4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 147

Türk Medeni Kanunu 147. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 147- Sona ermiş bir evliliğin mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen dava edilemez; fakat her ilgili, mutlak butlanın karar altına alınmasını isteyebilir. Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına karar verilemez. B. Nisbî butlan I. Eşlerin dava hakkı 1. Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

44 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2712 E., 2020/988 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
liliğin mutlak butlanla batıl olduğu ancak sulh hukuk mahkemesi kararı ile de açıklandığı üzere davalının musap olduğu, hastalığın remisyon döneminde olması nedeni ile fiil ehliyetinin var olması karşısında dava dosyasının açıldığı tarihte TMK'nın 147/2. maddesine göre evliliğin ancak davalı tarafından mutlak butlan ile iptalinin istenilebileceği, davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığı gere
Hukuk Genel Kurulu         2017/2712 E.  ,  2020/988 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "mutlak butlanla evliliğin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kayseri 1. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 03.09.2012 tarihli dava dilekçesinde; tarafların iki aylık nişanlılık süresinin ardından 13.06.2012 tarihinde görücü usulü ile evlendiklerini, ilk gece ve sonrasında davalının müvekkilini yanına yaklaştırmadığını, hâlen cinsel birlikteliğin gerçekleşmediğini, düğünün ertesi günü iki kez kendini balkondan atmaya çalıştığını, bir anda ağlamaya başladığı sonrasında ise kahkahalarla güldüğünü, bunun gibi pek çok garip davranışının olduğunu, sorulması üzerine psikolojik rahatsızlığı olduğunu ve 2010 yılından beri tedavi gördüğünü açıkladığını, bu durumun evlenirken müvekkilinden saklandığını, davalının psikolojik rahatsızlığının evliliği devam ettirmesine engel teşkil ettiğini ileri sürerek evliliğin mutlak butlanla iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 24.09.2012 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, tarafların altı aylık nişanlılık süresi geçirdiklerini, müvekkilinin iki uçlu duygu bozukluğu tedavisi gördüğünü ve bu hastalığı evlenmeye aracı olan ortak akrabanın bildiğini, kayınvalidesinin normal karşıladığını, müvekkilinde evliliğin mutlak butlanına sebep olabilecek bir rahatsızlığın bulunmadığını, davacının düğün gecesi “seni sevmiyorum, istemeyerek aldım” şeklinde beyanda bulunduğunu belirterek davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Kayseri 1. Aile Mahkemesinin 05.11.2014 tarihli ve 2012/700 E., 2014/846 K. sayılı kararı ile; davalı hakkında sağlık kuruluşlarından muayene evrakları toplanarak ileri sürülen iddia kapsamında 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu düzenlenildiği, raporda davalının evlilik tarihi itibari ile fiil ehliyetinin bulunmadığı, sonrasında ise hastalığın düzeldiği ve iyileştiği hususlarının belirtildiği, rapor çerçevesinde evliliğin mutlak butlanla batıl olduğu ancak sulh hukuk mahkemesi kararı ile de açıklandığı üzere davalının musap olduğu, hastalığın remisyon döneminde olması nedeni ile fiil ehliyetinin var olması karşısında dava dosyasının açıldığı tarihte TMK'nın 147/2. maddesine göre evliliğin ancak davalı tarafından mutlak butlan ile iptalinin istenilebileceği, davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.04.2015 tarihli ve 2015/1029 E., 2015/7651 K. sayılı kararı ile; "... Hüküm davacı koca tarafından tamamı yönünden, davalı kadın tarafından ise, tedbir nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Yapılan soruşturma ve toplanan delillerde davalı ...'ın bipolor affektif bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığının bulunduğu, evlenme tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı, dava tarihinde ise hastalığın remisyonda olduğu anlaşılmaktadır. Hastalığın remisyon halinde olması iyileştiği anlamına gelmez. Bu nedenle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamıştır. 2-Evlenmenin iptaline ilişkin davalarda da boşanma hükmü kıyasen uygulanır. Evlenmenin iptali davası açmakla eşlerin ayrı yaşama ve nafaka isteme hakkı doğar. O halde dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalı kadın lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, bu konuda hüküm kurulmaması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir,..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 8. Kayseri 1. Aile Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2015/489 E., 2015/607 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; dosya içerisinde Erciyes Üniversitesi’nin 06.08.2014 tarihli raporu ile davalının "Bipolar affektif bozukluk (remisyonda) ve hafif derecede mental reterdasyon" rahatsızlıklarından musap olduğu, vesâyet altına alınmasına gerek olmamakla birlikte şahsa hukuki danışman tayin edilmesinin yararlı olacağının bildirildiği, davalıya vasi tayinine gerek olmadığına dair sulh hukuk mahkemesince karar verildiği, Adli Tıp Kurumu'nun 30.04.2014 tarihli raporunda ise “evlilik sırasında fiili ehliyetinden yoksun olan davalının boşanma davası sırasında yapılan muayenesi sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanması sonucunda; kişide (bipolar affektif bozukluk) denilen ve (manik) ve (depresif) ataklarla seyreden ve arada tam bir akli sağlık içinde olduğu, serbest ara devrelerden oluşan ruhsal rahatsızlığın halen remisyon (iyilik) halinin” saptandığının rapor edildiği, her iki raporda da fiil ehliyetinin tam olduğunun belirtilmesi karşısında raporlar arasında çelişkinin bulunmadığı, davalı hakkında vasi tayini gerekmediği gibi iyileştiğinin görüldüğü gerekçeleriyle davanın reddi yönünden önceki kararda direnilmesine, davalı yararına tedbir nafakasına karar verilmesine yönelik bozmaya ise usul ve yasaya uygun olması nedeni ile uyulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı hakkında düzenlenen İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun 30.04.2014 tarihli raporu uyarınca davacının mutlak butlan hukuksal sebebine dayalı evliliğin iptali davasının kabul edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 12. Bilindiği üzere boşanma; hukuken geçerli olan bir evliliğin kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkeme kararı ile sona erdirilmesini ifade etmekte iken, evlenmenin butlanı; kanun tarafından aranan geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir. 13. Evlenme, Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır. 14. Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan "evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması", "evlendirme memuru önünde yapılması", "tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları" hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 72-79). 15. Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa "yokluk" kavramından değil, "butlan" kavramından söz edilecektir. Diğer bir deyişle, butlanla sakat, yani batıl bir evlenmeden eşler arasında evlilik ilişkisi doğmuştur. Zira bu evlenmede, evlenme sözleşmesinin bütün esaslı ve kurucu unsurları mevcuttur, fakat kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerden bazıları gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerdir ki; butlanla sakatlanmış olan evlenmeler hâkimin hükmüyle iptal edilinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün hüküm ve sonuçlarını doğururlar (TMK m. 156 c.2). Medeni Kanun; evlenmenin butlanını, "mutlak" ve "nisbi" butlan olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiştir. Mutlak butlan ile nisbi butlan davaları arasındaki en önemli farklar, dava sebeplerinde, dava haklarında ve dava süresinde görülür. Mutlak butlan sebepleri kamu düzenini ilgilendirdiği için, mutlak butlan davası savcı tarafından da açılabileceği hâlde, nisbi butlan davası sadece taraf menfaatlerini ilgilendirir ve bu nedenle de eşlerden biri ve belli hâllerde yasal temsilci tarafından açılır. Hemen burada belirtilmelidir ki, her iki butlan sebebine dayalı geçersizliğin sonuçları açısından fark bulunmamaktadır. 16. Gerek mutlak butlan, gerekse nisbi butlan sebepleri kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. Mutlak butlan sebepleri TMK’nın 145. maddesinde; “Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.” şeklinde sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. Nisbi butlan ise; TMK’nın 148, 151 ve 153. maddelerde öngörülen sebeplerden biri ile evlenmenin sakat olması hâlini ifade eder. Bu sebepler; evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, irade sakatlığı ve yasal temsilcinin izninin bulunmamasıdır. TMK'nın 156. maddesinde; “Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer,…” hükmüne yer verildiğinden, her iki hâlde de sakat olan evlenme, ancak hâkimin kararıyla sona erebilir. Burada hâkimin kararının ileriye etkili olacağı tartışmasızdır. 17. Somut olayda uyuşmazlık konusu, eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali istemine dayanmaktadır. Daimi surette ayırt etme gücünden yoksun olan kişi, evlenme sözleşmesi yapamaz; yapmışsa yapılan evlenme batıldır (TMK m. 145 b.2). Ancak TMK’nın 147/2. maddesinde “…Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir,…” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu maddeye göre, ayırt etme gücü olmayan bir kimse, evlenme sözleşmesi yapıldıktan sonra ayırt etme gücüne kavuşmuşsa, artık savcı, ilgililer ve diğer eşin mutlak butlan davası açamayacağı belirtilmiştir. Aynı husus evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olan eşin daha sonradan iyileşmesi ve bu durumun sağlık raporu ile de belgelenmesi hâlinde de geçerlidir. Bu iki hâlde (TMK m. 145 b.2-3), yani ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan eş veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Burada hemen belirtilmelidir ki; ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eşin açabileceği butlan davasından ise “nisbi butlanla evliliğin iptali” davasını anlamak gerekir. Bu bakımdan ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş TMK’nın 152. maddesinde öngörülen süreler içerisinde dava açmazsa, artık o evliliğin hükümsüzlüğü ileri sürülemeyecektir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2019, s. 86-87). 18. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun 30.04.2014 tarihli raporu ile davalı hakkında “…Kişide (Bipolar Affektif Bozukluk) denilen (manik) ve (deresif) ataklarla seyreden ve arada tam bir akli sağlık içinde olduğu, serbest ara devrelerden oluşan ruhsal rahatsızlığın hâlen remisyon (iyilik) hâlinin saptandığı, ancak dava dosyasında mevcut tıbbi belgelerde evlilik tarihinden bir hafta önce 06.06.2012 tarihindeki Özel Erciyes Hastanesi’nde yapılan muayenesine ait bulgular ve evlilik tarihinden yaklaşık bir ay sonra Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı’ndaki 13.07.2012 giriş 31.07.2012 çıkış tarihli Bipolar Affektif Bozukluk (mixt epizod psikotik özellikli) tanısı dikkate alındığında evlilik tarihinde şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan bu akıl hastalığının etkisinde olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre P… P….’ın evlenme tarihi olan 13.06.2012 tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı oy birliği ile mütalaa,…” edilmiştir. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında evlenme tarihi itibari ile davalının TMK’nın 145/b.2-3. maddelerinde belirtildiği şekilde ayırt etme gücüne sahip olmadığı gibi evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının etkisinde olduğu yönünde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; davalıda sabit olan Bipolar Affektif Bozukluk denilen manik ve deresif ataklarla seyreden, serbest ara devreler arasında kişinin akli sağlık içinde olabildiği bu tür akıl hastalığının muayene esnasında “remisyon (iyilik)” döneminde olmasının hastalığın iyileştiği anlamına gelip gelmediği noktasında toplandığına göre; dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilerek, davalının evlenme tarihi itibari ile evlenmeye engel derecede akıl hastası olduğu ve bu hastalığın etkisiyle ayırt etme gücünden yoksun bulunduğu, muayene tarihinde ise mevcut hastalığın remisyon döneminde olduğu, remisyon sözcüğünün kelime anlamının “kronik hastalığı olduğu bilinen kişilerde hastalık aktivitesinin bulunmadığı durumlar için kullanılan tıbbi bir terim” olduğu, bu açıklama karşısında remisyon teriminin Kanun’un 147/2. maddesinin aradığı anlamda tam bir iyileşmeyi kapsamadığının anlaşılması karşısında, mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddi doğru değildir. 19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşüyle mahkemece verilen direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş, Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir. 20. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı eş TMK 145. maddesine dayalı olarak mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali istemi ile dava açmıştır. Mahkeme kararı gerekçesinde davalı hakkında düzenlenen 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre evlenme tarihi olan 13.06.2012 tarihinde fiil ehliyetinin bulunmadığı sonrasında ise hastalığın düzeldiği ve iyileştiği hususlarının belirtildiği ancak sulh hukuk mahkemesi kararı ile de açıklandığı üzere davalının muzap olduğu hastalığın remisyon döneminde olması nedeniyle davalının fiil ehliyetinin var olması karşısında dava tarihinde TMK’nın 147/2. maddesine göre evliliğin mutlanının ancak davalı tarafça iptalinin istenebileceği davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün temyizi üzerine Özel dairece bozma kararının 1 nolu bendinde “yapılan soruşturma ve toplanan delillerle davalı ...’ın Bipolar Affektif Bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığının bulunduğu, evlenme tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı, dava tarihinde ise hastalığının remisyonda olduğu anlaşılmaktadır. Hastalığın remisyon halinde olması iyileştiği anlamına gelmez. Bu nedenle evliliğin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru olmamıştır.” gerekçesi ile bozma kararı vermiş. Mahkeme ise gerek 06.08.2014 tarihli Erciyes Üniversitesi gerekse 30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda fiil ehliyetinin tam olduğu raporlar arasında çelişki olmadığı davalı hakkında vasi tayini gerekmediği gibi iyileştiğinin görüldüğü gerekçeleri ile davanın reddi yönünden direnme kararı vermiştir. TMK 145/2-3 maddesine göre eşlerden birisinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünde yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak şekilde akıl hastası olması evliliğin mutlak butlanla sakatlar. Ancak ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Bu hâllerde dava hakkı sonradan iyileşen eşe aittir (TMK 147/2). Somut olayda 30.04.2014 tarihli Adli Tıp raporunda davalının 04.11.2013 tarihli muayenesi sonucu elde edilen bilgi ve bulguların sonucunda Bipolar Affektif Bozukluk denilen ruhsal rahatsızlığın halen remisyon iyilik) hâli saptanmıştır. Ayrıca Erciyes Üniversitesi’nin 06.08.2014 tarihli Adli Tıp raporunda tanı “Bipolar Affektif Bozukluk (remisyonda) hafif derecede Mental Reterdasyon” Bipolar Affektif bozukluğu, hafif zeka geriliği tanısı altında 17.07.2014 tarihli polikinliğin de, 06.08.2014 tarihinde ise psikiyatri heyeti tarafından yapılan mental durum muayenesi, psikometrik testleri, kendisinden ve yakınından alınan anamnez bilgileri sonucunda da “Bipolar Affektif Bozukluk (Remisyonda) ve hafif derecede mental reterdasyon rahatsızlıklarına musap olduğu, vasiyet altına alınmasına gerek olmamakla birlikte şahsi hukuki danışman tayin edilmesinin yararlı olacağı" tıbbi kanaatine varılmıştır. Bu rapora dayalı olarak Kayseri 3. Sulh Hukuk Mahkemesi 31.10.2014 tarihli ve 2014/747 Esas 2014/1447 sayılı Karar ile vasi tayinine karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. HMK’nın 266. maddesi uyarınca özel ve teknik bilgiyi gerektiren durumlarda mahkemenin bilirkişiye başvurması zorunludur. Veraset davasında alınan raporda davalının rahatsızlıklarının vesayet altına alınmasını gerektirmediği, Adli Tıp Kurumunun 30.04.2014 tarihli raporunda da evlilik tarihinden sonra ruhsal rahatsızlığının remisyon (iyilik) hâlinin saptandığı belirlendiğine göre davalının ayırt etme gücünü sonradan kazandığı veya akıl hastalığının iyileştiği doktor raporları ile tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu hâlde TMK 147/2 maddesinde belirtilen durum gerçekleşmemiş olmakla mutlak butlan davasını davacı değil sadece davalı eş açabilir. Ayırt etme gücünü sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması hususu tamamen özel ve teknik bilgi gerektirdiği ve bu hususta alınan doktor raporları olduğu hâlde “hastalığın remisyon halinde olması iyileşmesi anlamına gelmez” şeklindedir gerekçe ile bozma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Özel daire davalının evlenmeden sonra da evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının devam ettiğini düşünüyor ise bu konuda rapor alınması yönünde bir bozma kararı verebilirdi. Aksinin kabulü akıl hastalığına yakalanan kişilerin iyileşmeyeceği gibi böyle bir önyargının oluşmasına yol açabilir. Bu durum dosya arasında mevcut bilirkişi raporlarına aykırı olduğu gibi TMK 147/2 maddesinin uygulanma imkânını ortadan kaldırır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.03.2014 tarihli 2013/23497 Esas 2014/7047 sayılı emsal kararında davalının akıl hastalığının iyileşme sürecinde olması ihtimal dahilinde olduğundan evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığına veya evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olup olmadığı, varsa hastalığın iyileşmiş olup olmadığı konusunda rapor alınması, davalı iyileşmiş ise TMK 147/2 maddesi hükmüne de nazaran alınarak sonucuna karar verilmesi gerektiğinden bu husus üzerinde durulmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğundan bahisle bozma kararı verilmiştir (Gençcan Ömer Uğur, Türk Medeni Kanunu yorumu 1.C., Ankara 2015 s.816). Yukarıda açıkladığım nedenlerle mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan çoğunluğunun direnme kararının bozulması yönündeki görüşüne katılamıyorum.

Diğer kararlar (4)

2. Hukuk Dairesi, 2024/1062 E., 2024/6537 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun'un 147 inci maddesinin ücüncü fıkrasına göre de evliyken yeniden evlenen kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise bu evlenmenin butlanına karar verilemeyeceği, somut olayda, ...
2. Hukuk Dairesi         2024/1062 E.  ,  2024/6537 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1783 E., 2023/1695 K. KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ: Edremit Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/526 E., 2022/743 K. Taraflar arasındaki evlenmenin butlanı davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne, karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Edremit Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/1 sayılı davanamesi ile: davalı ...'in Türk Medeni Kanunu'nun emredici hükümlerine açıkça aykırılık teşkil edecek edecek şekilde davalı ... ile resmi nikah kıymak suretiyle 25.04.2019 tarihinde evlendiği belirtilerek, davalı ... ile davalı ... arasında 25.04.2019 tarihinde resmi nikah yapmak suretiyle kurulan ikinci evliliğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 145 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince mutlak butlan ile iptaline karar verilmesi talep edilmiştir. 2.Birleşen Edremit Aile Mahkemesi'nin 2021/1085 Esas sayılı dava dosyasında; Edremit Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/1 sayılı davanamesi ile: davalı ...'in Türk Medeni Kanunu'nun emredici hükümlerine açıkça aykırılık teşkil edecek edecek şekilde davalı ... ile resmi nikah kıymak suretiyle 25.04.2019 tarihinde evlendiği belirtilerek, davalı ... ile davalı ... arasında 25.04.2019 tarihinde resmi nikah yapmak suretiyle kurulan ikinci evliliğin 4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince mutlak butlan ile iptaline karar verilmesi talep edilmiştir. II. CEVAP Davalılar davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalılar ... ile ...'in 25.04.2019 tarihinde evlendikleri, evlenmenin gerçekleştiği dönemde ... ile ...'in boşanmalarına karar verilmiş olduğu, boşanma kararı sonrasında 14.03.2016 tarihinde kesinleştirme işlemlerinin yapılmış olduğu ancak Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/23802 Esas 2016/14898 Karar sayılı bozma ilamı ile boşanma yönünden kaldırılmasına kararı verildiği bu durumda ... ve ...'in evlilikleri devam ederken davalıların evlenmiş olmaları nedeniyle evlenmenin butlanına karar vermek gerektiği, 4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinin birinci fıkrası eşlerden birinin evlenme sırasında evli olması halinde, evlenme mutlak butlanla batıldır. 4721 sayılı Kanun'un 147 inci maddesinin ücüncü fıkrasına göre de evliyken yeniden evlenen kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise bu evlenmenin butlanına karar verilemeyeceği, somut olayda, ... ile ...'in evliliklerinin halen devam ettiği, Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesince boşanma kararı verilmişse de bu kararın temyiz aşamasında Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/23802 Esas 2016/14898 Karar sayılı bozma ilamı ile boşanma yönünden kaldırılmasına kararı verildiği ve boşanma kararının tüm yönleriyle ortadan kalktığı, Yasemin ve ...'in evliliğinin sona ermemiş olduğu görülmekle, evlenmenin butlanına ilişkin davalarda ancak yakın hısımla evlilik halinde nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davanın bekletici mesele yapılabileceği, bu nedenle 4721 sayılı Kanun'un 147 inci maddesinin uygulanma olanağının bulunmadığı gerekçesi ile asıl dava ve birleşen davanın kabulüne, ... ile ... arasında 25.04.2019 tarihinde gerçekleştirilen evlenme işleminin 4721 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinin birinci fıkrası mutlak butlan sebebiyle iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili davanın kabulü yönünden istinaf buşvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile re'sen bakılacak kamu düzenini ilgilendiren hususlar dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile davalıların istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili; davanın kabulünün usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalılar arasında bulunan evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptali koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 6 ncı, 145 inci 147 nci maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2013/14356 E., 2014/8163 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 4. Sulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ünde butlan davası açma hakları bulunmamaktadır (TMK madde 159/c.1).Ancak, miras bırakan (ölen eş) ile sağ kalan eş arasındaki evlenme “mutlak butlan” sebeplerinden biriyle sakatlanmışsa, ölen eşin mirasçıları evlenmenin butlanı nedeniyle (TMK madde 147, f.1, c.2) iptal davası açabilirler ve bunun sonuçlarından doğrudan yararlanırlar.
8. Hukuk Dairesi         2013/14356 E.  ,  2014/8163 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 30/01/2013 NUMARASI : 2013/100-2013/98 N.. E.. ile A.. M.. ve müşterekleri aralarındaki mirasçılık belgesinin iptali ve yenisinin verilmesi davasının reddine dair Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 30.01.2013 gün ve 100/98 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, vekiledeninin ölen eşi A.. M..'in vefat etmeden önce Üsküdar 1. Aile Mahkemesi'nin 2004/195 Esas sayılı dosyasında boşanma davası açtığını, bu dava devam ederken 28.01.2006 tarihinde öldüğünü, A..'in mirasçılarından olan oğlu A.. M..'in kusur yönünden davaya devam ettiğini, yapılan yargılama sonucunda vekiledenine atfı kabil bir kusurun bulunmadığının tespitine karar verildiğini ve iş bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, bu sefer mirasçı A.. tarafından babasının ölmesi ve boşanma davasının konusuz kalması üzerine vekiledeni aleyhine Üsküdar 2. Aile Mahkemesi'nin 2006/738 Esas sayılı dosyasında evliliğin mutlak butlanla batıl olduğuna ve iptaline karar verilmesi istemi ile dava açıldığını ve yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 25/06/2009 tarih, 2009/420 Karar sayılı kararı ile evliliğin mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine ve evliliğin iptaline, vekiledeninin iyi niyetli olduğunun tespitine, evlenme ile kazandığı kişisel durumun korunmasına karar verildiğini ve verilen bu kararın da Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, evliliğin iptali kararının kesinleşmesinin ardından vekiledeninin evlenme ile kazandığı kişisel durumları korunmadan koca hanesinden kaydının kapatılarak baba hanesine gönderildiğini, ayrıca, T.C. Emekli Sandığının da vekiledenine bağladığı aylığı kestiğini, bunun üzerine vekiledeninin mirasçılık belgesi verilmesi istemi ile Ankara 8. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/82 Esas sayılı dosyasında dava açtığını, ancak mahkemece evliliği butlan nedeniyle iptal edilen davacının davacı sıfatı bulunmadığı gerekçesi ile davasının ret edildiğini açıklayarak Ankara 8. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/1082 sayılı dosyasından verilen vekiledeninin mirasçılık sıfatı olmadığı yönündeki kararın iptalini ve vekiledeninin mirasçı olduğunun tespiti ile yeniden mirasçılık belgesi verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava dilekçesi davalılara usulüne uygun olarak tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmıştır. Mahkemece, Ankara 8. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne ait 2012/1082 Esas ve 2012/1506 Karar sayılı kararının temyiz edilebileceği ve bu karar ile verilmiş bir veraset belgesi bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde dilekçesinde belirttiği sebeplerle davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, evliliğin mutlak butlanla iptal edilen iyi niyetli davacının mirasçılık sıfatının bulunduğunun tespitine ve mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir. Borçlar Hukukumuzda, hukuki işlemlerin geçerlilik şartlarından, kamu düzenini ilgilendirecek düzeyde olanların eksikliği halinde, anılan işlemin butlanından söz edilir ki, bu durum, işlemin, kendiliğinden ve baştan itibaren (geçmişe etkili olarak) geçersiz olmasına, hiç bir hüküm ve sonuç doğuramamasına yol açar. İşlemin geçersiz olması için herhangi bir dava açmaya gerek bulunmayıp, işlem taraf iradesi ile yahut belirli bir sürenin geçmesiyle de geçerlilik kazanmaz. Ancak, taraflar isterlerse işlemin batıl olup olmadığını bir tespit davası ile tespit ettirebilirler. Öte yandan, kural olarak, mahkeme, herhangi bir işlemin batıl olduğunu tespit ederse; bu karar ileriye etkili (ex nunc) olduğu kadar geçmişe de etki eder (makable de şamil olur). Yani, böyle bir işlem, hiç bir zaman yapılmamış sayılır. Ne var ki, “Aile Hukuku'nda, “Borçlar Hukuku”ndaki bu kuraldan ayrık ve özel bir düzenleme getirilmiştir. Şöyle ki: Geçerli şekilde kurulmayan evlilikler yok hükmündedir. Buna karşılık, butlan hallerinde, evlilik kurulmuştur, fakat geçerli bir şekilde kurulmamıştır. Geçersiz şekilde kurulan evlilik kendiliğinden sonlanmamaktadır. Bunun için, mutlaka bir mahkeme kararı gereklidir. Eş anlatımla, evlenmenin batıl olduğu hallerde evlenme, bu geçersizliğe rağmen kurulmuştur; sonradan bir dava ile ortadan kaldırılmadıkça varlığını sürdürür. Batıl bir evlilik, hâkim kararı ile ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir evliliğin doğurduğu hukuki sonuçları tümüyle doğurur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)’nun 156. maddesinde: “Mutlak butlan halinde bile evlenme, hâkim kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.” düzenlemesi yer almakta; mutlak butlanın söz konusu olduğu halde dahi hakim kararına kadar, bu evliliğin geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağı açıkça kabul edilmektedir. Görüldüğü üzere, evlenmenin butlanı bu yönüyle Borçlar Hukukuna tabi işlemlerinin butlanından açıkça ayrılmaktadır. Öte yandan, hâkimin evlenmenin butlanına karar verebilmesi için bu hususta dava hakkına sahip olan kimselerin butlan davası açmış olmaları şarttır. Burada, hâkim, Borçlar Hukuku işlemlerinin butlanında olduğu gibi açılmış olan başka bir davada evlenmenin butlanını gerektirecek sebeplerin varlığını tespit etse bile, bunları kendiliğinden (re’sen) gözeterek butlana hükmedemez. Evlenmenin yokluğu, Medenî Kanun’da açıkça düzenlenmediği halde, evlenmeye ilişkin butlan sebepleri kanunda tahdidi (tüketici/sınırlı) olarak belirtilmiştir. Evlenmenin butlanı açısından bu sebepler sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesine tabi olup, kanunda açıkça öngörülmemiş bir sebebe dayanılarak evlenmenin butlanına karar verilemez (TMK’nun 145.maddesi). Medenî Kanun’da düzenlenmiş bulunan butlan hallerinin hepsinde evlenmenin geçersizliği aynı ağırlıkta değildir. Bu nedenle, evlenmenin butlanı doktrinde ve uygulamada, “mutlak butlan” ve “nispi butlan” olarak ikiye ayrılır. Bilindiği üzere, kesin olan evlenme engelleri, evlenmeyi mutlak butlanla sakatlamakta; istisnalar dışında mutlak butlanla sakat olan evlilik, kural olarak kamu düzenini zedelediğinden sakatlık herkesi ilgilendirmektedir. Mutlak butlan davasının, kimler tarafından açılabileceği ise, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 146.maddesinin birinci fıkrasında, mutlak butlan davasının “Cumhuriyet Savcısı” tarafından re’sen açılacağı; ikinci fıkrasında ise, bu davanın “ilgisi olan herkes” tarafından da açılabileceği hükme bağlanmıştır. Dava açma hakkı olan kimselerin kimler olduğu kanunda açıkça belirtilmemiştir. Doktrinde ve uygulamada, “ilgili olan herkes” kavramından “evlenmenin iptaline madden ya da manen ilgisi olan (menfaati bulunan) kimselerin” anlaşılması gerektiği ifade edilmektedir. O halde, eşlerden biri, onların ana ve babaları, mirasçıları ile vasileri “ilgili” sayılırlar. Açılacak olan butlan davası herhangi bir süreye bağlı değildir. Dolayısıyla tarafların beraber geçirdikleri zaman, batıl evlenmeyi geçerli hale getirmez. Evlenmenin mutlak butlanına yol açan sebepler aynı zamanda birer “kesin evlenme engeli”dir. 4721 sayılı TMK’nun 145. maddesinde mutlak butlan sebepleri; “mevcut evlilik”, “yasak derecede hısımlık”, “ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk” ve “evlenmeye engel derecede akıl hastalığı” olarak sayılmıştır. Aynı Kanunun 129. maddesinde öngörülen, hısımlık derecesi kesin evlenme engellerinden olup, bu hısımlığa rağmen yapılan evlilik mutlak butlanla sakatlanmaktadır. Eşlerin evlenmesi sırasında kanunda öngörülen derecede hısımlığın bulunması halinde, yapılan evlilik mutlak butlanla batıl olacağından, sözü geçen hısımlık yapılacak evlilik için kesin evlenme engeli oluşturmaktadır. Evliliğin, TMK’nun 148 ila 151. maddelerinde sayılan sebeplerden birisi nedeniyle sakat olması halinde nispi butlandan söz edilir ve evliliğin sona erdirilebilmesi sonucunu doğurur. Bu yönüyle nispi butlan, mutlak butlanla benzerlik arz eder. Ayrıca, nispi butlanda süreç tamamlandığında evlilik ileriye etkili olarak son bulur. Geçersizliğin her ilgili tarafından ileri sürülebileceği hallerde mutlak butlan, yalnızca belirli kişiler tarafından ileri sürülebileceği hallerde nispi butlandan söz edilir. Nitekim, nispi butlan, bireysel çıkarları koruyan geçerlilik şartının gerçekleşmemiş olması halinde hukuki işlemin, korunması amaçlanan tarafın irade açıklamasıyla ortadan kaldırılması (geçersizliğin uyandırılması) olarak tanımlanmaktadır. Nispi butlan davası açma hakkı belirli sürelere bağlıdır. Butlan kararı sonuçlarının, Türk Medeni Kanunun da ayrıntılı bir şekilde değil de genel olarak boşanma hükümlerine atıf yapılarak düzenlendiği görülmektedir. Mutlak butlan davası hukuki niteliği itibariyle bir “tespit davası” değil, “bozucu yenilik doğuran davadır. Zira, batıl evlenme, davanın sonunda verilecek kararla ileriye etkili olarak sonuç doğuracak şekilde iptal edilmektedir. Batıl bir evlenmenin ortadan kaldırılması için açılması şart olan “butlan davası” sonunda hâkimin, evliliğin ortadan kaldırılması konusunda verdiği karara “iptal kararı” denilir ki, bu karar da hukuki niteliği itibariyle “yenilik doğuran karar”dır. Butlan davasında, davacı, mahkemeden dava konusu evlenmenin batıl olduğunu ve bu sebeple ortadan kaldırılması gerektiğini talep eder. Bu açıdan, mutlak veya nispi butlan davalarında davacı tarafından talep edilen husus mevcut bir hukuki durumun ortadan kaldırılmasıdır (TMK’nun 156. Maddesi). Öteki deyişle, butlan davası sonunda hâkimin vereceği “yenilik doğuran iptal kararı” ile, her ne kadar geçersiz de (batıl da) olsa mevcut olan bir evlenme işlemi ve evlilik ilişkisi sona ermekte; var olan bir hukuki durum ortadan kalkmaktadır. Bu yönüyle hâkimin iptal kararı “bozucu yenilik doğuran” bir karar niteliğindedir. 4721 sayılı TMK’nun 156.maddesinin ikinci cümlesi hükmü gereğince, mutlak butlan ya da nispi butlanla sakat olan evliliğin hakim kararıyla sonlandırılması halinde kararın kesinleştiği tarih itibariyle butlan kararı ileriye etkili olur. Dava açılmış olsa bile evlenme, kararın kesinleşme tarihine kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Öteki deyişle, iptal kararı, evlenme ile iptal kararının kesinleşmesi arasındaki süre içerisinde doğmuş olan geçerli bir evliliğe ilişkin hüküm ve sonuçları ortadan kaldırmaz. Her ne kadar, iptal kararı, evliliği sona erdirse de bu karar geçmişe etki etmeyeceği için, karardan önce meydana gelen hüküm ve sonuçlar ortadan kalkmaz. Bu maddenin sonucu olarak, evlenmenin mutlak veya nispi butlanla geçersiz olması halinde dahi, evlilik devam ettiği müddetçe eşlerin mirasçılığını etkilemez. Ancak, batıl bir evliliğin iptali amacıyla butlan (iptal) davası açılmış ve eşlerden her ikisi de hayattaysa, iptal kararının kesinleşmesiyle evlilik tıpkı boşanmada olduğu gibi ileriye etkili olarak sona ereceğinden eşlerin artık birbirlerine mirasçı olmaları söz konusu olmaz. Bu durumda, eşlerin mirasçılık sıfatı ortadan kalkar. Eşlerden biri, henüz iptal davası açılmadan önce ölürse, sağ kalan eş onun mirasçısı olacaktır. Zira, evlilik, ölümle sona ermiştir ve batıl da olsa geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarını doğurmaktadır (TMK madde 156/c.2 ). Bu durumda, ölen eşin mirasçılarının (şayet evlenme nispi butlanla geçersizse) evlenmenin iptalini sağlamak yönünde butlan davası açma hakları bulunmamaktadır (TMK madde 159/c.1).Ancak, miras bırakan (ölen eş) ile sağ kalan eş arasındaki evlenme “mutlak butlan” sebeplerinden biriyle sakatlanmışsa, ölen eşin mirasçıları evlenmenin butlanı nedeniyle (TMK madde 147, f.1, c.2) iptal davası açabilirler ve bunun sonuçlarından doğrudan yararlanırlar. Mutlak butlanla batıl bir evlenmenin iptalini istemekte ölen eşin mirasçılarının doğrudan menfaati bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu kimseler, 4721 sayılı TMK’nun 146 ve 147.maddeleri anlamında “ilgili” sıfatına ve doğrudan dava hakkına sahiptirler. Bu kimseler iptal davasını, ölen eşin dava hakkına değil, doğrudan kendi dava haklarına dayanarak açmaktadırlar. Bir başka anlatımla, TMK’nun 159.maddesinin birinci cümlesinde öngörülen “dava hakkının mirasçılara geçmeyeceği” hükmü, mutlak butlanla sakat bir evlenmenin iptalinde “ilgililer” yönünden uygulanmayacaktır. 4721 sayılı TMK’nun bu hükmü ; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 127.maddesi karşılığı olduğundan mutlak butlanla değil de nispi butlanla ilgili olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu yönü ile TMK’nun 159 ve 147.maddesi hükümleri birbirleriyle çelişmemektedir. 743 sayılı Medenî Kanun’un yürürlük döneminde, iptal davası açıldıktan sonra ve fakat iptal kararı kesinleşmeden önce (dava devam ettiği sırada) eşlerden birinin ölmesi durumunda sağ kalan eşin ölene mirasçı olup olmayacağı hususu tartışmalıydı. Bir görüşe göre, -butlan kararının kesinleşmesinden önce eşlerden biri ölürse sağ kalan eşin; ancak, iyi niyetli olması hâlinde, ona mirasçı olabileceği, kötü niyetli ise artık ölen eşe mirasçı olamayacağı kabul ediliyordu. Bu görüşün temelinde; 743 sayılı Medenî Kanun’un 126.maddesinin, “hüsnüniyetle evlenen kadın, feshine hükmedilmiş olsa bile evlenme ile iktisap ettiği vaziyeti muhafaza eder.” hükmüne dayanmaktaydı. Diğer görüş ise, butlan kararının kesinleşmesinden önce eşlerden birinin ölmesi hâlinde, sağ kalan eşin, ister iyi niyetli, ister kötü niyetli olsun, mirasçılık sıfatını kazanacağı, zira iptal kararının mirasçılığı engellemesinin; ancak, kesinleştiği tarihten itibaren mümkün olacağı yönünde idi. İşte, 4721 sayılı Medenî Kanun’un 159.maddenin 2. cümlesi ile bu tartışmalara son verilmiş; anılan maddenin, 2.cümlesinde açıkça “Dava sonucunda evlenme sırasında, iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.” hükmü getirilmiştir. Bu açık düzenleme karşısında artık, butlan davası devam ettiği sırada eşlerden birinin ölmesi üzerine onun mirasçıları tarafından devam ettirilen dava sonunda sağ kalan eşin iyi niyetli olmadığı anlaşılırsa, onun mirasçı olmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu durum, kıyasen sağ kalan eş lehine, ölen eş tarafından yapılmış ölüme bağlı tasarruflar açısından da uygulanır. Kural olarak, butlan davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olmayacağı gibi daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder. Bu kural, hem mutlak butlan halinde hem de onun daha hafif bir hali olarak kabul edilen, nispi butlan halinde uygulanmaktadır. Eş, ölmeden önce, nispi butlan davası açmış olup, dava sırasında ölmüş ise; davaya mirasçıları tarafından halef sıfatıyla devam edilmesi halinde, mirasçıların sürdürdükleri dava artık bir nispi butlan davası değil, davalı eşin iyi niyetli olmadığının tespiti davası sayılır. Öteki deyişle, evlenmenin nispi butlanının dava etme hakkı olan eş dava açmadan önce ölmüşse, bu hak mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar sadece açılmış olan nispi butlan davasını sürdürebilirler. Evlenmenin mutlak butlanında ise mirasçıların kendi adlarına dava açma hakları bulunmakla, muris davadan önce vefat etse de mirasçıların bunu dava etme olanakları vardır. Mutlak butlan davası ya da tespit davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olduğu anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçılık sıfatını korur. Ne var ki, mutlak butlan davası ya da tespit davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçılık sıfatını da kaybeder (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.11.2011 tarih, 211/7-695 esas, 211/673 karar sayılı kararı) Somut olaya gelince: mirasbırakan A.. M..'in vefat etmeden önce Üsküdar 1. Aile Mahkemesi'nin 2004/195 Esas sayılı dosyasında boşanma davası açtığı, bu dava devam ederken 28.01.2006 tarihinde öldüğü, A..'in mirasçılarından olan oğlu A.. M..'in kusur yönünden davaya devam ettiği, yapılan yargılama sonucunda davacıya TMK 181/ 2 maddesi uyarınca atfı kabil bir kusurun bulunmadığının tespitine karar verildiği ve iş bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, mirasbırakanın ölümünden sonra, davacı ile mirasbırakan arasında görülen boşanma davası sonuçlanmadan mirasçı A.. M.. tarafından davacı aleyhine Üsküdar 2. Aile Mahkemesi'nin 2006/738 Esas sayılı dosyasında evliliğin mutlak butlanla batıl olduğuna ve iptaline karar verilmesi istemi ile dava açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 25/06/2009 tarih, 2009/420 sayılı kararı ile evliliğin mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine ve evliliğin iptaline, davacının iyi niyetli olduğunun tespitine, evlenme ile kazandığı kişisel durumun korunmasına karar verildiği ve verilen bu kararın da Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Evliliğin butlanına dair karar ileriye dönük olarak sonuç doğurur, geçmişe etkili olmaz ve yukarıda da ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere, 4721 sayılı TMK’nun, 159.maddesinin 2. cümlesinde, mirasçılığın devam edebilmesi için, evlilik akdinin kurulması anında eşin iyi niyetli olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Bu sebeple, butlan davası sırasında eşlerden birinin ölmesinin yanı sıra eşlerden birinin ölümünden sonra butlan davası da açılmış olması durumunda da sağ kalan eşin mirasçı olması asıldır. Sağ kalan eşin evlilik akdinin kurulması anında iyi niyetli olmadığı, eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından açılan mutlak butlan davasında kanıtlanmalıdır. Eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından mutlak butlan davası açılmamışsa, sağ kalan eş evliliğin kurulması anında iyi niyetli sayılır. Mirasbırakan 28/01/2006 tarihinde ölmüş, mirasçı A.. M.. davacı aleyhine 29/12/2006 tarihinde evliliğin mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine ve evliliğin iptaline karar verilmesi istemi ile dava açmıştır. Bu halde, butlan davası açılmadan önce mirasbırakan öldüğüne göre davacı mirasçılık sıfatını kazanmıştır. Ayrıca, butlan davası sonucunda davacının iyi niyetli olduğunun tespitine ve evlenme ile kazandığı hukuksal durumun korunmasına karar verilmiş ve verilen bu karar kesinleşmiştir. Bu halde, evlenme sırasında iyi niyetli olduğu anlaşılan sağ kalan eş yani davacı yasal mirasçılık sıfatını korur. Hal böyle olunca, yerel mahkemece, dava ehliyeti bulunan davacının mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddi cihetine gidilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 25.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2013/17903 E., 2014/157 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Ancak miras bırakan (ölen eş) ile sağ kalan eş arasındaki evlenme “mutlak butlan” sebeplerinden biriyle sakatlanmışsa, ölen eşin mirasçıları evlenmenin butlanı nedeniyle (TMK madde 147, f.1, c.2) iptal davası açabilirler ve bunun sonuçlarından doğrudan yararlanırlar.
8. Hukuk Dairesi         2013/17903 E.  ,  2014/157 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Hazine ile ... aralarındaki mirasçılık belgesinin iptali davasının kabulüne dair İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 04.06.2013 gün ve 150/186 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.01.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekilleri Av. ... ile Av. ... Kasar ve karşı taraftan davacı Hazine vekili Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı Hazine vekili, davalı ...’in müteveffa ...aptığı evliliğinin Sarıyer 1. Aile Mahkemesi'nin 23.12.2009 tarih 2008/644 Esas, 2009/1307 Karar sayılı kesinleşen kararı ile mutlak butlanla batıl olması nedeni ile iptaline karar verildiğini, ancak karar Yargıtay aşamasında iken davalı tarafından İstanbul 10.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/121 Esas sayılı dosyasında mirasçılık belgesi istemli dava açıldığını, davanın Hazine'ye ihbar edildiğini, bilahare davalının İstanbul 10.Sulh Hukuk Mahkemesi'ndeki davasından feragat ederek İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde yeniden açtığı dava sonunda 10.07.2012 tarih 2012/211 Esas 2012/491 Karar ile mirasçılık belgesini aldığını, davalının mirasçı olmadığını açıklayarak davalı tarafından halen devam etmekte olan derdest bir dava var iken mahkemeyi yanıltmak sureti ile alınan İstanbul 12.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/211 Esas 2012/491 Karar sayılı 10.07.2012 tarihli veraset ilamının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, miras bırakanın sağ kalan eşinden başka yasal mirasçısının bulunmadığını, miras bırakanın 16.02.2012 tarihinde vefat ettiğini, butlan kararının kesin karar olmayıp temyizi kabil olduğunu, evliliğin butlanına yönelik verilen kararın Yargıtay 2.Hukuk Dairesi'nce onanma tarihinin 10.07.2012 olup, veraset ilamının bu tarihten bir ay önce alındığını, evliliğin kanunen geçerli olduğuna dair geçerli sağlık raporu da bulunduğunu, miras bırakanın kanuni mirasçısı olmaması halinde mirasının devlete geçebileceğini, oysa miras bırakanın yasal mirasçısı bulunduğundan Hazine'nin mirasçı olamayacağını açıklayarak davanın reddini savunmuştur. ./. -2- 2013/17903 -2014/157 Mahkemece, davanın kabulü ile, İstanbul 12.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 10.07.2012 tarih 2012/211 Esas 2012/491 Karar sayılı verasetin iptaline, muris... Barman'ın payı tek pay olarak kabul edilerek Hazineye aidiyetine karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre dava, ...ile ... ... arasındaki evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptaline karar verilmesi sebebiyle sağ kalan eşin iyiniyetli olmadığı iddiasına dayanılarak açılan davalı tarafından alınmış mirasçılık belgesinin iptali ve muris... Barman’ın tek mirasçısının Hazine olduğuna ilişkin yeni mirasçılık belgesi isteğine ilişkindir. Davanın niteliği itibarıyla mutlak butlan sebebiyle evliliğin iptali ve mirasçılık üzerinde durmak gerekmektedir. Bilindiği üzere kesin olan evlenme engelleri evlenmeyi mutlak butlanla sakatlamakta; istisnalar dışında mutlak butlanla sakat olan evlilik, kural olarak, kamu düzenini zedelediğinden sakatlık herkesi ilgilendirmektedir. Mutlak butlan davasının, kimler tarafından açılabileceği ise, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 146.maddesinin birinci fıkrasında, mutlak butlan davasının “Cumhuriyet Savcısı” tarafından re’sen açılacağı; ikinci fıkrasında ise, bu davanın “ilgisi olan herkes” tarafından da açılabileceği hükme bağlanmıştır. Dava açma hakkı olan kimselerin kimler olduğu kanunda açıkça belirtilmemiştir. Doktrinde ve uygulamada, “ilgili olan herkes” kavramından “evlenmenin iptaline madden ya da manen ilgisi olan (menfaati bulunan) kimselerin” anlaşılması gerektiği ifade edilmektedir. Açılacak olan butlan davası herhangi bir süreye bağlı değildir. Dolayısıyla tarafların beraber geçirdikleri zaman, batıl evlenmeyi geçerli hale getirmez. Evlenmenin mutlak butlanına yol açan sebepler aynı zamanda birer “kesin evlenme engeli”dir. 4721 sayılı TMK’nun 145.maddesinde mutlak butlan sebepleri; “mevcut evlilik”, “yasak derecede hısımlık”, “ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk” ve “evlenmeye engel derecede akıl hastalığı” olarak sayılmıştır. Butlan kararı sonuçlarının, Türk Medeni Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde değil de genel olarak boşanma hükümlerine atıf yapılarak düzenlendiği görülmektedir. Gerek mutlak butlan, gerekse nispi butlan davaları hukuki nitelikleri itibariyle bir “tespit davası” değil, “bozucu yenilik doğuran dava”lardır. Zira batıl evlenme, davanın sonunda verilecek kararla ileriye etkili olarak sonuç doğuracak şekilde iptal edilmektedir. Batıl bir evlenmenin ortadan kaldırılması için açılması şart olan “butlan davası” sonunda hâkimin, evliliğin ortadan kaldırılması konusunda verdiği karara “iptal kararı” denilir ki, bu karar da hukuki niteliği itibariyle “yenilik doğuran bir karar”dır. Butlan davasında davacı, mahkemeden dava konusu evlenmenin batıl olduğunu ve bu sebeple ortadan kaldırılması gerektiğini talep eder. Bu açıdan mutlak veya nispi butlan davalarında davacı tarafından talep edilen husus mevcut bir hukuki durumun ortadan kaldırılmasıdır (TMK’nun 156.maddesi). Başka bir deyişle, butlan davası sonunda hâkimin vereceği “yenilik doğuran iptal kararı” ile, her ne kadar geçersiz de (batıl da) olsa mevcut olan bir evlenme işlemi ve evlilik ilişkisi sona ermekte; var olan bir hukuki durum ortadan kalkmaktadır. Bu yönüyle hâkimin iptal kararı “bozucu yenilik doğuran” bir karar niteliğindedir. 4721 sayılı TMK’nun 156.maddesinin ikinci cümlesi hükmü gereğince, mutlak butlan ya da nispi butlanla sakat olan evliliğin hakim kararıyla sonlandırılması halinde kararın kesinleştiği tarih itibariyle butlan kararı ileriye etkili olur. Dava açılmış olsa bile evlenme, kararın kesinleşme tarihine kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Diğer deyişle, iptal kararı, evlenme ile iptal kararının kesinleşmesi arasındaki süre içerisinde doğmuş olan geçerli bir evliliğe ilişkin hüküm ve sonuçları ortadan kaldırmaz. Her ne kadar ./.. -3- 2013/17903 - 2014/157 iptal kararı, evliliği sona erdirse de bu karar geçmişe etkili olamayacağı için, karardan önce meydana gelen hüküm ve sonuçlar ortadan kalkmaz. Bu maddenin sonucu olarak, evlenmenin mutlak veya nispi butlanla geçersiz olması halinde dahi, evlilik devam ettiği müddetçe eşlerin mirasçılığını etkilemez. Ancak batıl bir evliliğin iptali amacıyla butlan (iptal) davası açılmış ve eşlerden her ikisi de hayattaysa, iptal kararının kesinleşmesiyle evlilik tıpkı boşanmada olduğu gibi ileriye etkili olarak sona ereceğinden eşlerin artık birbirlerine mirasçı olmaları söz konusu olmaz. Bu durumda eşlerin mirasçılık sıfatı ortadan kalkar. Eşlerden biri henüz iptal davası açılmadan önce ölürse, sağ kalan eş onun mirasçısı olacaktır. Zira evlilik ölümle sona ermiştir ve batıl da olsa geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarını doğurmaktadır (TMK madde 156/c.2 ). Bu durumda ölen eşin mirasçılarının (şayet evlenme nispi butlanla geçersizse) evlenmenin iptalini sağlamak yönünde butlan davası açma hakları bulunmamaktadır (TMK madde 159/c.1). Ancak miras bırakan (ölen eş) ile sağ kalan eş arasındaki evlenme “mutlak butlan” sebeplerinden biriyle sakatlanmışsa, ölen eşin mirasçıları evlenmenin butlanı nedeniyle (TMK madde 147, f.1, c.2) iptal davası açabilirler ve bunun sonuçlarından doğrudan yararlanırlar. Mutlak butlanla batıl bir evlenmenin iptalini istemekte, ölen eşin mirasçılarının doğrudan menfaati bulunmaktadır. Dolayısıyla bu kimseler 4721 sayılı TMK’nun 146 ve 147.maddeleri anlamında “ilgili” sıfatına ve doğrudan dava hakkına sahiptirler. Bu kimseler iptal davasını, ölen eşin dava hakkına değil, doğrudan kendi dava haklarına dayanarak açmaktadırlar. Başka bir anlatımla, TMK’nun 159.maddesinin birinci cümlesinde öngörülen “dava hakkının mirasçılara geçmeyeceği” hükmü, mutlak butlanla sakat bir evlenmenin iptalinde “ilgililer” yönünden uygulanmayacaktır. 4721 sayılı TMK’nun bu hükmü ; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 127.maddesi karşılığı olduğundan mutlak butlanla değil de nispi butlanla ilgili olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu yönü ile TMK’nun 159 ve 147.maddesi hükümleri birbirleriyle çelişmemektedir. 4721 sayılı Medenî Kanun’un 159.maddenin 2. cümlesinde “Dava sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.” yazılıdır. Bu açık düzenleme karşısında, butlan davası devam ettiği sırada eşlerden birinin ölmesi üzerine onun mirasçıları tarafından devam ettirilen dava sonunda sağ kalan eşin iyi niyetli olmadığı anlaşılırsa, onun mirasçı olmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu esas kıyasen sağ kalan eş lehine, ölen eş tarafından yapılmış ölüme bağlı tasarruflar açısından da uygulanır. Kural olarak, butlan davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olmayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder. Bu kural, hem mutlak butlan hâlinde, hem de onun daha hafif bir hali olarak kabul edilen, nispi butlan halinde uygulanmaktadır. Evlenmenin mutlak butlanında, mirasçıların kendi adlarına dava açma hakları bulunmakta olup, muris davadan önce vefat etse de mirasçıların bunu dava etme olanakları vardır. Mutlak butlan davası ya da tespit davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olduğu anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçılık sıfatını korur. Ne var ki, mutlak butlan davası ya da tespit davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçılık sıfatını da kaybeder. Bu açıklamalar karşısında somut olaya gelince; muris ...’ın 15.03.2006 tarihinde bizzat başvurması ve “unutkanlığı, telkin ve baskılara karşı koyamama, kötüniyetli insanların baskı ve telkinleri sonucu hatalı işlem yapma, malvarlığının ./... -4- 2013/17903 - 2014/157 tehlikeye düşme ihtimali” sebebiyle kendisine arkadaşı ...’ın kızı ... Durunay’ın vasi atanmasını istemesi üzerine Mahkemece, muris hastaneye sevk edilmiş, ... Araştırma Hastanesi Baştabipliği'nin 23.03.2006 tarih 2006/5323 nolu sağlık kurulu raporu ile “demans (bunama) hastalığı saptandığı, bu durumuyla ayırt etme gücünden yoksun olduğu, kendisine bir vasi atanması gerektiği, mahkemede dinlenmesinde yarar olmadığı” bildirilmiş, Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 15.05.2006 tarih 2006/392 Esas 2006/757 Karar sayılı ilamı ile muris kısıtlanarak kendisine ... Durunay vasi atanmış, dosya hesaplı vasi esasına kaydedilmiştir. Kısıtlı muris dilekçe ile kısıtlılık halinin kaldırılmasını ve vasinin görevine son verilmesini istemiş, Adli Tıp Kurumu'nun 12.01.2007 tarihli 4.İhtisas Kurulu'nun raporunda muriste ... başlangıcı tesbit edildiği, bu durumu itibarıyla fiil ehliyetine tam haiz olmayıp kendisine müşavir atanmasının uygun olduğunun bildirilmesi, vasi ...’in de 09.11.2006 tarihli dilekçesi ile vasilikten affını istemesi üzerine Mahkemece, 30.01.2007 tarihli görevlendirme kararı ile Av.... hukuki yönden gerekli işlemleri yapabilmesi için hususi vasi olarak görevlendirilmiş, durumun Hazineye ihbarı ile Hazine davaya dahil olmuş, 06.03.2007 tarihinde de kısıtlı murise yardımcı olmak üzere Ömür Demirci görevlendirilmiştir. Mahkemenin 15.08.2007 tarihli kararı ile Av....’ün görevi kaldırılmış, Av.Hüseyin Aslan kısıtlı murise vasi olarak atanmış, kısıtlı muris bu karara da itiraz etmiş, Mahkemece 24.05.2007 tarihli karar ile bu talebi reddedilmiş, kısıtlı murisin 21.06.2007 tarihli dilekçe ile kendisine Av....nin vasi olarak atanmasını isteyerek Asliye Hukuk Mahkemesi'ne itirazı üzerine Sarıyer 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 24.07.2007 tarih 2007/207 Esas 258 Karar sayılı ilamı ile kısıtlının itirazının kabulüne, kısıtlıya yeni vasi atanması için dosyanın Sulh Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Kısıtlı murisin Mahkemeye müracaat ederek kendisine yasal danışman olarak emekli hakim Av....nin atanmasını içeren talebi üzerine tüm dosya kısıtlı ile birlikte Adli Tıpa gönderilmiş, Adli Tıp 4.İhtisas Kurulu'nun 26.10.2007 tarihli raporunda,... Barman’da Demansiyel Sendrom başlangıcı olduğu, kendisinin fiil ehliyetine tam haiz olmayıp kendisine müşavir atanmasının uygun olacağı bildirilmiştir. Rapor üzerine Sarıyer 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 16.01.2008 tarih 2006/34 Hesaplı vasi Esas 2008/15 Karar sayılı ilamı ile “Mustafa ile Hatice’den olma 08.08.1925 doğumlu kısıtlı... Barman’ın 15.05.2006 tarih 2006/392 Esas 2006/757 Karar sayılı ilamı ile kısıtlanmasına ve kendisine önce ... Durunay’ın sonra Av...., daha sonra da Av.Hüseyin Aslan’ın vasi olarak atanmasına ilişkin kararların kaldırılmasına, ...MK’nun 429.m. gereğince haklarının korunması bakımından fiil ehliyetinin kısmen sınırlandırılarak aşağıda yazılı işlerde görüşü alınmak üzere kendisine Av....nin yasal danışman olarak atanmasına” karar verilmiştir. Kararı muris ...ile Hazine temyiz etmişler, Yargıtay 2.Hukuk Dairesi'nin 16.06.2008 tarih 2008/5315 Esas 2008/8637 Karar sayılı ilamı ile hüküm “Hükme esas alınan Adli Tıp 4.İhtisas Dairesi'nin 12.01.2007 ve 26.10.2007 tarihli raporlarında Demansiyel Sendrom başlangıcı tesbit edildiği, hali hazır durumu ile fiil ehliyetine haiz olmayıp kendisine müşavir atanmasının uygun olduğu tanısı konulmuş, vesayetin kaldırılıp kaldırılmaması konusunda mütalaada bulunulmamıştır, mahkemece ....3.03.2006 tarihli Sağlık Kurulu raporunda ise demans saptandığını bu durum ayırt etme gücünden yoksun olduğunu, kendisine bir vasi atanması gerektiğini ve mahkemede dinlenmesinde yarar bulunmadığı bildirilmiştir. Her iki rapor arasında çelişki mevcuttur, raporlar arasındaki çelişkinin 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 15/f maddesi gereğince Adli Tıp Genel Kurulu'ndan müşahadeye dayalı rapor istenmesi sureti ile giderilmesi sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ve çelişkili raporlarla hüküm kurulması doğru görülmemiştir” gerekçesi ile bozulmuştur. ./... -5- 2013/17903 - 2014/157 Bu dosyanın karara çıktığı 16.01.2008 tarihinden önce evlenme başvurusu yapılan Beşiktaş Belediye Başkanlığı'nın 04.09.2006 tarihli yazısı üzerine Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nce verilen 18.09.2006 tarih 15730 sayılı “Mehmet Ali Barman’ın psikiyatrik-nörolojik muayenesinde anlamasının global dikkatinin normal sınırlar içinde yakın ve uzak bellek muayenesi normal sınırlar içindedir. Evlenmesine mani aklen bir patoloji saptanmamaktadır” şeklinde alınan rapor sonunda, yasal müşavir atanmasına dair karardan sonra, Yargıtay'ın onama kararından önceki 05.03.2008 tarihinde ...ile ... ... resmi olarak evlenmişlerdir. Sarıyer 1.Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından Yargıtay bozma kararı sonrası, yasal danışman atanması kararından sonra 15.03.2008 tarihinde... Barman’ın Sabahat Nesrin ile evlendiği de dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'ndan müşahadeye dayalı rapor istenmiş, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulu'nun 16.04.2009 tarih 124 karar nolu verdiği raporda “...ın fiil ehliyetini müessir ve kişide şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan demansiyel sendrom denen bunama halinin tesbit edildiği, kendisinde tesbit edilen bunama halinin klinik, fizyopatolojik ve ilerleyici özellikleri gözönüne alındığında evlilik tarihi olan 15.03.2008 tarihinde de fiil ehliyetini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecedeki bu akli arızaya musab olduğu, bu akli arıza nedeni ile halen fiil ehliyetine haiz olmayıp MK’nun 405.m. gereği medeni haklarının kısıtlanarak kendisine vasi atanmasının uygun olduğu, durumunun MK’nun 145.maddesine mümas olduğu, mahkemede dinlenmesinde yarar bulunmadığı mütalaa olunur” denilmiştir. Bu rapor üzerine Sarıyer 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 03.06.2009 tarih 2008/587 Esas 2009/493 Karar sayılı ilamı ile... Barman’ın TMK’nun 405.m. gereği kısıtlanmasına, kendisine İstanbul Barosu avukatlarından Av.Aytaç Güngör’ün vasi olarak atanmasına karar vermiştir. Diğer yandan hesaplı vasi dosyasında kendisine durum ihbar edilen ve davaya katılan Hazine tarafından,... Barman’ın evliliği öğrenilince 09.07.2008 tarihinde Sarıyer Aile Mahkemesi'ne 2008/644 Esasında açılan davada,... hakkında alınan raporlar ve Demansiyel Sendrom sebebiyle fiil ehliyeti olmadığı ancak Şişli Etfal Hastanesi'nden alınan 12.03.2008 tarihli rapora dayanarak 15.03.2008 de Sebahat ile evlendiği, Adli Tıp Kurumu raporlarına göre ...için MK 145/2.maddesindeki koşulların oluştuğu açıklanarak evliliğin mutlak butlan sebebi ile iptaline karar verilmesi istenmiştir. Davalılar ...ile ... ... vekili ise evlenmenin gerçek olduğunu, vekil edeninin sadece unutkan olduğu, akıl sağlığının yerinde olduğu, evlenme için izin alındığı,...’nin ... ile evlenmek için 3 yıl uğraştığı açıklanarak davanın reddi savunulmuştur. Sarıyer Aile Mahkemesi'nin 23.12.2009 tarih 2008/644 Esas 2009/1307 Karar sayılı ilamında, Hazine açtığı davada TMK’nun 146/2.maddesinde yazılı ilgili kişi kabul edilmiş, özellikle Sarıyer 1.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2008/587 Esas 2009/493 Karar sayılı dosyasına sunulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulunun 16.04.2009 tarih 124 karar nolu vermiş olduğu rapor gözönünde bulundurularak, evlilik akti yapıldığında davalı... Barman’ın bunama halinin TMK’nun 145.maddesinde belirtilen mutlak butlan nedenine dayalı batıl evliliğin yapıldığı kanaati ile davanın kabulüne ve ...ile ... Barman arasındaki 15.03.2008 tarihinde yapılan evliliğin TMK’nun 145.maddesi uyarınca mutlak butlan ile batıl olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Hüküm davalılar vekilince temyiz edilmiş, Yargıtay 2.Hukuk Dairesi'nin 01.03.2012 tarih 2012/2181 Esas 2012/4427 Karar sayılı ilamı ile mahkeme kararı onanmış. ... vekilinin karar düzeltme isteğinin de aynı Dairenin 09.07.2012 tarih 2012/12358 Esas 2012/19228 Karar sayılı ilamı ile reddedilmesi üzerine karar 09.07.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Bu dosyanın temyiz incelemesi sırasında ...16.02.2012 tarihinde ölmüştür. Evliliğin iptaline ilişkin kesinleşmiş karar 09.07.2012 tarihinde nüfusa işlenmiştir. ./... -6- 2013/17903 - 2014/157 Bu arada Sebahat vekili Av.... tarafından 15.05.2012 tarihinde İstanbul 12.Sulh Hukuk Mahkemesine, Sebahat vekili Av.... tarafından ise 26.03.2012 tarihinde İstanbul 10.Sulh Hukuk Mahkemesi'ne açılan mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda, İstanbul 12.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 10.07.2012 tarih 2012/211 Esas 2012/491 Karar sayılı ilam ile Mustafa ve Hatice’den olma 08.08.1925 doğumlu ve 16.02.2012 tarihinde ölen... Barman’ın tek mirasçısının eşi ... Barman olduğuna, diğer dosyada ise, Sebahat vekilinin 16.07.2012 tarihli feragat dilekçesi üzerine İstanbul 10.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 04.10.2012 tarih 2012/121 Esas 2012/584 Karar sayılı ilamı ile davacı vekilinin feragati sebebiyle HMK 307 ve devamı maddeleri gereğince davada esas hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Ayrıca Sebahat vekilinin 21.06.2012 tarihli talebi üzerine Bakırköy 2.Noterliği'nin 21.06.2012 tarih 11795 yevmiye sayılı mirasçılık belgesinin düzenlendiği ve... Barman’ın tek mirasçısının ... Barman olduğunun belirlendiği görülmektedir. Her ne kadar, evliliğin butlanına dair karar ileriye dönük olarak sonuç doğurur, geçmişe etkili olmaz ise de, yukarıda da ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere, 4721 sayılı TMK’nun, 159.maddesinin 2. cümlesinde, mirasçılığın devam edebilmesi için, evlilik akdinin kurulması anında eşin iyi niyetli olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Bahsedilen iyiniyet, eşin evlenme töreni sırasında butlan sebebinin mevcudiyetini bilmemesi veya gerekli özeni göstermiş olmasına karşın öğrenememiş olması demektir. Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Bu sebeple butlan davası sırasında eşlerden birinin ölmesinin yanı sıra eşlerden birinin ölümünden sonra butlan davası da açılmış olması durumunda da sağ kalan eşin mirasçı olması asıldır. Sağ kalan eşin evlilik akdinin kurulması anında iyi niyetli olmadığı, eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından açılan mutlak butlan davasında kanıtlanmalıdır. Eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından mutlak butlan davası açılmamışsa, sağ kalan eş evliliğin kurulması anında iyi niyetli sayılır. Eldeki davada, davalı muris...’nin evlenme tarihinden önceki dönemde de birbirlerini tanıdıkları, 31.01.2013 tarihli yargılama oturumunda dinlenen tanık Rezzan Topaloğlu tarafından 2006 yılındaki bu tanışıklığın doğrulandığı, evliliğin iptaline ilişkin dosyada Sebahat vekili tarafından...’nin ... ile evlenmek için üç yıl uğraştığının açıklandığı, yaşı ve malvarlığı sebebiyle kötüniyetli kişiler tarafından evlendirilmek istendiğine dair 13.12.2006, 10.02.2007 tarihli gazete haberlerinde muris ile birlikte evlendirilmek istendiği kişi olarak ...’in de isminin geçtiği, muris ile ... arasındaki tanışıklığın ilk kısıtlılığın başladığı tarih öncesine dayandığının bizzat... Barman’ın 2006/34 hesaplı vasi esas sayılı dosyasında 18.04.2008 tarihli beyanı ile “…evlendiğim kişi benim eski arkadaşımdır, çok uzun süreden beri arkadaşlığımız vardır…” şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda... ile Sebahat’in önceki tarihlere varan tanışıklılığı, kısıtlılık durumunun başladığı 2006 yılında... ile ilgili çıkan haberler, aynı tarihlerde başlayan rapor süreci, murisin durumu ve vasi tayinine ilişkin olayların oluş silsilesi ve hayat deneyimleri dikkate alındığında, davalı ...’in muris... ile olan evlenme akdinin kurulması anında, murisin butlan sebebini bilmediği veya bunun için gerekli özeni gösterdiği düşünülemez. Davalının bu durumu bilmemesi hayatın olağan akışına da aykırıdır. O halde, evlilik akdinin kurulması anında davalının iyi niyetli olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, evlilik akdinin kurulduğu anda iyiniyetli olmayan davalı, mirasçı da olamaz. Hal böyle olunca, yerel mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. ./... -7- 2013/17903 -2014/157 Açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davalı taraftan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı Hazine'ye verilmesine, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 3402 sayılı Kanun'un 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına, 14.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2013/22419 E., 2014/6265 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTavas Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
tam metni aç
Bu hallerde dava hakkı, sonradan iyileşen eşe aittir (TMK. md.
2. Hukuk Dairesi         2013/22419 E.  ,  2014/6265 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tavas Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ :24.06.2013 NUMARASI :Esas no:2011/143 Karar no:2013/293 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı, evlenmeleri sırasında eşinin "evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olduğunu" ileri sürerek, evliliğin bu sebeple butlanına karar verilmesini istemiş; mahkemece istek kabul edilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir. Taraflar 28.02.2011 tarihinde evlenmişlerdir. Tavas Devlet Hastanesinden alınan 30.06.2011 tarihli sağlık kurulu raporunda; davalının atipik psikoz hastalığı bulunduğu, tedavi edilmeden evlenmesinin uygun olmayacağı, Pamukkale Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkalığının 25.07.2012 tarihli sağlık kurulu raporunda ise; davalının sınırda mental kapasitede olduğu tedavisinin mümkün olmadığı bildirilmiş; davalının vesayet altına alınması için mahkemece yapılan ihbar üzerine, Denizli 1 Sulh Hukuk Mahkemesince alınan Pamukkale Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlığının 18.02.2013 tarihli sağlık kurulu raporunda ise davalıda mental kapasitede bulunduğu vesayet altına alınması istenen davalı kadının aklen sağlam olduğu bildirilmiş Sulh Hukuk Mahkemesince de bu rapor uyarınca davalının vesayet altına alınmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Raporlar arası çelişki mevcuttur. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması veya evlenmeye engel olacak derecede akıl hastası olması, evliliği mutlak butlanla sakatlar (TMK. md. 145/2-3). Ancak, ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını, yalnızca ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Bu hallerde dava hakkı, sonradan iyileşen eşe aittir (TMK. md. 147/2). Vesayet dosyasında alınan raporda "davalının aklen sağlam" olduğu ifade edildiğine göre, davalının ayırt etme gücünü sonradan kazanmış veya akıl hastalığının iyileşme sürecinde olması ihtimal dahilindedir. İyileşme veya ayırt etme gücünün sonradan kazanılması halinde de, Türk Medeni Kanununun 147/2. maddesi hükmüne göre, dava hakkı ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşene ait olacaktır. O halde, davalının dosya içerisindeki tüm tedavi kayıtları ve raporlarla birlikte bir kez de Adli Tıp Kurumuna sevk edilerek ilgili ihtisas dairesinden evlenme sırasındacede akıl hastalığının bulunup bulunmadığı, varsa hastalığının iyileşmiş olup olmadığı konusunda rapor alınmalı, davalı iyileşmiş ise Türk Medeni Kanununun 147/2. maddesi hükmü de nazara alınarak sonucuna göre karar verilmelidir. Bu husus üzerinde durulmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 19.03.2014 (Çar.)

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Hukuki işlemlerin geçersizlik türlerinden olan "mutlak butlan" ve "nispi butlan" kavramları karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi bu iki yaptırım türünün ortak özelliklerinden biri değildir?

A) Her iki durumda da hukuki işlem, kanunun öngördüğü geçerlilik şartlarını taşımamaktadır.
B) Her iki butlan türünde de geçersizlik sebebine dayanan dava, taraflarca açılabilir.
C) Her iki durumda da hakimin kararı, işlemin geçersizliğini tespit edici niteliktedir.
D) Her iki butlan türünde de dava açma hakkı, belirli bir hak düşürücü süreye tabidir.
E) Her iki durumda da işlem, baştan itibaren sakat doğmuştur.

Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol