4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 14

Türk Medeni Kanunu 14. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 14- Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. 2. Ayırt etme gücünün bulunmaması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

547 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2018/1077 E., 2021/1471 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, çekişme konusu taşınmazlar hakkında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri uyarınca kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanma koşullarının davacılar yararına gerçekleşip gerçekleşmediği yönünden mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye elverişli
Hukuk Genel Kurulu         2018/1077 E.  ,  2021/1471 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; dava konusu 331 ada 57 ve 63 parsel sayılı taşınmazların müvekkillerinin ve öncesinde mirasbırakanlarının yaklaşık 70-80 yıldır nizasız fasılasız zilyetliklerinde bulunduğunu ancak kadastro çalışmaları sırasında davalı Hazine adına tespit edildiğini ileri sürerek Hazine adına olan tapu kayıtlarının iptali ile müvekkilleri adına 1/2'şer hisseli olarak tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ve zilyetlikle iktisaba elverişli olmadığını, davacılar lehine zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.09.2013 tarihli ve 2011/393 E., 2013/549 K. sayılı kararı ile; dava konusu 331 ada 57 parsel sayılı taşınmaz ile 63 parsel içerisinde kalan ve fen bilirkişisinin raporunda (A) harfi ile gösterilen kısımların kadim mera olmadığı, orman sınırları içerisinde bulunmadığı, tescilli sit alanları ve kıyı kenar çizgisinde kalmadığı, davalı taşınmazların sınırlarının sabit ve değişmez olduğu, davacıların taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerinin tespit tarihine kadar kesintisiz ve aralıksız olarak devam ettiği, davacılar adına zilyetlikten tespit edilen taşınmaz miktarının ise yasada belirtilen sınırları geçmediği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde öngörülen mülk edinme şartlarının davacılar lehine oluştuğu gerekçesiyle 331 ada 57 parsel hakkındaki davanın kabulüne, 331 ada 63 parsel hakkındaki davanın ise kısmen kabulüne, fen bilirkişi raporunda 63 parsel içerisinde (A) harfiyle gösterilen 122,07 m² yerin 57 parselle birleştirilmesi suretiyle taşınmazın 783,24 m² olarak ve 57 parsel numarasıyla davacılar adına 1/2'şer hisse ile tesciline, fen bilirkişi raporunda (B) harfiyle gösterilen 387,66 m²'lik yerin 63 parsel numarası ile davalı adına tesciline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 7. Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 16.06.2015 tarihli ve 2015/6198 E., 2015/5874 K. sayılı kararı ile; "…Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1966 yılında seri bazında yapılıp 1968 yılında ilân edilerek 1969 yılında kesinleşen orman tahdidi, 1981 yılında yapılıp 1982 yılında ilân edilerek 1983 yılında kesinleşmiş, sınırlandırması yapılan ormanların aplikasyonu ve 6831 sayılı Kanunun, 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde uygulaması, 1994 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ve ihya olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ve dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 - 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift hava fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazların niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun, anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda mahkemece, anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. O halde; dava konusu taşınmazın orman sayılmayan ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, dava konusu taşınmazlar ve etraflarını gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmazlara bitişik ya da yakın komşu parsellerin, kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri ile, yine en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile TMK’nın 713. maddesine dayanılarak açılan davalarda dava tarihinden, kadastro tespitine itiraz davalarında ise tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15 - 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, bu belgeler Ziraat Fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi, bir Harita-Kadastro (Jeodezi ve Fotogrametri) mühendisi ile bir orman yüksek mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle dava konusu taşınmazlar ile çevrelerine uygulanıp bu belgelerde dava konusu yer belirlendikten sonra, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip, taşınmazların niteliklerinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, imar ve ihya ile zilyetliğin hangi tarihte başlayıp tamamlandığı belirlenmeli, bu belgeler ile kadastro paftası, pafta düzenlenmemişse dava konusu taşınmazların 23/06/2005 tarihli ve 2005/9070 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Büyük Ölçekli Harita ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği (BÖHHBÜY) hükümlerine göre koordinatlı olarak düzenlenecek haritası hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazların konumlarını, hava fotoğrafları ile orijinal renkli memleket haritaları üzerinde gösterir biçimde bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir, topografik ve memleket haritalarından yararlanılarak taşınmazın gerçek eğim durumunu gösterir rapor alınmalı, dava konusu taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olması veya kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalması ya da orman ve arazi kadastrosunun yapılıp kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 20 yıldan fazla süre geçmesi o yerin kişiler adına tescili için yeterli olamayacağından bu şekilde yapılacak inceleme sonucu dava konusu yerin; 1) Orman sayılan veya orman rejimine girmiş (20.11.2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği m. 16) yerlerden ya da 3402 sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen özel mülkiyete tabi olmayacak, kamu mallarından olduğunun belirlenmesi (3402 sayılı Kanunun 16. m. A, B, C ve D bentleri kapsamında kalan yerler), 2) Kamu hizmetine tahsis edilmiş (3402 sayılı Kanunun 17/1. maddesi gereğince orman yetiştirilmek üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen arazi ya da başka bir amaçla kamu hizmetine tahsis edilen arazi, imar ve ihya ile zilyetlik yoluyla kazanılamaz. ...K. 03.06.1998 gün 1998/8-347-394 ve 12.12.2001 gün 2001/20-118-1156 S.K.), 3) İl, ilçe ve kasabaların nazım veya uygulamalı imar planlarının kapsadığı alanlarda kalmış (3402 sayılı Kanunun 17/2. m.; HGK 25.04.2001 gün 2001/20-390-396 S.K.), 4) Tescil davalarında, davanın açıldığı; kadastro tesbitine itiraz davalarında ise kadastro tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 20 yıl önce çekilmiş hava fotoğrafları ve bu fotoğraflardan üretilmiş memleket haritaları veya fotogrametri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftalarına göre zilyet ve tasarruf edilmeyen yerlerden, 5) Kadastro tesbit ve tescil harici bırakma işleminin kesinleştiği tarihten tescil davasının açıldığı tarihe kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin geçmemiş (...K.’nın 22/03/1995 gün 1994/8-873-216 ve 19/02/1997 gün 1996/8-768-100 ve 24/09/1997 gün 1997/20-372-718 ve 18/02/1998 gün 1998/8-15-129 sayılı kararları), 6) O yerde orman kadastrosu kesinleşmiş olsun olmasın, taşınmazların 6831 sayılı Kanunun 17/2. ve 20.11.2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 16/1-i maddeleri kapsamında orman içi açıklık konumunda (...K.nun 10.12.1997 gün 1997/20-830-1034 ve 17.12.1997 gün 1997/20-808-1039 ve 22.10.2003 gün 2003/20-665-614 ve 11.10.2004 gün 2004/7-531-582 sayılı kararları ile orman içi açıklıkların zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilmiştir.), 7) Dava konusu taşınmazların veya yakın çevresinin arazi kadastro ekiplerince kadastro paftası üzerinde orman nitelemesi yapılarak tesbit ve tescil harici bırakılmış (...K.nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12.05.2004 gün 2004/8-242-292 ve 12/03/2008 gün ve 2008/20-214-241 sayılı kararları), 8) Kadastro (Tapulama) Komisyonu tarafından orman sayılarak tesbit ve tescil harici bırakılmış (...K.nun, 24.10.2001 gün 2001/8-964-751 ve 13.02.2002 gün 2002/8-183-187 sayılı kararları), Yerlerden olması ve 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 6831 sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 26 ve 20.11.2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 16. maddelerinin birinci fıkralarında yazılı, a) 3116 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesine göre kamulaştırılmış orman, b) 4785 sayılı Kanunla Devletleştirilmiş orman, c) 6831 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre orman rejimine alınmış yer, d) 6831 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (B) bendine göre orman olarak ağaçlandırılan veya ağaçlandırılacak yer, e) 6831 sayılı Kanunun 24 üncü maddesine göre kamulaştırılan yerlerle diğer suretle orman yetiştirilmek üzere kamulaştırılan yer, f) Devlet ormanı olduğuna dair kesinleşmiş mahkeme kararı bulunan yer, g) Sınırlandırma sırasında orman olduğu halde orman sınırları dışında kalmış orman, h) Maliye Bakanlığınca ağaçlandırılmak üzere tahsis edilmiş yerlerden, ağaçlandırılmış ve yapılan ağaçlandırma çalışmasının başarılı olması neticesinde kesin tahsisi yapılarak orman niteliği kazanmış yer, ı) Orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, olduğunun belirlenmesi halinde bu tür yerlerin herhangi bir şekilde komisyonlarca sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olmasının bu yerlerin orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı düşünülerek, başka bir araştırmaya gerek kalmadan Hazinenin davasının kabulü ile dava konusu taşınmazların orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilmelidir (HGK’nun 15/03/2006 gün 2006/8-106-68 sayılı kararı). Yukarıda yazılı koşulların somut olayda bulunmaması halinde, taşınmazların öncesinin ne olduğu, imar ve ihya yapılmışsa hangi tarihte başlayıp tamamlandığı, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı, maddi olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak, taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişiler ile taraf tanıklarından sorulmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu yukarıda belirtilen ve gerçeğin kendisi olan belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmeli, Somut olayın özelliği göz önünde bulundurularak ayrıca; a) Taşınmazların eski ve yeni niteliği konusunda jeoloji mühendisinden de ayrıntılı rapor alınmalı, b) Keşif sırasında taşınmazların çeşitli yönlerinden hali hazır durumunu gösterir renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak ve taşınmaz fotoğraf üzerinde gösterilerek dava dosyası içine konulmalı, 3402 sayılı Kanunun 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin, 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen ikinci fıkrası hükümleri nazara alınarak yapılması gerektiği düşünülerek, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu müdürlükleri ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak gerektiğinde tesbit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, dava konusu taşınmazların sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda (5403 sayılı Kanunun 3/j maddesi ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tespit ve Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmeliğin 10. maddesinin değişik ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi: tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından) ziraat mühendisinden Kanunun amacına uygun rapor alınmalı, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.12.2015 tarihli ve 2015/968 E., 2015/958 K. kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak bozma kararında işaret edilen hususların tamamının araştırıldığı, alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya ve denetime elverişli bulunduğu, yeniden bilirkişi raporu alınmasının sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, çekişme konusu taşınmazlar hakkında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri uyarınca kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanma koşullarının davacılar yararına gerçekleşip gerçekleşmediği yönünden mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye elverişli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümünde tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanma koşullarının irdelenmesinde yarar vardır. 13. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” başlıklı 14. maddesinde; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir…" 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Olağanüstü zamanaşımı" başlıklı 713/1. maddesinde de ; "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir…" düzenlemelerine yer verilmiştir. 14. Açıklanan kanun hükümlerine göre, olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin temel koşulların TMK'nın 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddelerinde hüküm altına alındığı görülmektedir. Buna göre; tapuda kayıtlı olmayan bir taşınmazı aralıksız ve nizasız yirmi yıllık süreyle malik sıfatı ile elinde bulunduran ve zilyedi olan kişi, taşınmazın kendi mülkü olmak üzere adına tescilini talep edebilir. 15. Uygulama ve teorideki açıklamalara göre TMK' nın 713 ve 3402 sayılı Kanun'un 14. maddelerinde hüküm altına koşulları taşınmaza ilişkin koşullar ve zilyetliğe ilişkin koşullar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların zamanaşımına dayanılarak kazanılabilmesi için taşınmazın özel mülkiyete elverişli olması, zamanaşımı ile kazanılmasını yasaklayan bir kanun hükmünün bulunmaması ve taşınmazın kanunlar uyarınca Devlete kalan taşınmazlardan olmaması gerekir. Taşınmaz üzerinde sürdürülmesi gerekli olan zilyetliğin ise, malik sıfatı ile, aralıksız ve nizasız ve yirmi yıllık süreyle olması gereklidir. 16. Gerek TMK'da gerekse 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin süresi davasız ve çekişmesiz yirmi yıl olarak kabul edilmiştir. Kazanmayı sağlayan zilyetliğin lehine olan tarafça kanıtlanması gerekir. Maddi olaylardan olan zilyetlik her türlü delille kanıtlanabilir. Her somut olayın özelliğine göre yerel bilirkişi, tanık beyanları, teknik bilirkişi raporları gibi deliller zilyetliğin kanıtlanmasında kullanılabilir. Nitekim 3402 sayılı Kanun’un 14/1. maddesinde, çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla geçen yirmi yıllık zilyetliğin belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla kanıtlanabilineceği hüküm altına alınmıştır. Maddede bilirkişi ve tanık beyanları yanında belgelere de yer verilmiştir. 17. Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 ve Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince zilyedi lehine taşınmazın tespiti koşullarına ilişkin yapılan açıklamaların yanında, 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesine de değinmekte yarar bulunmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun "İhya edilen taşınmaz mallar" başlıklı 17. maddesi: "Orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir. İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz." hükmünü içermektedir. 18. Anılan madde gereğince, bir yerin imar ve ihya ile kazanılabilmesi için öncelikle taşınmazın orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan arazilerden olması gerekir. Kamu hizmetine tahsis, hukuken olabileceği gibi fiilen de olabilir. Kamu hizmetine tahsis edilmeyen, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık, orman sayılmayan çalılık, makilik ve fundalık gibi topraklar imar ve ihyaya müsait olan yerlerdir. Makilik ve fundalık yerler orman toprağı ise imar ve ihya ile kazanılması mümkün değildir. Zira Anayasa'nın 169 ve 170. maddeleri gözetilerek ormanların imar ve ihya ile kazanılması yasaklanmıştır. Aynı ilkenin bir sonucu olarak, 3402 sayılı Kanun'un 16/A maddesinde belirtilen hizmet malları, 16/B maddesinde belirtilen orta malları, yollar, meydanlar ile 16/C ve 16/D maddelerinde belirtilen taşınmazların imar ve ihya ile kazanılması mümkün bulunmamaktadır. 19. Bir yerin imar ve ihya ile kazanılması için taşınmazın emek ve para sarfedilerek tarım arazisi hâline getirilmesi gerekir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bir taşınmazın emek ve masraf sarfı ile tarım arazisi hâline getirilmesi hâlinde imar ve ihyadan söz edilebilir. Ekime, dikime ve ürün yetiştirmeye müsait olmayan yerler ihya edilecek taşınmazlardır. Emek ve masraf gerektirmeyen, zilyetliğin sürdürülmesi seviyesindeki, taşınmazın daha verimli hâle getirilmesi gibi çalışmalar imar ve ihya sayılmaz. Bu tür yerlerin imar-ihyaya gerek olmaksızın, TMK'nın 713/1 ve Kadastro Kanunu'nun 14. maddeleri gereğince kazanılmaları mümkündür. 20. Maddi olgu olan imar ve ihya, her türlü delil ile kanıtlanabilir. Her somut olayın özelliğine göre, yerel bilirkişi, tanık beyanları, teknik bilirkişi raporları gibi deliller imar ve ihyanın kanıtlanmasında kullanılabilir. 21. Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olayın incelenmesine gelince, 04.06.2009 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında dava konusu 331 ada 57 parsel sayılı taşınmazın 661,17 m2 yüzölçümünde, senetsizden, çalılık vasfı ile, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve tarım alanına dönüştürülmesi mümkün olan yerlerden olduğu belirtilerek, Mehmet Salih kızı Saniha Karaca'nın hak iddiası ile Hazine adına, 331 ada 67 parsel sayılı taşınmazın da 509,71 m2 yüzölçümünde senetsizden, çalılık vasfı ile, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve tarım alanına dönüştürülmesi mümkün olan yerlerden olduğu belirtilerek Mehmet Salih oğlu ...'ın hak iddiası ile Hazine adına tespit edildikleri, tutanakların itiraz edilmeksizin kesinleşmesinden sonra davacılar tarafından hak düşürücü süre içerisinde mirasen intikal ve zilyetlik nedenlerine dayalı olarak eldeki davanın açıldığı görülmüştür. 22. Dosya kapsamından; mahkemece mahallinde fen, ziraat, orman, arkeolog ve jeolog bilirkişiler eşliğinde keşif yapıldığı, keşifte dava konusu 331 ada 57 parsel sayılı taşınmazın üç ayrı terasla ayrıldığının, teras duvarlarının oldukça kadim olduğunun ve iki taşınmazın ortasında oval biçimde eski bir ağıl kalıntısı bulunduğunun gözlemlendiği, mahalli bilirkişi, tespit bilirkişi ve davacı tanıklarının; taşınmazların bir bütün olarak davacıların babası Mehmet Salih Turhan tarafından arpa, buğday ekilmek suretiyle tarım arazisi olarak kullanıldığını, ölümü ile davacılara kaldığını beyan ettikleri, jeoloji bilirkişi raporunda; 57 parsel sayılı taşınmazın %13 olan eğiminin üç adet teras ile kırıldığı, taşlar üzerinde bulunan oksitlenme izleri, yosun gibi uzun zaman içinde gerçekleşen oluşumların, terasların yapılışının kadimden beri olduğunu gösterdiği, yakın çevredeki kayalık ve taşlıktan oluşan Hazine parsellerinden farklı formda olduğu, 63 parsel sayılı taşınmazın ise keşif öncesi yakın bir zamanda temizlendiği, civar parsellerdeki alanların devamı niteliğinde olduğu, parsellerin sınırında dere olmadığı, deniz kenarında olmadıkları dolayısıyla kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmadıklarının belirtildiği, ziraat bilirkişi raporunda; 57 parsel sayılı taşınmazın tarımsal faaliyetlerde kullanıldığı ve mevcut hâli ile zirai kullanıma uygun olduğu, arkeolog bilirkişi raporunda; taşınmazların sit alanı dışında kaldığı, orman bilirkişi raporunda; taşınmazların orman tahdit sınırları dışında kaldığı, 1959 ve 1996 tarihli memleket haritalarında ve 1992 tarihli hava fotoğraflarında açık alanda göründükleri, 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesi ve Orman Kadastro Yönetmeliği'nin 23. maddesi kapsamında orman vasfı ve toprak muhafaza karakteri taşımadıkları, orman içi açıklık niteliğinde olmadıklarının belirtildiği görülmüştür. Yine dosya içeriğinde mevcut müzekkere cevaplarından; taşınmazlarda sulama tesisi bulunmadığı, davacılar ve murisleri adına belgesizden tespit edilen taşınmazların 100 dönümü geçmediği anlaşılmıştır. 23. Yukarıda ifade edildiği üzere (§ 12-19) 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri gereğince davalılar lehine tespit koşullarının oluşabilmesi için, taşınmazın özel mülkiyete elverişli olduğunun ve davacıların dava konusu taşınmazda tespit tarihi olan 04.06.2009 tarihinden önce kazanmayı sağlayan çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla yirmi yıllık zilyetliklerinin kanıtlanması gerekir. Açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi, tutanak bilirkişi ve tanıkların davacıların dava konusu 331 ada 57 parsel ile 63 parselde ağılın bulunduğu ve fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 122,07 m2 yüzölçümündeki kısımda tespit tarihinden önce çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla yirmi yıllık zilyetlikleri bulunduğunu doğruladıkları, dava konusu 57 parselin kadimden bu yana tarım arazisi olarak kullanıldığı, 57 parsel ve 63 parselde ağılın bulunduğu ve fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısımların sit alanı, orman veya orman içi açıklık olmadıkları, dere ve kıyı etkisi altında bulunmadıkları, dava konusu yerin zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğu nazara alındığında dava konusu yer bakımından davacılar lehine zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleştiğinin kabulü gereklidir. 24. O hâlde, mahkemece dava konusu 57 parsel ile 63 parselde (A) harfi ile gösterilen kısım bakımından davacılar yararına kazanma koşullarının gerçekleştiğinin hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporlarından anlaşıldığı, yeniden bilirkişi raporu alınmasının sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle verilen direnme kararı yerindedir. 25. Ancak, mahkemece hükümde, davanın kısmen kabulüne, 331 ada 63 parsel hakkındaki davanın kısmen kabulü ile fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen kısma ilişkin davanın reddine, 387,66m2'lik yerin 63 parsel numarası ile davalı adına tesciline, 331 ada 57 parsel hakkındaki davanın kabulüne, fen bilirkişi raporunda 63 parsel içerisinde (A) harfi ile gösterilen 122,07 m2 yerin 57 parselle birleştirilmesi suretiyle 783,24 m2 olarak ve 57 parsel numarasıyla davacılar adına ½'şer hisse ile tesciline karar verildiği görülmüştür. Tapu iptali ve tescil davalarında iptal kararı verilmeden doğrudan ''taşınmazın tescili" kararı verilmesi çifte tapuya neden olabileceğinden bundan kaçınılması gerekmektedir. Mahkemece dava konusu taşınmazlar yönünden iptal kararı verilmeksizin doğrudan tescil kararı verilmesi doğru değil ise de; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun Geçici 3. maddesi atfıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 438/7. maddesi uyarınca düzelterek onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle, gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 3 ve 4. bentlerinin çıkartılarak, yerine “Marmaris ilçesi, Bozburun Beldesi, 331 ada 57 parsel hakkındaki davanın kabulüne, 331 ada 63 parsel hakkındaki davanın ise kısmen kabulüne, dava konusu 331 ada 57 parsel sayılı taşınmazın tamamının, 331 ada 63 parsel sayılı taşınmazın ise fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 122,07 m2'lik kısmının tapu kayıtlarının iptaline, 57 parsel sayılı taşınmazın, 63 parsel sayılı taşınmazda (A) harfi ile gösterilen 122,07 m2'lik kısım ile birleştirilerek 783,24 m2 olarak 57 parsel numarasıyla ½'şer hisse ile davacılar adına tesciline, 331 ada 63 parsel sayılı taşınmazda reddedilen kısmın ise [(B) harfi ile gösterilen 387,66m2'lik yerin] 63 parsel numarası ile davalı Hazine üzerinde bırakılmasına” ibarelerinin yazılması suretiyle DÜZELTEREK ONANMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan HUMK'nın 440. maddesi uyarınca kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2019/412 E., 2020/10 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Batı Kadastro Mahkemesi
tam metni aç
( 4721 sayılı TMK m. 713) ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddelerinde hüküm altına alındığı görülmektedir.
Hukuk Genel Kurulu         2019/412 E.  ,  2020/10 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Batı Kadastro Mahkemesi NUMARASI : 2018/48-2019/27 1. Taraflar arasındaki “tespite itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Batı Kadastro Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü vekili, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili ve Hazine vekili ile müdahil davacı... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü vekili, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili ve Hazine vekili ile müdahil davacı... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Çekişme konusu taşınmaz hakkında birden fazla dava açılmış olup, ayrı ayrı açılan davalar birleştirilerek görülmüştür. 4.1. Davacılar... ve arkadaşları vekili 13.07.1979 tarihli dava dilekçesinde; çekişme konusu Yenimahalle ilçesi Macun köyü Ormankaşı mevkiinde kain 2104 ada 31 parsel sayılı taşınmazın 1317 tarihli ve 155/4789 numaralı vergi kaydı ile müvekkillerinin murisi küçük ...oğlu...'ın tasarrufunda iken ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğini ileri sürerek müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir. 4.2. Davacılar... ve arkadaşları vekili 29.12.1989 tarihli dava dilekçesinde; çekişme konusu 2104 ada 31 parsel sayılı taşınmazın 1937 tarihli ve 433 numaralı vergi kaydı ile müvekkillerinin murisi Arnavutoğullarından ...oğlu ...’in, ölümünden sonra da mirasçılarının zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu, 1955 yılına kadar vergilerinin düzenli olarak yatırıldığını ileri sürerek taşınmazın müvekkilleri adına hisseleri oranında tesciline karar verilmesini istemiştir. 4.3. Davacılar... mirasçıları ve... vekili 03.02.1958 tarihli dava dilekçesinde; çekişme konusu 2103 ada 2, 4, 6, 8, 10, 11, 13, 15, 16, 17 parseller ile 2104 ada 2, 4, 5,6, 7,8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 19, 20, 22, 27, 28, 30, 31 parsel sayılı taşınmazların müvekkillerine ait tapu kaydı kapsamında kaldığını ileri sürerek taşınmazların tespitlerinin iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacılar 31.07.1994 tarihli dilekçe ile, çekişme konusu 2104 ada 2, 27, 28, 30, 31, 2103 ada 8, 10, 11, 13, 15, 16, 17, 2104 ada 8, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 17, 19, 20, 22 ve 16 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin istemlerinden feragat ettiklerini bildirmişler, Mahkemece feragat edilen taşınmazlar yönünden tefrik kararı verildikten sonra tefrik edilen dosyada davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu dosyaya müdahalede bulunan davacılar... ve arkadaşları vekilinin temyizi üzerine hüküm 2104 ada 31 parsel sayılı taşınmaz yönünden bozulmuş, diğer davacıların açtıkları dava ile birleştirilerek yargılamaya devam edilmiştir. 4.4. Müdahale talebinde bulunan... vekili 13.09.2002 tarihli dilekçesinde; çekişme konusu taşınmazda davacılar... ile...’un hisselerini gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile devraldığını belirterek müdahale talebinin kabulü ile çekişmeli taşınmazın satışa konu bölümlerinin müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. 4.5. Müdahale talebinde bulunan... ve ... vekili 12.06.2003 tarihli dilekçesinde; davacılar ...ve...’e ait hisseleri gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile devraldıklarını belirterek davaya asli müdahil olarak katılma talebinde bulunmuş, yargılama aşamasındaki beyanında taleplerinden vazgeçtiklerini bildirmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davada birden fazla davalı ve ihbar edilen yer almaktadır. 5.1. Davalı Hazine vekili 07.05.1990 tarihli cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 1955 yılında Hazine adına tespit edildiğini, yapılan tespitte taşınmazın 20-25 yıldır kullanılmadığının belirtildiğini, taşınmazın imar görmesi nedeniyle zilyetliğin mümkün olmayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 5.2. Davalı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü vekili 10.03.2005 tarihli dilekçesinde; davaya konusu parselin 1955 yılında Atatürk Orman Çiftliği tarafından işlenmekte olduğunu, dolayısıyla zilyetliğin Kurumda olduğunun açık olduğunu belirterek davanın reddi ile taşınmazın Atatürk Orman Çiftliği adına tesciline karar verilmesini istemiştir. 5.3. Davalı Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü vekili 20.09.1976 tarihli dilekçesinde; çekişme konusu taşınmazın ifrazı neticesinde oluşan 7994 ada 4 nolu parselde kayıtlı taşınmazın müvekkilinin tapulu malı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 5.4. Davalı Ankara Belediyesi vekili tarihsiz dilekçesinde, dava konusu 2104 ada 31 parsel sayılı taşınmazın parselasyon planı ile düzenlemeye alındığını, 7631 ada 4, 7636 ada 3, 4 ve 8 parsellere şuyulandırıldığını, davacıların zilyetliklerinin 20 yılı doldurmadığını, taşınmazın Hazine adına tescili gerektiğinden ve belediye sınırları içerisinde bulunduğundan davanın reddi ile Ankara Belediyesi adına tesciline karar verilmesini istemiştir. 5.5. İhbar edilen Posta Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi vekili 20.08.2015 tarihli dilekçesinde; 2104 ada 31 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması neticesinde oluşan Macunköy 13249 ada 4, 5, 8 parsellerde kayıtlı taşınmazların mahkeme kararı ile kurum adına tescil edildiğini, davacıların iddialarının kabul edilebilir olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Direnme kararı öncesinde yerel mahkemenin birden fazla kararı temyiz incelemesine konu olmuştur. 6.1. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.11.2000 tarihli ve 1997/330 E., 2000/743 K. sayılı kararı ile; toplanan deliller, yapılan keşif, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları ile dava konusu yere ilişkin davacıların iddiaları yerinde görülmediğinden ve 2104 ada 31 parsel üzerinde davacıların zilyetlikleri sabit olmadığından davacıların kadastro tespitine itirazlarının reddine, 2104 ada 31 parsel sayılı 118.195m2 yüzölçümündeki taşınmazın son kadastro tespiti gibi Maliye Hazinesi adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. 6.2. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar ..., ...ve arkadaşları vekilleri, ...... ve arkadaşları vekili ile davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 6.3. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 18.09.2001 tarihli ve 2001/3448 E., 2001/6532 K. sayılı kararı ile; yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya yeterli olmadığı, temyize konu edilen 31 nolu parselle ilgili 20.09.1946 tarihinde yapılan işlemin 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahrir Kanunu’nun 35. maddesine dayalı tapu tahriri işlemi olduğu ve kadastro tespiti niteliğinde olmadığı, bu bakımdan mahkemece 1946 yılında yapılan işlemin tespit niteliğinde görülmemesinde yasaya aykırı yön bulunmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının yerinde olmadığı, işin esasına gelince; yeniden keşif yapılarak vergi kayıtlarının gereği gibi yerine uygulanması, taşınmazın aidiyet ve kapsamlarının kesin olarak saptanması, bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin ne olduğu, kimden kaldığı, katılanların zilyetliklerinin başlangıç tarihi, süresi ve sürdürülüş biçiminin saptanması, ziraat bilirkişisinden taşınmazın toprak yapısı, karakteri, işleniş tarzı, süresi ve sürdürülüş biçimi konularında teknik verilere dayalı gerekçeli rapor alınması, tüm deliller toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle bozulmuştur. 6.4. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde 18.06.2013 tarihli ve 2002/551 E, 2013/388 K. sayılı kararı ile; Kadastro Kanunu’nun 33. maddesi ve 5235 sayılı Kanun’un 7. maddesi hükümlerine göre mahkemenin Sincan Kadastro Mahkemesine bağlandığı belirtilerek dosyanın Ankara Batı Kadastro Mahkemesine devrine karar verilmiştir. 6.5. Ankara Batı Kadastro Mahkemesinin 04.02.2016 tarihli ve 2013/102 E., 2016/19 K. sayılı kararı ile; davacıların dosyaya ibraz ettikleri vergi kayıtlarının dava konusu taşınmaza tam olarak uyduğunun tüm aşamalarda tespit edildiği, 1946 yılında yapılan ilk kadastro çalışmalarında davacıların murislerinin taşınmazı işlemelerinin zamanın ... görevlilerince engellendiği belirtilerek bu duruma itiraz edildiği, bu itirazın kayıtlara geçtiği, ancak bu itirazların çözümüne ilişkin olarak geçmiş zamandaki ilan vasıtalarının yetersizliği dolayısıyla ilgililere tebliğ edilemediği, keşifte dinlenilen tüm tanıkların da ortak beyanlarına göre 1956 yılında yapılan ikinci kadastro çalışmalarında davacılar murislerinin zilyetliğinin 20 yılı aşkın nizasız ve fasılasız olarak sürdüğünün şüpheden ari şekilde tespit edildiği, ilk kadastro çalışmaları esnasında belirtilen zilyetliğin engellenmesine ilişkin orman çiftliği görevlilerinin çalışmalarının Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca zilyetliğin tespiti için gerekli olan "nizasız-fasılasız" şartını engellememesi gerektiği, çünkü burada bir kamu otoritesinden kaynaklanan güç kullanımı olduğu, davacılar murislerinin taşınmazı kullanamadıkları sürede dahi taşınmazın vergisini düzenli olarak ödemeye devam ettikleri, ilgili tutanaklarda da isimleri geçen davacılar murislerinin nizalı taşınmaz üzerindeki malik sıfatıyla zilyetliğinin Kadastro Kanunu’nun 14. maddesindeki şartlarını taşıdığı, taşınmazın davalılarla bir ilgisinin olmadığı, gaip ve yitik kişilerden kalmadığı, özel mülkiyete engel bir durumun oluşmadığı ve bilirkişi heyetinin 14.01.2015 tarihli ek 3. raporu ve krokilerinin yeterli ve denetime elverişli olduğu, her ne kadar asli müdahiller Medeni Kanun (MK)’un 716. maddesine dayanarak talepte bulunmuşlar ise de MK’nın 716. maddesinin 1. bendinde yer alan "Malikin kaçınması halinde" cümlesinin iş bu davada mevcut olmadığından ve asli müdahiller lehine-aleyhine kesin hüküm oluşturmamak için asli müdahillerin talebi hakkında bir karar verilmediği, davalı Toprak Mahsulleri Ofisinin husumet ehliyeti olmadığı, ihbar edilen Posta İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Türk Telekom (PTT) davaya katılma talebinde bulunmadığından haklarında hüküm kurulmadığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile dava konusu 2104 ada 31 parsel numaralı taşınmazın Hazine adına olan kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın 1/2 hissesinin ölü ...oğlu..., 1/2 hissenin de ...oğlu ... adına tapuya kayıt ve tesciline, davacı... mirasçılarının davasının feragat sebebiyle reddine karar verilip ilgililerce temyiz edilmediğinden bu karar kesinleşmiş olmakla bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalı Toprak Mahsülleri Ofisi hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, asli müdahiller..., ... ve ...’ın davaları hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Ankara Batı Kadastro Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar Hazine vekili, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü vekili ile müdahil davacı... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 27.03.2018 tarihli ve 2016/5383 E., 2018/2164 K. sayılı kararı ile; dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili ve davalı Atatürk Orman Çiftliği vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, müdahil davacı... vekili ile davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yönünden; tüm dosya kapsamı göz önüne alındığında tespit tarihine kadar zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına gerçekleştiği kanıtlanamadığına göre davanın reddine, çekişmeli taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline, tespitten sonraki hakka dayanarak dosyaya müdahil olan...'nin davası yönüyle mahkemenin görevsizliğine karar verilmesi gerekirken, delillerin yanlış değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçeleriyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Ankara Batı Kadastro Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2018/48 E., 2019/27 K. kararı ile; davacıların dosyaya ibraz ettikleri vergi kayıtlarının dava konusu taşınmaza uygulandığı ve tanık beyanlarından taşınmaza ait olduğunun tespit edildiği, keşifte dinlenilen tanıklardan ... ve...'un ortak beyanlarına göre de 1956 yılında yapılan ikinci kadastro çalışmalarında davacılar murislerinin zilyetliğinin 20 yılı aşkın olarak nizasız ve fasılasız olarak sürdüğünün açık bir şekilde tespit edildiği, ...oğlu ... mirasçısı ...'ün tespit tutanağında geçen 05.12.1955 tarihli beyanından anlaşılacağı üzere babası ...oğlu ...'in ölümüne kadar taşınmazı sürmekte ise de ölümünden sonra ... tarafından sürülmesinin Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca zilyetliğin tespiti için gerekli olan "nizasız-fasılasız" şartını engellememesi gerektiği zira burada bir kamu otoritesinden kaynaklanan güç kullanımı olduğu belirtilerek bozma öncesi karardaki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalılar Hazine vekili, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü vekili ile müdahil davacı... vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; vergi kaydına dayanan davacılar (...oğlu ... mirasçıları ile ...oğlu... mirasçıları) ve öncesinde murislerinin çekişme konusu taşınmazın tespit tarihi olan 23.05.1956 tarihinden geriye doğru ekonomik amaca uygun olarak 20 yıla ulaşan zilyetliklerinin bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına gerçekleşip gerçekleşmediği, bundan ayrı asli müdahil davacı...’nin talebi yönünden mahkemece verilen kararın yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Davalılar Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dava açmakta olduğu gibi, gerek ilk derece gerekse üst derece denetim yapan yargı organlarına yönelik her talep bakımından da istemde bulunanın hukuki yararının mevcut olması gerekir. Bu kapsamda olmak üzere temyiz talebinde bulunan tarafın da kararı temyiz etmekte hukuki yararı bulunmalıdır. 13. Yerel mahkemece, davalılar Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü aleyhlerine kurulan ilk hüküm, davalılar Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü vekilleri tarafından temyiz edilmiş, ancak davalıların temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmiştir. Bu durumda, temyiz itirazları reddedilmiş bulunan davalılar Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğünün direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmadığından, temyiz istemleri reddedilmelidir. 14. Müdahil davacı... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun "Genel olarak görev" başlıklı 25. maddesinde; "Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. Kadastro mahkemesi, yalnız kadastro işlerine münhasır olmak üzere; A) Velisi veya vasisi bulunmayan küçüklere ve kısıtlılara kayyım tayin eder. Bunların menfaatlerini korumak amacıyla Türk Medeni Kanununun hakimin iznini şart kıldığı hallerde bu izni verir. B) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 465 ve bunu takip eden maddeleri gereğince adli yardım taleplerini inceleyerek kabul edebilir. C) Tutanağı düzenlenen taşınmaz mallara ait ihtiyati tedbir kararı verebilir. Bu kararı hemen o yerin kadastro ve tapu sicil müdürlüklerine bildirir. Tedbir kararı alan taraf karar gününden itibaren usulün öngördüğü süre içinde kadastro mahkemesinde dava açmadığı takdirde tedbir kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu Kanunun 26 ve 40 ıncı madde hükümleri saklı kalmak üzere, kadastro tutanağının düzenlenmesi gününden ve tutanak sonradan tamamlanmış ve düzeltilmiş ise, o günden sonra doğan haklara dair istekler, taksim şuyuun giderilmesi veya muhdesata bağlı olarak taşınmaz malı iktisap, muhdesatın yıkılıp kaldırılması ve benzeri nitelikte olan ve mahkemeden yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren dava ile ilgili isteklerin incelenmesi, kadastro mahkemesinin görevi dışındadır." düzenlemesine yer verilmiştir. 15. Müdahil davacı... yönünden somut uyuşmazlığın incelenmesinde; çekişme konusu 2104 ada 31 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 1956 yılında yapıldığı, müdahil davacının, çekişmeli taşınmaza vergi kaydı ile malik olan davalı...'a ait miras hisselerini Ankara 9. Noterliğince düzenlenen 16.08.1996 tarihli ve 33830 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ve 29.11.1995 tarihli satış sözleşmeleriyle, davalı...'e ait miras hisselerini yine aynı noterlikçe düzenlenen 22.06.1996 tarihli ve 16932 sayılı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ve 27.03.1998 tarihli ve 15645 yevmiye numaralı ibraname ile satın aldığını ileri sürerek müdahale talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durumda müdahil davacı, kadastrodan sonraki hukuki nedene dayanmaktadır. 16. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 25. maddesi hükmü uyarınca kadastro sonrası nedene dayalı olarak açılan davalarda Kadastro Mahkemesi görevli olmayıp genel mahkemeler görevlidir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gereken hususlardandır. Hâl böyle olunca; Özel Daire bozma kararında da belirtildiği üzere, Mahkemece adı geçen müdahil davacının talebi yönünden Kadastro Mahkemesinin görevsizliğine, talep halinde dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 17. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” başlıklı 14. maddesinde; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir. (Değişik ikinci fıkra: 3/7/2005 - 5403/26 md.) Sulu veya kuru arazi ayrımı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine göre yapılır. (Değişik : 3/7/2005 - 5403/26 md.) 4342 sayılı Mera Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereği 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılacak işlemlerde Kadastro Komisyonlarına konu uzmanı Ziraat Mühendisi dâhil edilir. Taşınmaz malın, yukarıdaki fıkranın kapsamı dışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için, birinci fıkra gereğince delillendirilen zilyetliğin ayrıca aşağıdaki belgelerden birine dayandırılması lazımdır. A) 31/12/1981 tarihine veya daha önceki tarihlere ait vergi kayıtları, B) Tasdikli irade suretleri ile fermanlar, C) Muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senetleri, D) Kayıtları bulunmayan tapu veya mülga hazinei hassa senetleri veya muvakkat tasarruf ilmuhaberleri, E) Tasdiksiz tapu yoklama kayıtları, F) Mülkname, muhasebatı atika kalemi kayıtları, G) Mubayaa, istihkam ve ihbar hüccetleri, H) Evkaf idarelerinden tapuya devredilmemiş tasarruf kayıtları." Aynı Kanun’un "Hazine adına tespit" başlıklı 18. maddesinde; "Yukarıdaki maddelerin hükümleri dışında kalan ve tescile tabi bulunan taşınmaz mallar ile tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerler Hazine adına tespit olunur. Orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez." düzenlemelerine yer verilmiştir. 18. Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (TKM)'nin 639. maddesinde "Fevkalade müruruzaman" başlığı ile olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz kazanılmasının şartları belirtilmiştir. Bu hükme göre, “Tapu sicilinde mukayyet olmıyan bir gayrimenkulü nizasız ve fasılasız yirmi sene müddetle ve malik sıfatiyle yedinde bulundurmuş olan kimse o gayrimenkulün kendi mülkü olmak üzere, tescili talebinde bulunabilir. Tapu sicilinde maliki kim olduğu anlaşılamayan veya yirmi sene evvel vefat etmiş yahut gaipliğine hüküm verilmiş bir kimsenin uhdesinde mukayyet olan bir gayrimenkulü aynı şerait altında yedinde bulunduran kimse dahi o gayrimenkulün, mülkü olmak üzere tescilini taleb edebilir. Tescil dâvası Hazine ve ilgili âmme hükmi şahsiyeti aleyhine açılır ve mahkemece gazete ile ve ayrıca mahallinde münasip vasıtalarla en az üç defa ilân olunur. Son ilândan itibaren 3 ay içinde bir itiraz dâvası açılmaz veya açılıp da reddedilir ve iddia sabit olursa tescile karar verilir; karara gayrimenkulün haritası veya ebatlı krokisi eklenir. Hususi kanun hükümleri mahfuzdur.” Maddenin ilk hâlinde, tescilin usulüne ilişkin bir düzenleme mevcut değil iken 09.03.1954 tarihinde kabul edilen 17.03.1954 tarihinde yayınlanıp yürürlüğe giren 6333 sayılı Kanun'la maddeye üç fıkra daha eklenmiş ve maddenin ikinci fıkrasının son cümlesindeki "tescilin ancak hâkimin emri ile olacağı" ibaresi kaldırılmıştır. 19. Mülga 743 sayılı TKM’nin 639. maddesi, yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 713. maddesine karşılık gelmektedir. 4721 sayılı TMK'nın "Olağanüstü zamanaşımı " başlıklı 713. maddesi; "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (…) hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır. Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur. Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur. Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler. Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir. Özel kanun hükümleri saklıdır" şeklinde düzenlenmiştir. 20. Açıklanan kanun hükümlerine göre, olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin temel koşulların mülga 743 sayılı TKM'nin 639. ( 4721 sayılı TMK m. 713) ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddelerinde hüküm altına alındığı görülmektedir. Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda taşınmazlara ilişkin olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyetin kazanılmasına ilişkin düzenlemeler birbirleriyle benzerlik göstermektedir. Buna göre; tapuda kayıtlı olmayan bir taşınmazı aralıksız ve nizasız 20 yıllık süreyle malik sıfatı ile elinde bulunduran ve zilyedi olan kişi, taşınmazın kendi mülkü olmak üzere adına tescilini talep edebilir. 21. Uygulama ve teorideki açıklamalardan esinlenerek mülga 743 sayılı TKM' nin 639. (4721 sayılı TMK m. 713.) ve 3402 sayılı Kanun'un 14. maddelerinde hüküm altına alınan koşulları taşınmaza ilişkin koşullar ve zilyetliğe ilişkin koşullar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların zamanaşımına dayanılarak kazanılabilmesi için taşınmazın özel mülkiyet kurmaya elverişli olması, zamanaşımı ile kazanılmasını yasaklayan bir kanun hükmünün bulunmaması ve taşınmazın kanunlar uyarınca Devlete kalan taşınmazlardan olmaması gerekir. Taşınmaz üzerinde sürdürülmesi gerekli olan zilyetliğin ise, malik sıfatı ile, aralıksız ve nizasız, 20 yıllık süreyle olması gereklidir. 22. Zilyetlik, mülga 743 sayılı TKM'nin 887. maddesinde (4721 sayılı TMK m. 973) , "Birşey üzerinde fiilen tasarruf sahibi olan kimse o şeyin zilyedidir" şeklinde tanımlanmıştır. Bir şeyin zilyedi onun gerçek maliki olabileceği gibi, henüz mülkiyetini kazanmamış kimse de olabilir. Zilyet olan kimsenin tasarrufunun haklı olup olmadığına bakılmaz. Bir şeye malik olmayan kimsenin zilyetliği zaman ile o şeyin mülkiyetinin kazanılmasını sağlayabilir. Mülkiyetin kazanılma sebeplerinden biri olan zilyetliğin konusu ancak maddi şeylerdir. Zilyetliğin tanımında da görüleceği gibi, zilyetlik olması için bir şeyin bulunması ve ayrıca o şey üzerinde fiili hakimiyetin kurulması gerekir. Mülga 743 sayılı TKM'nin 639/1(4721 sayılı TMK m. 713/1) ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddeleri uyarınca; zilyetliğe ve kazandırıcı zamanaşımına dayanılarak davacı sıfatı ile dava açan kişinin o şey üzerinde gerçek bir hak ve tasarruf yetkisinin bulunması gerekir (İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.12.1998 tarihli ve 1996/4 E., 1998/3 K. sayılı kararı). 23. Malik sıfatıyla zilyetliğin tanımı ise mülga 743 sayılı TKM'nin 639/1 (4721 sayılı TMK 713/1) ve 3402 sayılı Kanun'un 14. maddelerinde yapılmamıştır. Malik sıfatı ile zilyetlik hakkında öğretide çeşitli görüşler ileri sürülmekle birlikte, zilyedin o malın/taşınmazı sahiplenme, kullanma, idare ve işletmesi amacıyla hakimiyetinde bulundurması hâlinde malik sıfatıyla zilyetlikten söz edilebileceği, o mal üzerinde kendi zilyetliğinden başka kişinin üstün korunmaya değer zilyetliğini tanımayan kişinin zilyetliğinin malik sıfatıyla zilyetlik olduğu kabul edilmektedir (Sapanoğlu, S: Zilyetlikten Kaynaklanan Tescil Davaları, Ankara 2013, s. 297-298; Özmen, İ. /Çorbalı, H.: 3402 Sayılı Kadastro Kanunu Şerhi, Ankara 1995, s. 424). Malik sıfatıyla zilyetliğin ekonomik amaca uygun olarak geçmesi gerekir. 24. Mülga 743 sayılı TKM'nin 639/1 (4721 sayılı TMK 713/1) maddesi uyarınca tapusuz bir taşınmaz malın olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla kazanılabilmesi için, kanunda yazılı diğer kazanma koşulları yanında zilyetliğin aralıksız ve çekişmesiz (davasız) geçmesi gerekir. Mülga 743 sayılı TMK'nın 639. maddesinden farklı olarak 4721 sayılı TMK'nın 713. maddesinde “dava” sözcüğünü kullanmıştır. Öğretide oy birliğiyle kabul edildiği üzere, çekişmeden amaç davadır. Çekişmeyi oluşturan dava mülkiyet hakkına dayalı olabileceği gibi zilyetliğin korunması davası şeklinde de olabilmektedir. 25. Gerek mülga 743 sayılı TKM'nin 639/1 (4721 sayılı TMK 713/1), gerekse 3402 sayılı Kanun'un 14. maddelerinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin süresi 20 yıl olarak kabul edilmiştir. Kazanmayı sağlayan 20 yıllık zilyetlik taşınmaz üzerinde fiili hakimiyetin ve malik sıfatıyla zilyetliğin kurulduğu andan itibaren başlar. Bu sürenin kadastro tespitlerinde tespit, genel hükümlere göre açılan tescil davalarında davanın açılma tarihine kadar dolmuş olması gereklidir. Bu tarihlerden sonraki zilyetlik hukuki değer taşımaz. 26. Olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz mal mülkiyetini kazanma koşullarına ilişkin yapılan açıklamaların yanında, bu nedene dayalı olarak açılacak davalarda kazanmayı sağlayan zilyetliğin kanıtlanması hususuna da kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır. Bu davalarda kazanmayı sağlayan zilyetliğin davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Maddi olaylardan olan zilyetlik her türlü delil ile kanıtlanabilir. Her somut olayın özelliğine göre yerel bilirkişi, tanık beyanları, teknik bilirkişi raporları gibi deliller zilyetliğin kanıtlanmasında kullanılabilir. Nitekim 3402 sayılı Kanun’un 14/1. maddesinde, çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla geçen 20 yıllık zilyetliğin belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla kanıtlanabilineceği hüküm altına alınmıştır. Maddede bilirkişi ve tanık beyanları yanında belgelere de yer verilmiştir. 27. 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesinde yazılı belgeler, mülkiyet belgesi olmayıp, ispat hukuku bakımından delil niteliği bulunan tasarruf belgeleridir. Kazanmayı sağlayan zilyetlik bakımından tek başına bir değer taşımazlar. Kazanma bakımından dayanılan vergi kaydının nazara alınması için vergi kaydı mükellefi ile zilyet arasında bağlantının kurulması gerekir. Zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydına değer verilemez (Sapanoğlu, s. 373-374). 28. Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olayın incelenmesine gelince, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1946 yılında 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu gereğince yapılan çalışmalarda; çekişme konusu taşınmazın 2104 ada 16 parsel olarak yüzölçümü belirtilmeden, ...'nın tapusuz mülkü iken, 75 sene evvel ölümüyle evlatları... ve büyük... ile küçük...'ye kaldığı, aralarında rızaen yaptıkları taksimde bu parselin büyük...'ye düştüğü, 27 sene evvel 3 madeni liraya ...oğlu ... tarafından haricen satın alındığı, 15 sene evvelde ölümü ile evlatları Abdi, ... ve...'ye kaldığı, bunların da senetsiz olarak bu suretle tasarruflarında bulunduğu, bilirkişilerin beyan ve iradelerine göre tahdit ve tespiti yapılmış ise de hâli hazırda bu arazinin ... tarafından sürülmekte olduğunun görüldüğü ifade edilerek ..., ... ... ve... ... adlarına vergi kaydında belirtilen miktar üzerinden parsel hudutlarının kesinleştirilmesi üzere tahdit ve tespit komisyonuna sunulduğu, 1946 yılında yapılan çalışmalarda 2104 ada 1 ile 18 parsel sayılı taşınmazlarının sınırlarının kesinleştirilememesi üzerine bu kez 1956 yılında yapılan çalışma kapsamında yeniden 2104 ada 2 ile 31 parsel olarak sınırlandırıldıkları, çekişme konusu taşınmazın da 2104 ada 31 parsel numarasını aldığı, ...’ün postaya verdiği 05.02.1955 tarihli beyannamede, bu yerin senetsiz olarak eskiden ... ...'nın teyzesi kızı...'nin malı iken tahminen 30-40 sene evvel Macun köyünden babası ... oğullarından ...oğlu ...’in 3 madeni liraya satın aldığını ve ...'in 1930 da ölümü ile evlatları ..., ..., ...'ye terk ettiği, bu suretle bu yerin vergisini verdiklerini, bu yeri babası ...'in sağlığında sürmekte ise de, sonradan ... tarafından sürüldüğünden kimseye sürdürülmediğini ve bu nedenle bu yeri tasarruf etmediklerini, vergisini verdiklerini ifade ederek namlarına tespitini talep ettiği, taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının mülkiyet tablosu bölümündeki posta mütaalasında; eski 2104 adanın 16 parseli olan bu yerin eski tespitte tasarruf krokisinde kazık ve taş işaretleri ile hudutları tespit edilmiş ise de, hudutlarda röper olmadığı ve tasarruf krokisindeki kazık ve taşın mevcut olmadığı, Abdi'nin babası ... ağanın bu yeri...'den satın aldığını ehlivukufların kati olarak bilmedikleri ve iddia edenlerin ellerinde bir vesika da mevcut olmadığı, eski posta mütalaasında bahsedilen ilişik 187 cilt 31 yaprak numaralı vergi ihbarnamesinin bu yere ait olmadığı, bu yerin eskiden beri tasarruf edilmediği, zeminde hudut mevcut olmadığı ve vergi kaydının sahibini ve hudutlarını ehli vukufların bilmedikleri, bu yerin sahipsiz ve hâli yerlerden olduğu açıklamalarına yer verilerek komisyona sunulduğu, komisyonca bu yerin boz ve hâli mahallerden olduğu belirtilerek Hazine adına tesciline karar verildiği görülmüştür. Tespite yapılan itiraz neticesinde de, 13.01.1958 tarihli komisyon kararında, bilirkişilerin 317 vergi kaydındaki hudutlara ilişkin ademi malumat beyan verdikleri ve taşınmazın 40 seneden bu yana itiraz edenlerin muris ve varisleri tarafından tasarruf edilmediğini ifade ettikleri, ayrıca... ve... tarafından ibraz edilen tapu kaydının da bu mahale ait olmadığının tanzim edilen rapor tetkikinden anlaşıldığı açıklanarak itirazın reddine karar verilmiştir. 29. Davacılar... mirasçıları ve... vekili tarafından tapu kaydına dayalı olarak komisyon kararına karşı dava açılmış, ...ve arkadaşlarının bu davaya müdahale taleplerinin reddine karar verilmesi üzerine, davacılar... ve arkadaşları vekili tarafından 1317 tarihli ve 155/4789 numaralı vergi kaydına, davacılar ... ve arkadaşları vekili tarafından ise 1937 tarihli ve 433 numaralı vergi kaydına dayalı olarak kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır. Davacılar ... ve... mirasçıları tarafından açılan davada, yargılama aşamasında çekişme konusu 2104 ada 31 parsel ve diğer bir kısım taşınmazlara ilişkin taleplerden feragat edilmiştir. 30. Dosya kapsamından, davacılar... ve arkadaşlarının dayandığı 1317 tarihli ve 155/4789 numaralı vergi kaydının Ormankaşı mevkii, hudutlarının tarafeyni karasal oğlu, tepe ve uzun dere ve miktarının 50 dönüm olduğu, davacılar ... ve arkadaşlarının dayandığı 1937 tarihli ve 433 numaralı vergi kaydının da Ormankaşı mevkii, 5 hektar miktarında, hudutlarının d: şafak, k.:...ve Naci, b.: Necmettin, g.: ... şeklinde olduğu, 1956 yılında yapılan kadastro çalışmalarında bilirkişilerden 1317 yılına ait 4789 numaralı vergi kaydının sınırlarının sorulduğu, bilirkişilerin Küçük ...'yı ve hudutlarını bilmediklerini ve bu yerin eskiden beri tasarruf edilmediğini beyan ettikleri, yine mahkemece 09.11.1998 tarihinde yapılan keşifte anılan vergi kayıtlarının hudutlarının mahalli bilirkişilerden sorulduğu, herhangi bir sınır gösterilmeksizin vergi kaydının çekişme konusu taşınmazı kapsadığını beyan ettikleri anlaşılmıştır. Mahkemece, Özel Daire (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi) bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılamada, 18.06.2004, 06.07.2006 ve 16.09.2010 tarihlerinde keşif yapıldığı, davacılar tarafından dayanılan vergi kayıtları ve komşu parsel tutanakları mahalli bilirkişi ve tanıklardan sorularak uygulanmaya çalışıldığı, mahalli bilirkişilerce vergi kayıtlarında belirtilen bir kısım sınırların tahmini olarak gösterildiği, bu suretle anılan kayıtlardaki sınırlarının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilemediği gibi davacıların zilyet ve tasarrufunda bulunduğu iddia edilen arazinin sınırlarının da belirlenemediği görülmüştür. 31. Öte yandan 04.12.1997 tarihinde yapılan keşifte dinlenilen tanık ...'un beyanında, 1949 tarihinde davacının babası ...... ile birlikte pulluk vasıtasıyla çekişme konusu taşınmazın sınırlarını tespit ettiklerini, anılan taşınmazı bir iki sene ortak ektiklerini, sonrasında ise eken olmadığını, aynı tarihte dinlenen... ve...'in beyanlarında, dava konusu yerde ...'lerin tarım yaptığını görmediklerini, 31.05.2000 tarihinde yapılan keşifte dinlenen tanık ...’in beyanında, taşınmazın 1945 yılından 1950 yılına kadar ekildiğini bildiğini, 1945 yılından önce taşınmazda bir şey olmadığını, 18.06.2004 tarihinde yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerden ...’ın beyanında, taşınmazın 1946 yılından 1951 yılına kadar ekildiğini, 1946 yılı öncesini bilmediğini, 1951 yılından sonra ekip biçme olmadığını, aynı keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ...’in beyanında, bölgeye 1948-50 yıllarında geldiğini, öncesini ve evveliyatını bilmediğini ifade ettikleri, 16.07.2006 tarihinde yapılan keşifte dinlenen tanıklar ... ve ... ...’in beyanlarının ise görgüye dayalı olmadığı, duyuma dayalı olduğu hususunun Mahkemece tutanak altına alındığı anlaşılmıştır. 32. Her ne kadar, Mahkemece hükme esas alınan 1925 doğumlu tanık ... ile 1332 (1916) doğumlu...’un beyanlarında, köye geldiklerinde 18-19 yaşlarında olduklarını, o tarihlerde dava konusu yerin ...... ve ... tarafından ekildiğini gördüklerini ifade etmiş iseler de, çekişme konusu taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının beyanname sütununda yer alan davacı ...’ün 05.02.1955 tarihli beyanında, dava konusu yeri babası ...'in sağlığında sürmekte iken sonradan ... tarafından sürüldüğünden kimseye sürdürülmediğini ve bu nedenle bu yeri tasarruf etmediklerini, vergisini verdiklerini ifade etmesi karşısında, davacının kendi kabulü dışında olan bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği açıktır (HGK 20.06.1973 tarih, 513 K.). 33. Yukarıda da ifade edildiği üzere; (§. 20-26) davacının çekişme konusu taşınmazın tespit tarihi olan 1956 tarihinden önce kazanmayı sağlayan çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla 20 yıllık zilyetliği kanıtlaması gerekir. Açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece yapılan keşiflerde dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının davacıların çekişme konusu taşınmazda 1956 tarihinden önce çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla 20 yıllık zilyetlikleri bulunduğunu doğrulayamadıkları, yine davacıların dayandıkları ve zilyetlikle birleşmeyen vergi kayıtlarına hukuken değer verilemeyeceği nazara alındığında, davacıların davalarını ispatladıklarını kabule olanak bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra, Mahkemece, murisin ölümünden sonra davacılar tarafından çekişme konusu taşınmazın kamu otoritesinden kaynaklanan güç kullanımı nedeniyle sürülemediği ve bu durumun nizasız ve fasılasız şartını engellemeyeceği belirtilmiş ise de, dosya kapsamından, davacıların çekişme konusu taşınmazdaki tasarruflarını korumak amacıyla, taşınmazı kullanmalarını engelleyen kurum veya kişiler aleyhine adli veya idari merciilere başvurduklarına dair bilgi ve belgeye rastlanılmadığı, bu şekilde davacıların dava konusu taşınmaza yönelik tasarruf haklarının kamu gücü kullanılmak suretiyle engellendiğinin soyut beyandan ibaret olduğu anlaşılmıştır. 34. O hâlde dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Davalılar Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü vekillerinin temyiz istemlerinin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III/12-13), istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 2- Müdahil davacı... vekilinin (III/14-16) ve davalı Hazine vekilinin (III/17 ve devamı) temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2023/2957 E., 2025/953 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadastro Mahkemesi
tam metni aç
davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği kabul edilerek hüküm verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırmanın karar vermek için yeterli olmadığı, davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, dava konusu taşınmazın, 1965 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tapulama harici bırakılan yerl
8. Hukuk Dairesi         2023/2957 E.  ,  2025/953 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/474 E., 2023/40 K. KARAR : Davanın kabulü Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan inceleme sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararın, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, Milas ilçesi ... köyünde kain 1965 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın, müvekkili olan davacı adına tescilini talep etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen, Belediye Başkanlığına karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, Hazine ve Köy Tüzel Kişiliğine karşı açılan davanın kabulü ile fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 2.962,45 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın davacı ... adına tesciline ilişkin hüküm, davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2014/4942 Esas, 2014/5217 Karar sayılı ilamıyla ".. davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği kabul edilerek hüküm verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırmanın karar vermek için yeterli olmadığı, davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, dava konusu taşınmazın, 1965 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tapulama harici bırakılan yerlerden olduğu, davacının, imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği hukuki nedenlerine dayanarak tescil isteğinde bulunduğu, böyle bir taşınmazın iktisap edilebilmesi için, 3402 sayılı Yasa'nın 14 ve 17. maddeleri uyarınca, emek ve masraf sarfı suretiyle imar-ihya işlemlerinin tamamlanarak tarıma elverişli ... getirilmesinin ve bu işlemlerin tamamlanmasından sonra kazanmayı sağlayacak zilyetlik süresinin geçmesinin zorunlu olduğu açıklanarak, her ne kadar Milas Belediye Başkanlığı hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş ve davacı ve adı geçen Tüzel kişilik tarafından hüküm temyiz edilmemiş ise de, hüküm tarihinden sonra 30.03.2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca büyükşehir belediyesi sınırları içinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılıp büyükşehir belediyesinin sınırlarının bir ilin mülki sınırları haline gelmiş olduğundan, Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı'nın ve aynı Yasa'nın geçici 1. maddesinin 13. fıkrası uyarınca ilgili İlçe Belediyesine karşı davanın yöneltilmesinin zorunlu olduğu göz önünde bulundurularak ... da davaya dahil edilmek suretiyle taraf teşkili sağlanması, dava tarihinden 20-30 yıl öncesine ait üç ayrı zamanda çekilmiş (1982, 1992 ve 2002 yılları) hava fotoğraflarının dosya arasına konulması ve bu fotoğrafların jeodezi ve fotogrametri uzmanı fen bilirkişilerince stereoskopla incelenmesi, uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için dava konusu yere ait uydu ve hava fotoğrafları getirtilerek açıklandığı şekilde inceleme ve değerlendirme yapılması, bilirkişi ve tanık sözlerinin hava fotoğrafları ve komşu taşınmaz kayıtlarıyla denetlenmesi, tescili istenen taşınmazın niçin tescil harici bırakıldığının sorulması, bundan sonra, 3 kişilik ziraat mühendisleri kurulu ile 3 kişilik jeodezi veya fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşacak bilirkişi heyetleri aracılığıyla yapılacak keşifte, hava fotoğrafları üzerine stereoskop aletiyle inceleme yaptırılması, temin edilebilen en eski tarihli uydu fotoğraflarının değerlendirilmesi, çekişmeli taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılması, tanık ve yerel bilirkişi ifadelerinin de bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmesi, taşınmazın kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması, ziraatçi bilirkişi kurulu vasıtasıyla taşınmazın öncesi ve zirai faaliyete konu olup olmadığı hangi tarihte imar-ihyaya başlandığı, tamamlandığı ve zilyetliğin hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü hususlarının özellikle irdelenmesi, bundan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gereğine ve kabule göre de, TMK'nın 713/3. hükmü uyarınca Hazine ve ilgili Kamu Tüzel Kişiliği yasal hasım durumunda olup yargılama giderleriyle sorumlu tutulamayacağı halde, yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsizliğine " değinilerek bozulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda; "... davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkin olduğu, tüm dosya kapsamına göre, somut olayda niza konusu taşınmazın davacı tarafından bedeli mukabilinde satın alındığının ve 1975 yılından bu yana da nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla davacının tasarrufunda bulunduğunun tespiti karşısında, 6360 Sayılı Yasanın 1/3 maddesi gereği köy tüzel kişiliği mahalle olarak ilçe belediyesine bağlanmış oluduğu ve aynı yasanın geçici 1. Maddesinin 13. Fıkrası gereğince ilçe belediyesinin davada taraf ve temsil sıfatının tespiti ile aynı yasa gereği ...'nın taraf sıfatının bulunmadığı, diğer davalılar yönünden ise, harita mühendisleri ... Yahşi, Tülay ... ve ... Çınar tarafından ibraz edilen 28/04/2016 tarihli hüküm kurmaya elverişli teknik bilirkişi raporunda, niza konusu ... mahallesinde bulunan 2658,30 m² büyüklüğündeki 0 ada 3633 nolu taşınmaz üzerinde 30 - 40 yaşlarında ağaların ve 1975 yılındaki hava fotoğrafında binanın bulunduğunun, imar - ihyanın 1975 yılında başladığının belirtilmesi ve mahali bilirkişi ve tanık beyanları ile davacının taşınmaz üzerindeki çalılık ve fundalığı temizleyip toprak dökerek taşınmazın vasfını iyileştirdiğinin ve sonra aile ihtiyacı için yaptığı bu yetiştiricilikleri bina yaptıktan sonrada kesintisiz olarak devam ettiğini ifade edilmesi karşısında imar - ihyanın dava tarihinden asgari 25 yıl önce tamamlandığının anlaşıldığı, ..." gerekçesiyle, davanın kabulüne ve Muğla ili Milas ilçesi ... köyü Köyiçi mevkinde kain ve 28.04.2016 tarihli bilirkişi raporu ekindeki Bilirkişi tarafından tanzim edilen 12.04.2016 tarihli "Durum Tespit Krokisinde" (A) harfi ile gösterilen 2658,30 metrekarelik kısmın yeni bir parsel numarası ile davacı adına kayıt ve tesciline, 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (6360 sayılı Kanun) 1/3 üncü maddesi gereği köy tüzel kişiliği mahalle olarak ilçe belediyesine bağlanmış olduğu ve aynı Kanun'un Geçici 1 inci maddesinin 13 üncü fıkrası gereğince ilçe belediyesinin davada taraf ve temsil sıfatının tespiti ile aynı Kanun gereği Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığının taraf sıfatı yokluğundan bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmiş; iş bu kararın esas yönünden davalı Hazine vekili ve Milas Belediye Başkanlığı vekili, vekalet ücreti yönünden ise davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2017/3873 Esas ve 2020/5944 Karar sayılı ilamıyla "... davanın, TMK'nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddelerine dayalı olarak açılan tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkin olduğu, 4721 sayılı TMK'nın 713/3. maddesi gereğince, tescil davalarında Hazine’nin yanında ilgili kamu tüzel kişiliklerine de husumet yöneltilmesinin zorunlu olduğu, somut olayda davanın, Hazine ve Milas Belediye Başkanlığı hasım gösterilerek açıldığı ve yargılama sırasında 6360 sayılı Yasa hükümleri uyarınca önceki bozma ilamına da uyularak Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığının da davada taraf haline getirildiği, davanın niteliği göz önüne alındığında ...’nın ilgili kamu tüzel kişisi olarak davada yasal hasım konumunda olduğu, ne var ki, İlk Derece Mahkemesince bu husus göz ardı edilerek sözü edilen hükmi şahıs yönünden husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, TMK'nın 713/4 ve 5. fıkraları gereğince, tescil davalarında, keşif sonucu elde edilen bilirkişinin rapor ve krokisine göre gerekli yerel ve gazete ilanlarının yöntemine uygun bir biçimde yapılması, ilanın yapıldığı gazete ile ilan tutanaklarının dosya arasına konulması ve yasal 3 aylık sürenin dolmasının beklenilmesi gerekirken yasal ilanlar yapılmadan hüküm kurulmasının da isabetsiz olduğu ..." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında çekişmeli taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş olması nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesince dava dosyası Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; "... dava konusu 252 ada 4 parselin 1965 yılında seri bazda yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna göre orman sayılmayan yerde kaldığı, ilk tesis kadastrosunun geçtiği 1965 yılında boşluk olarak tespit harici bırakıldığı, 11/01/2023 tarihli bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 2683,00 m2 bölüm yönünden davacının talebi olduğu, kalan B harfi ile gösterilen 260,36 m2 ile C harfi ile gösterilen 68.70 m2'lik bölümler yönünden ise talep bulunmadığı, köy yerleşim alanı içerisinde bulunan taşınmazın kuzey, güney ve batı sınırında yol ile doğusunda kısmen yol ve kısmen tapulu 252 ada 1 ve 3 parsellerin bulunduğu, taşınmazın A harfi ile gösterilen bölümünde 1975 yılından sonra başlayarak taş ve yabancı bitki örtüsü temizlenerek tarımsal faaliyete uygun ... getirildiği, toprağın işlenerek tarımsal faaliyet yapıldığı, dava tarihi olan 2012 yılından geriye doğru en az 1992 yılı itibariyle imar ihyasının tamamlandığı, yine bu bölümün bir kısmında hububat yetiştirildiği, bir kısmında ise çeşitli ağaçların bulunduğu, bu haliyle davacılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanun'u 14 ve 17 maddesinde aranan şartların sağlandığı..." gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu Muğla ili Milas ilçesi ... Mahallesi Köy Civarı mevki 252 ada 4 parsel sayılı taşınmazın harita mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen 11.01.2023 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide dava konusu 252 ada 4 parsel içerisinde sınırlandırılıp (A) ile gösterilen 2683,00 metrekarelik kısmın bu parselden ifraz edilerek içerisinde bulunduğu adanın son parsel numarası verilmek suretiyle tarla vasfı ile tamamı 8 pay kabul edilerek; 2 payın ..., 3 payın ..., 3 payın ... adlarına tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline, harita mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen 11.01.2023 tarihli fen bilirkişi raporunun ekli krokide dava konusu 252 ada 4 parsel içerisinde sınırlandırılıp (B) ile gösterilen 260,36 metrekarelik kısmın bu parselden ifraz edilerek içerisinde bulunduğu adanın son parsel numarası verilmek suretiyle tarla vasfı ile Hazine adına tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline, harita mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen 11.01.2023 tarihli fen bilirkişi raporunun ekli krokide dava konusu 252 ada 4 parsel içerisinde sınırlandırılıp (C) ile gösterilen 68.70 metrekarelik kısmın aynı ada parsel numarasıyla tarla vasfı ile Hazine adına tespiti ile tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ : Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 11.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2023/434 E., 2024/570 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadastro Mahkemesi
tam metni aç
Açıklanan kanun hükümlerine göre, olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin temel koşulların 4721 sayılı Kanun’un 713 ve 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddelerinde hüküm altına alındığı görülmektedir.
Hukuk Genel Kurulu         2023/434 E.  ,  2024/570 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/155 E., 2022/25 K. KARAR : Davanın kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09.11.2021 tarih ve 2021/14307 Esas, 2021/11067 Karar sayılı BOZMA kararı 1.Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa Kadastro Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar ... ve Maliye Hazinesi vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda hükmün onanmasına karar verilmiş, Özel Dairenin onama kararına karşı davalılar ... ve Maliye Hazinesi vekilleri tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince hüküm bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar ... vekili, Maliye Hazinesi vekili, dahili davalı ... vekili ile asli müdahil ... tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı asıl dava dilekçesinde; Bursa ili, Gemlik ilçesi, Cihatlı köyü Düzbağlar mevkiinde bulunan kuzeyi ... adına kayıtlı 369 No.lu kadastro parseli, güneyi kadastro harici çalılık, doğusu kısmen Salim Tufan zeytinliği ve kısmen 1491 No.lu kadastro parseli, batısı kadastro harici çalılık ile çevrili yaklaşık 4780 m2 yüzölçümlü zeytinlik vasfındaki taşınmazı otuz yılı aşkın süredir ıslah ederek zeytin ağaçları diktiğini ve bu süre boyunca davasız ve aralıksız olarak zeytinliğin bakımının tarafından yapıldığını ileri sürerek sınırları belirtilen taşınmazın adına kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Asli Müdahil İstemi 5. Asli Müdahil ... müdahale dilekçesinde; tescili talep edilen taşınmazın müşterek muris babaları ...'den intikal ettiğini, dava konusu taşınmazda kendisinin de hakkı bulunduğunu ileri sürerek davaya müdahil olarak katılmasına ve dava konusu taşınmazın ... ve ... adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı 6. Davalı Maliye Hazinesi vekili; yargılama aşamasındaki beyanlarında davanın reddi ile taşınmazın Maliye Hazinesi adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. 7. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılıp kesinleştiğini, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 8. Dahili davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davanın Maliye Hazinesine karşı görülmesi gerektiğini, taşınmazın Hazineye ait olan yerlerden olduğunu, nazım imar planında özel mahsul alanı olarak gösterilen kısımda kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 9. Dahili davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın Maliye Hazinesine karşı görülerek taşınmazın kamu malı niteliğinin araştırılması gerektiğini, kamu mallarının özel mülkiyete konu olamayacağını, taşınmazın orman sınırları içinde kalması hâlinde de özel mülkiyete konu olamayacağından orman sınırları içinde kalıp kalmadığının araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 10. Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.05.2012 tarihli ve 2010/193 Esas, 2012/403 Karar sayılı kararı ile; uygulanan dayanak kayıtların dava konusu taşınmazı orman olarak okumaları karşısında tanık beyanlarına itibar edilmediği, bir yer kesinleşen orman sınırları dışında kalsa bile resmi belgelerde orman olarak gösteriliyorsa yine orman olarak kabulü gerektiği, davacının çekişmeli taşınmazın zilyetlik yoluyla kazanılabilecek taşınmazlardan olduğunu kanıtlayamadığı, öncesi orman olan yerlerin zilyetlik süresi ne olursa olsun özel mülkiyete konu olmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davacı ve asli müdahilin davalarının ayrı ayrı esastan reddine, Bursa ili, Gemlik ilçesi, Cihatlı köyü, Düzbağlar mevkiinde kain fen bilirkişisi Kerim Karabulut'a ait 24.04.2012 tarihli rapora ekli krokide "A" harfi ile sembolize edilen 4915,60 m2’lik taşınmazın orman vasfı ile davalı Maliye Hazinesi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur. 12. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 07.03.2013 tarihli ve 2012/13260 Esas, 2013/2321 Karar sayılı kararı ile; "…Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1965 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında dava konusu taşınmaz tapulama harici bırakılmıştır. Bölgede 1948 yılında kesinleşen orman kadastrosu, 1978 yılında yapılarak kesinleşen 2. madde uygulamaları ve 1988 yılında kesinleşen 2/B madde çalışmaları bulunmaktadır. Mahkemece, komşu parsellere uygulanan dayanak kayıtların çekişmeli yeri orman olarak okuduğu ve öncesi orman olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmişse de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir: Şöyle ki; çekişmeli taşınmaza komşu olan Cihatlı Köyü 367, 368, 369, 370 ve 343 sayılı taşınmazlara uygulanan tapu kayıtları tüm geldi ve gitti kayıtları ile revizyon kayıtları getirtilerek keşif sırasında mahallinde usûlüne uygun şekilde uygulanmamıştır. Eksik araştırma ve incelemeye dayalı hüküm kurulamaz. Bu nedenle; mahkemece, komşu Cihatlı Köyü 367, 368, 369, 370 ve 343 sayılı taşınmazlara uygulanan tapu kayıtları tüm geldi ve gitti kayıtları ile birlikte getirtilerek, kadastro sırasında revizyon görüp görmediği araştırılmalı, revizyon görmüş ise, revizyon gördüğü kadastro parsellerine ait kadastro tesbit tutanakları getirtildikten sonra önceki bilirkişiler dışında seçilecek bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte tapu kayıtları mahalli bilirkişi eliyle mahallinde uygulanmalı, sınır denetimi yapılmalı tapu kayıtlarının kapsadığı taşınmazları gösterir fenni bilirkişi tarafından düzenlenecek denetlemeye elverişli krokili rapor alınmalı, hükme esas alınan raporlarda çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırları dışında kaldığı, % 5-8 eğimli, üzerinde düzenli dikilmiş 45-50 yaşlarında zeytin ağaçları bulunduğu, eski tarihli memleket haritasında zeytin ve çalılık alanda görüldüğü, 6831 sayılı Kanunun 1/j maddesi gereğince toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makiliklerin orman sayılan yerlerden olduğu, bilimsel olarak eğimin % 12’yi geçmesi halinde, taşınmazın toprak muhafaza karakteri taşıyacağı ve orman sayılan yer olduğunun kabul edilmesi gerektiği, taşınmazın düşük eğimli, zeytinlik niteliğinde bulunduğu ve bu haliyle zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğu gözetilmeli ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilip oluşacak sonuca göre karar verilmelidir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı 13. Gemlik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.02.2014 tarihli ve 2013/220 Esas, 2014/117 Karar sayılı kararı ile; yargılama sırasında dava konusu taşınmaza ait kadastro tutanağının düzenlendiği ve taşınmazın Cihatlı Köyü 1935 ve 1937 parsel olduğu anlaşılmakla, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 27 nci maddesi de dikkate alınarak görevli mahkemenin kadastro mahkemesi olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dosyanın kadastro mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı 14. Bursa Kadastro Mahkemesinin 28.12.2017 tarihli ve 2015/23 Esas, 2017/108 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar ... yargılama sırasında müdahale talebinde bulunmuş ise de, asliye hukuk mahkemesince davanın reddine dair verilen önceki kararın yalnızca davacı tarafından temyiz edilmesiyle, asli müdahil yönünden önceki kararın kesinleştiği, bu nedenle yargılamaya davacı yönünden devam edildiği, dava konusu taşınmaza ait kadastro tutanak asıllarının incelenmesinde; taşınmazları 1973 yılından beri davacının tarla olarak kullandığı, bu taşınmazlar üzerine 1974 yılında dikilen zeytin ağaçlarının davacıya ait olduğu, taşınmazların tarla vasfıyla Maliye Hazinesi adına tespitinin yapıldığı, mahkemece yapılan gözlemde; dava konusu taşınmazın kuzeyi zeytin bahçesi, güneyi İstanbul-Bursa otobanı, batısı çalı örtüsü ile kaplı ve doğusu zeytin bahçesi ile çevrili olup, arazinin düz bir yapıya sahip olduğu, yer yer sabit kayalıklar bulunduğu, keşifte dinlenilen mahalli bilirkişilerin taşınmazın elli, altmış yıl önce ihya edilerek davacının murisi tarafından zeytinlik hâline getirildiği ve kullanılmaya başlandığı, sonrasında da zilyetliğin mirasçılar arasındaki paylaşım üzerine dava konusu taşınmazın davacıya kaldığını beyan ettikleri, miras paylaşımına ilişkin ayrıntılı açıklamada bulundukları, orman bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda taşınmazın durumu, getirtilen hava fotoğrafları, memleket haritası ve orman amenajman haritaları ile meşcere haritası ve orman kadastrosu birlikte değerlendirilerek eski tarihli hava fotoğraflarında 1935 parsel sayılı taşınmazın tarım alanı, 1937 parsel sayılı taşınmazın ise çalılık olarak görüldüğü, 1997 tarihli hava fotoğrafında da tarım alanı olarak görüldükleri, memleket haritasında da aynı niteliklerin belirlendiği açıklanarak taşınmazların orman kadastrosu çalışmalarında orman komisyonu tarafından orman sınırları dışında bırakıldığı ve kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında kaldığı, bu hâliyle orman niteliği taşımadığının mütalaa belirlendiği, mahkemece yeterli görülen rapor uyarınca taşınmazların orman niteliği bulunmadığı ve tarım alanı niteliği ile zilyetliğe elverişli ve olağanüstü zamanaşımı ile kazanımının mümkün olduğu, her ne kadar yargılama sırasında 1935 parsel sayılı taşınmaz üzerinden karayolu geçirildiği ancak tescil harici alan olduğundan kamulaştırma işleminin yapılmadığı yalnızca kamu yararı kararı alındığı anlaşılmış ise de değerlendirmenin taşınmazların davanın açıldığı sıradaki hukuki durumuna göre yapılacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu Bursa ili, Gemlik ilçesi, Cihatlı mahallesi, 1935 ve 1937 parsel sayılı taşınmazların davacı adına tespit ve tesciline karar verilmiştir. Özel Daire Onama Kararı 15. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve Maliye Hazinesi vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuş; Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 22.04.2021 tarihli ve 2020/4229 Esas, 2021/3894 Karar sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı 16. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve Maliye Hazinesi vekilleri tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. 17. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09.11.2021 tarihli ve 2021/14307 Esas, 2021/11067 Karar sayılı kararı ile; “…Mahkemece, davacı lehine iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermek için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki; çekişmeli taşınmazların imar planı kapsamında kalıp kalmadıkları araştırılmamış ve taşınmazların dava tarihinden önce kesinleşmiş imar planı kapsamında kalmaları halinde zilyetlik yoluyla kazanma koşullarının bu tarihe göre değerlendirilmesi gerektiği düşünülmemiş, dava konusu taşınmazlardan 1935 parselin tamamının, 1937 parselin ise bir kısmının otoban yolu üzerinde kaldığı dosya kapsamından anlaşıldığı halde, kamulaştırma haritası ve tutanakları dosya içerisine alınarak bu haritalar uygulanmak suretiyle kamulaştırma kapsamında olup olmadıkları belirlenmemiş, taşınmazlarla ilgili kamulaştırma işlemlerinin kesinleşip kesinleşmediği belirlenmediği gibi davada yararı bulunan Karayolları Genel Müdürlüğünün yöntemince davaya katılımı sağlanmak suretiyle taraf teşkili de tamamlanmamıştır. Hâl böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için Mahkemece öncelikle, Karayolları Genel Müdürlüğüne husumet yaygınlaştırılarak taraf teşkili sağlanmalı; taşınmazların bulunduğu alanda yapılmış imar planı bulunup bulunmadığı varsa imar planının hangi tarihte kesinleştiği ve taşınmazların imar plan kapsamında kalıp kalmadıkları ilgili belediyelerden sorularak açıklığa kavuşturulmalı; taşınmazın bulunduğu yere ilişkin kamulaştırma tutanak ve haritaları dosya içerisine alındıktan sonra, önceki fen bilirkişiden, kamulaştırma evrakları ile kadastro paftası ve kamulaştırma haritasının ölçekleri eşitlenmek suretiyle, dava konusu edilen bölümlerin kamulaştırılan alan içerisinde mi yoksa tescil harici alan içinde mi kaldığını gösterir ayrıntılı rapor ve kroki alınmalı, davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu kabul edilse dahi yol olarak kamulaştırılan alana denk gelen yerler açısından tescil hükmü kurulamayacağı, bu kısımlar hakkında ancak davacı lehine tespit kararı verilebileceği düşünülmeli ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Yerel mahkeme kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken, onandığı anlaşılmakla, davalı Hazine ve Orman İdaresi vekillerinin karar düzeltme talebinin bu yönü ile kabulüne karar vermek gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 18. Bursa Kadastro Mahkemesinin 12.04.2022 tarihli ve 2021/155 Esas, 2022/25 Karar sayılı kararı ile; Karayolları Genel Müdürlüğünce kamulaştırma işleminin uygulandığı, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 18 inci maddesinde, kamulaştırma yapan idarenin aynın ihtilaflı bulunmasına rağmen bu ihtilafa iştirak etmeyip kamulaştırma doğrudan uygulanarak kamulaştırma bedeli yönünden ihtilaf çözümü sonunda hak sahibine paranın ödeneceği esası getirildiği, Özel Dairenin bozma kararında her ne kadar dosya içerisinde imar planı bulunmadığı belirtilmiş ise de bozma kararının aksine dosyada mevcut Gemlik Belediye Başkanlığının 09.08.2016 tarihli yazısında, taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planı sınırı içinde kaldığının ve imar durumunun da özel mahsul alanı olarak tanımlı olduğunun belirtildiği, bilirkişi raporlarında da bu durumun değerlendirildiği, kamulaştırma işleminin davadan sonra yapıldığı anlaşılmakla bu konuda kadastro tespiti sonrasında oluşan durumların mahkemece değerlendirmeye alınamayacağı, kadastro davasında dava konusu taşınmazların hukuki durumlarının yalnızca tespit anındaki koşullara göre değerlendirileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 19. Direnme kararı süresi içinde davalı ... vekili, davalı Maliye Hazinesi vekili, dahili davalı ... vekili ile asli müdahil tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 20. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, Karayolları Genel Müdürlüğünün davaya dâhil edilmesinin gerekip gerekmediği, taşınmazların bulunduğu alanda yapılmış imar planı bulunup bulunmadığının araştırılmasının gerekip gerekmediği, dava konusu bölümlerin kamulaştırılan alan içerisinde mi yoksa tescil harici bırakılan alan içinde mi kaldığını gösteren rapor ve kroki alınarak, davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu kabul edilse bile yol olarak kamulaştırılan alana denk gelen yerler açısından tescil hükmü kurulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE A) Dahili Davalı ... vekili ile asli müdahil ...’in temyiz itirazlarının incelenmesinde; 21. Bilindiği üzere, hukuki yarar dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gerekli bir şarttır. Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.05.2012 tarihli ve 2010/193 Esas, 2012/403 Karar sayılı davanın reddine dair verilen ilk karar yalnızca davacı tarafından temyiz edilmiş, asli müdahil tarafından temyiz edilmediğinden asli müdahil yönünden davanın reddine dair verilen karar kesinleşmiştir. Bu durumda asli müdahilin direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmadığından temyiz itirazının hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir. 22. Bursa Kadastro Mahkemesinin 28.12.2017 tarihli ve 2015/23 Esas, 2017/108 Karar sayılı davanın kabulüne dair verilen kararı dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmemiş, davalı ... ve Maliye Hazinesi vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece onama kararı verilmiş, davalı ... ve Maliye Hazinesi vekillerinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine Özel Dairenin 09.11.2021 tarihli ve 2021/14307 Esas, 2021/11067 Karar sayılı kararı ile davalı ... ve davalı Maliye Hazinesi vekillerinin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu durumda Bursa Kadastro Mahkemesince verilen ilk karar dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmediğinden, direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca dahili davalı ... vekilinin temyiz itirazının hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir. B) Davalı ... ve davalı Maliye Hazinesi vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; 23. Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesine dayalı tescil istemine ilişkindir. 24. Uyuşmazlığın çözümünde orman kavramı ve mevzuatı ile tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle kazanma koşullarının irdelenmesinde yarar vardır. 25. 1937 tarihli 3116 sayılı Orman Kanunu, Cumhuriyet döneminin ormanlarla ilgili ilk toplu mevzuatı olarak yürürlüğe girmiştir. Ormanın hukuki tanımı ilk defa bu Kanunda yapılmış, 1938 yılında 3444 sayılı Kanun ile bazı maddeleri değiştirilmiş, 1945 yılında da 4785 sayılı Kanun ile orman tanımının yer aldığı 1 inci maddesinde değişiklik yapılarak Devlet Ormanları dışındaki özel ormanların bazı istisnaları hariç olmak üzere devletleştirilmesi esası getirilmiştir. 26. 1950 yılında 5653 sayılı Kanun ile 3116 sayılı Kanun’un 1 inci maddesinde orman; “Bu kanunun tatbikinde kendi kendine yetişmiş veya emekle yetiştirilmiş olup da herhangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaççıkların toplu halleri ile beraber orman sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. 1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu’nda da, 3116 sayılı Kanun gibi 1 inci maddesinde orman tanımına yer verilmiş ancak maddenin kapsamı daha genişletilmiştir. 27. 6831 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi; “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır. Ancak : A) Sazlıklar; B) Step nebatlariyle örtülü yerler; C) Her çeşit dikenlikler; Ç) Parklar; D) (Değişik: 23/9/1983 - 2896/1 md.) Şehir mezarlıklarıyla kasaba ve köylerin hudutları içerisinde bulunan eski (kadim) mezarlıklardaki ağaç ve ağaçlıklarla örtülü yerler, E) Sahipli arazide bulunan ve civarındaki ormanlarda tabii olarak yetişmiyen ağaç ve ağaççık nevilerinin bulunduğu yerler; F) (Değişik : 22/5/1987 - 3373/1 md.) Orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan ve tarım arazisi olarak kullanılan, dağınık veya yer yer küme ve sıra halindeki her nevi ağaç ve ağaçcıklarla örtülü yerler, G) (Değişik : 22/5/1987 - 3373/1 md.) Orman sınırları dışında olup, yüzölçümü üç hektarı aşmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler, H) (Değişik: 5/11/2003-4999/1 md.) Orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleri ile özel mülkiyette bulunan ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş veya yetiştirilecek olan (…)(1) fıstık çamlıkları ve palamut meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar; İ) (Değişik: 23/9/1983 - 2896/1 md.) Sahipli arazideki aşılı ve aşısız zeytinliklerle, özel kanunu gereğince Devlet Ormanlarından tefrik edilmiş ve imar, ıslah ve temlik şartları yerine getirilmiş bulunan yabani zeytinlikler ile 9/7/1956 tarih ve 6777 sayılı Kanunda tasrih edilen yabani veya aşılanmış fıstıklık, sakızlık ve harnupluklar. J) Funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerler, orman sayılmaz” şeklinde düzenlenmiştir. 28. 1956 yılında 6831 sayılı Kanun ile birlikte 3116 sayılı ve sonraki kanunlarda yer alan “orman mahsulü verme” koşuluna yer verilmemiş, ölçüt olarak “orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımama olgusu” getirilmiştir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı kararı). 29. Öte yandan devlete ait ormanların hepsinin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu ve özel mülkiyete konu olamayacağı Anayasa ve kanunlarda belirtilmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 169 uncu maddesi, "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz..." hükmünü haizdir. 30. Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” başlıklı 14 üncü maddesinde; “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir…" . Aynı Kanun’un 17 nci maddesinde ise; “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir. İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz…” düzenlemesine yer verilmiştir. 31. Türk Medeni Kanunu’nun "Olağanüstü zamanaşımı" başlıklı 713/1 inci maddesinde de; "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir…" düzenlemelerine yer verilmiştir. 32. Açıklanan kanun hükümlerine göre, olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin temel koşulların 4721 sayılı Kanun’un 713 ve 3402 sayılı Kanun’un 14 üncü maddelerinde hüküm altına alındığı görülmektedir. Buna göre; tapuda kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız yirmi yıllık süreyle malik sıfatı ile elinde bulunduran ve zilyedi olan kişi, taşınmazın kendi mülkü olmak üzere adına tescilini talep edebilir. 33. Uygulama ve teorideki açıklamalara göre 4721 sayılı Kanun’un 713 ve 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddelerinde hüküm altına alınan koşulları taşınmaza ilişkin koşullar ve zilyetliğe ilişkin koşullar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların zamanaşımına dayanılarak kazanılabilmesi için taşınmazın özel mülkiyete elverişli olması, zamanaşımı ile kazanılmasını yasaklayan bir kanun hükmünün bulunmaması ve taşınmazın kanunlar uyarınca Devlete kalan taşınmazlardan olmaması gerekir. Taşınmaz üzerinde sürdürülmesi gerekli olan zilyetliğin ise, malik sıfatı ile davasız ve aralıksız ve yirmi yıllık süreyle olması gereklidir. 34. Kadastro Kanunu’nun 17/2 nci maddesinde de il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda aynı Kanun’un 17 nci maddesinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. 35. Gerek 4721 sayılı Kanun’da gerekse 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin süresi davasız ve aralıksız yirmi yıl olarak kabul edilmiştir. Kazanmayı sağlayan zilyetliğin lehine olan tarafça kanıtlanması gerekir. Maddi olaylardan olan zilyetlik her türlü delille kanıtlanabilir. Her somut olayın özelliğine göre yerel bilirkişi, tanık beyanları, teknik bilirkişi raporları gibi deliller zilyetliğin kanıtlanmasında kullanılabilir. Nitekim 3402 sayılı Kanun’un 141/1 inci maddesinde çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla geçen yirmi yıllık zilyetliğin belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla kanıtlanabilineceği hüküm altına alınmıştır. Maddede bilirkişi ve tanık beyanları yanında belgelere de yer verilmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 08.03.2022 tarihli ve 2019(20)8-251 Esas, 2022/269 Karar sayılı kararı). 36. Tüm bu açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı, dava konusu taşınmazları davasız ve aralıksız olarak yirmi yıldan fazla süredir zeytinlik olarak kullandığını iddia ederek taşınmazların adına tescilini talep etmiş, yargılama sırasında kadastro çalışmalarının yapılması ve taşınmazlar ile ilgili olarak kadastro tutanaklarının düzenlenmesi nedeniyle genel mahkemede görülen dava dosyası kadastro mahkemesine gönderilmiştir. 37. Mahkemece alınan 05.05.2012 tarihli ve 01.05.2017 tarihli bilirkişi raporları ile Özel Dairenin bozma kapsamına göre, dava konusu taşınmazların 1948 yılından beri kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında kaldığı, 1935 sayılı parselin 1943 yılından beri tarım alanı olarak kullanıldığı, 1937 sayılı parselin ise 1976 yılından beri ve hâlen tarım alanı olarak kullanıldığı, orman içi açıklığı, yaylak ya da kışlak olmadığı, ilk tesis kadastrosunda tapulama harici çalılık olarak tespit edildiği, orman sayılmayan yerlerden olduğu belirtilmekle, dava konusu taşınmazların orman niteliğinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. 38. Kadastro mahkemesince davacı lehine kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisap koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle dava konusu taşınmazların davacı adına tesciline karar verilmiş ise de dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporlarına göre, dava konusu taşınmazlardan 1935 parselin tamamının, 1937 parselin ise bir kısmının otoyol üzerinde kaldığı anlaşılmakla, Karayolları Genel Müdürlüğünün davaya dâhil edilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmadan sonuca varılması yerinde değildir. 39. Öte yandan ...’nın 09.08.2016 tarihli yazısında dava konusu taşınmazların 1/5000 ölçekli Gemlik Nazım İmar Planı sınırı içerisinde kaldığı, imar durumunun ise "Özel Mahsül Alanı" olarak tanımlandığı belirtilmiş ise de anılan yazıda taşınmazların bulunduğu yörede imar planlarının hangi tarihte kesinleştiği açıklanmamıştır. 40. Kadastro Kanunu’nun 17 nci maddesi uyarınca il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda aynı Kanun’un 17 nci maddesinin uygulanmayacağı dikkate alındığında, dava konusu taşınmazların kesinleşmiş imar planı kapsamında kalması durumunda zilyetlik yoluyla kazanma koşullarının bu tarihe göre değerlendirilmesi gerekmekte olup, mahkemece dava konusu taşınmazların bulunduğu yöredeki imar planlarının hangi tarihte kesinleştiği tespit edilerek, bu tarihten geriye doğru kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca varılması doğru olmamıştır. 41. Bununla birlikte mahkemece yapılacak değerlendirme sonucunda davacı lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle iktisap koşullarının oluştuğunun belirlenmesi hâlinde, dava konusu taşınmazlardan 1935 sayılı parselin tamamı ile 1937 sayılı parselin ise bir kısmının otoyol üzerinde kalıp kamulaştırılan alana denk geldiği gözetildiğinde, bu kısımlara isabet eden yerler açısından tescil hükmü kurulması mümkün olmadığından davacı lehine tespit kararı verilerek taşınmazların haritasında yol olarak gösterilmesiyle yetinilmesi gerekirken davacı lehine tescil hükmü kurulması yerinde değildir. 42. Her ne kadar Özel Dairenin bozma kararında, dava konusu taşınmazlardan 1935 parselin tamamının, 1937 parselin ise bir kısmının otoyol üzerinde kaldığı dosya kapsamından anlaşıldığı hâlde, kamulaştırma haritası ve tutanakları dosya içerisine alınarak bu haritalar uygulanmak suretiyle kamulaştırma kapsamında olup olmadıklarının belirlenmediği, bu nedenle taşınmazın bulunduğu yere ilişkin kamulaştırma tutanak ve haritalarının temin edilmesinden sonra, önceki fen bilirkişisinden, kamulaştırma evrakları ile kadastro paftası ve kamulaştırma haritasının ölçekleri eşitlenmek suretiyle, dava konusu bölümlerin kamulaştırılan alan içerisinde mi yoksa tescil harici bırakılan alan içinde mi kaldığını gösteren ayrıntılı rapor ve kroki alınması gerektiği belirtilmiş ise de mahkemece dava konusu taşınmazların bulunduğu yere ilişkin kamulaştırma evrakları dosya içerisine alınarak fen bilirkişisinden rapor alınmış olup düzenlenen 12.10.2017 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazlardan 1935 parselin tamamının, 1937 parselin ise bir kısmının kamulaştırma sahası içerisinde olduğu tespit edilmiş olup, Özel Dairenin bu yöndeki bozma gerekçesi yerinde değildir. 43. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, dava konusu taşınmazların öncesinde orman sayılan yerlerden olduğu hâlde kesinleşen orman kadastrosu ile orman sınırları dışına çıkarıldığı ve orman sayılmayan yerlerden olduğu yönündeki tek orman bilirkişisinden alınan raporun yeterli olmadığı, mahkemece mahallinde üç kişilik orman mühendisi bilirkişi marifetiyle yeniden keşif yapılarak, taşınmazların orman niteliğinin bulunup bulunmadığının yöntemine uygun biçimde tespit edilmesi gerektiği, ayrıca her ne kadar Özel Daire bozma kararında mahkemece yapılan yargılama sonucunda dava konusu taşınmazların yolda kaldığı gerekçesiyle tescil hükmü kurulamayacağı belirtilmiş ise de kadastro mahkemeleri doğru sicil oluşturmakla yükümlü olduğundan, yapılacak yargılama sonucunda tescil hükmü kurulması gerektiği, tespit hükmü kurulmasının yerinde olmayacağı, tespit hususunun genel mahkemelerin görevine girdiği, açıklanan nedenlerle direnme kararının belirtilen farklı değişik nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 44. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan s
1. Hukuk Dairesi, 2023/4732 E., 2024/7081 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile mülk edinme şartlarının gerçekleştiği, imar ve ihyanın tespit tarihinden 20 yıl önce tamamlandığı, bu kapsamda davacı lehine 315 ada 6 parsel içerisinde yer alan (A) ve (B) bölümleri açısından TMK'nın 713/1. ve 3402 sayılı Yasa'nın 14 ve 17. maddelerinde belirtilen kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla mülk edinme koşullarının, dava konusu taşın
1. Hukuk Dairesi         2023/4732 E.  ,  2024/7081 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/172 E., 2023/74 K. Mahkemece bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Mahallesi, .... Mevkinde bulanan 315 ada 6 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitleri sırasında davalı Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmazın önce 315 ada 1 parsel nosuyla 6.140 m2 olarak tespit edilmesine rağmen Komisyon kararı ile aynı ada 6 parsel numarası verilerek 2.419 m2 olarak Hazine adına tespit edildiğini, taşınmazın esasen 70-80 yıldır eklemeli zilyetlikle kendisi tarafından kuru tarım yapılmak sureti ile kullanıldığını, teraslanmış olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili; kadastro tespit işlemleri sırasında dava konusu taşınmazda zilyetlik bulunmadığının tespit edilmesi ve taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle Hazine adına tespit edildiğini ve tespitin kesinleştiğini, bu durumda davacının dava konusu taşınmaz üzerindeki uzun yıllara dayanan zilyetlik iddiasının haksız ve yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 02.10.2013 tarihli ve 2012/36 Esas, 2013/623 Karar sayılı kararıyla; 315 ada 6 parsel sayılı taşınmazın kadim meralardan olmadığı, orman sınırları içerisinde bulunmadığı, tescilli sit alanları içerisinde bulunmasına rağmen 2863 sayılı Yasa uyarınca zilyetlikle iktisabının olanaklı olduğu, kıyı - kenar çizgisinde kalmadığı, davalı taşınmazın sınırlarının sabit ve değişmez olduğu, taşınmazın fen bilirkişisinin raporunda (A) harfiyle gösterilen kısmı üzerindeki davacı zilyetliğinin tespit tarihine kadar kesintisiz ve aralıksız olarak devam ettiği, 3402 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen mülk edinme şartlarının davacı lehine oluştuğu, davacı adına tespit edilen taşınmaz miktarının yasada belirtilen sınırları geçmediği, fen bilirkişisinin raporunda (A) harfiyle gösterilen kısma ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, .... Beldesi, 315 ada 6 parselin tapusunun iptaline, taşınmazın fen bilirkişinin raporunda (6A) harfi ile gösterilen 2.180,28 m²'lik kısmının ayrı bir parsel numarasıyla davacı adına tesciline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 12.02.2014 tarihli ve 2014/121 Esas. 2014/1126 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın hava fotoğraflarının getirtilmesi ve mahallinde 3 kişilik ziraat bilirkişi mühendisleri kurulu ile jeodezi ve fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşan bilirkişi heyeti aracılığıyla keşif yapılması, hangi tarihte imar-ihyaya başlandığı, tamamlandığı ve zilyetliğin hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü hususunun araştırılması gereğine değinilerek karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin 17.02.2016 tarihli ve 2014/278 Esas, 2016/148 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne, çekişmeli 315 ada 6 parsel sayılı taşınmazın temyize konu fen bilirkişi raporunda (6A) harfi ile gösterilen 2.180,28 metrekarelik bölümünün tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine bu kez Dairenin 07.10.2020 tarihli ve 2020/53 Esas, 2020/4040 Karar sayılı kararıyla; Mahkemece 1975, 1987 ve 1992 tarihlerine ait hava fotoğraflarının Harita Genel Müdürlüğünden temin edilerek harita mühendisi bilirkişisinden rapor alındığı, ancak bu raporda, hava fotoğraflarında dava konusu taşınmaz bölümü üzerinde setlerin bulunduğu ve taşınmaz bölümünün kullanıldığına kanaat getirildiği belirtilmesine rağmen, taşınmaz bölümünün evveliyatına, kullanım süresine, niteliğine ve üzerindeki imar-ihya işlemlerinin tamamlanıp tamamlanmadığına ilişkin açıklamalara yer verilmediği halde, belirtilen tarihler arasında başka uçuşun bulunup bulunmadığı Harita Genel Müdürlüğünden sorulup varsa hava fotoğrafları temin edilip denetime elverişli rapor alınmadığı, ziraatçi bilirkişi kurulu raporunda yetersiz ve soyut değerlendirme ile taşınmazın kuru tarım arazisi olduğunun belirtildiği, ancak rapora ekli dava konusu taşınmaza ait fotoğraflarla rapor içeriğindeki değerlendirme arasında çelişki oluşturulduğu halde bu çelişki giderilmediği gibi, taşınmaz bölümünün niteliğini belirlemekten uzak ziraatçi bilirkişi kurulu raporu ile tanık ve yerel bilirkişilerin soyut beyanlarının hükme esas alındığı, böylelikle bozma ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği, bu şekilde eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak hüküm kurulamayacağı gerekçesiyle karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerinde belirtilen zilyedlik ve imar-ihya nedenlerine dayalı mevcut davada bilirkişiler...,...,...,..., ve ... tarafından düzenlenen 17.03.2022 havale tarihli rapor ekinde bulunan krokide (A) ve (B) harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümlerinin tarım arazisi olduğu, zilyetliğin tespit tarihine kadar çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla 20 yılı aşan bir süre devam ettiği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile mülk edinme şartlarının gerçekleştiği, imar ve ihyanın tespit tarihinden 20 yıl önce tamamlandığı, bu kapsamda davacı lehine 315 ada 6 parsel içerisinde yer alan (A) ve (B) bölümleri açısından TMK'nın 713/1. ve 3402 sayılı Yasa'nın 14 ve 17. maddelerinde belirtilen kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla mülk edinme koşullarının, dava konusu taşınmazın (A) ve (B) bölümleri yönünden gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece 02.03.2022 tarihinde yapılan keşif sonrası alınan raporlara itiraz dilekçesinde de belirtildiği üzere, ziraat bilirkişi raporunda taşımazın (A) ve (B) harfleri ile gösterilen kısımlarının % 12-20 arası eğime sahip, % 15-20 taşlılık ve erozyon problemi olan, toprağı organik bakımdan fakir bir taşınmaz olduğunun belirtildiğini, kadastro teknisyenleri tarafından sunulan raporda ise 1992 yılına kadar (A) harfi ile gösterilen yer dışındaki yerler için imar-ihyanın söz konusu olmadığının belirtildiğini, bu durumun ise ziraat bilirkişi raporundaki iddiaları tekzip ettiğini, bu tarih esas alındığında imar-ihya için gerekli 20 yıllık sürenin tespit tarihi itibariyle dolmadığının görüleceğini, taşınmaz üzerindeki ağaçların kadastro çalışmalarından hemen önce ekildiğini, bu nedenle ancak 2009 yılındaki hava fotoğraflarında seçilebildiğini, kadastro tutanağı 2010 yılında düzenlenmiş olduğundan, 1992 yılından itibaren 20 yıllık sürenin geçmemiş olduğunun açık olduğunu, ek rapor hazırlanırken sadece davacı tarafın itirazlarının değerlendirildiğini, dava konusu taşınmazların niteliği itibariyle Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, zilyetlikle iktisaba elverişli yerlerden olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kadastro sonucu, Muğla ili, ... ilçesi, .... Mahallesi 315 ada 6 parsel sayılı 2.419,58 metrekare miktarlı taşınmaz 315 ada 1 parsele uygulanan tapu kaydının miktar fazlası olarak taşlık vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ..., tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmış, Mahkemece bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, dava konusu taşınmaz kısımları üzerinde davacı taraf yararına 4721 sayılı Kanun'un 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde öngörülen zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Bilindiği üzere; 4721 sayılı TMK'nın 713/1. ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddelerinde; orman yahut kamu orta malı sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan imar-ihya edilerek dava tarihine kadar 20 yıl süreyle çekişmesiz ve aralıksız olarak zilyet edilenlerin zilyetleri adına tescil edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Terk edilmiş dere yatakları, kayalık, taşlık, yol ve yol boşluğu gibi taşınmazlar ancak imar-ihya yolu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca iktisap edilebilir. Taşınmazın zilyetlikle kazanılabilmesi için öncelikle zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olması, bundan sonra da 3402 sayılı Yasa'nın 14 ve 17. maddeleri uyarınca, emek ve para harcanmak suretiyle imar-ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilmesi ve bu işlemlerin tamamlanmasından sonra kazanmayı sağlayacak zilyetlik süresinin geçmesi zorunludur. Somut olayda; taşlık vasıflı dava konusu 315 ada 6 parsel sayılı taşınmazın ancak imar ve ihya edildikten sonra iktisap edilebileceği tereddütsüzdür. Mahalllinde beyanına başvurulan davacı tanıklarının ve mahalli bilirkişilerin beyanlarına göre dava konusu taşınmazın öncesinde davacının babası ...'a ait olduğu ve onun tarafından kullanıldığı, yapılan taksim işlemi sonucu oğlu Salih'e verildiği, daha sonra onun tarafından da davacıya satıldığı, taşınmazda öncesinden itibaren kuru tarım yapıldığı, taşınmazın arpa, buğday ekilmek suretiyle kullanıldığı husularının belirtildiği, ancak bozma öncesi ve sonrası alınan bilirkişi raporlarına ekli görüntülere göre taşınmazlarda taş unsurunun toprak unsuruna galip geldiği, taşlılık sorununun taşınmazlar tarıma elverişli hale getirilecek biçimde ortadan kaldırılmadığı; 30.03.2022 tarihli 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi raporunda ise dava konusu taşınmazın krokilerde (A) ve (B) harfleri ile gösterilen bölümünün yamaç arazi konumunda, %12-20 eğimli, %15-20 taşlılık problemi olan alan olduğu, (B) harfi ile gösterilen alanda imar-ihyanın 1992 yılında başladığının belirtildiği görülmektedir. Toplanan bu deliller ışığında soyut ve genel ifadeler içeren jeodezi mühendisi bilirkişi raporuna ve mahallinde dinlenen tanıklar ile mahalli bilirkişi beyanlarına itibar edilmesi mümkün görünmemektedir. Hal böyle olunca; Mahkemece, dava konusu taşınmazlar üzerinde davacı lehine zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görülmüştür. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.12.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

İleri derecede akıl hastalığı nedeniyle ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunan (A), bir galeriye giderek (B) ile 500.000 TL bedelle bir otomobil satım sözleşmesi imzalamıştır. Türk Medeni Kanunu'na göre, bu satım sözleşmesinin hukuki durumu nedir?

A) (A)'nın yasal temsilcisi onay verirse geçerli hale gelir.
B) (A) ergin olduğu için işlem geçerlidir.
C) İşlem, (A)'nın ehliyetsizliği nedeniyle kesin hükümsüzlük yaptırımına tabidir.
D) (A)'nın yaptığı evlilik, butlan kararına kadar geçerli sayılacağı için bu işlem de geçerlidir.
E) (B) iyiniyetli ise sözleşme geçerli sayılır.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol