleri PTT idaresi tarafından yapıldığı hâlde, posta memurunun icra dairesini temsilen yaptığı kanuna veya usulüne aykırı tebliğ işlemi dahi icra dairesinin işlemi olarak kabul edilmektedir. İşlemi yapan memurun şikâyet sırasında o dairede hâlen çalışıyor olup olmamasının da bir önemi yoktur (Pekcanıtez, Hakan/ Simil, Cemil: İcra- İflas Hukukunda Şikâyet, İstanbul 2017, 2. B., s. 60-61).
17. Bir muamelenin şikâyet konusu olabilmesi için, şikâyet edenin mutlaka zarar görmesi gerekmediği gibi, icra organının kusurlu olması da gerekmez. Şikâyetin icra mahkemesi yerine icra dairesine yapılması, herhangi bir hukukî sonuç doğurmaz. Şikâyet, icra mahkemesince incelenir ve karara bağlanır. İcra mahkemesinin şikâyeti inceleyebilmesi için kendisine talepte bulunulması gerekir.
18. Şikâyet konusu işlemi yapmış olan icra (veya iflas) dairesinin kendi işlemi aleyhine şikâyet yoluna başvurma hakkı yoktur. İcra müdürü tipik bir idari işlem yapmadığından işlemi geri alması menfaatler dengesi bakımından bir taraf lehine olan durumun bozulması anlamına gelebilir. İcra müdürü şikâyet süresi içinde de olsa yaptığı işlemi kendiliğinden değiştirmemeli, işlemin doğru olup olmadığına şikâyet üzerine icra mahkemesi karar vermelidir (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Ayvaz, Sema Taşpınar/ Hanağası, Emel: İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2020, 6. B., s. 80-81).
19. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesi ile icra dairesinin işlem ve kararlarının değiştirilmesi ya da iptali şikâyet yoluyla başvuru hâlinde icra mahkemesi kararı ile olanaklı kılınmıştır. Dolayısı ile icra dairesinin verdiği karardan kendiliğinden dönerek karar vermesi mümkün değildir. Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 20.09.2000 tarihli ve 2000/12-1145 E., 2000/1159 K.; 11.04.2007 tarihli ve 2007/12-231 E., 2007/196 K.; 03.10.2007 tarihli ve 2007/12-601 E., 2007/695 K.; 06.02.2013 tarihli ve 2012/12-703 E., 2013/214 K.; 27.11.2015 tarihli ve 2015/12-1881 E., 2015/2705 K. ile 16.03.2021 tarihli ve 2017/12-360 E., 2021/264 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
20. Yeri gelmişken usulsüz tebliğ işleminin irdelenmesi gerekmektedir.
21. İcra ve İflas Kanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrası ile 57. maddesinin 1. fıkrasına göre icra işlerinde tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümlerine göre yapılır.
22. Tebligat ile ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla, gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak Kanun ve Yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Kanun ve Yönetmeliğin amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi (tebligatın bilgilendirme fonksiyonu) ve bu hususların belgeye (tebligatın belgelendirme fonksiyonu) bağlanmasıdır. Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz. Nitekim, Kanunun ve Yönetmeliğin belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı yerleşik yargısal içtihatlarda da açıkça vurgulanmıştır.
23. Bir hukukî işlemin tebligat olarak nitelendirilebilmesi için iki unsura ihtiyaç vardır. Bu unsurlar kanunda öngörüldüğü şekilde yazılı bildirim ve belgelendirmedir. Bu iki unsurun veya birinin mevcut olmaması hâlinde tebligatın “usulsüzlüğü” değil “yokluğu” söz konusu olur. Bu iki unsur mevcut olmakla beraber Tebligat Kanunu’na uygun değil ise usulsüz tebliğ var demektir (Muşul, T.; Tebligat Hukuku, Ankara 2018, s. 85).
24. Tebligat Kanunu’nun “Usulüne aykırı tebliğin hükmü” başlıklı 32. maddesinde yer alan “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.”
hükmü uyarınca tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Usulsüz tebligatın muhatabın öğrenmesiyle geçerli hâle gelebilmesi için tebligatın yasal muhatap adına çıkarılması, ancak tebliğ işleminin kanun ve yönetmelikte ön görülen şekilde yapılmaması gerekmektedir. Tebliğ usulsüz ise muhatabın her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alması ya da bunların içeriğini öğrenmesi ile tebliği öğrenmiş sayılır ve usulsüz tebliğ geçerli hâle gelir (Muşul, s. 562, 573).
25. Tebliğ çıkaran merci, tebliğ işlemini PTT veya memur vasıtasıyla ya da istisnai hâllerde doğrudan doğruya (vasıtasız) gerçekleştirir. Tebliğ PTT vasıtası ile yapılmış olsa bile tebliğ işlemi PTT’nin değil tebliği çıkaran merciin işlemidir. Zira PTT (veya memur) tebliğ işlemini tebliği çıkaran merci adına yapar. İcra tebliğleri, PTT veya memur vasıtasıyla icra dairesi adına yapıldığından icra dairesinin işlemlerindendir. Bu yüzden, icra tebliğine ilişkin şikâyet hakkı borçluya ait olup, icra müdürünce doğrudan doğruya göz önünde tutularak geçersiz sayılamaz. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesinde kanun koyucu, icra dairesinin işlemlerine karşı şikâyet yolunu öngördüğünden, icra dairesi yaptığı hatalı işlemlerini kendisi düzeltemez. Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğü, borçlu tarafından İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yasal yedi günlük süre içinde icra mahkemesinde şikâyet yoluyla ileri sürülmesi hâlinde incelenebilir. Tebligatın muhatabı, tebliğ yapılan şahıs olduğundan tebligatın yapılmadığı veya usulsüzlüğü de sadece muhatap tarafından ileri sürülebilir. Örneğin borçlu genel haciz yolu ile ilamsız takipte ödeme emrinin usulsüz olduğunu şikâyet (İİK m. 16/1) yoluyla icra mahkemesinde ileri sürebilir. Ödeme emri, icra dairesinin bir icra takip işlemi olduğu gibi, ödeme emrinin tebliği de icra dairesinin bir icra işlemidir. İcra işlemlerine karşı şikâyet yoluyla icra mahkemesine başvurulabilecektir. İcra dairesinin ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğüne karar verme yetkisi yoktur (Muşul, s. 596-598).
26. Usulsüz tebligat “geçersiz” tebligat anlamına gelmez. Usulüne aykırı yapılmış tebligat mutlaka geçersiz değildir. Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 53. maddesi muhatabın öğrenmiş olması hâlinde tebligatı geçerli saymaktadır. Ancak temelde tebligat usulsüz olduğundan yani mevzuatta öngörülen yöntem izlenmeden yapıldığından bu noktada muhatabın öğrendiğini bildirdiği tarih, tebliğ tarihi sayılmaktadır. Ayrıca usulsüz tebligatı alan ve öğrendiğini bildiren tarafın kendisine yeniden ve usulüne uygun bir tebligat çıkarılmasını (yapılmasını) istemek veya bunu beklemek gibi bir hakkı bulunmamaktadır (Arslan / Yılmaz / Ayvaz/ Hanağası, s. 104). Muhataba gönderilmiş bir tebligat yok ise geçersiz tebligat söz konusudur. Örneğin görülmekte olan davada asılın vekili var ise tebligat vekile yapılır. Vekil yerine asıla yapılan tebligat geçersiz tebligattır. Vekile yeniden tebligat yapılması gerekir.
27. Usulsüz tebliğin geçerli hâle gelebilmesi için muhatabın usulsüz tebliği öğrenmiş olduğunu beyan (ikrar) etmesi gerekir. Muhatabın usulsüz tebliği öğrendiği bu tarih, tebliğ tarihi sayılır. Ancak karşı taraf muhatabın daha önceki tarihte tebliği öğrendiğini yazılı delil ile ispat ederse o tarih tebliğ tarihi olur. Muhatap (örneğin borçlu ödeme emrine itiraz ederken) tebligatın usulsüz olduğunu bildirmemişse icra mahkemesi, tebligatın usulüne uygun olup olmadığını kendiliğinden (re'sen) inceleyemez (Kuru, s. 138).
28. Somut olayda; alacaklı tarafından borçlular ... ve Brandagg Europe İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine ihtiyati haciz kararına dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığı, borçlulara ödeme emri tebliğ işlemleri üzerine alacaklı vekilinin 24.11.2014 tarihinde icra dairesine başvurarak ihtiyati haciz kararının icra dosyasından işleme konulduğunu, borçlular hakkında esas takibe geçildiğini ve borçlular hakkındaki takibin kesinleştiğini belirterek teminatın iade edilmesi için ihtiyati haciz kararının alındığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/94 D. İş. sayılı dosyasına sunmak üzere derkenar verilmesini talep ettiği, icra müdürünün 25.11.2014 tarihli şikâyete konu işleminde “…Dosyanın incelenmesinde borçlu şirkete gönderilen ödeme emri tebligatının adresinde sadece .... yazıldığı, tebligat üzerine ne adres kapı numarası nede ilçe-il ismi yazıldığı tespit edilmiş ayrıca şahıs borçlu ...'in mernis adresinin ... Pendik/İstanbul olmasına rağmen borçluya gönderilen tebligatta adresin... Pendik/İstanbul olarak yazıldığı ve tebligatın bu adrese Tebligat Kanununun 21/2. maddesine göre yapıldığı tespit edilmiştir. Her iki borçluya da gönderilen ödeme emri tebligatında tebligatın borçluya ulaşmasını dolayısı ile takipten haberdar olmasını engelleyen maddi hata-eksiklik mevcut olup yapılan tebligatlar usulsüzdür. Yapılan ödeme emri tebligatlarının usulsüz olması nedeni ile takip kesinleşmediğinden alacaklı vekilinin teminatın iadesine ilişkin talebinin reddine karar verildi…” şeklinde işlem yapıldığı, alacaklı vekilinin memurluk işleminin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu görülmektedir.
29. Borçlu ...’e yapılan ödeme emri tebliğ işlemlerinin incelenmesinde; borçlunun takip talebinde gösterilen “....” adresine çıkarılan ödeme emri tebliğinin Milad Sokak numarası belirtilmediğinden adres yetersiz olduğundan 01.09.2014 tarihinde iade edildiği, alacaklı vekilinin 08.10.2014 tarihli talebi üzerine borçlunun “... Pendik/İstanbul” adresine çıkarılan ödeme emri tebliğinin “muhatabın/şirketin belirtilen adreste tanınmadığı/taşındığı aynı adreste bulunan ...’ın sözlü/imzalı beyanından anlaşıldığından tebliğ imkansızlığı nedeniyle çıkış merciine iade edilmiştir” şerhiyle 16.10.2014 tarihinde iade edildiği, alacaklı vekilinin 07.11.2014 tarihinde borçlu ...’in mernis adresine çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edildiğini, borçlunun “... Pendik/İst.” adresine Tebligat Kanunu’nun 21. (21/2) maddesine göre yeniden tebligat çıkarılmasını talep ettiği, icra dairesince Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesine göre usulüne uygun şerh verilerek çıkarılan tebligatta borçlunun adresinin “... Pendik/İstanbul” yazıldığı, tebligatın “gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup tebliğ imkansızlığı sebebiyle Tebligat Kanunu’nun 21/2. Maddesi gereğince Yenişehir Mahalle muhtarına teslim edilmiş olup, 2 nolu haber kağıdı kapısı yapıştırılmıştır” şerhi ile 10.11.2014 tarihinde Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.
30. Borçlu Brandagg Europe İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. yapılan ödeme emri tebliğ işleminin incelenmesinde; borçlunun takip talebinde gösterilen “....” adresine çıkarılan ödeme emrinin “Adreste kimse bulunmaması üzerine muhatap firma en yakın Ali Kayadan soruldu. Muhatap firma mesai saatinde kapalı olduğunu beyan edip beyanını imzadan imtina etti. Bu sebeple tebliğ evrakı Şeyhli Mah. Muhtarlığına teslim edilerek 2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırılıp ...’ya haber verildi” şerhi ile 01.09.2014 tarihinde tebliğ edildiği görülmektedir.
31. O hâlde borçlulara yapılan ödeme emri tebliğ işlemi memurluk işlemi olduğundan muhatap borçlunun usulsüz tebliğ şikâyeti ile İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrasına göre şikâyet yoluyla icra mahkemesine başvurması hâlinde tebliğ işleminin usulüne uygun olup olmadığı mahkemece incelenebilir. Dolayısıyla icra memurunun işlem ve kararlarının değiştirilmesi ya da iptali şikâyet yoluyla başvuru hâlinde icra mahkemesi kararı ile mümkün olduğundan, icra memuru tebligatta maddi hata, eksiklik olduğundan bahisle verdiği karardan kendiliğinden dönerek bir karar veremez. İcra müdürünün, icra mahkemesinin yerine geçerek tebligatın usulüne uygun olup olmadığını denetleme yetkisi bulunmamaktadır.
32. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
33. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2023/255 E., 2023/939 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
üdürlüğünün, sıra cetvelini yaparken bu husustaki takip hukuku hükümlerine aykırı hareket ettiği ve yapılan işlemin hâdiseye uygun olmadığı iddia edilmekte ise, bu hâlde sıra cetveline karşı başvurulacak olan yol, icra mahkemesine şikâyet (İİK md.
Hukuk Genel Kurulu 2023/255 E. , 2023/939 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/456 E., 2020/276 K.
KARAR : Şikâyetin kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarihli ve
2018/1547 Esas, 2018/5995 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki sıra cetveline şikâyet isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Büyükçekmece 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin kabulüne ilişkin karar şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.
2. Direnme kararı şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. İNCELEME SÜRECİ
Şikâyetçi İstemi
4. Şikâyetçi vekili şikâyet dilekçesinde; müvekkili tarafından İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün 2012/12249 Esas sayılı dosyasında borçlular aleyhine 24.05.2012 tarihinde icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin tüm borçlulara 28.05.2012 tarihinde tebliğ edildiğini ve ödeme emrine süresi içinde itiraz edilmeksizin takibin 04.06.2012 tarihinde kesinleştiğini, borçlulara ait menkul malların haczi için Seferihisar İcra Müdürlüğünün 2012/281 Talimat sayılı dosyasına haciz talimatı gönderilip 05.06.2012 tarihinde sıra cetveline konu menkul mallar üzerine haciz konulduğunu, takibin kesinleşme tarihinin sıra cetveli yapılan dosya ile aynı tarih olduğunu, bu nedenle sıra cetvelinde garame oranında dosyalarına da pay ayrılması gerekirken garameye dâhil edilmediğini ileri sürerek Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2012/4119 Esas sayılı icra dosyasında düzenlenen sıra cetvelinin iptaline ve müvekkili bankaya garameten paylaştırılmak üzere pay ayrılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Şikâyet Olunanlar Cevabı
5. Şikâyet olunan ... ... vekili cevap dilekçesinde; hem şikâyetçinin hem de müvekkilinin takiplerinin 04.06.2012 tarihinde kesinleştiğini, müvekkilinin haczinin önceki haciz olup tebliğ tarihi ve yasal beş günlük itiraz süresi nazara alındığında takibin 02.06.2012 tarihinde kesinleşmesi gerekirken itiraz süresinin son günü cumartesiye geldiği için son itiraz gününün pazartesiye uzadığını ve bu günün mesai bitimi itibariyle takibin kesinleştiğini, daha önceki tarihli ihtiyatî haczin 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 264/son maddesi gereğince icrai hacze dönüştüğünü, şikâyetçinin takibinin de aynı tarihte kesinleşmesine rağmen bu tarihte icra dosyasında haczinin bulunmadığını, bu nedenle şikâyetçinin aynı mallara kendilerinden önce haciz koyan dosyaların sırasına itiraz etmesinin yasal dayanağının bulunmadığını, her iki icra dosyasının aynı tarihte kesinleşmiş olmasının garame için yeterli olmayıp bu hâlde sıra yapılırken hacizlerin önceliğinin esas alınacağını ve müvekkilin haczinin daha önceki tarihli olup garame şartlarının oluşmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.
6. Şikâyet olunan ... vekili cevap dilekçesinde; şikâyetçinin icra takibi 04.06.2012 tarihinde kesinleşmiş ise de, şikâyetçinin bu tarih itibariyle yapılmış bir haczi bulunmadığından kendisinden önce haciz yapmış olan alacaklıların sırasına itiraz hakkı bulunmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur.
7. Diğer şikâyet olunanlar, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamışlardır.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
8. Büyükçekmece 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2012/1381 Esas, 2015/556 Karar sayılı kararı ile; bilirkişiden alınan 04.05.2015 tarihli dördüncü rapor uyarınca şikâyetçinin birinci sırada olması gerektiği gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile (1. sıra) İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün 2012/12249 Esas sayılı, (2. sıra) Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğünün 2012/4211 Esas sayılı, (3. sıra) Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2012/4120 E. ve 2012/4119 E. sayılı, (4. sıra) Seferihisar İcra Müdürlüğünün 2012/279 Esas sayılı, (5. sıra) Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğünün 2012/4192 E. sayılı, (6.sıra) İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün 2012/10571 Esas sayılı ve (7. sıra) İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün 2012/9471 ve 2012/9472 sayılı Esas dosyalarının ele alınmasına karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
9. Büyükçekmece 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince 20.12.2018 tarihli ve 2018/1547 Esas, 2018/5995 Karar sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir.
Sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, gerekçede yeni sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirlemesi, diğer bir anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, cetvelin hukuka uygun olmayan kısımlarını göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK'nın 17/1) gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede gösterilmesi, hüküm fıkrasında HMK'nın 297/2. maddesi uyarınca gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin sıra cetvelinin iptali ile yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerekir.
Mahkemece, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, İİK'nın yukarıda özetlenen 17. maddesi ile hüküm fıkrasında gerekçeye ait herhangi bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin HMK'nın 297/2. maddesine aykırı olduğu gibi, icra müdürünün yerine geçecek şekilde hüküm kurulması anlamına da geldiğinden, doğru olmamıştır.
3-Şikayetçi şikayetinde, yalnızca yapılan sıra cetvelinde garameye dahil edilmeyi talep etmiş olduğu halde, mahkemece talep aşılmak suretiyle ve temyiz eden şikayet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. aleyhine, bedelden pay alamayacağı şekilde garameden çıkarılması suretiyle, hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Bu durumda mahkemece, şikayetçinin garameden pay almış olanların garameye girmemesi gerektiğine dair iddiasının bulunmaması ve şikayet olunanlar ... ... ile ... ... Tevzii A.Ş'yi garame dışı bırakacak şekilde kurulan hükmün, bu şikayet olunanlar tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle, diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğduğu da dikkate alınarak hüküm kurulması gerekmektedir,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
11. Büyükçekmece 1. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 12.03.2020 tarihli ve 2019/456 Esas, 2020/276 Karar sayılı kararı ile; sıra cetvelinin iptali ile yetinilmesi ve eda hükmü kurulmaması gerekirken sıra cetvelinin oluşturulduğu ve eda hükmü kurulduğu için bozmanın birinci sayfasının son paragrafının bu nedenle yerinde olduğu, ancak bozma gerekçesinin ikinci sayfasının üçüncü paragrafında şikâyetçinin garameden pay almış olanların garameye girmemesi gerektiğine dair iddiasının bulunmadığı belirtilmiş ise de, şikâyetçinin dilekçesinde garamaden paylaştırılmak üzere pay ayrılmasını talep ettiği ve bu paylaştırmanın sıra cetvelindeki sıralamaya göre yapılacağı, yapılacak sıralamada şikâyetçi, birinci sırada olacağı için alacağı satış bedelinden karşılanarak ve diğer sıradakilere pay kalmayacak ise bu sefer garameten paylaştırma söz konusu olmayacağından bir çelişki doğacağı, başka bir anlatımla bu durumun diğer alacaklıların pay almayacakları anlamına geleceği, bozmanın ikinci sayfasının son paragrafında ... ... ile ....’nin garame dışında bırakılacak şekilde hüküm kurulduğu belirtilerek bu hususun diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğurduğunun belirtildiği, ancak sıra cetvelinde ... ...'in garame dışı bırakılacak şekilde değil, garameden pay alacak biçimde hüküm kurulduğu, bozma kararının ikinci sayfasının üçüncü paragrafında, garame dışı bırakılan ... ... Tevzi A.Ş. dışında ... ...’in değil ...’ın garame dışı bırakıldığı, son olarak bozmanın ikinci sayfasının birinci paragrafında icra müdürlüğü yerine geçecek şekilde hüküm kurulmasının yanlış olacağı belirtildiği hâlde, bu kez bozmanın ikinci sayfasının son paragrafında icra müdürlüğü yerine geçerek kurulan hükme geçerlilik kazandıracak şekilde ... ... ile ....’yi garame dışı bırakacak şekilde kurulan hükmün diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğuracağının kabulü de çelişki içerdiğinden bozmaya uymanın veya direnmenin yanlış olacağı, zorunlu olarak direnme kararı verildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
12. Direnme kararı süresi içinde şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; sıra cetveline şikâyet talebinde sıra cetvelinin iptali ile birlikte icra müdürünün yerine geçecek şekilde hüküm kurulmasının yerinde olup olmadığı, şikâyetçi, sıra cetvelinde garameye dâhil edilmeyi talep ettiği hâlde, mahkemece ilk kararı temyiz eden şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. aleyhine, bedelden pay alamayacak şekilde garameden çıkarılması suretiyle hüküm kurulmasının doğru olup olmadığı, mahkemece verilen ilk kararın şikâyet olunanlar ... ... ile ... ... Tevzii A.Ş. tarafından temyiz edilmemiş olması nedeniyle diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğduğu dikkate alınarak hüküm kurulmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal mevzuatın ve ilgili kavramların irdelenmesi gerekmektedir.
15. Genel olarak icra takibi beş aşamadan oluşur. Bu aşamalar takip talebi, ödeme (icra) emri, haciz, satış ve paraların paylaştırılmasıdır. Paraların paylaştırılması, icra takibinin son safhasıdır. Diğer aşamalara geçilebilmesi için alacaklının talepte bulunması gerektiği hâlde, paraların paylaştırılmasına (ödenmesine) başlanabilmesi için alacaklının bir talebine gerek yoktur. İcra dairesi, satış sonucunda elde edilen paraları, kendiliğinden (resen) alacaklılara paylaştırır. Paraların paylaştırılması, aynı malların birden fazla alacaklı için haczedilmiş (hacze iştirak edilmiş) olması hâlinde söz konusu olur. Hacizli mallar bir alacaklı için haczedilmişse, o zaman paraların paylaştırılması değil elde edilen paranın alacaklıya ödenmesi söz konusudur (Kuru, B: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 729).
16. Sıra cetvelinin düzenlenmesi için birden fazla alacaklının bulunması ve borçlunun malvarlığının satılması sonucunda elde edilen para ile tüm alacaklıların alacağının ödenememesi gerekir. Hacze iştirak eden tüm alacaklıların alacağı ödenebiliyorsa sıra cetveli düzenlenmez. Eğer takibin sonunda tek alacaklı olursa, satış sonucu elde edilen para alacaklının alacağına yetmezse, yine sıra cetveli düzenlenmez, alacaklıya alacağının ödenmeyen kısmı için bir aciz belgesi verilir (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ ..., M.S./Özekes, M.: İcra ve İflâs Hukuku, 10. Bası, Ankara, 2012, s. 387).
17. İcra ve İflâs Kanunu’nun 140 ıncı maddesinde;
“..Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemiye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar.
Alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar.
Bununla beraber ilk üç sıraya kayıt için muteber olan tarih haciz talebi tarihidir…” hükmü bulunmaktadır.
18. İlk haczi uygulayan icra dairesi, alacaklıların bir sıra cetvelini yapar (İİK md. 140/1; İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliği md. 59). Haczedilen mallar istinabe yolu ile haczedilmiş ve satılmış olsa bile, sıra cetvelini düzenleme yetkisi, takibin yapıldığı icra dairesine aittir. İstinabe olunan icra dairesinin bu sıfatla (istinabe olunan icra dairesi sıfatıyla) sıra cetveli düzenleme yetkisi yoktur. Sıra cetveli kesinleşmeden, icra müdürü paraları paylaştıramaz. Bu sıra cetveline dayanarak yapılan paylaştırmada, artık bütün alacaklıların alacağının tam olarak ödenmesi mümkün değildir. Sıra cetvelinde, aynı derecede hacze iştirak etmiş olan (İİK md. 100-101) bütün alacaklılar alacak miktarları ve faizleri ile gösterilir. Bu alacaklıların her biri belli bir sıraya girer. Bu sıra İİK’nın 206 ncı maddesinde gösterilmiştir (Kuru, s.732-733).
