2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 67

İcra ve İflas Kanunu 67. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 67 – (Değişik: 18/2/1965-538/37 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.[27] İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/11 md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır. b) İtirazın kesin olarak kaldırılması:[28]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

326 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
*(....Dava, İİK.nun 67.maddesi uyarınca açılmış itirazın iptali istemine ilişkindir.*
Hukuk Genel Kurulu         2005/19-528 E.  ,  2005/568 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Konya Asliye 4.Hukuk Mahkemesi Günü : 2.5.2005 Sayısı : 429-220 Taraflar arasındaki “*itirazın iptali “* davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya Asliye 4.Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 08.05.2003 gün ve 2003/186-354 sayılı kararın incelenmesi Davacı alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 07.05.2004 gün ve 2003/7330-2004/5272 sayılı ilamı ile ; *(....Dava, İİK.nun 67.maddesi uyarınca açılmış itirazın iptali istemine ilişkindir.* *Davalı vekili cevabında davanın reddi gerektiğini savunmuştur.* *Mahkemece davanın bir yıllık süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.* *Oysa, Hukuk Genel Kurulunun 12.11.1997 gün ve 1997/19-667-05 sayılı kararlarında belirtilen ilkeler doğrultusunda icra takibinden bağımsız olarak davanın esasına girişilip, varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar vermek gerekirken, anılan nedenle davanın reddedilmiş olması yanlıştır....)* Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı/alacaklı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. A- Davacı İsteminin Özeti: Davacı/ alacaklı 28.02.2003 tarihinde verilen dava dilekçesi ile; davalı/borçlunun Konya 2. İcra Müdürlüğü’nün 1999/4295 E.Sayılı dosyasına yapmış bulunduğu borca itirazın iptali ile takibin devamına ve haksız borca itiraz nedeniyle davalı/borçlu aleyhine asıl alacağın %70’i oranında icra inkar tazminatına, hükmedilmesini istemiştir. B- Davalı Tarafın Cevabının Özeti: Davalı/borçlu vekili cevap dilekçesinde;öncelikle ilk itirazlarının kabulü ile derdestlik, davanın 1 yıllık süre içinde açılmaması, davacının meşru hamil olmaması-husumet bakımlarından esasa girilmeden reddini , aksi takdirde haksız ve mesnetsiz davanın esastan da reddini , savunmuş ve davacının haksız icra takibi sebebiyle %40 tan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini istemiştir. C- Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkeme, yargılama sonunda davanın itirazın iptali davaları için öngörülen yasal bir yıllık süre içerisinde açılmaması nedeniyle davanın reddine karar vermiştir. D-Temyiz Evresi, Bozma Ve Direnme: Davacı yanın temyizi üzerine Özel Daire, “*Hukuk Genel Kurulunun 12.11.1997 gün ve 1997/19-667-..05 sayılı kararlarında belirtilen ilkeler doğrultusunda icra takibinden bağımsız olarak davanın esasına girişilip, varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar vermek gerekirken, anılan nedenle davanın reddedilmiş olması yanlıştır.*” gerekçesiyle kararı bozmuştur. *İlk kararı veren Konya 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin faaliyeti dondurulmuş Konya 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davaya bakılarak karar verilmiştir.* *Bozma ilamı taraflara tebliğ edilmiş; davalı vekilince süresi içinde tashihi karar isteminde bulunulmuş ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 22.2.2005 tarih ve 2004/ 8510 Esas 2005/1658 sayılı kararı ile bu istem reddedilmiştir.* *Taraflara duruşma günü bildirilmiş ; Davacı vekili, Yargıtay bozma ilamına uyulmasını; davalı vekili ise önceki kararda direnilmesini istemişlerdir.* Mahkemece; “*Dava, hukuksal nitelikçe İİK.nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali davasıdır.Özel Daire ile mahkememiz arasındaki uyuşmazlık İİK.nun 67. maddesine göre 1 yıllık süre içerisinde açılmamış bir itirazın iptali davasının yargılamasının alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmasının mümkün olup, olmadığının belirlenmesinde toplanmaktadır.Davacı dava dilekçesinde açıkça istemini itirazın iptali davası olarak belirtmiş bu hukuksal nedene dayanmıştır.HUMK nun 409 . maddesi uyarınca önceki dava açılmamış sayılmasına karar verilmiş olmakla anılan dava hukuki sonuçları ile birlikte ortadan kalmıştır* *İİK 67 maddesine göre açılan itirazın iptali davası açılış şekli, ve süresi ile doğurduğu hukuki sonuçlar bakımdan alacak davasından farklılıklar içermektedir.Bu davanın açılabilmesi için itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren 1 yıl içinde mahkemeye başvurulmuş olması gerekir. Süreye bağlanan bu koşula göre hakim yasal süre geçtikten sonra açılmış bir itirazın iptali davasını tahsil davasına dönüştürerek görmesi hukuken kabul edilemez.* *Hal böyle olunca. Açılan tipik itirazın iptali davasının dava ekonomisi kuralları gözetilerek alacak davası hükümleri altında görülüp, sonuçlandırılmasının mümkün değildir.”* gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davacı/alacaklı vekili temyize getirmektedir. E- Gerekçe: a) Yasal düzenlemeler: “2004 SAYILI İCRA VE İFLAS KANUNU 6 - İtirazın iptali : a) Mahkemeye başvurmak suretiyle : Madde 67 - (Değişik: 18/2/1965 - 538/37 md.) Takip talebine itiraz edilen ve itirazın kaldırılması için mercie müracaat etmek istemiyen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, umumi hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/1988 - 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahküm edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılması talebinde bulunmazsa bir daha ilamsız takip talebinde bulunamaz. *(kalktı)* Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.” “Maddenin son hali: (*30.07.2003 günlü resmi gazetede yayımlanan 4949 sayılı Kanunla 67. MADDEDE yapılan değişiklikler ve kaldırılan hükümler)* MADDE 15. — 2004 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin üst başlığı, başlığı ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 6- İtirazın hükümden düşürülmesi: a) İtirazın iptali: Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. MADDE 103. — 2004 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 128 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, 134 üncü maddesinin son fıkrası, 280 inci maddesinin ikinci fıkrası, 285 inci maddesinin son fıkrası, 354 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 363 üncü maddesinin (12) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.” b) Davaya kadar olan gelişmeler: İcra takibi ve takibe itiraz :Davacı/alacaklı borçlular davalı/A. K.. ve dava dışı F. A.. aleyhine Konya 2. İcra Müdürlüğü’nün 1999/4295 E. ‘Sayılı dosyasında 24.06.1999 tarihinde ilamsız takibe girişmiş; örn 49 ödeme emri 28.06.1999 tarihinde davalı/borçlu A..’ye tebliğ edilmiştir. Davalı/Borçlu A.. 02.07.1999 tarihinde takibe, alacaklının yetkili hamil olmaması nedeniyle takip yetkisine, borca, faiz miktar ve oranına, borcun sebebine, itiraz etmiştir. Takibin durdurulmasına karar verilmiş ve İtiraz dilekçesi alacaklı/davacı vekiline 09.07.1999 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçlunun menfi tespit davası: Konya Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/1521 Esas- 1998/254 karar sayılı dosyasında borçlu/davacı A.K.. 26.10.1998 tarihinde menfi tespit ve takibin iptali istemiyle davalılar Alacaklı M. Ş.. ve diğer borçlu F. A..aleyhine dava açmış; yapılan yargılama sonunda 26.05.1999 tarihli kararla dava reddedilmiş; Yargıtay 19.Hukuk Dairesince 07.02.2000 tarihinde onanmış ve karar düzeltme istemi de reddedilmiştir. Alacaklının açılmamış sayılma ile sonuçlanan itirazın iptali davası: Alacaklı/davacı M.. 21.07.1999 tarihinde Konya Asliye Ticaret Mahkemesine açtığı itirazın iptali davası görevsizlikle Konya 2.Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş; anılan mahkemenin 30.01.2003 tarihli 2002/71-2003/34 sayılı kararıyla “10 günlük yasal sürede dosya görevli mahkemeye gönderilmediğinden davanın açılmamış sayılmasına ve işlemden kaldırılmasına karar verilmiş; karar tebliğe çıkarılmamıştır. c) Somut olay yönünden yapılan değerlendirme ve dayanılan gerekçe: Dava, hukuksal nitelikçe 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesine dayalı itirazın iptali davasıdır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yasal bir yıllık sürede açılmayan itirazın iptali davasına, alacağın tahsili davası olarak devam edilip, edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Hemen belirtelim ki, itirazın iptali davası İcra ve İflas Hukukunun kendine özgü kuralları içinde açılır ve özellikle icra hukuku ile sıkı sıkıya bağlıdır. Bu nedenledir ki, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesine göre açılan itirazın iptali davası, açılış şekli, süresi ve doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından alacak (tahsil) davasından farklılıklar içermektedir. İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olan takip borçlusu aleyhine açılır; davacısı alacaklı, davalısı ise takip borçlusudur. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine göre itirazın iptali davası açılabilmesi için; *1-İlamsız takip yapılmış olması* *2-Borçlunun bu takibe itiraz etmesi* *3-Alacaklının, itirazın kaldırılması için İcra Tetkik Merciine başvurmaması,* *4-İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının,1 yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması,* yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Görüldüğü üzere, davanın açılabilmesi koşulu süreye bağlanmıştır. Maddede öngörülen bu bir yıllık yasal süre hakim tarafından resen gözetilmeli; itirazın iptali davası bu bir yıllık süre içinde açılmamış ise sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmelidir. Alacaklı bir yıl içinde itirazın iptali davası açmazsa, yaptığı ilamsız takip düşer, bir yıllık süreyi geçiren alacaklının, genel hükümlere göre alacağını dava etme hakkı saklıdır(İİK.67/IV) Yani alacaklı alacağı zamanaşımına uğramadığı sürece, genel mahkemelerde bir alacak(tahsil) davası açabilir. Ancak, alacaklının açacağı bu alacak (tahsil) davası sonucunda alacağı ilam ile düşmüş olan icra takibine devam edilmesini isteyemez; ancak bu ilama dayanarak ayrıca ilamlı takibe girişebilir. İtirazın iptali davası, genel hükümlere göre harca tabidir. Alacaklının takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş peşin harç kendisine geri verilir veya alacaklı isterse itirazın iptali davası harcına mahsup edilir (Harçlar Kanunu m.28/a,29/I-III) İtirazın iptali davası bir yıl içinde açılmakla, derdest olan ve itiraz ile durmuş olan icra takibi iptal edilmiş olmaz; takip durmaya devam eder. Bu durumda, davayı kazanan alacaklı, mahkemeden alacağı ilam ile, itiraz üzerine durmuş olan ilamsız takibe devam edilmesini isteme, haciz olanağı elde eder. Dava, devam ettiği sürece bir yıllık haciz isteme süresi işlemez (İİK.78/II). İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı/borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Mahkemece İtirazın iptali davasının sonucunda verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Zira, davanın reddi kararına kadar durmaya devam eden takip, verilecek red kararının kesinleşmesi ile iptal edilmiş olacaktır. Davanın reddi kararının kesinleşmesi ile takip konusu alacağın mevcut olmadığı kesin hüküm olarak tespit edilmiş olur. Alacaklı, aynı borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamaz. Davanın reddine karar veren mahkeme, alacaklının kötüniyetle icra takibinde bulunduğu ve itirazın iptali davası açtığı kanısına varırsa borçlu talep etmişse alacaklıyı borçluya tazminat ödemeye mahkum edecektir. İtirazın iptali davasının reddi kararı ile eğer varsa ihtiyati haciz de kendiliğinden hükümsüz kalır. Bir an için bir yıllık sürede açılmadığı için reddi gereken davanın alacak davası olarak sürdürüldüğünü kabul ettiğimizde aslında itirazın iptali sonuca bağlanmamış olduğundan takibin durumunun ve açıklanan sonuçların sürüncemede kalması söz konusu olacaktır. Zira alacak olarak devam edilecek davanın sonuçları itirazın iptali davasının sonuçları ile aynı değildir. En başta takibe etkili olmayacağı açıktır. İcra takibinin askıda kalması elbette yasa koyucunun istediği bir şey değildir ki, itirazın iptali davasına takibe sıkı sıkıya bağlı sonuçlar yüklemiştir. Diğer taraftan, davanın kabulle sonuçlanması borçlunun itirazının iptali ile takibin devamı sonucunu doğurmaktadır. Süresinde açılmadığı için alacak talebi olarak devam ettirilen davanın kabulle sonuçlanması da bu etkiye sahip olmadığından takibin bu davanın devamı hatta bitme ya da kesinleşmesi sürecindeki durumu ne olacaktır. Zira, itirazın iptali davasının reddi ve kabulü sadece bir alacağın onaylanması olmayıp kendi içinde barındırdığı takibe etkili hükümleri de beraberinde getirmektedir. Örn. Davanın kabulü halinde alacaklı sadece kendi takibine devam etmekle kalmayıp, bu karara dayanarak başka alacaklıların koydurmuş olacağı hacze iştirak de edebilecektir. Bu açıklamalar da göstermektedir ki, itirazın iptali davası, takiple dolayısıyla İcra Hukukunun kendine özgü kuralları ile sıkı sıkıya bağlı kendine özgü bir dava türüdür. Salt alacak davasının doğuramayacağı sonuçlar bu davanın sonuçlanmasına bağlı olup, süresinde açılmayan itirazın iptali davasının sonuçlarını etkileyecek, hatta bu nedenle verilecek red kararı nedeniyle doğacak hukuki etkileri ve borçlu yararına gerçekleşecek hakları ortadan kaldıracak, takibi askıda bırakacak şekilde, eldeki itirazın iptali davasının bir başka davaya alacak (Tahsil) davasına dönüştürülerek davaya devam edilebileceğini kabule olanak bulunmamaktadır. Durum böyle olunca ; Hakimin, süre geçtikten sonra açılmış bir itirazın iptali davasını tahsil davasına dönüştürerek görüp sonuçlandırması hukuken kabul edilemez (HUMK.md.74). Ayrıca böyle bir kabulün, açılmış bir davada korunması gereken "*menfaatler dengesi"* kuralına da aykırılık oluşturacağında duraksama olmamalıdır. Öte yandan her dava, açıldığı tarihte tesbit edilen durum ve koşullar esas alınarak hüküm kurulur (28.11.1956 T.1956/15 E.-15 K.sayılı Yargıtay Tevhidi İçtihat) ve hakim taleple bağlıdır.Talepten fazlasına hükmedemez. Oysa, somut olayda davacı dava dilekçesinde açıkça istemini *"itirazın iptali*" davası olarak belirtmiş bu hukuksal nedene dayanmıştır. Dava dilekçesindeki açıklamalar da kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde ve özellikle bir yoruma hacet kalmaksızın, davanın itirazın iptali istemiyle açılmış bir dava olduğunu göstermekte; tahsil istemi de içermemektedir. Hal böyle olunca, açılan tipik itirazın iptali davasının dava ekonomisi kuralları gözetilerek alacak davası hükümleri altında görülüp sonuçlandırılması olanaklı değildir. Şu durum karşısında, salt dava ekonomisi kurallarına dayanılarak itirazın iptali davasının alacak (tahsil) davası olarak görülüp karara bağlanması kabul edilemez. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA,gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına mahal olmadığına oyçokluğu ile karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.10.2005 gününde karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, *2004* sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda uyuşmazlık, yasal bir yıllık süre içerisinde açılmayan itirazın iptali davasına, alacağın tahsili davası olarak devam edilip, edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Dava terditli olarak açılmadığı gibi, dava safahatında ıslah yoluna da gidilmemiştir. Hukuk Genel Kurulu bir çok kararında önce alacak davası olarak bakılabileceğini içtihat etmesine karşın sonraki kararlarında, alacak davası olarak devam edilip görülemeyeceğini itirazın iptali davasının red edilmesi gerekeceğini açıklamıştır. Konuyu ilmi ve kazai yönden ayrı ayrı açıklamak gerekir. Prof Dr. Baki Kuru İcra ve İflas Hukuku isimli eserinin 1988 basım tarihli 1. cildinin, 291 ve 292. sahifelerinde konu ile ilgili olarak aynen " Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin, m­ 67 11. fıkrasındaki bir yıllık sürenin mahkemece re' sen gözetilmesi gerektiği görüşüne katılıyorum; çünkü, bu süre hak düşürücü niteliktedir. Ancak, 11. Hukuk Dairesinin bundan çıkardığı sonuca (yani, bir yıl geçtikten sonra açılan itirazın iptali davasının süre aşımından dolayı reddedilmesi gerektiği görüşüne) katılmıyorum itiraz ın iptali davası ile tahsil davası aslında aynı (bir) davadır. Türk kanunlarını re' sen uygulamakla yükümlü olan (HUMK' n,un 76) ve bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayan hakimin, davacının bu nitelendirmesini nazara almadan, davayı M. 67 Ison fıkra gereğince açılmış normal bir alacak (tahsil) davası gibi inceleyip karara bağlaması gerekir. Hakim, böyle bir davayı alacaklı lehine karara bağlarsa, yalnız alacağın tahsiline (ödenmesine) hükmedip, alacaklının itirazın iptali ve icra inkar tazminatına ilişkin taleplerini reddetmelidir; çünkü, bir yıllık süresi geçtikten sonra açılmış olan bu dava teknik anlamda bir itirazın iptali davası değildir. Aynı nedenle, bu davada davacı haksız ve kötü niyetli görülse bile, borçluya tazminat ödemeye (m.67/II) mahkum edilemez. ". . . . . . . . . bu halde alacaklı yalnız ilamlı icra takibi (m32) yapabilir" Demektedir. Yargıtay 15.Hukuk Dairesi, 16.11.1995 tarih ve 1995/4112 esas, 6627 sayılı kararında; Özetle; "...... Davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekili uzatılan cevap süresi geçtikten sonra havale tarihli karşılık dava dilekçesiyle yüklenicinin idareye olan. ...TL borcunun reeskont faiziyle birlikte yükleniciden tahsilini istemiş ve aynı tarihte peşin nisbi ilam harcını yatırmıştır. HUMK' nun 203. maddesi gere~ince karşı davanın cevap süresi içinde açılması gerekmekte ve davalı bu süre geçtikten sonra karşı dava açmış ise de; dava dilekçesi usulüne uygun olarak düzenlenmiş ve harcı da yatırılmış bulunduğundan, dilekçenin müstakil dava dilekçesi olarak kabulüyle, her iki davanın aynı mahkemede birlikte görülüp, karara bağlanması usul ekonomisi yönünden gerekirken, mahkemece karşılık davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. ......... bozulmasına....... İçtihadında bulunmuştur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 13.11.1995 gün ve *1995/10984* esas ve 12/04 sayılı kararı da yukarıdaki kararı teyit eder mahiyettedir. Görüşmeler sırasında bazı daire başkan ve üyelerinin ileri sürdüklerinin aksine, eğer dilekçede, itirazın iptali veya alacak talep edilmiş olsa idi dava terditli dava olurdu ve somut olay meydana gelmezdi. Ayrıca; duruşma safahatında alacaklı ıslah talebinde bulunsa ve davasını ıslah etmiş olsa idi, yine somut olay meydana gelmezdi ve tartışma konusu ortaya çıkmazdı. İlmi görüş ile kazai içtihatları bu şekilde özetledikten sonra somut olay yönünden aşağıdaki neticeye varabiliriz. Hakim tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı ise de,hukuki nitelendirmeleri ile bağlı değildir. hukuki nitelendirmeyi kendisi yapacaktır. İcra İflas Kanunu' nun 67/son maddesi alacaklıya zaten bu hakkı vermektedir. "Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır." Hükmünü amirdir. Alacaklı zamanaşımı süresi içerisinde (hatta zamanaşımı itirazı yapılmaz ise o süre geçtikten sonra bile) alacak davası açabilir. Yukarıda açıkladığımız ilmi görüşe göre, itirazın iptali veya alacak davaları aslında aynı (bir) davadır. Bu nedenle başlangıçta terditli dava açmaya gerek olmadığı gibi, dava safahatında da ıslah yapmaya gerek yoktur. İcra İflas Kanunu'nun 67/son maddesi de bu durumu teyit etmekte olup, hakime davaya alacak davası olarak devam etme yürütme ve neticelendirme imkanını vermektedir. Olayımızda, usulüne uygun dava dilekçesi düzenlenmiştir. Harcı yatırılmıştır. Zamanaşımı süresi geçmemiştir. Usul ekonomisi yönünden, davaya alacak davası olarak bakılıp,neticelendirilmesinde herhangi bir usulsüzlük olmadığı gibi alacak davası olarak bakılmasında bir anlamda zaruret de vardır. Zira, yukarıda açıkladığımız kararlarda görüldüğü gibi, süresinde karşılık dava açılmadığı halde, karşı çıkılmasına rağmen karşılık davanın usulüne uygun açılmış yeni bir dava kabul edilip, bakılması gerektiği içtihat edilmiştir. Burada da benzer bir durum söz konusudur. Aksi halde, yeniden alacak davası açılacak, bu dava da yıllarca sürecektir.Davaların en az masrafla ve en çabuk şekilde neticelendirilmesi gerektiğini bir çok kararında Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulu İçtihat etmiştir. Bu prensibe burada da uymak gerekir. İtirazın iptali davası ile alacak davasının neticelerinin aynı olmadığı ileri sürülmüş ve savunulmuşsa da yukarıya alınan ilmi görüşün son paragrafında, neticelerinde aynı olduğu ve ne şekilde karar verilmesi gerektiği açıklanmıştır. Burada yeniden değinilmemiş tekrardan kaçınılmıştır. Yukarıdan beri izah edilen nedenlerle çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2024/8200 E., 2024/10326 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
9. Hukuk Dairesi         2024/8200 E.  ,  2024/10326 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/843 E., 2024/91 K. KARAR : Davanın reddi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Ltd. Şti. (... Şirketi) ile olan iş sözleşmesi uyarınca ödenmeyen ücret ve ikramiye alacaklarının tahsili için Gölbaşı İcra Müdürlüğünün 2018/702 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak davalı ... Şirketi tarafından takibe karşı haksız ve kötüniyetli olarak itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulduğunu, bir kısım işçilik alacakları için Ankara 4. İş Mahkemesinde açılan davanın usulden reddedildiğini ve kesinleştiğini, kesinleşmeden sonra icra takibi başlatıldığını, derdestlik itirazı ve zamanaşımı def'in yerinde olmadığını, 2007 yılında imzalanan sözleşme ile davalı Şirkette genel müdür olarak çalışmaya başladığını, 15.05.2014 tarihli ihtarname ile Türksat AŞ ve 22.04.2014 tarihinde ... Şirketindeki görevlerine son verildiğini, iş sözleşmesinin 01.02.2011 tarihinde devredildiği veya ... Şirketinde ücretsiz çalışacağı yönündeki iddialarının dayanağı bulunmadığını ileri sürerek itirazın iptaline ve davalı tarafın %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'i, husumet ve yetki itirazında bulunduklarını, davacının Türksat AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve genel müdürü olarak çalışmakta iken 26.10.2007 tarihinden itibaren ... Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı ve genel müdürü olarak göreve başladığını, Türksat AŞ’den genel müdürlük ücreti almadığını, sadece ... Şirketinden genel müdürlük ücreti aldığını, Türksat AŞ Yönetim Kurulunun 18.01.2011 tarihli kararında davacı ile 01.02.2011 tarihinden itibaren iş sözleşmesi yapılması ile yurt içi ya da yurt dışı başka bir yerden genel müdür ücreti almamak kaydıyla ücretinin belirlendiğini, bu karar uyarınca davacı ile 01.02.2011 tarihli iş sözleşmesi imzalandığını ve Şubat 2011’den itibaren davacının sadece Türksat AŞ’den genel müdür ücreti almaya başladığını, ... Şirketinden genel müdürlük ücreti almadığını, davacının 2014 yılındaki talimatı ile bilançoda davacı lehine olan 282.000,00 Euro alacak kaydının Şirket Genel Kurul kararı ile Şirket hesabına gelir olarak kaydedildiğini, ... Şirketi ile imzalanan 2007 yılındaki sözleşmenin 01.02.2011 tarihinde Türksat AŞ’ye devredildiğini ve 21.04.2014 tarihinde de feshedildiğini, davacının gerçekleştirdiği tüm hizmetleri karşılığı hak ettiği ücret ve diğer alacakları ile feshe bağlı haklarının tamamen ödendiğini savunarak davanın reddini ve davacının kötüniyet tazminatı ödemesine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 12.01.2021 tarihli ve 2019/156 Esas, 2021/8 Karar sayılı kararıyla; davacıya 2007'den 2011 yılı Şubat ayına kadar davalı Şirketten ücret ödemesi yapıldığı, sonrasında Türksat AŞ Yönetim Kurulu kararı gereği Türksat AŞ'den ödeme yapıldığı, görevi sona erinceye kadar tüm ücretinin bu şekilde ödendiği, ödemelerin bordroya yansıtıldığı ve banka hesabına yatırıldığı, Türksat AŞ'nin 2004 yılında kurulduğu, genel müdürlerin Türksat AŞ'den ücret almadıkları, 2011 yılı Ocak ayında yapılan Sayıştay Başkanlığı denetiminde genel müdürlerin sadece Türksat AŞ'den ücret almaları gerektiğinin belirtilmesi üzerine Yönetim Kurulu kararı ile 2011 yılı Şubat ayından itibaren ücretini Türksat AŞ'den almaya başladığı, davacının aynı zamanda Türksat AŞ'nin de genel müdürü olduğu, 2011-2014 yılları arasında davacının hem Türksat AŞ'nin hem de davalı Şirketin genel müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, davalı Şirketin Türksat AŞ'nin iştiraki olduğu, genel müdür talimatı ile davalı Şirketten herhangi bir ücret almadığı, davacıdan sonraki genel müdürlere de davalı Şirket tarafından herhangi bir ücret ya da ikramiye ödemesi yapılmadığı, dosya kapsamından 01.02.2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Türksat AŞ ile davacı arasında iş sözleşmesi yapılmadığı, yurt içi veya yurt dışındaki başka bir kurum, kuruluş, şirketten genel müdür ücreti almamak şartıyla ücretinin belirlendiği ve diğer özlük haklarından da Şirket mevzuatı uyarınca genel müdür yardımcılarının yararlandığı şekilde yararlanmasına karar verildiği, Yönetim Kurulu kararı ile iştiraki olan Şirketin de doğal olarak dâhil olacağı yurt içi veya yurt dışındaki başka bir kurum, kuruluş, şirketten genel müdür ücreti almamak koşulu öngörüldüğü, bu koşul doğrultusunda davacının bu tarihten itibaren davalı Şirketten ücret almadığı, davacının 2011 yılı Şubat ayının başından itibaren davalı Şirkette genel müdürlük ücreti almayacağını davalı Şirketin mali direktörüne 14.02.2011 tarihinde bildirdiği, alınan karar çerçevesinde hareket etmiş olduğu, Sayıştay Başkanlığı tarafından düzenlenen Türksat AŞ 2011 yılı raporunda Yönetim Kurulu tarafından atanan Türksat AŞ genel müdürünün ücretini 4857 sayılı İş Kanunu'na (4857 sayılı Kanun) aykırı şekilde Türksat AŞ'den almayarak Şirketin bağlı ortaklığı olan davalı Şirketten almasının kanuna aykırı olduğunun değerlendirildiği, bu rapor karşısında davacının davalı Şirket aleyhine yapmış olduğu Gölbaşı İcra Müdürlüğünün 2018/702 Esas sayılı takip dosyasındaki ücret ve ikramiye alacaklarına hak kazanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesinin 06.02.2023 tarihli ve 2021/773 Esas, 2023/887 Karar sayılı kararıyla; dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden isabetli olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Dairemizin 18.09.2023 tarihli bozma ilâmı ile; davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek davacının gerek davalı Şirkette gerekse dava dışı Türksat AŞ'de hem genel müdür hem de Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptığı, 18.01.2011 tarihli ve 1 No.lu Yönetim Kurulu kararına göre tek genel müdürlük ücreti alması gerektiğinden haberdar olduğu, bu bağlamda da davalı Şirketin mali direktörüne 14.02.2011 tarihinde e-posta gönderdiği; ancak daha sonra 18.01.2011 tarihli ve 1 No.lu Yönetim Kurulu kararına aykırı olarak bunun kendi tercihi olduğunu beyan ettiği, e-postaların gönderildikleri tarihler arasındaki zaman aralığı ile davacının görevden alındığı tarihe yakın zamanda ikinci e-postayı gönderdiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde; davacının dava konusu icra takibini haksız ve kötüniyetli olarak başlattığının kabulü ile davalı lehine uygun bir tazminata karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle hükmün bozulması bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmı doğrultusunda davanın reddi ile davalı lehine 157.474,37 Euronun %20'si oranında kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya ödenmesin karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; Mahkemenin vermiş olduğu tazminatın, yabancı para cinsinden talep edilen alacağın takip tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden belirlenen Türk lirası karşılığı üzerinden hesaplanması gerektiğini, 2011-2014 yılları arasında müvekkilinin hem Türksat AŞ’nin hem de davalı Şirketin genel müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu net bir şekilde ifade ettiğini ancak Türksat AŞ Yönetim Kurulunun 2011 yılında almış olduğu kararında yurt içi veya yurt dışındaki başka bir kurum, kuruluş, şirketten genel müdür ücreti almamak şeklinde bir çalışma koşulu belirlediği şeklindeki değerlendirmesinin tamamıyla hatalı bir değerlendirme olduğunu, ilgili Yönetim Kurulu kararı ile müvekkilinin yurt içi veya yurt dışındaki başka bir kurum, kuruluş, şirketten genel müdür ücreti alabileceği belirtilerek böyle bir durumun olması ve olmaması hâllerine göre net ücret miktarı belirlemesi yapıldığını, müvekkili ile Türksat AŞ arasında imzalanan 28.01.2011 tarihli iş sözleşmesinde müvekkilinin başka bir yerde çalışamayacağı veya başka bir yerden ücret alamayacağı şeklinde bir kısıtlama olmamasının, Türksat AŞ Yönetim Kurulu kararında belirtilen ifadenin yalnızca ücret tespitine ilişkin bir ifade olduğunun diğer bir kanıtı olduğunu, emsal davada müvekkilinin Türksat AŞ ve davalı Şirket için ayrı ayrı çalıştığı kabul edilerek ve angarya yasağı da gözetilerek her iki Şirketten de ayrı ayrı ücret almaya hak kazandığını ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekip gerekmediği ile davalı lehine hükmedilen kötüniyet tazminatının yabancı para cinsinden belirlenmesinin mümkün olup olmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4857 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi. 3. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: "Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." 4. 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin son fıkrası şöyledir: "Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır." 3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Yabancı para cinsinden yapılan icra takiplerinde, 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi uyarınca kötüniyet tazminatına karar verilmesi durumunda, yabancı paranın takip tarihindeki Türk lirası karşılığı esas alınmak suretiyle tazminat hesabı yapılması ve buna göre hükmolunan kötüniyet tazminatı miktarının hüküm fıkrasında açıkça gösterilmesi gerektiği hâlde, İlk Derece Mahkemesince kötüniyet tazminatına yabancı para cinsinden hükmolunması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davacı tarafın İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinin hüküm fıkrasından tamamen çıkarılarak yerine "2-Asıl alacak olan 157.474,37 Euro'nun takip tarihindeki efektif satış kuru karşılığına tekabül eden 786.789,19 TL'nin %20'si oranında 157.357,83 TL kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine," bendinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/2696 E., 2023/3020 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
kip tarihinden sonraki alacak bakiyesinin kalan 70.117,33 TL'ye yönelik itirazın haksız olup iptali gerektiği, birleşen davada takip konusu alacağın faturaya dayalı olup likit ve hesap edilebilir nitelikte olması nedeniyle davalı-borçlunun İİK'nın 67/2. maddesine göre hükmolunan alacağın %20 oranı üzerinden hesaplanan icra inkar tazminatından da sorumlu olması gerektiği gerekçesi ile asıl davada d
6. Hukuk Dairesi         2022/2696 E.  ,  2023/3020 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/384 E., 2022/403 K. HÜKÜM/KARAR : Asıl Dava Yönünden Kısmen Kabul-Birleşen Dava Yönünden Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2014/336 E., 2019/590 K. Taraflar arasındaki asıl davada alacak, birleşen davada itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın asıl ve birleşen davada davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince birleşen davaya yönelik istinaf talebinin esastan reddine, asıl davaya yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı alt yüklenici vekili asıl dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan 13/03/2009 tarihli sözleşmenin 2. maddesi uyarınca İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mah. 105 pafta, 856 ada, 64 parselde kayıtlı arazi üzerine inşa edilecek ... Alışveriş Merkezinin yapısal çelik işlerinin sözleşmede belirtilen tüm hizmetlerinin davalı ile asıl işveren TSKB-GYO'ya karşı temin ve ifasının, iş bitiminde yapımı bitmiş imalatlar için arşiv projelerinin hazırlanması işlerinin sabit birim fiyatlarla müvekkili tarafından yapılmasının kararlaştırıldığını, davacı şirket tarafından sözleşme konusu işin ifasına başlandığında birçok ilave imalat ve montaj işinin de sözleşmeye ek olarak yine davacı tarafından yapılmasının istendiğini, davacıdan kaynaklanmayan sebeplerle bazı imalatların revize edildiğini ve hazır olan projelere göre hızla imalat ve montajların yapıldığını, neticede ara vermeden yapılan çalışmalarla tamamlanarak hak edişlerle birlikte davalı şirkete bildirildiğini ve faturaların keşide edilerek davalı şirkete teslim edildiğini, ancak davalının yapması gereken avans ödemesi ve hakediş ödemelerini sözleşmenin en başından beri süresinde ve anlaşma sağlanan miktarlarda yapmadığını, taraflar arasında varılan anlaşma ile davacıya sözleşme bedelinin %10'u oranında 304.716,50-TL avans ödemesinin mart ve nisan aylarında iki eşit taksitle ödeneceğinin, düzenlenecek hakedişlerden %10 oranında kesinti yapılacağının ve bakiye kalır ise kesin hakedişten mahsup edileceğinin kararlaştırıldığını ancak ödenmesi gereken avansın 152.358,00 TL'sinin 26/03/2009'da 16.179,00 TL'sinin 30/04/2009 tarihinde nakit olarak ödendiğini, kalan 76.179,00 TL için ise 29/05/2009 tarihli çek verildiğini, ödemelerin sözleşme ile belirlenen süreden sonra yapıldığını ve bu durumun müvekkilini ekonomik olarak zor durumda bıraktığını, davacının geç aldığı avans ödemelerine rağmen yer tesliminden önce imalat yaptığını, imalatını sahaya getirdiğini ancak davalıdan kaynaklanan nedenlerle montajını yapamadığı için hakedişe süresinde yansıtamadığını, buna rağmen davalının davacının hakedişlerinden avans kesintilerini derhal ve tamamen yaptığını, tüm bu hususlara rağmen davalı şirketin işte gecikme olduğunu, bu gecikmeler nedeniyle ceza kesintisi yapılacağını davacıya bildirdiğini, 12/10/2009 ve 13/10/2009 tarihlerinde davacının yaptığı işin tamamlandığını ve teslime hazır olduğunu bildirerek geçici kabul yapılması çağrısında bulunmuş ise de davalının geçici kabulü yapmadığını, bunun üzerine Pendik 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/334 D. İş sayılı dosyasından yapılan keşif ve düzenlenen bilirkişi raporunda işin tamamlanma oranının %99 seviyesinde olduğunun tespit edildiğini, nakit teminat kesintilerinin talebe rağmen davacıya iade edilmemesi üzerine Üsküdar 5. İcra Müdürlüğünün 2010/3313 sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, takipte iadesi gereken nakit teminat kesintilerinin ödenmesinin istendiğini ve bu doğrultuda 297.822,47-TL talep edildiğini, davalı şirketin 227.705,14-TL ödediğini, bakiye 70.117,33-TL'ye itiraz ettiğini ve bunun üzerine Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesinde kısmi itirazın iptali davası açtıklarını, geçici kabul talebinden sonra toplam iş için de %5'in altında kalan bedesten boyası, ek imalat ve bunlara ilişkin fiyat farklarının bildirilmesinin istendiği yazılara da davalının kayıtsız kalması üzerine bu defa taraflarından keşide edilen Ankara 24. Noterliğinin 27/10/2009 günlü 37490 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Ekim 2009 sonu itibari ile dahi Ağustos 2009 hakediş ödemesinin yapılmadığını ve bu alacağın tahsili hususunun yeniden ihtar edildiğini, davalı tarafından gönderilen yazıda 20/10/2009 tarihi itibariyle 432.067,03-TL alacak bakiyesi olduğuna dair hesap mutabakatı istendiğini, müvekkilinin ise kendi kayıtlarında alacak bakiyesinin 508.071,03-TL olduğunu beyanla noksan kısma itirazını bildirdiğini, tüm bu hususlara rağmen gecikmeye kendisi neden olduğu halde müvekkilinden gecikme bedeli ve sair isimler altında haksız kesintiler yapan davalının müvekkilinin yaptığı asıl imalat ve montajlar ile ilave imalat ve montajların fiyatlarını, revizyondan kaynaklanan fiyat farklarını ve sair alacak kalemlerini hakedişlere yansıtmamasının kötü niyetin ve sözleşmeye aykırılığın göstergeleri olduğunu, sözleşmenin başlangıcında davalı şirkete verilen Türkiye Halk Bankası A.Ş'nin 13/03/2009 tarihli MW001804 numaralı 305.000,00 TL bedelli kesin teminat mektubunun davalı tarafından henüz geçici kabul ve kesin hesabın yapılmamış olmasına rağmen davacı tarafından başlatılan icra takibi ve davalarla iade edilen faturalar nedeniyle nakde çevireleceğinin öğrenildiğini, sözleşme konusu işin tamamlandığını ve davalıya teslim edildiğini, davalı şirketin işveren Türkiye Sınai Kalkınma Bankası Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına işin geçici kabulünü 18/11/2009 tarihinde yaptırdığını, işin kesin kabulünün de yaptırıldığını, hal böyle iken davalının davacıdan işin geçici kabulünü fiili duruma aykırı olarak yapmadığını ve alacak talebinde bulunan davacının teminat mektubunu nakde çevirmekle tehdit ettiğini, bu nedenlerle davanın kabulü ile kesin hesap ve kesin kabulün hükmen yapılarak geç teslim nedeniyle davalının cezai şart tahakkuk ettirip uygulayamayacağının, müvekkilinin davalıya nam ve hesabına yapıldığı iddia edilen işler ve sair nedenlerle borçlu olmadığının tespitine, sözleşme harici ilave iş bedelleri de belirlenmek suretiyle kesin hesap alacaklarının tespiti ile bakiye alacaklarına karşılık şimdilik 200.000,00 TL'nin davalının temerrüde düştüğü tarihten itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, 28/01/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talep sonucunu 84.020,09 TL arttırarak toplam dava değerini 284.020,09 TL'ye yükseltmiştir. 2.Davacı alt yüklenici vekili birleşen dava dilekçesinde; davacı ile davalı şirket arasında 13.03.2009 tarihli sözleşme imzalandığını ve sözleşmedeki edimini tamamlayarak davalıya teslim hale getirildiğini, faturaların da davalıya tebliğ edildiğini, 12.10.2009 ve 13.10.2009 tarihlerinde müvekkilinin, işin tamamlandığını ve teslime hazır olduğunu bildirerek geçici kabul çağrısında bulunmuş ise de davalı şirketin, geçici kabulü yapmadığını, Pendik 1. Sulh Hukuk Mahkemesi 2009/334 D. İş sayılı dosyada, işin tamamlanma oranının %99 seviyesinde olduğunun tespit edildiğini, asıl işveren TSKB-GYO'ya geçici kabulün yaptırıldığını, davalının nakit teminat kesintilerini iade etmemesi üzerine Üsküdar 5. İcra Müdürlüğünün 2010/3313 Esas sayılı uyarınca davalı aleyhine takibe geçildiğini ve 297.822.47 TL'nin tahsilinin talep edildiğini, davalının, alacağın 70.117.33 TL lik kısmına itiraz ettiğini, kalan miktarın ise ödendiğini, müvekkilinden 6 hakediş için kesilen nakit teminat miktarının toplam 297.822.47 TL olduğunu, davalının 227.705.14 TL'lik kısmını ödediğini, kalan 70.117.33 TL'ye itiraz ettiğini, bu nedenlerle davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına, %40 inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı yüklenici vekili asıl davada cevap dilekçesinde özetle; davacının anılan iş ilişkisi süresince temerrüde düştüğünü, işi zamanında teslim etmediğini, oldukça da kötü bir üretim ve montaj sergilediğini, bu hususların gerek müvekkili tarafından gerekse müvekkilinin yetkili teknik kadrosu tarafından sözleşmenin 25. maddesi uyarınca tespit edildiğini, yine aynı madde uyarınca davacının eksik ve hatalı iş teslimlerini tamir ve tadil etmesi için şantiyeye davet edildiğini, ayrıca davacı şirkete konu ile ilgili açık yazışmalar ve noter yoluyla ihtarnameler düzenlendiğini, ancak karşı tarafın hiçbir davete icabet etmediğini, sorumluluklarını eksik ifa ettiğini, davacının uğradığını iddia ettiği zararın kendi kusurundan kaynaklandığını, davacının müvekkiline yaşattığı zararları da tazmin etmesi gerekirken bundan kaçındığını, müvekkilinin buradan hareketle mukavelenin kendisine verdiği hakları kullandığını, hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağını, bir kişinin zarara kendisinin kusuru ile sebebiyet vermesi halinde anılan zarara o kişinin kendisinin katlanmasının gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı yüklenici vekili birleşen davada cevap dilekçesinde özetle; sözleşme hükümlerinin tamamen ve kusursuz yerine getirildiğine ilişkin davacı beyanının doğru olmadığını, zira davacının, iş ilişkisi süresince temerrüde düştüğünü, işi zamanında teslim edemediğini, oldukça da kötü bir üretim ve montaj sergilediğini, eksik ve kusurlu işlerin, 3. kişilere davacının nam ve hesabına yaptırıldığını, ortaya çıkan gecikme cezaları ve ek maliyetlerin davacının hakedişinden mahsup edildiğini, davacının icra takibine konu ettiği 227.705.14 TL'nin ödendiğini, 70.117.33 TL alacak kalemi ise hiç oluşmadığını, bu nedenlerle davanın reddini ve %40 tazminata mahkumiyetine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece, asıl dava yönünden, davacı tarafça, 12.10.2009 ve 13.10.2009 tarihlerinde geçici kabulün yapılması için başvurulmasına rağmen yapılmaması üzerine Pendik 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/334 D. İş sayılı dosyası ile tespit yaptırıldığı, tespit bilirkişisi tarafından ibraz edilen bilirkişi raporu ile tamamlanan iş oranının %99 olduğunun belirtildiği, dosyaya sunulu 30.09.2009 tarihli 5 no.lu hakedişe göre gerçekleşen inşaat seviyesi: %94,60, 11.11.2009 tarihli 6 no.lu hakedişe göre %97,73 oranında olduğu, 6 no.lu hak ediş tutarının: 95.516,22 TL olduğu dikkate alındığında 13.10.2009 talep tarihinde inşaat seviyesinin %95,62 olduğu ve 13.10.2009 tarihi itibariyle geçici kabulün yapılmasının mümkün olduğu, sözleşmenin 16.2. Maddesi, “Alt yüklenici yükümlülüğündeki işleri süresi 13.1. maddesinde belirtilen nihai süre içinde bitiremezse, gecikilen her gün için madde 4.1.'de belirtilen mukavele bedelinin %(0,5)'i oranında ceza ödemeyi kabul eder” şeklinde düzenlenmiş olup, alt yükleniciden kaynaklanan nedenlerle günlük kesilebilecek gecikme cezası: 3.047.165,00 x 0,005=15.235,825 TL olduğu, ibraz edilen bilirkişi raporu ile 4 no.lu hakedişte: 76.004,00 TL, 5 no.lu hakedişte: 62.996,00 TL, 6 no.lu hakedişte: 84.000,00 TL, 7 no.lu kesin hakedişte 87.000 TL’lik cezalar kesildiği, 87.000,00 TL'lik kesintinin davalı ... Ltd. Şti. ve TSKB GYO arasında düzenlenen kesin hakedişte yer almadığı, tarafların bilirkişi marifeti ile incelenen ticari defterlerine göre aralarında 284.020,09 TL'lik uyumsuzluk olup bu farklılığın, 05.11.2010 tarihli 2.733,14 TL tutarlı 7 no.lu hak ediş, 05.11.2010 tarihli 16.500,00 TL tutarlı Geçici Kabul farkı, 05.11.2010 tarihli 87.000,00 TL tutarlı Gecikme Cezası, 05.11.2010 128.427,84 TL davacı ... Makine namı hesabına yapılan, 01.04.2012 tarihli 44.047,51TL tutarlı ... Makine Kusurlu Giderlerin yansıtılması, 29.11.2010 tarihli 5.311,60 TL tutarlı takipte yapılan ödemenin 227.705,14 farklı işlenmesinden kaynaklandığı, bu durumda, davacı aleyhine tahakkuk ettirilen borç kaydının haklılığını, davalı şirketin ispat etmesi gerektiği, asıl işveren TSKB GYO A.Ş. ile davalı ... A.Ş. arasında imzalanan sözleşme konusu işle ilgili olarak tüm işin asıl iş sahibi tarafından geçici kabulünün 19.11.2009 tarihinde, kesin kabulünün ise 28.12.2011 tarihinde yapıldığı, kesin onay tutanağında davacı tarafından üstlenilen yapısal çelik işlerine ilişkin noksan iş belirlemesinin yapılmadığı bu hali ile asıl dava yönünden davacı ile davalı tarafların cari hesapları arasındaki farkın 284.020,09 TL olduğu, bu farkı yaratan kesintilerin davalı tarafça ortaya konması gerekirken davalı tarafın dosyaya sunduğu belgeler ile bu hususun ispat edilemediği, sadece kesintilerden 16.500,00 TL tutarındaki geçici kabul farkının haklı olup taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 26.3. maddesinde “Kesin teminat mektubu, Alt Yüklenicinin vergi veya idari cezaları olmadığının tespitine ilişkin vergi dairesinden alınmış yazının Yüklenici ve İşveren'e ibraz edilmesi, sigorta ilişiksizlik belgesinin alınmasından sonra Yüklenici ve İşveren'e ait malzeme, makine ve ekipmanın hasarsız kullanımı ve iadesi, işin tam ve eksiksiz oluşu konularında alt yüklenicinin eksiği kalmadığı anlaşılıp Yüklenici ve İşverenin onayı alındıktan sonra ve Alt Yüklenicinin, Yüklenici ve İşveren’e kesin kabulün ifasının teminini takiben iade edilir...." hükmü yer almakla 267.520,09 TL'nin davacı tarafa iadesinin gerektiği, asıl dosya kapsamında menfi tespit taleplerine yönelik açıkça belirtilip harcı yatırılmış bir dava bulunmadığından bu konuda ise hüküm tesisine yer olmadığı, birleşen dava bakımından, taraflar arasında 13.03.2009 tarihli sözleşme düzenlendiği, sözleşme konusunun; davacı alt yüklenici tarafından. İstanbul ... ilçesi ... Mah. 105 pafta, 856 ada, 64 parselde kayıtlı arazi üzerinde inşa edilecek olan ... Alışveriş Merkezînin, yapısal çelik, işlerinin ve mukavelede belirtilen tüm hizmetlerin, geçici ve kesin kabullerinin yaptırılması işini kapsadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı alt yüklenicinin hakediş hesaplarından kaynaklı faturalara istinaden Üsküdar 5. İcra Müdürlüğünün 2010/3313 Esas sayılı dosyası ile davalı borçlu aleyhine 297.822,47-TL asıl alacacağın tahsili amacıyla 05/11/2010 tarihinde başlatılan takibe yönelik olarak 227.705,14 TL'nin ödendiği, 70.117,33 TL alacak kaleminin ise hiç oluşmadığı iddiası ile yapılan itirazın iptali istemi olduğu, davalı tarafından, davacının toplam 6 adet hakedişinden; %10 üzerinden 297.822,46 TL nakit teminat kesintisi yapıldığı, davacının da Üsküdar 5. İcra Müdürlüğünün 2010/3310 sayılı dosyası ile bu miktarın tahsili için icra takibi başlattığı, davacının takip tarihi itibariyle davalıdan cari hesap bakiyesi olarak 462.366,12 TL alacağının olduğu, ancak davacının, bu alacağını değil de, ticari defter kayıtlarında işlem gören sadece 297.822,47 TL nakit teminat kesintisini talep ettiği, davalının takipten sonra davacıya 227.705,14 TL ödeme yaptığı ve davacının takip tarihinden sonraki alacak bakiyesinin kalan 70.117,33 TL'ye yönelik itirazın haksız olup iptali gerektiği, birleşen davada takip konusu alacağın faturaya dayalı olup likit ve hesap edilebilir nitelikte olması nedeniyle davalı-borçlunun İİK'nın 67/2. maddesine göre hükmolunan alacağın %20 oranı üzerinden hesaplanan icra inkar tazminatından da sorumlu olması gerektiği gerekçesi ile asıl davada davanın kabulü ile; davacının sözleşmesel edimini gerçekleştirdiği anlaşılmakla taraflar arasındaki muazaranın giderilmesine, kesin hakediş olarak hesap edilen 267.520,09-TL alacağın temerrüt tarihi olan 15/11/2009 tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının menfi tespit istemine yönelik olarak harcı yatırılarak açılmış bir dava bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın kabulü ile birleşen İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/465 Esas, 2014/491 Karar sayılı dosyasına konu Üsküdar 5. İcra Müdürlüğünün 2010/3313 Esas sayılı takip dosyasında 70.117,33-TL'lik alacağa yönelik itirazın iptali ile takibin takip koşulları ile devamına, davalının likit ve muaccel alacağa itirazı ile takibin durmasına sebebiyet verdiği anlaşılmakla alacağın %40'ı olan 28.046,93-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Asıl ve birleşen davada davalı yüklenici vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin asıl davada davanın tümden kabulüne karar verdiğini, oysa asıl davada davacı vekilinin 28.12.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 284.020,09 TL'ye çıkardığını, buna karşılık mahkeme hüküm kısmında davanın 267.520,09 TL üzerinden tam kabulüne karar verildiğini, bu durum usulsüz olup, davanın reddedilmesi gerektiğine dair beyanları saklı kalmak kaydıyla, mahkemenin kabulüne göre davanın en azından kısmen reddine karar verilmesi gerektiğini, aynı şekilde birleşen dosyada dava reddedilmesi gerekirken kabulüne ve takibe vaki itirazın iptaline karar verildiğini, bununla beraber birleşen davaya dair gerekçesinin son kısmında 11. sayfada en başta %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği zikredilmiş iken hüküm fıkrasının 6. bendinde birleşen davanın kabulü ile itirazın iptaline denildikten sonra %40 icra inkar tazminatına hükmedildiğini, gerekçeli kararda yer alan bu çelişkili hususların kararı usulsüz kıldığını, istinafa konu kararın verildiği yargılamada hükmün sağlığı hakkında şüphe uyandıran gelişmelerden bir başkasının da 20.12.2017 tarihli duruşma tutanağına aynen "Dosyanın incelenmesi neticesinde dosyanın eki olan ve mahkememiz dosyası ile birleşen İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/465 Esas sayılı dosyasının dosya ekinde olmadığı, kalemce yapılan aramada henüz bulunamadığı görüldü" şeklinde yansıyan dosyanın eki birleşen dosyanın bir ara kaybolması olduğunu, dosyanın eksik haliyle bilirkişi incelemesine dahi gittiğini, bu durumun dahi hükmün sağlığını etkileyecek nitelikte olduğunu, istinafa konu kararda birleşen dava yönünden temel itirazılarına hiç değinilmediğini, birleşen dava itirazın iptali davası olup, iptal talebi yönünden hak düşürücü sürenin dolduğunu, icra dosyasından görüleceği üzere 29.11.2010 tarihinde dosyaya ödeme yaptıklarını ve aynı gün takibe kısmi itirazda bulunduğunu, alacaklı davacı vekilinin 07.12.2010 tarihli dilekçesi ile "borçlunun ödemeye ilişkin beyanını kabul etmiyorum. Dosya mevcudunun ödenmesini talep ederim" şeklinde beyanda bulunduğunu, alacaklı vekilinin bu beyanı ile "itirazı öğrendiğini" yani tebliğ aldığını açıkça beyan ve imza ettiğini, yine aynı gün 07.12.2010 tarihinde dosyada mübrez "tahsilat makbuzu" ile dosyaya yaptıkları ödemeyi tahsil ettiğini, bu itibarla Yargıtay kararları doğrultusunda, itirazı öğrendiği tarih olan 07.12.2010 tarihinin tebliğ tarihi kabul edilmesi gerektiğini, İİK md 67 ve HMK 92/2 uyarınca, tebliğ tarihi olan 07.12.2010 tarihinden itibaren 1 yıl içinde yani 07.12.2011 tarihinde "itirazın iptali davası" açması gerektiğini, oysa davacı alacaklının davayı 09.12.2011 tarihinde açtığını, bu itibarla ilgili kanunlarla tanınan 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, bilirkişilerin 05.09.2017 tarihli ek raporda, taraflar arasında cari hesap farkını yaratan kesintilerin davalı yanca ortaya konması gerektiği ancak bu kesintilerin sebeplerini tevsik edecek kadar kuvvette bir belgenin ortaya konamadığını bu sebeple kesintilerden yalnızca 16.500,00 TL tutarındaki geçici kabul farkının haklı olabileceğini belirtiklerini ancak bu yorumun hatalı ve eksik olduğunu, davalı müvekkili tarafından dosyaya sunulan 25.05.2012 tarihli delil listesinde kesintilere dair her türlü bilgi ve belgenin sunulduğunu, dolayısıyla bilirkişilerce yapılan, delil bulunmadığı için kesintilerin hesaplamaya dahil edilemeyeceği doğrultusundaki yorumun kabul edilemeyeceğini, asıl davaya sunulan bilirkişi raporu ile birleşen davaya sunulan bilirkişi raporları arasında büyük çelişki mevcut olup çelişkinin giderilmediğini, davacı şirketin ediminin ifasında temerrüde düştüğü hakkında değerlendirme yapılmadığını, davacı tarafın açmış olduğu haksız davayı hiçbir şekilde ispatlayamadığını, belirterek, istinaf talebinin kabulü ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmeye göre, davacının yapacağı hakedişlerden nakdi kesinti yapılacağı, bu nakdi kesintilerin geçici kabulden sonra iadesinin gerektiği, söz konusu hak edişler ile yapılan nakit kesinti konusunda ihtilaf bulunmadığı, birleşen dosyada yapılan takiple tüm nakit kesintinin iadesinin talep edildiği, davalının kısmi itirazda bulunduğu ancak itirazının yersiz olduğu, mahkemece birleşen davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, takibin 12/11/2010 tarihinde yapıldığı, ödeme emrine kısmi itirazın yasal süresi içinde 29/11/2010 tarihinde yapıldığı, kısmi itirazın davacı alacaklıya tebliğine ilişkin bir tebligat parçasının takip dosyası içinde bulunmadığı, anlaşılmakla birleşen davanın süresinde açıldığı, davalının bu yöne ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, birleşen davada davacı alacaklının %40 icra inkar tazminatı talep ettiği, takip tarihinde yürürlükte bulunan İİK 67. maddesine göre inkar tazminatı oranının %40 olduğu, mahkemece bu oran üzerinden inkar tazminatına hükmedildiği, gerekçede yazılı olan %20 inkar tazminatı oranının sehven yapılan yazım hatası olduğu, yine bazı bilirkişi raporlarında davalı tarafça imalat borcu olarak düzenlenen fatura miktarının yazı hatası nedeniyle 128.427,84 TL yerine 28.427,84 TL olarak yazıldığı ancak bunların sonuca etkili olmayan yazım hataları olduğu anlaşılmakla davalının birleşen davaya yönelik istinaf sebepleri yerinde bulunmadığı, asıl davaya gelince, mahkeme gerekçesinde ve bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere, taraf hesapları arasındaki mutabakatsızlığın davalı tarafça düzenlenen ve davacı tarafça kabul edilmeyen bir takım faturalardan kaynaklandığı, bilirkişi raporlarında ve mahkeme gerekçesinde açıklandığı üzere davalı tarafça düzenlenen geçici kabul noksanları dışındaki faturalar belgeler ile doğrulanmadığından ve asıl işveren tarafından düzenlenen geçici ve kesin hak edişlerde eksik ve ayıp olarak yer almadığından davalı tarafça belgelenemeyen bu kesinti faturalarının davacı alacağından mahsup edilmemesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının bu yöne ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, dosyada alınan bilirkişi raporlarında hesaplamalar (bir iki yazım hatası dışında) birbiri ile uyumlu olup bilirkişi raporları arasında çelişki bulunmadığı ve bilirkişi raporlarının tüm dosya incelenerek düzenlendiği, davalının bu yöne ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, ancak, asıl davanın kısmi dava olarak açıldığı, dava değeri olarak 200.000,00 TL gösterilip harcın bu miktar üzerinden yatırıldığı, davacının daha sonra davasını ıslah ederek dava değerini 284.020,09 TL'ye çıkardığı, fark harcı yatırdığı, mahkemece davacının asıl davadaki alacak talebinin 267.520,09 TL olarak kabul edildiği, 16.500,00 TL'sinin reddedildiği, buna göre davada talep kısmen kabul edildiğinden davanın kısmen kabul kısmen reddine dair hüküm kurulması gerekirken davanın tamamen kabulüne karar verildiği belirtilerek 267.520,09 TL alacağa hükmedilmesi ve yargılama giderlerinin tamamından davalının sorumlu olmasına karar verilmesinin hatalı olduğu, açıklanan nedenlerle, davalının birleşen davaya yönelik istinaf talebinin reddine, asıl davaya yönelik istinaf talebinin kısmen kabulü ile mahkeme kararının HMK 353/1-b2 maddesi ile kaldırılarak asıl davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, 267.520,09 TL'nin temerrüt tarihi 15/11/2009 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine dair yeniden karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde istinaf dilekçesi içeriğini tekrar ederek hükmün bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl davada eser sözleşmesi uyarınca muarazanın meni, kesin hesap ve kesin kabulün hükmen yapılarak bakiye alacağın tazmini, birleşen davada sözleşme uyarınca iadesi gereken nakit teminat kesintilerinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali, takibin devamı ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371. maddeleri, 6098 sayılı TBK 470-486 maddeleri, 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Taraflar arasında 13.03.2009 tarihli “İstanbul, ..., ... Mah., 105 pafta, 856 ada, 64 parselde kayıtlı arazi üzerine inşa edilecek ... AVM’nin Yapısal Çelik İşlerinin, İşbu Mukavele’de belirtilen ilgili hizmetlerin, geçici ve kesin kabullerin Yüklenici İşveren’e temin ve ifasının, İş bitiminde yapımı bitmiş imalatlar için as-built projelerinin hazırlanması işlerinin sabit birim fiyatlarla Alt Yüklenici tarafından yapılması konulu”, toplam 3.047.165,00 TL + KDV bedelli sözleşme düzenlenmiştir. Asıl ve birleşen davada davacı alt yüklenici, davalı yüklenicidir. 3.Davacı alt yüklenici, hakediş ödemelerinin zamanında yapılmadığını, malzemeyi temin etmesine rağmen davalıdan kaynaklanan sebeplerle montaj yapamadığını, bu nedenlerle zarara uğradığını, sürekli ilave iş ve proje değişikliği istendiğini, iş sahibi ile yüklenicinin arasında geçici ve kesin kabul yapılmasına rağmen kendilerinin bu yöndeki talebine rağmen geçici ve kesin kabulün bir türlü yapılmadığını belirterek asıl davada kesin hesap ve kesin kabulün yapılarak geç teslim nedeniyle davalının cezai şart tahakkuk ettirip uygulamayamayacağının, davalıya nam ve hesabına yapıldığı iddia edilen işler için borçlu olmadığının ve sözleşme harici ilave işlerle birlikte kesin hesap alacaklarının tespiti ile bedelinin ödenmesini, birleşen davada ise iadesi gereken nakit teminat kesintilerinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptalini ve takibin devamını talep etmiş, davalı yüklenici vekili işin zamanında teslim edilmediğini, ayıplı ve eksik ifa edildiğini, davacının uğradığını iddia ettiği zararın kendi kusurundan kaynaklandığını, davanın reddini istemiştir. 4.Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı tarafından düzenlenen ve davacı tarafça kabul edilmeyen bir takım faturalardan kaynaklanmaktadır. Yapılan inceleme neticesinde sözleşmenin 25.3. maddesi gereğince 7 no.lu hakedişte yapılan 16.500,00 TL tutarındaki geçici kabul kesintisi kalemi dışındaki diğer uyuşmazlık konusu faturaların belgeler ile doğrulanmadığı ve ispatlanamadığı görülmüştür. Nitekim iş sahibi ile davalı yüklenici arasındaki sözleşme konusu işe ilişkin geçici kabulün 19.11.2009 tarihinde, kesin kabulün ise 28.12.2011 tarihinde yapıldığı, kesin onay tutanağında davacı tarafından üstlenilen yapısal çelik işlerine ilişkin noksan iş belirlemesinin yapılmadığı da dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu durumda iş sahibi tarafından düzenlenen geçici ve kesin hak edişlerde eksik ve ayıp olarak yer almadığı da göz önünde bulundurulduğunda, davalı tarafça belgelenemeyen bu kesinti faturalarının davacı alacağından mahsup edilmemesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. 5.Birleşen davaya ilişkin temyiz itirazlarına gelince; miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre birleşen davada davacı tarafından başlatılan icra takibinde fazla istenen 70.117,33 TL kısma davalı tarafından itiraz edilmiş, davacı vekilince itiraz edilen bu kısım için itirazın iptali davası açılmış olup, mahkemece davanın kabulüne 70.117,33 TL üzerinden takibin devamına karar verilmiştir. Temyize konu edilen toplam miktar 70.117,33 TL olup bu miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır. Bu durumda birleşen dava yönünden davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. 6.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının birleşen 2014/465 Esas sayılı dava yönünden miktardan REDDİNE, Asıl dava yönünden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin asıl dava yönünden temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,27.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2022/2994 E., 2022/5490 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
ükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davacı tarafından davalı hakkında açılan davanın kabulüne, davacının takip dosyasına vaki itirazın iptaline, İİK'nın 67/2 maddesi gereğince dava ve takip konusu alacağın %20 sine tekabül eden 54.813,16 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesin
3. Hukuk Dairesi         2022/2994 E.  ,  2022/5490 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ VEK. AV. ... İLK DERECE MAHKEMESİ : ...... Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; kurumun farklı birimlerine hak sahibi sigortalılar tarafından gelen şikayetler üzerine yapılan incelemede Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma Merkezi Gazi Hastanesi ... Bölüm sekreterliğinden 29 sigortalı adına gerçeğe aykırı ilaç düzenlendiğini, 154 reçete karşılığı kurumun 821.697,42 TL zarara uğratıldığının anlaşıldığını, bundan ayrı ... Bölümünde gerçekten tedavi olup takibi yapılan 24 sigortalı adına anılan hastanenin pratisyen hekimlerinin kaşeleri kullanılarak 40 adet sahte reçete düzenlendiğinin ve bu reçetelerin 31 eczane kanalı ile kuruma fatura edilerek 160.471,80 TL'lik zararın meydana getirildiğinin belirlendiğini, davalının da aralarında bulunduğu eczaneler hakkında 2019 yılı protokolünün 6.3.3 maddesi uyarınca cezai işlem uygulandığını, davalının sahibi olduğu ... Eczanesinden 11 adet sahte reçete girişinin yapıldığını, reçete toplam bedelinin 5 katı tutarındaki 314.658,80 TL'ik cezai işlemin davalıya uygulandığını, davalı tarafından hakkında başlattığı takip nedeniyle gönderilen ödeme emrine haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek; itirazın iptaline, lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı; davanın usulsüz olduğunu, kurumu zarara uğratma kastının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince; davanın kabulüne, davalının itirazın iptali ile takibin devamına, davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince; borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davacı tarafından davalı hakkında açılan davanın kabulüne, davacının takip dosyasına vaki itirazın iptaline, İİK'nın 67/2 maddesi gereğince dava ve takip konusu alacağın %20 sine tekabül eden 54.813,16 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Davada cezai şart alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali talep edilmiştir. Davalının, cezai şart alacağının dayanağı oluşturan 2019 yılı protokolüne aykırı davranıp davranmadığı yani takibe konu edilen cezai şart alacağının tayini yargılamayı gerektirdiğinden takip tarihi itibariyle davalı tarafından hesaplanabilir ve likit bir alacağın söz konusu olmadığının kabulü gerekir. Hal böyle olunca, bölge adliye mahkemesince; davacının icra inkar tazminatına yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle bu konudaki istemin kabulüne karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması HMK'nın 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının ait hüküm fıkrasının beşinci bendinde yer alan “5-İİK'nın 67/2 maddesi gereğince dava ve takip konusu alacağın %20 sine tekabül eden 54.813,16 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine," ifadesinin çıkarılarak yerine "5-Alacak yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine," ifadesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 07/06/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1309 E., 2021/377 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) “İtirazın hükümden düşürülmesi” ana başlıklı “İtirazın iptali” alt başlıklı 67. maddesinde;
Hukuk Genel Kurulu         2017/1309 E.  ,  2021/377 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki nedeniyle icra takibine konu edilen faturaların tanzim edilerek davalıya tebliğ edildiğini ancak borcun ödenmediğini, davalının gönderilen cari hesap ekstresine de cevap vermediğini, borcun ödenmemesi üzerine icra takibi başlatıldığını ancak takibe davalı tarafından haksız olarak itiraz edildiğini, söz konusu malların faturalarının ve sevk irsaliyelerinin de olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile icra takibinin devamına, asıl alacağın %40’ı oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı davaya cevap vermemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Bursa 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.03.2013 tarihli ve 2012/29 E., 2013/91 K. sayılı kararı ile; alınan bilirkişi raporuna göre, davacının ticari defterlerinin kapanış tasdikinin yapılmamış olduğunun anlaşıldığı, davalı şirkete ticari defterlerinin ibrazı için ihtarlı tebligat yapılmasına rağmen defterlerini ibraz etmediği için bilirkişi incelemesi yapılamadığı, davacının ticari defterlerinin kapanış tasdiki yapılmadığından aleyhine delil olacağı, davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan faturalara ilişkin alacak ile ilgili faturalardaki malların teslimini ispat etmesi gerektiği, davacıya hangi faturalara ilişkin hangi sevk irsaliyelerinin istenmesi ve ambar teslim fişlerinin sunulması için kesin süre verilmesine rağmen davacı tarafından sunulmadığı, davacının sunduğu teslim belgeleri ile Denizli Birlik Kargo Taşımacılığı’na ait teslim belgelerinin davalı şirkete ihtarlı isticvap davetiyesi ile gönderildiği ancak davalının duruşmaya gelip beyanda bulunmadığı, bu nedenle dosyaya sunulan teslim belgelerindeki teslim alan kısmı imzalı olan belgelerdeki imzanın davalı şirket yetkilisine ait olduğu ve bu malların teslim edildiğinin kabul edildiği, buna göre davacı tarafından teslimi ispat edilen faturalardan dolayı 214.953,50TL mal satışı yapıldığının ispat edildiği, davacının ticari defterleri kendi aleyhine delil teşkil edeceğinden davalıdan mal alışı ve tahsilâtların da yapılmış kabul edileceği, buna göre davacının davalıdan 2008 yılında 438.042,08TL tahsilat yaptığı, 2009 yılında ise 149.758,64TL mal alışı ve 25.000TL tahsilat yaptığı, buna göre davacının toplam 612.800,72TL tahsilat yaptığının anlaşıldığı, davacının sattığını ve teslim ettiğini ispat ettiği maldan daha fazla tahsilatının olduğu, tahsilat ve mal alışlarının hangi satış faturasının bedeli karşılığı olduğu anlaşılmadığından davacının yapmış olduğu bütün satışları ispat etmesi gerektiği ancak davacının sadece bir kısmını ispat edebildiği, davacının defterlerinde kayıtlı olan ve takibe dayanak yapılan 20.04.2009 tarihli 6.181,90TL bedelli faturanın ise fiyat farkı faturası olarak düzenlendiği, ancak fiyat farkı faturası düzenlenebilmesi için taraflar arasında bu hususta sözleşme veya teamül olması gerektiği, davacı tarafından sözleşme sunulmadığından ve teamülün varlığı ispat edilmediğinden bu faturanın da hesaplamaya katılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Bursa 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 11.09.2014 tarihli ve 2014/11364 E., 2014/13336 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan öteki temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-İtirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan belgelerle sınırlı olarak, incelenip, çözümlenmesi gerekir. Somut olayda, dava konusu icra takibine bir kısım faturalar dayanak yapılmış ve bu fatura örnekleri takip talebi ekinde sunulmuştur. Davalı, duruşmalara gelmemiş ve böylece davayı inkar etmiştir. Mahkemece davacı tarafından delil olarak sunulan fatura ve dayanağı olan teslim belgeleri altındaki teslim alan imzalarının davalıya ait olup, olmadığı yönünden usulüne uygun meşruhatlı davetiyesi çıkarılmış, bu davetiyenin tebliğine rağmen davalı duruşmalara gelmediği gibi mazeret de bildirmemiştir. Bu durumda sözü edilen teslim belgelerine dayalı faturalardaki alacağın sabit olduğunun kabulü gerekir. Nitekim bu husus yerel mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki mahkemece takip ve dava konusu edilmeyen faturalarda inceleme konusu yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Bu yön usul ve yasaya aykırı olup, takip ve dava konusu edilen faturalarla ilgili araştırma ve inceleme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.04.2015 tarihli ve 2014/1391 E., 2015/285 K. sayılı kararı ile; davacının icra takibine dayanak olarak bir kısım faturaları gösterdiği gibi 2009 yılına ait muavin defter hesap ekstresini de gösterdiği, itirazın iptali davasının eda davası olarak tanımlandığı, davacının alacak iddiasını düzenlemiş olduğu faturalardaki malların davalıya teslimi ile ispat edeceği, her ne kadar Özel Dairenin bozma kararında itirazın iptali davasının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğu belirtilmiş ise de; iddia ve ispat hususunda sıkı sıkıya bağlılığın mevcut olmadığı, icra takibinde dayanak yapılan faturalar ile bağlı kalınmayarak davalının inkâr savunmasına göre ticari defterler de incelenerek ticari defterlerin lehe veya aleyhe olma durumlarına göre davacının alacak iddiasının değerlendirileceği, bozma kararındaki gibi sadece takibe dayanak belgeler incelense dahi davacı tarafından icra takibine dayanak olarak faturaların yanında muavin defter dökümü olan hesap ekstreleri de sunulduğu, buna göre faturaların yanında ticari defter kayıtlarının da incelenmesi gerektiği, davacının defterlerinin kendi aleyhine delil oluşturduğu, 2008 yılı defterlerinde davalının toplam 438.042,08TL ödeme yaptığının kayıtlı olduğu, bu ödemenin avans olarak yapıldığı iddia edilmediğinden mevcut bir borcun ödemesi olarak kabul edildiği, buna göre 2008 yılı defterlerinde toplam 612.181,14TL alacak kaydı mevcut olduğundan bu miktarın ödeme miktarı kadarı olan yani 438.042,08TL'lik kısmının ispat edildiğinin kabul edildiği, bu yön itibari ile bozma ilamına uyulduğu; davacının 2008 yılından 2009 yılına devrettiği bakiye 174.139,06TL alacak miktarını davacının ispat etmesi gerektiği ancak ispat edemediği, buna göre 2009 yılı defterinde devir olarak kayıtlı olan 174.139,06TL alacak miktarının kabul edilmediği, takibe dayanak olarak gösterilen 23.07.2009 tarihli 9.119,63TL bedelli faturadaki malların teslimi de ispat edilemediğinden bu alacağın kabul edilmediği, 20.04.2009 tarihli, 6.181,90TL bedelli faturanın da fiyat farkı faturası olup davalıya tebliğ edildiği ve taraflar arasında fiyat farkı uygulanacağına dair sözleşmenin varlığı veya teamülün oluştuğu ispat edilemediğinden bu alacağın da kabul edilmediği, davacının 2009 yılı defterinde davalıdan 149.758,64TL mal iadesi alındığı, 25.000TL de tahsilât yapıldığının kayıtlı olduğu, buna göre toplam 174.758,64TL tahsilât olduğunun anlaşıldığı, davacının takibe dayanak yaptığı ve defterlerinde kayıtlı olan ve teslimi edilmiş faturalardan dolayı alacağının toplam 214.953,50TL olduğu, davacının bakiye 40.194,76TL alacaklı olduğu bu yönü itibari ile de bozma ilamına uyulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile itirazın 40.194,36TL üzerinden iptaline ve alacak miktarının %40’ı üzerinden hesaplanan 16.077,74TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının iddia ettiği alacak miktarı, sadece icra takibine konu edilen belgeler dikkate alınarak mı yoksa icra takibi ve dava konusu edilmeyen faturalar da dikkate alınarak mı tespit edileceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili mevzuat hükümlerinin açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 13. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) “İtirazın hükümden düşürülmesi” ana başlıklı “İtirazın iptali” alt başlıklı 67. maddesinde; “(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/11 md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. 14. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, itirazın iptali davasının hukuki niteliği üzerinde de durulması gerekmektedir. 15. İtirazın iptali davası müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir. 16. İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III). 17. Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır. 18. Diğer taraftan, İİK’nın 67. maddesinin son fıkrasında alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmamışsa umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğu ifade edilmiştir. Bu da bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davası ile süre geçirildikten sonra açılan alacak davaları arasında her ikisi de genel hükümlere tabi olmakla birlikte ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Zira süresi içinde açılan dava itirazın iptali davasıdır ve itirazın iptali davasının kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine alacaklı itiraz üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir. Süresinden sonra açılan davada ise itirazın iptali değil alacağa hükmedilmesi istenecektir ve verilen kararın takibe etkisi bulunmamaktadır. Şu durumda itirazın iptali davasında ispat edilecek olanın takibe ve borçlunun itirazına konu alacak olduğunda ve itirazın iptali davası için bu alacağın sebebinin değiştirilme olanağının bulunmadığında kuşku bulunmamaktadır. 19. Genel hükümlere göre her türlü ispat olanağının varlığı, takip talebinde yer alan borç sebebinden ve takip dayanağından uzaklaşmak anlamında düşünülmemelidir. Burada sadece icra mahkemesinin dar yetkisi nedeniyle inceleyemediği delillerin genel mahkemede serbestçe ancak borca bağlı olarak ileri sürülmesi olanağının varlığı söz konusu olmaktadır. 20. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Bursa 15. İcra Dairesinin 2013/5410 E. sayılı takip dosyasında; davacı tarafından davalı borçlu aleyhine 13 adet faturaya dayalı olarak ilamsız icra takibi başlatılmış, icra takibine dayanak fatura örnekleri de takip talebi ekinde sunulmuştur. Ödeme emri davalıya 20.08.2009 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı borçlu vekilince 25.08.2009 tarihinde takibe itiraz edilmiş ve takibin durduğu anlaşılmıştır. 21. İtirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan belgelerle sınırlı olarak incelenip çözümlenmesi gerekir. Davacı tarafından icra takibinin dayanağı olarak takip talebine ekli faturalar gösterilmiş, mahkemece davacının iddia ettiği alacak miktarının tespitinde teslim belgelerine dayalı faturalardaki alacağın sabit olduğu kabul edilmiştir. Ancak mahkemece icra takibine dayanak yapılan fatura konusu alacak miktarının ödenip ödenmediği noktasında, takip konusu edilmeyen faturalar da inceleme konusu yapılarak karar verilmesi yerinde değildir. 22. Mahkemece, takip ve dava konusu edilen faturalarla ilgili araştırma ve inceleme yapılarak, teslim edildiği ispat edilen fatura konusu malzemelere ilişkin alacak miktarının ödenip ödenmeği hususunda bu faturalara bağlı olarak davacının ticari defterleri de incelenmek suretiyle takibe konu faturalardan sonra yapılan ödemeler var ise bu ödemeler de değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. 23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, itirazın iptali davasının icra takibi ile sıkı sıkıya bağlı olduğu ancak somut uyuşmazlıkta davacının icra takibinde açıkça cari hesap ekstresi ve muavin kayıtlarına da dayandığı, davacının ticari defterleri usulüne uygun tutulmadığından ticari defterlerde davacının aleyhine olan hususların mahkemece dikkate alındığı, ticari defterlerin incelenmesi suretiyle davacının alacaklılık durumunun değerlendirildiği, mahkemece verilen direnme kararının yerinde olduğu ancak miktar itibariyle inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerde Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 24. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 22.10.2009 olduğu hâlde 09.12.2014 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 25. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 26. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.03.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle davalı tarafından ödenmeyen borcun tahsili amacıyla girişilen icra takibindeki borca itirazın iptali davasıdır. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, davacının iddia ettiği alacak miktarının, sadece icra takibine konu edilen faturalar dikkate alınarak mı, yoksa diğer ticari kayıt ve defterler de nazara alınarak mı belirleneceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemece icra takibine dayanak fatura ve irsaliyeler ile muavin defter kayıtları incelenerek, bu konuda bilirkişi incelemesi de yaptırılarak, karar gerekçesinde bilirkişi raporuna uyulmayan hususlar da açıklanarak davanın reddine karar verilmiş, davacının temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda belirtilen gerekçeyle karar bozulmuş, Mahkemece direnme kararı verilmiştir. İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlu tarafından itiraz edilmiş alacak miktarı olan ve takip borçlusuna karşı açılan, genel hükümlere tabi bir davadır. İİK 67. maddesinde düzenlenen itirazın iptali davası, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gereken, bu hak düşürücü süre geçtikten sonra da genel hükümler dairesinde alacak davası açma hakkının saklı olduğu ve takip hukuku içinde, takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla da takibin devamına etkili bir dava türüdür. Alacaklı, bir yıl içinde itirazın iptali davasını açmazsa, yaptığı ilamsız takip düşer, alacaklı bu alacağı hakkında bir daha ilamsız takip yapamaz. İtirazın iptali davasına konu alacak, alacaklının ilamsız icra takibine konu yaptığı ve borçlu tarafından itiraz edilen alacaktır. Alacaklı, takip talebinde alacağının belgesini, belgesi yoksa sebebini göstermek zorundadır. Bu husus, takip takibi ve muhtevası başlıklı İİK 54/4. maddesinde “senet, senet yoksa borcun sebebi” olarak düzenlenmiştir. Alacaklı, takip talebinde alacağının senede veya belgeye bağlı olduğunu bildirmemiş, sebebini göstermemiş, icra dairesine hiçbir belge vermemiş ise, borçlunun ödeme emrine itirazı üzerine alacaklı, takip talebinde göstermediği ve icra dairesine vermediği bir belgeye dayanarak itirazın iptalini isteyemez. Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince, davacı alacaklı takip takibinde, takip dayanağı olarak “ekli faturalar, cari hesap özeti, ticari kayıtlar” göstermiş ve icra dairesine dava konusu faturalar ve faturalara ilişkin sevk irsaliyeleri ile muavin defter kayıtlarını sunmuştur. Mahkemece fatura ve sevk irsaliyeleri davalıya isticvap davetiyesi ile gönderilmiş ve tebligat sonucuna göre fatura ve sevk irsaliyesindeki alacak miktarı belirlenmiş, bilirkişi raporunda da bu husus incelenmiştir. Bilirkişi raporunda, takibe dayanak defter kayıtları da belirlenmiş ve defter kayıtlarında yer alan 2008 yılından 2009 yılına devreden alacak kaydı ve borç kayıtları ile davacının davalıdan mal alış kaydı ve tahsilat kaydı, defterde yer alan fiyat farkı faturası (6181,90TL, 4149 nolu fatura) incelenip sonuca varılmış, mahkemece davacının takibe esas defter kaydının kapanış tasdiki bulunmaması nedeniyle lehine olan kayıtlar nazara alınmayarak, aleyhine olan kayıtlar ve fiyat farkı faturası, takip ve dava konusu fatura ve sevk irsaliyeleri tek tek değerlendirilip incelenerek sonuç olarak davanın reddine karar verilmiştir. 19. Hukuk Dairesince, fatura ve teslim belgelerinin davalıya isticvap davetiyesi ile tebliği ve davalının usulüne uygun meşruhatlı davetiye tebliğine rağmen gelmediği ve mazeret de bildirmediğinden, bu fatura ve belgelere göre sonuca varılmasının doğru olduğu, ancak dava konusu edilmeyen faturaların da inceleme konusu yapılmasının hatalı olduğu, sadece takip ve dava konusu faturalara göre inceleme yapılması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemenin, “bozma ilâmında itirazın iptali davasının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğu belirtilmişse de sıkı sıkıya bağlılık mevcut olmadığı” gerekçesi yukarıda belirtilen itirazın iptali davalarının niteliğine uygun bir gerekçe değil ise de, Mahkemece direnme gerekçesinde ayrıca, “sadece takip dayanağı belgeler incelense dahi davacı tarafından icra takibine dayanak olarak faturaların yanında muavin defter dökümü olan hesap ekstreleri de sunulduğu, buna göre faturaların yanında ticari defter kayıtlarının da incelenmesi gerektiği” belirtilmiştir. Mahkemenin bu gerekçesi, itirazın iptali davalarının yargılama usulüne ve dosya kapsamına uygun bir gerekçedir. Takip talebinde, sadece; bozma ilamında incelenmesiyle sonuca varılması gerektiği belirtilen faturalar değil, cari hesap özeti ve ticari kayıtlara da dayanılmış ve icra dairesine sunulmuş olup, mahkemece bu kayıtlar da incelenip, araştırılmıştır. Davacı alacaklının, takip talebinde dayandığı kayıtların, defter kaydının, kapanış tasdiki olmaması nedeniyle alacaklı aleyhine sonuç doğurması hali, lehine olan kayıtların nazara alınamayacak olması, delil olarak dayanan alacaklının delil ve takibe dayanak olarak göstermesinin sonucu olup, mahkemece bu sonuçlardan vazgeçilerek bir inceleme yapılıp sonuca varılamaz. Mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık, itirazın iptali davalarında incelenecek delillerle ilgili olup, Mahkemece de takip dayanağı belgelerin sadece bozma ilamında yer alan faturalar olmayıp, sunulan defter kaydı ve cari hesap özeti de dayanak olup sunulduğundan, bunların da incelenerek davanın neticelendirilmesi gerektiğine ilişkin gerekçesi yerinde olduğundan, direnme kararı bu bakımdan uygun olup, bu uygun gerekçeye göre Mahkemenin yaptığı inceleme ve sonuç Özel Dairece değerlendirilmediğinden dosyanın esasa ilişkin temyiz itirazları incelenmek üzere Daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun bozma görüşüne katılmamaktayız.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İcra ve İflas Hukuku

İtirazın iptali davasında "İcra İnkar Tazminatı"na hükmedilebilmesi için aşağıdakilerden hangisi şart değildir?

A) Süresi içinde talep edilmiş olması
B) Borçlunun itirazında haksız çıkması
C) Alacağın likit (belirlenebilir) olması
D) Borçlunun kötüniyetli olması
E) Davanın kabul edilmiş olması

Bu maddeyle ilgili 18 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol