Türk Medeni Kanunu 175. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.
3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
298 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1893 E., 2019/546 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
Türk Medeni Kanununun 175. maddesi koşulları oluşmadığı halde davacı (kadın) yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir..."
Hukuk Genel Kurulu 2017/1893 E. , 2019/546 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasında görülen “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 1. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.10.2013 tarih ve 2012/1521 E., 2013/1352 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.09.2014 tarih ve 2014/15267 E., 2014/16658 K. sayılı kararı ile:
"...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı (koca)'nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Toplanan delillerden; davacı (kadın)'ın emekli olduğu, sürekli ve düzenli gelirinin ve taşınmazının bulunduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 175. maddesi koşulları oluşmadığı halde davacı (kadın) yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir..."
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açılan boşanma istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davalının evlilik süresince müvekkiline ilgisiz davrandığını, yengesiyle uygunsuz bir ilişkisi olduğunu, 2006 yılı Haziran ayında evini ve ailesini terk ettiğini, eş ve çocuklarının giderleri için yardımcı olmadığını, 2007 yılında davalı tarafından bir boşanma davasının açılmış ise de reddedildiğini, müvekkilinin de artık boşanmak istediğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına karar verilerek velâyetin anneye tevdiini, çocuklar için tedbir ve iştirak, nafakasına, müvekkili yararına 500,00TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 80.000,00TL maddi tazminat ve 80.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının birtakım psikolojik sorunları olduğu gibi, aşırı maddiyatçı biri olduğunu, evlilik süresince müvekkilini başka kadınlarla olmakla suçladığını, aşağıladığını, hakaret ettiğini, davalı ve davacının da emekli maaşı aldığını, müvekkilinin elektrik üzerine küçük bir iş yeri açtığını, önemli bir sermayesi bulunmadığını, ortak çocuk Utku’nun dersane masraflarını ödediğini, Hazal için de 200,00TL her ay katkı sağladığını, davacının müvekkilinin yengesiyle ilişkisi olduğu iddiasının çirkin bir iftira olduğunu, bu iddianın önceki davada ileri sürülmediğini belirterek davacının boşanma talebinin kabulüne, diğer taleplerinin reddine, müvekkili lehine 20.000.00TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece; davalının davacı eşini başka bir kadınla aldattığı, bu yüzden tartışıp kavga ettikleri, 7-8 sene önce davalının ortak konutu terk edip gittiği, bu süre içinde eşine ve çocuklarına bakmadığı, evinin ihtiyaçlarını karşılamadığı, davacının, davalıya hakaret içeren sözlerinin ise eşinin kendisini başka bir kadınla aldatmasından ve ilgisizliğinden kaynaklı fevren söylenmiş sözler olduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda davalının tamamen kusurlu olduğu, davacıya atfedilecek herhangi bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle TMK'nın 166/1. maddesi uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocuk Utku'nun velâyetinin davacı anneye verilmesine, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, günümüz ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü, hakkaniyet ilkesi, tarafların kusur durumları, davacı kadının boşanma davası açılmakla ayrı yaşama hakkı bulunduğu, nafaka istemekte haklı olduğu, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelendiği, en azından eşinin desteğini yitireceği, refah düzeyinin düşeceği ve yine davacı kadının boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkının saldırıya uğradığı, ortak çocuk Utku'nun anne yanında bulunduğunun subuta erdiği gerekçeleriyle 300,00TL tedbir, iştirak nafakasına, müşterek çocuk Hazal için ise reşit olduğu tarih olan 29.07.2013 tarihine kadar geçerli olmak üzere 300,00TL tedbir nafakası takdirine, davacı kadın lehine aylık 300,00TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 25.000,00TL maddi, 25.000,00TL manevi tazminata hükmedilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, günümüz ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü, yıllık enflasyon oranı, tarafların kusur durumları, hakkaniyet ilkesi, ortak çocukların anne yanında yaşamaları, onun yanında eğitimlerine devam etmeleri, davacının boşandığı eşi ile yüzde elli oranında hissedar oldukları evden herhangi bir gelir elde etmemesi hususları dikkate alındığında boşandığı eşi ile ortak bir evinin bulunması ve kira ödememesinin ve aylık 970,00TL emekli aylığının bulunmasının davacıyı yoksulluktan kurtarmayacağı ve gelirinin yoksulluk sınırının altında kaldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda davacı kadın yararına TMK'nın 175. madde koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre yoksulluk nafakası talebinin kabulünün doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle yoksulluk nafakası hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır:
Yoksulluk nafakası boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biri olup TMK'nın 175. maddesi:
"Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz" hükmünü içermektedir.
Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus yargısal uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.10.1998 tarih ve 1998/2-656 E., 688 K.; 16.05.2007 tarih ve 2007/2-275 E., 275 K.; 11.03.2009 tarih ve 2009/2-73-118 sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Ayrıca madde metninden de anlaşılacağı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Ancak yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa ki, maddede açıkça belirtildiği gibi kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk T./Ateş D: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, İkinci Cilt, Ocak 2019, s. 302).
Bunun yanında, yoksulluk nafakası istenebilmesi için istemde bulunan tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşılaşmış bulunması şarttır. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
Yargıtay'ın yerleşik kararlarında "asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması" yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.12.2001 tarih ve 2001/2-1158 E., 1185 K; 01.08.2002 tarih ve 2002/2-397 E., 339 K.; 28.02.2007 tarih ve 2007/3-84 E., 95 K.; 16.05.2007 tarih ve 2007/2-275E., 275 K.; 11.03.2009 tarih ve 2009/2-73 E, 118 K.; 13.05.2009 tarih ve 2009/3-165 E., 186 K.; 04.05.2011 tarih ve 2011/2-155 E., 2011/278 K. sayılı kararları).
Ne var ki, asgari ücret seviyesinde gelir elde edilmesi yoksulluk nafakası bağlanmasına engel değilse de bu durumun nafaka miktarının tespitinde esas alınacağı da unutulmamalıdır.
Yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Boşanmaya neden olan olaylarda davalının tam kusurlu olduğu noktasında Mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin bilgiler incelendiğinde ise 2012 yılında yapılan araştırma sonucuna göre davacı kadının 970,00TL, davalı erkeğin ise 980,00TL emekli aylığı aldığı, davacı kadının başlangıçta yüzde ellisi kendisine ait olan evde ortak çocuklar ile oturmaya devam ettiği, sonrasında evin davalıya ait olan hissesinin de davacıya devredildiği, davalının ise kardeşine ait evde babasıyla birlikte ikamet ettiği, aynı zamanda elektrik üzerine bir iş yerinin bulunduğu ve bu iş yerinden 2.500.00TL gelirinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Tarafların gelir durumları karşılaştırıldığında davacı kadının emekli olduğu, düzenli ve yeterli gelirinin olduğu, hâlihazırda oturduğu bir evinin bulunduğu, bu hâliyle tarafların gelir durumlarının birbirine denk olduğu ve davacı kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğinden söz edilemeyeceği belirgin olup, davacı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Diğer taraftan, her ne kadar gerekçeli karar başlığında dava tarihi 14.11.2012 yerine 31.10.2014 olarak gösterilmiş ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir bir maddi hata olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.05.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2023/7290 E., 2024/4775 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
tam metni aç
3.Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (4721 sayılı TMK md.
2. Hukuk Dairesi 2023/7290 E. , 2024/4775 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/737 E., 2023/912 K.
KARAR : İstinaaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2022/78 E., 2022/618 K.
Taraflar arasındaki boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile hükmün kaldırılarak eksiklikler giderildikten sonra karar verilmek üzere, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince kesinleşen boşanma talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir.
Kararın davacı- davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı- davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı- davalı erkek vekili dava ve karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; kadının, müvekkilini bıçakla yaraladığını, müvekkilinin ailesi ile görüşmesini istemediği gibi ailesinin ortak ikamete gelmelerini de istemediğini, hakaret ettiğini, yalan söylediğini, müvekkilinden habersiz ailesi için altın bozdurduğunu, müvekkilini aşağıladığını, birlik görevlerini yerine getirmediğini iddia ederek tarafların hayata kast pek kötü, onur kırıcı davranış ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin müvekkiline verilmesine, müvekkili lehine 20.000,00TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı- davacı kadın cevap dilekçesinde özetle; erkeğin müvekkiline hakaret ettiğini, aşağıladığını, kötü kelimeler kullanarak hitap ettiğini, eşyaları fırlattığını, sürekli fiziksel şiddet uyguladığını iddia ederek asıl davanın reddini istemiş, karşı davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile boşanmalarına, müvekkili lehine aylık 2.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata, mal rejimlerine yönelik 20.000,00 TL'ye hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 18.07.2019 tarihli kararı ile; evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkek eşin kadına hakaret ettiği, kötü laflar ile hitap ettiği, çatal fırlattığı, aşağıladığı, kadının ise erkeği tahrik altında yaraladığı, evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesinde tarafların eşit kusurlu olduğu, kadının ev hanımı oluşu, erkeğin gelir düzeyi, eşit kusur belirlemesi, hakkaniyet ilkeleri göz önüne alındığında kadın hakkında yoksulluk nafakası şartları oluştuğu, ortak çocuğun velâyetinin babaya verilmesinin çocuğun üstün yararına olduğu gerekçesiyle; her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetin babaya verilmesine, kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile tarafların eşit kusurlu olması nedeniyle tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde erkek vekili, kusur belirlemesi, nafakalar ve erkeğin tazminat taleplerinin reddi yönünden, kadın vekili ise kusur belirlemesi, nafakaların miktarları, kadının tazminat taleplerinin reddi ve kadının katkı, katılım ve değer artış payı talepleri hakkında karar verilmemesi yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2. Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2021 tarihli kararı ile, davalı - davacı kadının adli yardım talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi, adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi halinde boşanma hükmü kesinleştiğinden kadının katkı, katılım ve değer artış payı taleplerinin esasının incelenmesi, adli yardım talebinin reddine karar verilmesi halinde davalı - karşı davacı kadına katkı, katılım ve değer artış payı taleplerine yönelik nispi harcı tamamlaması için Harçlar Kanununun 30 uncu maddesine göre süre verilmesi, harcın tamamlanması halinde yargılamaya devam edilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi, harcın yatırılmaması halinde bu talepler yönünden işlemden kaldırma kararı verilmesi gerekirken bu talepler yönünden olumlu olumsuz hüküm kurulmaması ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları araştırılarak, erkeğin emekli olup olmadığı, emekli olmuş ise ne zaman emekli olduğu ve maaşı, kadının çalışıp çalışmadığı, düzenli çalışıyor ise ne zamandan beri çalıştığı ve aylık geliri belirlenerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile, her iki davada verilen boşanma hükmü, harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti ile velayet, kişisel ilişkiye yönelik hüküm istinaf edilmeksizin kesinleştiğinden kesinleşen yönler hakkında yeniden hüküm tesisine yer olmadığına, davalı - karşı davacının istinaf kanun yolu yönünden adli yardım talebinin kabulüne, davalı - karşı davacının istinaf talebinin 6100 sayılı kanunun 353/1-a-6 ve 355 nci maddeleri gereğince kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kusur belirlemesi, nafakalar ve tarafların tazminat taleplerinin reddine ilişkin hüküm yönünden kaldırılmasına, dosyanın daire kararına uygun şekilde işlem yapılmak ve istinafa gelen yönler (kusur belirlemesi, nafakalar, tazminatlar, kadının adli yardım ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin talebi) hakkında yeniden bir karar verilmek üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, davacı - karşı davalının tüm, davalı-karşı davacının sair istinaf taleplerinin kaldırma sebebine göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davalı-karşı davacı vekilinin süresinden sonra sunduğu 28.11.2019 tarihli istinaf dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin birinci kararı boşanma yönünden istinaf edilmediğinden boşanma hükmünün kesinleştiği, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının, davacı erkeği bacağından yaraladığı, her ne kadar erkek eşe İlk Derece Mahkemesinin ilk kararında hakaret ve küfür ettiği kusuru yüklenmiş ise de tanıklardan Afife beyanlarından davacı erkeğin davalı kadına karşı "amına konumun çocuğu" şeklinde küfür edip çatal fırlattıktan sonra tarafların tekrar bir araya gelip birlikte yaşadıklarından, maddi vakıanın af kapsamında kaldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının davacı erkeği yaralaması olayının olduğu, davalının davacıya atfı kabil kusuru ispat edemediği, bu haliyle kadının evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesinde tam kusurlu olduğu, boşanma sebebiyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları saldırıya uğrayan erkek eş yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerektiği, ağır kusurlu kadının yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminata hak kazanamayacağı gerekçesi ile; boşanma konusunda karar verilmesine yer olmadığına, erkek yararına 10.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminata ve kadının yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddine, kadın yararına hükmedilen tedbir nafakasının karar tarihi itibariyle kaldırılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı- davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur belirlemesi, erkek lehine hükmedilen tazminatlar, kadının yoksulluk nafakası ile tazminat taleplerinin reddi ve tedbir nafakasının karar tarihi itibariyle kaldırılması yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ilk derece mahkemesince davalı -karşı davacı kadının tam kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de; toplanan delillerden İlk Derece Mahkemesince kadına yüklenen ve gerçekleşen kusurlu davranışların yanında davacı-karşı davalı erkeğin de kadına sürekli şiddet uyguladığı, kadının tanık beyanlarında yer alan sair ifadelerde net bir tarihin bulunmadığı, bu haliyle boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı - karşı davalı erkeğin, davalı - karşı davacı kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu, hükmedilen tedbir nafakasının miktarının isabetli olduğu, ilk kararda boşanma hükmünün istinaf edilmeyerek kesinleştiği, tedbir nafakasının boşanma hükmünün kesinleşmesiyle sona ereceği, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren yoksulluk nafakasının hüküm ifade edeceği, erkek tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmamış ise de İlk Derece Mahkemesince, tedbir nafakasının istinafa konu karar tarihi itibariyle kaldırılmasına karar verilmesi tedbir ve yoksulluk nafakalarının infazında tereddüte sebep olacağı, boşanma sebebiyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları saldırıya uğrayan kadın eş yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerektiği, kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceği gerekçesi ile; kusur belirlemesi, tedbir nafakasının karar tarihi itibariyle kaldırılması, kadının yoksulluk nafakası ile tazminat taleplerinin reddi, erkek lehine hükmedilen tazminatlara ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile kusur belirlemesine ilişkin gerekçenin düzeltilmesine, İlk Derece Mahkemesi kararının ilgili bentleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir nafakasına, nafakanın hükmün kesinleştiği tarihe kadar devamına, hükmün kesinleştikten sonra aylık 2.000,00 TL yoksulluk nafakası olarak devamına kadın yararına 80.000,00 TL maddî, 80.000,00 TL manevî tazminata, erkek eşin yasal şartları oluşmayan tazminat taleplerinin reddine ve davalı- davacı kadının sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı- davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri ve aleyhine karar verilen yoksulluk nafakası ve tazminatlar yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ile reddedilen ve kabul edilen tazminatlar noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü ve 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü, 175 inci, 176 ncı maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Yapılan yargılama ve toplanan delillerden Bölge Adliye Mahkemesince erkek eşin kadına sürekli fiziksel şiddet uyguladığı kabul edilmiş ise de tanık Afife'nin beyanlarından davacı erkek eşin davalı kadına küfür edip çatal fırlattıktan sonra tarafların bir araya gelip birlikte yaşamaya devam ettikleri, iddia edilen maddi vakıaların af kapsamında kaldığı, taraflar arasında yaşanılan en son olayın Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesince yargılaması yapılan karşılıklı yaralama olayına ilişkin olduğu, ceza yargılamasında "... taraflar arasında olay tarihinde müşterek konutta meydana gelen tartışma sırasında sanık ...'ın eşi olan müşteki ...'ye tokat attığı iddiasıyla açılan kamu davasında, gerek mağdur ...'in adli raporunda herhangi bir travmatik lezyona rastlanmadığının bildirilmesi, gerekse olay sırasında aynı evde bulundukları anlaşılan ve tarafların ortak çocukları olan tanıkların sanık ...'ın tokat attığına ilişkin beyanlarının bulunmaması karşısında, eşine tokat atması halinde bu durumun çocuklar tarafından fark edilebileceği de dikkate alınarak mahkumiyetine yeterli her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı kanıt elde edilmediğinden sanık ...'ın beraatine, sanık ...'nin ise yaşanan sözlü tartışma sırasında eşi olan mağdur ...'ın yarattığı ve sanık ...'nin aile fertlerinin de eve gelip müdahale etmelerini gerektirecek derecede gerginlik ve tartışma ortamı nedeniyle duyduğu öfke ile eşini haksız tahrik altında bıçakla yaraladığı...." gerekçesi ile kadın eşin mahkumiyetine, erkek eşin ise beraatine karar verildiği, " fiziksel şiddet " maddi vakıasına ilişkin alınan tanık Murat'ın beyanının yer ve zaman belirtmeyen, sebep ve saiki açıklamayan soyut beyan olması nedeniyle sürekli fiziksel şiddetin erkek eşe kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu durumda, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının erkeği yaralayarak evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesinde tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir Hal böyle iken yanılgılı değerlendirme sonucu boşanmaya sebep olan olaylarda davacı - karşı davalı erkeğin, davalı - karşı davacı kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
2.4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında " (1) Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. (2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir." düzenlemesine yer verilmiş olup bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davalı -davacı kadının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davacı -davalı erkeğe atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Gerçekleşen bu duruma göre, boşanmaya neden olan olaylarda kadın tam kusurlu olup boşanma davası açmakta haklı olmadığından kadının davasının reddine karar vermek gerekir ise de İlk Derece Mahkemesinin 18.07.2019 tarihli ilk kararında kadının davasında verilen boşanma hükmü taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiğinden ve bu husus şu aşamada temyiz konusu da edilmediğinden bozma sebebi yapılmamış, yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
3.Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (4721 sayılı TMK md. 175). Yukarıda (1.) paragrafta açıklandığı üzere, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı - karşı davacı kadın tam kusurlu olup 4721 sayılı kanun'un 175 inci maddesi koşulları somut olayda davalı - karşı davacı kadın yararına gerçekleşmemiştir O halde, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde talebin kabulü doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
4.Boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu bulunan eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Davalı -karşı davacı kadın yararına 4721 sayılı kanun'un 174 üncü maddesi koşulları oluşmamıştır. O halde davalı -karşı davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde talebin kabulü doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
5.Yukarıda (1.) paragrafta açıklandığı üzere boşanmaya sebep olan olaylarda davalı -karşı davacı kadın tam kusurludur. Gerçekleşen bu kusurlu davranışlar aynı zamanda erkeğin kişilik haklarına da saldırı teşkil eder niteliktedir. Erkek yararına 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesi koşulları somut olayda oluşmuştur. O halde tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları gözetilerek davacı -karşı davalı erkek yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde talebin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı -karşı davalı erkek vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası, kadın lehine hükmedilen tazminatlar ile erkeğin reddedilen tazminat talepleri yönünden davacı -karşı davalı erkek yararına BOZULMASINA,
Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,25.06.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2019/807 E., 2022/1221 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kadın eş yararına Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde mahkemece davanın kabulüne ilişkin kurulan hükmün yeterli nitelikte inceleme ve araştırmayı kapsayıp kapsamadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu 2019/807 E. , 2022/1221 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davacı-karşı davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece; Özel Daire bozma kararına karşı yoksulluk nafakası yönünden kısmen direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı-karşı davalı tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı-Karşı Davalı İstemi:
4. Davacı-karşı davalı 21.07.2015 tarihli dava dilekçesinde; davalı ile 26.08.2002 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalı eşin evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini ihmal ettiğini ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri sürerek boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-Karşı Davacı İstemi:
5. Davalı-karşı davacı vekili 08.09.2015 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, sadakatsizlik vakıasının doğru olmadığını, davacı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediğini, eşine fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, hakaret ettiğini, taraflar arasında ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/528 E. sayılı ceza dosyası yargılamasının devam ettiğini, müvekkilinin ailesinin yanında yaşadığını ve onların yardımı sayesinde geçindiğini, erkeğin eşi ve çocuklarıyla ilgilenmemesi, sürekli evi terk etmesi, maddi olarak yardımcı olmaması, eve geldiği nadir zamanlarda da eşine şiddet uygulaması nedeniyle evliliğin çekilmez hâle geldiğini ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 162, 163 ve 166. maddeleri uyarınca kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 500TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına aylık 1.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000TL maddi, 50.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6. ... Aile Mahkemesinin 16.06.2016 tarihli ve 2015/477 E., 2016/429 K. sayılı kararı ile; asıl dava yönünden yapılan yargılamada davacı-karşı davalının davasını geri aldığı, davalı-karşı davacı vekilinin de geri almayı kabul ettiği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına, karşı dava yönünden yapılan yargılamada ise; erkeğin eve düzenli şekilde gelip gitmediği, eşi ve çocukları ile gerek maddi gerek manevi yönden ilgilenmediği, eşini sadakatsizlik ile suçlayıp şiddet uyguladığı, hâl böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesi ile karşı davanın kabulüne, tarafların TMK’nın 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 250TL tedbir-iştirak, kadın yararına 250TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000TL maddi, 10.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı-karşı davalı tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.09.2018 tarihli ve 2016/22806 E., 2018/9843 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Davalı-karşı davacının yoksulluk nafakası isteğinin kabul edilebilmesi için boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünün belirlenmesi gerekir. Davalı- karşı davacı kadının zabıta araştırmasında daimi işinin olmadığının tespit edildiği, buna karşılık dinlenen bir kısım davacı- karşı davalı tanık beyanlarında davalı- karşı davacının sigortalı bir işe girdiğini beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Buna göre mahkemece, davalı-karşı davacı kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa gelir durumunun tespiti ile bu gelirin sürekli ve düzenli olup olmadığı, kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı araştırılarak, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme neticesinde yazılı şekilde kadın yararına yoksulluk nafakası takdiri doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
3-Mahkemece, ortak çocuklar 2003 doğumlu ... ile 2007 doğumlu ...'in velayetleri anneye verilmiştir. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanu'nun 5. maddesi gereğince Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve çocuklarla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocukların sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması ve diğer deliller de göz önüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek velayet konusunda bir karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, mahkemece velayete yönelik sosyal inceleme raporu tanzim ettirilmeksizin ve inceleme tarihi itibariyle idrak çağında olan çocukların görüşleri alınmaksızın velayetin anneye bırakılmasına karar verilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında, yukarıda belirtilen kıstaslar dikkate alınarak oluşturulacak bir heyetten rapor alınarak, idrak çağında olan ortak çocukların görüşü de alınarak diğer delillerle birlikte değerlendirildikten sonra, gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırmayla velayet yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. ... Aile Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2019/42 E., 2019/340 K. sayılı kararı ile Yargıtay bozma ilamının üçüncü bendine uyulmasına, ikinci bendinde yazılı bozma kararına karşı ise direnilmesine karar verilerek yapılan yargılamada; velâyet hususunda sosyal inceleme raporu düzenletilmiş, idrak çağında olan çocukların görüşleri alınmış ve çocukların üstün yararı gözetilerek ...'ın velâyetinin babaya, ...'in velâyetinin ise anneye verilmesine, bu düzenlemeye uygun kişisel ilişki tesisine karar verilmiş, yoksulluk nafakası yönünden ise boşanmaya sebep olan olaylarda kadından kaynaklanan kusurlu bir davranışın bulunmadığı, fabrikada çalıştığı kabul edilse dahi dinlenen tanık anlatımlarına göre düzenli ve sürekli bir gelirinin olmadığı, fabrikadaki iş durumuna göre çağrıldığı, çağrıldığında da yevmiye usulü ile çalıştırıldığı, Hukuk Genel Kurulunun asgari ücret seviyesindeki gelirin kişiyi yoksulluktan kurtarmayacağına ilişkin kararları dikkate alındığında kadın eşin elde ettiği gelirin kendisini yoksulluktan kurtarmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı-karşı davalı tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kadın eş yararına Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde mahkemece davanın kabulüne ilişkin kurulan hükmün yeterli nitelikte inceleme ve araştırmayı kapsayıp kapsamadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir.
13. Bilindiği üzere TMK’nın “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi ile “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 1998/688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 2007/275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424 E., 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi malî kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
14. Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk, Turgut/Ateş, Derya; Aile Hukuku, C. 2, İstanbul 2019, s. 302).
15. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünüldüğünden, yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek olamaz. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir. Dolayısıyla boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacını taşıyan yoksulluk nafakası, hiçbir surette nafaka yükümlüsüne yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmamalıdır.
16. Eldeki davaya gelince; Mahkemece, kadın eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceği kanaatine varılarak yoksulluk nafaka talebinin kabulüne karar verildiği, Özel Daire tarafından ise zabıta araştırması uyarınca kadın eşin daimi işinin olmadığının tespit edildiği, ancak dinlenen bir kısım tanık beyanlarına göre sigortalı bir işe girdiğinin beyan edilmesi karşısında, bu çalışma durumunun araştırılması, sürekli ve düzenli gelir getiren bir işte çalışıp çalışmadığı, çalışıyor ise elde ettiği gelirin kendisini yoksulluğa düşmekten kurtarıp kurtarmayacağının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
17. Yoksulluk nafakasının talep edilebilmesi için boşanma olgusunun gerçekleşmesi arandığından, yoksulluğun doğup doğmayacağı da boşanmanın gerçekleşeceği dönem itibariyle incelenmelidir. Zira yoksulluk nafakası, boşanmanın kesinleştiği tarihten sonraki dönem için geçerlidir. Diğer bir ifadeyle yoksulluk nafakası boşanma kararının kesinleşmesi ile birlikte hüküm ifade edeceğinden, talepte bulunan eşin, boşanma hâlinde yoksulluğa düşmüş veya düşecek olması gerekir. Aksi takdirde, yeterli ve sürekli geliri olan eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemez. Zira yoksulluk nafakasının amacı, boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek olan ve boşanmada daha fazla kusuru bulunmayan eşin, asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Öyleyse hâkim, somut olayın özelliğine göre, boşanma kararının verildiği zamanda boşanma olgusuna dayalı olarak, eşin yoksulluğa düşeceğini öngörüyorsa yoksulluk nafakasına hükmetmelidir.
18. Her ne kadar kadın eş hakkında yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağında; daimi bir işinin olmadığı, kadın çamaşırları ve güzellik ürünleri satış-pazarlama işi ile uğraştığı belirtilmişse de; Mahkemece dinlenen davalı-karşı davacı kadının kardeşleri olduğu anlaşılan tanıklar ... ve ...’in beyanlarından kadının, bir güzellik markasının ürünleri ile kadın iç çamaşırı satış-pazarlama işi ile uğraştığı, yargılama aşamasında ... Makarna Fabrikası'nda yevmiye usulü ile de olsa sigortalı olarak çalışmaya başladığı, dosyada mevcut davacıya ait SGK hizmet dökümü ile bu beyanların birbirleri ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır.
19. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yoksulluğa düşme hâlinin boşanma davası sırasındaki duruma göre belirlenmesi gerektiğinden, mahkemece kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa yoksulluktan kurtaracak düzeyde düzenli ve sürekli bir gelirinin olup olmadığı, işten ayrılmışsa kendi isteği ile mi yoksa zorunlu olarak mı ayrıldığı hususları araştırılarak boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin tespiti ile sonucuna göre yoksulluk nafakası konusunda bir karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik inceleme ile yoksulluk nafakası talebinin kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
20. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Mahkemece verilen direnme kararında kadın eşin fabrikada çalışmaya başladığının gözetildiği, ne var ki bu çalışmanın düzenli ve sürekli olmadığı, yevmiye usulü ile çalıştığı, elde ettiği gelirin kendisini yoksulluktan kurtarmadığı gerekçelerine yer verildiği, bu husus gözetildiğinde direnme kararının uygun olduğu, sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
21. Direnme karar başlığında dava tarihi 14.01.2019 olarak yazılmışsa da, bu durum mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde kabul edilmiştir.
22. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
23. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı-karşı davalının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.10.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Boşanma davasında mahkemece verilen hükmün davacı-karşı davalı erkek tarafından temyiz edilmesi üzerine yoksulluk nafakası ve velâyet hükmü tarafından bozma kararı verilmiştir. Mahkemece velâyetle ilgili bozmaya uyulmuş, yoksulluk nafakası ile ilgili olarak ise önceki hükümde direnilmiştir.
Bozma kararında yoksulluk nafakası ile ilgili olarak yoksulluk nafakası isteğinin kabul edilebilmesi için boşanma yüzünden yoksulluğa düşüldüğünün belirlenmesi gerektiği, davalı-karşı davacı kadının zabıta araştırmasında daimi işinin olmadığının tespit edildiği, buna karşılık dinlenen bir kısım davacı-karşı davalının tanık beyanlarında davalı-karşı davacının bir işe girdiğini beyan ettiklerinin anlaşılmakta olduğu buna göre mahkemece, davalı-karşı davacı kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa gelir durumunun tespiti ile bu gelirin sürekli ve düzenli olup olmadığı, kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı araştırılarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile kadın yararına yoksulluk nafakasının takdirinin doğru olmadığı belirtilmiştir.
Mahkemece verilen direnme kararının gerekçesi ise bozma öncesi yapılan araştırmanın yeterli olduğu, fabrikada çalıştığı kabul edilse dahi dinlenen tanık anlatımlarına göre düzenli ve sürekli bir gelirinin olmadığı, fabrikadaki iş durumuna göre çağrıldığı ve çağrıldığında da yevmiye usulü ile çalıştırıldığı, kadının elde ettiği gelirin kendisini yoksulluktan kurtarmayacağı belirtilmiştir.
Davalı-karşı davacı kadın hakkında yapılan sosyal ekonomik durum araştırması yazı cevabına göre daimi işinin olmadığı anlaşılmaktadır. Dinlenen tanıklar ... ve ... beyanlarında davalı-karşı davacı kadının fabrikada devamlı çalışmadığı, çağrıldığında gidip yevmiye ile çalıştığını, her gün çağrılmadığını belirtmişlerdir.
Zabıta araştırması ve tanık beyanları gelir durumunun araştırılması için yeterli olup bu delillere göre sürekli ve yoksulluktan kurtarmaya yetecek geliri olup olmadığı takdir edilebilecek durumdadır. Bu delil durumuna göre hükmedilen 250TL yoksulluk nafakasının fazla olup olmadığı da belirlenebilir.
Kadının babasının ölümü nedeniyle yetim aylığı alma ihtimali temyiz sebebi yapılmış ise de bu yönde bir araştırma yapılması yönünde bozma kararı verilmemiştir. Evli bir kimseye yetim aylığı bağlanabileceğinden söz edilemeyeceğine göre bu durum ancak boşanmanın kesinleşmesinden sonra meydana gelebilecek bir olgu olup hükmedilecek yoksulluk nafakası miktarına etki etmesi düşünülemeyeceğinden bu nedenle de bir araştırma gereği yoktur.
Belirtilen nedenlerle yapılan araştırmanın yeterli olduğu yönünden direnme uygun bulunarak yoksulluk nafakasına hükmedilme koşullarının olup olmadığı ve varsa miktarı yönünden temyiz itirazları incelenmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2647 E., 2021/1161 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre Türk Medeni Kanunu’nun 174 ve 175. maddesinde yer alan tazminat ve yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2647 E. , 2021/1161 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, (kapatılan) Sincan 3. Aile Mahkemesince verilen her iki davanın kabulüne ilişkin karar davalı-karşı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı-Karşı Davalı İstemi:
4. Davacı-karşı davalı vekili 22.04.2013 tarihli dava dilekçesinde; davalı ile 27.05.1999 tarihinde evlendiklerini, iki çocuklarının bulunduğunu, geçimsizlik nedeniyle aralarında sürekli olarak tartışma yaşandığını, fikir uyuşmazlıklarının olduğunu, son sekiz aydır ayrı yaşadıklarını, davalı hakkında iki kez evden uzaklaştırma kararı aldığını, davalının sürekli alkol kullandığını, kendisine psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığını, zorla cinsel ilişkiye girdiğini ve ters ilişki kurduğunu ileri sürerek boşanmaya, velâyetlerin kendisine verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 250TL tedbir iştirak nafakası ile kendi yararına 500TL tedbir-yoksulluk nafakası ve 40.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-Karşı Davacı İstemi:
5. Davalı-karşı davacı vekili 23.05.2013 tarihli karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin kusurlu olduğunu, ortak çocukların yaşlarının küçük olması nedeniyle eşinin çalışmasını istemediğini, buna karşılık kadın eşin çalışma konusundaki ısrarlarını abartarak “evi terk etmekle tehdit” boyutuna getirdiğini, müvekkilin mecburen izin vermek zorunda kaldığını, çalışmaya başlayan davacının davranışlarında zamanla değişmeler meydana geldiğini, aşırı süslendiğini, iş arkadaşları ile gezmeye başladığını, bazı günler “annesinde kalacağını söyleyerek” eve gelmediğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, müvekkiline ve çocuklarına kötü davranıp, aşağıladığını, 20.04.2013 tarihinde ortak çocuk Ceren babasının müvekkilin yanında iken davacıyı bir başka adamın arabasına binerken gördüklerini, şok hâlinde aracı takip etmeye başladıklarını, aracın boş bir arsaya park ettiğini, müvekkil ve...’in inerek arabanın yanına gittiklerini, kadın eşi arabasına bindiği adam ile öpüşürken gördüklerini, bunun üzerine arabayı çalıştırarak kaçtıklarını, yaşanan bu olaydan iki gün sonra davacının boşanma davası açtığını ileri sürerek tam kusurlu kadının davasının reddine, karşı boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmasına, velâyetlerin babaya verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 250TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 30.000TL maddi, 50.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6. (Kapatılan) Sincan 3. Aile Mahkemesinin 13.05.2014 tarihli ve 2013/299 E., 2014/296 K. sayılı kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin sıklıkla alkollü olarak müşterek konuta gelmesinin huzurluk yarattığı, kadını darp ettiği, buna karşılık kadının da sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği, kocanın annesine yönelik hakaret ettiği, sık sık müşterek konutu terk etmek suretiyle birlikte yaşamaktan kaçındığı, gerçekleşen olaylara göre tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetlerin babaya verilmesine, çocuklar yararına iştirak nafakası hükmedilmesine yer olmadığına, kadın yararına 250TL tedbir-yoksulluk nafakası ödenmesine, tarafların yasal şartları oluşmayan tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.04.2015 tarihli ve 2014/21391 E., 2015/6305 K. sayılı kararı ile;
"...Hüküm davalı-davacı tarafından, kadının davası, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacının, kadının davasının reddi gerektiği yönündeki temyiz itirazları yersizdir.
2-Diğer yönlere ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı bu sonuca, tarafların eşit kusurlu tutum ve davranışları ile ulaşıldığı kabul edilmiş, buna bağlı olarak kadın lehine yoksulluk nafakası takdir edilmiş, kocanın tazminat talepleri ise reddedilmiştir. Kocanın eşit kusurlu kabul edilmesinin gerekçesi olarak, eve alkollü gelmesi, bu sebeple huzursuzluk çıkarıp, eşine fiziksel şiddet uygulaması gösterilmiştir. Fiziksel şiddet olayının beş yıl öncesine ait itekleme boyutunda kaldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu tarihten sonra evlilik uzunca süre devam ettiğine göre iteklemekten dolayı davalı-davacıya artık kusur atfı doğru değildir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden kadının sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği ve kayınvalidesine “orospu, pislik” diyerek hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen kusurlu tutum ve davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda kadının, diğer eşe göre daha ziyade kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca da, ağır kusurlu olan kadının yoksulluk nafakası isteğin reddine, davalı-davacının Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddelerine dayalı maddi ve manevi tazminat isteklerinin kabulü ile uygun miktarda davalı-davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmolunması gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
8. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 29.12.2015 tarihli ve 2015/879 E., 2015/1082 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında, bozma ilamının aksine şiddete rağmen tarafların aynı evde yaşamalarının aralarındaki ilişki ve iletişimden bağımsız olarak kadın açısından evliliğin çekilebilirliğini göstermediği gibi, af anlamına da gelmeyeceği, tanık Erdinç’in beyanına göre evliliğin sürekli olarak geçimsizlik içerisinde devam ettiği ve Canan’ın eşine katlanmak durumunda kaldığı, dolayısıyla kadının eşini affettiğini kabul etmenin mümkün olmadığı, aksi hâlde eşlerin yaşanan her olaydan sonra müşterek yaşamlarına devam etmeleri hâlinde affetmiş sayılacakları, affetmemiş iseler müşterek yaşamı sona erdirmelerini istemenin taraflara boşanma davasını dayatmaktan başka anlam taşımayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre Türk Medeni Kanunu’nun 174 ve 175. maddesinde yer alan tazminat ve yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddeleri ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir.
12. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları;
"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.
13. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
14. Belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m. 2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
15. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
16. Yukarıda da belirtildiği üzere, TMK'nin 166. maddesinin birinci fıkrası uyarınca taraflar arasında geçen her olay boşanma kararı verilmesi için yeterli olmayıp, bu olayların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet vermesi ve de çekilmez hâle getirmesi gerekmektedir. Kural olarak boşanma davalarında da eşlerin boşanma davasına konu ettiği olaylar sonrası barışmaları, barıştıklarını beyan ederek birbirilerine karşı yürüttükleri hukuki süreçleri sonlandırmaları veya somut olayda olduğu gibi gerçekleştiği iddia edilen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre daha sürdürmeye devam etmeleri hâllerinde artık o olaylar affedilmiş ya da en azından hoşgörü ile karşılanmış olması nedeni ile tarafların kusur belirlemesinde dikkate alınamaz.
17. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Yoksulluk nafakası ile maddi-manevi tazminat talepleri boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarındandır.
18. TMK’nın “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
19. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
20. Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kanunun öngördüğü bir telafi şeklidir. 22.06.1966 tarihli, 1966/7 E. ve 1966/7 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere manevi tazminat bir yönüyle de insanlardaki kırgınlık ve kızgınlığı, hatta intikam duygusunu tatmin etme aracıdır. Amacı, olaydan duyulan acı, ızdırap, elem ve kızgınlığı kısmen olsun dindirmek, olayı unutturarak tekrar normal hayata dönüşü sağlamaktır.
21. Kişilik hakları, bir bütün olarak kişinin maddi ve manevi varlığıyla ilişkili ve bu varlığın geliştirilmesini hedefleyen haklar ve özgürlükler olarak tanımlanır. Bu haklar; kişiliğe bağlı, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. Kişilik haklarının mutlak bir hak oluşu, hak sahibine, bu hakka ve hakkın içerdiği değerlere herkesin saygı göstermesini isteme, kişisel değerlerin korunmasını herkesten isteme, yasaların, kamu düzeninin ve genel ahlak ile adabın çizdiği sınırlar içerisinde dilediği gibi kullanma hakkı verir. Kişilik hakkı kavramı; kişiyi var eden, kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan, diğer kişilerden farklılığını temin eden bütün değerler üzerindeki haktır. Yaşam, vücut bütünlüğü, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim, resim gibi kişisel varlıklar üzerindeki haklar kişilik hakkını ifade eder. Bu varlıklara yönelen saldırılar ise kişilik hakkının ihlâli sonucunu doğururlar. Kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel düzenleme TMK’nın 23, 24 ve 25. maddelerinde yer almakta; Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi ile bu düzenlemeler tamamlanmaktadır. Ancak bu genel korumanın dışında bazı kişisel değerleri koruyan özel hükümler de bulunmakta olup, TMK’nın 174/2. maddesi bu hükümlerden biridir.
22. Yoksulluk nafakası ise; TMK’nın 175. maddesine göre “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Madde metninden de anlaşıldığı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir.
23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; tarafların 27.05.1999 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten ortak iki çocuklarının bulunduğu, erkeğin eve sık sık alkollü gelmek suretiyle kusurlu olduğu, buna karşılık kadın eşin ise; tarafların ortak çocuğu Ceren’in beyanları ile sabit olduğu üzere, kayınvalidesine ağır küfürler ettiği ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu kusurlu davranışlar karşılaştırıldığında tarafların kusurlarının birbirine denk olduğundan bahisle, eşit kusurlu sayılamayacakları, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır, erkeğin ise az kusurlu olduğu hususu tartışmasızdır. Hâl böyle olunca tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak kadın eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi ve ayrıca erkek eşin tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değildir.
24. O hâlde; aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/1035 E., 2021/1675 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi ile “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Hukuk Genel Kurulu 2018/1035 E. , 2021/1675 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “boşanma” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 5. Aile Mahkemesince verilen asıl davanın reddi, birleşen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı-Karşı Davalı İstemi:
4. Davacı-birleşen davalı vekili 15.08.2012 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 12.06.1981 tarihinde evlendiklerini, ergin iki çocuklarının bulunduğunu, müvekkilinin ailenin refahı için Sivas-Suşehri’nde eczane işlettiğini ve tek başına yaşadığını, eşinin ise çocuklar ile birlikte Ankara’da yaşayarak erkek eşin bu fedakârlığına karşılık hiçbir özveride bulunmadığını, müvekkilini yalnız yaşamaya mahkûm ettiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 100.000TL maddi ve 100.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-Karşı Davacı İstemi:
5. Davalı-birleşen davacı vekili 16.08.2014 tarihli birleşen dava dilekçesinde; erkeğin eşine tüm evlilik hayatı boyunca ağır küfür, hakaret ve tehditlerde bulunduğunu, burnunu ve elini kıracak derecede darp ettiğini, müvekkilinin namusuna ve şerefine iftira attığını, ayrıca eşinin ailesine de kötü söz ve davranışlarda bulunduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, kadın yararına 3.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 500.000TL maddi ve 200.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 5. Aile Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2012/1412 E., 2015/446 K. sayılı kararı ile; tarafların 12.06.1981 tarihinde evlendikleri, ergin iki çocuklarının bulunduğu, erkeğin eşine sürekli şiddet uyguladığı, mesaj yolu ile hakaret ve tehdit ettiği, bu eylemlerinden dolayı mahkemece cezalandırıldığı, boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin tam kadının ise kusursuz olduğu gerekçesiyle erkeğin davasının reddine kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın yararına 500TL tedbir nafakası ödenmesine, yoksulluk nafaka talebinin reddine, 50.000TL maddi ve 30.000TL manevi tazminat ödenmesine, ayrıca her iki dava yönünden de erkek eş vekili yararına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.05.2016 tarihli ve 2015/18299 E., 2016/10604 K. sayılı kararı ile; erkek eşin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra kadın yararına hükmedilen tazminat miktarlarının az olduğu, ayrıca her iki dava yönünden de kadın eş yararına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesi gerekirken erkek eş yararına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesi ile karar oy çokluğu ile bozulmuş, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu hususlar ise onanmıştır.
Özel Daire Karar Düzeltme Kararı:
9. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı-birleşen davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.06.2017 tarihli ve 2016/19965 E., 2017/7879 K. sayılı kararı ile;
“…Mahkemece davacı-davalı erkek taralından açılan boşanma davası reddedilmiş kadının boşanma davası ise kabul edilmiştir. Kadının yoksulluk nafakası talebinin ise reddine karar verilmiştir. Her iki tarafında temyizi üzerine Deremizin 30.05.2016 tarihli 2015/18299 esas 2016/10604 karar numaralı ilamı ile davalı-karşı davacı kadın yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminatların miktarının az olması ve vekâlet ücretleri yönünden bozulmuş diğer hususlar yönünden hükmün onanmasına karar verilmiştir. Davalı-davacı kadın tarafından tedbir nafakasının miktarı ve yoksulluk nafakasının reddi yönünden karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (TMK. m. 175/1). Yapılan (yargılama ve toplanan delillere göre, tarafların 12.06.1981 tarihinde evlendikleri, davalı-karşı davacı kadının emekli olduğu, eşine ait evde oturduğu, davacı-davalı erkeğin ise eczacı olduğu, üzerine kayıtlı birçok taşınmaz ile iki aracın bulunduğu, kira geliri elde ettiği anlaşılmaktadır.
Yoksulluk durumu belirlenirken, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının yanında, evlilik birliği sırasındaki yaşam seviyelerinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Somut olayda, boşanma sonucu davalı-davacı kadının, önceki yaşam seviyesini tamamen kaybederek yoksulluğa düşeceği anlaşılmaktadır. O halde davalı-davacı kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekir. Ne var ki, bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından davalı-davacı kadının karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 30.05.2016 tarihli 2015/18299 esas 2016/10604 karar sayılı yoksulluk nafakasının reddine ilişkin onama ilamının kaldırılmasına, hükmün açıklanan sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir,…” şeklindeki gerekçeyle kadının yoksulluk nafakası istemi bakımından da karar oybirliği ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. Ankara 5. Aile Mahkemesinin 29.03.2018 tarihli ve 2017/1585 E., 2018/529 K. sayılı kararı ile; kadın eş yararına vekâlet ücreti hükmedilmemesi ve ayrıca hükmedilen tazminatların az olduğuna dair verilen bozma kararına uyularak, kadın eş yararına her iki dava yönünden de vekâlet ücretine, 70.000TL maddi, 50.000TL manevi tazminat ödenmesine, ancak karar düzeltme yoluyla verilen bozma kararında belirtilen gerekçenin doğru olmadığı, evlilik birliği sırasındaki yaşam seviyesinin ancak tedbir nafakasının miktarının düzenlemesinde göz önünde bulundurulabileceği, yoksulluk nafakasının ancak yoksulluğa düşme durumu gerçekleştiğinde hükmedilebileceği, somut olayda kadının öğretmen emeklisi olduğu, elde ettiği gelirle yoksulluğa düşmeyeceği, eşine ait evde kira vermeden oturduğu, erkek eş adına kayıtlı taşınmazların ise mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davaya konu olduğu gerekçesiyle yoksulluk nafakasının reddi yönünde direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı yasal süresi içinde taraflarca temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı-birleşen davacı eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
15. Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi ile “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 1998/688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 2007/275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424 E., 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
16. Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk, T./Ateş, D., Aile Hukuku, C. 2, İstanbul 2019, s. 302).
17. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünüldüğünden, yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek olamaz. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir. Dolayısıyla boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacını taşıyan yoksulluk nafakası, hiçbir surette nafaka yükümlüsüne yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmamalıdır.
18. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosyada mevcut ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağına göre kadının emekli öğretmen olduğu, dolayısıyla sürekli ve düzenli maaşının bulunduğu, eşinin adına kayıtlı evde kira vermeden oturduğu, buna karşılık erkeğin eczacı olduğu ve adına kayıtlı fazla sayıda taşınmazının bulunduğu anlaşılmaktadır. Tarafların gelir durumları karşılaştırıldığında kadının erkeğe göre daha zayıf durumda olduğu tartışmasızdır. Ne var ki, yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere yoksulluk nafakasındaki amaç; eşlerin evlilik birliği içerisinde sürdürdükleri yaşam standartlarını korumak olmadığı gibi, nafaka alacaklısını zenginleştirmek de değildir. Daha açık bir ifadeyle “yoksulluk” durumunu ortadan kaldıran miktarda gelir elde eden eş, boşanma nedeniyle diğer eşten yoksulluk nafakası isteyemez. Eldeki davada da emekli öğretmen olan kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceğinden söz edilemeyeceği belirgin olup, yerel mahkemece kadın eşin talep etmiş olduğu yoksulluk nafakasının reddine ilişkin verilen direnme kararı yerindedir.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, kadın eşin elde ettiği emekli maaşının, tarafların evlilik süresi ve bu süre içerisinde ulaştıkları yaşam düzeyi gözetildiğinde, boşanma yüzünden kendisini yoksulluktan kurtarmaya yetmeyeceği, dolayısıyla Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle hükmün bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
20. O hâlde, usul ve yasaya uygun direnme kararı onanmalıdır.
21. Diğer yandan Mahkemece; Özel Dairenin 30.05.2016 tarihli ve 2015/18299 E., 2016/10604 K. sayılı kararı ile yapılan bozmaya uyularak verilen karara ilişkin temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmesi gerektiğinden, bu konu hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı-birleşen davalı vekilinin yoksulluk nafakasına ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Taraf vekillerinin, mahkemece uyulan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.12.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Yoksulluk nafakasının düzenlendiği 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 175. maddede, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı açıklanmıştır.
Madde metninden de anlaşılacağı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Ancak yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa ki, maddede açıkça belirtildiği gibi kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk T./Ateş D: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, İkinci Cilt, Ocak 2019, s. 302).
Bunun yanında, yoksulluk nafakası istenebilmesi için istemde bulunan tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşılaşmış bulunması şarttır. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi malî kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
“Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Nafaka talep edilen eşin kusursuz da olsa nafaka ödemekle yükümlü kılınması, yoksulluk nafakasının tazminat ya da cezadan farklı bir nitelik taşıdığını göstermektedir. Yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlâki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir” (Anayasa Mahkemesinin 2005/56 E. 2009/94 K. sayılı 25.06.2009 tarihli kararı).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1988 gün ve 1998/2-656 E. 1988/688 K, 28.02.2007 gün ve 2007/3-84 E. 2007/95 K. 16.05.2007 gün ve 2007/2-275 E. 2007-275 K. 09.05.2019 gün ve 2017/2-1893 T. 2019/546 K sayılı ilamlarında da kabul edildiği gibi; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.
Yargıtayın yerleşik kararlarında "asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması" yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.12.2001 tarih ve 2001/2-1158 E., 1185 K; 01.08.2002 tarih ve 2002/2-397 E., 339 K.; 28.02.2007 tarih ve 2007/3-84 E., 95 K.; 16.05.2007 tarih ve 2007/2-275E., 275 K.; 11.03.2009 tarih ve 2009/2-73 E, 118 K.; 13.05.2009 tarih ve 2009/3-165 E., 186 K.; 04.05.2011 tarih ve 2011/2-155 E., 2011/278 K. sayılı kararları). Asgari ücret seviyesinde gelir elde edilmesi yoksulluk nafakası bağlanmasına engel değilse de bu durum nafaka miktarının tespitinde esas alınmalıdır.
Sözü edilen maddede (TMK 175) boşanma yüzünden yoksulluğa düşülmesinden söz edilmiş olmakla tarafların subjektif durumundan tümüyle bağımsız ve tümüyle objektif nedenlere dayalı bir yoksulluk belirlemesi yapılmamalıdır. Bu nedenledir ki yoksulluk parasal sınırının ne olduğu gibi bazı araştırma sonucu rakamlardan yola çıkılarak belirlenen bir limit dahilinde yoksulluk durumu belirlenemeyeceği gibi asgari ücret veya buna yakın düzeyde gelir sahibi olan kişinin yoksulluğa düşmüş sayılamayacağı gibi bir kabulden hareketle de sonuca gidilemeyecektir.
Yoksulluk durumunun, günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmesi gerektiği (09.05.2019 gün ve 2017/2-1893 T. 2019/546 K.) ve bunların yanında evlilik süreleri, evlilik boyunca oluşan yaşam düzeyi ve boşanma sonrasında oluşacak yaşam düzeyinin de yoksulluk durumunun belirlenmesinde dikkate alınması gerektiği (Yargıtay 11.03.2009 T. 2009/2-73 E. 2009/118 K.) yönündeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları da yoksulluk durumunun belirlenmesinde tarafların dışındaki objektif nedenler kadar tarafların subjektif durumlarının da dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yapılan açıklamaların sonucu olarak yoksulluk durumunun belirlenmesi ile buna uygun nafaka miktarının takdirinde, nafaka alacaklısının evli olduğu dönemdeki yaşantısını aynen devam ettirmesi gerektiği yönünde bir kabulden hareket edilemeyeceği gibi, eski yaşantısından tamamen koparılacak şekilde bir sonuca da neden olunmamalıdır.
Nitekim yargısal uygulamalarda bu esaslara uygun olarak tarafların durumuna da bağlı biçimde asgari ücret düzeyinin çok üzerinde bir miktar olarak yoksulluk nafakasına hükmedilebildiği gibi asgari ücret düzeyinin altında bir miktara da hükmedilebilmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve sözü edilen kuralla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; özel daire kararında da belirtildiği üzere; yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, tarafların 12.06.1981 tarihinde evlendikleri, davalı-karşı davacı kadının emekli olduğu, kendisine ait olmayan eşine ait evde oturduğu, davacı-davalı erkeğin ise eczacı olduğu, üzerine kayıtlı birçok taşınmaz ile iki aracın bulunduğu, kira geliri elde ettiği anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı kadının henüz eşine ait evde oturması boşanma sonrası bir garantiyi içermediğinden yoksulluk durumunun belirlenmesinde önem de taşımamaktadır. Dosyadaki yazı cevabına göre ise 1.050TL emekli maaşı almakta olup bu miktar o tarihteki net asgari ücretin bir miktar üstünde ise de tarafların evlilik süresi ile bu süre içinde ulaştıkları yaşam düzeyleri de gözetildiğinde bu emekli maaşı, davalı-karşı davacı kadının asgari ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyeceği gibi kendisini boşanma yüzünden yoksulluğa düşmekten kurtarmayacağı da açıktır. Bu durumda eski yaşantısı ile aynı düzeyi sağlamasa da bu yaşantısından da tamamen koparılmayacak şekilde uygun miktar yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddedilmesi doğru olmamıştır.
Yoksulluk nafakası yönünden yukarıda açıklanan esaslara da uygun bir gerekçe ve sonucu içeren özel daire kararı gibi direnme hükmünün bozulması ve uyulan kısımlar yönünden dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, yoksulluk nafakası istenemeyeceği kabul edilerek direnme hükmünün onanması uyulan kısımlar yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bay (A) ile Bayan (B) arasındaki boşanma davası sonucunda mahkeme boşanmaya karar vermiştir. Bayan (B), boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğini ve Bay (A)'nın maddi durumunun çok daha iyi olduğunu belirterek nafaka talep etmektedir.
Buna göre, yoksulluk nafasakı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Bayan (B)'nin nafaka alabilmesi için boşanmada Bay (A)'dan daha kusurlu olmaması şarttır.
B) Nafaka yükümlüsü olan Bay (A)'nın mutlaka ağır kusurlu olması gerekir.
C) Yoksulluk nafakası her durumda sadece bir yıl süreyle ödenir.
D) Alacaklı olan Bayan (B), bir başkasıyla resmi bir evlilik yapmadan fiilen evliymiş gibi yaşamaya başlarsa nafaka kendiliğinden kalkar.
E) Yoksulluk nafakası sadece toptan ödenebilir, irat şeklinde ödenmesine karar verilemez.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.