19. İcra ve İflâs Kanunu’nun 206 ve 207 nci maddelerine göre sıra cetvelinin nasıl düzenleneceği İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliğinin 59 uncu maddesinde gösterilmiştir. Buna göre alacaklıların ad ve soyadları, talep edilen, kabul ve reddedilen para miktarlarının, alacak hakkındaki kararın ne olduğu ve hangi sıraya kabul edildiği yazılır.
20. Düzenlenecek sıra cetvelinde; alacaklılar İİK’nın 206 ncı maddesine göre iflâs hâlinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar (İİK md. 140/2). Satış bedelinden önce birinci derecede hacze iştirak edenlerin alacakları ödenir. Geriye bir şey artarsa bu, ikinci dereceye verilir. Paylaştırma parasının artması hâlinde sırasıyla diğer derecelere dağıtılır. Satış bedelinin birinci derecedeki alacaklıların tamamını karşılamaması hâlinde (veya diğer dereceler içinde bakiyenin alacakları karşılamaması durumunda da) derece için de sıra cetveli düzenlenir. Bu şekilde yapılan dağıtım sonucunda, alacağına kavuşamayanlar olursa İİK’nın 143 üncü maddesi uyarınca bunlara borç ödemeden aciz belgesi verilir (Deynekli, A./Kısa, S.: Hacizde ve İflâsta Sıra Cetveli, 3. B., Ankara 2005, s. 111).
21. Bu aşamada hacze iştirakin açıklanmasında fayda vardır. Borçluya karşı bir veya birkaç alacaklı tarafından yapılan takip sonucunda borçlunun haczedilen malları tüm alacaklıların alacağının ödenmesini mümkün kılıyorsa hacze iştirak sorunu ortaya çıkmayacaktır. Ancak, borçluya karşı takip yapan birden fazla alacaklının alacağı, borçlunun haczedilen mallarının satışı sonunda karşılanamıyorsa, hacze iştirak söz konusu olabilir. Hukukumuzda, borçlunun mallarına önce haciz koyduran alacaklının, alacağını önce alacağı şeklinde bir prensip geçerli değildir. Yani ilk haciz sahibi alacaklının esasen sonraki alacaklılara bir rüçhan hakkı bulunmamaktadır. Haczin rehin hakkına benzer bir etkisi ve dolayısıyla önce haciz koyduran kişinin, diğer alacaklılara göre önceliği kabul edilmemiştir. Sadece maaş veya ücret hacizlerinde sırada önce gelen haczin kesintisi bitmeden, sonraki haciz için kesinti yapılamaz (İİK md. 83/2, c. 3) (Pekcanıtez/ Atalay/ .../ Özekes, s. 312-313).
22. İcra ve İflâs Kanunu’nda hacze iştirakin iki çeşidi düzenlenmiştir. Bunlar takipli (adi) veya takipsiz (imtiyazlı) iştiraktir. Gerek takipli gerekse takipsiz iştirakte alacaklılar İİK’nın 100 ve 101 inci maddelerindeki şartları taşımaları hâlinde borçlunun malları üzerine kendilerinden önce konulmuş hacizlere ilk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar katılabilirler. Hacze iştirak hâlinde satış bedeli aynı derecedeki alacaklılar arasında garame (oranlama) suretiyle dağıtıma tabi tutulur. İştirak alacaklısı o derece içinde yer alan diğer alacaklılarla eşit statüye sahip olur ve hacizli malların satışından elde edilen paradan alacağı oranında pay alır.
23. Sıra cetvelindeki açıklamalara geri döndüğümüzde, İİK’nın 141 inci maddesine göre sıra cetvelinin birer sureti icra dairesi tarafından alakadarlara tebliğ edilir.
24. İcra ve İflâs Kanunu’nun “Cetvele itiraz” başlıklı 142 nci maddesi ise;
“Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir.
Dava basit muhakeme usuliyle görülür.
İtiraz alacağın esas ve miktarına taallük etmeyip yalnız sıraya dairse şikayet yoliyle icra mahkemesine arz olunur” şeklinde düzenlenmiştir.
25. İcra ve İflâs Kanunu’nun 142 nci maddesi gereğince alacaklılar sıra cetvelinin bir suretinin kendilerine tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde sıra cetveline şikâyet yoluna başvurabilirler veya sıra cetveline itiraz davası açabilirler. Sıra cetveline karşı yedi gün içinde hiçbir şikâyet ve itiraz (İİK md. 142) yapılmazsa sıra cetveli kesinleşir ve ancak bundan sonra (kesinleşen) sıra cetveli gereğince paraların paylaştırılmasına geçilebilir. Buna karşılık, yedi gün içinde sıra cetveline karşı (icra mahkemesinde) şikâyet veya (mahkemede) itiraz yoluna başvurulursa, paylaştırma işleminin sonuçlanmasına kadar durdurulması ve sıra cetvelinin kesinleşmesine kadar beklenmesi gerekir. Ancak, sıra cetvelinde hak sahibi görünen her alacaklı, banka teminat mektubu karşılığında kendisine ödeme yapılmasını isteyebilir (İİK md. 142/a).
26. Sıra cetveline karşı koymak isteyen alacaklı (bu konudaki takip hukuku kurallarının yanlış uygulandığını iddia etmeyip) sıra cetveline alınmış olan bir alacaklının alacağına veya onun sırasına (veya hem alacağına hem de onun sırasına) itiraz etmek istiyorsa, o zaman sıra cetveline karşı, mahkemede itiraz yoluna başvurması, yani o alacaklıya karşı genel mahkemede dava açması gerekir (Kuru, s. 736).
27. İcra müdürlüğünün, sıra cetvelini yaparken bu husustaki takip hukuku hükümlerine aykırı hareket ettiği ve yapılan işlemin hâdiseye uygun olmadığı iddia edilmekte ise, bu hâlde sıra cetveline karşı başvurulacak olan yol, icra mahkemesine şikâyet (İİK md. 16) yoludur (İİK md. 142/3). İİK’nın 142 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmünden sıra cetveline karşı şikâyet yolunun sadece sıraya karşı bir itirazda bulunulması hâline münhasırmış gibi bir anlam çıkmakta ise de, icra müdürünün uymak ve re’sen yapmak zorunda olduğu bütün hususlardan dolayı İİK’nın 16 ncı maddesi gereğince şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, s. 734).
28. İcra müdürlüğünün sıra cetvelini yaparken bu husustaki takip hukukuna uygun hareket etmemesi, bu konudaki hükümleri gereği gibi ve olaya uygun uygulamaması hâlinde ilgililer şikâyet yoluna başvurabilirler (İİK md. 16). Örneğin icra memuru ihale kesinleşmeden sıra cetveli düzenlemiş ise, bu bir şikâyet sebebi teşkil eder. Bunun yanında İİK’nın 142 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre alacaklının bulunduğu sıraya ilişkin olarak yani istediği sıraya kabul edilmemesi durumunda şikâyet yoluna başvurması mümkündür (Pekcanıtez, H./ Simil, C.: İcra ve İflâs Hukukunda Şikâyet, 2. B., İstanbul 2017, s. 488).
29. Sıra cetveline karşı şikâyet üzerine icra mahkemesince sadece sıra cetvelinin iptaline karar verilebilir. Yoksa icra müdürünün yerine geçerek yeni bir sıra cetveli düzenleyemez (Pekcanıtez/Simil, s. 393). Sıra cetveline yönelik şikâyetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikâyetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, şikâyete konu işlemin kanuna veya olaya aykırılığı tespit edilirse sıra cetvelinin iptaline karar verilir. İcra mahkemesi gerekçede düzenlenecek yeni sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini belirterek, hukuka uygun olmayan kısımları gösterir ve bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat (İİK md. 17/1) verir. Yeni sıra cetveli yapılması görevi icra dairesine ait olduğundan iptal nedenlerinin hükümde belirtilmeden sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekir. Şikâyet üzerine iptal edilen sıra cetvelinin yerine iptal gerekçesi de dikkate alınarak icra dairesince yeniden sıra cetveli yapılarak ilgililere tebliğ edilir.
30. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 23.03.2021 tarihli ve 2017/(23)15-1912 Esas, 2021/320 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
31. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; alacaklı ... ... tarafından Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2012/4119 Esas sayılı icra dosyasında başlatılan takip üzerine, Seferihisar İcra Müdürlüğünün 2012/276 Talimat sayılı dosyasından 25.09.2012 tarihinde gerçekleştirilen taşınır satışlarından 109.945,50 TL gönderildiği, satışı gerçekleştirilen taşınır mallar üzerinde yirmi yedi ayrı haciz şerhinin bulunduğu, elde edilen para ile tüm alacaklıların alacağının ödenemediği, bunun üzerine icra müdürlüğünce anılan icra dosyasında alacaklıların sıra cetvelinin düzenlendiği, düzenlenen sıra cetveline karşı HSBC Bank A.Ş. tarafından yapılan şikâyet üzerine icra mahkemesince şikâyetin kabul edilerek ve yeniden sıra cetveli düzenlenerek karar verildiği anlaşılmaktadır.
32. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, icra mahkemesi, önüne gelen şikâyetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, şikâyete konu işlemin kanuna veya olaya aykırılığını tespit ederse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297/2 nci maddesi uyarınca gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin sadece sıra cetvelinin iptaline karar verir.
33. Somut olayda icra mahkemesince, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, hüküm kısmında yeniden sıra cetveli düzenlenerek yazılı şekilde karar verilmesi, az yukarıda ifade edildiği üzere İİK’nın 17 nci maddesi ile hüküm fıkrasında gerekçeye ait herhangi bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin HMK'nın 297/2 nci maddesine aykırı olduğu gibi, icra müdürünün yerine geçecek şekilde hüküm kurulması anlamına da geldiğinden yerinde değildir.
34. Bununla birlikte HSBC Bank A.Ş. şikâyet dilekçesinde, icra müdürlüğünce düzenlenen sıra cetvelinde birinci sırada yer alması gerektiği yönünde talepte bulunmayıp, yalnızca yapılan sıra cetvelinde garameye dâhil edilmeyi istediği hâlde, icra mahkemesince bu talep aşılarak, garame yönünde karar verilmeyip, şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. aleyhine, icra dosyasına gelen paradan pay alamayacak şekilde garameden çıkarılarak karar verilmesi doğru olmamıştır.
35. İcra mahkemesince, sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceği, alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiği belirlenirken, şikâyetçinin garameden pay almış olanların garameye girmemesi gerektiğine dair iddiasının bulunmadığının dikkate alınması, ayrıca şikâyet olunanlar ... ... ile ... ... Tevzii A.Ş.'yi garame dışı bırakacak şekilde verilen kararın, bu şikâyet olunanlar tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle diğer alacaklılar lehine usuli kazanılmış hak doğduğunun gözetilmesi, mahkemece verilecek kararın gerekçesinde, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde bu ilkelere de yer verilmesi, iptal nedenleri hükmün sonuç kısmında ayrıca belirtilmeden sıra cetvelinin sadece iptaline karar verilmesi gerekmektedir.
36. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Şikâyet olunan ... Döviz ve Altın Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile eklenen Geçici 7 nci maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
11.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2015/25103 E., 2016/2301 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İcra memurunun işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle icra mahkemesine başvurularak şikayet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, İİK'nun 16/1. maddesi gereğince şikayete konu işlemin öğrenildiği günden itibaren kural olarak 7 günlük süreye tâbidir.
12. Hukuk Dairesi 2015/25103 E. , 2016/2301 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi....ı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takip sebebiyle ipotekli taşınmazın alacağa mahsuben alacaklıya ihale edildiği ve takipsiz bırakılan dosyanın İİK 152. madde gereğince düzenlenen bir rehin açığı belgesi olmaksızın iki defa yenilenerek takibe devam edilmesinin ve borçlunun taşınmazı üzerine haciz konulmasının hukuka aykırı olduğundan kaldırılmasına ilişkin talebin reddine dair memur işleminin iptali talip edilmiş, Mahkemece, söz konusu şikayetin hak düşürücü süreye tabi olduğundan bahisle yasal süresinde yapılmayan şikayetin reddine karar verilmiştir.
İcra memurunun işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle icra mahkemesine başvurularak şikayet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, İİK'nun 16/1. maddesi gereğince şikayete konu işlemin öğrenildiği günden itibaren kural olarak 7 günlük süreye tâbidir. Bu kuralın iki önemli istisnası vardır:
1-İİK'nun 16/2. maddesi gereğince bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet yoluna başvurulabilir. Bu hükmün amacı, ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır.
2-Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikayet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir.
Somut olayda, ipotekli taşınmaz satılmış olup, alacağın tamamı karşılanmadığı için takibin yenilendiği görülmüştür. İİK'nun 152/2. maddesine göre, alacaklının rehin açığı belgesi alarak karşılanmayan alacağı için ayrıca yeni bir takip icra takibi yapması mümkün olup, rehin açığı belgesi alınması belli bir süreye tabi değildir. İcra dosyasında alacaklı tarafından alınan bir rehin açığı belgesi bulunmadığından borçlunun bu konudaki başvurusu bir hakkın yerine getirilmemesine ilişkin olup, İİK’nun 16/2. maddesi uyarınca süresiz şikayete tabidir.
O halde mahkemece şikayetin süresiz olduğu gözetilerek, şikayetin açıklanan nedenlerle kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile süreden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/01/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
UE
Hukuk Genel Kurulu, 2014/1118 E., 2016/278 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
tam metni aç
rs Ürek’ten sonra çekte cirosu yazılan alacaklı tarafından kambiyo takibi yapılmayacağını ileri sürmüş ve şikayet dilekçesi ekinde çekin bankaya ibraz anında alacaklının cirosunun olmadığını gösteren banka yazısına bağlı çek fotokopisi ile İİK'nun 16 ve 167, 171. madde metinlerini eklemiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2014/1118 E. , 2016/278 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 12. Hukuk Dairesince;
“Davacı dava dilekçesinde özetle; 21.700 TL'lik çek alacağından dolayı borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunduğunu, borçlunun Muğla ili Milas ilçesinde bulunan taşınmazını haczettiklerini, taşınmazın hacizle yükümlü olarak tapuda üçüncü kişilere satıldığını, borçlu vekilinin, alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesi ile Keşan İcra Hukuk Mahkemesinde şikayette bulunduğunu, adı geçen mahkemenin 19.01.2007 tarih ve 2006/15 E. - 2007/13 K. sayılı kararı ile usul ve hukuka aykırı olarak örnek 163 nolu ödeme emrinin iptaline ve bu takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış olan tüm işlemlerin iptaline dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verildiğini, bu kararı temyiz ettiklerini, kararın Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.10.2007 tarih ve 2007/16704 E. - 2007/18368 K. sayılı kararı ile alacaklının yetkili hamil olmadığına ilişkin şikayetlerin İİK'nun 170/a-2. maddesine göre süreye tabi olduğu, süre aşımı nedeniyle istemin reddi gerektiği halde işin esasına girilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bozulduğunu, Keşan İcra Mahkemesince bozmaya uyularak 26.02.2008 tarih ve 2008/5 E. - 2008/27 K. sayılı kararı ile şikayetin reddine ve icra takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış tüm işlemlerin geçerliliğine ve takibin devamına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini beyan etmiştir.
Bozmaya uyulma sonrası verilen bu icra mahkemesi kararını icra dairesine ibraz ettiklerini, taşınmaza 16.04.2008 tarihinde üçüncü kişi mülkiyetinde iken yeniden haciz koydurduklarını ve kıymet takdiri işlemi taleplerinin 04.06.2008 tarihinde red olduğunu, bu red işlemine karşı şikayetlerinin de 13.01.2009 tarihinde red olup kesinleştiğini, taşınmaz haczinin tapuda terkininden sonra taşınmazı hacizsiz olarak 05.04.2007 tarihinde satın alan üçüncü kişinin şikayeti üzerine Keşan İcra Mahkemesince 16.04.2008 tarihinde yeniden konulan haczin kaldırılmasına karar verildiğini ve 16.07.2009 tarihinde bu kararın onanarak kesinleştiğini borçlunun başkaca malvarlığı olmadığından borcun tahsilinin imkansız hale geldiğini, dolayısı ile dava tarihi itibariyle toplam dosya alacağı miktarı olan 85.000 TL kadar uğradıkları zararın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalı Adalet Bakanlığı'ndan tazminine, hükmedilecek tazminata dava tarihinden itibaren icra takip dosyasındaki %48 oranında reeskont faiz oranının yürütülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı Adalet Bakanlığı'na izafeten Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.01.2007 tarihli kararının Yargıtay 12.Hukuk Dairesince bozulması sonrası borçlunun açtığı davanın red ve icra dosyasındaki tüm işlemlerin geçerliliğine karar verildiğini, bu kararda bir yanlışlığın olmadığını, alacaklının haciz sonrası iki sene beklemesi ve borçlunun hacizli taşınmazı üçüncü kişilere satmasından dolayı bu olayın kaynaklandığını, Adalet Bakanlığı'nın olayda bir kusuru, daha doğrusu kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GÖREV VE HUSUMET:
1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, 573-576 maddeleri arasında hakimin hukuki sorumluluğu düzenlenmiş olup, hakimin kusurlu davranışlarından dolayı ilk aşamada davanın hakimlere karşı açılması gerektiği esasından 14.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 Sayılı Kanunla (m.12, 14, geçici md.2) 2802 Sayılı Kanunla eklenen 93/A maddesi ile ayrılınmış hakimlerin sorumluluğu davalarının Devlet aleyhinde açılacağı kabul edilmiştir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nun 47.maddesi de benzer şekilde Devlet aleyhinde açılacak tazminat davalarının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacağı düzenlenmiştir.
2802 Sayılı Kanunun 93/A maddesi 6.3.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 Sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından ...nun 46-49 madde hükümlerinin olaya uygulanması gerekmektedir.
Somut olayda, dava 19.10.2009 tarihinde Adalet Bakanlığı aleyhinde Keşan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, husumetin Adalet Bakanlığına yöneltilemeyeceği gerekçesi ile davanın 01.07.2010 tarihinde reddine karar verilmiştir. Bu karar Yargıtay 4.Hukuk Dairesince, karardan sonra yürürlüğe giren 2802 sayılı Kanunun 93/A ve HMK'nun 47.maddelerinin dikkate alınarak, bu hükümlere göre karar verilmesi için 27.02.2012 tarihinde bozulmuştur. Bozmaya uyan Keşan Asliye Hukuk Mahkemesi HMK'nun 20.maddesi gereğince görevsizlik ve dosyanın Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmesine karar vermiştir.
Dairemize gönderilen dava dosyası ilk derece mahkemesi sıfatı ile yargılama yapılması için Dairemizin ilgili esas defterine kaydı yapılmıştır. ...nun 47.maddesi uyarınca tazminat istemine konu icra hukuk mahkemesi kararının incelemesinin yapıldığı yer olan Dairemiz bu davaya ilk derece mahkemesi sıfatı ile bakmaya da görevli bulunmaktadır.
SÜRE:
Dava tarihi itibariyle yürürlükte olup dava açma süresi yönünden uygulanması gereken HUMK 573-576 maddesi arasında bu tür davaların hangi sürede açılacağına ilişkin hüküm yoktur. Hakimlere karşı açılacak tazminat davası haksız fiilden dolayı açılan tazminat davalarına benzediğinden dava tarihi itibariyle uygulanması gereken BK. 60 maddesine göre zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımına tabidir. Davalı Adalet Bakanlığınca verilen cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunulmamıştır.
Davanın görevsizlikle Dairemize gelmesinden sonra davaya dahil edilen ... Hazine vekilince 28.03.2013 tarihinde verilen cevap dilekçesinde 2802 sayılı kanunun 93/A gereğince hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde davanın açılmadığı ileri sürülmüş ise de, anılan hüküm 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Davacı tarafça verilen 17.04.2013 tarihli dilekçede davanın süresinde açıldığı da belirtildiğinden süresinde yapılmayan zamanaşımı defi Dairemizce gözönüne alınmamış olup dava süresinde kabul edilmiştir.
İHBAR:
Dava dilekçesi ve tensip tutanağı ihbar edilen ...'e tebliğ edildiği halde duruşmaya katılmadığı feri müdahale talebinde bulunmadığı görülmektedir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME
Dava 6100 sayılı HMK'nun 46. maddesi uyarınca hakim kararlarından dolayı hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. HMK 46. maddesi gerekçesinde de yazılı olduğu üzere hakimin kusurlu davranışlarından ilk aşamada devlete karşı tazminat davası açılması daha sonra devletin kusurlu olan hakime rücu etmesi esası getirilmiştir.
Bu kural Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrası hükmüne uygundur. Hükümde hakimlerin sorumluluğunu gerektiren sebepler genel olarak belirtilmemiş daha önce 1086 sayılı kanunun 573 maddesinde olduğu gibi tahdidi olarak sayma yoluna gidilmiş, böylece, hakimlerin daha ağır bir sorumluluk rejimi ile karşılaşmaları engellenmek istenmiştir. Hakimin sorumluluğu için madde gerekçesine göre ağır kusurun varlığı şarttır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.7.2011 gün ve 2011/4 E. 2011/4 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere hakimlerin görevlerini yaparken yargısal faaliyetleri sebebiyle kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olmaları durumunda vermiş oldukları zararlar için HMK 46. maddesinde sayılan hallerde haklarında tazminat davası açılabilecektir.
Hakimler anayasanın 138, 139 ve 140. maddeleri uyarınca mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar.
2802 Sayılı HSYK’na 6110 Sayılı Kanun’un 12. maddesi ile eklenen 93/A (6526 Sayılı Kanunun 19/1-a maddesi ile yürürlükten kaldırılan) madde gerekçesinde özetle:
Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı genel olarak hakimin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan objektif karar vermesini sağlamaya dönük müesseselerdir.
Hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar, hukuk devletinin bir gereği olmakla birlikte hiçbir zaman keyfi davranabilecekleri istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemektedir. Hakimler yargı yetkisini Türk Milleti adına kullanmaktadır. Hakimlerin hukuki sorumluluk usul ve esaslarının çok dikkatli bir şekilde düzenlenmesi, keyfiliğin ve sorumsuzca tutum ve davranışların önüne geçilmesi ve hem de tutuk ve çekingen bir hakim sınıfının oluşmasına yol açılmaması bakımından çok önemlidir. Aksi takdirde, yargının bağımsızlığı ve hakim teminatının anlamı kalmaz açıklamalarına yer verilmiştir.
Hakimlerin tedirgin olmaması ve toplum önündeki saygınlıklarının olumsuz etkilenmemesi için sorumluluklarının özel hükümlere tabi olması bir zorunluluktur. Toplum adaletin her türlü etkiden uzak dağıtılmasını beklemektedir. Bu hükümler topluma bu konuda güven verilmesi için getirilmiştir.
Hakimlerin hukuki sorumluluğu haksız fiil sorumluluğuna benzediği için haksız fiilde aranan, hukuka aykırı davranış, kusur, zarar ve nedensellik (illiyet bağı) ilişkisi bu sorumluluk için gerekli ise de yeterli değildir. Ortada zarar mevcut olduğu halde ...nun 46.maddesinde sınırlayıcı bir biçimde sayılan nedenlerden (hukuka aykırılıklardan) biri gerçekleşmemiş ise hakimin haksız fiilden kaynaklanan hukuksal sorumluluğu ve buna bağlı bir tazminat ödeme yükümlülüğü doğmaz.
HMK’nun 48. maddesi uyarınca tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delillerin açıkça belirtilmesi ve varsa belgelerin eklenmesi zorunludur. Davacı dava dilekçesinde Keşan İcra Hukuk Mahkemesi kararının açıkça usul ve hukuka aykırı olması bu karar dolayısıyla borçluya ait taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması, bu arada taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişilere geçmesi nedeniyle taşınmazın satılması ile alacağın tahsil imkanından yoksun kalması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmektedir. Davacının dilekçesinde dayandığı hukuki aykırılık HMK’nun 46. maddesinin 1. fıkrası “c” bendinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı bir karar veya hüküm verilmiş olması” bir sorumluluk sebebidir.
Kanunların yeterince açık ve anlamlı bir hüküm içermemesi halinde hakim kanunu yorumlayarak bir karar verir. Hakim hukuku yanlış uygularsa bu konuda kanun yoluna gidilebilir. Temyiz mahkemesi, verilen hükmü kanuna aykırı bulursa bozar veya iptal eder. Hakimin hukuku yanlış uygulamasının başka bir yaptırımı kural olarak yoktur. Ancak kanunun herhangi bir yoruma yol açmayacak ve başka şekilde anlaşılamayacak kadar açık ve kesin olmasına rağmen, hakim bunun tersini yaparsa, bu husus hakimin hukuki sorumluluğunu doğurabilir.
Somut olayda davacı alacaklı, borçlu Nezahat Altın aleyhinde çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatmış, 04/03/2005 tarihinde örnek 163 nolu ödeme emri borçluya tebliğ edilmiş, takibin kesinleşmesi üzerine borçluya ait 109 ada 3 parsel sayılı taşınmaza 16/05/2005 tarihinde tapuda haciz konulmuştur. Borçlunun 19/01/2007 tarihli Keşan İcra Hukuk Mahkemesi’ne verdiği şikayet dilekçesinde takibe konu çeki bankaya ibraz eden Aybars Ürek’ten sonra çekte cirosu yazılan alacaklı tarafından kambiyo takibi yapılmayacağını ileri sürmüş ve şikayet dilekçesi ekinde çekin bankaya ibraz anında alacaklının cirosunun olmadığını gösteren banka yazısına bağlı çek fotokopisi ile İİK'nun 16 ve 167, 171. madde metinlerini eklemiştir. İcra Hakimi İİK'nun 18. maddesi uyarınca takdir yetkisini kullanarak evrak üzerinden karar vermiştir. Karar gerekçesinden de anlaşılacağı takibe konu çekin ibraz anında takip alacaklısının çek hamili olmadığını, çek ibraz sonrası çekin karşılıksız kaldığını bile bile çekten doğan alacağı temlik ettiğini, bu temlikin adi alacağın temliki niteliğinde olup ancak genel haciz yolu ile takip yapacağını icra müdürlüğünün bu doğrultuda kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesinin süresiz şikayete tabi olduğu gerekçesi ile örnek 163 ödeme emri ile bu ödeme emrine dayalı işlemlerin iptaline karar vermiştir.
İİK'nun 168. maddesi uyarınca icra müdürü, takip konusu belgenin kambiyo senedi olup olmadığını, alacaklının kambiyo hukukuna göre takip hakkının bulunup bulunmadığını incelemekle ve takip talebini anılan maddeye aykırılık halinde reddetmekle yükümlüdür. Aksi halde takip şikayet üzerine veya re'sen İİK'nun 170/a maddesine göre icra mahkemesince iptal edilir. İİK'nun 170/a maddesi borçlunun kambiyo hukuku bakımından şikayetini özel olarak düzenlemiş ve İİK'nun 168/3. maddesi uyarınca ödeme emri tebliğinden itibaren 5 günlük süreye tabi kılınmıştır.
Öte yandan İİK'nun 16. maddesi şikayeti düzenlemiş olup şikayet icra dairesini icra ve iflas hukuku ile ilgili hükümlerini uygulamaması veya yanlış uygulaması nedenine dayanır. Şikayet sebepleri anılan kanun maddesinde sayılmıştır.
Bunun dışında kanunda yazılı olmadığı halde öğreti ve Yargıtay kamu düzenine aykırı işlemlere karşı süresiz şikayet yoluna gidileceğini kabul etmektedir. Borçlunun, üçüncü kişinin ve kanunun menfaatini koruyan emredici hükümlere aykırı işlemler kamu düzenine aykırıdır. Ancak hangi işlemin kamu düzenine aykırı olduğu uygulamada ve öğretide duraksamalara ve farklı yorumlara yol açmaktadır.
Somut olayda Keşan İcra Hukuk Mahkemesi Hakimi, icra müdürünün kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesi işleminin borçlu tarafından şikayetini nitelik itibariyle süresiz şikayet niteliğinde görerek ödeme emrini iptal etmiştir. Hakimin olayda uygulanan özel nitelikteki şikayeti düzenleyen ...nun 170/a maddesi yerine yanılgıya dayalı ...nun 16.maddesini uygulaması ve şikayeti süresiz olarak yorumlayarak, ödeme emrinin iptaline karar vermesinde HMK'nun 46/1-c ve diğer bentlerinde yazılı sorumluluk sebepleri meydana gelmemiştir.
İcra mahkemesi kararlarının hüküm ve sonuç doğurması için kesinleşmesine gerek olmadığından Keşan İcra Hukuk Mahkemesinin davaya konu 19.01.2007 tarihli kararı ile ödeme emrinin iptalinin sonucu olarak taşınmaz üzerindeki haciz kalkmıştır. Anılan kararın icra müdürlüğüne ibrazı ile mahcuz taşınmaz mülkiyeti üçüncü kişi Atilla Bayrak üzerinde iken haciz 01.02.2007 tarihinde terkin edilmiştir. Alacaklının takip konusu alacağını alıp almayacağı henüz belli değildir. Alacaklının tasarrufun iptali davası açabilme, borçlunun başka mal ve alacakları üzerine haciz koydurabilme ve alacağını tahsil edebilme imkanı varken takip dosyası işlemsiz bırakılarak bu davanın açıldığı görülmektedir. Davacı vekilinin 06.12.2013 ve 08.09.2013 tarihli duruşmalarda geçici veya kesin aciz belgesi almadıklarını İİK'nun 277 ve devamı hükümlerine göre tasarrufun iptali davası da açmadıklarını beyan etmiştir. Şu hale göre Keşan İcra Hukuk Hakiminin davaya konu kararı ile bir zararın meydana geldiği söylenemez. Hakimin davacıya zarar vermek kastı ile hareket ettiği ileri sürülmediği gibi, HMK'nun 47. maddesinde sayılan sınırlı hukuki sorumluluk hallerinden hiçbiri de olayda mevcut olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Öte yandan HMK 49 maddesi uyarınca olayın gelişim biçimi, dosyaya yansıyan olgular dikkate alınarak takdiren davacı 500 TL disiplin para cezasına mahkum edilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın dayandığı genel ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre;
1-Davanın REDDİNE,
2-HMK'nun 49. maddesi uyarınca davacının takdiren 500 TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 38,70 TL başvurma harcı yerine 15,60 TL alınmış olduğundan eksik kalan 23,10 TL başvurma harcı ile 38,70 TL maktu karar ve ilam harcı, peşin alınan 1.147,50 TL harçtan düşülerek, arta kalan 1.085,7 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde ödeyene iadesine,
5-HMK’nun 333. maddesi gereği, hükmün kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısım kalması halinde, iadesine karar verilerek, tebliğ gideri avanstan karşılanmak suretiyle iade kararının davacıya tebliğine,
6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı yararına takdir edilen 3.000,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,”
Dair oybirliği ile verilen 14.03.2014 gün ve 2013/1 E. 2014/3 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Davacı tarafın temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:
Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46.maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı ... vekili 14.10.2009 harç tarihli dava dilekçesiyle; “21.700 TL'lik çek alacağından dolayı borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunduk. Borçlunun Muğla ili Milas ilçesinde bulunan taşınmazını haczedildi, taşınmaz hacizle yükümlü olarak tapuda üçüncü kişilere satıldı. Borçlu vekilinin, alacaklının yetkili hamil olmadığı gerekçesi ile Keşan İcra Hukuk Mahkemesinde şikayette bulunması üzerine, adı geçen mahkeme 19.01.2007 tarih ve 2006/15E. - 2007/13 K.sayılı kararı ile usul ve hukuka aykırı olarak örnek 163 nolu ödeme emrinin iptaline ve bu takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış olan tüm işlemlerin iptaline dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda kesin olarak karar verildi. Bu karar üzerine taşınmaz üzerindeki haczin kaldırıldı ve taşınmaz üçüncü kişi olan Atilla Bayrak’a satıldı. Keşan icra hukuk mahkemesi kararı temyiz edildi; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 10.10.2007 tarih ve 2007/16704 E. - 2007/18368 K. sayılı kararı ile alacaklının yetkili hamil olmadığına ilişkin şikayetlerin ...nun 170/a-2. maddesine göre süreye tabi olduğu, süre aşımı nedeniyle istemin reddi gerektiği halde işin esasına girilerek şikayetin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bozuldu. Keşan İcra Mahkemesince bozmaya uyularak 26.02.2008 tarih ve 2008/5 E. - 2008/27 K.sayılı kararı ile şikayetin reddine ve icra takip dosyasında ödeme emrine dayanılarak yapılmış tüm işlemlerin geçerliliğine ve takibin devamına karar verildi ve karar kesinleşti. Bozma sonrası verilen icra mahkemesi kararı icra dairesine ibraz edildi. Taşınmaza 16.04.2008 tarihinde üçüncü kişi mülkiyetinde iken yeniden haciz koyduruldu ve kıymet takdiri işlemine yönelik taleplerimiz 04.06.2008 tarihinde reddedildi. Bu red işlemine karşı ileri sürülen şikayetler de 13.01.2009 tarihinde reddedilerek kesinleşti. Taşınmaz haczinin tapuda terkininden sonra taşınmazı hacizsiz olarak 05.04.2007 tarihinde satın alan üçüncü kişinin şikayeti üzerine Keşan İcra Mahkemesince 16.04.2008 tarihinde yeniden konulan haczin kaldırılmasına karar verildi ve 16.07.2009 tarihinde bu kararın onanarak kesinleşti. Borçlunun başkaca malvarlığı olmadığından borcun tahsilinin imkansız hale geldi. Dolayısı ile dava tarihi itibariyle toplam dosya alacağı miktarı olan 85.000 TL kadar zarar oluştu. Zararın oluşmasının tek nedeni Keşan İcra Hukuk Mahkemesince verilen 2006/15 E ve 2007/13 K sayılı karardır. Karar kesin olarak verilmemiş olsaydı, haciz devam edecek, Yargıtay incelmesinden sonrada bir kaydı olmayacaktı. Mahkeme İİK 16. Maddesinin açık hükmüne rağmen takibin kesinleşmesinden iki yıl sonra şikayeti kabul ederek yasaya aykırı bir şekilde karar verdi. Geçici veya kesin haciz belgesi alınmadı ve icra dosyasından hiç tahsilat yapılamadı” iddiası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 85.000 TL tazminata dava tarihinden itibaren icra takip dosyasındaki %48 oranında reeskont faiz oranının yürütülmesine karar verilmesini” talep ve dava etmiştir.
Davalı ... Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; “Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.01.2007 tarihli kararının Yargıtay 12.Hukuk Dairesince bozulması sonrası borçlunun açtığı davanın red ve icra dosyasındaki tüm işlemlerin geçerliliğine karar verildiğini, bu kararda bir yanlışlığın olmadığını, alacaklının haciz sonrası iki sene beklemesi ve borçlunun hacizli taşınmazı üçüncü kişilere satmasından dolayı bu olayın kaynaklandığını, Adalet Bakanlığı'nın olayda bir kusuru, daha doğrusu kusursuz sorumluluğunun bulunmadığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini” istemiştir
Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilamı harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına, 09.03.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2014/4519 E., 2014/6751 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 3. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Tebliğ işleminin usulsüzlüğü iddiasının yasal dayanağı İİK'nun 16.maddesi olup, bu yöndeki şikayetin, aynı maddenin 1.fıkrası uyarınca usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde icra mahkemesine yapılması zorunludur.
12. Hukuk Dairesi 2014/4519 E. , 2014/6751 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 23/01/2013
NUMARASI : 2011/970-2013/52
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibine karşı borçlu İ.. A..'in, 24.11.2011 tarihinde örnek 7 numaralı ödeme emri tebligatının usulüne uygun yapılmadığını ve icra takibi dayanağı belgenin ödeme emri ekinde gönderilmediğini ileri sürerek şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurduğu,ayrıca sair itirazları bildirdiği; 29.11.2011 tarihinde ise; adı geçen borçlunun İİK.'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 11. bendi hükmünü gerekçe göstererek haczedilmezlik şikayetinde bulunduğu, mahkemece, dosyaların birleştirilmesine karar verildiği ve yapılan yargılama sonunda birleştirilen her iki dosyadaki şikayetin de süre yönünden reddedildiği anlaşılmaktadır.
Tebliğ işleminin usulsüzlüğü iddiasının yasal dayanağı İİK'nun 16.maddesi olup, bu yöndeki şikayetin, aynı maddenin 1.fıkrası uyarınca usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde icra mahkemesine yapılması zorunludur.
Diğer taraftan, İİK.'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 11. bendine dayalı haczedilmezlik şikayeti de, İİK.'nun 16. maddesi gereğince haczin öğrenilmesinden itibaren yasal 7 günlük süreye tabidir.
Somut olayda, alacaklı tarafından borçlu İ.. A.. hakkında başlatılan Pendik 2. İcra Müdürlüğü'nün 2010/16231 Esas sayılı icra dosyasından 3.kişi G.. Gemi San. ve Tic A.Ş.'ye 89/1 haciz ihbarnamesi gönderildiği, takip borçlusu İ.. A..'in ise; İstanbul(kapatılan Şişli 3.) İcra Müdürlüğü'nün 2011/23509 Esas sayılı dosyası ile Kartal 2. İş Mahkemesi'nce hükmedilen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat alacağına ilişkin olarak adı geçen şirket aleyhinde takip yürütmekte olduğu,bilahare, sözü edilen icra takip dosyasına G... Gemi San. ve Tic A.Ş. tarafından kendisine Pendik 2. İcra Müdürlüğü'nün 2010/16231 Esas sayılı dosyasından 89/1 haciz ihbarnamesi gönderildiğine ilişkin 18.08.2011 ve 24.11.2011 havale tarihli dilekçeleri verdiği görülmektedir.
Mahkemece, Pendik 2. İcra Müdürlüğü'nün 2010/16231 Esas sayılı takip dosyasından, borçlu İ.. A..'in takip alacaklısı olduğu İstanbul(kapatılan Şişli 3.) İcra Müdürlüğü'nün 2011/23509 Esas sayılı dosyasına 27.07.2011 tarihinde yazılan yazı ile 3. şahıs G.. Gemi San. ve Tic A.Ş.'ye gönderilen 89/1 haciz ihbarnamesinin bildirildiği ve anılan dosyada şikayetçi borçlu vekilince bu yazıdan sonra 01.11.2011 tarihinde işlem yapıldığı kabul edilerek asıl ve birleşen dosyalardaki şikayetlerin süre yönünden reddine karar verilmiş ise de; böyle bir bildirimin yapılmadığı her iki icra takip dosyası kapsamı ile de sabittir. Öte yandan, üçüncü şahıs G.. Gemi San. ve Tic A.Ş., kendisine 89/1 haciz ihbarnamesi gönderildiğine ilişkin İstanbul(kapatılan Şişli 3.) İcra Müdürlüğü'nün 2011/23509 Esas sayılı dosyasına 18.08.2011 ve 24.11.2011 havale tarihli dilekçeleri vermiş ise de; sözü edilen icra dosyasında şikayetçi borçlu İ.. A.. vekili tarafından gerçekleştirilen 01.11.2011 ve 04.11.2011 tarihli haciz ve muhafazaya yönelik işlemlerin varlığı; üçüncü şahsa ait dilekçelerin ve içeriğinin öğrenildiği anlamına gelmez. Öyleyse, üçüncü şahsa ait dilekçeler ve belirtilen işlemlerin, borçlunun, Pendik 2. İcra Müdürlüğü'nün 2010/16231 Esas sayılı dosyası üzerinden hakkında yürütülen takip ile bu dosyaya ait ödeme emri tebligatı ve hacizden haberdar olduğunun kanıtı olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Bu durumda, borçlu, aleyhine başlatılan takipten, ödeme emri tebligatı ve hacizden 24.11.2011 tarihinde muttali olduğunu bildirdiğine ve anılan beyanın aksi ispatlanamadığına göre; usulsüz tebliğ iddiasına yönelik 24.11.2011 tarihinde ve haczedilmezlik şikayetine ilişkin 29.11.2011 tarihinde icra mahkemesine yaptığı başvuruların, İİK.'nun 16/1.maddesinde öngörülen yasal yedi günlük süre içinde olduğunun kabulü gerekmektedir.
O halde, mahkemece, asıl ve birleştirilen dosyadaki tebligatın usulsüzlüğü iddiası ve haczedilmezlik şikayetinin esası incelenmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İcra ve İflas Hukuku
İcra müdürü, kendisine yapılan bir haciz talebini, "alacağın zamanaşımına uğradığı" gerekçesiyle reddetmiştir. Alacaklının bu ret kararına karşı başvuracağı şikayet yolunda hukuki dayanak aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bir hakkın yerine getirilmemesi
B) İşlemin sebepsiz sürüncemede bırakılması
C) İşlemin kamu düzenine aykırı olması
D) İşlemin hadiseye uygun olmaması
E) Hakkın kötüye kullanılması
Bu maddeyle ilgili 21 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.