Türk Medeni Kanunu 26. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 26- Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.
Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.
2. Adın değiştirilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
75 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/3852 E., 2024/6018 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
10.2021 tarihli yazı ile tekraren logo ve görselin kullanımına son verilmesinin istendiğini, söz konusu kitapçığın TBMM'nin kurumsal yayınlarına önemli ölçüde benzediğini, TBMM tarafından yayınlandığı yönünde algı uyandırdığını, bu durumun 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 23, 24 ve 26 ncı maddeleri ile korunan kişilik haklarına da aykırı bulunduğunu ileri sürerek "Hukuksuzluğun
11. Hukuk Dairesi 2023/3852 E. , 2024/6018 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/658 Esas, 2023/497 Karar
HÜKÜM : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 2. ... ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/401 E., 2022/433 K.
Taraflar arasındaki fikir ve sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün, haksız rekabetin ve kişilik haklarına saldırının tespiti ve önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili, duruşmasız olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; İstanbul Milletvekili olan davalının "Hukuksuzluğun Sıradanlaşması: Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Yargılamaları" isimli bir kitapçık çıkardığını, kitapçığın TBMM Başkanlığına ve milletvekillerine gönderildiğini, davalının kişisel internet sitesinde de yayınlanmakta olduğunu, kitapçıkta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 04.03.2004 tarih ve 33 sayılı kararıyla onaylanan ve her ikisi için de Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından koruma markası belgesi verilen TBMM'nin logosu ile görseli ve "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" ibaresinin, izinsiz ve amacına aykırı şekilde kullanıldığını, müvekkiline bu kitapçığın TBMM yayını olup olmadığı yönünde sorular ve bu çalışma ile TBMM yayınları arasında iltibas olduğu yönünde ihbarlar iletildiğini, davalıya 01.10.2021 tarihli yazıyla kitapçıktaki TBMM logosunun ve görselinin kaldırılmasının uygun olacağının bildirildiğini, davalının müvekkilinden bilgi ve belge talep etmesi üzerine, 13.10.2021 tarihli yazı ile tekraren logo ve görselin kullanımına son verilmesinin istendiğini, söz konusu kitapçığın TBMM'nin kurumsal yayınlarına önemli ölçüde benzediğini, TBMM tarafından yayınlandığı yönünde algı uyandırdığını, bu durumun 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 23, 24 ve 26 ncı maddeleri ile korunan kişilik haklarına da aykırı bulunduğunu ileri sürerek "Hukuksuzluğun sıradanlaşması; Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Yargılamaları" isimli kitapçığın ön ve arka kapağı ile ilk sahifesinde kullanılan TBMM ambleminin, TMBB çiziminin, TBMM'nin kurumsal yayını ile iltibas oluşturduğundan, bu haliyle kullanılamayacağının tespitiyle, kullanımının men'ine ve hüküm özetinin ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının koruma markasının 3. kişilerin tescil talebinde bulunmasına karşı koruma sağladığını, buna karşılık ilgililerin kullanmasını engelleyemeyeceğini, markaların ticarete ilişkin mal ve/veya hizmetler üzerinde kullanılan işaretler olduğunu, TBMM’nin ticari bir kurum olmadığını, ticari faaliyetlerinin de bulunmadığını, bir markanın başkaları tarafından kullanımının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanun'u (6769 sayılı Kanun) kapsamında engellenebilmesi için o markanın 6769 sayılı Kanun kapsamında tescil edilmiş olmasının gerektiğini, yasa kapsamında tescilli olmayan markaların sadece 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6102 sayılı Kanun) çerçevesinde korunabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davaya konu işaretlerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (5846 sayılı Kanun) anlamında eser olarak kabul edilemeyeceği, davacı yanın 5846 sayılı Kanun'un 83 üncü maddesi kapsamında değerlendirilebilecek bir “eser” ve “eser alameti”nin bulunmaması karşısında, somut uyuşmazlıkta 83 üncü maddesinin uygulama şartlarının vücut bulmadığı, davacı yanın 5846 sayılı Kanun'un 84/3 maddesi gereğince, eser mahiyetinde olmayan her türlü fotoğraflar, benzer usullerle tespit edilen resimler vs. hakkında da bu madde hükümlerinin uygulanacağına dair hükmü gereğince, davaya konu amblemin davalı tarafından davacının istemi dışında sanki TBMM'nin yayını intibasını verecek şekilde kullanmasının haksız rekabet teşkil ettiği, dolayısıyla 5846 sayılı Kanun'un 84 üncü madde anlamında haksız rekabet şartlarının oluştuğu, “koruma markası” kavramının, 6769 sayılı Kanun kapsamında “sınai mülkiyet hakkı” olarak tanımlanmadığı, koruma markası niteliğindeki davaya konu işaretlerin de bu kapsamda değerlendirilemeyecek olması karşısında, 6769 sayılı Kanun hükümlerinin somut uyuşmazlığa uygulama imkânının bulunmadığı, vaki eylemin davacının kişilik haklarının ihlâli niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalıya ait "Hukuksuzluğun sıradanlaşması, silahlı terör örgütü üyeliği yargılamaları" isimli kitapçığı ön ve arka kapağı ile ilk sayfasında kullanılan ve wwwmustafayeneroğlu.com/category/raporlar internet adresindeki TBMM amblemi, TBMM çizimi, TBMM'nin kurumsal yayını intiba ile intibas oluşturduğundan bu hali ile kullanılamayacağının tespiti ile kitapçığın kapağındaki ve internet adresindeki kullanımlardan davalının men edilmesine, hüküm özetinin ilanına, ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile dava konusu kitapçık ile internet adresindeki TBMM amblemi, TBMM çizimi, TBMM'nin kurumsal yayını intiba ile intibas oluşturduğundan bu hali ile kullanılamayacağının tespiti ile kitapçığın kapağındaki ve internet adresindeki kullanımların çıkarılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; TBMM'nin tüm yazılı ve görsel materyallerinin bir sisteme göre toplanıp, kurumsal kimlik çalışması kapsamında 6769 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (g ve ı) bendi anlamında "koruma markası" olarak koruma altına alındığını, bu materyallerin ne şekilde kullanılabileceğinin, TBMM Başkanlık Divanının 04.03.2004 tarih ve 33 sayılı kararı ile verilen yetki kapsamında hazırlanan "TBMM Kurumsal Kimlik Çalışması" ile belirlendiğini, TBMM'nin logo tasarımlarının eser niteliğinde olduğunu ve telif hakkı kapsamında korunmalarının gerektiğini, ayrıca TBMM'nin önemi ve özelliği nedeniyle 6769 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (g ve ı) bendi maddesi anlamında "koruma markası" olarak da tescillendiğini, bu itibarla TBMM'nin logolarının telif hakkı kapsamında korunmasının gerekeceğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, mahkeme kararının aksine bu amblem ve çizimin kullanımının 5846 sayılı Kanun'un 84 üncü maddesi hükmü kapsamında haksız rekabet olarak değerlendirilemeyeceğinin açıkça bildirildiğini, FSEK hükümlerine göre bir ... ürünün eser olarak korunması için sahibinin hususiyetini taşımasının ve eser türlerinden birine dahil edilebilmesinin gerektiğini, dava konusu logo/çizimlerinin, FSEK'nin tanımladığı biçimde "sahibinin hususiyetini" ve "estetik / sanatsal değer" şartlarını, dolayısıyla eser niteliğini taşımadığından, 5846 sayılı Kanun'un 83 üncü maddesi hükmüne istinaden korumadan yararlanmasının mümkün olmadığını, Mahkeme kararının dayanağını oluşturan 5846 sayılı Kanun'un 84 üncü maddesinde korunan kişinin "Bir işareti, resim veya sesi, bunları nakle yarayan bir alet üzerine tesbit eden" veya "ticari maksatlarla haklı olarak çoğaltan yahut yayan kimse" olduğunu, davacı tarafın bu vasfının bulunmadığını, dolayısıyla 84. maddesi gereğince korumadan yararlanmasının mümkün olmadığını ve bu madde kapsamında haksız rekabet şartlarının oluştuğundan bahsedilemeyeceğini, diğer yandan müvekkilinin de milletvekili olmakla TBMM'nin bir üyesi bulunduğundan, TBMM'nin logo ve çizimlerini kullanabilmekte ve bu hizmeti de TBMM sağlamakta olduğunu, dolayısıyla haksız bir kullanımın söz konusu olmadığı gibi bu kullanımın ticari bir kullanım amacı da taşımadığından, haksız rekabet tespitinin de tamamen hatalı bulunduğunu, milletvekilinin TBMM üyesi olarak yasama faaliyetlerinde bulunabilmek için TBMM Başkanlığından destek ve hizmet aldığını, TBMM Başkanlığının görev ve yetkisinin milletvekillerinin yasama faaliyetlerine engel olmayıp, demokratik toplum gerekliliklerine uygun olarak milletvekillerinin özgürce faaliyette bulunabilmesini temin etmek olduğunu, milletvekillerinin TBMM'nin milletvekillerine yönelik dışarıya kapalı internet sistemi üzerinden TBMM'den kendileri için logolu matbu evrak basımını isteyebildiğini, onlara TBMM logolu zarf, dosya, talep formu, amblemli karton, not kağıdı, tebrik kartı, farklı boyutlarda kapaklar, kartvizit, bloknot, not kartı hizmeti sunduğunu, yasal ve bizzat kullanma hakkı tanınan dava konusu logo, çizim ya da amblemin, müvekkilinin yayımladığı bir kitapçıkta yer almasının, haksız kullanım ve haksız rekabet teşkil edebileceğinden söz edilemeyeceğini, bir milletvekilinin kartvizitinde, ofisinde, siyasi faaliyetlerinde, meclis çalışmalarında TBMM’ye ait işaretleri kullanmasının, yaygın bir uygulama olduğu gibi zaten olması gereken doğal bir durum olduğunu, bu raporun davalının şahsi fikir ve değerlendirmelerini içerdiğinin açık bulunduğunu, paylaşımların hiçbir yerinde, değil TBMM'nin bu raporun yayıncısı olduğu veya benzer görüşleri taşıdığı iması ya da TBMM'nin adının bile geçmediğini, gerekçeli kararda bahsedilen siyasi parti logolu kullanımın karışıklığa yol açmayacağı yönündeki tespitlerin çelişki oluşturduğunu, mahkeme tarafından davacının kişilik haklarının ihlal edildiği kabul edilmiş ise de, davacının kamu tüzel kişiliğinin olmadığını, somut olayda ihtiyati tedbir şartlarının da bulunmadığını, tedbir kararının Anayasa Mahkemesi kararlarına da açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin bir milletvekili olarak kamuoyunu ilgilendiren bir hususta rapor düzenleyerek bu raporda bir milletvekili olduğunu belirtmek amacıyla TBMM logosunu ya da amblemini kullanması halinde, davacı TBMM Başkanlığı'nın ciddi bir zarara uğrayacağından, hakkını elde etmesinin zorlaşacağından ya da engelleneceğinden söz edilemeyeceğini, bu doğrultuda öncelikle ihtiyati tedbirin şartlarından olan "meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale gelebileceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hallerin" de dava konusu olayda bulunmadığını, bu logoların olmadığı internet sitesine, sanki logolar varmış izlenimi verilerek, kitapçığın kapağındaki ve internet adresindeki kullanımların engellenmesinin istenmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, HMK 390/3. maddesinde tedbir talep eden tarafın, iddiasını ispata yarar belgeleri talep dilekçesi ekinde mahkemeye sunarak iddiasını yaklaşık olarak ispat etmesi şartının arandığını, mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de dosyada mevcut bilirkişi raporu ile de sabit görüldüğü üzere, davacının taleplerinin tümünün hukuka aykırı olduğunu, dolayısıyla Mahkemenin "Hukuksuzluğun sıradanlaşması, silahlı terör örgütü üyeliği yargılamaları" isimli ve e www.mustafayeneroğlu.com/category/raporlar internet adresinde yer verilen kitapçıktaki TBMM amblemi, TBMM çiziminin kullanımların çıkartılmasına dair ihtiyati tedbir kararının da tamamen hukuka aykırı bulunduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı, 4721 sayılı Kanun'un 25 inci maddesi hükmü uyarınca Hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebileceği gibi bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabileceği, o halde davacının hüküm özetinin ilanı talebinin de kabulünün gerektiği, bu itibarla mahkemece, davanın yukarıda açıklanan gerekçeler ile kabulü gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüyle, İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın kabulü ile davalı tarafından basılıp yayımlanan "Hukuksuzluğun sıradanlaşması, silahlı terör örgütü üyeliği yargılamaları" isimli kitapçığın ön ve arka kapağı ile ilk sayfasında TBMM ambleminin ve TMBB çiziminin kullanılmasının ve bu kitapçığın davalıya ait "wwwmustafayeneroğlu.com/category/raporlar" isimli internet adresinde yayımlanmasının, TBMM'nin kurumsal yayımı ile iltibas oluşturduğunun tespiti ile önlenmesine, kararın masrafı davalıdan alınmak üzere ülke çapında yayın yapan trajı en yüksek 3 gazetede ilanına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, fikir ve sanat eseri sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüzün, haksız rekabetin ve kişilik haklarına saldırının tespiti ve önlenmesi istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve aynı Kanun'un 26 ıncı ve 141 inci maddeleri.
2. 5846 sayılı Kanun'un 83 üncü ve 84 üncü maddeleri.
3. 4721 sayılı Kanun'un 23, 24, 25 ve 26 ıncı maddeleri.
4.6769 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (g ve ı) bendi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2009/3049 E., 2011/1144 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varFikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
inin tespiti davası açılabileceği, buna karşın bir bilim adamının isminin, gerçekte kendisinin yaratmadığı bir eser yahut eser mahiyetinde olmasa bile herhangi bir mahsul üzerine konulması halinde, adı anılan mahsul üzerine konulan kişinin Türk Medeni Kanunu’nun 26/1. maddesi uyarınca hakkının tespitini mahkemeden talep edebileceği, davacının böyle bir talepte bulunabilmesinin yasanın kendisine ta
11. Hukuk Dairesi 2009/3049 E. , 2011/1144 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16.10.2008 tarih ve 2008/131 - 2008/217 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı ... tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 01.02.2011 gününde davacı avukatı ... ile davalılardan Anadolu At Irk.Yaş. Ve Gel.Der. Başkanı .... geldiler, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Mustafa Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesi Viroloji Bölümünde öğretim üyesi olan müvekkilinin adının ve unvanının hiçbir izin ve bilgisi olmaksızın, davalılar tarafından yazılması, hazırlanması ve basımına hiçbir katkısının olmadığı MALAKAN ATI (ARDAHAN ATI) isimli kitaba konulup dağıtıldığını ileri sürerek, anılan kitabın müvekkili tarafından yazılmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı dernek başkanı, MALAKAN ATI (ARDAHAN ATI) isimli bu kitabın aslında ... isimli diğer davalıya ait bulunduğunu, 1997 ve 2003 yıllarında iki kez çoğaltılıp satıldığını, her nasılsa ...’ in anılan kitaba davacı ismini yazarak çoğaltıp bazı kişi ve kurumlara gönderildiğini, anılan kitaba davacı isminin konulması ile ilgili olarak derneklerinin bir ilgisi olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı ..., MALAKAN ATI (ARDAHAN ATI) isimli kitabın davalı dernek ve davacı tarafından yazılan ve onaylanan bir kitap olmadığını, kendisinin davacıya aynı konuda yeni hazırlaması muhtemel kitabın formatının nasıl olması gerektiği konusunda yardımcı olmak için bu kitabı hazırlayıp davacı ismini yazdığını savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, dava konusu MALAKAN ATI (ARDAHAN ATI) isimli kitap üzerinde yazar olarak davacı ... isminin bulunduğu, bunun yanında ilk sayfasında davalı derneğin isim ve ambleminin bulunduğu, gelen resmi kayıtlar kapsamına göre davalı ...’in gerek anılan kitap üzerinde yazılı tarihte ve gerekse hâlen davalı ...’nin yönetim kurulu üyesi olduğu, anılan MALAKAN ATI (ARDAHAN ATI) isimli kitap üzerinde bulunan 975-6577-10X sayılı ISBN numarasının da 14.04.2006 tarihinde Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürlüğünden dernek tarafından alındığı, anılan kitap içeriğinin, daha önce davalı ... tarafından hazırlanıp, davalı dernek isim ve amblemi ile yayınlanan MALAKAN ATI (ARDAHAN ATI) isimli kitap ile büyük oranda benzeştiği, davalıların beyan ve anlatımlarından da anlaşılacağı üzere aslında anılan yargılama konusu kitabın dernek yöneticilerinin bilgi ve onayı ile yine derneğe ait bürolarda hazırlandığı, bir kişinin yarattığı bir eserin, eser sahibi olan kişi dışında başka bir kişinin ismi ile yayınlanması durumunda FSEK’nun 15/3. maddesinde yazılı eser sahipliğinin tespiti davası açılabileceği, buna karşın bir bilim adamının isminin, gerçekte kendisinin yaratmadığı bir eser yahut eser mahiyetinde olmasa bile herhangi bir mahsul üzerine konulması halinde, adı anılan mahsul üzerine konulan kişinin Türk Medeni Kanunu’nun 26/1. maddesi uyarınca hakkının tespitini mahkemeden talep edebileceği, davacının böyle bir talepte bulunabilmesinin yasanın kendisine tanıdığı hakkın kullanılması olduğu, dosyası kapsamına göre MALAKAN ATI (ARDAHAN ATI) isimli kitap yahut içeriğinin davacı tarafından yazılıp hazırlanmaması ve davacının izni olmaksızın anılan kitap üzerine davacı isminin konulduğu sonucuna varılarak, davanın kabulü ile MALAKAN ATI (ARDAHAN ATI) isimli, üzerinde davacı ... ismi bulunan mahsulün, Türk Medeni Kanunu’ nun 26/1. maddesi uyarınca ... tarafından yazılmadığının tespitine karar verilmiştir.
