4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 164

Türk Medeni Kanunu 164. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. V. Akıl hastalığı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

21 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2717 E., 2021/761 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
lının Temmuz ayında evi terk ederek annesinin yanına yerleştiğini, tüm yalvarmalarına rağmen inat ederek ortak eve dönmediğini, bu nedenle iki kez eve dön ihtarı çektiğini, davacının buna rağmen yine de dönmediğini ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 164. maddesine göre boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, müvekkili yararına 10.000TL maddi ve 40.000TL manevi t
Hukuk Genel Kurulu         2017/2717 E.  ,  2021/761 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "karşılıklı boşanma ve bağımsız tedbir nafakası” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 10. Aile Mahkemesince verilen asıl davanın reddi, karşı davanın kabulü ve birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı-karşı davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Karşı Davalı İstemi: 4. Davacı-karşı davalı vekili 20.09.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 24.06.2011 tarihinde evlendiklerini, davalının müvekkiline, psikolojik, fiziksel ve ekonomik şiddet uyguladığını, hakaret ve küfür ettiğini, aşağıladığını, ailesi ile görüşmesine izin vermediğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, tüm bu olaylara dayanamayan davacının 2,5 aylık hamile iken 2012 yılı Temmuz ayı başında yaşanan tartışma sonrasında evden ayrılmak zorunda kaldığını, davalının barışma girişiminde bulunmadığını, doğuma dahi çevrenin ısrarı ile geldiğini ve ortak çocuğun ismini müvekkiline danışmadan koyduğunu, sonrasında gerek eşi gerekse ortak çocuk ile ilgilenmediğini, bu sebeple müvekkilinin bağımsız tedbir nafakası davası açtığını, bunun üzerine davalının müvekkiline göstermelik olarak eve dön ihtarı çektiğini ancak ihtarda samimi olmadığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 750TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 500TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 30.000TL maddi, 10.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-Karşı Davacı İstemi: 5. Davalı-karşı davacı vekili 11.10.2013 tarihli karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının çeşitli bahanelerle sürekli küstüğünü, evi terk ettiğini, annesinin evine gittiğini, ilk hamileliğini müvekkiline sormadan kürtajla sonlandırdığını, boşanma davası açarak bu davasından feragat ettiğini, sonrasında ikinci kez hamile kaldığını, 2012 yılının Temmuz ayında evi terk ederek annesinin yanına yerleştiğini, tüm yalvarmalarına rağmen inat ederek ortak eve dönmediğini, bu nedenle iki kez eve dön ihtarı çektiğini, davacının buna rağmen yine de dönmediğini ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 164. maddesine göre boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, müvekkili yararına 10.000TL maddi ve 40.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 10. Aile Mahkemesinin 24.09.2014 tarihli ve 2013/1265 E., 2014/1253 K. sayılı kararı ile; davacı-karşı davalı kadın eşin davasının, ortak çocuğun doğumundan önce açıp feragatle sonuçlanan davadan sonra boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşten kaynaklı kusurlu bir davranışı ispat edemediği gerekçesiyle reddine, birleşen tedbir nafakası davasının tarafların gelir durumu gözetilerek kısmen kabulü ile ortak çocuk yararına 300TL tedbir nafakası ödenmesine, erkek eşin terke dayalı karşı boşanma davasının ise yasal koşulları bulunduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına, erkek eş yararına 5.000TL maddi, 5.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Kararları: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.06.2015 tarihli ve 2014/28474 E., 2015/13676 K. sayılı kararı ile; “…Hüküm davacı-karşı davalı tarafından, her iki boşanma davası, fer'ileri ve birleşen davada müşterek çocuk yararına verilen tedbir nafakası miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının kendisinin reddedilen boşanma davasına ve müşterek çocuk yararına verilen tedbir nafakası miktarına yönelik temyiz itirazları yersizdir. 2- Toplanan delillerden ve dosya kapsamından, taraflar Ankara'da Batıkent'te birlikte otururken davacı-karşı davalı kadının müşterek haneden ayrılarak İstanbul'a taşındığı ve davalı-karşı davacı erkeğin eşini, Ankara Dikimevi'nde kiraladığı eve davet ettiği anlaşılmaktadır. Davacı-karşı davalı kadın, tarafların birlikte seçtikleri (TMK md. 186) veya Türk Medeni Kanununun 188. maddesindeki şartların oluşması sebebiyle eşlerden biri tarafından seçilen ya da hâkim tarafından belirlenen (TMK md. 195) bağımsız bir eve davet edilmemiştir. Şu hale göre; davacı-karşı davalı kadın ihtara uymamakta haklıdır. Davalı-karşı davacı erkeğin terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. 8. Davalı-karşı davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.02.2016 tarihli ve 2015/24957 E., 2016/1646 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosya kapsamından davacı-karşı davalı kadının 2012 yılının Temmuz ayında evi terk ettiği, davalı-karşı davacı erkeğin, Ankara 1. Noterliği'nin 16291 yevmiye numarası ile 15.1 1.2012 tarihinde davacı-karşı davalı kadının, ortak konuta dönmesi için ihtar gönderdiği, davacı-karşı davalı kadının dönmemesi üzerine, 2013 yılının Mart ayında müşterek konuttan taşındığı, bu defa 20.06.2013 tarihinde Ankara 3. Aile Mahkemesi‘nin 2013/419 Değişik İş sayılı ihtar dosyası ile davacı-karşı davalı kadının yeni taşındığı Ankara Dikimevinde kiraladığı konuta dönmesi ihtarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalı-karşı davacı erkek ikinci kez gönderdiği ihtarda davacı-karşı davalı kadını tarafların birlikte seçtikleri (TMK ınd.186) veya Türk Medeni Kanunun 188. maddesindeki şartların oluşması sebebiyle eşlerden biri tarafından seçilen ya da Hakim tarafından belirlenen (TMK m. 195) bağımsız bir eve davet etmemiş ise de, ilk ihtarda ortak konuta davet ettiği ve bu ihtarın usule uygun olduğu sabittir. Ne var ki, ilk incelemede bu husus gözden kaçmış, hüküm, "davacı-karşı davalı kadının, tarafların birlikte seçtikleri (TMK m. 186) veya Türk Medeni Kanununun 188. maddesindeki şartların oluşması sebebiyle eşlerden biri tarafından seçilen ya da hakim tarafından belirlenen (TMK m. 195) bağımsız bir eve davet edilmediği, davacı-karşı davalı kadının ihtara uymamakla haklı olduğu, davalı-karşı davacı erkeğin terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerektiğinden" bahisle bozulmuştur. Yukarıda gösterildiği üzere, davalı-karşı davacı erkek, davacı-karşı davalı kadını 15.11.2012 tarihli ihtarla ortak konuta davet ettiği ve bu ihtarın usulüne uygun olduğu anlaşıldığından, davalı-karşı davacı erkeğin, karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 26.06.2015 tarih ve 2014/28474 esas, 2015/13676 karar sayılı ilamında, bozmaya ilişkin kısmın kaldırılmasına, davacı-karşı davalı kadının davasının reddi ve birleştirilen davadaki nafaka miktarları yönünden onama kararı kesinleştiğinden bu kısımların yeniden incelenmesine yer olmadığına, a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı- karşı davacı erkeğin davası ve ferileri yönünden kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b-Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat talep eden tarafın kusursuz veya az kusurlu olmasının yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması da gerekir. ( TMK m. 174/2) Boşanmaya sebep olan olaylar bu nitelikte değilse manevi tazminata hükmolunamaz. Terk (TMK m. 164) hukuki sebebine dayalı boşanma davası kabul edildiğine göre, davacı- karşı davalı kadının haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmeme kusuru boşanma sebebi kabul edilmiştir. Tehdit, hakaret mesajlarından sonra erkeğin ikinci kez eve dön ihtarı çektiği de sabittir. Salt boşanmış olmak ya da bunun sebebiyet verdiği üzüntü manevi tazminatı gerektirmez. Bu durumda davalı- karşı davacı erkeğin kişilik haklarına saldırının varlığı kabul edilemez. Öyleyse, davalı-karşı davacının manevi tazminat talebinin reddi gerekir. Bu husus nazara alınmadan davalı-karşı davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi doğru bulunmamıştır. c- Boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür. (TMK m. 182) Bu hususu Hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. O halde velayeti davacı-karşı davalıya tevdi edilen 31.01.2013 doğumlu müşterek çocuk Yağmur Ceren için iştirak nafakasına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır,…” gerekçesiyle davalı-karşı davacı erkeğin karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairenin 26.06.2015 tarihli ve 2014/28474 E., 2015/13676 K. sayılı kısmen onama kısmen bozma ilamında bozmaya ilişkin 2. bendin kaldırılmasına, temyize konu hükmün yukarıda 2-b ve 2-c bentlerinde gösterilen sebeplerle bozulmasına, hükmün bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin yukarıda 2-a bendinde gösterilen sebeple onanmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. Ankara 10. Aile Mahkemesinin 08.06.2016 tarihli ve 2016/433 E., 2016/790 K. sayılı kararı ile iştirak nafakası yönünden bozma kararına uyulmasına, manevi tazminat yönünden yapılan bozmaya karşı ise; boşanma kararının 15.11.2012 tarihli ilk terk ihtarına binaen verilmiş olduğu, manevi tazminata esas hakaretlerin ise 30.07.2012 ile 24.01.2013 tarihleri arasında kadın eşin erkek eşe yönelik "karaktersiz, adi şerefsiz, köpekten koca olmuş mu ki, senden olsun, s... git, pezevenk, senin ananın a...koy" şeklindeki ağır söylemlere dayandığı, TMK 174. maddesindeki düzenlemede terkle ilgili ayrık bir düzenlemenin bulunmadığı, kişilik hakkı ihlal edilmiş ise manevi tazminata hükmedilebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı-karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların terk hukuksal sebebine dayalı TMK’nın 164. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verildiği dikkate alındığında, karşı boşanma davası kabul edilen davalı-karşı davacı eş yararına, boşanmanın fer’isi niteliğindeki manevi tazminata hükmedilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddeleri ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir. 13. Boşanma sebepleri TMK’nın 161 ve 166. maddeleri arasında özel ve genel boşanma sebepleri olarak düzenlenmiştir. Genel boşanma sebebi TMK’nın 166. maddesi ile düzenleme altına alınan evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumudur. Özel boşanma sebepleri ise kendi içinde mutlak özel boşanma sebepleri (zina-TMK m. 161, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış-TMK m. 162, suç işleme-TMK m. 163 ve son olarak terk-TMK m. 164) ve nispi özel boşanma sebepleri (haysiyetsiz hayat sürme-TMK m. 163 ve akıl hastalığı TMK m.163) şeklinde ayrıma tabidir. Bu ayrımların asıl önemi; hâkimin, somut olayda evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini incelemesinin gerekip gerekmediği noktasında kendini gösterir. Kanun koyucu özel mutlak boşanma sebepleri konusunda belirli bir olayın gerçekleşmesi şartını aramıştır. Özel mutlak boşanma sebebine dayalı bir davada “kanunun aradığı belli şart” gerçekleştiği takdirde artık hâkim, genel boşanma ve özel nispi boşanma sebebine dayalı davaların aksine “evliliğin çekilmez hale gelip gelmediğini” incelemeksizin boşanma kararı vermek zorundadır. Zira kanun koyucu; özel mutlak boşanma sebeplerinden birinin varlığı hâlinde, ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini kabul etmiştir. Burada iddia edilen özel boşanma sebebinin varlığının ispatlanmış olması, boşanmaya karar verme hususunda yeterli olup, hâkim; tarafların bunun dışında ileri sürdükleri bir iddia ve savunmaya değer vererek hükme esas alamayacağı gibi boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların diğer kusurlu davranışlarını da dikkate alamayacaktır. Bunun doğal sonucu olarak da; özel boşanma sebebiyle aleyhinde yürütülmekte olan bir davada ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalının, kusur esasına dayalı boşanmanın malî sonuçlarına ilişkin tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerini (TMK m. 174/1-2 ve 175) ileri süremeyeceği tartışmasızdır. 14. Evlilik “birlik ilkesi” üzerine kurulmuştur. Evlenme ile eşler arasında “evlilik birliği” kurulmuş olur ve tarafların evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirme görevleri başlar. Bu görevlerin en önemlisi ise evliliğin amacıyla uyumlu şekilde eşlerin birlikte yaşamalarıdır. Bu bağlamda birlik süresince kural olan; zorunlu nedenler dışında eşlerin birlikte yaşamasıdır. Asıl kuralın aksine eşlerden birinin bu birliktelikten haklı bir sebep olmaksızın özgür iradesi ile ortak yaşamdan ayrılması ise “terk” olarak kabul edilir. Terk mutlak ve özel bir boşanma sebebi olarak 4721 sayılı Kanunu’nun 164. maddesinde; “(1) Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. (2) Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Görüldüğü üzere, terk sebebiyle açılan boşanma davaları kendine has özellikleri nedeniyle bu davalarda “dava koşulları ile yargılama usulü” iç içe geçmiş hâldedir. Dava çok sıkı maddi ve şekli şartlara bağlanmış olup titizlikle inceleme gerektirmektedir. Buradan hareketle söylenmelidir ki; hâkim, terk sebebine dayalı boşanma dava şartlarının oluşup oluşmadığını maddi hukuk ve usul hukuku açısından olmak üzere iki ayrımda inceleyerek karar vermelidir. Maddi hukuk açısından “terk eylemi” evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeme maksadı ve ortak hayata son verme kastı taşımalı, haklı ve hukuka uygun bir nedene dayanmamalı ve son olarak altı ay süreyle devam ediyor olmalıdır. Maddenin ikinci fıkrasında ise usul hukuku açısından üzerinde dikkatle inceleme yapılması gereken “ihtar müessesesi” açıklanmıştır. 15. Hâkimin boşanmaya ilişkin verdiği kararla birlikte eşlerin kişisel durumlarında ortaya çıkan sonuçların yanı sıra bir takım malî sonuçlar da ortaya çıkar. TMK’nın 174. maddesi ile boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçları kapsamında yer alan maddi ve manevi tazminat şartları hüküm altına alınmıştır. Maddeye göre boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zarar gören taraf; karşı taraftan maddî tazminat talep edebileceği gibi bunun yanı sıra, bu olaylar nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğramışsa manevî tazminat da isteyebilecektir. 16. Türk Hukuku’nda boşanmanın malî sonuçları açısından kusur ve nedensellik bağı kavramları önem arz etmektedir, zira boşanma nedeniyle tazminat ödenmesine karar verilebilmesi için; bir eşin “kusurlu davranışları” ile diğer eşte “tazminatlar yönünden zarar oluşumu” arasında “nedensellik bağı” olmasını gerektirir. Daha açık bir ifadeyle eşte oluşan zarar olgusu; boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleştiği kabul edilen kusurlu davranışlar nedeniyle oluşmalıdır. Kusur, esasen sorumluluk hukuku gereği olarak tazminat talebinde bulunabilmek için gereken bir unsur olup, genel olarak; zarara sebebiyet veren kişinin sorumlu tutulabilmesi için hukuk düzenince belirlenmiş olan davranış kurallarından sapma olarak tanımlanabilir. İşte burada hâkim; olayların alışılan akışına ve yaşam deneyimlerine göre, kusurlu eşin boşanmaya sebebiyet veren eylemlerinin, diğer eşte ağır zarar yaratması arasında uygun nedensellik bağını kurduğu takdirde tazminat ödenmesine karar verebilir. 17. Zarar kavramı ise en genel ifade ile kişinin mal varlığı veya şahıs varlığı bakımından korunan bir değerinde hukuka aykırı bir davranışın sonucu olarak iradesinin ve isteğinin dışında meydana gelen eksilme olarak tanımlanmaktadır. Hâkim, eşin; TMK’nın 174. maddesi uyarınca, boşanma nedeniyle oluşan “mevcut veya beklenen menfaat” zedelenmesini maddi tazminatla, boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle “kişilik haklarının” zedelenmesini ise manevi tazminatla onarılmasına karar vermek yetkisine sahiptir. 18. Boşanma sonucunda manevi tazminata karar verilebilmesi için, kişinin boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması gerekir. Kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel düzenleme TMK’nın 23, 24 ve 25. maddelerinde yer almakta; Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi ile bu düzenlemeler tamamlanmaktadır. Ancak bu genel korumanın dışında bazı kişisel değerleri koruyan özel hükümler de bulunmakta olup, TMK’nın 174. maddesi bu hükümlerden biridir. Kişilik hakları, bir bütün olarak kişinin maddi ve manevi varlığıyla ilişkili ve bu varlığın geliştirilmesini hedefleyen haklar ve özgürlükler olarak tanımlanır. Bu haklar; kişiliğe bağlı, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. Kişilik haklarının mutlak bir hak oluşu, hak sahibine, bu hakka ve hakkın içerdiği değerlere herkesin saygı göstermesini isteme, kişisel değerlerin korunmasını herkesten isteme, yasaların, kamu düzeninin ve genel ahlak ile adabın çizdiği sınırlar içerisinde dilediği gibi kullanma hakkı verir. Kişilik hakkı kavramı; kişiyi var eden, kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan, diğer kişilerden farklılığını temin eden bütün değerler üzerindeki haktır. Yaşam, vücut bütünlüğü, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim, resim gibi kişisel varlıklar üzerindeki haklar kişilik hakkını ifade eder. Bu varlıklara yönelen saldırılar ise kişilik hakkının ihlali sonucunu doğururlar. 19. Eldeki davaya gelince; yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda, tarafların evlilik birliği hakkında “kadın eşin ortak konutu terk ettiği, yasaya uygun şekilde ihtar edildiği hâlde eve dönmediğinin ispatlandığı” gerekçesiyle, TMK’nın 164. maddesinde yazılı özel ve mutlak boşanma sebebi olan “terk olgusuna” dayalı boşanma kararı verildiği anlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle hâkim, “kanunun aradığı belli şartın” gerçekleştiğini kabul etmiş, tarafların boşanma sebebini “terk” vakıası olarak belirlemiştir. Özel Daire tarafından bu yöne ilişkin yapılan temyiz incelemesinde ise terke dayalı boşanma kararının onanmasına karar verilmiştir. 20. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; tarafların terk hukuksal sebebine dayalı boşanmalarına karar verildiği, taraflar yönünden boşanmaya sebep olan olayın “kadının haklı bir sebebi olmaksızın ortak konuta dönmediği” şeklinde belirlendiği, özel ve mutlak boşanma sebebine dayalı davalarda dava konusunun sadece ve sadece kanunun aradığı belli şartın gerçekleşip gerçekleşmediği hususu olduğu, hâkimin ileri sürülen sebepten farklı vakıaların ispatlanıp ispatlanmadığını araştırmasına gerek olmadığı gibi, ispatlanmış olsa dahi taraflarca gerçekleştirildiğinden bahisle başkaca kusurlu davranışları hükme esas alamayacağı, bu durumun doğal sonucu olarak da bir başka mahkemenin yargılamasına konu olan hakaretlere dayalı şekilde erkek eşin kişilik haklarının zedelenmiş olmasından söz edilemeyeceği, manevi tazminata hükmedilebilmesi için boşanmaya sebep olan olayın kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi gerektiği, terk edilmiş olmanın kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığı, boşanmaya sebep olmayan bir vakıanın nedensellik bağının kurulmasında ölçü olarak alınarak mahkemece TMK’nın 174/2. maddesi uyarınca manevi tazminat ödenmesine karar veremeyeceği tereddütsüzdür. 21. Hâl böyleyken yerel mahkemece, somut olaya uygun ve aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, terke dayalı olarak verilen boşanma kararında, boşanmanın fer'îsi niteliğinde erkek eş yararına manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
(...Dava Türk Medeni Kanununun 164.maddesine dayalı boşanma istemine ilişkindir.
Hukuk Genel Kurulu         2012/2-686 E.  ,  2013/67 K. * TERKE DAYALI BOŞANMA DAVASI * İHTAR KARARI * TÜRK MEDENİ KANUNU (4721) Madde 164 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “terke dayalı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pendik 2.Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 24.09.2010  gün ve 2009/743 E., 2010/859 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 06.12.2011 gün ve 2010/22396 E., 2011/21048 K. sayılı ilamı ile; (...Dava Türk Medeni Kanununun 164.maddesine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Toplanan delillerden çekilen ihtarın Türk Medeni Kanununun 164.maddesi ile 27.03.1957 gün 10/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygun bulunmasına, davanın süresinde açılmış olmasına, davalının kanunen korunmaya değer bir sebep olmadığı halde ortak konuta dönmediğinin anlaşılması karşısında davacının terke dayalı davasının kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine  karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 164.maddesine dayalı terk nedeniyle boşanma istemine ilişkindir. Davacı, 2002 yılında davalı ile evlendiklerini, 2004 doğumlu  Ş. ve 2005 doğumlu A. isimli iki çocuklarının bulunduğunu, davalının 2008 yılı içinde evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yapmamak maksadıyla müşterek haneyi, özel eşyalarını alarak terk ettiğini, bir daha eve dönmediğini, Pendik  1.Aile Hakimliği’nin 08.05.2009 tarih ve 2009/40 D iş ve karar sayılı ihtar kararının davalıya tebliğ edildiği halde eve dönmediğini, müşterek çocuklarının kendisinin yanında kaldığını ve davalının evi terk ettiği tarihten dava tarihine kadar çocukları arayıp sormadığını, çocukların sağlık, eğitim ve iyi yetişmeleri bakımından velayetlerinin kendisine verilmesinin yararlı olacağını, ihtara rağmen eve dönmeyen davalı eşi ile müşterek hayatın devam etmesine imkan kalmadığını ileri sürerek boşanmalarına ve müşterek çocuğun velayetinin kendisine verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, tarafların 2002 yılında evlendiklerini 7 yıllık sürede iki çocuklarının olduğunu, davacının anne ve babası ile aynı apartmanda altlı üstlü oturmaları nedeni ile taraflar arasında ortaya çıkan her türlü anlaşmazlığa davacının anne ve babasının müdahil olduğunu, bu müdahalenin davacının babasının davalıya tokat atmak suretiyle müessir fiilde bulunmasına kadar gittiğini,  davacının eve fazla ilgi göstermediğini, evi bir otel gibi kullandığını, davalının evlilik birliğinin devamı için her türlü fedakarlığa katlandığını, taraflar arasındaki anlaşmazlıkların kendi aralarında çözüm imkanına kavuşması halinde boşanmayı gerektirecek hiçbir neden bulunmadığını, davacının terk nedeni ile boşanma davası açmış ise de davalının eve gelmemesi için her türlü psikolojik baskıyı yaptığını, oysa davalının eve dönmeyi  çok istediğini çocuklarına duyduğu özlem nedeni ile bu ayrılığın bir an önce bitmesini istediğini,  bu nedenle davalının şeklen evi terk etmiş ve geri dönmüyor gibi görünmekte ise de manen davacı tarafın tavır ve davranışları nedeniyle dönmek istediği evine, bugüne kadar dönemediğini, davacının, davalıyı bayramlarda dahi ailesi ile görüştürmediğini, 2008 yılı kurban bayramında davalının ailesini ziyarete gitmek istediğini  davacının karşı çıkması üzerine ziyarete gelen abisinin, kardeşini gelecek ise  anne ve babasını ziyaret etmesi için yanlarına götürmek istediğini, buna karşı çıkan davacı ve ailesinin birlikte  abisini darp etmesi nedeni ile davacının evi terk ettiğini, tehdit edilmesi nedeni ile eve dönmede kararsızlık çektiğini, eşinin samimi davetini beklediğini, belirterek davanın reddine. karar verilmesini, davanın kabulüne karar verilmesi halinde ise çocukların velayetinin davalıya verilmesini, iştirak ve yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesini istemiştir Mahkemece, uzun zamandır devam  eden geçimsizliğin akabinde ve davalı tanığının beyanına göre darp edilmiş bir vaziyette  davalı baba evine döndüğü, sonrasında  davacının ailesinden ve ailenin müdahalelerinden uzak  bir ikametgah belirlenmesi yönündeki iradesini defalarca dile getirdiği, bu nedenle Mahkemede  terk ihtaratının samimi olduğu yönünde  vicdani kanaat oluşmadığı, müşterek ikametgahta  davacının ailesinin  maddi ve manevi baskılarına imkan vermeyecek  koşulları taşımaktan uzak olduğu, davayı ispatın davacıya düştüğü ve davacının davasını ısbat edemediği gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir. Davacı  vekili,  hükmü temyiz etmiştir. Özel Daire’ce, yukarıda yazılı gerekçeyle hüküm bozulmuştur. Mahkemece önceki kararda direnilerek davanın reddine karar verilmiş; hükmü davacı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; terke dayalı boşanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği; noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, terke dayalı boşanma davasının yasal dayanağı ve koşullarının irdelenmesinde yarar vardır: 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 164.maddesinde boşanma nedenlerinden “Terk” düzenlenmiş olup, maddede; “Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise;  terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.” Hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, yasada, eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Terk sebebiyle boşanma davası açma hakkı, her iki eşe de tanınmış bir haktır; eşlerden birisi terk edilmişse terk edene karşı boşanma davası açabilir. Başlangıçta evi terk etmekte haklı olan eşin bu haklılığı ona süresiz olarak konuta dönmeme hakkını vermez. Terke dayalı boşanma davasının açılabilmesinin ön koşulu ise, yukarıya metni aynen alınan 164.maddenin ikinci fıkrasında süresi, şartları, şekli düzenlenen ihtarın varlığıdır. Eş söyleyişle, terk nedenine dayalı boşanma davası açılabilmesi için, önce yasanın aradığı koşullara uygun ihtar isteğinde bulunulması gerekir. Dolayısıyla, Hâkim tarafından yapılan “ihtar”, terk sebebine dayalı boşanma davasının, dava şartıdır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine ihtar talebini inceleyen hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Ortak konuta dönmesi istenen eşe mahkeme kanalıyla tebliği gereken bu “ihtar kararı” bir dava olmadığı için; ihtar gönderilmesi istenen mahkeme; olayın esasını, isteği haklı ya da haksızlığını vs. incelemeden ihtar kararı vermekle yükümlüdür ve bu karar temyiz edilemez. Ne var ki, boşanma davasına bakan hâkim, salt ihtarın varlığını yeterli görmemeli; bu ihtarın, boşanma davası açabilmenin ön koşulu olmasını da gözeterek, kanunda yer alan unsurları taşıyıp taşımadığını, resen (kendiliğinden) incelemelidir. Önemle vurgulamakta yarar vardır ki, ihtar kararının sonuç doğurabilmesi, dolayısıyla da ihtar kararının tebliğine rağmen yasal süresinde ortak konuta dönmeyen eş aleyhine açılacak boşanma davasının kabul edilebilmesi için iki unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan ilki, ihtar kararında ve ekinde bulunması gereken biçimsel koşulların varlığı; diğeri ise işin esasına ilişkin unsurların tamlığıdır. İhtar isteğinde bulunabilmenin koşulu; boşanma davası açmak için belirli sürenin (dördüncü ayının) bitmesi yani, eşin terk eyleminin üzerinden en az dört ay geçmiş olmasıdır. Bu halde mahkemece verilecek ihtar kararında; davet edilen evin açık -ayrıntılı- adresi gösterilmeli, davet eden eş evde bulunmayacaksa evin anahtarının bulunduğu yer belirtilmeli; davet edilenin yol gideri konutta ödemeli olarak gönderilmeli ve özellikle davete iki ay içinde uyulması gerektiği, aksi halde bunun doğuracağı sonuçların neler olduğu, açıklanmalıdır. Kanunda gösterilen süreler hakim veya taraflarca değiştirilemeyeceğinden; konuta dönmesi istenen eşe “iki aylık” süreden farklı bir süre verilemez ve bu sürenin ihtarda yer alması geçerlilik koşuludur. Zira, Kanun koyucu, yasada yer alan sürelerde her türlü olayın etkilerinin ve tepkilerinin sona ereceğini bir karine olarak kabul etmiştir. Bu sürelerin değiştirilmesi, bunlara ayrı bir süre eklenmesi düşünülemez. Maddede yer alan süreler karşı tarafça ileri sürülmese dahi hakim tarafından resen nazara alınmalı ve özelikle de ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamayacağı, unutulmamalıdır. Sonuçta da; ihtar kararı yasaya uygun ve geçerli değilse diğer koşullar incelenmeden salt bu nedenle dava reddedilmeli; ihtar kararının yasaya uygun olması halinde ise, eve haklı sebeple dönmediğini ispat yükünün davalıya ait olduğu da gözetilerek, davanın esasına ilişkin incelemeye geçilmeli; davacının ihtar isteğinde samimi olup olmadığı, davalının da ortak konuta dönmemekte haklı olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Pendik 1.Aile Mahkemesince, 2009/40 D.İş E., K. sayılı dosyasında verilen 08.05.2009 tarihli ihtar kararında ; davacı kocanın ihtar isteminin kabulü ile ihtar kararının davalı kadına tebliğine, ihtar kararının tarafların ortak konutu olduğu bildirilen S. mah. M.A. Ersoy Cad. Umut Sk.  No:6/2 …….adresine “iki ay içinde dönmesine” dönmediği takdirde TMK 164 maddesi uyarınca terk nedeniyle boşanma davası açılabileceği hususunun  ihtarına karar verilmiştir. Ayrıca ihtar edilenin adrese dönmesi bakımından 60.00 YTL nin  PTT alındı makbuzunun dosyaya ibraz edildiği, belirtilmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında, çekilen ihtarın Türk Medeni Kanunu’nun 164.maddesi ile 27.03.1957 günlü 10/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygun bulunmasına, davanın süresinde açılmış olmasına, davalının kanunen korunmaya değer bir sebep olmadığı halde ortak konuta dönmediğinin anlaşılması karşısında, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç :Davacı T. K. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine,  aynı Kanunun 440/1 maddesi  uyarınca tebliğden  itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.01.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
**- TERK NEDENİYLE BOŞANMA**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 164 ]
2. Hukuk Dairesi 2005/9764 E., 2005/12222 K. 2. Hukuk Dairesi 2005/9764 E., 2005/12222 K. - TERK NEDENİYLE BOŞANMA- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 164 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 185 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 186 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 195 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Taraflar ortak konutu ayrı ayrı terk etmişler, davet edilen konut birlikte seçilmemiştir. Terk sebebine dayalı boşanma davasının kabul edilebilmesi için öncelikli şart davalı eşin haklı bir sebep olmadan en az dört aydan beri evlilik birliği dışında kalmasıdır. Tarafların birlikte seçtikleri (TMK. md. 186) veya Türk Medeni Kanunu'nun 188. maddesi şartlarının oluşması sebebiyle eşlerden birinin seçtiği, ya da hakim tarafından belirlenen (TMK. 195) hallerine uygun, oturmaya elverişli, bağımsız bir evleri yoksa, birlik dışında bulunan eşin bu davranışı haklı sebebe dayanır. Terk edilen eş (TMK. md. 164) diğerini yukarıda açıklanan kurallara uygun olarak ortak konuta çağırmakla yükümlüdür. Çünkü ortak hayat bunu zorunlu kılar (TMK. md. 185/3). Bu itibarla kanunda gösterilen (TMK. md. 164) sürelerin başında tarafların kanuni koşullara uygun ortak konutunun olmadığı anlaşıldığından ihtar geçersiz olmakla, davanın reddi gerektiğinin düşünülmemesi doğru bulunmamıştır. Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen sebeple davalı yararına (BOZULMASINA), bozma sebebine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.09.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2024/3835 E., 2025/1222 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı erkek tarafından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 164 üncü maddesine dayalı (terke dayalı) olarak boşanma davası açılmış, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama üzerine davalının eşini terk ettiği ve etmekte haklılığını ispat edemediği, erkeğin terk ihtarının davalıya tebliğ edildiği ve terke dayalı dava
2. Hukuk Dairesi         2024/3835 E.  ,  2025/1222 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2921 E., 2024/582 K. DAVA TÜRÜ : Boşanma İLK DERECE MAHKEMESİ : Dinar Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2020/246 E., 2022/294 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın vekili tarafından davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu ve kusur belirlemesi yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Davacı erkek tarafından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 164 üncü maddesine dayalı (terke dayalı) olarak boşanma davası açılmış, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama üzerine davalının eşini terk ettiği ve etmekte haklılığını ispat edemediği, erkeğin terk ihtarının davalıya tebliğ edildiği ve terke dayalı davanın kabulü koşulları oluştuğu belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiş, davalı kadın tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup iş bu karara karşı davalı kadın tarafından temyiz talebinde bulunulmuştur. Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından olup bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Somut uyuşmazlıkta, dosya kapsamından davacı erkeğin psikolojik rahatsızlığı bulunduğunun ileri sürüldüğü, Dinar Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 25.01.2022 tarih, 2021/609 Esas, 2022/65 Karar sayılı kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 405 inci maddesi uyarınca erkeğin kısıtlanmasına ve vasi atanmasına karar verildiği görülmüştür. Bu duruma göre Mahkemece yapılacak iş, vesayet dosyası getirtilerek davacı erkeğin terk ihtarı çektiği tarihte ihtar çekebilme hususunda temyiz kudretinin bulunup bulunmadığı yönünde en yakın tam teşekküllü Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinden yahut Adli Tıp Kurumu'nun ilgili dairesince düzenlenecek heyet raporunun alınmasının akabinde ihtar tarihi itibariyle de dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile erkeğin 4721 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesi uyarınca açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı kadının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/3825 E., 2024/1144 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Taraflar arasındaki karşılıklı olarak açılan boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince kadının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 161 ncı, 162 inci, 163 üncü, 164 üncü maddeleri gereğince açtığı boşanma davalarının reddine;
2. Hukuk Dairesi         2023/3825 E.  ,  2024/1144 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/86 E., 2023/232 K. DAVA TARİHİ : 20.08.2020 KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 8. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/438 E., 2021/770 K. Taraflar arasındaki karşılıklı olarak açılan boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince kadının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 161 ncı, 162 inci, 163 üncü, 164 üncü maddeleri gereğince açtığı boşanma davalarının reddine; 166 ncı maddesi gereğince açılmış asıl ve karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın davalı- davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun nafakaların ve tazminatların miktarı yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) öngördüğü yargılama sistemine göre ilk derece mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, başvuran tarafın istinaf başvurusunun usulden ya da esastan reddine karar verilebilir veya ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir. Bu durumda bölge adliye mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulması hâlinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır. Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi hâlinde bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup bu hâlde ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalı-davacı kadın tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davalı-davacı kadının istinaf başvurusu, nafakaların ve tazminatların miktarı yönünden kabul edilmiş, sair yönlerden ise esastan reddedilmiştir. Hâl böyle iken İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurmayan ... erkeğin esastan reddedilen yönlere dair Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; ... erkeğin kusur belirlemesi ile tazminatların ve nafakaların kabulü şartlarına yönelik temyiz isteminin reddine karar vermek gerekir. ... erkeğin reddedilmeyen yönlere ilişkin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA ... erkek vekili dava ve karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; kadının, müvekkilini sürekli azarlandığını, küçük düşürdüğünü, watsapp mesajları ile müvekkiline psikolojik baskı uyguladığını, müvekkilinin kök ailesi ile görüşmek istemediğini, iyi bir anne ve eş olamadığını, her fırsatta davacının ailesi ile arasını bozmaya çalışıp onu ailesine ve arkadaş çevresine karşı rezil edeceğini beyan ederek tehdit ettiğini, psikolojik şiddet, hakaret vs. pek kötü onur kırıcı davranışları uygulamaya devam ettiğini iddia ederek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin babaya verilmesine, maddî ve manevî zararlar için tazminata hükmedilmesini dava ve talep etmiştir. II. CEVAP Davalı-davacı kadın vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; erkeğin düzenli olarak işe gitmediğini, alkol ve uyuşturucu kullanması nedeniyle borçlandığını, hafta tatili olan pazar günlerini evde geçirmediğini, sık sık eve gelmediğini, evlilik birliğinin üzerine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmediğini, tarafların erkeğin ailesinin alt katında bulunan konutta yaşadıklarını, bu haliyle erkeğin bağımsız konut temin etmediğini, ekonomik şiddet uyguladığını, sürekli yalan söylediğini, ortak çocukla ilgilenmediğini, ortak çocuk kaza geçirmesine rağmen çocuğu görmeye gelmediğini, kadına hakaret ettiğini ve psikolojik şiddet uyguladığını, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2019/2543 soruşturma sayılı dosyası ile "Kullanmak için Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek, Bulundurmak ve Kullanmak" suçunu işlediğinin sabit olduğunu, başka bir kadınla karı - koca hayatı yaşadığını iddia ederek erkeğin davasının reddini istemiş, karşı davanın kabulü ile; tarafların 4721 sayılı Kanun'un 161 inci, 162 inci, 163üncü, 164 üncü maddeleri ve 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, ortak çocuk yararına aylık 2.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın yararına aylık 3.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, yasal faiziyle birlikte 150.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin bir başka kadınla cinsel ilişkiye girdiği kesin veya güçlü karineyle ispatlanmadığından zina sebebiyle açılmış boşanma davasının reddine, Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış Sebebi ile boşanma talebinde bulunulmuş ise de; erkeğin davranışın boşanma sebebi oluşturması için, eşin vücut bütünlüğüne veya sağlığına yönelmesi ve bu davranışın zulüm veya işkence boyutunda olması gerektiğinden şartları oluşmadığından bu sebebe dayalı boşanma talebinin reddine, erkek eşin işlediği suç sebebiyle evlilik birliğinin çekilmez hal aldığına yönelik iddiası dinlenen tanık beyanlarının, erkeğin işlediği suç sebebiyle evlilik birliğinin çekilmez hal aldığına dair beyanda bulunmadığı, bu haliyle davacı kadının 4721 Sayılı Kanunun 163 üncü maddesi gereğince boşanmaya karar verilmesi için delillerin yeterliliği konusunda vicdani kanaat oluşmadığı, 164 üncü maddedeki şartlar oluşmadığı, erkek eşe usulüne uygun ihtar çekilmediğinden terk nedenine dayalı boşanma davasının reddine karar verildiği, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının, erkeğe hakaret ettiği, sinkaflı küfürlü söylemlerde bulunduğu, "sen ne biçim kocasın, çingene gibisin, ayyaş, varoş" şeklinde sözler söyleyerek aşağıladığı, erkek eşin ise borç içinde olduğu, kadından sürekli para istediği, evin bakım ve iaşesi ile ilgilenmediği, eşi ve ortak çocuğuna karşı üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği, ortak çocuk hastalandığında veya yaralandığında çocukla ilgilenmediği, eve geç saatlerde geldiği veya günlerce eve hiç uğramadığı, nerede olduğu konusunda yalanlar söylediği, kadın ile yatağını ayırdığı, başka bir kadınla dışarıda samimi bir şekilde görüldüğü bu sebeple güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, psikolojik şiddet uyguladığı, hakaret ve küfür ettiği, yaklaşık üç yıl kadar önce evi terk ederek ayrı yaşamak suretiyle eşini yalnız bıraktığı evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında erkeğin ağır kusurlu; kadının ise az kusurlu olduğu, boşanma sebebiyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları saldırıya uğrayan kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerektiği, ağır kusurlu erkeğin tazminata hak kazanamayacağı, kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceği, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesinin üstün yararlarına olacağı ve velâyet kendisine verilmeyen eşin çocukların bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlü olduğu gerekçesi ile; her iki davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, çocuk ile baba arasında kişisel ilişki kurulmasına, çocuk için aylık 350,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi itibariyl aylık 450,00 TL'ye çıkarılmasına, aylık 450,00 TL iştirak nafakasına, kadın yararına aylık 400,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi itibariyle aylık 500,00 TL'ye çıkarılmasına, aylık 500,00 TL yoksulluk nafakasına, kadın yararına kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte 15.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminata ve erkeğin maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı-davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, hükmedilen tazminatlar ve nafakaların miktarı yönlerinden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ... erkeğin ağır, davalı-davacı kadının ise az kusurlu olduğu, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, 4721 Sayılı Kanunun 166 ıncı maddesinin ikinci fıkrası koşullarının erkek lehine oluştuğu, erkeğin davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerektiği, İlk Derece Mahkemesince asıl davada verilen boşanma kararının ve evlilik birliğinin sarsılmasında erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna ilişkin kusur belirlemesinin isabetli olduğu, kadının 161 inci, 162 nci, 163 üncü ve 164 üncü maddelerine dayalı boşanma talepleri yönünden kadının iddialarını ispatlayamadığından verilen ret kararının isabetli olduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurları, kişilik haklarına yapılan saldırı ve hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen tazminatların miktarının az olduğu, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine ve günün ekonomik koşullarına göre kadın yararına takdir edilen tedbir ve yoksulluk nafakası ile ortak çocuklar yararına takdir edilen tedbir ve iştirak nafakası miktarlarının az olduğu gerekçesi ile; kadının eşin tazminatlar ile tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakalarının miktarına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının ilgili bentleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle ortak çocuk için boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren aylık 1.000,00 TL iştirak nafakasına, kadın yararına boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren aylık 1.200,00 TL yoksulluk nafakasına, kadın yararına 50.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata ve davalı-davacı kadının sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri ... erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur belirlemesi, tazminatların ve nafakanın kabulü ve miktarı yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, tazminatların ve nafakaların miktarı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 üncü, 175 inci, 182 nci ve 330 uncu maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup ... erkek vekili temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.... erkeğin kusur belirlemesi ile tazminatların ve nafakaların kabulü şartlarına yönelik temyiz dilekçesinin istinaf edilmeyen yön temyiz edilemeyeceğinden REDDİNE, 2.... erkeğin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Aşağıdaki durumlardan hangisi, Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen bir "boşanma nedeni" değildir?

A) Eşlerden birinin zina yapması
B) Eşlerden birinin diğerinin hayatına kastetmesi
C) Eşlerden birinin evlenirken mevcut olan akıl hastalığını gizlemesi
D) Eşlerden birinin haysiyetsiz hayat sürmesi
E) Eşlerden birinin haklı sebep olmaksızın ortak konutu terk etmesi

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol