2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 42

İcra ve İflas Kanunu 42. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 42 – Bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri icralar takip talebiyle başlar ve haciz yoliyle veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas suretiyle cereyan eder. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/8 md.) Yabancı devlet aleyhine ilamsız takip yoluna başvurulamaz. (Ek fıkra: 15/8/2017-KHK-694/8 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/8 md.) İdari yargının görev alanına giren konularda ilamsız takip yoluna başvurulamaz. İflasa tabi şahıslar hakkındaki takip:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2340 E., 2021/261 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
vamı maddelerinde; “Kiralar Hakkında Hususi Hükümler ve Kiralanan Taşınmazların Tahliyesi” başlığı altında özel düzenlemeler yapılmış ve para ve teminat alacakları için genel haciz yolu ile ilamsız icra takibini (ilamsız takip) düzenleyen (İİK m. 42-73) madde hükümlerinden farklı hükümler ihdas edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/2340 E.  ,  2021/261 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "temerrüt nedeniyle tahliye” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen istemin reddine ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Alacaklı İstemi: 4. Alacaklı vekili istem dilekçesinde; borçlunun ödemediği aylara ait kira bedelleri için İstanbul Anadolu 16. İcra Dairesinin 2014/15888 E. sayılı dosyasında başlattıkları tahliye talepli ilamsız icra takibinde 05.07.2014 tarihli 900,00TL, 05.08.2014 tarihli 900,00TL ile kira sözleşmesi içeriğine göre bakiye 1.456,00TL kira alacağını talep ettiklerini, örnek 13 nolu ödeme emrinin borçluya 29.08.2014 tarihinde tebliğ edildiğini, borçlunun takibe itiraz etmediğini, borçlunun müvekkilinin hesabına 29.08.2014 tarihinde 900,00TL ve 05.09.2014 tarihinde 900,00TL gönderdiğini, borçlunun bakiye kalan kira alacağını ödemediğini ve temerrüde düştüğünü ileri sürerek borçlunun kiralanandan tahliyesini talep etmiştir. Borçlu Cevabı: 5. Borçlu cevap dilekçesinde; tahliyeye ait kira bedellerini ödediğini beyan etmiş ve üç adet dekont sunarak istemin reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 19.02.2015 tarihli ve 2014/642 E., 2015/67 K. sayılı kararı ile; davacı (alacaklı) tarafından davalı (borçlu) aleyhine örnek 13 nolu ödeme emri tebliğ edilmek suretiyle icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin 29.08.2014 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun ibraz ettiği dekontlara ve dosyada mevcut hesap hareketine göre 29.08.2014 tarihinde 900,00TL ve 05.09.2014 tarihinde 900,00TL olmak üzere takibe konu edilen Temmuz ve Eylül ayı kiralarının ödeme emri tebliğinden itibaren 30 günlük süre içerisinde ödendiği, dolayısıyla kira borcunun ödenip takibe konu fer'i borcun kaldığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesince 05.10.2015 tarihli ve 2015/5638 E., 2015/7929 K. sayılı kararı ile; "...Dava, kesinleşen icra takibi nedeniyle tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davaya dayanak yapılan ve karara esas alınan 01.11.2010 başlangıç tarihli bir yıl süreli yazılı kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede aylık kira bedeli 700,00.-TL olarak belirlenmiş olup, ayın ilk 5. gününde ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı kiralayan tarafından, yazılı sözleşmeye dayanılarak 26.08.2014 tarihinde başlatılan icra takibinde aylık 900,00 TL’den ödenmeyen 2014 yılı Temmuz ve Ağustos ayları kira bedelleri ile 1.456,00 TL bakiye kira alacağı toplamı 3.256,00 TL'nin faizi ile tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı borçlu aleyhine ödenmeyen kira borçları nedeniyle İstanbul Anadolu 16. İcra Müdürlüğünde takip başlattıklarını, icra takibi ile 2014 Temmuz ayı kira bedeli 900 TL, 2014 Ağustos ayı kira bedeli 900 TL ve bakiye 1.456 TL kira alacağını talep ettiklerini, ödeme emrinin tebliğ edildiğini, davalının takibe itiraz etmediğini, davalının müvekkilinin hesabına 29.08.2014 tarihinde 900 TL, 05.09.2014 tarihinde 900 TL gönderdiğini, ancak bakiye kalan kira alacağını ödemeyerek temerrüde düştüğünü ileri sürerek, davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesi vermemekle birlikte, duruşmadaki beyanında; sadece Ocak-Şubat ayları kira borcu bulunduğunu, davacı Avukatından açıklayıcı bilgi alamadığı için yatırdığı dekontlara Eylül ve Ekim ayı yazdığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Dosyaya sunulan ve davacı tarafından da kabul edilen ödeme belgelerinin incelenmesinde de, 29.08.2014 tarihinde Temmuz ayı kirası açıklaması ile 900,00 TL, 05.09.2014 tarihinde Ağustos ayı kirası açıklaması ile 900,00 TL, 05.11.2014 tarihinde Eylül-Ekim ayı kirası açıklaması ile 1.800,00 TL ödendiği anlaşılmıştır. Mahkemece, 29.08.2014 tarihinde 900,00 TL ve 05.09.2014 tarihinde 900,00 TL olmak üzere takip talebine konu edilen Temmuz ve Eylül kiralarının 30 günlük süre içerisinde ödendiği, dolayısıyla yalnızca takip talebine konu feri borcun kaldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı dava dilekçesinde, davalının bakiye kalan kira alacağını ödemeyerek temerrüde düştüğünü ileri sürerek davalının tahliyesini istemesine rağmen, mahkemece takip talebi ile istenilen bakiye kira alacağının ödenip ödenmediği araştırılmamıştır. Bu nedenle mahkemece takibe ve davaya konu bakiye kira bedeli 1.456,00.-TL’sının 30 gün içerisinde ödenip ödenmediği üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/851 E., 2016/28 K. sayılı kararı ile; takip talebinde 2014 yılı Temmuz ayı kirası 900TL, 2014 yılı Ağustos ayı kirası 900TL şeklinde açıklama bulunduğu, ayrıca bakiye alacak adı altında 1.456TL talep edildiği, kira borcunun kapsamının itiraz edilmeyen takip talebi ile belirleneceği, kiraya verenin takip talebinde kiranın hangi aylara ait olduğunu açıklaması gerektiği, bu takipte kiraya veren tarafından açıklanan Temmuz ve Ağustos ayı kirası şeklinde belirtilen kiraların borçlu tarafından 30 günlük süre içinde ödendiği, kira borcu ödenmiş ise kira borcundan sayılmayan ferilerin ödenmediği gerekçesi ile tahliye istenemeyeceği, alacaklının takip talebinde afaki bir terimle bakiye kira alacağı ifadesi kullanarak kanunu dolanarak hangi aylara ait olduğunu belirtmeksizin bir miktar paraya kira alacağı vasfı kazandırmaya çalıştığı, dolayısıyla hangi aya ait olduğu açıklanmayan ve bakiye kira alacağı ifadesi kullanılan alacak kaleminin ödenmediğinden bahisle tahliye talep edilemeyeceği, takip talebine konu edilen Temmuz ve Eylül ayı kiralarının 30 günlük süre içerisinde ödendiği, 30 gün geçtikten sonra 05.11.2014 tarihinde bakiye alacağın da ödendiği dolayısıyla 30 günlük süre içinde yalnızca kiralayan tarafından takipte açıklaması yapılmadığı için kira borcu sayılamayacak olan feri borcun kaldığı ve buna dayanılarak tahliye talep edilemeyeceği gerekçeleri ile direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacaklı tarafından kira alacağının tahsili amacıyla tahliye talepli olarak başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlunun temerrüde düşüp düşmediğinin tespiti için takip talebine konu edilen “ekli kira sözleşmesi içeriğine göre bakiye kalan 1.456,00TL kira alacağı”nın ödeme emri tebliğinden itibaren 30 günlük süre içinde ödenip ödenmediğinin araştırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 269-269/d maddeleri arasında kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle ilamsız tahliye takibi düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu’na göre kiraya veren kira sözleşmesini fesih edebilmesi için öncelikle kiracıya fesih ihtarnamesi göndermesi gerekir. Kiraya veren ödenmemiş kiranın tahsili için yaptığı ilamsız takip talebinde, kiracıya (ödeme emri ile) 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 260 veya 288. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 315 veya 362) maddelerinde yazılı ihtarın da yapılmasını isteyebilir. Böylece kiracının kira borcunu ödemede geciktiği hâlde kiraya veren aynı takipte hem ödenmeyen kira bedellerini, hem de borçlunun temerrüt nedeniyle tahliyesini talep edebilir. 13. Alacaklının (kiraya verenin) ilamsız tahliye takip talebini alan icra dairesi, borçluya ihtarlı (örnek 13 nolu) ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrinde diğer kayıtlarla birlikte, borçlunun (kiracının) kural olarak yedi gün içinde ödeme emrine itiraz edebileceği, itiraz süresi içinde kira sözleşmesini ve varsa yazılı kira sözleşmesindeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse (inkâr etmezse) kira sözleşmesini kabul etmiş sayılacağı, kira borcunu ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren BK’nın 260 veya 288. (TBK m. 315 veya 362) maddelerinde belirtilen (on, otuz veya altmış gün) belli bir süre içinde ödemesi, itiraz süresi içinde (İİK m. 62'ye göre) ödeme emrine itiraz etmez ve ödeme süresi içinde borcu (kirayı) ödemez ise kiraya verenin (alacaklının) kesinleşen kira alacağı için haciz isteyebileceği (İİK m.78 vd) ve icra mahkemesinden (kiracının) kiralanan taşınmazdan tahliyesini isteyebileceği ihtar edilir. 14. Borçlu itiraz süresi içinde ödeme emrine itiraz etmez ise ilamsız tahliye takibi kesinleşir. Borçlu (kiracının) süresinde ödeme emrine itiraz etmemesi ile ilamsız tahliye takibi kesinleşirse de, alacaklı (kiraya veren) bunun üzerine hemen haciz ve tahliye isteyemez. Borçlu ödeme süresi içinde (on, otuz veya altmış gün) borcunu (kirayı) ödeyebilir. Borçlu ödeme emri tebliğinden itibaren ödeme süresi içinde kira borcunu öderse, ilamsız tahliye takibi son bulur, alacaklı haciz ve tahliye isteyemez. Borçlu kiracı, ödeme süresi içinde kira borcunu ödemiş ise, kira borcundan sayılmayan faiz, icra giderleri ve vekâlet ücretini aynı süre içinde ödememiş olması nedeniyle icra mahkemesinden borçlunun tahliyesi istenemez (Kuru, B: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 828-829). 15. İİK’nın 269/a maddesine göre, borçlu itiraz etmez ve kira borcunu da ödemezse alacaklı ödeme süresinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde icra mahkemesinden tahliye isteyebilir. Alacaklının icra mahkemesinden tahliye isteyebilmesi için ödeme süresinin sona ermesini beklemesi gerekir. Ödeme süresi dolmadan ve böylece borçlunun temerrüdü gerçekleşmeden, alacaklı (kiraya veren) icra mahkemesinden tahliye isteyemez; istese bile, icra mahkemesi borçlu kiracının tahliyesine karar veremez (Kuru, s. 831). 16. Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmediği için kira sözleşmesini kabul etmiş sayılır (İİK m. 269/2, c.2). Yani, borçlu kiracı icra mahkemesinde artık kira sözleşmesini inkâr edemez, etse bile, icra mahkemesi kira sözleşmesini hakkında bir inceleme yapamaz. Borçlu kiracı, süresi içinde ödeme emrine itiraz etmediği için, ödeme emri ile istenen kira borcunu da kabul etmiş sayılır. Bu nedenle, borçlu kiracı, icra mahkemesinde artık kira borcu miktarına itiraz edemez, etse bile, icra mahkemesi kira borcu miktarı hakkında bir inceleme yapamaz (Kuru, s. 832). 17. Alacaklının İİK’nın 269/a maddesine göre tahliye talebi üzerine icra mahkemesi ilk önce alacaklının ilâmsız tahliye takip talebinin kanuna uygun olup olmadığını inceler. Takip talebi kanuna uygun değilse, özellikle alacaklı takip talebinde tahliye istememişse, icra mahkemesi tahliye talebinin reddine karar verir. Bundan sonra, icra mahkemesi, borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinin kanuna uygun olup olmadığını inceler. Ödeme emri kanuna uygun değilse, özellikle ödeme emrinde ödeme (ihtar) süresi yanlış (noksan) gösterilmişse, ödeme emrinde ödeme (ihtar) süresi yazılı değilse veya ödeme emrinde tahliye ihtarı yok (tebliğ edilen ödeme emri 13 örnek nolu ödeme emri değil) ise, icra mahkemesi tahliye talebinin reddine karar verir. İcra mahkemesi, takip talebinin ve ödeme emrinin kanuna uygun olduğunu tespit ederse, bunun üzerine, borçlu kiracının süresi içinde ödeme emrine itiraz edip etmediğini araştırır. Buna göre, icra mahkemesi, borçlunun süresinde ödeme emrine itiraz etmediğini (veya itiraz etmemiş sayıldığını) tespit ederse, borçlunun ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu ödeyip ödemediğini inceler (Kuru, s. 833). 18. Süresi içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olan borçlu, ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu tamamen ödememiş ise alacaklı kiraya verenin talebi üzerine icra mahkemesi, borçlu kiracının tahliyesine karar verir. 19. İİK’nın 269/a maddesinin açık hükmüne göre ödeme emrine itiraz etmeyen borçlu icra mahkemesinde sadece ihtar süresi içinde ödeme yaptığını ileri sürebilir. Takibin kesinleşmesinden önce ödeme yaptığı iddiasını ileri süremez. 20. Borçlu kiracı, ödeme emrine süresi içinde itiraz ederek icra dairesine bildirmesi gereken itiraz sebebini, yani kira borcunu ödeme emrinin tebliğinden (veya takipten) önce ödemiş olduğunu, icra mahkemesinde ileri süremez ve icra mahkemesi böyle bir itirazı inceleyemez. Bu hâlde, icra mahkemesinin inceleme yetkisi, İİK’nın 269/a madde hükmünde açıkça belirtildiği gibi, borçlu kiracının ihtar (ödeme) süresi içinde kira borcunu ödeyip ödemediği konusu ile sınırlıdır. İcra mahkemesinin, süresi içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olan borçlunun ödeme emrinin tebliğinden önce kira borcunu ödeyip ödemediğini inceleme yetkisi yoktur. İcra mahkemesi, bu hususu ancak borçlu kiracının süresi içinde ödeme emrine itiraz ederek kira borcunu ödemiş olduğunu (icra dairesine) bildirmiş olması hâlinde ( İİK m. 269/c) inceleyebilir. Aksinin kabulü borçlu kiracının (kira borcu bakımından) ödeme emrine itiraz etmemiş olması ile itiraz etmiş olması arasında hiçbir fark bulunmadığına müncer olmaktadır ki, bu husus iki ihtimali ayrı ayrı düzenlemiş olan kanunun sistemine (İİK m. 269/a ve 269/c) aykırı düşer (Kuru, s. 835). 21. İİK’nın 269/d maddesi yollamasıyla uygulanması gereken 70. maddesi uyarınca temerrüt nedeniyle tahliye isteminin icra mahkemesince duruşma açılarak incelenmesi gerekir. İcra mahkemesince duruşma açılmasının zorunlu olması ilamsız tahliye takip talebinin kanuna uygun olup olmadığını, borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinin kanuna uygun olup olmadığını tahkik ederek takip talebinin ve ödeme emrinin kanuna uygun olduğu tespit edilirse bunun üzerine, borçlu kiracının süresi içinde ödeme emrine itiraz edip etmediğini araştırmak, buna göre borçlunun ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu ödeyip ödemediğini incelemek içindir. Duruşma açılmasının zorunlu olması, borçlunun ödeme emrine itiraz etmediği hâlde takibin kesinleşmesinden önce kira borcunu ödediği iddiasını ileri sürebileceği sonucunu doğurmaz. Bu hâlde temerrüt ihtarının haklı olup olmadığı icra mahkemesinde inceleme konusu yapılamaz. 22. Borçlunun ödeme emrine mani bir sebeple itiraz etmemesi hâlinde İİK’nın 269/d maddesinin yollamasıyla uygulanması gereken İİK’nın 65. maddesi uyarınca gecikmiş itiraz yolu açıktır. Bundan başka ödeme emrine itiraz etmeyen borçluya İİK’nın 269/d yollamasıyla uygulanması gereken İİK’nn 72. maddesi gereğince menfi tespit davası açma hakkı da tanınmıştır. 23. Diğer taraftan İİK’nın 269/d maddesi yollamasıyla uygulanması gereken İİK’nın 66. maddesi gereğince ödeme emrine itiraz edilmez veya itiraz süresinde değil ise ödeme (ihtar süresi) geçtikten sonra alacaklının talebi üzerine icra müdürü takip işlemlerine devam edebilir. Bu bağlamda bir yandan haciz işlemleri yapılması bir yandan da icra mahkemesince ödeme emri tebliğinden önce yapılan ödemelerin araştırılması durumu çelişkili bir hâl oluşturur. 24. Bu açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesinde; alacaklı tarafından 01.11.2010 başlangıç tarihli yazılı kira sözleşmesine dayalı kira alacağının tahsili amacıyla tahliye talepli olarak başlatılan ilamsız icra takibinde 05.07.2014 tarihli 900,00TL, 05.08.2014 tarihli 900,00TL ile ekli kira sözleşmesi içeriğine göre bakiye kalan 1.456,00TL kira alacağının ve borçlunun tahliyesinin talep edildiği, örnek 13 nolu ödeme emrinde borçluya 30 gün içerisinde kira borcunu ödemesi gerektiği, 7 günlük süre içinde itiraz edebileceği, borcu ödemez veya itiraz etmez ise tahliye edilebileceğinin ihtar edildiği, ödeme emrinin borçluya 29.08.2014 tarihinde tebliğ edildiği ve borçlunun ödeme emrine itiraz etmediği, alacaklı vekilinin 16.10.2014 tarihinde icra mahkemesine başvurarak borçlunun 29.08.2014 tarihinde 900,00TL ve 05.09.2014 tarihinde 900,00TL ödediğini, bakiye kalan kira alacağının ödemediğini ve borçlunun temerrüde düştüğünü ileri sürerek kiralanandan tahliyesini talep ettiği anlaşılmaktadır. 25. Bu durumda borçlu kiracı, süresi içinde ödeme emrine itiraz etmediği için, ödeme emri ile istenen kira borcu kesinleştiğinden, İİK’nın 269/a maddesine göre icra mahkemesince 30 günlük ihtar müddeti içinde takipte kesinleşen kira borcunun ödenip ödenmediği incelenmelidir. 26. O hâlde icra mahkemesince bakiye kira bedeli 1.456,00TL’nin 30 günlük ödeme (ihtar) süresi içinde ödenip ödenmediği üzerinde durularak temerrüdün gerçekleşip gerçeklemediğinin belirlenmesi gerekir. 27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, borçlu ödeme emrine itiraz etmese bile icra mahkemesinde ödeme emri tebliğinden önceki ödemeleri ileri sürebileceği, icra mahkemesinin ihtarın haklı olup olmadığını inceleyebileceği, bu nedenle ödeme emri tebliğinden önce kira borcunun ödenip ödenmediğinin araştırılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararının ilave gerekçeler ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 28. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 29. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.03.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY İlamsız icra kural olarak yalnız para (ve teminat) alacakları için mümkündür. Fakat icra ve İflas Kanununda istisnai olarak kira bedelinin ödenmemesi ve kira süresinin bitmesi nedenlerine dayalı olarak kiraya verenin doğrudan icra dairesine başvurarak kiralanan taşınmazın tahliyesini isteyebileceğini kabul etmiştir. Kiraya veren sadece kira alacağı için takip yapmak isterse genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi yapabilir. Ancak kiraya veren (alacaklı) kiranın ödenmesi ile birlikte tahliye de istiyor ise; taşınmazların ilamsız icra yolu ile tahliyesi için İİK 169 ve devamı maddelerine göre takip başlatmalıdır. Kira sözleşmesi ve sözleşmenin sona erme hâlleri Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Kira sözleşmesinde kiracının asli borcu kira bedelini ödemektir. Kiracı vadesi gelmiş kirayı vadesinde ödememesi durumunda; kiraya veren kiracıya kiranın ödenmesi için bir süre verir. Bu süre içinde ödenmez ise; kira sözleşmesini feshedeceğini kiracıya bildirebilir. Kiracının temerrüdü BK’nın 315 ve 362 maddelerinde düzenlenmiş olup kiracıya verilecek süre en az 10 gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında en az 30 gün, ürün kirasında ise en az 60 gündür. Kiracı bu süre içinde kirayı ödemez ise; kiracıya karşı sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açılabilir ve bu davada ödenmeyen kira da istenebilir. İcra ve İflas Kanunu onuncu bapta İİK 269. ve devamı maddelerinde; “Kiralar Hakkında Hususi Hükümler ve Kiralanan Taşınmazların Tahliyesi” başlığı altında özel düzenlemeler yapılmış ve para ve teminat alacakları için genel haciz yolu ile ilamsız icra takibini (ilamsız takip) düzenleyen (İİK m. 42-73) madde hükümlerinden farklı hükümler ihdas edilmiştir. İİK 269 ve 269/d maddelerinde kiraya verenin kira alacağı için yapacağı ilamsız icra takibi (genel haciz yolu ile ilamsız takip) ile açacağı tahliye davasını birleştiren ilamsız tahliye takibi yolu kabul edilmiştir. Bu takip yolunda kiraya veren kiracıya karşı ilamsız tahliye takibi yaparak kiranın ödenmesini ayrıca kiracıya ödeme emri ile birlikte EBK 260 veya 288 (TBK’nın m. 315 veya 362) maddelerinde yazılı ihtarın da yapılmasını talep eder. Böylece kiraya veren kira bedeli için genel haciz yolu ile takip ve tahliye talebini birleştirmiş olur. İcra müdürü takip talebini alınca kiracıya tahliye ihtarlı ödeme emri gönderir. Konut ve çatılı işyeri kirası söz konusu ise; ödeme emrinde 7 gün içinde itiraz edebileceği kira akdi ve sözleşmedeki imzayı kesin ve açık olarak reddetmediği takdirde akdi kabul etmiş sayılacağı, kira 30 gün içinde ödenmez ve 7 gün içinde itiraz edilmez ise alacaklının İcra Mahkemesinde tahliyeyi isteyebileceği ve kesinleşen kira alacağından dolayı haciz talep edebileceği ihtar olunur. İlamsız tahliye takibi, ilamsız icranın bir türü olmasına karşılık, takibin sonucunun tahliyeye yönelik olması nedeniyle genel haciz yolu ile takibe ilişkin hükümlerin bu takip yolunda yetersiz kaldığı için Kanun koyucu İİK’nın 269 ve devamı maddelerini düzenlemiştir. Anılan kanunun 269. ve devamı hükümleri ile alacaklıya Borçlar Kanunu’nda öngörülen sözleşmeyi fesih ihtarını, tahliye ihtarlı ödeme emri kılıfı altında borçluya gönderme imkânı vermektedir. Kiraya verene tanınan bu fesih hakkı bir iradî şarta, kiracının muaccel kirayı ödememe şartına bağlanmıştır. Kiracının temerrüde düşmesi ve ödeme süresi sonunda sözleşmenin sona ermesi için temerrüt ihtarının haklı olması gereklidir. Şayet ihtar haklı değil ise tahliye ihtarlı ödeme emrine itiraz etmeyen ve ödeme süresi içerisinde borcunu ödemeyen borçlu taşınmazdan tahliye edilemez. Borçlunun, tahliye ihtarlı ödeme emrine karşı süresinde itiraz etmemesi ve 30 günlük sürede borcu ödememesi sonrasında alacaklının İcra Mahkemesi’nde temerrüt nedeniyle tahliye talebi üzerine, borçlu, İcra Mahkemesi’nde takip öncesi borcun ödendiğini ileri sürebilir ve borcu ödediğine ilişkin İİK 260/c maddesinde yazılı ödeme belgelerini ibraz edebilir. Böylece temerrüt ihtarının haksızlığını ortaya koyabilir. Bu takip yolu, Borçlar Kanunu’nda düzenlenen temerrüt nedeniyle kira sözleşmesinin fesih ihbar yolu ile sona erdirilmesi sonucunda borçlunun taşınmazı geri verme borcunun icra yolu ile yerine getirilmesinden başka bir şey değildir. O hâlde icra takibi maddi hukukun gerçekleşmesine aracı olmaktadır. İİK’nın 269/a maddesi “borçlu itiraz etmez, ihtar müddeti içinde kira borcunu da ödemezse ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden 6 ay içinde alacaklının talebi üzerine İcra Mahkemesince tahliyeye karar verilir.” hükmünü düzenlemektedir. Kanunun lafzına bakıldığında (İİK’nın 269 ve 269/c) İcra Mahkemesi ödemenin 30 gün içinde (BK’nın 260) olup olmadığını göz önünde tutar. Ödeme emrinden önceki ödemelerin itiraz yolu ile ileri sürülmemesi hâlinde İcra Mahkemesinin bu ödemeleri dikkate almayacağı sonucu çıkarılabilir. Ancak bu sonuç alacaklar için yapılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi için geçerlidir. Bu takip yolunda ödeme emrine karşı itiraz ve ödeme olmaması durumunda takip kesinleşeceği için alacaklının takibe devam etme ve borçlunun mallarına haciz koyma hakkı doğar. Ancak Postacıoğlu’nun ifade ettiği gibi gerçekten para alacakları hakkında ilamsız icra rejiminin aynen burada geçerli sayılması gerekmemektedir. Tahliye ihtarlı ödeme emrine itiraz edilmediğinde, tahliye bakımından kendiliğinden icra gücü kazanmamakta, bunun için ayrıca icra mahkemesi kararına ihtiyaç bulunmaktadır. Tahliyenin borçlu için ifade ettiği ağır yaptırımın gelişigüzel uygulanmasına olanak bırakmamak için ödeme emrinin gerekli koşulları taşıyıp taşımadığının icra mahkemesince resen araştırılması, bu suretle ihtarın usulüne uygun biçimde gönderilmiş olup olmadığının İcra Mahkemesi’nin denetiminden geçmesi, duruşma yapacak olan İcra Hâkiminin ihtarın haklı olup olmadığını araştırması yerinde olacaktır. İhtarın haklı olup olmadığının araştırılması ve incelenmesi ise kiranın ihtardan önce, bu takip yönünden ise ödeme emrinin tebliğinden önce ödenip ödenmediğinin araştırılmasını zorunlu kılar. Sulh mahkemesinde temerrüt nedeniyle tahliye davası açıldığında da mahkeme temerrüt ihtarının haklılığını araştırmaktadır. Bu nedenle alacaklı, ilamsız tahliye takibini seçtiği takdirde borçlu yararına yerinde olarak sağlanan bu korumayı ödeme emrine 7 gün içinde itiraz etmesi koşuluna bağlamak doğru olmayacaktır. Çünkü, tahliyeyi öngören takiplerde ödeme emri itiraza uğramasa bile iş zorunlu olarak İcra Mahkemesi önüne gelmekte ve onun incelemesine sunulmaktadır. O zaman icra mahkemesini ihtarın haklılığını incelemekten alıkoymak gerçekten aşırı şekilcilik olacaktır. Postacıoğlu’na göre bu gibi düşünceler İcra ve İflas Kanunu biçimsel yapısına kesin serbest bir içtihatla İcra Mahkemesi’nin ihtarın haklılığını araştırma görev ve yetkisine sahip olmasını mümkün kılar (Postacıoğlu, İlhan, Altay, Sümer; İcra Hukuk Eserleri İstanbul 2010 s. 751, 752). Postacıoğlu, Yargıtay’ın bu yöndeki kararlarının çözüm tarzını değiştirmesini kendisine telkin ettiğini ifade etmiştir (12. HD 12.11.1979 T; 7917/8533; 12.01.1981 T; 8137/18; 12 HD 26.03.1981 T; 2013/3098 s. Kararları). Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1984 tarihli bir kararında; örnek 51 (şimdi örnek 13) ödeme emrini alan kiracının ödeme emrine itiraz etmediği takdirde kira parasının takip öncesi veya 30 gününü ödeme süresi içinde ödediğini, bu nedenle temerrüde düşmediğini icra mahkemesi önünde ileri sürebileceği görüşü savunulmuştur. Ayrıca söz konusu kararda, takibin ihmal veya başka nedenle itiraz edilmeksizin kesinleşmiş bulunmasının, borçlunun takibin kesinleşmesinden önceki zamanda ödeme yaptığını bildirerek mütemerrit bulunmadığının tevsikine ve ispatına yasal engel olmayacağı açıklanmıştır. Aynı kararda, özetle; şu görüşlere yer verilmiştir: İtirazın bulunmaması sadece kira sözleşmesinin varlığının ve talepnamede yazılı kira parasının tartışmasız hâle gelmesinden başka sonuç doğurmaz. İİK 269/c maddesi hükmü takibin kesinleşmesini yeterli görmeyerek bu konuda İcra Mahkemesinden tahliye kararı alınmasını öngörmektedir. İcra Mahkemesinin görevini işlemlerini onaylamak ve kiranın 30 gün içinde ödenmediğini tespitten ibaret saymak yasaya uygun bir görüş olamaz. İİK m. 269/b. 4 fıkrada ihtarlı ödeme emrinin BK’nın 260 ve 288 maddelerinde yazılı ihtar yerinde geçeceği yazılıdır ve mutlaka haklı olmalıdır. Aynı yönde HGK’nın 08.05.1971 t. 1974/3 – 192 E. 411 K; HGK 07.11.1980 tarih 1979/12-224 E., 1980/233 K.) sayılı kararları da örnek gösterilebilir. (HGK 15.02.1984 t. 12-753 /103; (İBD 1984/4-6, s. 288-295; Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk El Kitabı s. 855). Uyar “kiracının kira parasını takip öncesinde ödediği halde ödeme emrine karşı borca itirazda bulunmaması üzerine, alacaklının İİK’nın 269/a maddesine göre kira borcu ödenmediği gerekçesiyle İcra Mahkemesi’nden tahliye isteminde bulunması hakkın kötüye kullanılması sayılmalı (MK m. 2) ve korunmamalıdır. Tahliyeye karar verecek olan İcra Mahkemesi borçlunun gerçekten maddi hukuk bakımından direngen (mütemerrit) olup olmadığını araştırmak durumundadır. Bu nedenle Yüksek Mahkeme’nin görüşünü pratik gereksinmelere uygun ve adil buluyoruz” görüşünü dile getirmiştir (Uyar, Talih, İcra ve İflas Kanunu şerhi 3.C Ankara 2014 s. 4164). Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin de yerleşik içtihatları bu yöndedir. 12. Hukuk Dairesinden sonra İcra Mahkemelerinin tahliye kararlarını inceleyen Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de, İcra Dairesinde itiraz edilmese bile, ödeme belgesinin borcu sona erdiren belge olması nedeniyle temyiz aşamasında dahi ileri sürülebileceğini kararlarında benimsemişdir. (6 HD 28.01.2008 T. 13761/526; 28.01.2015 t. 220/856 İş sayılı kararları). Aynı şekilde 6. Hukuk Dairesinin kapatılmasından sonra bu işe bakan 8. Hukuk Dairesi de aynı yönde kararlar vermiştir (8. HD 02.05.2019 T. 244/4524; 10.01.2019 T. 15243/513 sayılı kararları ). Biz de Yargıtay’ın süreklilik arz eden bu kararlarına katılıyoruz. Ödeme emrine itiraz etmeyen borçluya kira borcunu takip öncesi ödediğini İcra Mahkemesinde ileri sürmesine imkan tanımamak ve menfi tespit davası açmaya zorlamak İcra Hukuku ve Maddi Hukuku ilkelerine ters düşmektedir. Ödeme emrine itiraz ile takip para alacağı yönünden de durmuş olur. İtiraz edilmez ise para alacağı yönünden takibe devam etmekte bir engel kalmaz. Kaldı ki; bu görüş sadece ödeme itirazı ile ilgili olup İİK’nın 269/c maddesinde yazılı diğer itirazlar yapılmadan İcra Mahkemesi’nde incelenmesi mümkün değildir. İcra mahkemesi İİK’nın 269 d maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK 70. maddesine göre duruşma açarak tarafları duruşmaya davet etmek zorundadır. İcra mahkemesinin icra dosyasını inceleyerek süresinde itiraz ve ödeme olmadığını tespit edip tahliye kararı vermesi söz konusu değildir. Ödeme emrinin BK’nın 260 ve 288 maddeleri uyarınca sözleşmenin feshi ve tahliye sonucunu doğurabilmesi için kanuna uygun düzenlenip düzenlenmediğini bu çerçevede takip konusu borcun kira borcu olup olmadığını, takip talebinde tahliye ihtarının zorunlu takip arkadaşlığının varlığı vs gibi durumları kendiliğinden incelemek durumundadır. Borçlu, icra dairesinde itiraz etmediği için kira sözleşmesini kabul etmiş sayıldığından (İİK’nun 269/2) icra mahkemesi kira sözleşmesi hakkında inceleme yapamaz. İtiraz edilmediğinde borçlu kira borcunu da kabul etmiş sayıldığından, icra mahkemesinde kira borç miktarına da itiraz edemez, etse bile icra mahkemesi kira borcu miktarı hakkında inceleme yapamaz. Ancak süresinde ödeme emrine itiraz etmemiş ve ödeme süresi içinde kira borcunu ödememiş olan kiracı, icra mahkemesinde kira borcunu ödeme emrinin tebliğinden (veya takipten) önce ödemiş olduğunu ileri sürebilir ve İcra mahkemesi bu hususu inceleyebilir. Borçlu ödemeyi İİK 269/c maddesinde yazılı belgelerle ispat ederse icra mahkemesi tahliye istemini reddeder. Ödeme itirazının icra dairesinde yapılıp yapılmamasının tahliye açısından gerekli olan temerrüdün gerçekleşmesinde bu yönden hiçbir önemi yoktur. Zira önemli olan temerrüt

Diğer kararlar (2)

23. Hukuk Dairesi, 2016/1694 E., 2018/5637 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Borçluya ait mahcuz satış bedelinin bütün alacaklıların alacağını karşılamaması halinde düzenlenecek sıra cetveline itiraz, alacağın esas ve miktarına ya da bununla birlikte sıraya yönelikse dava yoluyla genel mahkemede (İİK’nın madde 42/1), itiraz sadece sıraya yönelikse şikayet yoluyla icra mahkemesinde (İİK’nın madde 142/son) ileri sürülmelidir.
23. Hukuk Dairesi         2016/1694 E.  ,  2018/5637 K. "İçtihat Metni" .MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili; İzmir 17. İcra Müdürlüğünün 2014/2101 sayılı dosyasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe konu 10 RS 820 plaka sayılı araç üzerindeki rehin hakkının, rehin alacaklısı ... A.Ş. tarafından davacı şirketle birleşen...Varlık Yönetim A.Ş''ye ... 11. Noterliğince tanzim edilen temlik sözleşmesi ile temlik edildiğini, ... 17. İcra Müdürlüğünün 2014/2101 sayılı dosyasında sıra cetveli düzenlendiği, müvekkiline 09.02.2015 tarihinde tebliğ edildiğini, borçlunun davacı şirkete ayrıca ... 1. İcra Müdürlüğünün 2014/2606 sayılı dosyası üzerinden 119.542,38. TL daha kesinleşmiş borcu bulunduğunu, rehin senedinde rehin borçlusunun 40.000,00. TL'ye kadar doğmuş veya doğacak borçlarını kapsar şekilde rehin tesis edildiğini, müvekkil şirket ... 1. İcra Müdürlüğünün 2014/2606 sayılı dosyası üzerinden de aynı borçludan alacaklı konumunda olduğundan bakiye paranın da taraflarına ödenmesi gerektiğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili sıra cetvelinin hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia savunma ve dosya kapsamında, ... 1. İcra Müdürlüğünün 2014/2606 sayılı dosyasında haciz konulduğu, ancak süresinde satış istenmediğinden dosyanın işlemden kaldırıldığı, davacı tarafından dosya yenilenmiş ise de haczin yenilenmediği, araç üzerine yeniden bir haciz konulmadığı, davacının araç üzerine yeniden haciz koydurmaksızın artan paranın sırf rehin senedine dayalı olarak kendilerine ödenmesi yönündeki taleplerinin dinlenilmesine imkân bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, sıra cetvelinde itiraza ilişkindir. Borçluya ait mahcuz satış bedelinin bütün alacaklıların alacağını karşılamaması halinde düzenlenecek sıra cetveline itiraz, alacağın esas ve miktarına ya da bununla birlikte sıraya yönelikse dava yoluyla genel mahkemede (İİK’nın madde 42/1), itiraz sadece sıraya yönelikse şikayet yoluyla icra mahkemesinde (İİK’nın madde 142/son) ileri sürülmelidir. Haciz yoluyla takiplerde sıra cetveli, alacağın İİK'nın 138. maddesi uyarınca satış tarihindeki ulaştığı miktar dikkate alınarak düzenlenir. Diğer bir anlatımla, haciz konulan bir malın satış tutarı, haciz tarihindeki alacak ile satış tarihine kadar hesaplanacak fer'ileriyle takip masraflarını tazmin eder. Davacının, bedeli paylaşıma konu araç üzerindeki rehin kapsamına, şikayetçinin ... 1. İcra Müdürlüğünün 2014/2606 Esas sayılı icra dosyasının da dahil olduğu, bu nedenle sıra cetvelinin iptaline yönelik istemi, alacağın doğumuna ve esasına yönelik olmayıp rehnin kapsamına yöneliktir. Bu tür bir iddianın çözüm yeri genel mahkeme değil İcra Hukuk Mahkemesidir. Bu durumda, mahkemece, görevsizlik nedeniyle davanın HMK.nın 114/C ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek bir karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma nedenine göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün re'sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 04.12.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 42 ]
Hukuk Genel Kurulu 2000/12-49 E., 2000/94 K. Hukuk Genel Kurulu 2000/12-49 E., 2000/94 K. - İHTİYATİ HACZİN İCRA TAKİBİ SAYILAMAYACAĞI - KONKORDATO MÜHLETİ - ŞİKAYET- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 58 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 257 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 264 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 289 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 35 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 42 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 101 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 662 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "şikayet" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Adana ikinci icra Hakimliği)nce davanın kabulüne dair verilen 23/02/1999 gün ve 1999/379 E- 291 K. sayılı kararın incelenmesi davalı banka vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dairesinin 14/04/1999 gün ve 1999/3779-4743 sayılı ilamı ile; (...İhtiyati haciz kararı İİK.nun 289. maddesinde rehinli alacaklar müstesna olmak üzere mühlet içinde hiçbir takip yapılamaz ise de, ihtiyati haciz kararı tedbir niteliğinde olduğundan ve takip muamelesi sayılamayacağından mühlet, ihtiyati hacze karar verilmesine ve uygulanmasına engel sayılamayacağından şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir..... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz eden: Davalı banka vekili HGK KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: İİK.nun 289. maddesinde "rehinli alacaklar müstesna olmak üzere, mühlet içinde borçlu aleyhine hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur..." hükmü getirilmiştir. Anılan maddede, konkordato mühleti içerisinde yasaklanan husus icra takibidir, icra takibinin niteliği ve ne zaman başlamış sayılacağı ilamlı icra hakkında icra iflas Kanununun 35. maddesinde, ilamsız icra hakkında aynı Kanunun 42. maddesinde gösterilmiştir. Ayrıca İİK.nun 58. maddesinde de takip talebinin nasıl yapılacağı genel olarak belirtilmiştir. İhtiyati haciz ise; İİK.nun 257. ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenmiş "rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmemiş alacaklar ile muayyen ikametgahı bulunmayan, mal kaçıran borçlular için vadesi gelmemiş alacakları temin bakımından" borçlunun mallarının ve haklarının üzerine konulan tedbir niteliğinde bir işlemdir. İİK.nun 264. maddesinde "ihtiyati haczi yaptıran alacaklının 7 gün içerisinde takip talebinde bulunması veya dava açması zorunluluğunu içeren" hükümden de anlaşılacağı üzere ihtiyati haciz ite icra takibi ayrı hukuki düzenlemeler olup ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurur. Bu nedenlerle, ihtiyati haciz icra takip işlemi olmayıp yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan ve HUMK.nun 101. ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri daha etkili bir tedbir işlemi olduğundan İİK.nun 289. maddesinde öngörülen takip yasağından sayılamaz. İhtiyati haczin TTK.nun 662. maddesinde zamanaşımını kesen sebepler arasında belirtilen takip talebi niteliğinin bulunmadığı, bu işlemlerin ayrı hukuki sonuçlar doğuracağı, dolaydı ile zamanaşımını kesmeyeceği, Hukuk Genel Kurulunun 22/06/1966 T.E.İc. 805, K:475 sayılı kararında kabul edilmiş olup uygulama da bu doğrultudadır. Sözü edilen Hukuk Genel Kurulu kararı ve zamanaşımı hususundaki uygulama da ihtiyati haczin icra takip işlemi olmadığı hususundaki görüşün doğruluğunu kanıtlamaktadır. Öte yandan, somut olayda, ihtiyati haciz kararı mahkemece kaldırılmamış olup, borçlunun konkordato İsteminden vazgeçmesi sebebi ile Adana Onikinci Tetkik Merciinin 05/05/1999 tarih, 1999/2338-2312 sayılı kararı ile konkordato mühleti kaldırıldığından ihtiyati haciz uygulamasının borçlunun konkordato projesini sonuçsuz bırakacağından söz edilemez. Aksinin kabulü ile ihtiyaten haczedilen malların borçluya iadesi halinde ihtiyati haciz hakkı mahkeme kararı ile belirtilen alacaklının zararının oluşacağı da açıktır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. Sonuç: davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), İstek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 16/02/2000 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Davalı alacaklı, Adana Üçüncü icra Müdürlüğü'nün 1997/692 sayılı takip dosyasından ihtiyati haciz Uygulamış, davacı borçlu da iki aylık konkordato mühleti verildiğini, bu sürede rehinli alacaklar müstesna olmak üzere hiçbir takip işlemi yapılamayacağını ileri sürerek ihtiyati haczi uygulayan memur muamelesinin iptalini istemiştir. Mercii Hakimliğince ihtiyati haczin alacaklıya cebri icra yoluyla alacağını tahsil imkanı sağlayan tipik bir takip muamelesi (başlangıcı) olduğu, Hukuk Genel Kurulu'nun 19/04/1967 tarih ve 1446/218 sayılı kararının da bu yönde bulunduğu, konkordato mühleti içinde ihtiyati haciz kararının uygulanamayacağı gerekçesiyle şikayetin kabulüne, haczedilen menkul malların borçluya teslimine karar verilmiş, karar alacaklının temyizi üzerine Özel Dairece "ihtiyati haciz kararı tedbir niteliğinde olduğundan ve takip muamelesi olarak kabul edilemeyeceğinden konkordato mühleti, ihtiyati hacze karar verilmesine ve uygulanmasına engel sayılamayacağından şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün isabetsiz" olduğu gerekçesiyle bozulmuş, mercii hakimliğince önceki kararda direnilmiştir. Yerel mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, ihtiyati haciz kararının icra takip muamelesi olup olmadığı ve buna bağlı olarak konkordato mühleti içerisinde Uygulanmasına olanak bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. icra ve iflas Kanunumuzun 51/2 ve 289/1. maddelerinde, konkordato mühleti içerisinde borçluya karşı istisnalar dışında takip yapılamayacağı Öngörülmüştür. Konkordato mühleti içerisinde ihtiyati haciz uygulanıp uygulanamayacağına dair icra ve İflas Kanunumuzda bir hüküm bulunmamaktadır. Konkordato mühleti içerisinde ihtiyati haczin uygulanmasını mümkün kılan İsviçre İcra ve iflas Kanununun 56. maddesi icra ve iflas Kanunumuzun 51, maddesine alınmadığından öğretide konu ile ilgili değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre, ihtiyati haciz bir icra takip işlemi niteliğini taşımaz, bu nedenle konkordato mühleti içerisinde borçlu aleyhine ihtiyati haciz kararı alınması mümkündür (Ansay, Sabri Şakir. Hukuk icra ve İflas Usulleri 5.B. Ankara 1960, s. 344; Arar, Kemal; icra ve iflas Hükümleri C.2 Ankara 1945, s. 271; Belgesay, Mustafa Reşit: İcra ve iflas Kanunu Şerhi 2. Cilt, İflas Yoluyla Takip, 4. B. İstanbul 1955, s. 500). Diğer görüşe göre ise, ihtiyati haciz bir takip işlemidir, bu nedenle, konkordato mühleti içerisinde borçlu aleyhine ihtiyati haciz kararı alınamayacağı gibi, mühletten önce alınmış olan ihtiyati haciz kararı da icra edilemez (Kuru Baki: İcra ve İflas Hukuku C.4. İstanbul 1997, s. 3640; Postacıoğlu, ilhan: Konkordato Ankara 1965, s. 55/57; Berkin, Necmeddin İflas Hukuku İstanbul 1972. s. 539; Gürdoğan, Burhan: İflas Hukuku Dersleri, Ankara 1966, s. 174; Buruloğlu, Enver/Reyna Yuda: Konkordato Hukuku ve Tatbikatı İstanbul 1968, s. 122; Altay, Sümer; Konkordato Hukuku İstanbul 1993, s. 190; Tanrıver, Süha; Konkordato Komiseri, Ankara 1993, s. 69: Ulukapı, Ömer: Konkordatonun Feshi, Konya 1998, s. 99-100; Özekes, Muhammed; İcra ve iflas Hukukunda ihtiyatı Haciz, Ankara 1999, s. 257-259). Yargıtay bazı kararlarında konkordato mühleti içinde borçlu aleyhine ihtiyati haciz kararı verilemeyeceğini, verilmiş olan ihtiyati haciz kararının mühlet içinde icra edilemeyeceğini benimsemiş (Hukuk Genel Kurulu 19/04/1967, 1446/218; (İD 17/03/1965, 2325/2579), bazı kararlarında ise, ihtiyati haczin takip istemi olmayıp bir tür tedbir niteliğinde olduğunu, bu nedenle konkordato mühleti içerisinde ihtiyati haczin uygulanmasına yasal bir engel olmadığını kabul etmiştir (12. HD, 29/01/1986, 85-7051/932; 12. HD. 09/12/1994, 15013/15607; 12. HD. 21/02/1994, 2104/2343; İİD, 22/10/1964, 11252/11754). Konkordato mühleti içerisinde ihtiyati haczin uygulanıp uygulanamayacağı hususunda Kanunumuzda bir hüküm bulunmadığından uyuşmazlığın, ihtiyati haciz ve konkordato ile ilgili düzenlemeler ve bu kurumların amaçları gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Konkordato borçlunun ve alacaklıların menfaatlerini koruma amacı güden bir kurumdur. Konkordato mühleti ile dürüst bir borçluya, alacaklıları ile konkordato yapabilmesi ve mahkemeden tasdik ettirebilmesi için imkan tanımak amaçlanmış, bu düzenleme yapılırken borçluyu mallarının başında bırakma prensibinden hareket edilmiştir. Zira borçlu malvarlığı ile ticari faaliyetini sürdürerek alacaklılara iflas yolunda daha avantajlı bir ortam sağlayarak konkordato projesine göre alacaklılara ödeme yapacaktır. Şayet bu malvarlığının konkordato mühleti içerisinde ihtiyaten haczini ve muhafaza altına alınmasının mümkün olduğu kabul edilirse, borçlu ticari faaliyetini sürdürmeyeceğinden korkordato teklifi amacına ulaşmayacaktır. Bu sonuç ise kanun koyucunun konkordatoya ilişkin hükümleri sevk etmesindeki amacına aykırı düşecektir. Çoğunluk görüşü olarak, alacaklılar zararına hareket eden borçluyu korumanın doğru olmadığı, bu nedenle ihtiyati haczin bir tedbir olarak uygulaması gerektiği hususuna değinilmiştir. Hukuk, sadece borçluyu veya alacaklıyı korumaz. Bir hukuki kurumla ilgili yorum yapılırken alacaklının veya borçlunun menfaati değil, o hukuki kurumun işler hale getirilmesini sağlayan yorum kabul edilmelidir. Esasen, konkordato mühleti içerisinde borçlu tamamen denetimsiz bırakılmamıştır. Öncelikle İİK.nun 290. maddesi ile sınırlamalar getirilmiştir. Hükme göre "borçlu, komiserin nezareti altında işlerine devam edebilir. Fakat borçlu, mühletin ilanından itibaren, rehin ve ipotek tesis edemez, gayrimenkul satamaz, kefil olamaz ve ivazsız tasarruflarda bulunamaz. Aksi takdirde yapılan akitler hükümsüzdür. Borçlu bu hükme veya komiserin ihtarına aykırı veya hüsnüniyetinden şüpheyi haklı gösterir bir harekette bulunursa tetkik mercii komiserin raporu üzerine mühleti kaldırabilir". Görüldüğü gibi konkordato komiseri borçlunun malvarlığını denetleyecek, borçlunun malvarlığının muhafazası için alınması gereken önlemleri alacak borçlunun aktif ve pasifinin defterini tutacaktır. Konkordato komiseri borçlunun kanuna aykırı ve dürüst olmayan hareketleri olursa, konkordatonun kaldırılmasını isteyecektir. Konkordato mühletinin kaldırılması halinde her alacaklı iflasa tabi borçlunun iflasını talebedecektir. Ayrıca borçlu mühletin kaldırılması kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde takibe uğradığı takdirde tetkik merciine sunduğu bilançoda yazılı mal ve kıymetleri göstermek zorundadır (İİK. m. 285/3). Mühletin kaldırılması ile tasdik edilmemesinin sonuçları aynı olduğundan tetkik mercii mühleti kaldırırken, teminat aramadan borçlunun haczi kabul mallarının İİK.nun 301/2. maddesi uyarınca ihtiyaten haczine karar verecektir. Konkordato talebinin kabulü halinde teminat isteyen alacaklılara teminat gösterilmesi konkordatonun tasdiki için şart olduğundan, gösterilecek teminatla konkordatoyu teminatsız kabul etmeyen alacaklı yönünden güvence sağlanmış olacağından alacaklı zarar görmeyecektir. Konkordato talebinin kabulü veya reddi halinde mevcut düzenlemeyle ihtiyati hacizle sağlanmak istenen sonuç büyük oranda elde edilmiş olmaktadır. Diğer taraftan borçluya konkordato mühleti verilmesi için gerekli koşullardan biri ve önde gelen dürüstlüktür. Bu nedenle konkordato mühletinin, iyi niyetli ve borcuna sadık borçluya verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. İcra tetkik mercii borçlunun dürüst olduğunu kabul ederse diğer koşulların da bulunması halinde borçluya konkordato mühleti verebilecektir. Tetkik Mercii'nin dürüst kabul edip mühlet verdiği borçluyu alacaklının ihtiyati haciz talebi üzerine başka bir mahkemenin dürüst kabul etmemesinin hukuki istikrarı zedeleyebileceği düşünülmelidir. Yukarıda açıkladığımız nedenlerle Tetkik Mercii'nin direnme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksine oluşan kararına katılamıyoruz. KARŞI OY YAZISI Yerel icra tetkik mercii ile Yüksek Onikinci Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlık konkordato mühleti içerisinde ihtiyati haciz (İİK. 257) kararı uygulanabilip uygulanamayacağına ilişkindir. Konkordato müessesi İİK.nun 285, 309. maddelerinde düzenlenmiştir. Konkordato ile ilgili yasa hükümleri dürüst borçlular için konulmuş olup, bu babdaki hükümlerle alacaklı ve borçlunun menfaatleri dengelenmiştir. Yasa hükümlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere borçlu konkordato talebinde bulunurken konkordato projesini dilekçesine eklemesi aktif ve pasifini açık cetvel halinde bildirmesi (Tüccar ise ticari defterlerinin vaziyetini), alacaklarının ve mallarının borçlarının en az %50'sini karşılaması gerekir. Hakim, gerekli şartların oluştuğunu görünce konkordato mehil verecektir. Mehil, tirajı en yüksek gazetelerden birinde ilan edilir, ilan tarihinden itibaren alacaklıların 7 gün içinde itiraz hakları vardır, ilan, icra dairesine, tapu dairesine, ticaret sicili memurluğuna bildirilir, ilan tarihinden itibaren rehinli alacaklar müstesna olmak üzere mühlet içinde hiçbir takip yapılamaz, evvelce başlamış takipler durur... (İİK. 289). Borçlunun komiserin (Konkordato Komiseri) nezareti altında işlerine devam edebilir. Rehin ve ipotek tesis edemez. Gayrimenkul satamaz, kefil olamaz, ivazsız tasarruflarda bulunamaz... (İİK. 290), ilandan alacaklılar haberdar edilir. (İİK. 292) konkordato tasdik edilmez veya mehil kaldırılırsa teminat aranmaksızın borçlunun bütün kabili haciz mallarının ihtiyaten haczine mahkemece karar verileceği de İİK. 301. madde de hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan İİK.nun 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz kararının verilme gerekçesi ise borçlunun muayyen ikametgahı olmaması, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendi kaçmağa hazırlanır yahut kaçarsa sebepleri gösterilmiştir. Konkordato menlinin verilmesinden kaldırılmasına kadar geçecek sürede ise borçlunun ikametgahı belli kaçması söz konusu değil tasarruflar ise bu devrede kaldırılmış, konkordato komiserinin nezareti altında işine devam etmektedir. Takipler durmuştur. Konkordato menlinden tapu icra dairesi ticaret sicili memurluğu haberdardır. Yasa hükümlerine aykırı hareketi söz konusu değildir. Olduğu takdirde verilen konkordato mehli kaldırılacaktır. Bu mehil süresi içinde ihtiyatı haciz kararının verilmesi için aranan şartlarda yoktur. Yukarıda açıklanan duruma göre İİK. 289. maddesindeki takipler durur, hiçbir takip yapılamaz (maddede sayılan istisnalar hariç). Hükmü ihtiyati haciz işlemini de kapsar, aksinin kabulü halinde alacaklılar konkordato mehil süresi içinde de ihtiyati haciz kararı alıp icrada uygulatarak 10 gün içinde dava açarak ileride konkordatonun Ticaret Mahkemesinde tasdik edilmemesi durumunda iflasta ön sıralarda yer almak isteyecekler ve bu hal ise konkordato müessesesinin amacının yok olmasına, yasa hükümlerinin fiilen ilgasına ve dürüst borçluların iflastan kurtulma imkanlarının da ortadan kaldırılmasına iflasların artmasına neden olur. Bu itibarla yukarıda belirtilen nedenlerle Yüksek Kurulun Yüksek Onikinci Hukuk Dairesinin görüşü doğrultusundaki çoğunluk kararına karşıyım. 23/02/2000

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

İcra ve İflas Kanunu sistematiğine göre, ilamsız icra ile ilamlı icra arasındaki temel ilişki ve başvuru şartları düşünüldüğünde, aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) İlamsız icraya sadece para ve teminat alacakları için başvurulabilir.
B) Para ve teminat dışındaki bir alacak (örneğin bir taşınmazın tahliyesi) için mutlaka ilamlı icra yoluna gidilmelidir.
C) İlamlı icra takibinin başlayabilmesi için alacaklının elinde bir ilam veya ilam niteliğinde belge bulunması şarttır.
D) Kanunda ilamlı icraya ilişkin özel hüküm bulunmayan hallerde, niteliğine aykırı düşmedikçe ilamsız icra hükümleri kıyasen uygulanır.
E) Elinde bir ilam bulunan alacaklı, dilerse bu ilamı ilamsız icra takibine de konu edebilir; bu konuda alacaklının mutlak bir seçimlik hakkı vardır.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol