2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 66

İcra ve İflas Kanunu 66. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 66 – (Değişik: 18/2/1965-538/36 md.) Müddeti içinde yapılan itiraz takibi durdurur. İtiraz müddetinde değilse alacaklının talebi üzerine icra memuru takip muamelelerine alacağın tamamı için devam eder. Borçlu, borcun yalnız bir kısmına itirazda bulunmuşsa takibe, kabul ettiği miktar için devam olunur. Borçlu itirazında imzayı reddetmişse alacaklı derhal icra dairesinden tatbika medar imzaların celbini istiyebilir. 6 – İtirazın hükümden düşürülmesi:[26] a) İtirazın iptali:

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

47 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1152 E., 2017/1405 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
maddesinde öngörülen 7 günlük süre içinde 08.04.2013 tarihinde her iki borçlunun itirazda bulunduğu ve icra dairesince 14.01.2014 tarihinde de süresinde usulünce itiraz nedeniyle İcra ve İflas Kanunu’nun (İ.İ.K) 66. maddesine göre takibin durdurulduğu, bu işlemde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, süresinde itiraz üzerine takip durduğundan, yapılan haciz işlemlerinin yok hükmünde olduğu, b
Hukuk Genel Kurulu         2017/1152 E.  ,  2017/1405 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Şikâyetçi-alacaklı tarafından “memur işleminin şikayet yolu ile iptali” istemiyle yapılan şikâyetten dolayı yapılan yargılama sonunda Bursa 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine dair verilen 30.01.2014 gün ve 2014/61 E., 2014/63 K. sayılı kararın şikâyetçi-alacaklı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 14.04.2014 gün ve 2014/8905 E., 2014/10756 K. sayılı kararı ile; “...Alacaklı tarafından genel haciz yoluyla başlatılan takibe karşı, borçluların itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklının, itirazın süresinde olmadığından durma kararının iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Borçlulara ödeme emrinin 08/04/2013 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklı vekilinin 31/05/2013 tarihli talebinin kabulü ile haciz yazıları yazıldığı, borçluların itiraz dilekçelerinin 14/01/2014 tarihli karar ile 08/04/2013 tarihli oldukları belirtilerek tutanağa geçirildiği görülmektedir. İİK. nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır. Buna göre, itiraz, icra tutanağına geçirildiği tarihte yapılmış sayılır. Bu tutanakların aksi ancak aynı nitelikte bir belge ile ispatlanabilir. Somut olayda, mahkemece bu kuralı tersine işletecek şekilde, 8 ayı aşkın bir süre önceki olayı belgelemek üzere İcra Müdürlüğünce tutulan tutanak esas kabul edilerek bu doğrultuda karar verildiği anlaşılmıştır. O halde mahkemece, şikayetin kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Talep memur işleminin şikâyet yolu ile iptali istemine ilişkindir. Şikâyetçi-alacaklı vekili müvekkili adına borçlular hakkında icra takibine başlandığını, takibin kesinleştiğini ve borçluların gayrimenkullerine haciz şerhi konulduğunu, borçluların gayrimenkul haczi için yapılan tebligattan sonra takibe itirazda bulunduklarını, bunun üzerine icra dairesince haciz şerhinin kaldırılarak itiraz nedeni ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, ancak borçluların itirazının süresinde olmadığını, icra dairesi işleminin yasal olmadığını belirtip, takibin durdurulması kararının kaldırılmasına ve haczin devamına karar verilmesini şikâyet yolu ile talep etmiştir. İcra Mahkemesince takibin genel haciz yoluyla icra takibi olduğu, ödeme emrinin her iki borçluya da 08.04.2013 tarihinde tebliğ edildiği ve takibin türüne göre İcra ve İflas Kanunu’nun (İ.İ.K) 62. maddesinde öngörülen 7 günlük süre içinde 08.04.2013 tarihinde her iki borçlunun itirazda bulunduğu ve icra dairesince 14.01.2014 tarihinde de süresinde usulünce itiraz nedeniyle İcra ve İflas Kanunu’nun (İ.İ.K) 66. maddesine göre takibin durdurulduğu, bu işlemde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, süresinde itiraz üzerine takip durduğundan, yapılan haciz işlemlerinin yok hükmünde olduğu, bu işlemlerin alacaklı lehine hak doğurmayacağı, bu nedenlerle şikâyetçi-alacaklının icra dairesinin 14.01.2014 tarihli işlemine yönelik yerinde görülmeyen şikâyetinin reddine karar verilmiştir. Şikâyetçi-alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı şikâyetçi-alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, tutanağa geçirilmemiş itiraz dilekçesindeki havale tarihinin, icra müdürü tarafından aksi yönde tutulan tutanak karşısında dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. İcra ve İflas Kanununun (İ.İ.K) “tutanaklar” kenar başlıklı 8'inci maddesinin birinci fıkrasına göre “İcra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vakı talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra memuru veya yardımcısı veya katibi tarafından imzalanır”. Aynı maddenin son fıkrası ise “İcra ve iflas dairelerinin tutanakları, hilafı sabit oluncaya kadar muteberdir” düzenlemesini getirmiştir. Aleyhine genel haciz yolu ile icra takibi yapılan borçlu, borçlu olmadığı kanaatinde ise ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde icra dairesine vereceği bir dilekçe ile borca (ya da yetkiye) itiraz edebilir. Bu itiraz üzerine takip durur (İİK.m.66). Takibe bu süre içinde itiraz edilmemişse alacaklı haciz isteme yetkisini kullanabilir. Kendisine bir dilekçe sunulan icra memuru, bu dilekçeyi havale ederek icra dosyasına koyar ve icra tutanağına da bu durumu kaydeder. Somut olayda şikâyet olunan-borçlular ... ve ... aleyhine icra takibi yapılmış ve ödeme emri borçlulara 08.04.2013 günü tebliğ edilmiştir. Borçlu olmadığı kanısında bulunan şikâyet olunanların bu aşamada yapması gereken iş, yasal yedi günlük süre dolmadan itiraz dilekçesini icra dairesine havale ettirmek suretiyle teslim etmek ve dilekçenin dosyaya konulduğu hususunda icra tutanağının düzenlenmesini istemekten ibarettir. Oysa dosyanın incelenmesinde alacaklı vekilinin 31/05/2013 tarihli talebinin kabulü ile haciz yazıları yazılmış, İcra Dairesince 14.01.2014 tarihli karar ile borçluların itiraz dilekçelerinin 08/04/2013 tarihli oldukları belirtilerek tutanağa geçirilmiştir. 14.01.2014 tarihli karar ile borçluların itiraz dilekçelerinin 08.04.2013 tarihli olduğu konusunu destekleyecek hiçbir delil ve emareye dosyada rastlanmamıştır. İcra ve İflas Kanununun (İ.İ.K) 8. ve İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 22/2. maddesi gereğince itiraz, icra tutanağına geçirildiği tarihte yapılmış sayılır. Bu tutanakların aksi ancak aynı nitelikte bir belge ile ispatlanabilir. Hâl böyle olunca mahkemece icra dairesi tarafından tutulan tutanak esas kabul edilerek şikâyetin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında memur işleminde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, itirazın süresinde yapıldığı yönündeki yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Burada açıklanan nedenlerle direnme kararının bozulması gerekir. SONUÇ: Şikâyetçi-alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz ilam harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.11.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, memur işleminin şikayet yoluyla iptaline ilişkindir. Şikayetçi; icra takibinin kesinleşip haciz işlemi uygulandıktan sonra takibe itiraz edilmesine rağmen sanki itiraz süresindeymiş gibi işlem yapılarak takibin durdurulduğunu, hacizlerin kaldırıldığını bu işlemin yasal olmadığını belirterek takibin durdurulması kararının kaldırılarak haczin devamına karar verilmesini istemiştir. İcra Hukuk Mahkemesince dosya üzerinden inceleme yapılarak, borçluların 8.4.2013 tarihinde süresi içinde itirazda bulundukları, icra memurunun işleminde usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir. Bu kararın temyizi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi “ İİK'nın 8. ve Yönetmeliğin 22/2. M. gereğince, icra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır. Buna göre, itiraz, icra tutanağına geçirildiği tarihte yapılmış sayılır. Bu tutanakların aksi ancak aynı nitelikte bir belge ile ispatlanabilir. ..Somut olayda 8 ayı aşkın bir süre önceki olayı belgelemek üzere İcra Müdürlüğünce tutulan tutanak esas kabul edilerek karar verilmesi” ni doğru bulmayarak kararı bozmuş, Yerel Mahkemece önceki grekçelerle direnme kararı verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tutanağa geçirilmemiş itiraz dilekçesindeki havale tarihinin icra müdrürü tarafından aksi yöndeki tutulan tutanak karşısında dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. Ödeme emri 8.4.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçluların itiraz dilekçeleri üzerindeki icra müdürü havalesi 8.4.2013 tarihlidir. İcra Müdürlüğü 14.1.2014 tarihli “Karar Tensip Tutanağı” başlıklı tutanak düzenleyerek “ Borçlulardan ...’nın müracaatı üzerine ele alınan dosya incelendi; Karar: 1- Borçlular ... ve ...’ya ödeme emirleri 8/4/2013 tarihinde tebliğ edildiği, ve her iki borçlu aynı gün dilekçelerini tevdi ederek süresinde itiraz ettikleri anlaşılmakla, borçluların yasal süresi içerisinde ve yasanın öngördüğü şekilde uygun itirazlarının KABULÜ İLE İİK 66/1 maddesi gereği her iki borçlu yönünden İLAMSIZ İCRA TAKİBİNİN DURDURULMASINA, 2- Süresinde yapılmış itiraza rağmen sehven takibin durdurlmadığı ve alacaklı vekilinin talebi üzerine takip kesinleştirilerek haciz uygulandığı anlaşılmakla, uygulanan tüm hacizlerin ve bu yönde verilmiş tüm kararların kaldırılmasına, 3- Tebligat masrafı alınarak durdurma kararı ve itiraz dilekçelerinin bir örneğinin alacaklı/vekiline tebliğe gönderilmesine karar verildi. 14.1.2014” diyerek bu hususları tespit etmiştir. Bundan başka aynı icra müdürlüğü bozmadan sonra 23.5.2014 tarihli tutanak ile olayları baştan sona belgeye bağlamış, “ Dosyayı inceledim ve içerisinde ; tarih kaşe ve imzası tarafıma ait ve hatta dikkat çekmesi için “itiraz” kelimesi ibaresini içerir kaleme havale etmiş olduğum dilekçeleri gördüm....haciz talebi sırasında bu dilekçeler dosyada olduğu halde müdür yardımcısının dikatinden mi kaçtığı veya dosyaya konulmayıp evrak sepetinde mi kaldığı veya içerisinden çekilip haciz talebinde mi bulunulduğu vs. nasıl ve ne olduğu konusunda bir yorum ve kanaat yapmak mümkün değil. Ancak bir gerçek var ki o da borçluların 8.4.2013 tarihinde havalesini yaptırdıkları itirazları mevcuttur...” diyerek itirazın süresinde yapıldığı hususunda ısrarcı olmuştur. Söz konusu itiraz dilekçeleri uyap ortamına 14.1.2014 tarihinde taranmıştır. İİK’nın 8. maddesi İcra ve İflas dairelerinin kendilerine yapılan müracaatlar hakkında bir tutanak düzenleyeceklerini, verilen kararların gerekçeli olarak tutanağa geçirileceğini, bu tutanakların hilafı sabit oluncaya kadar muteber olduğunu hüküm altına almıştır, Diğer yandan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 204. maddesi de “...yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar.” şeklinde düzenlenmiştir. Resmi belgede sahtecilik suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesi bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen kamu görevlisinin üç yıldan sekiz yıla kadar cezalandırılacağını, bu belgenin aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olması halinde cezanın yarı oranında arttırılacağını hüküm altına almıştır. Somut olaya döndüğümüzde; itiraz dilekçesi üzerinde icra müdürünün havalesi bulunmaktadır. Yine aynı icra müdürlüğünce itirazın süresinde yapıldığı tutanak altına alınmış, aynı tarihte uyap ortamına aktarılmıştır. Bununla da yetenilmemiş olayların nasıl geliştiği tekrar tutanağa bağlanmıştır. Bu durumda icra memuru, İİK 8. maddesinin emrettiği şekilde tutanak düzenlemiştir. Bu tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerdir. İtiraz dilekçesinin uyap ortamına aktarılması icra memur ve çalışanlarının görevleri içindedir. Tutanakların doğru olmadığı, İcra müdürlüğünce havalenin önceki tarihle yapıldığı yönünde şüphesi bulunan özel daire öncelikle bu yönde suç duyurusunda bulunmalı, yapılan yargılama sonucunda olayın oluşuna ilişkin somut gerçeklik ortaya çıktıktan sonra itirazın süresinde olup olmadığı değerlendirilmelidir. Aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerin doğru olmadığı kanaatinde olan Yargıtay Özel Dairesi tarafından bu yönde bir suç duyurusunda bulunulmadığı gibi Hukuk Genel Kurulunca da bu şekilde bir işlem yapılma ihtiyacı duyulmamıştır. Bu durumda İcra Müdürlüğü tarafından tutulan tutanakların doğruluğunu kabul etmek yasaların emredici kurallarındandır. Bunlar yapılmadığına göre tutanakların doğru ve itirazların süresinde olduğunun kabulü gerekecektir. Aksi düşünce hukuk yargılamasında keyfiliği öne çıkaracak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., T.C. Anayasası'nın 36., Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma, hak arama ve hakka ulaşma güvenliğini zedeleyecektir. Açıklanan bu nedenlerle Yerel Mahkeme kararının isabetli olduğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum. KARŞI OY Somut olayda ödeme emrinin her iki borçluya 8/4/2013 tarihinde tebliği edildiği, takibin türüne göre 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 62. maddesinde öngörülen 7 günlük süre içinde borçlu asiller tarafından süresinde aynı gün itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin icra memurunca havale edilmesine rağmen tutanağa işlenmediği gibi UYAP'a süre geçtikten sonra 14/01/2013 kaydedildiği konularında uyuşmazlık bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesi ile Daire arasındaki uyuşmazlık, tutanağa geçirilmeyen, UYAP'a geç kaydedilmekle birlikte imzası icra memurunca inkar edilmeyen itiraz dilekçesindeki havale tarihinin itiraz tarihi olarak kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 8. ve Yönetmeliğin 22. maddelerine göre borçlu tarafından itiraz edildiğinde tutanak tutma ve Uyap'a kaydetme yükümlüsü icra müdürlüğüdür. İcra memuru Yönetmeliğin 40. maddesi uyarınca ödeme emrine karşı yapılacak her türlü itiraz halinde borçluya dosya numarası; borçlunun adı soyadı; itirazın niteliği ve tarihini içerir bedava ve pulsuz belge vermek zorundadır. Bu belge icra müdür veya yardımcısı tarafından imzalanıp onaylandıktan sonra diğer nüshası dosyaya konulur. 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 8/1 fıkranın ikinci cümlesine göre ''Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra memuru veya yardımcısı veya katibi tarafından imzalanır''. Uygulamada itiraz dilekçesinin havale edilmesiyle ikinci cümle uyarınca hukuki işlem- somut olayda itiraz işlemi - tesis edilmiş olmaktadır. İcra memurunun imzasını içeren havale işlemi 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 66 maddesi uyarınca itirazın süresinde yapılıp yapılmadığına ilişkin inceleme ile Yönetmeliğin 40 maddesi uyarınca verilecek belge yerine geçmektedir. 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 66 maddesinde süresinde yapılan itirazın takibi durduracağı hüküm altına alınmıştır. Somut olayda; Kanımızca borçlu asiller tarafından verilen itiraz dilekçesinin icra memuru tarafından havale edilmesiyle 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 8. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca işlem hukuka uygun şekilde tesis edilmiştir. İcra tutanaklarının aksini kanıtlamak kural olarak şekle bağlı değildir ( 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ...7/2). Fakat icra tutanağı bir hukuki işlemi onaylıyorsa M.K. 7/1 uyarınca resmi belgelerin belgeledikleri olayın doğruluğuna kanıt oluşturması hükmünden yola çıkılarak tutanağın aksini kanıtlamak ancak aynı nitelikte belge ile mümkündür. İcra memurunun Uyap'a geç kayıt yapması ve tutanağa işlememesi ile Yönetmeliğin 40 maddesi uyarınca belge vermemesi başka ifade ile hatalı ve eksik işlemi borçlular aleyhine yorumlanamaz. Yüksek Daire benzeri bir olayda; icra memurunun muhabere numarası koymakla yetinip, havale yazısının altını imzalamamış olmasının borçlu aleyhine yorumlanamayacağını kabul etmiştir. (12. Hukuk Dairesi 18/10/1983 tarih ve 6625 esas, 7630 karar sayılı ilamı). Kaldı ki, somut olayda itiraz dilekçeleri borçlu asiller tarafından verilmiş olup UYAP kullanma yetkileri de bulunmamaktadır. İcra memuru hakkında ceza soruşturması yapılmamış herhangi sahtecilik iddiası ileri sürülmemiştir. Hal böyle olunca icra memurunun eksik ve hatalı işleminin borçlu aleyhine yorumlanamayacağını; bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının onanması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bunlardan birisi İİK 150/a maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesi ipotekle (limit-üst sınır) teminat altına alınmışsa alacaklının krediyi kullandırdığını belgelemesi halinde İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) inceleme yapılması;
Hukuk Genel Kurulu 2008/12-72 E., 2008/36 K. Hukuk Genel Kurulu 2008/12-72 E., 2008/36 K. - İCRANIN GERİ BIRAKILMASI - İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUYLA TAKİP - İTİRAZ - KAYITSIZ ŞARTSIZ BORÇ İKRARI- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 68 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 149 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 150 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 33 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "itirazın kaldırılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Üsküdar Birinci İcra Hukuk Mahkemesi)'nce davanın reddine dair verilen 08.03.2007 gün ve 2007/24-247 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dairesi'nin 21.06.2007 gün ve 2007/10220-12759 sayılı ilamı ile; (...Alacaklının takip dayanağı ipotek akit belgesine dayanarak başlattığı takipte borçlu borcun bir kısmına itirazla takibin o miktar için durmasını sağlamıştır. Alacaklı takibini İÎK'nın 149/b madde koşullarında başlatmış, borçluya icra emri değil, ödeme emri tebliğ edilmiştir. Mahkemece anlaşmazlığın İÎK'nın 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK'nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığı gözardı edilerek yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz Eden: Davacı/alacaklı vekili Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, itirazın kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı/alacaklı kooperatif, 11.08.2006 tarihinde dava dışı borçlular ile davalı ipotek borçlusu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe girişerek 20.000,00 YTL tutarında asıl alacağın icra gideri, vekalet ücreti ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek %57 yıllık faiz ile tahsilini istemiş; fazlaya ilişkin ve faiz oranlarındaki artıştan doğan talep haklarını saklı tuttuklarını bildirmiş; takibini, S.S. Ü... Esnaf Kooperatifine ait, vadesi gelmiş 2005 Aralık, 2006 Mart, Haziran senetleri ile sözleşme gereği muaccel olan 4 adet senet ana para ve kredi faizi, temerrüt faizi borcuna ve bunların teminatı olarak verilen teminat ipotek akit belgesine dayandırmıştır. Borçlulara 11.08.2006 tarihli "İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte Ödeme Emri" gönderilmiştir (İİK 149/b). Ödeme emrinin tebliği üzerine davalı/Celal I. yasal sürede itiraz ederek; kısmi itiraz ettiğini, tahakkuk edilen borcun hangi nedenle talep edildiğinin açıkça anlatılmadıgını, borcun mahiyetinin belirsizlik içinde olup, detaylı olarak açıklanmadığını, gerçek borçlunun Nazike olup, borçlu adına 13.350 YTL miktarında kefaleti nedeniyle borca mukabil kendisine ait taşınmazın ipotek edildiğini, mevcut borcun 3.077.35 YTL'sinin ödenip, makbuzların ekli olduğunu, geriye kalan 10.500 YTL borcun taksit mukabilinde borçlu tarafından ödeneceğini, bu nedenle fazlaya ait olan borca itiraz ettiğini; mal beyanı olarak da kefaleti nedeniyle ipotek etmiş olduğu taşınmazı, bildirmiştir. İtiraz dilekçesi alacaklı tarafa ayrıca tebliğ edilmemiş; itirazın kaldırılması konulu eldeki dava 17.01.2007 tarihinde açılmıştır. ( Mahkemece duru şma açılarak icra dosyası getirtilmiş ve ilk celse, İİK m. 150/a, 150/ı gereği hesabın kat edilmesine ilişkin noter aracılığı ile hesap özeti gönderilmediği ve söz konusu belgelerin İİK m. 68/1'de belirtilen belgelerden olmadığı gerekçesiyle borcun 9.500,00 YTL kısmına yapılan itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmiştir. Davacı/alacaklı yanın temyizi üzerine Özel Daire'ce "Alacaklının takibini İİK'nın 149/b maddesi koşullarında başlattığı, borçluya ödeme emri gönderildiği, mahkemece anlaşmazlığın İİK m. 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK'nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığının gözardı edilerek gidilen sonucun doğru olmadığı" gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkeme, "kararda İİK'nın 150/ı maddesinin maddi hatayla yer aldığı, ancak kararın diğer dayanaklarında ısrar ettiği, itirazın kaldırılması talebinin İİK'nın 150/a göndermesi ile 68/b maddesi hükümlerine göre çözüldüğü, hesap özetinin 68b/l. maddesine göre noter aracılığı ile borçluya gön-derilmeyip, 68b/2. maddesine göre borçluya banka nezdinde itiraz imkanı verilmediğinden borçlunun İİK'nın 68b/3. maddesi hükmüne göre hesap özetini itirazsız kabul etmiş sayılamayacağı, keza İİK'nın 68b/3. maddesine göre alacaklı belgelerinin de 68/1. maddede belirtilen belgelerden sayıla-madığı, rücu alacaklısı olarak takip başlatan alacaklı asıl alacaklının haklarına halef olduğundan fazlasına sahip olamayacağı, sonuca hiçbir etkisi olmayan maddi hatanın bozma sebebi yapılmasının hadisenin yorumunu ve anlaşılabilirliğini güçleştireceği" gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; hükmü temyize davacı/alacaklı vekili getirmiştir. Mahkemece, İİK'nın 150/ı maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunmadığı, maddi hata sonucu kararda yer aldığı ifade edilmekle, bu husus uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacaklı tarafından İİK 149/b maddesi koşullarında başlatılarak borçluya ödeme emri tebliğ edilen icra takibinde; ipotek borçlusu/davalının itirazının kaldırılmasına ilişkin alacaklı talebinin yasal dayanaklarının ne olduğu ve inceleme yönteminin nasıl olması gerektiği; bu cümleden olarak borçluya dava dışı banka tarafından hesap özeti borcunun gönderilmemesinin alacaklının belgelerinin İİK'nın 68/1. maddesinde sayılan belgelerden kabul edilmemesi ve dolayısıyla talebinin reddi sonucunu doğurup doğurmayacağı, noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin ortaya konulmasında yarar vardır. Bilindiği üzere ipotek, halen mevcut (doğmuş) veya ileride doğacak ya da ileride doğması muhtemel olan bir alacağın temini için tesis edilebilir. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç (karz) ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK'nın) 149. maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3. maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde; "İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." Şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte teminat (üst sınır-limit) ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak; a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsam ında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149. maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3. maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır. b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir. Konuya ilişkin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Ödeme emri" başlıklı 149/b maddesi; "149. maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra memuru, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi üçüncü şahsa aşağıdaki kayıtlara uygun olmak üzere 60. maddeye göre birer ödeme gönderir. 1- Ödeme müddeti otuz gündür. 2- Yedi gün içinde itiraz olunmaz ve 1 numaralı bentte yazılı müddet içinde borç ödenmezse alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." Hükmünü içermektedir. Bu durumda borçlu veya üçüncü şahıs aynı Kanun'un 150. maddesi hükmü gereği ödeme emrine itiraz edebilir. Bu husus "Ödeme emrine itiraz" başlıklı 150. maddede; "Borçlu veya üçüncü şahıs ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabilirler. Ancak, rehin hakkı itiraz konusu yapılamaz. İpoteğin iptali hakkında dava açılması halinde 72. madde hükümleri kıyasen uygulanır." Şeklinde ifade olunmuştur. Açıklanan şekilde İİK'nın 150. maddesine göre itiraz edilip, icra mahkemesinden bu itirazın kaldırılması istenirse de; mahkeme, İİK 150/a maddesi göndermesi ile İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmalıdır. 2004 say ılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İtirazın İncelenmesi Usulü ve Hükümleri" başlıklı 150/a maddesinde: "Ödeme emrine itiraz hakkında 62'den 72. maddeye kadar olan hükümler uygulanır. Ancak; 1. ipotek, bir cari hesap veya işleyecek kredi vesaire gibi bir mukavelenin teminatı olarak verilmişse, icra mahkemesi bu mukavele ve bununla ilgili sair belge ve makbuzları 68. maddedeki esaslara göre incelemek yetkisini haizdir..." Denilmekte; Bu maddede atıf yapılan aynı Kanun'un "İtirazın kesin olarak kaldırılması" başlıklı 68. maddesinde ise; "(Değişik fıkra: 17.07.2003 - 4949 S.K./16. md.) Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilamsız takip yapılamaz. Borçlu itirazını varit gösterecek hiçbir belge ibraz edemezse, icra mahkemesi itirazın kaldırılmasına karar verir. İtiraz birinci fıkrada gösterilen senet veya makbuz yahut belgeye müstenit ise itirazın kaldırılması talebi reddolunur. Borçlu murisine ait bir alacak için takip edilmekte olup da, terekenin borca batık olduğunu ileri sürerse, bu hususta ilam getirmesi için kendisine münasip bir mühlet verilir. Bunun dışında itirazın kaldırılması talebinin kabul veya reddi için ileri sürülen iddia ve savunmalar bekletici mesele yapılamaz. (Değişik fıkra: 09.11.1988 - 3494/2 md.) Borçlunun gösterdiği belge altındaki imza alacaklı tarafından inkar edilirse hakim, 68/a maddesinde yazılı usule göre yaptığı inceleme neticesinde imzanın alacaklıya ait olduğuna kanaat getirdiği takdirde alacaklının itirazın kaldırılması talebini reddeder ve alacaklıyı sözü edilen belgenin taalluk ettiği değer veya miktarın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa bu para cezasının infazı dava sonuna kadar tehir olunur ve alacaklı bu davada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederse bu ceza kalkar. Alacaklı duruşmada bizzat bulunmayıp da imza vekili tarafından reddolunduğu takdirde, vekil müteakip oturumda müvekkilini imza tatbikatı için hazır bulundurmaya veya masraflarını vererek davetiye tebliğ ettirmeye mecburdur. Kabule değer mazereti olmadan gelmeyen alacaklı, borçlunun dayandığı belgede yazılı miktar hakkındaki itirazın kaldırılması talebinden vazgeçmiş sayılır. (Ek fıkra: 06.06.1985 - 3222/6 md.; Değişik fıkra: 09.11.1988 - 3494/2 md.), (Değişik cümle: 17.07.2003 - 4949 S.K./16. md.) İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi halinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar." Şeklinde yer alan hüküm ile de incelemede esas alınacak yöntem düzenlenmektedir. Hemen burada İfade edilmelidir ki, kural olarak, cari hesap-kredi sözleşmeleri yukarıda metni aynen alınan İİK'nın 68. maddesinde yazılı belgelerden değildir ve alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiğinden icra mahkemesinden itirazın kaldırılması istenemez. Ne var ki, bu kuralın iki istisnası vardır; Bunlardan birisi İİK 150/a maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesi ipotekle (limit-üst sınır) teminat altına alınmışsa alacaklının krediyi kullandırdığını belgelemesi halinde İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) inceleme yapılması; diğeri de İİK'nın 68/b maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesine dayanılarak noter aracılığıyla hesap özeti tebliğ edilip; buna 1 aylık sürede itiraz edilmemesi halinde İİK 68. maddede yer alan belge sayılarak, incelemenin yine bu maddedeki esaslara g öre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmesidir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında; Alacaklı kooperatif takibini, ipotek akit belgesine dayandırarak, İİK'nın 149/b madde koşullarında başlatmış; borçluya icra emri değil, yine İİK'nın 149/b maddesine göre ödeme emri tebliğ ettirmiştir. Borçlu, İİK'nın 150. maddesine dayanarak borca kısmi itirazda bulunmuş; takip itiraz edilen miktar yönünden durmuştur. Alacaklı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibinde ödeme emrine itirazın incelenmesine ilişkin İİK'nın 150/a maddesine dayanarak borçlunun bu kısmi itirazının kaldırılmasını istemiştir. Şu durumda mahkeme, İİK'nın 150/a maddesi göndermesi ile İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmak durumundadır. Bu esaslar gözetildiğinde, mahkemece yapılacak iş; kredinin kullandırıldığına dair borçluyu ilzam edecek gerekli belgeler (dahili çek, kasa tediye fişi vs) istenip, borçlunun İİK'nın 68. maddesindeki koşulları taşıyan ödeme belgesi varsa bunların da ibrazının istenmesi ile, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırmak ve ipotek limitinin aşılmayacağı da gözönünde bulundurularak sonuca gitmek olmalıdır. Aksine ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilip, bu kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. Sonuç: Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 30.01.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bunlardan birisi İİK 150/a maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesi ipotekle (limit-üst sınır) teminat altına alınmışsa alacaklının krediyi kullandırdığını belgelemesi halinde İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) inceleme yapılması;
Hukuk Genel Kurulu 2008/12-72 E., 2008/36 K. Hukuk Genel Kurulu 2008/12-72 E., 2008/36 K. - İCRANIN GERİ BIRAKILMASI - İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUYLA TAKİP - İTİRAZ - KAYITSIZ ŞARTSIZ BORÇ İKRARI- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 68 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 149 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 150 ] - 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 33 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "itirazın kaldırılması" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Üsküdar Birinci İcra Hukuk Mahkemesi)'nce davanın reddine dair verilen 08.03.2007 gün ve 2007/24-247 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onikinci Hukuk Dairesi'nin 21.06.2007 gün ve 2007/10220-12759 sayılı ilamı ile; (...Alacaklının takip dayanağı ipotek akit belgesine dayanarak başlattığı takipte borçlu borcun bir kısmına itirazla takibin o miktar için durmasını sağlamıştır. Alacaklı takibini İÎK'nın 149/b madde koşullarında başlatmış, borçluya icra emri değil, ödeme emri tebliğ edilmiştir. Mahkemece anlaşmazlığın İÎK'nın 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK'nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığı gözardı edilerek yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Temyiz Eden: Davacı/alacaklı vekili Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, itirazın kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı/alacaklı kooperatif, 11.08.2006 tarihinde dava dışı borçlular ile davalı ipotek borçlusu aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe girişerek 20.000,00 YTL tutarında asıl alacağın icra gideri, vekalet ücreti ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek %57 yıllık faiz ile tahsilini istemiş; fazlaya ilişkin ve faiz oranlarındaki artıştan doğan talep haklarını saklı tuttuklarını bildirmiş; takibini, S.S. Ü... Esnaf Kooperatifine ait, vadesi gelmiş 2005 Aralık, 2006 Mart, Haziran senetleri ile sözleşme gereği muaccel olan 4 adet senet ana para ve kredi faizi, temerrüt faizi borcuna ve bunların teminatı olarak verilen teminat ipotek akit belgesine dayandırmıştır. Borçlulara 11.08.2006 tarihli "İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takipte Ödeme Emri" gönderilmiştir (İİK 149/b). Ödeme emrinin tebliği üzerine davalı/Celal I. yasal sürede itiraz ederek; kısmi itiraz ettiğini, tahakkuk edilen borcun hangi nedenle talep edildiğinin açıkça anlatılmadıgını, borcun mahiyetinin belirsizlik içinde olup, detaylı olarak açıklanmadığını, gerçek borçlunun Nazike olup, borçlu adına 13.350 YTL miktarında kefaleti nedeniyle borca mukabil kendisine ait taşınmazın ipotek edildiğini, mevcut borcun 3.077.35 YTL'sinin ödenip, makbuzların ekli olduğunu, geriye kalan 10.500 YTL borcun taksit mukabilinde borçlu tarafından ödeneceğini, bu nedenle fazlaya ait olan borca itiraz ettiğini; mal beyanı olarak da kefaleti nedeniyle ipotek etmiş olduğu taşınmazı, bildirmiştir. İtiraz dilekçesi alacaklı tarafa ayrıca tebliğ edilmemiş; itirazın kaldırılması konulu eldeki dava 17.01.2007 tarihinde açılmıştır. ( Mahkemece duru şma açılarak icra dosyası getirtilmiş ve ilk celse, İİK m. 150/a, 150/ı gereği hesabın kat edilmesine ilişkin noter aracılığı ile hesap özeti gönderilmediği ve söz konusu belgelerin İİK m. 68/1'de belirtilen belgelerden olmadığı gerekçesiyle borcun 9.500,00 YTL kısmına yapılan itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmiştir. Davacı/alacaklı yanın temyizi üzerine Özel Daire'ce "Alacaklının takibini İİK'nın 149/b maddesi koşullarında başlattığı, borçluya ödeme emri gönderildiği, mahkemece anlaşmazlığın İİK m. 150/a madde koşullarında çözümlenmesi gerekirken somut olayda İİK'nın 150/ı maddesinin uygulama yeri bulunmadığının gözardı edilerek gidilen sonucun doğru olmadığı" gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkeme, "kararda İİK'nın 150/ı maddesinin maddi hatayla yer aldığı, ancak kararın diğer dayanaklarında ısrar ettiği, itirazın kaldırılması talebinin İİK'nın 150/a göndermesi ile 68/b maddesi hükümlerine göre çözüldüğü, hesap özetinin 68b/l. maddesine göre noter aracılığı ile borçluya gön-derilmeyip, 68b/2. maddesine göre borçluya banka nezdinde itiraz imkanı verilmediğinden borçlunun İİK'nın 68b/3. maddesi hükmüne göre hesap özetini itirazsız kabul etmiş sayılamayacağı, keza İİK'nın 68b/3. maddesine göre alacaklı belgelerinin de 68/1. maddede belirtilen belgelerden sayıla-madığı, rücu alacaklısı olarak takip başlatan alacaklı asıl alacaklının haklarına halef olduğundan fazlasına sahip olamayacağı, sonuca hiçbir etkisi olmayan maddi hatanın bozma sebebi yapılmasının hadisenin yorumunu ve anlaşılabilirliğini güçleştireceği" gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; hükmü temyize davacı/alacaklı vekili getirmiştir. Mahkemece, İİK'nın 150/ı maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunmadığı, maddi hata sonucu kararda yer aldığı ifade edilmekle, bu husus uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacaklı tarafından İİK 149/b maddesi koşullarında başlatılarak borçluya ödeme emri tebliğ edilen icra takibinde; ipotek borçlusu/davalının itirazının kaldırılmasına ilişkin alacaklı talebinin yasal dayanaklarının ne olduğu ve inceleme yönteminin nasıl olması gerektiği; bu cümleden olarak borçluya dava dışı banka tarafından hesap özeti borcunun gönderilmemesinin alacaklının belgelerinin İİK'nın 68/1. maddesinde sayılan belgelerden kabul edilmemesi ve dolayısıyla talebinin reddi sonucunu doğurup doğurmayacağı, noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin düzenlemeler ve taşıdığı özelliklerin ortaya konulmasında yarar vardır. Bilindiği üzere ipotek, halen mevcut (doğmuş) veya ileride doğacak ya da ileride doğması muhtemel olan bir alacağın temini için tesis edilebilir. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kesin borç (karz) ipoteğine dayanılmış ise; eş söyleyişle, doğmuş bir alacağın temini için düzenlenen ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız bir para borcunu ihtiva ediyorsa başvurulacak yol, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takiptir ve bu durumda 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK'nın) 149. maddesi gereği borçluya ve taşınmaz sahibi üçüncü şahsa birer icra emri gönderilir. Aynı Kanun'un 149/a maddesine göre, ilamların icrasına ilişkin aynı Kanun'un 33/1, 2, 3. maddeleri hükmünce, icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılır. Nitekim bu husus, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İcra emri" başlığını taşıyan 149. maddesinde; "İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." Şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşılık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte teminat (üst sınır-limit) ipoteğine dayanılmışsa, kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilip edilmemesine göre uygulama yapılarak; a) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmiş ise; İİK'nın 150/ı maddesine göre yukarıda açıklanan şekilde icra emri gönderilmeli; şikayet vukuunda icra mahkemesince, ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmesi halinde krediyi kullandıran tarafın alacağını İİK 68/b kapsam ında diğer belgelerle ispatlaması halinde şikayet reddedilmeli; eğer ihtarnameye 8 gün içinde itiraz edilmemişse de İİK'nın 149. maddesine göre ilamlı takibe ilişkin işlem yapılarak ve İİK 149/a maddesi göndermesi ile ilamların icrasına ilişkin İİK'nın 33/1, 2, 3. maddeleri hükmü uygulanmalı; icranın durdurulması kararı alınmazsa da taşınmaz satılmalıdır. b) Kredi sözleşmesi-cari hesap ilişkisi nedeniyle hesap özeti-ihtarname tebliğ edilmemiş ise; bu durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yoluna başvurulmalı; borçluya İİK 149/b maddesine göre ödeme emri gönderilmelidir. Konuya ilişkin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Ödeme emri" başlıklı 149/b maddesi; "149. maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra memuru, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi üçüncü şahsa aşağıdaki kayıtlara uygun olmak üzere 60. maddeye göre birer ödeme gönderir. 1- Ödeme müddeti otuz gündür. 2- Yedi gün içinde itiraz olunmaz ve 1 numaralı bentte yazılı müddet içinde borç ödenmezse alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği bildirilir." Hükmünü içermektedir. Bu durumda borçlu veya üçüncü şahıs aynı Kanun'un 150. maddesi hükmü gereği ödeme emrine itiraz edebilir. Bu husus "Ödeme emrine itiraz" başlıklı 150. maddede; "Borçlu veya üçüncü şahıs ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabilirler. Ancak, rehin hakkı itiraz konusu yapılamaz. İpoteğin iptali hakkında dava açılması halinde 72. madde hükümleri kıyasen uygulanır." Şeklinde ifade olunmuştur. Açıklanan şekilde İİK'nın 150. maddesine göre itiraz edilip, icra mahkemesinden bu itirazın kaldırılması istenirse de; mahkeme, İİK 150/a maddesi göndermesi ile İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmalıdır. 2004 say ılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İtirazın İncelenmesi Usulü ve Hükümleri" başlıklı 150/a maddesinde: "Ödeme emrine itiraz hakkında 62'den 72. maddeye kadar olan hükümler uygulanır. Ancak; 1. ipotek, bir cari hesap veya işleyecek kredi vesaire gibi bir mukavelenin teminatı olarak verilmişse, icra mahkemesi bu mukavele ve bununla ilgili sair belge ve makbuzları 68. maddedeki esaslara göre incelemek yetkisini haizdir..." Denilmekte; Bu maddede atıf yapılan aynı Kanun'un "İtirazın kesin olarak kaldırılması" başlıklı 68. maddesinde ise; "(Değişik fıkra: 17.07.2003 - 4949 S.K./16. md.) Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilamsız takip yapılamaz. Borçlu itirazını varit gösterecek hiçbir belge ibraz edemezse, icra mahkemesi itirazın kaldırılmasına karar verir. İtiraz birinci fıkrada gösterilen senet veya makbuz yahut belgeye müstenit ise itirazın kaldırılması talebi reddolunur. Borçlu murisine ait bir alacak için takip edilmekte olup da, terekenin borca batık olduğunu ileri sürerse, bu hususta ilam getirmesi için kendisine münasip bir mühlet verilir. Bunun dışında itirazın kaldırılması talebinin kabul veya reddi için ileri sürülen iddia ve savunmalar bekletici mesele yapılamaz. (Değişik fıkra: 09.11.1988 - 3494/2 md.) Borçlunun gösterdiği belge altındaki imza alacaklı tarafından inkar edilirse hakim, 68/a maddesinde yazılı usule göre yaptığı inceleme neticesinde imzanın alacaklıya ait olduğuna kanaat getirdiği takdirde alacaklının itirazın kaldırılması talebini reddeder ve alacaklıyı sözü edilen belgenin taalluk ettiği değer veya miktarın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa bu para cezasının infazı dava sonuna kadar tehir olunur ve alacaklı bu davada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederse bu ceza kalkar. Alacaklı duruşmada bizzat bulunmayıp da imza vekili tarafından reddolunduğu takdirde, vekil müteakip oturumda müvekkilini imza tatbikatı için hazır bulundurmaya veya masraflarını vererek davetiye tebliğ ettirmeye mecburdur. Kabule değer mazereti olmadan gelmeyen alacaklı, borçlunun dayandığı belgede yazılı miktar hakkındaki itirazın kaldırılması talebinden vazgeçmiş sayılır. (Ek fıkra: 06.06.1985 - 3222/6 md.; Değişik fıkra: 09.11.1988 - 3494/2 md.), (Değişik cümle: 17.07.2003 - 4949 S.K./16. md.) İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi halinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar." Şeklinde yer alan hüküm ile de incelemede esas alınacak yöntem düzenlenmektedir. Hemen burada İfade edilmelidir ki, kural olarak, cari hesap-kredi sözleşmeleri yukarıda metni aynen alınan İİK'nın 68. maddesinde yazılı belgelerden değildir ve alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiğinden icra mahkemesinden itirazın kaldırılması istenemez. Ne var ki, bu kuralın iki istisnası vardır; Bunlardan birisi İİK 150/a maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesi ipotekle (limit-üst sınır) teminat altına alınmışsa alacaklının krediyi kullandırdığını belgelemesi halinde İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) inceleme yapılması; diğeri de İİK'nın 68/b maddesi hükmünce cari hesap-kredi sözleşmesine dayanılarak noter aracılığıyla hesap özeti tebliğ edilip; buna 1 aylık sürede itiraz edilmemesi halinde İİK 68. maddede yer alan belge sayılarak, incelemenin yine bu maddedeki esaslara g öre (İİK 62 ilâ 72. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmesidir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında; Alacaklı kooperatif takibini, ipotek akit belgesine dayandırarak, İİK'nın 149/b madde koşullarında başlatmış; borçluya icra emri değil, yine İİK'nın 149/b maddesine göre ödeme emri tebliğ ettirmiştir. Borçlu, İİK'nın 150. maddesine dayanarak borca kısmi itirazda bulunmuş; takip itiraz edilen miktar yönünden durmuştur. Alacaklı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibinde ödeme emrine itirazın incelenmesine ilişkin İİK'nın 150/a maddesine dayanarak borçlunun bu kısmi itirazının kaldırılmasını istemiştir. Şu durumda mahkeme, İİK'nın 150/a maddesi göndermesi ile İİK'nın 68. maddesindeki esaslara göre inceleme yapmak durumundadır. Bu esaslar gözetildiğinde, mahkemece yapılacak iş; kredinin kullandırıldığına dair borçluyu ilzam edecek gerekli belgeler (dahili çek, kasa tediye fişi vs) istenip, borçlunun İİK'nın 68. maddesindeki koşulları taşıyan ödeme belgesi varsa bunların da ibrazının istenmesi ile, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırmak ve ipotek limitinin aşılmayacağı da gözönünde bulundurularak sonuca gitmek olmalıdır. Aksine ve somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilip, bu kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. Sonuç: Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 30.01.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2340 E., 2021/261 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Diğer taraftan İİK’nın 269/d maddesi yollamasıyla uygulanması gereken İİK’nın 66. maddesi gereğince ödeme emrine itiraz edilmez veya itiraz süresinde değil ise ödeme (ihtar süresi) geçtikten sonra alacaklının talebi üzerine icra müdürü takip işlemlerine devam edebilir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/2340 E.  ,  2021/261 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "temerrüt nedeniyle tahliye” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen istemin reddine ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Alacaklı İstemi: 4. Alacaklı vekili istem dilekçesinde; borçlunun ödemediği aylara ait kira bedelleri için İstanbul Anadolu 16. İcra Dairesinin 2014/15888 E. sayılı dosyasında başlattıkları tahliye talepli ilamsız icra takibinde 05.07.2014 tarihli 900,00TL, 05.08.2014 tarihli 900,00TL ile kira sözleşmesi içeriğine göre bakiye 1.456,00TL kira alacağını talep ettiklerini, örnek 13 nolu ödeme emrinin borçluya 29.08.2014 tarihinde tebliğ edildiğini, borçlunun takibe itiraz etmediğini, borçlunun müvekkilinin hesabına 29.08.2014 tarihinde 900,00TL ve 05.09.2014 tarihinde 900,00TL gönderdiğini, borçlunun bakiye kalan kira alacağını ödemediğini ve temerrüde düştüğünü ileri sürerek borçlunun kiralanandan tahliyesini talep etmiştir. Borçlu Cevabı: 5. Borçlu cevap dilekçesinde; tahliyeye ait kira bedellerini ödediğini beyan etmiş ve üç adet dekont sunarak istemin reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 19.02.2015 tarihli ve 2014/642 E., 2015/67 K. sayılı kararı ile; davacı (alacaklı) tarafından davalı (borçlu) aleyhine örnek 13 nolu ödeme emri tebliğ edilmek suretiyle icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin 29.08.2014 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun ibraz ettiği dekontlara ve dosyada mevcut hesap hareketine göre 29.08.2014 tarihinde 900,00TL ve 05.09.2014 tarihinde 900,00TL olmak üzere takibe konu edilen Temmuz ve Eylül ayı kiralarının ödeme emri tebliğinden itibaren 30 günlük süre içerisinde ödendiği, dolayısıyla kira borcunun ödenip takibe konu fer'i borcun kaldığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesince 05.10.2015 tarihli ve 2015/5638 E., 2015/7929 K. sayılı kararı ile; "...Dava, kesinleşen icra takibi nedeniyle tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davaya dayanak yapılan ve karara esas alınan 01.11.2010 başlangıç tarihli bir yıl süreli yazılı kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede aylık kira bedeli 700,00.-TL olarak belirlenmiş olup, ayın ilk 5. gününde ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı kiralayan tarafından, yazılı sözleşmeye dayanılarak 26.08.2014 tarihinde başlatılan icra takibinde aylık 900,00 TL’den ödenmeyen 2014 yılı Temmuz ve Ağustos ayları kira bedelleri ile 1.456,00 TL bakiye kira alacağı toplamı 3.256,00 TL'nin faizi ile tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı borçlu aleyhine ödenmeyen kira borçları nedeniyle İstanbul Anadolu 16. İcra Müdürlüğünde takip başlattıklarını, icra takibi ile 2014 Temmuz ayı kira bedeli 900 TL, 2014 Ağustos ayı kira bedeli 900 TL ve bakiye 1.456 TL kira alacağını talep ettiklerini, ödeme emrinin tebliğ edildiğini, davalının takibe itiraz etmediğini, davalının müvekkilinin hesabına 29.08.2014 tarihinde 900 TL, 05.09.2014 tarihinde 900 TL gönderdiğini, ancak bakiye kalan kira alacağını ödemeyerek temerrüde düştüğünü ileri sürerek, davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesi vermemekle birlikte, duruşmadaki beyanında; sadece Ocak-Şubat ayları kira borcu bulunduğunu, davacı Avukatından açıklayıcı bilgi alamadığı için yatırdığı dekontlara Eylül ve Ekim ayı yazdığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Dosyaya sunulan ve davacı tarafından da kabul edilen ödeme belgelerinin incelenmesinde de, 29.08.2014 tarihinde Temmuz ayı kirası açıklaması ile 900,00 TL, 05.09.2014 tarihinde Ağustos ayı kirası açıklaması ile 900,00 TL, 05.11.2014 tarihinde Eylül-Ekim ayı kirası açıklaması ile 1.800,00 TL ödendiği anlaşılmıştır. Mahkemece, 29.08.2014 tarihinde 900,00 TL ve 05.09.2014 tarihinde 900,00 TL olmak üzere takip talebine konu edilen Temmuz ve Eylül kiralarının 30 günlük süre içerisinde ödendiği, dolayısıyla yalnızca takip talebine konu feri borcun kaldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı dava dilekçesinde, davalının bakiye kalan kira alacağını ödemeyerek temerrüde düştüğünü ileri sürerek davalının tahliyesini istemesine rağmen, mahkemece takip talebi ile istenilen bakiye kira alacağının ödenip ödenmediği araştırılmamıştır. Bu nedenle mahkemece takibe ve davaya konu bakiye kira bedeli 1.456,00.-TL’sının 30 gün içerisinde ödenip ödenmediği üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul Anadolu 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/851 E., 2016/28 K. sayılı kararı ile; takip talebinde 2014 yılı Temmuz ayı kirası 900TL, 2014 yılı Ağustos ayı kirası 900TL şeklinde açıklama bulunduğu, ayrıca bakiye alacak adı altında 1.456TL talep edildiği, kira borcunun kapsamının itiraz edilmeyen takip talebi ile belirleneceği, kiraya verenin takip talebinde kiranın hangi aylara ait olduğunu açıklaması gerektiği, bu takipte kiraya veren tarafından açıklanan Temmuz ve Ağustos ayı kirası şeklinde belirtilen kiraların borçlu tarafından 30 günlük süre içinde ödendiği, kira borcu ödenmiş ise kira borcundan sayılmayan ferilerin ödenmediği gerekçesi ile tahliye istenemeyeceği, alacaklının takip talebinde afaki bir terimle bakiye kira alacağı ifadesi kullanarak kanunu dolanarak hangi aylara ait olduğunu belirtmeksizin bir miktar paraya kira alacağı vasfı kazandırmaya çalıştığı, dolayısıyla hangi aya ait olduğu açıklanmayan ve bakiye kira alacağı ifadesi kullanılan alacak kaleminin ödenmediğinden bahisle tahliye talep edilemeyeceği, takip talebine konu edilen Temmuz ve Eylül ayı kiralarının 30 günlük süre içerisinde ödendiği, 30 gün geçtikten sonra 05.11.2014 tarihinde bakiye alacağın da ödendiği dolayısıyla 30 günlük süre içinde yalnızca kiralayan tarafından takipte açıklaması yapılmadığı için kira borcu sayılamayacak olan feri borcun kaldığı ve buna dayanılarak tahliye talep edilemeyeceği gerekçeleri ile direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; alacaklı tarafından kira alacağının tahsili amacıyla tahliye talepli olarak başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlunun temerrüde düşüp düşmediğinin tespiti için takip talebine konu edilen “ekli kira sözleşmesi içeriğine göre bakiye kalan 1.456,00TL kira alacağı”nın ödeme emri tebliğinden itibaren 30 günlük süre içinde ödenip ödenmediğinin araştırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 269-269/d maddeleri arasında kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle ilamsız tahliye takibi düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu’na göre kiraya veren kira sözleşmesini fesih edebilmesi için öncelikle kiracıya fesih ihtarnamesi göndermesi gerekir. Kiraya veren ödenmemiş kiranın tahsili için yaptığı ilamsız takip talebinde, kiracıya (ödeme emri ile) 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 260 veya 288. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 315 veya 362) maddelerinde yazılı ihtarın da yapılmasını isteyebilir. Böylece kiracının kira borcunu ödemede geciktiği hâlde kiraya veren aynı takipte hem ödenmeyen kira bedellerini, hem de borçlunun temerrüt nedeniyle tahliyesini talep edebilir. 13. Alacaklının (kiraya verenin) ilamsız tahliye takip talebini alan icra dairesi, borçluya ihtarlı (örnek 13 nolu) ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrinde diğer kayıtlarla birlikte, borçlunun (kiracının) kural olarak yedi gün içinde ödeme emrine itiraz edebileceği, itiraz süresi içinde kira sözleşmesini ve varsa yazılı kira sözleşmesindeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse (inkâr etmezse) kira sözleşmesini kabul etmiş sayılacağı, kira borcunu ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren BK’nın 260 veya 288. (TBK m. 315 veya 362) maddelerinde belirtilen (on, otuz veya altmış gün) belli bir süre içinde ödemesi, itiraz süresi içinde (İİK m. 62'ye göre) ödeme emrine itiraz etmez ve ödeme süresi içinde borcu (kirayı) ödemez ise kiraya verenin (alacaklının) kesinleşen kira alacağı için haciz isteyebileceği (İİK m.78 vd) ve icra mahkemesinden (kiracının) kiralanan taşınmazdan tahliyesini isteyebileceği ihtar edilir. 14. Borçlu itiraz süresi içinde ödeme emrine itiraz etmez ise ilamsız tahliye takibi kesinleşir. Borçlu (kiracının) süresinde ödeme emrine itiraz etmemesi ile ilamsız tahliye takibi kesinleşirse de, alacaklı (kiraya veren) bunun üzerine hemen haciz ve tahliye isteyemez. Borçlu ödeme süresi içinde (on, otuz veya altmış gün) borcunu (kirayı) ödeyebilir. Borçlu ödeme emri tebliğinden itibaren ödeme süresi içinde kira borcunu öderse, ilamsız tahliye takibi son bulur, alacaklı haciz ve tahliye isteyemez. Borçlu kiracı, ödeme süresi içinde kira borcunu ödemiş ise, kira borcundan sayılmayan faiz, icra giderleri ve vekâlet ücretini aynı süre içinde ödememiş olması nedeniyle icra mahkemesinden borçlunun tahliyesi istenemez (Kuru, B: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 828-829). 15. İİK’nın 269/a maddesine göre, borçlu itiraz etmez ve kira borcunu da ödemezse alacaklı ödeme süresinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde icra mahkemesinden tahliye isteyebilir. Alacaklının icra mahkemesinden tahliye isteyebilmesi için ödeme süresinin sona ermesini beklemesi gerekir. Ödeme süresi dolmadan ve böylece borçlunun temerrüdü gerçekleşmeden, alacaklı (kiraya veren) icra mahkemesinden tahliye isteyemez; istese bile, icra mahkemesi borçlu kiracının tahliyesine karar veremez (Kuru, s. 831). 16. Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmediği için kira sözleşmesini kabul etmiş sayılır (İİK m. 269/2, c.2). Yani, borçlu kiracı icra mahkemesinde artık kira sözleşmesini inkâr edemez, etse bile, icra mahkemesi kira sözleşmesini hakkında bir inceleme yapamaz. Borçlu kiracı, süresi içinde ödeme emrine itiraz etmediği için, ödeme emri ile istenen kira borcunu da kabul etmiş sayılır. Bu nedenle, borçlu kiracı, icra mahkemesinde artık kira borcu miktarına itiraz edemez, etse bile, icra mahkemesi kira borcu miktarı hakkında bir inceleme yapamaz (Kuru, s. 832). 17. Alacaklının İİK’nın 269/a maddesine göre tahliye talebi üzerine icra mahkemesi ilk önce alacaklının ilâmsız tahliye takip talebinin kanuna uygun olup olmadığını inceler. Takip talebi kanuna uygun değilse, özellikle alacaklı takip talebinde tahliye istememişse, icra mahkemesi tahliye talebinin reddine karar verir. Bundan sonra, icra mahkemesi, borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinin kanuna uygun olup olmadığını inceler. Ödeme emri kanuna uygun değilse, özellikle ödeme emrinde ödeme (ihtar) süresi yanlış (noksan) gösterilmişse, ödeme emrinde ödeme (ihtar) süresi yazılı değilse veya ödeme emrinde tahliye ihtarı yok (tebliğ edilen ödeme emri 13 örnek nolu ödeme emri değil) ise, icra mahkemesi tahliye talebinin reddine karar verir. İcra mahkemesi, takip talebinin ve ödeme emrinin kanuna uygun olduğunu tespit ederse, bunun üzerine, borçlu kiracının süresi içinde ödeme emrine itiraz edip etmediğini araştırır. Buna göre, icra mahkemesi, borçlunun süresinde ödeme emrine itiraz etmediğini (veya itiraz etmemiş sayıldığını) tespit ederse, borçlunun ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu ödeyip ödemediğini inceler (Kuru, s. 833). 18. Süresi içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olan borçlu, ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu tamamen ödememiş ise alacaklı kiraya verenin talebi üzerine icra mahkemesi, borçlu kiracının tahliyesine karar verir. 19. İİK’nın 269/a maddesinin açık hükmüne göre ödeme emrine itiraz etmeyen borçlu icra mahkemesinde sadece ihtar süresi içinde ödeme yaptığını ileri sürebilir. Takibin kesinleşmesinden önce ödeme yaptığı iddiasını ileri süremez. 20. Borçlu kiracı, ödeme emrine süresi içinde itiraz ederek icra dairesine bildirmesi gereken itiraz sebebini, yani kira borcunu ödeme emrinin tebliğinden (veya takipten) önce ödemiş olduğunu, icra mahkemesinde ileri süremez ve icra mahkemesi böyle bir itirazı inceleyemez. Bu hâlde, icra mahkemesinin inceleme yetkisi, İİK’nın 269/a madde hükmünde açıkça belirtildiği gibi, borçlu kiracının ihtar (ödeme) süresi içinde kira borcunu ödeyip ödemediği konusu ile sınırlıdır. İcra mahkemesinin, süresi içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olan borçlunun ödeme emrinin tebliğinden önce kira borcunu ödeyip ödemediğini inceleme yetkisi yoktur. İcra mahkemesi, bu hususu ancak borçlu kiracının süresi içinde ödeme emrine itiraz ederek kira borcunu ödemiş olduğunu (icra dairesine) bildirmiş olması hâlinde ( İİK m. 269/c) inceleyebilir. Aksinin kabulü borçlu kiracının (kira borcu bakımından) ödeme emrine itiraz etmemiş olması ile itiraz etmiş olması arasında hiçbir fark bulunmadığına müncer olmaktadır ki, bu husus iki ihtimali ayrı ayrı düzenlemiş olan kanunun sistemine (İİK m. 269/a ve 269/c) aykırı düşer (Kuru, s. 835). 21. İİK’nın 269/d maddesi yollamasıyla uygulanması gereken 70. maddesi uyarınca temerrüt nedeniyle tahliye isteminin icra mahkemesince duruşma açılarak incelenmesi gerekir. İcra mahkemesince duruşma açılmasının zorunlu olması ilamsız tahliye takip talebinin kanuna uygun olup olmadığını, borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinin kanuna uygun olup olmadığını tahkik ederek takip talebinin ve ödeme emrinin kanuna uygun olduğu tespit edilirse bunun üzerine, borçlu kiracının süresi içinde ödeme emrine itiraz edip etmediğini araştırmak, buna göre borçlunun ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu ödeyip ödemediğini incelemek içindir. Duruşma açılmasının zorunlu olması, borçlunun ödeme emrine itiraz etmediği hâlde takibin kesinleşmesinden önce kira borcunu ödediği iddiasını ileri sürebileceği sonucunu doğurmaz. Bu hâlde temerrüt ihtarının haklı olup olmadığı icra mahkemesinde inceleme konusu yapılamaz. 22. Borçlunun ödeme emrine mani bir sebeple itiraz etmemesi hâlinde İİK’nın 269/d maddesinin yollamasıyla uygulanması gereken İİK’nın 65. maddesi uyarınca gecikmiş itiraz yolu açıktır. Bundan başka ödeme emrine itiraz etmeyen borçluya İİK’nın 269/d yollamasıyla uygulanması gereken İİK’nn 72. maddesi gereğince menfi tespit davası açma hakkı da tanınmıştır. 23. Diğer taraftan İİK’nın 269/d maddesi yollamasıyla uygulanması gereken İİK’nın 66. maddesi gereğince ödeme emrine itiraz edilmez veya itiraz süresinde değil ise ödeme (ihtar süresi) geçtikten sonra alacaklının talebi üzerine icra müdürü takip işlemlerine devam edebilir. Bu bağlamda bir yandan haciz işlemleri yapılması bir yandan da icra mahkemesince ödeme emri tebliğinden önce yapılan ödemelerin araştırılması durumu çelişkili bir hâl oluşturur. 24. Bu açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesinde; alacaklı tarafından 01.11.2010 başlangıç tarihli yazılı kira sözleşmesine dayalı kira alacağının tahsili amacıyla tahliye talepli olarak başlatılan ilamsız icra takibinde 05.07.2014 tarihli 900,00TL, 05.08.2014 tarihli 900,00TL ile ekli kira sözleşmesi içeriğine göre bakiye kalan 1.456,00TL kira alacağının ve borçlunun tahliyesinin talep edildiği, örnek 13 nolu ödeme emrinde borçluya 30 gün içerisinde kira borcunu ödemesi gerektiği, 7 günlük süre içinde itiraz edebileceği, borcu ödemez veya itiraz etmez ise tahliye edilebileceğinin ihtar edildiği, ödeme emrinin borçluya 29.08.2014 tarihinde tebliğ edildiği ve borçlunun ödeme emrine itiraz etmediği, alacaklı vekilinin 16.10.2014 tarihinde icra mahkemesine başvurarak borçlunun 29.08.2014 tarihinde 900,00TL ve 05.09.2014 tarihinde 900,00TL ödediğini, bakiye kalan kira alacağının ödemediğini ve borçlunun temerrüde düştüğünü ileri sürerek kiralanandan tahliyesini talep ettiği anlaşılmaktadır. 25. Bu durumda borçlu kiracı, süresi içinde ödeme emrine itiraz etmediği için, ödeme emri ile istenen kira borcu kesinleştiğinden, İİK’nın 269/a maddesine göre icra mahkemesince 30 günlük ihtar müddeti içinde takipte kesinleşen kira borcunun ödenip ödenmediği incelenmelidir. 26. O hâlde icra mahkemesince bakiye kira bedeli 1.456,00TL’nin 30 günlük ödeme (ihtar) süresi içinde ödenip ödenmediği üzerinde durularak temerrüdün gerçekleşip gerçeklemediğinin belirlenmesi gerekir. 27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, borçlu ödeme emrine itiraz etmese bile icra mahkemesinde ödeme emri tebliğinden önceki ödemeleri ileri sürebileceği, icra mahkemesinin ihtarın haklı olup olmadığını inceleyebileceği, bu nedenle ödeme emri tebliğinden önce kira borcunun ödenip ödenmediğinin araştırılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararının ilave gerekçeler ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 28. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 29. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.03.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY İlamsız icra kural olarak yalnız para (ve teminat) alacakları için mümkündür. Fakat icra ve İflas Kanununda istisnai olarak kira bedelinin ödenmemesi ve kira süresinin bitmesi nedenlerine dayalı olarak kiraya verenin doğrudan icra dairesine başvurarak kiralanan taşınmazın tahliyesini isteyebileceğini kabul etmiştir. Kiraya veren sadece kira alacağı için takip yapmak isterse genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi yapabilir. Ancak kiraya veren (alacaklı) kiranın ödenmesi ile birlikte tahliye de istiyor ise; taşınmazların ilamsız icra yolu ile tahliyesi için İİK 169 ve devamı maddelerine göre takip başlatmalıdır. Kira sözleşmesi ve sözleşmenin sona erme hâlleri Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Kira sözleşmesinde kiracının asli borcu kira bedelini ödemektir. Kiracı vadesi gelmiş kirayı vadesinde ödememesi durumunda; kiraya veren kiracıya kiranın ödenmesi için bir süre verir. Bu süre içinde ödenmez ise; kira sözleşmesini feshedeceğini kiracıya bildirebilir. Kiracının temerrüdü BK’nın 315 ve 362 maddelerinde düzenlenmiş olup kiracıya verilecek süre en az 10 gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında en az 30 gün, ürün kirasında ise en az 60 gündür. Kiracı bu süre içinde kirayı ödemez ise; kiracıya karşı sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açılabilir ve bu davada ödenmeyen kira da istenebilir. İcra ve İflas Kanunu onuncu bapta İİK 269. ve devamı maddelerinde; “Kiralar Hakkında Hususi Hükümler ve Kiralanan Taşınmazların Tahliyesi” başlığı altında özel düzenlemeler yapılmış ve para ve teminat alacakları için genel haciz yolu ile ilamsız icra takibini (ilamsız takip) düzenleyen (İİK m. 42-73) madde hükümlerinden farklı hükümler ihdas edilmiştir. İİK 269 ve 269/d maddelerinde kiraya verenin kira alacağı için yapacağı ilamsız icra takibi (genel haciz yolu ile ilamsız takip) ile açacağı tahliye davasını birleştiren ilamsız tahliye takibi yolu kabul edilmiştir. Bu takip yolunda kiraya veren kiracıya karşı ilamsız tahliye takibi yaparak kiranın ödenmesini ayrıca kiracıya ödeme emri ile birlikte EBK 260 veya 288 (TBK’nın m. 315 veya 362) maddelerinde yazılı ihtarın da yapılmasını talep eder. Böylece kiraya veren kira bedeli için genel haciz yolu ile takip ve tahliye talebini birleştirmiş olur. İcra müdürü takip talebini alınca kiracıya tahliye ihtarlı ödeme emri gönderir. Konut ve çatılı işyeri kirası söz konusu ise; ödeme emrinde 7 gün içinde itiraz edebileceği kira akdi ve sözleşmedeki imzayı kesin ve açık olarak reddetmediği takdirde akdi kabul etmiş sayılacağı, kira 30 gün içinde ödenmez ve 7 gün içinde itiraz edilmez ise alacaklının İcra Mahkemesinde tahliyeyi isteyebileceği ve kesinleşen kira alacağından dolayı haciz talep edebileceği ihtar olunur. İlamsız tahliye takibi, ilamsız icranın bir türü olmasına karşılık, takibin sonucunun tahliyeye yönelik olması nedeniyle genel haciz yolu ile takibe ilişkin hükümlerin bu takip yolunda yetersiz kaldığı için Kanun koyucu İİK’nın 269 ve devamı maddelerini düzenlemiştir. Anılan kanunun 269. ve devamı hükümleri ile alacaklıya Borçlar Kanunu’nda öngörülen sözleşmeyi fesih ihtarını, tahliye ihtarlı ödeme emri kılıfı altında borçluya gönderme imkânı vermektedir. Kiraya verene tanınan bu fesih hakkı bir iradî şarta, kiracının muaccel kirayı ödememe şartına bağlanmıştır. Kiracının temerrüde düşmesi ve ödeme süresi sonunda sözleşmenin sona ermesi için temerrüt ihtarının haklı olması gereklidir. Şayet ihtar haklı değil ise tahliye ihtarlı ödeme emrine itiraz etmeyen ve ödeme süresi içerisinde borcunu ödemeyen borçlu taşınmazdan tahliye edilemez. Borçlunun, tahliye ihtarlı ödeme emrine karşı süresinde itiraz etmemesi ve 30 günlük sürede borcu ödememesi sonrasında alacaklının İcra Mahkemesi’nde temerrüt nedeniyle tahliye talebi üzerine, borçlu, İcra Mahkemesi’nde takip öncesi borcun ödendiğini ileri sürebilir ve borcu ödediğine ilişkin İİK 260/c maddesinde yazılı ödeme belgelerini ibraz edebilir. Böylece temerrüt ihtarının haksızlığını ortaya koyabilir. Bu takip yolu, Borçlar Kanunu’nda düzenlenen temerrüt nedeniyle kira sözleşmesinin fesih ihbar yolu ile sona erdirilmesi sonucunda borçlunun taşınmazı geri verme borcunun icra yolu ile yerine getirilmesinden başka bir şey değildir. O hâlde icra takibi maddi hukukun gerçekleşmesine aracı olmaktadır. İİK’nın 269/a maddesi “borçlu itiraz etmez, ihtar müddeti içinde kira borcunu da ödemezse ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden 6 ay içinde alacaklının talebi üzerine İcra Mahkemesince tahliyeye karar verilir.” hükmünü düzenlemektedir. Kanunun lafzına bakıldığında (İİK’nın 269 ve 269/c) İcra Mahkemesi ödemenin 30 gün içinde (BK’nın 260) olup olmadığını göz önünde tutar. Ödeme emrinden önceki ödemelerin itiraz yolu ile ileri sürülmemesi hâlinde İcra Mahkemesinin bu ödemeleri dikkate almayacağı sonucu çıkarılabilir. Ancak bu sonuç alacaklar için yapılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi için geçerlidir. Bu takip yolunda ödeme emrine karşı itiraz ve ödeme olmaması durumunda takip kesinleşeceği için alacaklının takibe devam etme ve borçlunun mallarına haciz koyma hakkı doğar. Ancak Postacıoğlu’nun ifade ettiği gibi gerçekten para alacakları hakkında ilamsız icra rejiminin aynen burada geçerli sayılması gerekmemektedir. Tahliye ihtarlı ödeme emrine itiraz edilmediğinde, tahliye bakımından kendiliğinden icra gücü kazanmamakta, bunun için ayrıca icra mahkemesi kararına ihtiyaç bulunmaktadır. Tahliyenin borçlu için ifade ettiği ağır yaptırımın gelişigüzel uygulanmasına olanak bırakmamak için ödeme emrinin gerekli koşulları taşıyıp taşımadığının icra mahkemesince resen araştırılması, bu suretle ihtarın usulüne uygun biçimde gönderilmiş olup olmadığının İcra Mahkemesi’nin denetiminden geçmesi, duruşma yapacak olan İcra Hâkiminin ihtarın haklı olup olmadığını araştırması yerinde olacaktır. İhtarın haklı olup olmadığının araştırılması ve incelenmesi ise kiranın ihtardan önce, bu takip yönünden ise ödeme emrinin tebliğinden önce ödenip ödenmediğinin araştırılmasını zorunlu kılar. Sulh mahkemesinde temerrüt nedeniyle tahliye davası açıldığında da mahkeme temerrüt ihtarının haklılığını araştırmaktadır. Bu nedenle alacaklı, ilamsız tahliye takibini seçtiği takdirde borçlu yararına yerinde olarak sağlanan bu korumayı ödeme emrine 7 gün içinde itiraz etmesi koşuluna bağlamak doğru olmayacaktır. Çünkü, tahliyeyi öngören takiplerde ödeme emri itiraza uğramasa bile iş zorunlu olarak İcra Mahkemesi önüne gelmekte ve onun incelemesine sunulmaktadır. O zaman icra mahkemesini ihtarın haklılığını incelemekten alıkoymak gerçekten aşırı şekilcilik olacaktır. Postacıoğlu’na göre bu gibi düşünceler İcra ve İflas Kanunu biçimsel yapısına kesin serbest bir içtihatla İcra Mahkemesi’nin ihtarın haklılığını araştırma görev ve yetkisine sahip olmasını mümkün kılar (Postacıoğlu, İlhan, Altay, Sümer; İcra Hukuk Eserleri İstanbul 2010 s. 751, 752). Postacıoğlu, Yargıtay’ın bu yöndeki kararlarının çözüm tarzını değiştirmesini kendisine telkin ettiğini ifade etmiştir (12. HD 12.11.1979 T; 7917/8533; 12.01.1981 T; 8137/18; 12 HD 26.03.1981 T; 2013/3098 s. Kararları). Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1984 tarihli bir kararında; örnek 51 (şimdi örnek 13) ödeme emrini alan kiracının ödeme emrine itiraz etmediği takdirde kira parasının takip öncesi veya 30 gününü ödeme süresi içinde ödediğini, bu nedenle temerrüde düşmediğini icra mahkemesi önünde ileri sürebileceği görüşü savunulmuştur. Ayrıca söz konusu kararda, takibin ihmal veya başka nedenle itiraz edilmeksizin kesinleşmiş bulunmasının, borçlunun takibin kesinleşmesinden önceki zamanda ödeme yaptığını bildirerek mütemerrit bulunmadığının tevsikine ve ispatına yasal engel olmayacağı açıklanmıştır. Aynı kararda, özetle; şu görüşlere yer verilmiştir: İtirazın bulunmaması sadece kira sözleşmesinin varlığının ve talepnamede yazılı kira parasının tartışmasız hâle gelmesinden başka sonuç doğurmaz. İİK 269/c maddesi hükmü takibin kesinleşmesini yeterli görmeyerek bu konuda İcra Mahkemesinden tahliye kararı alınmasını öngörmektedir. İcra Mahkemesinin görevini işlemlerini onaylamak ve kiranın 30 gün içinde ödenmediğini tespitten ibaret saymak yasaya uygun bir görüş olamaz. İİK m. 269/b. 4 fıkrada ihtarlı ödeme emrinin BK’nın 260 ve 288 maddelerinde yazılı ihtar yerinde geçeceği yazılıdır ve mutlaka haklı olmalıdır. Aynı yönde HGK’nın 08.05.1971 t. 1974/3 – 192 E. 411 K; HGK 07.11.1980 tarih 1979/12-224 E., 1980/233 K.) sayılı kararları da örnek gösterilebilir. (HGK 15.02.1984 t. 12-753 /103; (İBD 1984/4-6, s. 288-295; Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk El Kitabı s. 855). Uyar “kiracının kira parasını takip öncesinde ödediği halde ödeme emrine karşı borca itirazda bulunmaması üzerine, alacaklının İİK’nın 269/a maddesine göre kira borcu ödenmediği gerekçesiyle İcra Mahkemesi’nden tahliye isteminde bulunması hakkın kötüye kullanılması sayılmalı (MK m. 2) ve korunmamalıdır. Tahliyeye karar verecek olan İcra Mahkemesi borçlunun gerçekten maddi hukuk bakımından direngen (mütemerrit) olup olmadığını araştırmak durumundadır. Bu nedenle Yüksek Mahkeme’nin görüşünü pratik gereksinmelere uygun ve adil buluyoruz” görüşünü dile getirmiştir (Uyar, Talih, İcra ve İflas Kanunu şerhi 3.C Ankara 2014 s. 4164). Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin de yerleşik içtihatları bu yöndedir. 12. Hukuk Dairesinden sonra İcra Mahkemelerinin tahliye kararlarını inceleyen Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de, İcra Dairesinde itiraz edilmese bile, ödeme belgesinin borcu sona erdiren belge olması nedeniyle temyiz aşamasında dahi ileri sürülebileceğini kararlarında benimsemişdir. (6 HD 28.01.2008 T. 13761/526; 28.01.2015 t. 220/856 İş sayılı kararları). Aynı şekilde 6. Hukuk Dairesinin kapatılmasından sonra bu işe bakan 8. Hukuk Dairesi de aynı yönde kararlar vermiştir (8. HD 02.05.2019 T. 244/4524; 10.01.2019 T. 15243/513 sayılı kararları ). Biz de Yargıtay’ın süreklilik arz eden bu kararlarına katılıyoruz. Ödeme emrine itiraz etmeyen borçluya kira borcunu takip öncesi ödediğini İcra Mahkemesinde ileri sürmesine imkan tanımamak ve menfi tespit davası açmaya zorlamak İcra Hukuku ve Maddi Hukuku ilkelerine ters düşmektedir. Ödeme emrine itiraz ile takip para alacağı yönünden de durmuş olur. İtiraz edilmez ise para alacağı yönünden takibe devam etmekte bir engel kalmaz. Kaldı ki; bu görüş sadece ödeme itirazı ile ilgili olup İİK’nın 269/c maddesinde yazılı diğer itirazlar yapılmadan İcra Mahkemesi’nde incelenmesi mümkün değildir. İcra mahkemesi İİK’nın 269 d maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK 70. maddesine göre duruşma açarak tarafları duruşmaya davet etmek zorundadır. İcra mahkemesinin icra dosyasını inceleyerek süresinde itiraz ve ödeme olmadığını tespit edip tahliye kararı vermesi söz konusu değildir. Ödeme emrinin BK’nın 260 ve 288 maddeleri uyarınca sözleşmenin feshi ve tahliye sonucunu doğurabilmesi için kanuna uygun düzenlenip düzenlenmediğini bu çerçevede takip konusu borcun kira borcu olup olmadığını, takip talebinde tahliye ihtarının zorunlu takip arkadaşlığının varlığı vs gibi durumları kendiliğinden incelemek durumundadır. Borçlu, icra dairesinde itiraz etmediği için kira sözleşmesini kabul etmiş sayıldığından (İİK’nun 269/2) icra mahkemesi kira sözleşmesi hakkında inceleme yapamaz. İtiraz edilmediğinde borçlu kira borcunu da kabul etmiş sayıldığından, icra mahkemesinde kira borç miktarına da itiraz edemez, etse bile icra mahkemesi kira borcu miktarı hakkında inceleme yapamaz. Ancak süresinde ödeme emrine itiraz etmemiş ve ödeme süresi içinde kira borcunu ödememiş olan kiracı, icra mahkemesinde kira borcunu ödeme emrinin tebliğinden (veya takipten) önce ödemiş olduğunu ileri sürebilir ve İcra mahkemesi bu hususu inceleyebilir. Borçlu ödemeyi İİK 269/c maddesinde yazılı belgelerle ispat ederse icra mahkemesi tahliye istemini reddeder. Ödeme itirazının icra dairesinde yapılıp yapılmamasının tahliye açısından gerekli olan temerrüdün gerçekleşmesinde bu yönden hiçbir önemi yoktur. Zira önemli olan temerrüt
12. Hukuk Dairesi, 2016/12319 E., 2016/16224 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi hükmüne göre; borçlunun itirazını ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren yedi günlük süresi içerisinde icra dairesine bildirmesi halinde İİK'nun 66. maddesi uyarınca icra müdürü takibi durdurur.
12. Hukuk Dairesi         2016/12319 E.  ,  2016/16224 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklı şikayet yoluyla icra mahkemesine yaptığı başvuruda; borçlu şirket hakkında başlattığı genel haciz yolu ile ilamsız icra takibine karşı borçlunun yasal süresi içinde borca itiraz etmediğini ileri sürerek icra müdürlüğünün takibin durdurulmasına yönelik verdiği kararın iptali isteğinde bulunmuştur. Genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde İİK'nun 62. maddesi hükmüne göre; borçlunun itirazını ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren yedi günlük süresi içerisinde icra dairesine bildirmesi halinde İİK'nun 66. maddesi uyarınca icra müdürü takibi durdurur. İİK'nun 8. ve İcra İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 22/2. maddesi gereğince ise; "İcra ve iflas daireleri, yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları, ilgililer ve icra müdürü veya muavini veya katibi tarafından imzalanır.'' Buna göre; ödeme emrine itiraz dilekçesinin, icra memuruna havale ettirilip icra tutanağına yazdırılmış olması gerekir. Çünkü ödeme emrine itiraz tarihi, itiraz dilekçesindeki tarih olmayıp, bu dilekçenin icra tutanağına geçirildiği tarihtir (HGK. 13.5.2009 tarih ve 2009/12-185 E.-2009/182 K.). İcra müdürlüğünce, itiraz dilekçesi tarihinin, önceki bir tarih olarak bildirilmesine itibar edilemez. Tutanağa geçirilmeyen dilekçeler tanık beyanı ile de ispat edilemez. Ayrıca, İİK'nun 8/a maddesinde de, icra ve iflas dairelerince yapılacak her türlü icra ve iflas işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminin kullanılacağı, her türlü veri, bilgi, belge ve kararın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi vasıtasıyla işlenerek kaydedileceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda, genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde borçluya örnek 7 numaralı ödeme emrinin 04.06.2014 tarihinde tebliğ edildiği, alacaklı vekilinin 12.06.2014 tarihli talebi üzerine icra müdürlüğünce borçlu şirket hakkındaki takibin kesinleştiğinden bahisle aynı tarihte haciz işlemlerinin uygulandığı, bilahare, borçlu vekilinin bila tarihli dilekçesi ile icra müdürlüğüne başvurarak takibe yasal süresi içinde itirazda bulunulduğunu bildirip, 05.06.2014 tarihini taşıyan ve icra müdür yardımcısı tarafından 05.06.2014 tarihinde havale edilip imzalanan itiraz dilekçesinin ibraz edildiği ve bunun üzerine icra müdürlüğünün 18.06.2014 tarihli kararıyla borçlu yönünden takibin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir. Ne var ki borçlunun itiraz dilekçesinin ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi günlük süre geçirildikten sonra 18.06.2014 tarihinde icra tutanağına kaydedildiği ve yine 18.06.2014 tarihinde UYAP sistemine kaydının yapıldığı dosya kapsamıyla sabittir. Ayrıca, her ne kadar, borçlu vekilince cevap dilekçesinde, itiraz dilekçesine ekli sunulan vekaletnamenin 05.06.2014 tarihinde harçlandırıldığı ifade edilmiş ise de; icra dosyasında vekalet harcı yatırıldığına dair bir belge bulunmadığı gibi icra müdürlüğünce de; 05.06.2014 tarihinde borçlu vekili tarafından vekalet harcının yatırılmadığının cevabi yazıyla bildirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar uyarınca, itiraz dilekçesinin üzerinde yazılı tarihin itiraz tarihi olarak kabulüne imkan bulunmadığı ve itiraza esas olan tarihin anılan dilekçenin icra tutanağına geçirilip UYAP sistemine işlendiği 18.06.2014 tarihi olduğu açıktır. Öyleyse, belirtilen tarih nazara alındığında borçlu tarafından İİK'nun 62. maddesinde öngörülen yasal yedi günlük süre içinde yapılmış bir itirazın varlığından söz edilemeyeceğinden, icra müdürlüğünün takibin durdurulması yönündeki kararının yasaya uygun bulunduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. O halde, mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

Ödeme emrine itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamak isteyen alacaklı, elinde belge yoksa hangi yola başvurmak zorundadır?

A) İtirazın kaldırılması
B) İtirazın iptali davası
C) Menfi tespit davası
D) İstirdat davası
E) Şikayet

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol