İcra ve İflas Kanunu 32. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 32 – (Değişik: 18/2/1965-538/16 md.)
Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 üncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir.[18][19]
(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/7 md.) Yabancı devlet aleyhine başlatılan ilamlı icra takiplerine ilişkin icra emrinde uluslararası andlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borçlu devlete ait olan mallar hakkında cebri icra yapılabileceği hususu ayrıca ihtar edilir.
İcranın geri bırakılması:
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2023/3941 E., 2025/1147 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Nitekim İİKnun 32 nci maddesi gereğince ilâma dayalı para alacaklarının icraya konulabilmesi için kesinleşmiş olması gerekmez.
6. Hukuk Dairesi 2023/3941 E. , 2025/1147 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/1044 E., 2023/405 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında...adlı yazılımın geliştirilmesi, özelleştirilmesi ve tamamlanarak şirketler grubunun adresinde teslimi konusunda sözleşme imzalandığını, müvekkili şirketin üzerine düşen bütün ödemelerini ifa ettiğini ve sözleşme gereğince tüm görevleri yerine getidiğini, davalı şirketin sözleşme kapsamında üstlendiği edimlerini defalarca ihtara rağmen yerine getirmediğini, müvekkili şirket tarafından sözleşmenin feshedildiğini, Pendik 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2011/64 D.İş Esas, 2011/61 D.İş dosyasından tespit yaptırıldığını ve davalı şirkete tebliğ edildiğini belirterek; davalının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya ödenen 60.300,00 TL'nin 11/0/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/325 Esas sayılı dosyasından ... Projeleri AŞ hakkında açılan davaya davalı şirketin sözleşmeyi imzalayan tarafın ...Sistemleri San. ve Tic. A.Ş. olduğunu ileri sürerek kötü niyetli husumet itirazında bulunması nedeniyle bu davanın açıldığını, davalı şirketin sözleşmede taahhüt edilen edimlerini tamamlanmadığından sözleşmenin feshedildiğini belirterek; davalıya ödenen 60.300,00 USD'nin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 11/07/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmenin ...Sis. San. ve Tic. A.Ş. ile akdedildiğini, bu nedenle müvekkili hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, projenin de 2009 senesinde tekrarlandığını ve 2. kez kullanıma sunulduğunu, 6098 sayılı Borçlar Yasası'nın ayıp sebebiyle sorumluluğu düzenleyen 474. maddesi ve 478. maddesi uyarınca davanın zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, sözleşme konusu ürünün tamamen yurt dışı kaynaklı olduğunu, kurulum işlemlerinin teknik çalışma olduğunu ve bu çalışmanın ...tarafından yapıldığını, 2 ayrı proje ile yükümlülüklerin 2 kez yerine getirdiğini belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmeye konu ürünün kurumsal kaynak planlama sistemi olduğunu ve tamamen yerelleştirilme ve özelleştirilmeleriye infor şirketinin malı olduğunu, üzerinde yapılacak değişikliklerin bu şirket yönetiminin onayı ile yapılabileceğini, müvekkili şirketin kendisinin yöneteceği bir değişikliğin yapılamayacağını, ürünün üzerinde herhangi bir insiyatif olmadığını, bu anlamda yazılım programından beklenecek sonuçların sınırlı olduğunu, sözleşmenin C -Ekinde ileriye yönelik farklı sistemlerin entegrasyonunda gerekli olması durumunda göz önünde bulundurulacak maddeler listesi olduğunu, davacının satın aldığı ürünün lisanslı bir ürün olduğunu, lisans ücreti ödenerek davacı adına dava dışı İnfor şirketinden alındığını, geliştirme ve uyarlama çalışmalarının lisans satın alındıktan sonra ürünü alan şirketin sözleşmesi gereği başladığını, lisans ücreti için 48.621,00+5400,00 USD ödendiğini, davacının ödediği bedelin lisans için ödendiğini, hizmetin tam verildiğini, davacı şirketin müvekkili şirketin büyük harcamalar yapmasına sebep olduğunu, başka müşterilere vereceği hizmeti engelleyerek mağduriyetine sebep olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece verilen 09.11.2015 tarihli ilk kararda, asıl ve birleşen davada davacı açısından projenin hayata geçmemesi halinde sadece ERP lisansına sahip olmanın bir fayda sağlamayacağı, birleşen davada davalı açısından ise yazılım lisansı satın alınmadan proje geliştirme çalışmalarına başlamanın mümkün olmadığı, birleşen davalı firma yetkililerinin geliştirme çalışmalarının sonuçsuz kaldığı, davacının ERPLN yazılımını kullananmadığı, davacı yanın bedelin ödenmesine ilişkin edimini yerine getirdiği, birleşen davalı ... Sistemleri San ve Tic. A.Ş 'nin taahhüt etmiş bulunduğu edimlerini yerine getiremediği, dava konusu sözleşmelerin ve ek sözleşmelerin asıl davanın davalısı olan ...Projeleri A.Ş. ile yapılmadığı, bu davalıya husumet yöneltilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle asıl davada davalı ...hakkındaki davanın husumet yönünden reddine, birleşen davanın kabulü ile, 60.300,00 USD karşılığı 107.816,00 TL 'nin dava tarihinden itibaren davacının talebine uygun olarak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar veriimiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
İlk Derece Mahkemesinin 09/11/2015 tarihli ve 2012/325 E., 2015/655 K. sayılı kararının süresi içinde birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin (Kapatılan 15. Hukuk Dairesi) 01.03.2017 tarihli ve 216/1569 E.,2017/866 K. Sayılı ilamı ile dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının denetime ve hüküm vermeye elverişli bulunmadığı, davacı tarafça yaptırılan İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin (kapatılan Pendik 2. Sulh Hukuk Mahkemesi) 2011/64 D. İş Esas dosyasında alınan bilirkişi raporu ile yargılama sırasında alınan rapor ve ek raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmediği, HMK'nın 281/1-2-3 maddesi uyarınca yeniden tayin edilecek konusunda uzman bilirkişi kurulundan denetime elverişli rapor alınıp anılan çelişkiler ve yüklenicinin itirazları giderildikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taahhüt edilen ERP yazılımının çalışır durumda olduğu, program tarafından istenen bilgilerin sisteme yüklenmesi halinde sistemde kodlanmış olan standart süreçlerin çalıştırılabileceği ancak birleşen davalı tarafından uyarlama hizmetinin verilmediği, davacı tarafından lisansı alınmış yazılımlar kullanılarak ve bu yazılımlar üzerinde uyarlamalar yapılarak kullanımının mümkün olduğu, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ERP yazılımının çalışır durumda olması nedeniyle lisans bedelinin talep edilemeyeceği, birleşen davalıya 7.206,00 USD destek ve bakım hizmeti bedeli olarak ödeme yapıldığı, buna göre davacının destek ve bakım hizmeti olarak ödemiş olduğu 7.206,00 USD'yi talep edebileceği, gerekçesiyle birleşen dava yönünden davanın kısmen kabulü ile 7.206,00 USD'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte birleşen davada davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, asıl dava yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; dosya kapsamında alınana 08.08.2019 tarihli ilk kök ve 10.01.2020 tarihli ek raporda, önerilen lisansın müvekkilinin iş alanına uygun olmadığını, davalının müvekkiline uygun olmayan bir programın özelleştirmelerle kendisine uygun olacağı vaadini gerçekleştiremediğinin tespit edildiğini, davalı tarafın itirazı ile oluşturulan yeni heyetçe sunulan 10.01.2022 tarihli kök ve 10.09.2022 tarihli Ek Raporlarda ise, zorlama bir yaklaşımla müvekkilinin lisans bedelinden sorumlu tutulmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunun belirtildiğini, lisansı alınmış programın gerekli güncelleştirilme ve özelleştirmeler yapılmadan davacı tarafça kullanılmasının mümkün olmadığını ve bu haliyle müvekkili açısından ekonomik bir değerinin bulunmadığını, davanın kısmen reddine ilişkin kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi heyetinin 04.03.2015 tarihinde yerinde yaptığı inceleme sonucunda 2013 yılında lisansöre ödeme yapılarak lisansın aktif hale getirildiğinin tespit edildiğini ancak lisansın halen aktif olduğunu gösteren bir delil bulunmadığını, müvekkilinin yazılım programını halihazırda aktif olarak kullanmadığını, bozma sonrası alınan raporlarda da sözleşme ile vaadedilen özelleştirmelerin yapılmadığı tespit edilmiş olduğu halde, lisans bedelinden müvekkilimin sorumlu tutulması gerektiği yönündeki ikinci bilirkişi heyetinin sunduğu kök ve ek raporların yerinde olmadığını, davalının müvekkilinin faaliyet alanına uygun olmayan bir programı özelleştirme vaadinde bulunduğunu ve bunu ne kendisi ne de lisansörün devreye soktuğu çözüm ortağı İntecor firmasının başaramadığını, tüm bu nedenlerle, lisans ücretinden sorumlu olması gerekenin davalı taraf olduğunu, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden verilen haksız ve hukuka aykırı kısmen red kararın bozulması gerektiğini beyan etmektedir.