Karar, davalı Anadolu At Irklarını Yaşatma ve Geliştirme Derneği tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı Anadolu At Irklarını Yaşatma ve Geliştirme Derneği'nin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı Anadolu At Irklarını Yaşatma ve Geliştirme Derneği'nin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekillik ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 02,80 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 03.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi, 2007/411 E., 2007/645 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanunun 113. ve Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 26.maddeleri, vakfın asıl amacının niteliği ve kapsamı vakfedenin vakıf senedinde belirttiği isteğine açıktan açığa uymayacak derecede değişmiş olursa, amacın değiştirilmesi için yetkili asliye mahkemesine başvurulacağını hükme bağlamış olup, burada öl
(Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi 2007/411 E. , 2007/645 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Dava dilekçesinde vakıf senedinde yapılan değişikliğin tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm ... tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 101.maddesi hükmüne göre vakıf, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğudur. Kurulmuş olan bir vakfın özgülendiği amaç doğrultusunda varlığını sürdürmesi ve yönetim organlarınca da bu amacın gerçekleştirilmesi esastır. Vakfeden tarafından kuruluş senedinde belirlenen vakfın amaç ve örgütlenme biçimi, zorunluluk doğmadıkça kural olarak vakıf organlarınca değiştirilip genişletilemez. Bununla birlikte vakfın amacı, geçen zaman içinde tamamen değişik bir anlam ve nitelik kazanmış olursa, ancak bu nedenle değiştirilmesi söz konusu olacaktır. Türk Medeni Kanunun 113. ve Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 26.maddeleri, vakfın asıl amacının niteliği ve kapsamı vakfedenin vakıf senedinde belirttiği isteğine açıktan açığa uymayacak derecede değişmiş olursa, amacın değiştirilmesi için yetkili asliye mahkemesine başvurulacağını hükme bağlamış olup, burada ölçü vakfın değişen koşullar karşısında başlangıçtaki amacın gerçekleştirilmesinin olanaksız duruma gelmesidir. Amacın değiştirilebilmesi için objektif ve subjektif koşulların birlikte oluşması gerekir. Objektif koşullar bakımından amacın anlam ve içeriğini yitirmesine, subjektif koşullar bakımından da değişmiş olan amacın artık vakfedenin isteğiyle bağdaşmasına olanak bulunmamasına bağlıdır. Ancak bu iki koşulun gerçekleşmesi durumunda, vakfın amacı, vakfedenin asıl amacına aykırı olmamak kaydıyla, vakıf yönetim organının veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün başvurusu üzerine yetkili asliye mahkemesince değiştirilir.
Somut olayda; tescil edilmiş olan Gazi Kültür Vakfına ait senedin 3. maddesinde asıl amaç; Anadolu'nun binlerce yıllık geleneği ve anlayışından kaynaklanan insan sevgisi, dostluk, paylaşmak ve hoşgörü anlayışından hareketle, olgun, eğitimli, aydın, yaratıcı, dinamik, laik ve demokrat eğitim ve öğretime katkıda bulunmak, yardıma muhtaç ve kimsesiz kişilere maddi destek sağlamak ve eğitim öğretim, sağlık ve diğer sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak, bu amaca hizmet eden her türlü kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği ve güç birliği yaparak kuruluşlar, organizasyonlar ve şirketler kurmak, aynı dinamiklerden oluşan laik ve demokratik aydın ve çağdaş toplum yapısına katkıda bulunmak 4. maddesinde de bu amaç doğrultusunda vakfın amacını gerçekleştirmek için kurs, okul, derslik ve genç ve orta yaşlılara her türlü bilgi beceri veren eğitim ve öğretim yerleri açmak, bu konuda faaliyet gösteren resmi ve özel kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak, kültür, eğitim ve meslek kazandırıcı faaliyetlerde bulunmak şeklinde sınırlandırılmış ve 1. maddede ise vakfın adı ... olarak belirlenmiştir.
Dava; vakıf senedinin yukarıda belirtilen amaçlarını düzenleyen 3. ve 4. maddelerinin genişletilmesi ve değiş- tirilmesi sonucunu doğuracak nitelikte; Anadolu'nun binlerce yıllık uygarlığın beşiği ve kültür mozayiği olduğu gerçeğinden hareketle, bu tanımlamanın belki de sentezini oluşturan Hacı Bektaşı Veli'nin mistik, tasavvuf felsefesini ve insan sevgisini, yaşamını ve düşüncelerini ele alıp tanıtmayı, bu suretle olgun mutlu ve aydın insan tipinin oluşmasına yardımcı olmayı hoşgörülü, yaratıcı, dinamik laik ve demoktarik bir toplumun yaratılmasına "hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir" düşüncesi ile bilim dünyasına katkıda bulunmayı, Türkiye'nin laik demokratik ve hukuka bağlı bir Cumhuriyet olarak Atatürk amaç ve devrimlerinin ışığında yükselmesi ve ilelebet payidar kalması hususunda çalışmalarda bulunmayı, yine Anadolu'yu ve tüm insanlığı aydınlatan Türkistan Pirleri Horasan erenleri Anadolu ozan ve mütefekkirleri, dedeleri, babaları, seyyidleri, rehberleri ve bunları var eden talipleri dile getirmeyi ve bu ... ve kültürün yaşamasını sağlayan çalışmalarda bulunmayı; bu amaçları gerçekleştirmek üzere eğitim, sağlık, kültür, iletişim, bilimsel araştırma ve geliştirme, sanat, spor, ticari, sanayi, zirai hizmet alanlarında faaliyet göstermeyi ve bu değişiklikler doğrultusunda vakfın adının da Hacı Bektaşı Veli Gazi Cem Evi Vakfı olarak değiştirmeyi hedefleyen senet değişikliklerinin tescili istemine iliş- kindir.
Mahkemece; vakıf senedine eklenmek suretiyle yapılan düzenlemelerin vakfedenin kuruluş sırasında bizzat belirlediği amacın faaliyetlerinin ve vakıf adının genişletilmesi ve değiştirilmesi sonucunu doğuracak biçimde iradesine aykırılık oluşturduğu gözetilmeden ve Türk Medeni Kanununun 113. ve Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 26. maddelerinde öngörüldüğü üzere, mevcut durum ve koşullarda vakıf senedindeki amacın faaliyetlerin ve vakıf adının genişletilmesi veya değiştirilmesi zorunluluğunu ortaya koyan herhangi bir gelişme ve buna bağlı olarak vakfedenin isteklerine açıkça uymayacak hallerin varlığı ileri sürülmediği gibi vakfın değiştirilen amacına ve faaliyetlerine uygun olarak gelirinde herhangi bir artış olup olmadığı hususu da araştırılmadan amacın faaaliyetlerin ve vakıf adının genişletilip değiştirilmesi niteliğindeki bu hükümlerin aksi düşüncelerle uygun bulunarak tesciline karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 5.2.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/5095 E., 2024/5537 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı; Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri.
1. Hukuk Dairesi 2023/5095 E. , 2024/5537 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1553 E., 2023/921 K.
HÜKÜM/KARAR : Ret / Kabul - Karar Kaldırılarak Dava Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 27. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/11 E., 2021/142 K.
Taraflar arasındaki muris muvaazası hukuki nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ... ve... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; muris ...'in İstanbul ili .... ilçesi .... Mahallesi 2262 ada 35 parselde kayıtlı taşınmazın tamamının maliki olduğunu, davalılardan ...'in 2006 yılında muris babalarından aldığı Kartal 4.Noterliği 22169 Yevmiye numaralı vekaletle taşınmazı 15.03.2018 tarihinde kendisi ve diğer davalılar adına satış işlemi yapmak suretiyle devir ettirdiklerini, taraflar arasındaki bu işlemlerin muvazaalı olduğunu, murisin satış yapmaya ihtiyacı olmadığını, bu devirlerin gerçek satış olmayıp mal kaçırma gayesiyle yapıldığını belirterek davalıların üzerine kayıtlı mezkur taşınmazın tapu kaydının iptali ve davacıların miras payları oranında tapuya tesciline, mümkün olmaması halinde davacıların hissesinin karar tarihindeki rayiç değeri tespit edilerek tespit edilen bu bedelin faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... ve ... vekilleri cevap dilekçesinde özetle; muris ve mirasçıların dava konusu satış işlemi yapılmadan çok önce söz konusu taşınmazın mirasçılar arasında ne şekilde paylaşılacağı hususunda görüştüklerini, davacıların sürekli olarak murise ait taşınmazdan kendilerine yasal olarak düşecek olan miras payını istemediklerini ve taşınmazın tamamının davalı üç erkek kardeşe ait olmasını istediklerini beyan ettiklerini, taşınmaza Pendik Belediyesi tarafından el atılması sebebiyle ödenen işgal tazminatı olarak alınan bedelden diğer mirasçıların davacılar lehine feragat etmesi ile tamamının iki davacıya ödendiğini, 15.03.2018 tarihli satış ve tescil işleminden önce mirasçıların, davacılara 50.000'er TL ödenmesi koşuluyla muris hayattayken taşınmazın paylaşılması konusunda mutabık kaldığını, davalıların da kişi başı 33.000 TL ödemek üzere aralarında anlaştıklarını, miras payı paylaşımının bu şekilde sözlü bir sözleşme ile kurulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., Essen Başkonsolosluğunca tasdikli 7.6.2021 tarihli beyanında özetle; kızlara herhangi bir ödeme yapılmadığnı, miras paylaşımının da olmadığını, ... ve ...'in senelerce haksız yere taşınmazı kullandıklarını, mirasçılar arasında rızai taksimin hiç olmadığını, kız kardeşlerine miras payı adına herhangi bir ödemenin yapılmadığını belirtmiştir.
III. MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tarafların murisi ...'in 02.11.2018 tarihinde vefat ettiği, dosya kapsamından ve tanık beyanlarından davacıların dava konusu taşınmazın davalılara devri konusunda rıza verdikleri, bu devir karşılığında murise ait başka bir taşınmazın haksız işgal tazminatının semen olarak davacılara verildiği, davacılara hisselerinin karşılığının verildiği, murisin paylaştırma iradesi ile hareket ettiği, murisin devir tarihinde davacılardan mal kaçırmayı amaç edindiğine dair kanaat oluşmadığı, muris ile davacılar arasında husumet bulunmadığı, davacıların muvazaayı ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... vekilleri ile davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Nedenleri
Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; murisin gerçek iradesinin ve paylaştırma iddiasının yeterince araştırılmadığını, muris muvazaası durumunun doğru değerlendirilmediğini, murisin iradesinin net olarak ortaya konulmadığını, araştırmanın ve karar gerekçesinin yetersiz olduğunu, vekil olanın diğer taraflarla el ve işbirliği ile kötüniyetle hareket ettiklerini, kardeş ve tanıdık olduklarının açıkça belli olduğunu, murisin paylaştırma ve denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulmadığını, murisin tüm mirasçılarına intikal eden taşınır, taşınmaz ve haklarının araştırılmadığını, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir.
Davalılar ... ve... vekili, vekalet ücretinin hatalı ve eksik hesaplandığını belirterek 56.213,16 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılar ... ve ...'e verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; murisin üzerinde kayıtlı bulunan dava konusu taşınmazını oğlu ...'e vermiş olduğu vekalet kullanılmak suretiyle erkek çocukları davalılar... ve ...'e satış suretiyle devrettiği, tapudaki resmi işlem sırasında alıcı olarak gözüken ...'nın temsil ettiği, davalılar tarafından dava konusu taşınmazın mirasçılar arasında yapılan paylaştırma nedeniyle kendilerine devredildiği, davalılara ise bir miktar para ödendiği iddia edilmiş ise de taşınmazın değeri karşısında murisin sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapıldığından söz etmenin mümkün olmadığı, murisin kız çocukları olan davacılar karşısında erkek çocukları olan davalılara satış suretiyle taşınmaz devri yaptığı, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil şartlarının oluştuğu kabul edilerek açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken paylaştırma iradesinden bahisle davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu, öte yandan dava konusu taşınmazda her bir davacı yönünden dava değeri 391.631,06 TL olduğu halde davalılar lehine tek vekalet ücreti takdirinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/(1).b.2 maddesi gereğince incelenen mahkeme kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle davanın kabulüne, 2262 ada 35 parsel sayılı taşınmazda davalılar adına olan tapu kaydının ayrı ayrı 2/5 oranında iptaline; iptal edilen 2/5 payların 1/2'sinin davacı ... adına, 1/2'sinin davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye payların davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Nedenleri
Davalılar ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka uygun olmadığını, söz konusu taşınmaza Pendik Belediyesi tarafından el atılması sebebiyle ödenen işgal tazminatı olarak alınan bedelden diğer mirasçılar davacılar lehine feragat ederek tamamının iki davacıya ödendiğini, 15.03.2018 tarihli satış ve tescil işleminden önce mirasçıların davacılara 50.000'er TL ödenmesi koşuluyla muris hayattayken taşınmazın paylaşılması konusunda mutabık kaldığını, dinlenen tanıkların da murisin çocukları arasında ayrımcılık yapmadığını ve hepsini eşit sevdiğini beyan ettiklerini, murisin davacılardan mal kaçırmak veya mirasından mahrum bırakmak gibi bir iradesinin olmadığını, murisin dava konusu taşınmazı kendilerinden mal kaçırmak amacı ile muvazaalı olarak devrettiği yönündeki iddialarını ispat edemedilerini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil, olmaz ise tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı; Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Somut olayda, muris...'ın 02.11.2018 tarihinde ölümü ile davacı kızları .... ve .... ile davalı oğulları... ve ...'in mirasçı olarak kaldığı; murisin, üzerinde kayıtlı bulunan dava konusu 2262 ada 35 parsel sayılı taşınmazı oğlu ...'e vermiş olduğu vekalet kullanılmak suretiyle erkek çocukları davalılar... ve ...'e satış suretiyle devrettiği, tapudaki resmi işlem sırasında alıcı olarak gözüken ...'nın temsil ettiği anlaşılmıştır.
2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
3. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar ... ve ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar ... ve ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 40.128,53 TL
bakiye onama harcının temyiz eden davalılar ... ve ...'den alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.10.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2024/122 E., 2024/6847 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Muris muvazaasında 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm
1. Hukuk Dairesi 2024/122 E. , 2024/6847 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2717 E., 2023/1586 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 27. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/753 E., 2022/533 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda duruşma isteği değerden reddedilerek temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar dava dilekçelerinde; muris dedeleri ...’nun oğlu ...i vekil tayin ettiği, ...in de anılan vekaletname ile murisin maliki olduğu 716 ada 29 ve 30 parsel sayılı taşınmazları murisin oğlu olan davalı ...’ye temlik ettiğini, Karadenizli olan murisin kızlara mal vermemek için muvazaalı olarak devri yaptırdığını, murisin zengin olduğunu ve taşınmaz satışına ihtiyacı olmadığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına tesciline karar verilmesini istemişler; aşamada, 29.09.2017 tarihli dilekçe ile davacılar vekili taleplerini davacıların miras paylarına hasretmiş ve mirasçı ...’ın da müdahil olarak yanlarında davaya dahil edilmesini istemiş, mirasçı ...’a ilişkin talep Mahkemece reddedilmiştir.
II. CEVAP
Davalı; murisin, kızı ile diğer çocuklarından daha fazla ilgilendiğini, damadına maddi olarak yardım ettiğini, dükkan alıp sermaye verdiğini, kızından mal kaçırmasını gerektirecek bir durum olmadığını, babalarının ölümünden sonra kendisinin ve diğer kardeşlerinin kız kardeşlerine maddi-manevi desteğini esirgemediklerini, murisin geriye kalan mal varlığının 1985 yılında 23 milyon lira olduğunu, Bağdat Caddesinde miras kalan dükkan ve dairenin ½ paylarını davacıların murisi ve diğer mirasçıların yüksek bedelle sattıklarını, Kadıköy’de iş hanının yarı payının mirasçılara kaldığını ve halen adlarına kayıtlı olduğunu, murisin mal kaçırma kastının olmadığını, murisin 1985 yılında öldüğünü, davacıların annelerinin de gerçekleri bildiği için dava açmadığını, anneleri ölünce hemen eldeki davanın açıldığını, TMK’nın 2. maddesine aykırı davranıldığını, taşınmazı 4.750.000 TL'ye aldığını, babasının her işine koştuğunu, uzun süren hastalığında maddi ve manevi yardımda bulunduğunu, murisin kendisine minnet duyduğunu, kanser hastası olan murisin ameliyatlarını ve tedavisini özel hastanede yaptırdığını, 2 ay özel hastanede yattığını, 1975 yılında taşınmazların toplam değerinin 348.000,00 TL olduğu düşünüldüğünde kendi aldığı bedelin rayiçten düşük olmadığını, bedeller arasındaki farkın muvazaanın delili olmadığını, taşınmazı alım gücünün olduğunu, babası ile birlikte yıllardır müteahhitlik yaptığını, annesi doktor olan eşinin de maddi durumunun iyi olduğunu, babasına diğer kardeşlerinden daha fazla emek verdiğini, murisin, tedavisi için kayınvalidesinden borç alındığını, borcun ödemesinin de kardeşleri ... vasıtasıyla yapıldığını, murise hastalığı süresinde 9 milyon masraf yapıldığını, bunun üzerine murisin, diğer oğlu ...e talimat vererek taşınmazı kendisine devrettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.07.2020 tarihli ve 2017/214 Esas, 2020/102 Karar sayılı kararı ile; davalının babasına uzun yıllar baktığı, yaşı ilerlemiş olan murisin yaşadığı ağır sağlık sorunları ile en iyi şekilde ilgilendiği, bunun ahlaki yükümlülüğü aşan şekilde hizmet olduğunun kabulü ile semen olarak değerlendirilmesi gerektiği, murisin mirasçısından mal kaçırma kastı ile değil davalının kendisine sunduğu bakım hizmetine karşı temliki gerçekleştirdiği, satış işleminin ivazlı olması nedeniyle olayda muris muvazaasının uygulama yerinin bulunmadığı, davacılar tarafından muvazaa iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 05.11.2021 tarihli ve 2020/1018 Esas, 2021/1521 Karar sayılı kararı ile; muris tarafından davalıya temlik edilen 716 ada 29 ve 30 parsel sayılı taşınmazların tevhiden 45 parsel olduğu, 45 parselin de 42 parsel ile tevhit edilerek 716 ada 47 parsel olduğu ve 42 parselin murisle ilgisi olmadığı, muris tarafından temlik edilen 29 ve 30 parsellerin tevhidi sonucu oluşan 47 parsel sayılı taşınmaz yüzölçümüne oranlanarak muristen davalıya intikal eden payın belirlenmesi, davalı adına olan güncel tapu kaydına göre bağımsız bölümlerinin değerinin tespiti ile davacıların miras payına göre dava değerinin belirlenip harcın ikmali sağlandıktan sonra olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiği ve davalı tanığı ...'ın beyanına göre muris tarafından ... ... adına alındığı belirtilen dükkan nitelikli taşınmazın da tapu kaydının araştırılarak dosya kapsamına alınmadığı, 47 parselin ilk tesis ve tedavülleriyle birlikte tapu kaydının celp edilmediği gerekçeleriyle istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden inceleme yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; 716 ada 29 ve 30 parsel sayılı taşınmazların 27.12.1984 tarihinde davalı ...'ye satış sureti ile devir edildiği, kök murisin 06.02.1985, davacıların murisi ...'ın 18.04.2017 tarihinde öldüğü, davacıların murisinin ölümü ile kök murisin ölümü arasında yaklaşık 33 yıl bulunduğu, davacılar murisinin belirlenen sürede muvazaa iddiasında bulunmadığı, her ne kadar muris muvazaası dosyalarında hak düşürücü süre ve zaman aşımı def'inin ileri sürülmesi mümkün değil ise de uzun süre sonra hakkın kullanılmasının hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirileceği, murisin ölümünden önce ciddi sağlık problemleri nedeniyle sağlık harcamalarının olduğu, özel hastanede tedavi ettirildiği, bakıma muhtaç hale geldiği, davalının bu süreçte murisin her türlü ihtiyacı ile ilgilendiği davalının babasına uzun yıllar baktığı, yaşı ilerlemiş olan murisin yaşadığı ağır sağlık sorunları ile ilgilendiği, bunun ahlaki yükümlülüğü aşan şekilde hizmet olduğunun kabulü ile semen olarak değerlendirilmesi gerektiği, murisin mirasçısından mal kaçırma kastı ile değil davalının kendisine sunduğu bakım hizmetine karşı temliki gerçekleştirdiği, satış işleminin ivazlı olması nedeniyle olayda yukarıda ilkeleri açıklanan muris muvazaasının uygulama yerinin bulunmadığı ve davacılar tarafından muvazaa iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıların muris ...'nun kızı ...'tan torunları, davalı ...'nin de murisin oğlu olduğu, maddi durumu iyi olan ve tedavi masraflarını karşılayabilecek durumda olan murisin davaya konu 716 ada 29 ve 30 parsel sayılı taşınmazlarını ölümünden kısa süre önce vekili ... aracılığıyla oğlu....'ye devretmesinin haklı ve makul bir nedeni bulunmadığı, tarafların ortak murisinin dava konusu taşınmazları davalı oğluna mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik ettiği, miras bırakanın, sağlığında mirasçılar arasında her hangi bir şekilde malvarlığına yönelik paylaştırmada bulunmadığı, murisin, davacıların annesi olan kızı ...'a bedelini ödemek suretiyle taşınmaz satın aldığı savunulmuşsa da murisin kızına maddi destekte bulunmasının denkleştirmenin varlığına delalet etmeyeceği, tarafların ortak murisinin dava konusu taşınmazı davalı oğluna mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik ettiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle:
a. Davacıların davalarını ispat edemediklerini, davacı tanıklarının duyuma dayalı beyanda bulunduklarını, bilgiye ve görgüye dayalı beyanları olmadığını, tanık olarak dinlenilen davacıların eşlerinin temlik tarihinde ailede dahi olmadıklarını, davacıların murisin kızından mal kaçırdığını iddia ettiklerini, oysa murisin müvekkili dışında iki oğlu daha olduğunu,
b. Murisin mal kaçırma kastı olmadığını, ölüm tarihi itibariyle 23 milyonluk mal bıraktığını, müvekkilinin müteahhitlik yaptığını ve taşınmazı alacak ekonomik gücü olduğunu, bedeller arası aşarı fark olmadığını, alım bedeli ile tespit edilen bedel arasında % 8'lik bir fark olduğunu, baba oğul arasında bu farkın normal olduğunu,
c. Müvekkilinin babasına çok hizmet ettiğini, murisin zengin olduğunu ancak mallarının satılması ile bunun mümkün olacağını, murisin kanser tedavisini İstanbul’un en lüks hastanesinde gördüğünü, taşınmazları olan murisin nakde ihtiyacı olduğunu, murisin ölümünden sonra oğullarının murisin ortağı ile borcu için anlaşma yaptıklarını ve borcun oğulları tarafından ödendiğini, hastaneye yapılan ödemelerin ispatlandığını,
d. Tanık beyanları ile haklılıklarının da sabit olduğunu, mirasçıların da lehe beyanda bulunduklarını, hatta davacıların kardeşlerinin dahi savunmalarını doğruladığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden; mirasbırakan ....’nin kayden maliki 716 ada 29 ve 30 parsel sayılı taşınmazları murise vekaleten oğlu ...in 27.12.1984 tarihinde murisin oğlu davalı ...’ye satış suretiyle temlik ettiği, murisin 06.02.1985 tarihinde, eşinin 2000 yılında öldüğü, geriye mirasçı olarak 2017 yılında ölen kızı ....’in davacı çocukları ... ve ..., dava dışı çocukları ... ve ..... ile murisin oğulları...,... ve davalı ...’nin kaldıkları, dava konusu taşınmazlar dışında murisin adına kayıtlı başkaca taşınmazları da olduğu, 29 ve 30 parsel sayılı taşınmazların tevhidi ile 45 parsel sayılı taşınmazın, 45 ve 42 parsel sayılı taşınmazların tevhidi ile de 47 parsel sayılı taşınmazın oluştuğu ve 01.03.2017 tarihinde taşınmazda kat irtifakı tesis edildiği görülmüştür.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Muris muvazaasında 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, TMK’nın 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190/1 hükmü ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” düzenlemelerini içermektedir.
Somut olayda; davanın kazanılması halinde hak sahibi olacak davacıların kardeşi olan davalı tanığı ...’un davalının taşınmazı aldığı sırada müteahhitlik yaptığı, o sırada murisin hastanede yattığı, hastane masrafları çok olacağı için taşınmazın satılmasına karar verildiği, dışarıya satılmaması için de davalının taşınmazı aldığı, hastane masraflarının yüksek olduğunu bildiği, dedesinin annesini çok sevdiği, babasının maddi durumuyla ilgili sıkıntılarında dedesinin kendilerine yardım ettiği, iş kursun diye bakkal dükkan aldığı ve tapusunu annesinin üzerine yaptığı, her zaman yanlarında olduğu, muris öldükten sonra da annesi rahatsızlandığında dayılarının her zaman annesinin yanında oldukları ve maddi destek sağladıkları, mal kaçırmaya ilişkin duyduğu herhangi bir şey olmadığı yönünde beyanda bulunduğu, davalı tanığı olarak dinlenilen murisin oğlu ...in de murisin hastane masrafları olduğu, ağabeyinin maddi durumu kendilerinden daha iyi olduğundan babasının talimatı ile taşınmazı onun satın aldığı, herkesin bundan haberi olduğu, hastane masraflarını ağabeyinin ödediği, davacıların annesi ile aralarında hiçbir problem olmadığı, ablasının eşi iki sefer iflas ettiğinde babasının kendilerine maddi destek sağladığı ve eniştesine dükkan aldığı, tapusunu da ablasının adına yaptığı yönünde beyanda bulunduğu, murisin 1985 yılında öldüğü, davacı tanıklarının aile ile ilişkilerinin murisin ölümünden sonra başladığı ve beyanlarının duyuma dayalı olduğu, murisin temlik edilen taşınmazlar dışında başka taşınmazları da olduğu, murisin kızı ile arasının iyi olduğu hususları dikkate alındığında temliklerin mal kaçırma amacıyla yapıldığının davacı tarafça ispatlandığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, davacıların iddialarını ispat edemedikleri gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
(X) Gıda A.Ş., tanınmış bir gurme olan (A)'nın adını ve resmini, (A)'dan izin almaksızın yeni bir ürününün reklam kampanyasında kullanmıştır. (A)'nın adı, bu kullanım nedeniyle çekişmeli hale gelmemiştir ancak haksız olarak kullanılmıştır.
Türk Medeni Kanunu'na göre, (A)'nın bu duruma karşı ileri sürebileceği taleplerle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Adının haksız kullanılmasına son verilmesini isteyebilir.
B) (X) Gıda A.Ş. kusurlu ise, uğradığı maddi zararının giderilmesini isteyebilir.
C) Uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevi tazminat ödenmesini isteyebilir.
D) Adının kullanılması çekişmeli olduğu için hakkının tespitini dava edebilir.
E) Elde edilen kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesini isteyebilir.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.