Türk Medeni Kanunu 174. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.
2. Yoksulluk nafakası
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
397 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2024/415 E., 2024/422 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
Erkek yararına Türk Medeni Kanunu’nu 174/2. madde koşulları oluşmamıştır.
Hukuk Genel Kurulu 2024/415 E. , 2024/422 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1283 E., 2023/1780 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.07.2023 tarihli ve
2023/5084 Esas, 2023/3679 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında birleştirilerek görülen boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı-birleşen davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kusur belirlemesi ile manevi tazminata yönelik istinaf itirazının kabulüne ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle davacı-birleşen davalı erkek eş yararına manevi tazminat ödenmesine, sair istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı-birleşen davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiş, direnme kararına karşı davalı-birleşen davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Hukuk Genel Kurulunca yeni hüküm niteliğinde olan direnme kararına yönelik temyiz itirazlarının Özel Daire tarafından incelenmesi gerektiği belirtilerek dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiş, Özel Daire önceki bozma kararında yer alan gerekçelerle hükmü bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı-birleşen davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. ASIL DAVA
1. Davacı erkek eş vekili dava dilekçesinde; tarafların 17.08.2008 tarihinde evlendiklerini, ortak üç çocuklarının bulunduğunu, davalının sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği gibi sürekli kredi çekerek borçlandığını, eşi ve çocukları ile ilgilenmediğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini ileri sürerek eşlerin zina ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenlerine dayalı olarak boşanmalarına, velâyetlerin babaya verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 150,00 TL olmak üzere iştirak nafakası ile müvekkili yararına 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı kadın eş cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, sadakat yükümlüğünü ihlâl etmediğini, kendisine iftira atıldığını, evlendiği ilk günden beri eşinden şiddet gördüğünü, davacının bu kusurunu kapatmak amacıyla kendisi hakkında asılsız iddialar ileri sürdüğünü belirterek davanın reddini savunmuştur.
II. BİRLEŞEN DAVA
1. Davalı-birleşen davacı kadın eş vekili birleşen dava dilekçesinde; erkeğin eşine bağımsız konut temin etmediğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, sürekli fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, bu nedenle birçok kez yargılandığını ve ceza aldığını ileri sürerek asıl davanın reddine, birleşen boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 500,00 TL olmak üzere tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 100.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davacı-birleşen davalı erkek eş vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla önceki beyanlarını tekrar ederek birleşen davanın reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların zina ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.11.2017 tarihli ve 2016/30 Esas, 2017/793 Karar sayılı kararı ile; tanık anlatımları ve Gebze 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/179 Esas ve 2016/624 Karar sayılı dava dosyasındaki beyanlarla kadın eşin zina yaptığı, buna karşılık erkeğin de eşine sürekli fiziksel şiddet uyguladığı, bir keresinde kadının burnunu kırdığı, bağımsız konut temin etmediği, aile konutunun elektrik, su ve doğal gazını kapattırmak suretiyle kusurlu davranışlar sergilediği, hâl böyle olunca asıl davanın TMK’nın 161 inci maddesine dayalı zina hukuksal sebebi ile kadın eş tarafından açılan birleşen boşanma davasının ise TMK’nın 166 ncı maddesine dayalı evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle kabulüne, tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 250,00 TL tedbir-iştirak nafakası ödenmesine, kadın eşin düzenli ve sabit bir geliri olduğundan tedbir ve yoksulluk nafaka taleplerinin reddine, boşanmaya sebep olan olaylarda eşlerin eşit kusurlu olmaları nedeniyle tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen davalı erkek eş vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 24.02.2020 tarihli ve 2020/129 Esas, 2020/327 Karar sayılı kararı ile; zinanın mutlak boşanma sebebi olup taraflarca istinaf edilmediğinden eldeki davada artık genel boşanma sebebi şartlarının oluşup oluşmadığına bakılamayacağı, evlilik boşanma ile sona erdiğinden erkeğin ve kadının evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak açtıkları davalar hakkında bir karar verilemeyeceği, kadının zina kusurunun istinaf edilmemek suretiyle kesinleştiği, kadının zinasından önce erkek eş tarafından gerçekleştirilen kusurlu davranışların evlilik birliğinin devam etmesi nedeni ile kadın tarafından affedilmiş sayılması gerektiği, dolayısıyla kadının zinası karşısında erkeğin eşine şiddet uygulaması ve evin aboneliklerini iptal ettirmesi, ayrıca manevi anlamda bağımsız konut temin etmemesi nedenleri ile boşanmaya sebep olan olaylarda az kusurlu olduğu, zina nedeniyle erkek eş yararına manevi tazminata karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle erkeğin sair istinaf itirazlarının reddine, kadının kabul edilen boşanma davası, buna ilişkin yargılama giderleri ile kendi reddedilen manevi tazminat talebine yönelik istinaf isteğinin kabulü ile ilk derece mahkemesinin bunlara ilişkin kararının kaldırılmasına, evlilik zina sebebi ile sona erdiğinden kadının açmış olduğu birleşen boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, erkek yararına 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-birleşen davacı kadın eş vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.12.2020 tarihli ve 2020/5369 Esas, 2020/6765 Karar sayılı kararı ile "...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Yapılan yargılama ve toplanan delillerden tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarından, davacı-davalı erkeğin eşine yönelik fiziksel şiddetinin sürekli olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekirken, hatalı kusur belirlemesi sonucu davalı-davacı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Erkek yararına Türk Medeni Kanunu’nu 174/2. madde koşulları oluşmamıştır. O halde davacı-davalı erkeğin manevi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 08.04.2021 tarihli ve 2021/137 Esas, 2021/632 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar bozma ilâmında erkeğin kadına fiziksel şiddeti nedeniyle tarafların eşit kusurlu oldukları belirtilmişse de, Özel Dairece tarafların zina nedeniyle boşanmalarına ilişkin kararın kesinleşmiş olduğu hususunun dikkate alınmadığı, zinanın mutlak boşanma sebebi olduğu, zina vakıasının gerçekleşmesi hâlinde artık genel boşanma sebebi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmayacağı, zira zina sebebiyle boşanmanın kabulü hâlinde davalının tam kusurlu sayılacağı ve TMK'nın 166 ncı maddesinde göre kusur değerlendirilmesinin yapılamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
4. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen birinci kararına karşı süresi içinde davalı-birleşen davacı kadın eş vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/2-30 Esas, 2023/376 Karar sayılı kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin az buna karşılık kadının ağır kusurlu olduğu belirtilmişken bozma sonrası verilen direnme kararında kadın eşin tam kusurlu olduğu kabul edildiği, dolayısıyla yeni hükme yönelik temyiz incelemesini yapmakla görevli Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.
6. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...1.Bölge Adliye Mahkemesince boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-davacı kadının tam kusurlu olduğu kabul edilmişse de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-davalı erkeğin evlilik birliği içinde davalı-davacı kadının zina olayını öğrenmesinden önce birden fazla şiddet eylemi olduğu gibi davalı-davacı kadının zina eylemini öğrenmesinden sonra da davalı-davacı kadına karşı birden fazla kez şiddet uyguladığı, buna ilişkin darp raporlarının ve ceza kararlarının dosya içinde mevcut olduğu ve delil olarak davalı-davacı kadın tarafından dayanıldığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekirken, hatalı kusur belirlemesi sonucu davalı-davacı kadının tam kusurlu olduğunun kabulü hatalı olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddî ve manevî tazminata karar verilemez. Davacı-davalı erkek yararına 4721 sayılı Kanun`un 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası koşulları oluşmamıştır. O halde davacı-davalı erkeğin manevî tazminat talebinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; Yargıtay bozma ilâmında zina yapan kadın ile şiddet uygulayan erkeğin eşit kusurlu kabul edilmesi gerektiğinin belirtildiği, oysaki bu kabulün zinanın mutlak boşanma sebebinden çıkartılıp nispi boşanma sebebine dönüştürülmesi neticesinde her iki boşanma nedeni arasında kusur kıyaslaması yapılmasını mümkün hâle getirdiği, somut olayda zina yapan kadının ağır buna karşılık eşine şiddet uygulayan erkeğin ise az kusurlu olduğu, böyle olunca da erkek eş yararına 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı-birleşen davacı kadın vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı-birleşen davacı vekili temyiz dilekçesinde; boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin ağır kusurlu olarak kabul edilmesi ve bu belirlemeye bağlı olarak erkek yararına tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre erkek eş yararına TMK’nın 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 161, 166/1 ve 174 üncü maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.
2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Zina" başlıklı 161 inci maddesinin birinci fıkrası "Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir" şeklinde ve "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166 ncı maddesinin bir ve ikinci fıkraları ise;
"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır.
3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının davasının kabul edilerek boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken "ortak hayatın sürdürülmesi" olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak "temelden sarsılmanın" karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
4. Belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
5. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli ve 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine" karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
6. Diğer yandan boşanma bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarındandır.
7. Türk Medeni Kanunu’nun "Maddi ve manevi tazminat" başlıklı 174 üncü maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
8. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
9. Türk Medeni Kanunu’nun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen eşe "uygun bir tazminat" verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.
10. Eldeki davaya gelince; tarafların 17.08.2008 tarihinde evlenmiş olup ortak üç çocuklarının bulunduğu, evlilik birliği içerisinde kadın eşin zina yaptığı, buna karşılık erkeğin de eşine sürekli fiziksel şiddet uyguladığı, kadının burnunu kırdığı, bağımsız konut temin etmediği, aile konutunun elektrik, su ve doğal gazını kapattırmak suretiyle kusurlu davranışlar sergilediği anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince tespit edilen bu kusurlu davranışlara göre boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada ise aynı kusurlu davranışlar gözetilerek kadının ağır kusurlu olduğu kabul edilmiş ancak hükümde "erkeğin açmış olduğu zina hukuksal sebebine dayalı boşanma hükmünün, taraflarca istinaf edilmemiş olduğundan eşlerin 05.01.2018 tarihinde TMK 161 inci maddesi uyarınca zina sebebiyle boşanmalarının kesinleşmiş olduğu" gerekçesiyle kadın eş tarafından açılan birleşen boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, gerekçede erkeğin az buna karşılık kadının ağır kusurlu olduğunu kabul etmişse de birleşen dava yönünden erkek yararına yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Özel Daire erkek eşe yüklenen fiziksel şiddet vakıasının sürekli olduğu gerekçesi ile boşanmaya sebep olan olaylarda eşlerin eşit kusurlu sayılmaları gerektiğini belirterek hükmü bozmuş, birleşen dava hakkında verilen "karar verilmesine yer olmadığına" kararı ise onama kapsamında kalarak kesinleşmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen son kararda; özellikle tarafların boşanmasına ilişkin kesinleşen kararın zina nedenine dayalı olduğuna vurgu yapılmış ve somut olayda "zina ve şiddet olayı gerçekleştiğinden zina eylemini yapan kadın ağır, şiddet uygulayan erkek ise az kusurludur" gerekçesiyle direnilmiştir.
11. Gerçekten de; bir olay evlilik ilişkisi üzerindeki etkisine bakılmaksızın boşanma hakkı verebiliyorsa ortada mutlak boşanma sebebi vardır (Feyzi N. Feyzioğlu, Aile Hukuku, İstanbul-1986, s. 255-256). Zina (4721 sayılı Kanun md. 161) da mutlak boşanma sebebi olduğu için, ispatlandığı takdirde hakim boşanmaya karar vermek zorundadır ve bu davalarda davacı tarafın kusuru tartışılmaz; sadece davalının zina yapıp yapmadığı incelenir. Genel boşanma sebebinde (4721 sayılı Kanun md. 166/1) ise; eşler arasında meydana gelen olayların evlilik birliğini temelinden sarsıp sarsmadığını hâkim takdir edecektir, dolayısıyla bahsedilen bu genel boşanma sebebi nispi niteliktedir (Mustafa Dural; Tufan Öğüz, Mustafa Alper Gümüş, Türk Özel Hukuku, III. Cilt, Aile Hukuku, N. 636). Boşanma kararı, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup; kararın kesinleşmesi ile birlikte evlilik birliği ve birliğin gereği olan haklar ve sorumluluklar sona erer. Boşanma kararını veren hâkim; o evliliğe münhasır, tarafların boşanmaya sebep olan kusurlu davranışlarını belirler ve boşanma kararını verir. Böylece taraflar yönünden boşanmaya sebep olan olay veya olaylar artık belirlenmiş olur. Buradan hareketle; ayrı ayrı açılan boşanma davalarından biri hakkında verilecek hükmün diğerini de etkileyecek nitelikte olduğu tartışmasız olup, evlilik birliği sona erinceye kadar, herhangi bir sebeple açılmış bulunan boşanma davalarında tarafların boşanmaya neden olduğu iddia edilen tüm kusurlu davranışları, birlikte değerlendirilip, tarafların kusur oranlarının bir kez belirlenmesi ve belirlenen bu duruma göre boşanma ve varsa boşanmanın fer'î niteliğindeki talepler yönünden hüküm kurulması gerektiğinden taraflarca karşılıklı açılan tüm boşanma davalarının birlikte görülmesi zorunludur. Zira kaç dava olursa olsun, tüm davaların temeli taraflar arasındaki evlilik birliğinden kaynaklanan hukuki ilişkiye dayanmaktadır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2021 tarihli ve 2020/2-273 Esas, 2021/762 Karar sayılı kararında da aynen benimsenmiştir.
12. Somut olayda; erkeğin zina mutlak sebebine dayalı açmış olduğu boşanma davasına karşılık kadının nispi nitelikteki genel sebebe dayalı boşanma davası usule uygun şekilde birleştirilerek görülmüş; gerçekleşen olaylara göre kadının zina yaptığı buna karşılık erkeğin de eşine sürekli fiziksel şiddet uyguladığı, evin aboneliklerini iptal ettirdiği ve manevi anlamda bağımsız konut temin etmediği anlaşılmıştır. Özellikle belirtmek gerekir ki karşılıklı açılan veya birleştirilerek görülmesine karar verilen davalardaki "boşanma sebebinin" mutlak veya nispi olması hangi tarafın daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda bir ölçüt değildir. Boşanma davasında dayanılan boşanma sebebinin; özel, genel, mutlak veya nispi olması, ispat kuralları açısından önem taşıdığından ancak usul hukuku bakımdan dikkate alınması gereken bir husustur. Aynı şekilde eşlerin zina veya hayata kast sebebiyle boşanmalarına hükmedilmesi hâlinde bunun maddi hukuk açısından sonuçlarının düzenleme altına alındığı 4721 sayılı Kanun'un 236/2 nci maddesinden hareketle mutlak ve nispi boşanma sebepleri arasında kusur kıyaslaması yapılamayacağını söylemek de mümkün değildir. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme karar gerekçesinde yer verdiği "mutlak boşanma sebebi ile nispi boşanma sebebi arasında kusur kıyaslaması yapılmasının mümkün olmadığı" yönündeki gerekçe doğru bulunmamıştır.
13. Diğer yandan, direnme karar gerekçesinde yer verilen zina yapan kadının boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu sayılması gerektiğine dair görüşe de katılmak mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki; kadına yönelik şiddet ve özellikle aile içi şiddet, hukuk sistemleri tarafından göz ardı edilmemesi gereken bir insan hakkı ihlâlidir. Dosyadaki bilgi, belge, ceza mahkemesi kararları ve şiddete ilişkin fotoğraflardan evlilik süresince eşine karşı süregelen şekilde fiziksel şiddet uyguladığı anlaşılan, bunun yanında manevi anlamda bağımsız konut temin etmeyen ve evin aboneliklerini iptal ettiren erkeğin tüm kusurlu davranışlarına rağmen evlilik birliğinin devam ettiği ve yaşanan sadakatsizlik olayının arkasından ilk davanın erkek eş tarafından açıldığı düşüncesinden hareketle, somut olayda olduğu gibi münhasıran sadakatsiz davranan kadının boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğu yargısına varmak ve eşine manevi tazminat ödemesi gerektiğine karar vermek, toplum nazarında kadına yönelik aile içi şiddeti kabullenici bir tutumun göstergesi niteliğinde algılanabilir ve bunun önüne geçilmesi gerekir.
14. Gerçekleşen olaylara göre tarafların kusurlu davranışları kıyaslandığında eşlerin eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklememiştir. Hâl böyle olunca kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek yararına manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
15. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
16. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı-birleşen davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2021/1020 E., 2023/231 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davalı kadın yararına TMK'nın 174/1-2. maddesi koşullan oluşmuştur.
Hukuk Genel Kurulu 2021/1020 E. , 2023/231 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/147 E., 2021/628 K.
DAVA TARİHİ : 19.01.2016
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.12.2020 tarihli ve
2020/5377 Esas, 2020/6766 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davalı kadının tazminatlar ve nafaka miktarına yönelik istinaf başvurusunun reddine, davacı erkeğin ise kusur tespitine ve hüküm altına alınan tazminatlara yönelik istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek bu yönden yeniden esas hakkında hüküm tesisi ile davalı kadının maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; eşlerin 09.05.2000 tarihinde evlendiklerini, bu evliliklerinden ortak bir çocuklarının olduğunu, müvekkilinin evliliğin devamı için elinden gelen her türlü çabayı gösterdiği hâlde davalının birlik görevlerini yerine getirmediğini, huzursuzluk ortamı oluşturduğunu, evliliğin başından itibaren sebepsiz yere kavgalar çıkartıp eşine ağır hakaretlerde bulunduğunu, yoğun psikolojik şiddet uyguladığını, davalının müvekkiline sürekli "Seni tanıdığım güne lanet olsun, Allah senin belanı versin, sen kendini erkek mi sanıyorsun, babalık mı yaptığını zannediyorsun, defol git, hayatımı mahvettin, pislik herif , boşayacağım seni" şeklinde sözleri yer ve zaman gözetmeden herkesin yanında söylediğini, müvekkilinin Türk Silahlı Kuvvetleri personeli olduğunu, davalının da aynı kurumda memur olarak çalıştığını, müvekkilini astlarının yanında küçük düşürdüğünü, davalının ortak çocuğun dünyaya gelmesinden sonraki süreçte müvekkili ile ruhi ve fiziksel tüm bağını kopardığını, müvekkilinin geçirmiş olduğu sinüzit ameliyatı sebebiyle üç gün hastanede yatmasına rağmen davalının müvekkilini ziyaret etmediğini, tarafların yaklaşık on dört aydır fiilen ayrı yaşadıklarını, davalının asılsız itham ve suçlamalarla müvekkilini Merkez Komutanı ile Deniz Kuvvetleri Komutanına, ayrıca Genelkurmay Başkanı ile Cumhurbaşkanına, korumalığını yaptığı Oramiral Komutanına şikâyet mektupları yazdığını ileri sürerek tarafların boşanmalarını, ortak çocuğun velâyetinin müvekkiline verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili ; tüm iddiaları inkârla, davacının borç içinde yaşamayı yaşam tarzı hâline getirdiğini, taraflar evlendikten hemen sonra ortak konuta sürekli ödeme emrinin geldiğini, müvekkilinin, davacının evlilik öncesi borçlarını kapatmak için tüm düğün takılarını bozdurup borçları kapattığını, müvekkilinin evlilik öncesinde kendisine ...'te villa aldığını, davacının ...'in küçük olduğunu, istediği şekilde bir yaşam standardı oluşturamadığını beyan etmesi ile tayinini ...’a aldırdığını, davacının bir akşam eve geldiğinde kişisel borçları nedeniyle arabayı sattığını beyan ettiğini, arabayı satmak için müvekkilinden izin almadığını, hiçbir zaman evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmediğini, eşi ve çocuğunun hiçbir sıkıntısıyla ilgilenmediğini, davacının baskıları sebebi ile çocuğunu aldırmak zorunda kaldığını, müvekkiline sürekli şiddet uyguladığını, davacının sadece ailesi ile görüşmesine izin verdiğini, tarafların ortak çocuğunun yedi yaşında iken ağır hastalandığını, müvekkilinin CİMER'e yazdığı mektupta davacıyı hiçbir şekilde kötülemediğini, müvekkilini elindeki silahı göstererek ölümle tehdit ettiğini, fiilen ayrı yaşayan tarafların yeniden bir araya gelmelerinin mümkün olmadığını belirterek tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin müvekkiline verilmesine, müvekkili için 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk, müşterek çocuk Mutlahan için 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakası ile müvekkili yararına 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 100.000,00 TL tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 22.12.2017 tarihli ve 2016/45 Esas, 2017/925 Karar sayılı kararıyla; tarafların 09.05.2000 tarihinde evlendikleri, ortak bir çocuklarının olduğu, tarafların sık sık tartıştıkları, ortak çocuğun da bunu mahkeme huzurunda dile getirdiği, davacının işinde yoğun olarak çalıştığı, vücut ve kas geliştirmek için spor salonuna gittiği, kas gelişimi için çeşitli besin ve vitaminler kullandığı, eşi ve çocuğuna yeterince vakit harcamadığı, eve geç geldiği, davalı eşin tutumlu olmasına rağmen davacı kocanın pek çok yere borç yaptığı, davalıdan habersiz kullanılan aracın satıldığı, tanık Belgin'in beyanına göre davacının davalı eşi kısıtladığı ve baskı alında tuttuğu, tehdit ettiği, davacı kocanın davalıya "seni ve aileni köpek gibi eğiteceğim" diye hakaret ettiği, tanık Hatice beyanında davalının abisi olan davacıya "adi, şerefsiz sen ne biçim erkeksin, babalık mı yaptın, Allah belanı versin ,sürünsün" şeklinde hakaret ettiğini beyan ettiği, tarafların ortak paylaşımlarının kalmadığı, evlilik birliğinin devamının taraflardan beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığı, bu sonuca ulaşmada her iki taraf kusurlu olmasına rağmen davacı kocanın daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, çocuk için 500,00 TL tedbir nafakasının 600,00 TL iştirak nafakası olarak devamına, kadın için 400,00 TL tedbir nafakasının erkekten tahsili ile kadına ödenmesine, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın erkekten tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 10.03.2020 tarihli ve 2018/1237 Esas, 2020/419 Karar sayılı kararıyla; davalı kadının tanık ...'ın bulunduğu ortamda erkeğe “Ooo saz arkadaşlarını da bulmuşsun, gezin dolaşın", tanık Hatice Levent'in yanında 'Adi, şerefsiz, sen ne biçim adamsın” dediği, erkek sinüzit ameliyatı olduğunda refakatçiye muhtaç olmasına rağmen yanında bulunmadığı, bu konuda Hatice Levent'e "Ne hali varsa görsün" dediği, kadının ilk tanık listesinde gösterdiği tanık beyanları ile davacı tanığı Çağdaş'ın beyanından anlaşılacağı üzere davacının borçlarının olduğu, eve geç saatlerde geldiği, tarafların bu yüzden tartıştıkları, kadının iş yerinde erkeği üstlerine birden fazla kez şikâyet ettiği, erkeğin bu yüzden üstlerince ifadeye çağrıldığı, yaşanan olaylar karşısında taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kadının ağır, erkeğin ise az kusurlu olduğu, bu nedenle kadın yararına tazminata karar verilmesinin doğru olmadığı, ortak çocuk ve kadın için hüküm altına alınan nafaka miktarlarının da tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre makul olduğu gerekçesiyle davalı kadının tazminat ve nafaka miktarlarına yönelik istinaf taleplerinin esastan reddine, davacı erkeğin ise kusur tespiti ve kadın lehine hüküm altına alınan tazminatlara yönelik istinaf taleplerinin kabulü ile bu yönden yeniden esas hakkında hüküm tesisi ile davalı kadının maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...1-Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı erkeğin; eşi ve çocuğuna yeteri kadar vakit harcamadığı, eve geç geldiği, sinirli bir yapıda olup eşini kısıtladığı baskı altında tuttuğu, eşine “Seni ve aileni köpek gibi eğiteceğim” diyerek hakaret ve tehdit ettiği, eşinden habersiz aracı satıp pek çok borç yaptığı, davalı kadının İse; eşine "adi şerefsiz sen ne biçim adamsın” şeklinde hakaret ettiği, ameliyat olduğunda yeteri kadar ilgilenmediği ve ne hali varsa görsün dediği, eşini üstlerine şikayet ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, hatalı kusur belirlemesi sonucu davalı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Boşanmaya sebep olan olaylarda yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere davacı erkek ağır kusurludur. Gerçekleşen kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder niteliktedir. Davalı kadın yararına TMK'nın 174/1-2. maddesi koşullan oluşmuştur. O halde davalı kadın lehine tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi (TMK m. 4, TBK m. 50 ve 51) dikkate alınarak uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak kadının maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesiyle genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak tazminat taleplerinin reddinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda davacının mı yoksa davalının mı ağır kusurlu olduğu, buradan varılacak sonuca göre kadın eş yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 174/1-2 nci maddesi gereğince uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Türk Medeni Kanunu'nun “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166 ncı maddesinin 1 ve 2 nci fıkraları şöyledir:
"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”
Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174 üncü maddesi şöyledir:
"Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.
Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir."
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavramların irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
2. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıda anılan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
3. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli ve 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
4. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarındandır.
5. Yukarıda belirtilen madde hükmü gereği, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
6. Maddi tazminat, kişinin mal varlığında iradesi dışında gerçekleşen azalmanın karşılığını oluşturan giderimdir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 746). Boşanma nedeniyle, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun miktarda tazminat talep edebilir. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
7. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2 nci maddesinde düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2 nci maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen eşe “uygun bir tazminat” verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.
8. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; tarafların 09.05.2020 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten ortak bir çocuklarının bulunduğu, dosyada dinlenen kadın eşin tanığı Demet'in “…Tülin hanımdan duyduğum kadarıyla davacı mesai çıkışı spora gidiyormuş, eve geç geliyormuş, Tülin hanım ise tam tersi mesaiden sonra hemen eve gider, yemeğini yapar, çocuğun ödevleriyle ilgilenmeyi düşünüyordu, kendisini ailesine adamış bir insan, Tülin hanım hep maddi sıkıntılardan bahsediyordu, eşinin kontrolsuz harcamalar yaptığından sürekli borç içinde yaşadıklarından bahsediyordu, ben Tülin'le 4 yıl aynı odayı paylaştım, ordu evinde öğle yemeğini uygun fiyatla yiyebileceği halde, Tülin evden yemek getiriyordu, ayrıca kendi kıyafetlerimden de yardım amaçlı Tülin'e verdiğim olmuştur, yine bir konuşmasında Tülin eşinin spor faaliyeti nedeniyle gelen kargoda 5.000 TL faturadan söz etmiştir, eşi kas geliştirmek için ilaçlar kullanıyormuş, ayrıca kas geliştirmek için diyet yaptığından da söz etmiştir, diyetine uygun yemekleri Tülin yapıyormuş, eşi bir gün tarafların ortak arabasını sattığını, borcunu ödediğini ve Tülin'den boşanmak istediğini Tüline söylemiş, bu olaydan sonra da evi terketmiş, taraflar iki buçuk yıldır ayrı yaşıyorlar...” dediği, yine kadın eşin ablası olan tanık Belgin'de "Ben Tülin'in ablasıyım, Sadık Tülin'i evliliğin ilk günlerinden beri dövmüştür, hakaret etmiştir, tehdit etmiştir, hatta silah ile tehtit ettiğini biliyorum, ben bunlara bizzat şahidim beni silahla değil ancak sözle tehdit etmişliği vardır, Sadık astsubaydır, Tülin Deniz Kuvvetlerinde sivil memurdur, bekarken Tülin kooperatife girdi, bizim de desteğimizle ev sahibi oldu, hatta Tülin maaşı yetmeye bilir diye bizi aradı, biz kardeşler olarak Tülin'e maddi destek verdik kooperatif taksitlerinin yarısını Tülin maaşı ile ödedi, diğer yarısını da ben kardeşi olarak gönderiyordum bu şekilde evi oldu...seni aileni köpek gibi eğiteceğim dedi, ben de bizzat bunu duydum, eve misafir kabul etmesini engellerdi, kardeşimi küçümserdi, ben 20'lik kızlarla çıkıyorum, senle yetineceğimi mi zannediyorsun derdi hatta gömleklerinde ruj izleri bulunurdu, eve sık gelmezdi, çocukla ilgilenmezdi, evi terk etmeden önce de arabayı satmış, sana hesap vermekten bıktım, seni görmekten bıktım demiş ve evi terk etmiş..." şeklinde beyanda bulunduğu, buna karşılık erkek eşin fitness salonundan tanıyan ve hocası olan tanık Cüneyt beyanında ise; “…Sadık bey Sinüzüt ameliyatı olmuştu, tam tarih veremem ancak bir kaç yıl önceydi, sanırım boşanma davası açılmamıştı, Sadık beyi hastanede ziyarete gittiğimde bana eşinin yakın bir yerde çalıştığını, buna rağmen ziyaretine gelmediğini neden böyle olduğunu anlamadığını söylüyordu. Sadık beyi ziyarete gittiğimde sadık beyin burnunda tamponlar vardı, yüzü kan içerisindeydi, gözlerinden kan akıyordu, refakatçi gerekiyordu ancak yoktu, ben bunun üzerine iki defa daha ziyaretine gittim…” dediği, ayrıca erkek eşin ablası olan tanık Hatice'nin yanında "adi, şerefsiz sen ne biçim erkeksin, sen babalıkmı yaptın..." dediği ve erkek eşi üstlerine şikâyet ettiği anlaşılmaktadır.
9. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; erkek eşin eve geç geldiği, ailesiyle fazla ilgilenmediği, borçlarının olduğu, sinirli şekilde davrandığı, eşine çeşitli ortamlarda hakarette bulunduğu ve eşini tehdit ettiği, buna karşılık kadın eşin ise; eşine hakaret ettiği ve eşinin ameliyatı sırasında yeteri kadar ilgi göstermediği ve eşini üstlerine karşı şikâyet ettiği görülmektedir. Gerçekleşen bu kusurlu davranışlar karşılaştırıldığında kadının ağır kusurlu sayılamayacağı, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduğu hususu tartışmasızdır. Hâl böyle olunca kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak kadın eş tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değildir.
10. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları, direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
11. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
12. Bu nedenle direnme kararının bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
22.03.2023 tarihinde, ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı erkeğin mi ağır kusurlu olduğu yoksa eşlerin eşit derecede mi kusurlu oldukları noktasında toplanmaktadır.
Sayın çoğunluk Daire görüşüne uygun olarak erkek davacının boşanmada daha ağır kusurlu olduğuna karar vermiştir. Daireye göre erkek eşi ve çocuğuna yeteri kadar vakit harcamamış, eve geç gelmiş, sinirli bir yapıda olup eşini kısıtlamış, eşine hakaret etmiş ve eşinden habersiz araç satıp pek çok borç yapmıştır.
Dairenin bu kararına karşı Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) ise davalı kadının başkalarının huzurunda davacı erkeğin onurunu kıracak şekilde kendisine hakaretlerde bulunduğu, sinüzit ameliyatı olduğunda refakatçiye muhtaç olmasına rağmen eşinin yanında bulunmadığı, Türk Silahlı Kuvvetlerde (TSK) çalışan eşini defalarca üstlerine şikâyet ettiği ve erkeğin bu nedenle çok kez ifadeye çağrılmasına neden olmasını dikkate alarak davalı kadının daha ağır kusurlu olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Dosyaya yansıyan tüm deliller dikkate alındığında kanaatimizce evlilik birliğinin sona ermesinde eşlerin eşit kusuru bulunmaktadır. Bu çerçevede başkalarının yanında eşine hakarette bulunan, eşinin ameliyatına ilgisiz kalan ve TSK personeli olan eşini şikâyet ederek kocasının mesleki yaşamında ciddi bir baskı ve yıpranma oluşturan davalı kadının eylemlerinin, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olmada erkek eşinki kadar ciddi bir payının bulunmadığı söylenemez.
Açıklanan nedenlerle BAM’ın direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun Daire kararına uygun bozma yönündeki görüşüne katılamıyoruz.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/769 E., 2023/1081 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı-davalı kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2 nci madde koşulları oluşmamıştır.
Hukuk Genel Kurulu 2022/769 E. , 2023/1081 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/457 E., 2022/556 K.
KARAR : İstinaf başvurularının kısmen kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 29.12.2021 tarihli ve
2021/5269 Esas, 2021/10231 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasında birleştirilerek görülen boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurularının kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kadın yararına hükmedilen tazminatlar ile ortak çocuğun velayet düzenlemesi, kişisel ilişki tesisi ve yararına hükmedilen iştirak nafakası bakımından kaldırılmasına, kaldırılan yönlere ilişkin yeniden hüküm kurulmasına, sair itirazların reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. ASIL DAVA
1. Davacı vekili 11.02.2016 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 29.11.2008 tarihinde evlendiklerini, ortak bir çocuklarının bulunduğunu, doktor olan davalı erkeğin eşini aldattığını, müvekkiline fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, eşine geri zekâlı şeklinde hitap ettiğini, müvekkilinin ailesine de hakarette bulunduğunu, eşini istifaya zorlayarak kendisine muhtaç hâle getirdiğini, sonrasında ekonomik şiddet uyguladığını, müvekkilini küçümsediğini, hakaret ettiğini, tehdit ve şantaj içerikli mesajlar gönderdiğini, müvekkilinin evliliğin ilk gününden bu yana şiddete maruz kaldığını, son şiddet olayında aldığı ölüm darbesine dayanamayarak eşinden şikâyetçi olduğunu, bu olay nedeniyle erkeğin eşini yaralamaktan ceza aldığını, davalının müvekkilinin bilgisayarını ortadan ikiye ayırdığını, eline geçen eşyaları kırdığını, eve zarar verdiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetin anneye verilmesine, çocuk yararına 5.000,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 8.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 500.000,00 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili 02.03.2016 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin doktor olduğunu, davacının ise kendi isteği ile çalışmadığını, davacının tenis oynarken yaralandığını ve bu sebeple oluşan çürükleri kullanarak darp raporu aldığını, eşine haber vermeden bara gittiğini, hakaret ve beddua ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, saldırgan bir yapıya sahip olduğunu, müvekkilini evi terk etmek ve çocuğu göstermemekle tehdit ettiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, aldatma olayının gerçeği yansıtmadığını, erkeğin karısını çok sevdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
II. BİRLEŞEN DAVA
1. Davalı-birleşen davacı vekili 15.02.2017 tarihli birleşen dava dilekçesinde; kadının evlilik birliği devam ettiği hâlde sadakat yükümlülüğünü ihlâl etiğini, eşini evli olan ... ... isimli bir erkekle aldattığını, sevgilisi ile şuursuz bir ilişki içerisinde olduğunu, erkeğin eşi ... ile davacı ...’in karakolluk olduklarını, ... tarafından çekilen resimlerin müvekkiline verildiğini, yine ... tarafından müvekkilinin telefonuna 13.01.2017 tarihinde "Bilmek istersin karın yine rahat durmuyor ve bastırmak istiyorsan şu an beraberler", 14.01.2017 tarihinde "Annenin evindeler senin çocuğunun yanında o insana benzemeyen karın senin kızımda herkesin dediğim orospu yapacak üzüm üzüme bakarak kararırmış", "Allahım nasıl bir karın var senin yanındaki benim kocam değilmiş adam otelde her şeyi ispatladı, seninki başkasını bulmuş" şeklinde mesajlar attığını, karısının da kocasına "sen erkek olup beceremeyeceksen ben bulurum becerecek birini, geberirsin inşallah yoksa ben geberteceğim seni, hayvan olma lafımı dinle, lanet olsun sana da ailene de, Allah hepinizin belasını versin, o paralarını bir gün senden alıp çatır çatır başka heriflerle yiyeceğim, hayvanoğlu hayvan, şerefsizliğe devam etme" şeklinde hakaret dolu mesajlar yazdığını ileri sürerek asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetin babaya verilmesine, çocuk yararına 1.500,00 TL iştirak nafakası ile müvekkili yararına 250.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davacı-birleşen davalı vekili 12.04.2017 tarihli birleşen davaya cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davalı erkeğin ... ve ... ... çifti ile birlikte hareket ederek müvekkili hakkında kumpas kurduklarını, ... ile müvekkili arasında cinsel birliktelik yaşanmadığını savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.07.2019 tarihli ve 2016/125 Esas, 2019/445 Karar sayılı kararı ile; tarafların 29.11.2008 tarihinde evlendikleri, ortak bir çocuklarının bulunduğu, toplanan delillere göre erkeğin son olayda eşine fiziksel şiddet uyguladığı, evdeki eşyalara zarar verdiği, bu olay nedeniyle erkek eş hakkında evden uzaklaştırma kararı verildiği, evlilik süresince eşini defalarca aldattığı, evlilik birliğinde olması gereken saygıyı ve sadakati eşine göstermediği, eşine başkalarının yanında dahi "geri zekalı, orospu, idiot" demek suretiyle hakaret ettiği, eşini "ekonomik özgürlüğü olmaması" nedeniyle küçük gördüğü, ayrılık döneminde eşini muhtaç durumda bırakmak amacıyla evin faturalarını ödemediği ve bu suretle eşine ekonomik şiddet uyguladığı, buna karşılık kadının da fiili ayrılık döneminde ... sarsıcı davranışlarda bulunduğu ve evlilik birliğinin devamı süresince gösterilmesi gereken sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının az kusurlu olduğu, gerekçesiyle her iki davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına, velayetin babaya verilmesine, kadın yararına 150.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, yoksulluk nafaka talebinin ise reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 28.04.2021 tarihli ve 2019/1841 Esas, 2021/1100 Karar sayılı kararı ile; erkek eşin tazminatların miktarına, kadın eşin velayet düzenlemesi, kişisel ilişki tesisi ve yararına hükmedilen iştirak nafakası yönlerinden istinaf taleplerinin kabulüne, sair istinaf istemlerinin reddine karar verilerek, İlk Derece Mahkemesince yapılan kusur belirlemesinin doğru tespit edildiğini ancak tarafların sosyal ekonomik durumlarına göre kadın yararına hükmedilen tazminatların fazla olduğu gerekçesiyle kadın yararına 100.000,00 TL maddi, 75.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, diğer yandan ortak çocuğun velayeti her ne kadar babasına verilmiş ise de dosya kapsamından küçüğün 2019 yılı yaz başından itibaren annesi ile birlikte yaşadığı, babanın çocukla yeterince ilgilenmediği, çocuğunda sosyal inceleme uzmanına annesi ile birlikte yaşamak istediğini belirttiği gerekçesiyle velayetin anneye verilmesine, velayeti anneye verilen çocuk yararına 1.000,00 TL tedbir-iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı kadının tüm, davalı-davacı erkeğin ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Taraflarca açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda ilk derece mahkemesince davalı-davacı erkek ağır kusurlu kabul edilerek her iki boşanma davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın ferilerine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi hükmünü her iki taraf istinaf etmiş, bölge adliye mahkemesince davacı-davalı kadının velayete ve ortak çocuğa ilişkin nafaka taleplerine, erkeğin tazminat miktarlarına yönelik istinaf talepleri kabul edilmiş, tarafların sair istinaf taleplerinin reddine karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden tarafların ilk derece mahkemesince ve bölge adliye mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davacı-davalı kadının; eşine sürekli ağır hakaretler ettiği, kavgacı ve agresif davranışlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davalı-davacı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Davacı-davalı kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2 nci madde koşulları oluşmamıştır. O halde davacı-davalı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı kusur belirlemesi sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir,..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; Yargıtay bozma ilâmı doğrultusunda yapılan incelemede İlk Derece Mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlar yanında kadının eşine sürekli ağır hakaretler ettiği, kavgacı ve agresif davranışlarda bulunduğunun anlaşıldığı, ne var ki bozma ilâmının aksine kadın eşe belirtilen bu eylemler kusur olarak ilave edilse dahi boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin yine de ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı-birleşen davalı vekili katılma yoluyla sunmuş olduğu temyiz dilekçesinde; yoksulluk nafaka talebinin reddedilmesi ve hükmedilen nafaka-tazminat miktarlarının düşük olması nedeniyle kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı-birleşen davacı vekili temyiz dilekçesinde; kusur belirlemesi ve buna bağlı kadın yararına tazminat ödenmesine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre kadın eş yararına 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinde yazılı maddi-manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ve 174 üncü maddeleri.
2. Değerlendirme
a) Davacı-birleşen davalı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;
1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, mahkemece direnme kararı öncesinde verilen kararın taraflarca temyiz edildiği, Özel Dairece davacı-birleşen davalı kadın vekilinin temyiz itirazları reddedilerek hükmün erkek eş yararına bozulduğu, direnme kararının ise yeniden taraf vekillerince temyiz edildiği dikkate alındığında, direnme öncesi verilen kararı temyiz eden ve temyiz itirazları reddedilen davacı vekilinin direnme kararını temyizinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temyiz isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.
2. Bilindiği üzere hukuki yarar, dava şartı olduğundan temyiz incelemesi yapılabilmesi için de gerekli bir şarttır.
3. Mahkeme kararını temyiz edip, bu istemi Özel Dairece reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
4. O hâlde davacı-birleşen davalı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
b) Davalı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede;
5. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.
6. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları;
"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır.
7. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken "ortak hayatın sürdürülmesi" olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak "temelden sarsılmanın" karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
8. Belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
9. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine" karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
10. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarındandır.
11. Türk Medeni Kanunu’nun "Maddi ve manevi tazminat" başlıklı 174 üncü maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
12. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
13. Türk Medeni Kanunu’nun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir. Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak 4721 sayılı Kanun'un 174/2 nci maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Haksız fiil tazminatının temel unsuru olan "gerçek zararın belirlenmesi" koşulu, aile hukukunda, borçlar hukukundaki düzenlemeden farklıdır. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada gerçek zararı tam olarak belirlemek zordur. Bu özelliği nedeniyledirki; yasa, menfaati zedelenen eşe uygun bir tazminat verileceğini açıklamıştır. Bu nedenle hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ve tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını dikkate alarak takdir hakkını kullanmalıdır.
14. Yapılan açıklamalar ışığında eldeki davaya gelince; tarafların 29.11.2008 tarihinde evlendikleri, ortak bir çocuklarının bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince tespit edilen, Bölge Adliye Mahkemesince de doğru bulunan olaylara göre erkeğin son olayda eşine fiziksel şiddet uyguladığı, evlilik süresince eşini aldattığı, hakaret ettiği, evlilik birliğinde olması gereken saygıyı ve sadakati eşine göstermediği, ayrılık döneminde eşine ekonomik şiddet uyguladığı, buna karşılık kadının da fiili ayrılık döneminde sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği, böylece boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Özel Daire ise gerçekleşen bu olayların yanında kadının; eşine sürekli ağır hakaretler ettiği, kavgacı ve agresif davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle eşlerin eşit kusurlu olduklarını ve eşit kusurlu eş yararına tazminat ödenmesine karar verilemeyeceğine işaret ederek hükmü bozmuştur.
15. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; dinlenen tanıklardan özellikle ...'in bizzat görgüye dayalı olarak "davacının sürekli kavga çıkarmaya çalışan bir karakteri vardı abime sürekli bağırıp çağırırdı ufak sebeplerden kavga çıkarırdı ailesinde ve sosyal çevresinde kavgacı bir kişiliği vardı bir gün hep birlikte dışarda yemege gittiğimizde restoranttta çatalı tabağı fırlatıp -bu nasıl yemektir Allah kahretsin- şeklinde bağırarak gerginlik çıkarmıştır, abim doktor olduğunu için Antalya da tanınan bir insandır ancak davacının bu dikkatsiz davranışları onun itibarını zedelemiştir,... Ben tarafların ben bir çok kavgasına şahit oldum davacının abime çok hakaret ettiğini gördüm, bir gün gene ben onlardayken abim tırnak makasının nerde olduğunu sordu davacıda -götüme mi soktum nerden bileyim- dedi, abimde davacıya -sen bir kadınsın benim kardeşimin yanında nasıl böyle konuşuyorsun- dedi, oda abime -ben kadınımda acaba sen erkekmisin ibne- dedi buna da şahit oldum" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Görgüye dayalı bu beyanlara göre tarafların kusurlu davranışları karşılaştırıldığında, Özel Daire bozma kararında esas alındığı gibi eşlerin eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Hâl böyle olunca erkek eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak kadın yararına tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
16. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, gerçekleşen olaylara göre boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır buna karşılık kadının ise az kusurlu olduğu, somut olayda boşanma nedeni ile kadın eş yararına tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiği, dolayısıyla direnme kararında açıklanan gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir.
17. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
18. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
I- VI-D-2-a bendinde (§1-4) belirtilen gerekçelerle davacı-birleşen davalı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE oy birliğiyle,
II- VI-D-2-b bendinde (§5-18) belirtilen gerekçelerle davalı-birleşen davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,
İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara ayrı ayrı geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
15.11.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
Mahkemece verilen kararda erkek eşe yüklenen kusurlar; fiziksel şiddet, evdeki eşyalara zarar verme, eşini defalarca kez zina boyutuna varır derecede aldatma nedeniyle sadakatsizlik, eşine başkalarının yanında hakaretler etme, kendisine muhtaç durumda olunmasını sağlamak üzere evin elektrik, su gibi faturalarını ayrılık döneminde yatırmamak nedeniyle ekonomik şiddet uygulamaktır. Kadın eşe yüklenen kusur ise fiili ayrılık döneminde Bertam ... isimli kişi ile eşine karşı ... sarsıcı davranışlarda bulunmaktır. Belirtilen bu kusurlara göre erkek eşin daha fazla kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince yeniden esas hakkında verilen kararın temyizi üzerine verilen bozma kararında bu kusurlar sabit görülmüş bunun yanında kadının eşine sürekli ağır hakaretler ettiği, kavgacı ve agresif davranışlarda bulunduğu, gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerektiği belirtilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince bu kusurların varlığı konusunda bozma kararına uyulmuş ancak bu kusurlar eklendiğinde dahi erkek eşin daha fazla kusurlu olduğu belirtilerek eşlerin eşit kusurlu oldukları yönüyle bozmaya uyulmayarak direnme kararı verilmiştir.
Mahkeme ve Özel Daire vakıa ve delil değerlendirmesi yaparak eşlerin kusur teşkil eden davranışlarının neler olduğu konusunda uyuşmuşlardır. Bu durumda direnme kararının temyiz incelemesi sırasında yeni bir vakıa ve delil değerlendirmesi yapılmaksızın mahkemenin ve özel dairenin sabit gördükleri kusurlu davranışlara göre eşlerin eşit kusurlu mu sayılması gerektiği yoksa erkek eşin daha fazla kusurlu sayılması gerektiği yönünde değerlendirme yapılarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekecektir.
Bozma kararına uyulmakla kadın eş için eklenen kusurlar eşine sürekli ağır hakaretler etmek, kavgacı ve agresif davranışlarda bulunmaktır. Eşine hakaret etmek erkek eşe de yüklenen kusurlar arasındadır.
Kadın eşe yüklenen diğer kusur kavgacı ve agresif davranışlarda bulunmaktır. Oysa ki erkek eşe bundan daha ağır kusur olarak eşine fiziksel şiddette bulunma, ekonomik şiddet uygulama, evdeki eşyalara zarar verme kusuru yüklenmiştir.
Kadın eşe yüklenen diğer kusur ise ... sarsıcı davranışta bulunmak nedeniyle sadakatsizliktir. Erkek eşe ise ... sarsıcı davranıştan çok ağır biçimde eşini defalarca kez zina boyutuna varır derecede aldatma nedeniyle sadakatsizlik kusuru yüklenmiştir.
Karşılaştırılan bu kusurlara bakıldığında gerek kusurların sayısı gerekse niteliği itibarıyla erkek eşin daha fazla kusurlu olduğu açıktır. Özel Daire ile mahkeme arasında kusurların neler olduğu ve niteliği konusunda uyuşmazlık bulunmadığı için direnme kararının temyiz incelemesi sırasında vakıalara ilişkin yeni bir delil değerlendirmesi ile yeni bir kusur eklenmesi mümkün olmadığı gibi daha önce ... sarsıcı davranış olarak belirlenen kusurun da bu kez aldatma olarak değerlendirilmek suretiyle farklı bir sonuca varılabilmesi de mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle erkek eşin daha fazla kusurlu olduğu gerekçesiyle verilen direnme kararı uygun bulunarak buna göre temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilerek özel daire kararı gibi bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
2. Hukuk Dairesi, 2023/562 E., 2023/1360 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
tam metni aç
Bülbül'ün bu olayları evlendikten sonra öğrendiği, davalı ...'un evlilik dışı ilişki yaşadığı kişi ile de daha sonra evlendiği, davacı ile evlilikleri esnasındaki söz konusu olaylar nedeniyle davalı ...'ün kusurlu olduğu anlaşılmakla, 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince tazminat isteyen davacının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, geçimsizliğe esas olayların kişilik ha
2. Hukuk Dairesi 2023/562 E. , 2023/1360 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
Taraflar arasındaki boşanmadan sonra açılan maddî ve manevî tazminat alacağı davasından dolayı bozma sonrası yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... ile evli iken kendisini aldattığını, bir çocuğu olduğunu, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’un (4721 sayılı Kanun) 161 inci maddesi gereğince tarafların zina hukuksal nedeni ile boşandıklarını, davalı erkeğin davranışlarının aynı zamanda tazminata hükmedilmesini gerektiğini; diğer davalı Sabahattin’in ise oğlunun durumunu bilmesine rağmen bu evliliğe neden olmasından dolayı kusurlu olduğunu ileri sürerek davalılardan müştereken ve müteselsilen 10.000,00 TL.maddî ve 20.000,00 TL.manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı Sabahattin vekili, ilişkinin aile hukukundan kaynaklandığını, husumetinin olmadığını; davalı erkek vekili ise, boşanmanın gerçekleşmesinden 1 yıl sonra açılan ... bu davanın kötü niyetli olduğunu, boşanma davasında talep edilmeyen, saklı tutulmayan maddî ve manevî tazminat taleplerinin bu davada talep edilemeyeceğini ileri sürerek, Sabahattin yönünden husumetten, Uğur yönünden ise öncelikle süre yönünden mümkün değilse esastan reddi karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.03.2016 tarih ve 2015/99 Esas, 2016/90 Karar sayılı kararı ile “...tarafların boşanmalarına ilişkin ... 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/72 esas, 2014/43 karar sayılı ilamı içeriği ile telefon simkartı üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde verilen rapor içeriğine göre davalı ...'ün kusurlu olduğu ve yine özellikle tanık beyanlarından davalı ...'ün evlilik dışı ilişkisi olduğu ve bu ilişkiden bir çocuğunun bulunduğu, davacı ... Bülbül'ün bu olayları evlendikten sonra öğrendiği, davalı ...'un evlilik dışı ilişki yaşadığı kişi ile de daha sonra evlendiği, davacı ile evlilikleri esnasındaki söz konusu olaylar nedeniyle davalı ...'ün kusurlu olduğu anlaşılmakla, 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince tazminat isteyen davacının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, geçimsizliğe esas olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu anlaşıldığından tarafların sosyal ve ekonomik durumları tazminata esas olan fiilin ağırlığı ve hakkaniyet kuralları dikkate alınarak davacı yararına uygun miktarda manevî tazminata hükmedilmesi, 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın uygun bir maddî tazminat isteyebileceğini düzenlemiş olmakla toplanan delillerden maddî tazminat isteyen eşin boşanma sonucu en azından diğerinin maddî desteğini yitireceği anlaşılmakla, diğer davalı Sabahatin Bülbül yönünden 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesi gereğince husumet tevcih edilemeyeceği anlaşıldığından...” gerekçesi ile davalı Sabahattin yönünden davanın husumetten reddine, Uğur yönünden davanın kısmen kabulü ile kadın yararına 3.000,00 TL maddî ve 5.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili husumet nedeniyle reddi kararı ile; davalı ... tümü yönünden temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 03.02.2020 tarih 2017/2830 Esas, 2020/334 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesinin davalı Sabahattin yönünden verilen husumetten ret kararının doğru olduğu, davalı ... yönünden yapılan incelemede ise olayların hukuki niteliğinin 4721 sayılı Kanun’un 174 üncü maddesinden kaynaklandığı, Mahkemenin görevsiz olduğu gerekçesi ile kararın bozulmasına, tarafların bu yöndeki itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla Aile Mahkemesi sıfatıyla bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda; "... tarafların boşanmalarına ilişkin ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/72 Esas, 2014/43 Karar sayılı ilamı içeriği ile telefon simkartı üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde verilen rapor içeriğine göre davalı ...'ün kusurlu olduğu ve yine özellikle tanık beyanlarından davalı ...'ün evlilik dışı ilişkisi olduğu ve bu ilişkiden bir çocuğunun bulunduğu, davacı ... Bülbül'ün bu olayları evlendikten sonra öğrendiği, davalı ...'un evlilik dışı ilişki yaşadığı kişi ile de daha sonra evlendiği, davacı ile evlilikleri esnasındaki söz konusu olaylar nedeniyle davalı ...'ün kusurlu olduğu anlaşılmakla,TMK.nun 174/2.maddesi gereğince tazminat isteyen davacının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, geçimsizliğe esas olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu anlaşıldığından tarafların sosyal ve ekonomik durumları tazminata esas olan fiilin ağırlığı ve hakkaniyet kuralları dikkate alınarak davacı yararına uygun miktarda manevî tazminata hükmedilmesi, TMK. 174 maddesi birinci fıkrası gereğince mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın uygun bir maddî tazminat isteyebileceğini düzenlemiş olmakla toplanan delillerden maddî tazminat isteyen eşin boşanma sonucu en azından diğerinin maddî desteğini yitireceği anlaşılmakla davacı yararına uygun miktarda maddî tazminata hükmedilmesi gerektiği, davalı Selahattin Bülbül yönünden davanın kesinleşmesi nedeniyle bu davalı bakımından yeniden hüküm verilmesine yer olmadığına .... " şeklindeki gerekçesi ile kadın yararına 3.000,00 TL maddî ve 5.000,00 TL manevî tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den tahsiline, davalı Selahattin Bülbül yönünden davanın kesinleşmesi nedeniyle bu davalı bakımından yeniden hüküm verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; davacı ile evlenmeden önce bir ilişki yaşadığı ancak evlenmek niyetiyle taşındığında o ilişkisini bitirdiğini, sonradan önceki ilişki yaşadığı kadının hamile kaldığını öğrendiğini bunu da davacı ile paylaştığını, bu olayı bildiğini, aradan geçen zaman sonra ileri sürmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, ailesinin etkisinde kalarak bu davayı açtığını, davanın kabulünün hatalı oluduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi şartlarının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise tazminat miktarlarının dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası; 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesi, 178 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
İşbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
28.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2019/764 E., 2022/1294 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Erkek yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2 madde koşulları oluşmamıştır.
Hukuk Genel Kurulu 2019/764 E. , 2022/1294 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Aile Mahkemesince verilen asıl ve karşı davanın kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı-karşı davalı tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı-Karşı Davalı İstemi:
4. Davacı-karşı davalı vekili 05.09.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 07.07.1999 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, eşlerin her ikisinin de ... Askeri Hastanesinde sivil memur olarak çalıştıklarını, davalının birlik görevlerini yerine getirmediğini, davalıda anksiyete bozukluğu bulunduğunu, bu nedenle tedavi gördüğünü, hastalığın da etkisiyle aşırı kıskanç, takıntılı, paranoid ve saplantılı davranışlar sergilediğini, bu durumun müvekkili için çekilmez hâle geldiğini, müvekkilini sürekli aldatma ile suçladığını, bunu iş arkadaşları ve çocukların yanında da dile getirdiğini, eşini ortak çocuklara takip ettirmeye başladığını, müvekkilinin iş arkadaşlarını evliliklerini bitirmeyi istemekle suçladığını, davalının dengesiz ve saldırgan tavırları nedeniyle çevresindeki herkesi uzaklaştırdığını, müvekkilini tehdit ederek sindirmeye çalıştığını, bu durumun davacı ve çocuklara zarar verdiğini, 6284 sayılı Kanun uyarınca verilen tedbir kararlarını ihlâl ettiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 500TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 500TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000TL maddi, 100.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-Karşı Davacı İstemi:
5. Davalı-karşı davacı vekili 30.09.2014 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin birlik görevlerini eksiksiz yerine getirdiğini, tarafların ...’da yaşadıkları yedi yıl boyunca ek iş olarak taksi şoförlüğü dahi yaptığını, ...'e geldikten sonra da ek gelir sağlamak için para karşılığı arkadaşlarının nöbetini tuttuğunu, müvekkilinde herhangi bir psikolojik rahatsızlığın bulunmadığını, davacının sadakatsiz davranışları nedeniyle bir dönem psikolojik destek aldığını, bu sebeple gördüğü tedavinin başarı ile sonuçlandığını, davalının iş hayatında başarılı olduğunu, çok sayıda takdir ve teşekkür belgesi aldığını, boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin tamamen kusurlu olduğunu, sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğini, eşlerin ...'da yaşadığı dönemde kadının ... isimli şahısla ilişki yaşadığını, bunun üzerine müvekkilinin boşanmak istediğini, karşı tarafın intihar etmekle eşini tehdit ettiğini, çocukların annesiz büyümesini istemediği için tüm bu olumsuz duruma karşın erkek eşin evliliği sürdürmeye çalıştığını, buna rağmen kadının hâlen bu şahısla ilişkisine devam ettiğini ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, her bir çocuk yararına 500TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 40.000TL maddi, 50.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6. ... Aile Mahkemesinin 02.06.2016 tarihli ve 2014/651 E., 2016/493 K. sayılı kararı ile; tarafların 07.07.1999 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının bulunduğu, eşlerin ...'da yaşadıkları dönemde kadının başka bir erkekle duygusal ilişkiye girdiği, ancak her iki tarafın da bu dönemi geride bıraktıkları, ...'e tayin isteyerek yeni bir hayata başladıkları, ne var ki kısa bir süre sonra taraflar arasında yine sorun çıktığı ve bu dönemde kadın eşin ortak çocukları başka bir erkekle tanıştırarak “baba yerine koyup koyamayacakları” hakkında soru sorduğu, erkeğin bu durumu çocuklardan öğrendiği, tarafların karşılıklı şekilde birbirlerine hakaret ettikleri, bundan dolayı ceza aldıkları, erkeğin hakaret yanında aynı zamanda eşini tehdit suçundan da cezalandırıldığı, evlilik birliğinin yaşanan bu olaylar nedeniyle temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebep olan olaylarda sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan ve eşine hakaret eden kadının, kendisine hakaret edip, tehdit eden eşine göre ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın da kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetlerin babaya verilmesine, ortak çocuklardan ... yararına aylık 150TL, ... yararına 100TL tedbir-iştirak nafakası ile erkek eş yararına 5.000TL maddi ve 5.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.11.2018 tarihli ve 2016/24692 E., 2018/12692 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarının yanında ayrıca davalı-karşı davacı erkeğin birlik görevlerini ihmal ettiği ve eşinin ailesine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davacı-karşı davalı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamıştır.
3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet ... vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Erkek yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2 madde koşulları oluşmamıştır. O halde davalı-karşı davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
4-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre velayeti davalı-karşı davacı babaya verilen ortak çocukların ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır,…” gerekçesiyle karar 2, 3 ve 4. bentlerdeki sebeplerle bozulmuş, diğer yönlerden ise onanmıştır.
Direnme Kararı:
9. ... Aile Mahkemesinin 25.06.2019 tarihli ve 2019/342 E., 2019/623 K. sayılı kararı ile bozma ilamının 4. bendine uyularak, ortak çocuklardan ... yararına 250TL, ... yararına 300TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiş, 2. ve 3. bentlerde yazılı bozma nedenlerine karşı ise önceki karar gerekçesi tekrar edilerek direnilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı-karşı davalı tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre davalı-karşı davacı eş yararına TMK’nın 174. maddesinde yazılı maddi-manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
13. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları;
"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.
14. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
15. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
16. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarındandır.
17. Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
18. Maddi tazminat, kişinin malvarlığında iradesi dışında gerçekleşen azalmanın karşılığını oluşturan giderimdir (Türk Hukuk Lugatı, ...-2021 Baskı, Cilt-I, s. 746). Boşanma nedeniyle, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun miktarda tazminat talep edebilir. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
19. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, ...-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen eşe “uygun bir tazminat” verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.
20. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; tarafların 07.07.1999 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının bulunduğu, mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen olaylara göre kadının eşine hakaret ettiği ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, buna karşılık erkeğin de eşine hakaret ettiği ve tehdit eyleminde bulunduğu, hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Daire tarafından mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışların yanında ayrıca erkeğin birlik görevlerini ihmal ettiği ve eşinin ailesine hakaret ettiğinin de anlaşıldığı gerekçesine yer verildiği, yapılan yargılamada dinlenen tanık beyanlarına göre eşlerin ...’da yaşadıkları olay sonrasında ...'e tayin isteyerek yeni bir hayata başladıkları, ne var ki kısa bir süre sonra erkeğin işyerinde ve lojmanda bulunan herkese “karısının kendisini aldattığını” anlatmaya başladığı, eşlerin 25.08.2014 tarihinde gerçekleşen olay nedeniyle ... Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2015 tarihli ve 2014/590 E., 2015/517 K. sayılı kararı ile yargılandıkları, yargılama sonucunda kadının eşine hakaret etmesi buna karşılık erkeğin de eşine hakaret ve tehdit etmesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, davacının kız kardeşi olan tanık ...’nın beyanına göre erkeğin “eşi ve kendisi hakkında gayriahlaki tavır ve davranışlarda bulunduklarına dair çevrede laflar çıkardığı, insanlara bu şekilde olmayan olayları olmuş gibi anlattığı” yine tanık ... ve ...’nin bizzat görgüye dayalı bilgilerine göre erkeğin “evin ihtiyaçları ile ilgilenmediği, gelirini kendi özel ihtiyaçlarına harcadığı, kredi çekmek suretiyle borçlandığı bu sebeple eve haciz geldiği”, hâl böyle olunca, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının eşine hakaret ettiği ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, buna karşılık erkeğin de eşine hakaret edip ve tehdit ettiği ve ayrıca Özel Daire bozma kararında işaret edildiği üzere birlik görevlerini ihmal ettiği gibi eşinin ailesine hakaret ettiğinin anlaşılması karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda eşlerin eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir.
21. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin ağır kusurlu olduğuna dair verilen direnme kararının yerinde olduğu, ne var ki bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek eş yararına hükmedilen tazminat miktarlarına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
22. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
23. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı-karşı davalının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.10.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
(A), komşusu (B)'nin kişilik haklarına yönelik haksız fiili nedeniyle manevi tazminat davası açmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre hâkimin, manevi tazminatın miktarını hakkaniyete ve her somut olayın özelliğine göre tayin etmesi, aşağıdaki boşluk türlerinden hangisine örnektir?
A) Gerçek kanun boşluğu
B) Hukuk boşluğu
C) Örtülü boşluk
D) Kural içi boşluk
E) Kasıtlı susma
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.