2.Birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde, birleşen davanın tümden reddi gerektiğini, bilirkişilerce beyan edildiği üzere davacı tarafından tercih edilen ERP yazılımının yeterli özelliklere sahip uluslararası geçerliliği olan bir yazılım olduğunu, lisansın ömür boyu geçerli olduğunu ve her zaman aktif edilebilir, güncellenebilir, uyarlanabilir, adapte edilebilir olduğunu, davacının lisansı satın alırken imzaladığı lisans sözleşmesinde tüm bu hususları kabul ederek ve bilerek satın almayı gerçekleştirdiğini, davacı şirketinin ERP yazılımını ve veri tabanını kullanma durumunda olduğunu, 04.06.2010 tarihinde davacı şirketin davalı şirkete çektiği ihbarnamede davacı firmanın yapmadığı sistemleri kendi personelinin yaptığını beyan ettiğini, dahası ikinci bir çözüm ortağı ile 4-5 ay program üzerinde çalışma gerçekleştirildiğini, ERP yazılımının mülkiyetine sahip olduğunu ve istediği zaman bu yazılımı aktif edip kullanma hakkı bulunduğunu, mahkemenin destek ve bakım hizmet bedeli olarak ödenmiş olan bedelin iadesi talebi yönünden verdiği kabul kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bu yönden bozulması gerektiğini, Yargıtay incelemesi sonucu kararın onanması yönünde karar verilecek olursa asıl ve birleşen davada müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücreti miktarları bakımından yabancı para alacağının, karar tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL’ye çevrilerek hesaplanacak vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken mahkemece dava tarihindeki kur üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını kararın vekalet ücretleri yönüyle düzeltilerek onanması gerektiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre uyuşmazlık asıl ve birleşen dava eser sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
19.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Dava konusu uyuşmazlık asıl davada davalının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya ödenen 60.300 USD’nin tahsili birleşen davada ise davalı ile şirket arasında akdedilmiş sözleşmenin feshi ile ödenen 60.300 USD’nin tahsili istemine ilişkindir.
Birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde müvekkili lehine hükmedilen 60.300 USD yönünden vekalet ücretine karar tarihindeki kur üzerinden hükmedilmesini temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür.
Gerek asıl dava gerekse birleşen davada tarafların diğer temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılıyorum ancak yabancı para cinsinden hüküm altına alınan alacak bakımından yabancı paranın karar tarihindeki kur üzerinden vekalet ücretine ilişkin temyiz nedenleri yerinde olduğundan bu kısım yönünden yeniden yargılama da gerekmemesi nedeniyle karar tarihindeki kur esas alınarak belirlenecek vekalet ücreti yönünden ve harç kamu düzenine ilişkin olup harç yönünden de karar tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne kararın düzeltilerek onanması mümkün olduğundan aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum.
Konunun önemi nedeni ile karşı oyuma ilişkin görüşlerimde, yabancı para alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuatımızda yapılan düzenlemeler ve yabancı paranın tahsili bakımından özellik arz eden durumlar ile yargı harçları, mahkemece hükmedilecek vekalet ücreti ve temyiz sınırı bakımından yabancı para alacağına hükmedilmesi halinde, dava tarihindeki kurun mu, yoksa karar tarihindeki kurun mu esas alınacağı konusunda farklı görüşlerin bulunması nedeniyle açıklamalar tüm bu konuları kapsayacak şekilde yapılacaktır.
Bütün ülkelerde yargı sistemleri kendi ülke para birimlerini esas almak suretiyle tahsil ve icra yetkisini devletin egemenlik haklarının bir sonucu olarak görürler (Yabancı Para Borçlarının İfası, Prof. Dr. Serkan Ayan, dergipark.org.tr).
Ancak 818 sayılı Eski Borçlar Kanunu'nun 83. maddesinde olduğu gibi kısmi değişikliklerle 6098 sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi- “I.Ülke parası ile” başlıklı olup "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." düzenlemesi ile genel kuralın para borcunun ülke parası ile ödenmesi olduğuna işaret edildikten sonra, borcun ülke parası dışında başka bir para birimi ile belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği kabul edilmiştir.
Buna göre yabancı para borçlusunun ifada temerrüde düşmesi hâlinde alacaklının seçebileceği üç alternatif bulunmaktadır.
-Yabancı para borcunun aynen (yabancı para olarak) ödenmesi,
- Yabancı paranın vade (muacceliyet) tarihindeki Türk Lirası karşılığının ödenmesi,
- Yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının ödenmesi istenebilecektir.
Bu seçim hakkı kullanıldıktan sonra artık bu haktan dönülmesi mümkün değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 23.01.2002 tarih 15-15/19).
Somut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde para alacağı olarak yabancı para cinsinden alacak talebinde bulunulmuştur. Bu talep yabancı paranın aynen ödenmesi talebi niteliğindedir. Alacaklının aynen ödemeyi tercih etmesi hâlinde borçlunun borcunun yabancı para üzerinden ödenmesi gerekir. Ancak İcra İflas Kanununun 58/3 ncü maddesi gereğince konusu yabancı para alacağı olan icra takiplerinde İcra İflas Kanunu'nun 58/3. maddesi gereğince yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği gösterilmek zorundadır. Alacaklının yabancı para birimiyle ifayı talep etmesi hâlinde, borçluya aynen veya fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı ödeme biçimindeki sınırlı seçimlik yetkiyi de verir. Dolayısıyla yabancı para üzerinden icra takibi yapılması doğrudan doğruya yabancı paranın borçludan alınıp alacaklıya yabancı para olarak teslim edilmesi mümkün olmadığından, yabancı para alacağının aynen ödenmesini istemiş olan alacaklının
fiili ödeme günü üzerinden TL karşılığının tahsilini talep etmesi gerekmektedir (Prof.Dr. Serkan Ayan -Yabancı Para Borçlarının İfası dergipark.org.tr sayfa 554).
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.04.1993 tarihli, 13-41/145 sayılı ilâmında "Davacı, Mark’ın aynen ödenmesini istemekle, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemiş demektir." şeklinde bu konuya açıklık getirerek İcra İflas Kanunu hükümleri gözetildiğinde, yabancı paranın aynen ödenmesi talebinin, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemek anlamına geldiği kabul edilmiştir.
Alacaklının vade tarihi ya da dava tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına dönüştürmek suretiyle bir talebi olmadığından burada hüküm altına alınan, hüküm tarihindeki yabancı para miktarıdır.
Yabancı para alacağının arz ettiği bu özellikler, hususan taşınmazın aynına ilişkin davalarda yargılama sırasında Harçlar Kanunun 16. maddesi gereğince gayrimenkulün değerinin tespiti sureti ile bu değer üzerinden harç alınmasına ilişkin hükümlerden ayrı olarak değerlendirilmek durumundadır. Zira yabancı para alacağı, 6098 TBK’nın 99. maddesinin tanıdığı yasal olanak çerçevesinde fiili ödeme tarihindeki kurun, bir başka deyişle değerin esas alınacağı bir para alacağıdır. Değeri yargılama sırasında tespit edilecek olan diğer uyuşmazlık türleri ile aynı mahiyette değildir.
Bu açıklamalardan sonra Harçlar Kanunu açısından yargı harçlarının genel özellikleri, ödenme zamanı, karar ve ilâm harcı ile icra tahsil harcının özellikleri de göz önünde bulundurulmak sureti ile bir değerlendirme yapılacaktır.
Bu kapsamda, kamu hizmetlerinden yararlanan özel ve tüzel kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yararlandıkları hizmetlerin maliyetine katlanmaları zorunluluğu olarak tanımlanmaktadır (B, Pınar Yargı Harçları, Ankara 2009, sayfa 1). Yapılan iş ve hizmet, amme hizmetinden daha çok kişilerin kişisel menfaatine ilişkin olduğundan yararlanılan hizmetin karşılığı olarak harcın Hazinece tahsili gerekmektedir. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun gerekçesinde "harç" tanım olarak "fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığı yaptıkları ödeme olarak" belirtilmiş, aynı tanım Anayasa Mahkemesi kararlarında da benimsenmiştir (Anayasa Mahkemesi 31.03.1987 gün, 1986/20 Esas, 1987/9 Karar, 14.02.1991 gün ve 1990/18 Esas, 1991/14 Karar, 28.09.1995 gün, 1995/24 Esas, -52 Karar).
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 73/3. maddesinde ise "vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" hükmünü içermektedir. Buna göre kamu kurum ve kuruluşları tarafından sunulan hizmetlerin karşılığı olarak alınan harç, yasaya dayalı olarak alınmalı ve yükümlüsü de kanunun amacına uygun olarak bu hizmetten yararlanan kişiler olmalıdır. Bu zorunluluk Yargıtay İçtihadı Birleştirme YİBK'nın 07.12.1994 gün 1964/3 Esas,-5 Karar, ve Anayasa Mahkemesinin 31.03.1987 gün ve 1986/20 Esas-1987/9 Karar sayılı ilâmlarında da gerekçe kısmında belirtilmiştir.
Anayasa'7nın harç alınmasındaki kanunilik ilkesi gereğince Harçlar Kanununun 1 nci maddesinde alınacak harçlar arasında yargı harçları da sayılmıştır. Yargı harcı devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete bu hizmetten yararlananların sağladığı katkıdır (YİBK 16.12.1983 gün ve 1983/5, 6 Karar). Yargı harçları başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilâm harcıdır. Karar ve ilâm harcı ise maktu veya nispi harç olmak üzere iki çeşit olup konusu para veya para ile değerlendirilebilen belirli bir değere ilişkin davalarda Harçlar Kanunu'nun 1 sayılı tarifesi gereğince nispi harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun nispi harçlarda ödeme zamanı başlığını taşıyan 28
inci maddesinin birinci bendi nispi harçlarda ödeme zamanını düzenlemiş aynı maddenin a) bendinde ise karar ve ilâm harcının ödeme zamanı öngörülmüştür. Bu madde de aynen "karar ve ilâm harçlarının 1/4'ü peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren 2 ay içinde ödenir" hükmü yer almaktadır.
Harçlar Kanununun 30. maddesi ise; "Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilâm harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409 uncu maddesinde (6100 sayılı HMK 150 nci madde) gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” Aynı Yasanın 32.maddesinde ise “ Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır." hükmü yer almaktadır.
Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 32.m.sinin "Yargı işlemlerinden alıncak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz." Şeklindeki hükmünün Anayasa aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi 17.03.2010 günlü Resmî Gazete'de yayınlanan 2009/27 Esas, 2010/9 Karar sayılı kararının gerekçesinde "Yargılama sürecinde yasayla harca tabi kılınmış bir hizmetten yararlanmak isteyen ilgili (davacı veya davalı), genel kurallar uyarınca harcını ödeyerek bu hizmetten yararlanabilir. Dava açan veya yargılama sırasında harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın, harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmesi, harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturur. Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlerin yapılamayacağını belirten kural bireylerin özel menfaatleriyle ilgili olarak yargı hizmetlerinden yararlanmaları, bu hizmetin karşılığı olan harcın ödenmesi koşuluna bağlandığından bu kural Anayasanın 36. maddesindeki hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir kural değildir.
Bu nedenlerle, Yasa'nın emredici hükümleri gözetilerek yargılama sırasında taşınmazın mahkemece tespit edilen değeri dava dilekçesinde gösterilen değerden daha yüksek olduğundan tespit edilen değere göre Harçlar Kanunu'nun 30 uncu maddesi gereğince eksik nispi harcın tamamlanması, aksi hâlde müteakip yargılama işlemlerine devam edilmeyerek dosyanın işlemden kaldırılması Harçlar Kanunu 30 ve 32 nci maddesinde yasal zorunluluk olarak öngörüldüğünden yasanın emredici hükümleri gözetilmeksizin yargılamaya devamla davanın esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırılık nedeniyle bozma nedenidir. Nitekim gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse dairelerin yerleşik uygulamaları bu yöndedir (Aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.12.2013 gün, 2013/21-445 Esas, 2013/1625 Karar, 13.12.2017 gün, 2017/10-1974 Esas, 2017/1735 Karar, 06.06.2018 tarih, 2017/13-1984 Esas, 2018/1172 Karar, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 26.04.2016 tarih, 2016/774 Esas, 2016/7461 Karar, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 09.10.2018 gün, 2016/1183, 2018/4595 Karar).
Harçlara ilişkin bu genel değerlendirme gözetildiğinde yukarıda da belirtildiği üzere yabancı para alacaklarında yargılama sırasında harç noksanlığının tespit edilerek eksik harcın ikmali durumu söz konusu olmayıp somut uyuşmazlıkta eksik alınan harç temyiz kanun yoluna başvuru nedeniyle alınması gereken nispi temyiz karar harcıdır. Dolayısıyla harcın alınma zamanı bakımından taşınmazın değerinin tespiti suretiyle Harçlar Kanunu'nun 16 ncı maddesi ve 30 uncu maddesi kapsamında değerlendirilecek ve eksikliği tamamlanacak harçlardan değildir. Dava açılırken ve ıslah sırasında Harçlar Kanunu'nun 28 nci maddesi gereğince 1/4 oranında yatırılan karar ve ilâm harcı davanın görülüp sonuçlandırılması bakımından yeterlidir.
Ancak mahkemenin yabancı para alacağını hüküm altına almasından itibaren artık HarçlarKanunu'nun eki olan 1 no.lu tarifenin Karar ve ilâm harcı başlığı altında nispi harçları düzenleyen 1-a maddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi hâlinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden" Binde 68,31 oranında nispi karar ve ilâm harcı alınacaktır. Bu harcın alınmamış olması Harçlar Kanununu 32 nci maddesi gereğince müteakip işlemler olan kanun yoluna başvuru aşamasına geçilmesine engel olacaktır. Yukarıda da belirtildiği üzere harcın alınması kamu düzenine ilişkin olup Harçlar Kanunu ve eki tarifeye göre harcın eksik yatırılıp yatırılmadığı hususu resen gözetilecek, harcı yatırılmayan yargılama işlemlerine devam edilemeyecektir.
Bu konu aynı zamanda yabancı para alacağına ilişkin bir davada verilen hükmün kanun yolu kesinlik sınırı bakımından dava tarihindeki kura göre mi, yoksa karar tarihindeki kura göre mi hesaplanması gerektiğine ilişkin olarak gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde tartışılmış olup doktrinde Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez (Medeni Usul ve İcra İflas Hukukunda Yabancı Para Alacaklarının Tahsili, Genişletilmiş ve Yeniden Gözden Geçirilmiş 3. bası, Ankara 1998 sayfa 117). Yabancı para alacağının hüküm verildiği tarihte değerinin artması hâlinde, davanın açıldığı tarihteki kur üzerinden değil mahkemenin hüküm verdiği tarihte belirlediği ve harcı tamamladığı kur üzerinden hesaplanması gerektiği görüşünü dile getirmiştir.
Yapılan içtihadı birleştirme başvurusu üzerine, temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde Yargıtayın 11. Hukuk Dairesi ile Kapatılan 15. Hukuk Dairesi'nin kesinlik sınırının yabancı para alacağında dava tarihindeki kur üzerinden belirlenmesi gerektiği görüşüne karşılık Yargıtayın 9, 12 ve Kapatılan 23. Hukuk Dairelerinin kesinlik sınırının yabancı para alacağının karar tarihindeki döviz kuru esas alınmak suretiyle belirleneceği görüşünde oldukları ancak kararlar arasındaki içtihat aykırılığı doğuracak uygulamanın sürekli olmadığı gerekçesiyle içtihatları birleştirme yoluna gidilmesine gerek olmadığına, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun 09.12.2020 tarihli ve 338 sayılı karar ile karar verilmiştir. Bu konunun yargısal uygulamalarda farklı uygulamalara yol açan ve sıkça tartışılan bir konu olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.
Doktrinde Prof. Dr. Serkan Ayan (Yabancı Para Borçlarının İfası Dergipark.org.tr sayfa 553) alacaklının ya muacceliyet ya da fiili ödeme tarihini seçebileceği bu nedenle gerek 818 sayılı yasa gerekse 6098 sayılı Yasada olmayan bir biçimde icra takip ya da dava tarihindeki kur üzerinden çeviri yapılmasına yönelik yargı kararlarının yerinde olmadığı görüşü dile getirilmiştir.
Burada dairemiz sayın çoğunluğu ile bakış açısındaki farklılık yabancı para alacaklarında dava sırasında meydana gelen değer artışlarının dava açılırken alınacak olan 1/4 oranındaki nispi karar ve ilâm harcının bu değer artışları nazara alınarak tamamlanmasının gerekmeyeceği ancak mahkemece yabancı para alacağı hüküm altına alındıktan sonra artık Harçlar Kanunu gereğince Ek-2 no.lu Tarifenin III-1.a bendinde belirtildiği üzere ortada "hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden" belirlenmesi gereken bir harç miktarı vardır.
Nitekim İİKnun 32 nci maddesi gereğince ilâma dayalı para alacaklarının icraya konulabilmesi için kesinleşmiş olması gerekmez.
Bu konuda aynı Yasanın 32 nci maddesinde, (Değişik: 18/2/1965 - 538/16 md.) "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilâm icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 ncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 ncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir." hükmü yer almaktadır.
İcra İflas Kanunu'nun 36 ncı maddesinde ise (Değişik: 2/3/2005 – 5311/5 md.) "İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir." hükmü yer almaktadır.
İİK’nın 32 nci maddesi gereğince ilâm icraya konulunca borçlu İİK’nın 36 ncı maddesi gereğince "İcranın Geri Bırakılmasını" isterse "Hükmolunan para" kavramından hareketle alınacak teminata ilişkin miktar belirlenirken yapılacak hesaplamada yabancı para alacağının dava tarihindeki kuru esas alınmamakta, icradan talep tarihindeki hükmolunan yabancı paranın Türk Lirası karşılığı esas alınmaktadır.
Yabancı para alacağına ilişkin ilâm icraya konulduğu takdirde ise Harçlar Kanunu Ek-1 sayılı Tarifenin B)İcra ve İflas Harçları başlıklı kısmın 1/3 üncü bendinde değeri belli olan icra takiplerinde tahsil harcının değer üzerinden alınacağı belirtildikten sonra a) bendinde icra emrinin tebliği üzerine hacizden evvel (Yüzde 4.35 ), b) bendinde hacizden sonra satıştan önce (Yüzde 9.10), c) bendinde satılıp paraya çevrilmesi suretiyle tahsil hâlinde (Yüzde 11.8) oranlarında olmak üzere alacağın tahsil zamanı esas alınarak bu tarihlerdeki değere göre harç alınması gerekmektedir.
Nitekim icra işlemlerinin yargısal denetimini yapan icra mahkemelerince verilen kararları denetleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2016 tarih, 2015/27228 Esas, 2016/4363 Karar sayılı ilâmında "492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/b bendi uyarınca icra tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hâllerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç alacağı icranın yerine getirilmesiyle doğar. Alacaklılar takipte yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden tahsil talebinde bulunulduğundan tahsil harcına esas matrahın yabancı para alacağının fiili ödeme tarihideki kur karşılığı üzerinden hesaplanması gerekir. Yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 20 nci maddesi gereğince avukatlık ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihteki yürürlükte olan tarife esas alınır. Tarife hükümleri gereğince icra müdürlüğünce vekâlet ücreti matrahının belirlenmesinde de yabancı paranın tahsil tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerekmektedir." demek suretiyle uygulamanın ne yönde olduğunu belirterek dairenin yerleşik içtihat ve uygulamalarının da bu şekilde olduğunu ortaya koymuştur.
Yukarıda Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2010 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2009/27 Esas, 2010/9 Karar sayılı kararının gerekçesinde de vurgulandığı üzere harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmek istemesinin harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturduğu, Harçlar Kanununun 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını belirten kuralın bireylerin özel menfaatleri ile ilgili olarak yargı hizmetlerinden yararlanmaları, bu hizmetlerin karşılığı olarak harcın ödenmesi koşuluna bağlandığından bu kuralın Anayasanın 36 ncı maddesindeki hak arama özgürlüğünü kısıtlayan bir kural olmadığı belirtilmiştir.
Diğer yandan özellikle yabancı mahkeme kararlarında yabancı mahkemeler Türk Lirası üzerinden değil yabancı para üzerinden karar vermektedir. Bu kapsamda Harçlar Kanununun 4 ncü
maddesi gereğince yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilâmların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilâmlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre 1 sayılı tarife gereğince harç alınacaktır. Dolayısıyla bir yabancı para alacağı Türk Mahkemeleri tarafından hüküm altına alındığında temyize başvuru hâlinde karar ve ilâm harcının dava tarihindeki kur üzerinden alınması kabul edilirken, buna göre hesaplama yapılırken, aynı para alacağının yabancı mahkeme tarafından hüküm altına alınması hâlinde bu kararın tenfizi için yargı yoluna başvurulduğunda ve verilen karar temyiz edildiğinde başvurma tarihlerindeki döviz kurunun esas alınması kamunun ciddi oranda alacağı harçtan mahrum kalmasına yol açacağı gibi aynı sonuçları doğuracak iki ayrı yargısal işlemin ayrı değerler üzerinden harca tabi olması da kanun önünde eşitlik ve hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır.
Bu açıklamalar bakiye karar ve ilâm harcının tahsili bakımından da geçerlidir. Hükmolunan yabancı para alacağını icraya koymak isteyen alacaklı veya bu karara karşı temyiz karar yoluna başvurmak isteyen borçlu talep ettiği yargısal işlemin bir başka deyişle sunulacak yargısal hizmetin karşılığı olarak elde ettiği değer ölçüsünde nispi harca tabi işlemde bunun karşılığını ödemelidir. Bu ilke yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında açıkça vurgulanmıştır.
Ayrıca belirtilmelidir ki, verilen mahkeme kararlarına karşı yasa yolları hak arama hürriyeti çerçevesinde düşünülmelidir. Bu hakkı engelleyen açık bir kanun hükmü bulunmadığı sürece yorum yoluyla hak ve hürriyetler sınırlandırılmamalıdır. Zira hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ancak kanun yoluyla mümkündür. (Anayasa 13.m) Uyuşmazlık konusunun ise tartışmalı olduğu ve yorum yoluyla sonuca gidildiği açıktır.
Yukarıdaki açıklamalarda da yer aldığı üzere yabancı paranın değeri serbest kur rejimi nedeniyle sürekli değiştiğinden yasal sınırların belirlenmesinde, hüküm tarihinin esas alınması, yasal düzenlemelerin bir gereği olduğu gibi hükmolunan şeyin gerçek ve güncel değerini yansıtması bakımından da taraflara yüklenen hak ve borçların yabancı paranın hüküm tarihindeki TL karşılığının olacağı, ilam icra dairesi aracılığıyla infaza verildiğinde, bu değerin esas alınacağı gözetildiğinde; somut uyuşmazlıkta olduğu gibi gerek vekalet ücreti gerekse harç bakımından temyiz sınırının belirlenmesinde, yabancı paranın karar tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Diğer kararlar (4)
6. Hukuk Dairesi, 2024/10 E., 2025/152 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İİK’nın 32 nci maddesi gereğince ilâm icraya konulunca borçlu İİK’nın 36 ncı maddesi gereğince "İcranın Geri Bırakılmasını" isterse "Hükmolunan para" kavramından hareketle alınacak teminata ilişkin miktar belirlenirken yapılacak hesaplamada yabancı para alacağın
6. Hukuk Dairesi 2024/10 E. , 2025/152 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/168 E., 2023/1055 K.
KARAR : Esastan Reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/665 E., 2021/630 K.
İlk Derece Mahkemesince, yapılan hesaplamaya göre 11.329,86-Euro davacının, davalıdan fatura alacağı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile Ankara 26. İcra Müdürlüğü' nün 2020/... Esas sayılı icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin 11.329,86 Euro üzerinden aynı şartlarda devamına, İİK'nın 67 nci maddesi gereğince davacının icra inkar tazminat talebinin kabulü ile 15.861,80 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı süresinde davalı vekilince duruşma istemli olarak temyiz yoluna başvurulması üzerine kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararda dava değerinin duruşma sınırının altında olduğu anlaşılmış olup dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
HMK.'nın 362/1-a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi'nce verilen ve miktar ve değeri 238.730,00 TL' yi aşmayan kararlara karşı temyiz kanun yolu kapalı olduğundan ve somut olayda temyiz eden tarafın temyize konu yaptığı miktar 11.329,86 Euro (takip tarihinde kur 1Eur=7.00 TL) (11.329,86 x 7 = 79.309,02 TL) ve 15.861,80 TL icra inkar tazminatı olduğundan davalı vekilinin temyiz isteminin miktar itibariyle reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Davalı vekilinin temyiz isteminin miktar itibariyle REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 20.01.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Dava konusu uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanan yabancı para alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile 11.329,86 euro üzerinden itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiş. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddi üzerine davalı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
Dairemizin sayın çoğunluğu yabancı para cinsi ile talep edilen alacaklarda temyiz sınırı bakımından yabancı para alacağının dava tarihindeki TL karşılığının esas alınması gerektiği kaanati ile dava tarihindeki kur esas alındığında hükmedilen alacağın temyiz sınırı altında kaldığından, temyiz isteminin miktar yönünden reddi gerektiği görüşündedir.
Karşı oya ilişkin görüşlerimde yabancı para alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuatımızda yapılan düzenlemeler ve yabancı paranın tahsili bakımından özellik arz eden durumlar ile yargı harçları, mahkemece hükmedilecek vekalet ücreti ve özellikte somut olayda olduğu üzere temyiz sınırı bakımından yabancı para alacağına hükmedilmesi halinde dava tarihindeki kurun mu yoksa karar tarihindeki kurun mu esas alınacağı konusunda farklı görüşlerin bulunması nedeniyle açıklamalar tüm bu konuları kapsayacak şekilde yapılacaktır.
Bütün ülkelerde yargı sistemleri kendi ülke para birimlerini esas almak suretiyle tahsil ve icra yetkisini devletin egemenlik haklarının bir sonucu olarak görürler (Yabancı Para Borçlarının İfası, Prof. Dr. Serkan Ayan, dergipark.org.tr).
Ancak 818 sayılı Eski Borçlar Kanunu'nun 83 ncü maddesinde olduğu gibi kısmi değişikliklerle 6098 sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 99 uncu maddesindeki I. "Ülke parası ile başlıklı olup "Konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. ülke parası ödeme üst başlığı altında dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla da ödenebilir.
"Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." düzenlemesi ile genel kuralın para borcunun ülke parası ile ödenmesi olduğuna işaret ettikten sonra borcun ülke parası dışında başka bir para birimi ile belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği kabul edilmektedir.
Buna göre yabancı para borçlusunun ifada temerrüde düşmesi hâlinde alacaklının seçebileceği üç alternatif bulunmaktadır.
-Yabancı para borcunun aynen (yabancı para olarak) ödenmesi,
- Yabancı paranın vade/muacceliyet tarihindeki Türk Lirası karşılığının ödenmesi,
- Yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının ödenmesi istenebilecektir.
Bu seçim hakkı kullanıldıktan sonra bu haktan dönülmesi mümkün değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 23.01.2002 tarih 15-15/19).
Somut uyuşmazlıkta davacı, dava dilekçesinde para alacağını yabancı para cinsinden talep etmiştir.
Bu talep yabancı paranın aynen ödenmesi talebi niteliğindedir. Nitekim İlk Derece Mahkemesince 29.500 USD olarak yabancı para alacağına hükmedilmiş, istinaf incelemesi yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi de yabancı para alacağına talep edilen yasal faizin 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduata devlet bankalarınca uygulanacak en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle alacağın tahsil edileceğini belirterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Alacaklının aynen ödemeyi tercih etmesi hâlinde borçlunun borcunu yabancı para üzerinden ödemesi gerekir. Ancak İcra İflas Kanunu'nun 58/3 ncü maddesi gereğince konusu yabancı para alacağı olan icra takiplerinde İcra İflas Kanunu'nun 58/3 ncü maddesi gereğince yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği gösterilmek zorundadır. Alacaklının yabancı para birimiyle ifayı talep etmesi hâlinde borçluya aynen veya fiili ödeme tarihi TL karşılığı ödeme biçimindeki sınırlı seçimlik yetkiyi de verir. Dolayısıyla yabancı para üzerinden icra takibi yapılması doğrudan doğruya yabancı paranın borçludan alınıp alacaklıya yabancı para olarak teslim edilmesi mümkün olmadığından, yabancı para alacağının aynen ödenmesini istemiş olan alacaklının fiili ödeme günü üzerinden TL karşılığını tahsilini talep etmesi gerekmektedir (Prof. Dr. Serkan Ayan -Yabancı Para Borçlarının İfası dergipark.org.tr sayfa 554).
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.04.1993 tarihli, 13-41/145 sayılı ilâmında "Davacı ...’ın aynen ödenmesini istemekle, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemiş demektir." şeklinde bu konuya açıklık getirerek İcra İflas Kanunu hükümleri gözetildiğinde, yabancı paranın aynen ödenmesi talebinin, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemek anlamına geldiği kabul edilmiştir.
Alacaklının vade tarihi ya da dava tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına dönüştürmek suretiyle bir talebi olmadığından burada hüküm altına alınan hüküm tarihindeki yabancı para miktarıdır.
Yabancı para alacağının arz ettiği bu özellikler, özellikle taşınmazın aynına ilişkin davalarda yargılama sırasında Harçlar Kanunun 16 ncı maddesi gereğince gayrimenkulun değerinin tespiti sureti ile bu değer üzerinden harç alınmasına ilişkin hükümlerden ayrı olarak değerlendirilmek durumundadır. Zira yabancı para alacağı, 6098 Türk Borçlar Kanunu'nun 99 uncu maddesinin tanıdığı yasal olanak çerçevesinde fiili ödeme tarihindeki kurun bir başka deyişle değerin esas alınacağı bir para alacağıdır. Değeri yargılama sırasında tespit edilecek olan diğer uyuşmazlık türleri ile aynı mahiyette değildir.
Bu açıklamalardan sonra Harçlar Kanunu açısından yargı harçlarının genel özellikleri, ödenme zamanı, karar ve ilâm harcı ile icra tahsil harcının özellikleri de göz önünde bulundurulmak sureti ile bir değerlendirme yapılacaktır.
Bu kapsamda, kamu hizmetlerinden yararlanan özel ve tüzel kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yararlandıkların hizmetlerin maliyetine katlanmaları zorunluluğu olarak tanımlanmaktadır (B, Pınar Yargı Harçları, Ankara 2009, sayfa 1). Yapılan iş ve hizmet amme hizmetinden daha çok kişilerin kişisel menfaatine ilişkin olduğundan yararlanılan hizmetin karşılığı olarak harcın Hazinece tahsili gerekmektedir. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun gerekçesinde "harç" tanım olarak "fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığı yaptıkları ödeme olarak" belirtilmiş aynı tanım Anayasa Mahkemesi kararlarında da benimsenmiştir (Anayasa Mahkemesi 31.03.1987 gün, 1986/20 Esas, 1987/9 Karar, 14.02.1991 gün ve 1990/18 Esas, 1991/14 Karar, 28.09.1995 gün, 1995/24 Esas, 52 Karar).
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 73/3. maddesinde ise "vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" hükmünü içermektedir. Buna göre kamu kurum ve kuruluşları tarafından sunulan hizmetlerin karşılığı olarak alınan harç yasaya dayalı olarak alınmalı ve yükümlüsü de kanunun amacına uygun olarak bu hizmetten yararlanan kişiler olmalıdır. Bu zorunluluk Yargıtay İçtihadı Birleştirme YİBK'nın 07.12.1994 gün 1964/3 Esas, 5 Karar ve Anayasa Mahkemesinin 31.03.1987 gün ve 1986/20 Esas-1987/9 Karar sayılı ilâmlarında da gerekçe kısmında belirtilmiştir.
Anayasanın harç alınmasındaki kanunilik ilkesi gereğince Harçlar Kanunu'nun 1 nci maddesinde alınacak harçlar arasında yargı harçları da sayılmıştır. Yargı harcı devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete bu hizmetten yararlananların sağladığı katkıdır (YİBK 16.12.1983 gün ve 1983/5, 6 Karar). Yargı harçları başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilâm harcıdır. Karar ve ilâm harcı ise maktu veya nispi harç olmak üzere iki çeşit olup konusu para veya para ile değerlendirilebilen belirli bir değere ilişkin davalarda Harçlar Kanunu'nun 1 sayılı tarifesi gereğince nispi harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun nispi harçlarda ödeme zamanı başlığını taşıyan 28 inci maddesinin birinci bendi nispi harçlarda ödeme zamanını düzenlemiş aynı maddenin a) bendinde ise karar ve ilâm harcının ödeme zamanı öngörülmüştür. Bu madde de aynen "karar ve ilâm harçlarının 1/4'ü peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren 2 ay içinde ödenir" hükmü yeralmaktadır.
Nitekim bölge adliye mahkemesince Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken istinaf karar harcının tespitinde dava tarihindeki döviz kuru esas alınmıştır. Bu yönüyle temyiz harcı bakımından da kamu düzenine ilişkin olmak üzere eksik harç söz konusudur. Karar tarihindeki kur esas alınarak alınması gereken harç 14.758,32 TL olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla bölge adliye mahkemesi karar tarihindeki kuru esas alınarak istinaf kanun yoluna başvuran taraftan alınan harcı mahsup edilerek bakiyeye harç yönünden 11.068.74 TL harcın davalıdan tahsiline karar vermiştir.
Bu konuda yabancı para alacağına ilişkin bir davada verilen hükmün kanun yolu kesinlik sınırı bakımından dava tarihindeki kura göre mi yoksa karar tarihindeki kura göre mi hesaplanması gerektiğine ilişkin olarak gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde tartışmalar mevcuttur. Doktrinde (Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez (Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez Medeni Usul ve İcra İflas Hukukunda Yabancı Para Alacaklarının Tahsili, Genişletilmiş ve Yeniden Gözden Geçirilmiş 3. bası, Ankara 1998 sayfa 117). Yabancı para alacağının hüküm verildiği tarihte değerinin artması hâlinde, davanın açıldığı tarihteki kur üzerinden değil mahkemenin hüküm verdiği tarihte belirlediği ve harcı tamamladığı kur üzerinden hesaplanması gerektiği görüşünü dile getirilmiştir.
Yapılan içtihadı birleştirme başvurusu hakkında temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde Yargıtayın 11. Hukuk Dairesi ile kapatılan 15. Hukuk Dairesinin kesinlik sınırının yabancı para alacağında dava tarihindeki kur üzerinden belirlenmesi gerektiği görüşüne karşılık Yargıtayın 9, 12 ve kapatılan 23. Hukuk Dairelerinin kesinlik sınırının yabancı para alacağının karar tarihindeki döviz kuru esas alınmak suretiyle belirleneceği görüşünde oldukları ancak kararlar arasındaki içtihat aykırılığı doğuracak uygulamanın sürekli olmadığı gerekçesiyle içtihatları birleştirme yoluna gidilmesine gerek olmadığına, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 09.12.2020 tarihli ve 338 sayılı karar ile karar verilmiştir. Bu konunun yargısal uygulamalarda farklı uygulamalara yol açan ve sıkça tartışılan bir konu olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.
Doktrinde Prof. Dr. Serkan Ayan (Prof. Dr. Serkan Ayan Yabancı Para Borçlarının İfası Dergipark.org.tr sayfa 553) alacaklının ya muacceliyet ya da fiili ödeme tarihini seçebileceği bu nedenle gerek 818 sayılı yasa gerekse 6098 sayılı Yasada olmayan bir biçimde icra takip ya da dava tarihindeki kur üzerinden çeviri yapılmasına yönelik yargı kararlarının yerinde olmadığı görüşü dile getirilmiştir.
Nitekim bilindiği üzere 32 nci maddesi gereğince ilâma dayalı para alacaklarının icraya konulabilmesi için kesinleşmiş olması gerekmez.
Bu konuda İcra İflas Kanunu'nun 32 nci maddesinde, (Değişik: 18/2/1965 - 538/16 md.) "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilâm icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 ncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir." hükmü yer almaktadır.
İcra İflas Kanununun 36 ncı maddesinde ise (Değişik: 2/3/2005 – 5311/5 md.) " İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir." hükmü yer almaktadır.
İİK’nın 32 nci maddesi gereğince ilâm icraya konulunca borçlu İİK’nın 36 ncı maddesi gereğince "İcranın Geri Bırakılmasını" isterse "Hükmolunan para" kavramından hareketle alınacak teminata ilişkin miktar belirlenirken yapılacak hesaplamada yabancı para alacağının dava tarihindeki kuru esas alınmamakta, icradan talep tarihindeki hükmolunan yabancı paranın Türk Lirası karşılığı esas alınmaktadır.
Yabancı para alacağına ilişkin ilâm icraya konulduğu takdirde ise Harçlar Kanunu Ek-1 sayılı tarifenin B)İcra ve İflas Harçları başlıklı kısmın 1/3 üncü bendinde değeri belli olan icra takiplerinde tahsil harcının değer üzerinden alınacağı belirtildikten sonra a) bendinde icra emrinin tebliği üzerine hacizden evvel (Yüzde 4.35 ), (b) bendinde hacizden sonra satıştan önce (Yüzde 9.10), c) bendinde satılıp paraya çevrilmesi suretiyle tahsil hâlinde (Yüzde 11.8) oranlarında olmak üzere alacağın tahsil zamanı esas alınarak bu tarihlerdeki değere göre harç alınması gerekmektedir.
Nitekim icra işlemlerinin yargısal denetimini yapan icra mahkemelerince verilen kararları denetleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2016 tarih, 2015/27228 Esas, 2016/4363 Karar sayılı ilâmında "492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/b bendi uyarınca icra tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hâllerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç alacağı icranın yerine getirilmesiyle doğar. Alacaklılar takipte yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden tahsil talebinde bulunulduğundan tahsil harcına esas matrahın yabancı para alacağının fiili ödeme tarihideki kur karşılığı üzerinden hesaplanması gerekir. Yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 20 nci maddesi gereğince avukatlık ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihteki yürürlükte olan tarife esas alınır. Tarife hükümleri gereğince icra müdürlüğünce vekâlet ücreti matrahının belirlenmesinde de yabancı paranın tahsil tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerekmektedir." demek suretiyle uygulamanın ne yönde olduğunu belirterek dairenin yerleşik içtihat ve uygulamalarının da bu şekilde olduğunu ortaya koymuştur.
Diğer yandan özellikle yabancı mahkeme kararlarında yabancı mahkemeler Türk Lirası üzerinden değil yabancı para üzerinden karar vermektedir. Bu kapsamda Harçlar Kanununun 4 ncü maddesi gereğince yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilâmların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilâmlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre 1 sayılı tarife gereğince harç alınacaktır. Dolayısıyla bir yabancı para alacağı Türk mahkemeleri tarafından hüküm altına alındığında temyize başvuru hâlinde karar ve ilâm harcının dava tarihindeki kur üzerinden alınması kabul edilirken hesaplanırken aynı para alacağının yabancı mahkeme tarafından hüküm altına alınması hâlinde bu kararın tenfizi için yargı yoluna başvurulduğunda ve verilen karar temyiz edildiğinde başvurma tarihlerindeki döviz kurunun esas alınması kamunun ciddi oranda alacağı harçtan mahrum kalmasına yol açacağı gibi aynı sonuçları doğuracak iki ayrı yargısal işlemin ayrı değerler üzerinden harca tabi olmaması da kanun önünde eşitlik ve hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır.
Bu açıklamalar bakiye karar ve ilâm harcının tahsili bakımından da geçerlidir. Hükmolunan yabancı para alacağını icraya koymak isteyen alacaklı veya bu karara karşı temyiz karar harcına başvurmak isteyen borçlu talep ettiği yargısal işlemin bir başka deyişle sunulacak yargısal hizmetin karşılığı olarak elde ettiği değer ölçüsünde nispi harca tabi işlemde bunun karşılığını ödemelidir. Bu ilke yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında açıkça vurgulanmıştır.
Dolayısıyla kanun yoluna başvuru bakımından yargılamanın uzun sürmesi ve serbest kur rejimi nedeniyle somut uyuşmazlıkta olduğu üzere 2023 yılı temyiz sınırı 238.730 TL’dir. Bölge adliye mahkemesi karar tarihi olan 19.10.2023 tarihi itibariyle TC MB’nin Euro efektif satış kuru 29.5857 335.201 TL olup 2023 yılı temyiz sınırının üzerinde olması nedeniyle temyiz incelemesinin yapılması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle kanunda dava tarihinin esas alınacağına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığına, yukarıda belirtildiği üzere Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve 36. maddesindeki hak arama özgürlüğü ilkesi göz önünde bulundurularak, kişilerin mahkemeye erişim ve üst yargı yollarına başvurma hakkından yoksun bırakılmaması bakımından, karar tarihindeki kurun esas alınması gerektiği gerekçesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
6. Hukuk Dairesi, 2024/1868 E., 2024/2012 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İİK’nın 32 nci maddesi gereğince ilâm icraya konulunca borçlu İİK’nın 36 ncı maddesi gereğince "İcranın Geri Bırakılmasını" isterse "Hükmolunan para" kavramından hareketle alınacak teminata ilişkin miktar belirlenirken yapılacak hesaplamada yabancı para alacağın
6. Hukuk Dairesi 2024/1868 E. , 2024/2012 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/229 E., 2024/276 K.
DAVA TARİHİ : 17.08.2020
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/347 E., 2021/554 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı şirket tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı şirket tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz isteminin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam miktar 29.500 Dolar karşılığı dava tarihi itibariyle 216.049,15 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava konusu uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanan yabancı para alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı, davalı ile aralarındaki sözleşme gereğince teknik şartnameye uygun trafo yapımından kaynaklı 29.500 USD alacağın faizi ile birlikte tahsili istemiyle dava açmış ilk derece mahkemesince davanın kabulü ile 29.500 USD’nin teslim tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İstinaf incelemesini yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun görülmemiş, sadece döviz alacağına 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının USD ile açılmış bir yıl vadeli mevauat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanması gerektiği döviz alacaklarında bu alacak oranının esas alınması gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemizin sayın çoğunluğu yabancı para cinsi ile talep edilen alacaklarda yargı harçları ile temyiz sınırı bakımından yabancı para alacağının dava tarihindeki TL karşılığının esas alınması gerektiği kaanati ile dava tarihindeki kur esas alındığında hükmedilen alacağın temyiz sınırı altında kaldığından, temyiz isteminin miktar yönünden reddi gerektiği görüşündedir.
Karşı oya ilişkin görüşlerimde yabancı para alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuatımızda yapılan düzenlemeler ve yabancı paranın tahsili bakımından özellik arz eden durumlar ile yargı harçları, mahkemece hükmedilecek vekalet ücreti ve özellikte somut olayda olduğu üzere temyiz sınırı bakımından yabancı para alacağına hükmedilmesi halinde dava tarihindeki kurun mu yoksa karar tarihindeki kurun mu esas alınacağı konusunda farklı görüşlerin bulunması nedeniyle açıklamalar tüm bu konuları kapsayacak şekilde yapılacaktır.
Bütün ülkelerde yargı sistemleri kendi ülke para birimlerini esas almak suretiyle tahsil ve icra yetkisini devletin egemenlik haklarının bir sonucu olarak görürler (Yabancı Para Borçlarının İfası, Prof. Dr. Serkan Ayan, dergipark.org.tr).
Ancak 818 sayılı Eski Borçlar Kanununun 83 ncü maddesinde olduğu gibi kısmi değişikliklerle 6098 sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 99 uncu maddesindeki I. "Ülke parası ile başlıklı olup "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası ödeme üst başlığı altında dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.
"Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." düzenlemesi ile genel kuralın para borcunun ülke parası ile ödenmesi olduğuna işaret ettikten sonra borcun ülke parası dışında başka bir para birimi ile belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği kabul edilmektedir.
Buna göre yabancı para borçlusunun ifada temerrüde düşmesi hâlinde alacaklının seçebileceği üç alternatif bulunmaktadır.
-Yabancı para borcunun aynen (yabancı para olarak) ödenmesi,
- Yabancı paranın vade/muacceliyet tarihindeki Türk Lirası karşılığının ödenmesi,
- Yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının ödenmesi istenebilecektir.
Bu seçim hakkı kullanıldıktan sonra bu haktan dönülmesi mümkün değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 23.01.2002 tarih 15-15/19).
Somut uyuşmazlıkta davacı, dava dilekçesinde para alacağını yabancı para cinsinden talep etmiştir.
Bu talep yabancı paranın aynen ödenmesi talebi niteliğindedir. Nitekim İlk Derece Mahkemesince 29.500 USD olarak yabancı para alacağına hükmedilmiş, istinaf incelemesi yapan Ankara Bölge Adliyel Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi de yabancı para alacağına talep edilen yasal faizin 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduata devlet bankalarınca uygulanacak en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle alacağın tahsil edileceğini belirterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Alacaklının aynen ödemeyi tercih etmesi hâlinde borçlunun borcunu yabancı para üzerinden ödemesi gerekir. Ancak İcra İflas Kanununun 58/3 ncü maddesi gereğince konusu yabancı para alacağı olan icra takiplerinde İcra İflas Kanunu'nun 58/3 ncü maddesi gereğince yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği gösterilmek zorundadır. Alacaklının yabancı para birimiyle ifayı talep etmesi hâlinde borçluya aynen veya fiili ödeme tarihi TL karşılığı ödeme biçimindeki sınırlı seçimlik yetkiyi de verir. Dolayısıyla yabancı para üzerinden icra takibi yapılması doğrudan doğruya yabancı paranın borçludan alınıp alacaklıya yabancı para olarak teslim edilmesi mümkün olmadığından, yabancı para alacağının aynen ödenmesini istemiş olan alacaklının fiili ödeme günü üzerinden TL karşılığını tahsilini talep etmesi gerekmektedir (Prof.Dr. Serkan Ayan -Yabancı Para Borçlarının İfası dergipark.org.tr sayfa 554).
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.04.1993 tarihli, 13-41/145 sayılı ilâmında "Davacı Mark’ın aynen ödenmesini istemekle, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemiş demektir." şeklinde bu konuya açıklık getirerek İcra İflas Kanunu hükümleri gözetildiğinde, yabancı paranın aynen ödenmesi talebinin, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemek anlamına geldiği kabul edilmiştir.
Alacaklının vade tarihi ya da dava tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına dönüştürmek suretiyle bir talebi olmadığından burada hüküm altına alınan hüküm tarihindeki yabancı para miktarıdır.
Yabancı para alacağının arz ettiği bu özellikler, özellikle taşınmazın aynına ilişkin davalarda yargılama sırasında Harçlar Kanunun 16 ncı maddesi gereğince gayrimenkulun değerinin tespiti sureti ile bu değer üzerinden harç alınmasına ilişkin hükümlerden ayrı olarak değerlendirilmek durumundadır. Zira yabancı para alacağı, 6098 TBK’nın 99 uncu maddesinin tanıdığı yasal olanak çerçevesinde fiili ödeme tarihindeki kurun bir başka deyişle değerin esas alınacağı bir para alacağıdır. Değeri yargılama sırasında tespit edilecek olan diğer uyuşmazlık türleri ile aynı mahiyette değildir.
Bu açıklamalardan sonra Harçlar Kanunu açısından yargı harçlarının genel özellikleri, ödenme zamanı, karar ve ilâm harcı ile icra tahsil harcının özellikleri de göz önünde bulundurulmak sureti ile bir değerlendirme yapılacaktır.
Bu kapsamda, kamu hizmetlerinden yararlanan özel ve tüzel kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yararlandıkların hizmetlerin maliyetine katlanmaları zorunluluğu olarak tanımlanmaktadır (B, Pınar Yargı Harçları, Ankara 2009, sayfa 1). Yapılan iş ve hizmet amme hizmetinden daha çok kişilerin kişisel menfaatine ilişkin olduğundan yararlanılan hizmetin karşılığı olarak harcın Hazinece tahsili gerekmektedir. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun gerekçesinde "harç" tanım olarak "fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığı yaptıkları ödeme olarak" belirtilmiş aynı tanım Anayasa Mahkemesi kararlarında da benimsenmiştir (Anayasa Mahkemesi 31.03.1987 gün, 1986/20 Esas, 1987/9 Karar, 14.02.1991 gün ve 1990/18 Esas, 1991/14 Karar, 28.09.1995 gün, 1995/24 Esas, -52 Karar).
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 73/3. maddesinde ise "vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" hükmünü içermektedir. Buna göre kamu kurum ve kuruluşları tarafından sunulan hizmetlerin karşılığı olarak alınan harç yasaya dayalı olarak alınmalı ve yükümlüsü de kanunun amacına uygun olarak bu hizmetten yararlanan kişiler olmalıdır. Bu zorunluluk Yargıtay İçtihadı Birleştirme YİBK'nın 07.12.1994 gün 1964/3 Esas,-5 Karar, ve Anayasa Mahkemesinin 31.03.1987 gün ve 1986/20 Esas-1987/9 Karar sayılı ilâmlarında da gerekçe kısmında belirtilmiştir.
Anayasanın harç alınmasındaki kanunilik ilkesi gereğince Harçlar Kanununun 1 nci maddesinde alınacak harçlar arasında yargı harçları da sayılmıştır. Yargı harcı devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete bu hizmetten yararlananların sağladığı katkıdır (YİBK 16.12.1983 gün ve 1983/5, 6 Karar). Yargı harçları başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilâm harcıdır. Karar ve ilâm harcı ise maktu veya nispi harç olmak üzere iki çeşit olup konusu para veya para ile değerlendirilebilen belirli bir değere ilişkin davalarda Harçlar Kanununun 1 sayılı tarifesi gereğince nispi harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun nispi harçlarda ödeme zamanı başlığını taşıyan 28 inci maddesinin birinci bendi nispi harçlarda ödeme zamanını düzenlemiş aynı maddenin a) bendinde ise karar ve ilâm harcının ödeme zamanı öngörülmüştür. Bu madde de aynen "karar ve ilâm harçlarının 1/4'ü peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren 2 ay içinde ödenir" hükmü yeralmaktadır.
Nitekim bölge adliye mahkemesince Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken istinaf karar harcının tespitinde dava tarihindeki döviz kuru esas alınmıştır. Bu yönüyle temyiz harcı bakımından da kamu düzenine ilişkin olmak üzere eksik harç söz konusudur. Karar tarihindeki kur esas alınarak alınması gereken harç 14.758,32 TL olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla bölge adliye mahkemesi karar tarihindeki kuru esas alınarak istinaf kanun yoluna başvuran taraftan alınan harcı mahsup edilerek bakiyeye harç yönünden 11.068.74 TL harcın davalıdan tahsiline karar vermiştir.
Bu konuda yabancı para alacağına ilişkin bir davada verilen hükmün kanun yolu kesinlik sınırı bakımından dava tarihindeki kura göre mi yoksa karar tarihindeki kura göre mi hesaplanması gerektiğine ilişkin olarak gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde tartışmalar mevcuttur. Doktrinde (Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez (Prof.Dr. Hakan Pekcanıtez Medeni Usul ve İcra İflas Hukukunda Yabancı Para Alacaklarının Tahsili, Genişletilmiş ve Yeniden Gözden Geçirilmiş 3. bası, Ankara 1998 sayfa 117). Yabancı para alacağının hüküm verildiği tarihte değerinin artması hâlinde, davanın açıldığı tarihteki kur üzerinden değil mahkemenin hüküm verdiği tarihte belirlediği ve harcı tamamladığı kur üzerinden hesaplanması gerektiği görüşünü dile getirilmiştir.
Yapılan içtihadı birleştirme başvurusu hakkında temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde Yargıtayın 11. Hukuk Dairesi ile Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin kesinlik sınırının yabancı para alacağında dava tarihindeki kur üzerinden belirlenmesi gerektiği görüşüne karşılık Yargıtayın 9, 12 ve Kapatılan 23. Hukuk Dairelerinin kesinlik sınırının yabancı para alacağının karar tarihindeki döviz kuru esas alınmak suretiyle belirleneceği görüşünde oldukları ancak kararlar arasındaki içtihat aykırılığı doğuracak uygulamanın sürekli olmadığı gerekçesiyle içtihatları birleştirme yoluna gidilmesine gerek olmadığına, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 09.12.2020 tarihli ve 338 sayılı karar ile karar verilmiştir. Bu konunun yargısal uygulamalarda farklı uygulamalara yol açan ve sıkça tartışılan bir konu olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.
Doktrinde Prof. Dr. Serkan Ayan (Prof.Dr. Serkan Ayan Yabancı Para Borçlarının İfası Dergipark.org.tr sayfa 553) alacaklının ya muacceliyet ya da fiili ödeme tarihini seçebileceği bu nedenle gerek 818 sayılı yasa gerekse 6098 sayılı Yasada olmayan bir biçimde icra takip ya da dava tarihindeki kur üzerinden çeviri yapılmasına yönelik yargı kararlarının yerinde olmadığı görüşü dile getirilmiştir.
Nitekim bilindiği üzere 32 nci maddesi gereğince ilâma dayalı para alacaklarının icraya konulabilmesi için kesinleşmiş olması gerekmez.
Bu konuda İcra İflas Kanunu'nun 32 nci maddesinde, (Değişik: 18/2/1965 - 538/16 md.) "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilâm icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 ncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir." hükmü yer almaktadır.
İcra İflas Kanununun 36 ncı maddesinde ise (Değişik: 2/3/2005 – 5311/5 md.) " İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir." hükmü yer almaktadır.
İİK’nın 32 nci maddesi gereğince ilâm icraya konulunca borçlu İİK’nın 36 ncı maddesi gereğince "İcranın Geri Bırakılmasını" isterse "Hükmolunan para" kavramından hareketle alınacak teminata ilişkin miktar belirlenirken yapılacak hesaplamada yabancı para alacağının dava tarihindeki kuru esas alınmamakta, icradan talep tarihindeki hükmolunan yabancı paranın Türk Lirası karşılığı esas alınmaktadır.
Yabancı para alacağına ilişkin ilâm icraya konulduğu takdirde ise Harçlar Kanunu Ek-1 sayılı Tarifenin B)İcra ve İflas Harçları başlıklı kısmın 1/3 üncü bendinde değeri belli olan icra takiplerinde tahsil harcının değer üzerinden alınacağı belirtildikten sonra a) bendinde icra emrinin tebliği üzerine hacizden evvel (Yüzde 4.35 ), b) bendinde hacizden sonra satıştan önce (Yüzde 9.10), c) bendinde satılıp paraya çevrilmesi suretiyle tahsil hâlinde (Yüzde 11.8) oranlarında olmak üzere alacağın tahsil zamanı esas alınarak bu tarihlerdeki değere göre harç alınması gerekmektedir.
Nitekim icra işlemlerinin yargısal denetimini yapan icra mahkemelerince verilen kararları denetleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2016 tarih 2015/27228 Esas, 2016/4363 Karar sayılı ilâmında "492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/b bendi uyarınca icra tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hâllerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç alacağı icranın yerine getirilmesiyle doğar. Alacaklılar takipte yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden tahsil talebinde bulunulduğundan tahsil harcına esas matrahın yabancı para alacağının fiili ödeme tarihideki kur karşılığı üzerinden hesaplanması gerekir. Yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 20 nci maddesi gereğince avukatlık ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihteki yürürlükte olan tarife esas alınır. Tarife hükümleri gereğince icra müdürlüğünce vekâlet ücreti matrahının belirlenmesinde de yabancı paranın tahsil tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerekmektedir." demek suretiyle uygulamanın ne yönde olduğunu belirterek dairenin yerleşik içtihat ve uygulamalarının da bu şekilde olduğunu ortaya koymuştur.
Diğer yandan özellikle yabancı mahkeme kararlarında yabancı mahkemeler Türk Lirası üzerinden değil yabancı para üzerinden karar vermektedir. Bu kapsamda Harçlar Kanununun 4 ncü maddesi gereğince yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilâmların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilâmlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre 1 sayılı tarife gereğince harç alınacaktır. Dolayısıyla bir yabancı para alacağı Türk mahkemeleri tarafından hüküm altına alındığında temyize başvuru hâlinde karar ve ilâm harcının dava tarihindeki kur üzerinden alınması kabul edilirken hesaplanırken aynı para alacağının yabancı mahkeme tarafından hüküm altına alınması hâlinde bu kararın tenfizi için yargı yoluna başvurulduğunda ve verilen karar temyiz edildiğinde başvurma tarihlerindeki döviz kurunun esas alınması kamunun ciddi oranda alacağı harçtan mahrum kalmasına yol açacağı gibi aynı sonuçları doğuracak iki ayrı yargısal işlemin ayrı değerler üzerinden harca tabi olmaması da kanun önünde eşitlik ve hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır.
Bu açıklamalar bakiye karar ve ilâm harcının tahsili bakımından da geçerlidir. Hükmolunan yabancı para alacağını icraya koymak isteyen alacaklı veya bu karara karşı temyiz karar harcına başvurmak isteyen borçlu talep ettiği yargısal işlemin bir başka deyişle sunulacak yargısal hizmetin karşılığı olarak elde ettiği değer ölçüsünde nispi harca tabi işlemde bunun karşılığını ödemelidir. Bu ilke yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında açıkça vurgulanmıştır.
Dolayısıyla kanun yoluna başvuru bakımından yargılamanın uzun sürmesi ve serbest kur rejimi nedeniyle somut uyuşmazlıkta olduğu üzere aleyhine TL cinsinden 2024 yılı itibariyle 378.290 TL tutarında aleyhine alacağa hükmedilen bir davalı veya bu tutarda bir talebi reddedilen karara karşı kanun yoluna başvurma hakkına sahipken yukarıda açıklandığı üzere İcra İflas Kanunun 32 ve 36. maddeleri gereğince ilama dayalı alacak istendiğinde karar tarihi itibariye 29.500 USD nin TL karşılığı TCMB efektif satış kuru olan 32,0443 kur üzerinden 957.068.50 TL karşılığı olan bir başka deyişle yaklaşık 3 katı tutarda lehine veya aleyhine bir alacakla karşılaşan taraf kanun yoluna başvuru olanağından yoksun bırakılmaktadır. Bu hususun Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine ve 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğüne aykırı olduğu hususu da dikkate alınmalıdır.
Açıklanan nedenlerle kanunda dava tarihinin esas alınacağına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığına, yukarıda belirtildiği üzere Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve 36. maddesindeki hak arama özgürlüğü ilkesi göz önünde bulundurularak, kişilerin mahkemeye erişim ve üst yargı yollarına başvurma hakkından yoksun bırakılmaması bakımından, karar tarihindeki kurun esas alınması gerektiği gerekçesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
8. Hukuk Dairesi, 2012/2691 E., 2012/2887 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İİK.nun 32. maddesi uyarınca;
8. Hukuk Dairesi 2012/2691 E. , 2012/2887 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Alacaklılar tarafından mahkemece, tefhim edilen kısa karara dayalı olarak ilamlı icra takibine geçildiği ve borçluya örnek 4-5 nolu icra emrinin tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. İİK.nun 32. maddesi uyarınca; “para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince, icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder.” HUMK.nun 392.maddesinde ise; “Karar tahrir ve imza olunduktan sonra suretleri bir hafta içinde başkatip tarafından iki taraftan her birine makbuz mukabilinde verilir ve bir nüshası da dosyasında hıfzolunur. Suretler asılları gibi imza olunmakla beraber bunlara Mahkemenin mühürü vazedilmek lazımdır. İki taraftan her birine verilen suretler ilamdır.” hükmü yer almaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK.nun 301.maddesi de aynı yönde düzenleme içermektedir. Somut olayda, takip dayanağı olan kısa karar HMK.nun 301. maddesinde belirtilen özellikte ilam niteliği taşımamaktadır. O halde ilam niteliğinde olmayan kısa karara dayalı olarak ilamlı icra takibi yapılamaz. Şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 17.04.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2006/4784 E., 2006/6231 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSelim İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Alacaklılar tarafından mahkemece tefhim edilen kısa karara dayalı olarak ilamlı icra takibine geçildiği ve borçluya örnek 5 nolu icra emrinin tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.İİK.nun 32. maddesi uyarınca;
12. Hukuk Dairesi 2006/4784 E. , 2006/6231 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Selim İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 10/11/2005
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklılar tarafından mahkemece tefhim edilen kısa karara dayalı olarak ilamlı icra takibine geçildiği ve borçluya örnek 5 nolu icra emrinin tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.İİK.nun 32. maddesi uyarınca; “para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder.” HUMK.nun 392.maddesinde ise; “Karar tahrir ve imza olunduktan sonra suretleri bir hafta içinde başkatip tarafından iki taraftan her birine makbuz mukabilinde verilir ve bir nüshası da dosyasında hıfzolunur. Suretler asılları gibi imza olunmakla beraber bunlara mahkemenin mühürü vazedilmek lazımdır. İki taraftan her birine verilen suretler ilamdır.”hükmü yer almaktadır.Somut olayda takip dayanağı HUMK.nun 381.maddesi uyarınca mahkemece tefhim edilen kısa karar olup,anılan kısa karar HUMK.nun 392.maddesinde belirtilen nitelikte ilam niteliğinde değildir.Bu nedenle ilam niteliğinde olmayan kısa karara dayalı olarak ilamlı icra takibi yapılamayacağından Mahkemece şikayetin kabul edilerek takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Alacaklı Berk, borçlu Pelin aleyhine yerel mahkemeden aldığı 500.000 TL tutarındaki para alacağına ilişkin eda hükmünü içeren ilamı icraya koymuştur. İcra müdürü, takip talebini ve ilamı aldıktan sonra prosedürü başlatmıştır.
Para alacaklarına dair ilamların icrasında "icra emri" süreci ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğrudur?
A) İcra müdürü, ilamın üzerinden 10 yıl geçmiş olsa dahi zamanaşımını resen gözeterek takip talebini reddetmelidir.
B) İcra emri, borçluya borcunu 7 gün içinde ödemesi veya bu süre zarfında icra mahkemesinden "icranın geri bırakılması" kararı getirmesi ihtarını içerir.
C) Borçlu Pelin, kendisine gönderilen icra emrine karşı 7 gün içinde icra dairesine itiraz ederek takibi durdurabilir.
D) İcra emri gönderilebilmesi için mutlaka mahkeme kararının kesinleşmiş olması bir ön şarttır.
E) İcra emrinde mal beyanında bulunulması ihtarı yer almaz; mal beyanı sadece ilamsız icraya özgü bir işlemdir.
Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.