4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 28

Türk Medeni Kanunu 28. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 28- Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder. II. Sağ olmanın ve ölümün ispatı 1. İspat yükü

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

87 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2020/7659 E., 2023/252 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
raf ve dava ehliyetine sahip bulunmaları usul hukukunun temel ilkelerindendir ve dava şartıdır 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, aynı Kanun'un 50 nci maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 8 inci ve 28 inci maddelerine göre her gerçek kişi yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahiptir ve taraf ehl
11. Hukuk Dairesi         2020/7659 E.  ,  2023/252 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :... 14. Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece önceki hüküm kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin Sümerbank A.Ş. şubesine banka personelinin telkin ve yönlendirmesi ile para yatırdığını, paranın usulsüz olarak off-shore hesabına aktarıldığını, talep edilmesine rağmen paranın geri ödenmediğini ileri sürerek yatırılan paranın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı mevduatından davalı bankanın sorumlu olmadığını, husumetin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ( TMSF) yöneltilmesi gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen İlk Karar Mahkemenin 11.10.2012 tarihli ve 2011/304 E., 2012/231 K. sayılı kararı ile davanın TMSF yönünden kabulüne karar verilmiş ve bu karar davalı banka vekili ve borcu üstlenen TMSF vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Birinci Bozma Kararı Dairemizin 13.01.2015 tarihli ve 2014/18527 E., 2015/243 K. sayılı kararı ile TMSF'nin borcu üstlenmesinin davalı bankanın sorumluluğunu ortadan kaldırmadığına işaret edilerek mahkeme kararı bozulmuştur. C. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 31.05.2016 tarihli ve 2016/212 E., 2016/402 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş ve bu karar davalı vekili, borcu üstlenen vekili ve ferî müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir. D. İkinci Bozma Kararı Dairemizin 28.06.2018 tarihli ve 2016/11600 E., 2018/4899 K. sayılı kararı ile icra dosyasına yapıldığı öne sürülen ödemenin değerlendirilmesi gerektiği ve davalı aleyhine harca hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. E. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve ıslahla açılan davanın kabulüne 65.455,36 euronun faizi ile birlikte borcu üstlenen TMSF ile davalı İNG Bank A.Ş.'den alınıp davacıya verilmesine dair karar kesinleşmiş olmakla yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, Fatih 3. İcra Müdürlüğünün 2010/25561 E. sayılı dosyasına davadan sonra yatırılmış bulunan 3.728,70 TL'nin o tarihteki euro karşılığının İcra Müdürlüğünce dikkate alınmasına karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı banka vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının yargılama sırasında vefat ettiğini, davada husumetin TMSF'ye yöneltilmesi gerektiğini, davalı bankanın sorumluluğunun bulunmadığını, mahkeme hükmünün maddi gerekçeler, eksik ve hatalı bilirkişi incelemeleri, faiz hesap hatası, sorumlulukların tevcihinde ciddi hatalar bulunması nedeniyle bozulması gerektiğini belirterek hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının bankaya yatırdığı ve off shore hesabına aktarılan mevduatının iadesi talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41, 55 ve 60 ıncı maddeleri, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri 2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı 3. Değerlendirme Dava, davalı ING Bank A.Ş.'nin külli halefi olduğu Sümerbank A.Ş.’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak off shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. Nüfus kayıtlarının incelenmesinde davacının 07.12.2012 tarihinde öldüğü ve mahkemece ölü ... vekilinin huzuruyla davaya devam edilip ölü davacı lehine hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.Yargılama süresince tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip bulunmaları usul hukukunun temel ilkelerindendir ve dava şartıdır 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, aynı Kanun'un 50 nci maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 8 inci ve 28 inci maddelerine göre her gerçek kişi yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahiptir ve taraf ehliyeti çocuğun sağ olarak bütünüyle doğduğu anda başlar, ölümle sona erer. Bu nedenle ölmüş kişinin taraf ehliyeti yoktur. Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur (4721 sayılı Kanun'un 28 inci maddesinin birinci fıkrası). Davaya ölen tarafa karşı veya onun tarafından devam edilmesine imkan yoktur. Ölen tarafın mirasçılarına karşı veya onun mirasçıları tarafından davaya devam edilip edilmeyeceğinin tespiti için bir ayrım yapmak gerekir (KURU, Baki, Prof. Dr.; ARSLAN, Ramazan, Prof., Dr.; YILMAZ, Ejder, Prof., Dr.; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK'ya Göre Yeniden Yazılmış, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 221). Yalnız öleni ilgilendiren yani mirasçılarına geçmeyen haklara ilişkin davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalır. Bu davalara ölen tarafın mirasçılarına karşı veya mirasçıları tarafından devam edilmesine imkan yoktur. Yalnız ölen tarafı ilgilendirmeyen, yani mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların mal varlığı haklarını etkileyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu davalara ölen tarafın mirasçılarına karşı veya mirasçıları tarafından devam edilir. Bunlar malvarlığı haklarına ilişkin davalardır. Bu halde ölen tarafın mirasçıları davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip ederler. Taraflardan birinin ölümü halinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hakim gecikmesinde sakınca bulunan hallerde talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir (6100 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi). Öte yandan yargılama sırasında taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen tarafın ehliyeti sona ereceğinden, ölen tarafın vekili varsa ölüm ile vekalet ilişkisi de kural olarak sona erer (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 513 üncü maddesinin birinci fıkrası). Vekilin davaya devam etmesi mümkün olmayıp, sadece bu kişinin mirasçıları tarafından davaya devam edilebilir. Somut olayda davacıya ait nüfus kaydından davacının yargılama sırasında 17.12.2012 tarihinde öldüğü, mirasçılarının yargılama aşamasında davaya dahil edilmeksizin ölmeden evvel verilen vekaletnameye istinaden davacı vekili ile davaya devam edilip işin esasına girilerek yazılı şekilde ölü kişi hakkında hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup mahkemece yargılamanın her aşamasında resen göz önünde bulundurulmalıdır. Bu itibarla mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde; öncelikle yargılama sırasında vefat eden davacının mirasçılık belgesi getirtilerek, mirasçılarına usulüne uygun tebligat yapılıp mirası reddetmeyen mirasçılarının mecburi dava arkadaşı olarak yöntemince davaya katılımı sağlanarak, mirasçılar davayı birlikte takip etmekten kaçınırlarsa terekeye temsilci tayin ettirmek suretiyle taraf teşkili sağlandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmaksızın ölü kişi hakkında yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının resen BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı bankaya iadesine, 16.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

1. Hukuk Dairesi, 2019/1053 E., 2020/3959 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Kabule göre de; 4721 Sayılı TMK’nun 28. maddesi uyarınca kişiliğin ölümle son bulacağı gözetilmeksizin kabul kapsamına alınan taşınmazlar yönünden ölü kişi adına tescil kararı verilmesi de isabetsizdir...” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama netices
1. Hukuk Dairesi         2019/1053 E.  ,  2020/3959 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL- TENKİS Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davalı ... tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş, olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir. Davacı, miras bırakanı Mehmet’in 6677 parsel sayılı taşınmazını davalılardan ...’ye, 4267, 5109, 6682 parsel sayılı taşınmazlarını davalılardan ...’a sattığını, yine 3283, 4163, 5089, 5094, 5141 parsel sayılı taşınmazlarını da kadastro esnasında davalı ... üzerine tescil ettirdiğini yapılan tüm bu temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek satış yoluyla temlik edilen tapuların iptali ile muris adına tescilini olmadığı taktirde tenkisi, kadastro tespiti esnasında davalı ... adına tescil ettirilen 5 adet taşınmaz yönünden de tenkis isteğinde bulunmuş,yargılama sırasında 4267, 3283 ve 4163 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davadan feragat etmiştir. Davalılar, taşınmazları mirasbırakandan bedeli karşılığı satın aldıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, feragat edilen taşınmazlar bakımından feragat nedeniyle,diğer taşınmazlar yönünden mirasbırakanın paylaştırma amacını güttüğü ve saklı paya tecavüz kastının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine ilişkin verilen karar Dairece; “...Mahkemece miras bırakanla ilgisi bulunmayan ve feragat edilen 4267, 3283, 4163 parseller bakımından davanın reddine karar verilmiş olması doğrudur. Öte yandan kadastro tespiti esnasında dava dışı 3. kişilerden davalılardan ...’a zilyetlik yoluyla intikal eden 5089 ve 5094 parseller bakımından da davanın reddine karar verilmiş olmasında da isabetsizlik yoktur. Ancak, yukarıda değinildiği üzere miras bırakan’ın dava dışı eşi Şerife’ye herhangi bir temlikte bulunmadığı, davalılardan ...’ye 6677 parsel sayılı taşınmazını, ...’a 5109, 6682 parsel sayılı taşınmazlarını, davacı ...’a ise 5070 parsel sayılı taşınmazını satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir. Öte yandan mahkemece kadastro tespiti esnasında miras bırakana ait iken davacı ...’a intikal ettirildiği kabul edilen 5084, 5086, 5328, 5330 parsel sayılı taşınmazların 1340 doğumlu ...oğlu ... adına tespit ve tescil edildiği, davacı ...’ın ise 1953 doğumlu olduğu anılan taşınmazlarla bir ilgisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda miras bırakanın tüm mirasçılarını kapsar biçimde mallarını paylaştırdığı kabul edilemez.Hâl böyle olunca, muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil isteğine konu davalılara satış yoluyla temlikedilen taşınmazlar bakımından toplanan ve toplanacak taraf delilleri değerlendirilerek bir karar verilmesi, ondan sonra kadastro esnasında miras bırakana ait iken davalılardan ...’a bağış yoluyla senetsizden tescil edilen 5141 parsel yönünden tenkis isteği gözetilerek irdeleme ve inceleme yapılması gerekirken noksan soruşturma ile ve delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir...” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda ; muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil talebi ile ilgili olarak 6677, 5109 ve 6682 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın kabulü ile muris adına tesciline, 5141 parsel yönünden tenkis isteğinin reddine, diğer taşınmazlar bakımından karar verilmesine yer olmadığına ilişkin verilen karar Dairece bu kez: “... bozmaya uyulmakla tarafları yararına usuli kazanılmış haklar doğar. Somut olaya gelince; mahkemece bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmiş olduğunu söylemek mümkün değildir. Hâl böyle olunca, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda asıl olanın mirasbırakanın iradesi olduğu gözetilerek, muris tarafından davalılardan ...’a 29.07.1988 ve 02.07.1999 tarihli resmi akitlerle satış suretiyle temlik edilen 5109 ve 6682 parsel sayılı taşınmazlar bakımından mirasbırakanın gerçek amaç ve iradesinin yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda ayrı ayrı yapılacak değerlendirme ile açıklığa kavuşturulması, taşınmazların üzerinde bulunduğu belirtilen muhtesatın kime ait olduğunun tereddüde yer bırakmayacak biçimde saptanması, temliklerin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığı yönünde yapılacak değerlendirme ile harç ve yargılama giderlerinin hesaplanmasında bu hususun nazara alınması, öte yandan, her bir davalıya ayrı ayrı taşınmazlar temlik edildiği, nazara alındığında her bir davalının kendisine temlik edilen taşınmaz bakımından sorumlu olacağının gözetilmesi ve buna göre yargılama giderlerinin hüküm altına alınması gerekirken anılan hususların da gözardı edilmesi doğru değildir. Kabule göre de; 4721 Sayılı TMK’nun 28. maddesi uyarınca kişiliğin ölümle son bulacağı gözetilmeksizin kabul kapsamına alınan taşınmazlar yönünden ölü kişi adına tescil kararı verilmesi de isabetsizdir...” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde 6677, 5141, 4267, 3283, 4163, 5089 ve 5094 parsel sayılı taşınmazlar yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, 5109 ve 6682 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davalı ...’a yapılan temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde ve özellikle, hükmüne uyulan bozma ilamı gözetilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davalı ...’ın esasa yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, reddine. Davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; 1-Bilindiği üzere, 4721 sayılı TMK. nın 28. maddesi uyarınca ölümle hukuki şahsiyet son bulur. Kabul kapsamına alınan 6677 parsel sayılı taşınmaz yönünden bu husus göz ardı edilerek ölü kişi adına tescil kararı verilmiş olmasının doğru olmadığı Dairece belirtilmesine rağmen, hükmüne uyulan bozma ilamından sonra mahkemece yine bu hususa dikkat edilmeyerek, kabul kapsamına alınan 6677 parsel sayılı taşınmaz yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru değildir. 2-Öte yandan, kabul edilen 5109 ve 6682 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davacının miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi, kalan payın ise davalı ... üzerinde bırakılması gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir. 3-Ayrıca, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda dava değerinin taşınmaz ya da taşınmazların tümünün değeri üzerinden davayı açan mirasçı ya da mirasçıların miras payına isabet eden değer olup, bu değer üzerinden yargılama gideri ve harca hükmedilmesi gerekirken, neye göre hesaplandığı belli olmayan miktar üzerinden fazla vekalet ücretine hükmedilmesi, kabul kapsamına alınan 5109 parsel sayılı taşınmaz yönünden de bu husus gözetilmeyerek fazla harca hükmedilmesi doğru olmadığı gibi, 5089,5094 ve 5141 parsel sayılı taşınmazlar yönünden dava reddedilmesine rağmen, bu parseller yönünden de dava kabul edilmiş gibi harca hükmedilmesi de isabetsizdir. 4-Diğer taraftan; eldeki davada davalılar ... ve ... adına kayıtlı taşınmazlar farklı olduğundan, her bir davalıya karşı ayrı ayrı dava açılması mümkün iken birlikte dava açıldığına göre, HMK’nin 326. maddesi uyarınca, davada haksız çıkan ve aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalıların, adlarına kayıtlı taşınmazların ayrı ayrı belirlenen dava değerinden, davacının payına isabet eden tutar üzerinden, harç, yargılama giderleri ve yargılama giderlerinden sayılan avukatlık ücretinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları gerekirken, anılan hususa dikkat edilmeyerek yargılama giderlerinin hangi orana göre hesaplandığı belli olmayan bir kısmından ..., bir kısmından da ...’ın sorumlu tutulması da isabetli değildir. Bununla birlikte, HMK 326/2. maddesine göre davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa yargılama giderleri tarafların haklılık oranına göre paylaştırılır. Davacı tarafça 6677, 4267, 5109, 6682, 3283, 4163, 5089, 5094 ve 5141 parseller yönünden talepte bulunulduğu mahkemece 4267, 3283, 4163 parsel sayılı taşınmazlar yönünden feragat nedeni ile ret, 5089, 5094 ve 5141 parsel sayılı taşınmazlar yönünden red, 6677, 6682 ve 5109 parsel sayılı taşınmazlar yönünden kabul kararı verildiği anlaşılmakla, bu hususa dikkat edilmeyerek tüm yargılama giderlerinden davalıların sorumlu tutulması da isabetsizdir. 5-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 323/1-ğ maddesine göre vekille takip edilen davalarda kanun gereğince taktir olunacak vekalet ücretinin yargılama giderleri kapsamında olduğu açıktır. Reddedilen 5089, 5094 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davalı ... yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, anılan hususun göz ardı edilmesi de doğru değildir. Diğer taraftan, kararı temyiz etmeyen davalılar yönünden davacı lehine kazanılmış hak söz konusu olduğu için yeniden hüküm kurulurken bu durumun dikkate alınması gerektiği de kuşkusuzdur. Hâl böyle olunca mahkemece yukarıda belirtilen hususlar gözardı edilerek yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Davalı ...’ün değinilen yön itibari ile yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2016/7602 E., 2019/3918 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
atlarının sağlanması veya bu sağlanamadığı takdirde terekeye temsilci atanmasının temin edilmesi bundan sonra bir hüküm kurulması gerekirken davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmeden neticeye gidilmiş olması doğru olmadığı gibi, 4721 Sayılı TMK'nun 28. Maddesi hükmü uyarınca ölümle hukuki ehliyet son bulacağından ...
1. Hukuk Dairesi         2016/7602 E.  ,  2019/3918 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen davada;Davacı, ... ve ... oğlu 1276 doğumlu ...oğlu lakaplı ... oğlu ... ...'ın mirasçısı olduğunu, davalıların ise ... ve ... oğlu 1280 doğumlu ...'ın mirasçıları olduklarını, ancak davalıların mirasbırakan ...oğlu lakaplı ... oğlu ... adına kayıtlı çekişme konusu 3486 ada 12 parsel sayılı taşınmazdaki 1436/2400 payı isim benzerliğinden yararlanarak adlarına intikal yoluyla tescil ettirdiklerini, taşınmazın davalıların mirasbırakanı ile bir ilgisinin bulunmadığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tescilini istemiştir.Bir kısım davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece; “... çekişme konusu taşınmazın gerçek malikinin davacının miras bırakanı ... oğlu ... olduğu, buna göre taşınmazın davalılar adına yapılan intikalinin TMK'nun 1025. maddesinden kaynaklanan yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu saptanmak suretiyle davanın kabul edilmiş olması kural olarak doğrudur. Ancak, dava mirasbırakan adına tescil isteğine ilişkin olup, ... oğlu ...'ın ölüm tarihi 1927 olduğuna göre, terekesi el birliği mülkiyetine tabidir ve dava dışı mirasçılarının bulunduğu veraset ilamı ile sabittir.... Miras bırakanın dava dışı mirasçılarının olduğu gözetilerek yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde TMK'nun 640 maddesi uyarınca davanın görülebilirlik koşulu olan tüm mirasçıların davaya muvafakatlarının sağlanması veya bu sağlanamadığı takdirde terekeye temsilci atanmasının temin edilmesi bundan sonra bir hüküm kurulması gerekirken davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmeden neticeye gidilmiş olması doğru olmadığı gibi, 4721 Sayılı TMK'nun 28. Maddesi hükmü uyarınca ölümle hukuki ehliyet son bulacağından ... oğlu ... mirasçılarının kanuni hisseleri oranında adlarına tescil kararı verilmesi gerekirken ölü kişi adına tescil kararı verilmesi de doğru değildir. Ayrıca, tapu iptal ve tescil davaları kayıt maliki veya malikleri aleyhine açılır. Dava tarihinde davalı ... taşınmazda satın alma yoluyla pay edindiği ve davada husumet kendisine tevcih edilmediği halde yargılama sırasında davaya dahil edildiği gözetildiğinde onun aleyhine hüküm kurulmuş olması da isabetli değildir. Zira bir kimseye HUMK'nun 38.maddesi hükmü uyarınca dahili dava yoluyla sıfat verilemez. Öyle ise, davalı ... hakkında da ayrı bir dava açılması için olanak tanınması ve açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi hususu gözetilmeksizin yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması da doğru değildir..” gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalılar ..., ..., ..., ..., ... tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hâkimi ...'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. -KARAR- Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak yazılı şekilde karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalılar ..., ..., ..., ... ve ...’in bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.Ancak, TMK’nin 28. madde hükmü uyarınca ölümle şahsiyet son bulduğu halde iptal edilen payların mirasbırakan ... oğlu ... mirasçıları adına tescil edilmesi gerekirken ölü kişi adına tescil edilmesi doğru değil ise de, anılan bu husus yargılamanın yeniden yapılmasını gerektirmediğinden hükmün 2.bendinde yer alan " taşınmazın 1436/2400 payının intikal ve satış işlemlerinden önce olduğu gibi ... oğlu ... adına tapuya kayıt ve tesciline” ifadesinin hüküm kısmından çıkarılarak yerine “ taşınmazın 1436/2400 payının ... ve ... çocuğu 1276 d.lu mirasbırakan ...’ın ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 16.01.1984 tarih 1984/31 Esas, 1984/23 Karar sayılı ilâmındaki mirasçıları adına payları oranında tesciline” ibaresinin yazılmasına, davalıların bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.06.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2013/2420 E., 2015/1457 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi göz ardı edilerek TMK. 28. maddesi uyarınca kişiliği son bulan muris adına (doğru sicil oluşturma prensibine aykırı olarak) iptal ve tescile karar verilmesi de doğru değildir.’ gerekçesiyle bozulmuştur.
Hukuk Genel Kurulu         2013/2420 E.  ,  2015/1457 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 14/03/2013 NUMARASI : 2012/872-2013/167 Taraflar arasındaki “ tapu iptal ve tescil ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 4.Asliye Hukuk (kapatılan Pendik 2.Asliye Hukuk) Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.12.2011 gün ve 2011/614 E., 2011/763 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12.09.2012 gün ve 2012/6239 E., 2012/9579 K. sayılı ilamı ile; “...Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davanın kabulüne ilişkin olarak verilen ilk karar, Dairece;‘muvazaa olgusunun gerçekleştiği biçimindeki mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik yoktur. Ancak davacının annesinin miras bırakan ile resmi evliliğinin bulunmadığı iddiasıyla Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde 2010/284 esas sayılı davanın açıldığı ve halen bu davanın derdest olduğu anlaşılmaktadır. Anılan davanın kabulü halinde davacının miras payının değişeceği kuşkusuzdur. Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 2010/284 esas sayılı dava sonucunun beklenmesi ve ondan sonra davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, kabule göre de davada pay oranında iptal ve tescil isteğinde bulunulmasına karşın HUMK 74. maddesi göz ardı edilerek TMK. 28. maddesi uyarınca kişiliği son bulan muris adına (doğru sicil oluşturma prensibine aykırı olarak) iptal ve tescile karar verilmesi de doğru değildir.’ gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş olup, hükmüne uyulan bozma kararında yapılması gereken iş ve işlemler açıkça belirtilmiştir. Bilindiği üzere; mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü meydana gelir. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlanan bu durum, mahkemeye hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında ki esaslar çerçevesinde işlem yapma zorunluluğu getirir. ( 09.05.1960 T, 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, HGK 29.05.2002 T, 7- 444/463 E.K sayılı kararı). Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 gün ve13/5 sayılı ve 09.05.1960 T, 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında; usuli kazanılmış hak, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri yararına diğerinin ise aleyhine doğmuş ve mahkemece uyulması zorunlu bir hak olarak tanımlanmıştır. Bozma kararına uyulmakla taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşur ve bozma kararında belirtildiği şekilde işlem yapılması bu sebeple zorunludur. Bozma kararına uyulduktan sonra bozma dışında inceleme yapılıp karar verilemez. Ne var ki, mahkemece bu zorunluluk göz ardı edilerek bozmaya uyulmakla birlikte, bozma kararında belirtilen Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/284 Esas sayılı dosya sonucunun beklenmesi gerekirken Doğanşehir Asliye Hukuku Mahkemesinin 19.03.2009 gün 2008/355 Esas 2009/81 karar sayılı kesinleşen ilamındaki davacı payı esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu durumda, bozmaya uyulmakla davalı yararına doğan usuli kazanılmış hak uyarınca Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan ve halen sonuçlanmadığı anlaşılan 2010/284 esas sayılı dava sonucunun beklenmesi, karar kesinleştiğinde bu dava sonucuna göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı, miras bırakanı olan babası İbrahim Afşin’in, 5024 ada 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazlarını vekil eliyle,mirastan mal kaçırmak amacıyla davalı oğlu A.. A..’ e muvazaalı satış işlemi ile temlik ettiğini ileri sürerek, miras payı oranında tapu kayıtlarının iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının kötüniyetli olduğunu,taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; dava konusu temlik işlemlerinin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile muris adına tesciline dair verilen ilk kararın, davalı vekili tarafından temyizi üzerine; Özel Dairece;'' … muvazaa olgusunun gerçekleştiği biçimindeki mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik olmadığı,ancak davacının annesinin miras bırakan ile resmi nikahının bulunmadığı iddiasıyla Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde 2010/284 esas sayılı davanın açıldığı ve halen bu davanın derdest olduğu anlaşıldığı,anılan davanın kabulü halinde davacının miras payının değişeceği,hal böyle olunca, Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde 2010/284 esas sayılı dava sonucunun beklenmesi ve ondan sonra davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, kabule göre de davada pay oranında iptal ve tescil isteğinde bulunulmasına karşın HUMK 74. maddesi göz ardı edilerek TMK 28 maddesi uyarınca kişiliği son bulan muris adına (doğru sicil oluşturma prensibine aykırı olarak) iptal ve tescile karar verilmesinin de doğru olmadığı...'' gerekçeleri ile hükmün bozulmasına ile karar verilmiş, davalı vekilinin karar düzeltme isteği ise reddedilmiştir. Mahkemece ilk bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; dava konusu temlik işlemlerinin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın davacının miras payı oranında kabulüne karar verilmiş; davalı vekilinin temyizi üzerine; karar bu kez Özel Dairece yukarıda başlıkta yer alan gerekçeler ile bozulmuştur. Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir. İlk karar, bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle, dava konusu 5024 ada 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazların miras bırakan tarafından mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik edildiği konusunda yerel mahkeme ile özel daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/284 Esas sayılı dosya sonucunun beklenmesinin gerekip gerekmeyeceği, bunun sonucunda davacının payının değişip değişmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 04.08.1995 tarihli akitle miras bırakan İbrahim Afşin’e vekaleten dava dışı Mehmet Rıza Yılmaz'ın murisin 21 pafta 1200 parseldeki 585/82944 payını A.. A..’e satış suretiyle temlik ettiği; 21 pafta 1200 parsel sayılı taşınmazın 15.04.1996 tarihinde imar uygulaması sonucu 5024 ada 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazların oluştuğu ve 5024 ada 8 parsel sayılı arsa vasıflı 267.92 m2 ve 10 parsel sayılı yine arsa vasıflı 201.21 m2 yüzölçümlü taşınmazların imar suretiyle 15.04.1996 tarihinde davalı adına sicil kaydının oluştuğu belirgindir. Öte yandan ;1923 doğumlu İbrahim Afşin’e ait veraset ilamında murisin 15.08.1998 tarihinde ölümü ile 144 pay üzerinden 12 şer Döndü’den olma evlatları davalı Ali Kemal ile dava dışı Adalet, Ayşe, Cemal, Hüseyin Afşin; 21 Fatey’den olma çocukları davacı Nesime ile dava dışı Celal, Filiz ve Yasemin’in miras payına sahip bulundukları anlaşılmaktadır. Özel Daire bozma ilamında davacının annesinin miras bırakan ile resmi nikahının bulunmadığı iddiasıyla Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde 2010/284 esas sayılı nüfus kaydının iptali istemli davanın açıldığı ve halen bu davanın derdest olduğu ve anılan davanın kabulü halinde davacının miras payının değişeceği belirtilmiş ise de; dosyaya sunulan Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinde 2010/284 E.,2012/265 K., sayılı ilamından da anlaşılacağı üzere, anılan davanın red ile sonuçlanıp kesinleştiği görülmektedir. Hal böyle olunca, Özel Daire bozma ilamında belirtilen dava dosyasının sonucunun beklenmesi ne gerek bulunmadığı Genel Kurul tarafından benimsendiğinden ve mahkemece yapılan hesaplamada bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından ; yerel mahkemece yapılan pay hesabı ve sonuçta buna göre kurulan hüküm usul ve yasaya uygun olup direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçeyle onanması gerekir. S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 29.05.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2012/11280 E., 2013/9714 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Kabule göre de; TMK'nun 28. maddesi uyarınca;
8. Hukuk Dairesi         2012/11280 E.  ,  2013/9714 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tescil ... ile Hazine ve ... aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 22.05.2012 gün ve 242/61 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı dava dilekçesinde; kadastro sırasında evinin kuzeyinde bulunan bahçesinin bir bölümünün köy tüzel kişiliği adına tespit edildiğini, bu yeri 18.08.2001 tarihli harici senetle teyzesinden satın aldığını, yıllardır ektiğini, üzerinde kendisi tarafından dikilen ağaçların bulunduğunu, öteden beri ailesi ve kendisi tarafından kullanıldığını açıklayarak, taşınmazın köy tüzel kişiliği adına olan tapusunun iptali ile adına tescilini istemiştir. Davacı 24.03.2010 tarihli yargılama oturumunda, davaya konu yerin 144 ada ile 145 ada arasında kalan ve tespit dışı bırakılan yer olduğunu, bu yerin adına tescilini istediğini, bu şekilde davasını ıslah ettiğini açıklamış, nizalı yerin krokisini mahkemeye sunmuştur. Davacı vekili, son yargılama oturumunda, teknik bilirkişi krokisinde (A) harfiyle gösterilen ve paftasında yol olarak görünen kısmın 145 ada 1 parsele dahil edilmesini, aynı rapor ve krokide (B) harfi ile gösterilen ve 101 ada 1 parsel kapsamında bulunan taşınmaza yönelik davadan feragat ettiğini açıklamıştır. Davalı ...'ni temsilen köy muhtarı duruşmada, davaya konu yerin davacıya ait olduğunu, açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir. Davaya dahil edilen Hazine temsilcisi duruşmada davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulü kısmen reddine; fen bilirkişisi ...'ın 18.05.2012 havale tarihli rapor ve krokisinde (A) harfiyle belirtilen yol boşluğunda kalan 799,19 m2'lik kısmın, 1/2'şer pay oranında, davacı ve ... adına kayıtlı 145 ada 1 parsel sayılı taşınmaza eklenmesine, aynı rapor ve krokide (B) harfi ile belirtilen ve 101 ada 1 nolu orman parselinde kalan kısım için davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içinde davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kadastro öncesi zilyetlik ve haricen satın alma hukuksal nedenlerine dayalı TMK'nun 713/1, 996, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddeleri gereğince açılan tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de Mahkemenin bu görüşüne katılmak mümkün değildir. Şöyle ki; nizasız 145 ada 1 parsel 09.10.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında, belgesizden taş ev ve arsası niteliğiyle 1/2'şer pay oranında davacı ve annesi ... adına tespit edilmiş, tutanağın itirazsız 31.01.2008 tarihinde kesinleşmesiyle tapu oluşmuştur. Dosya arasındaki ... Noterliği'nin 27.03.2012 tarih ve ... yevmiye nolu mirasçılık belgesine göre ... 23.03.2012 tarihinde ölmüş davacı ve diğerlerini mirasçı bırakmıştır. ... Kadastro Müdürlüğü'nün 09.04.2010 tarih ve 396 sayılı yazısında, Mahkemenin tescile karar verdiği davaya konu taşınmazın kadastro sırasında yol boşluğu olarak ölçüldüğünü bildirmiştir. Mahallinde 08.04.2011 tarihinde yapılan keşifte görevlendirilen Ziraat Bilirkişisi ... ve 19.04.2011 tarihli keşifte görevlendirilen Ziraat Bilirkişisi ... raporlarında, nizalı taşınmazın gelir getirici tarım arazisi olarak kullanılamayacağının saptandığını, ancak geçit yeri ve avlu olarak kullanılabileceğini, tarım arazisi vasfı taşımadığını açıklamıştır. Dosya arasında bulunan uyuşmazlık konusu taşınmaza ait fotoğrafların tetkikinden taşınmaz yüzeyinin işlenmemiş ve taşlık olduğu, bir kısmının kayalık niteliğinde bulunduğu saptanmıştır. Bilindiği gibi tarıma elverişli olmayan kayalık, taşlık, çakıllık ve dağlık alanlar Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerdir. TMK'nun 715. maddesinin 2. fıkrasında “aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar … kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz” denilmiştir. Benzer bir hükümde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/c maddesinde yer almıştır. Anılan maddeye göre, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalar, tepeler, dağlar (bunlardan çıkan kaynaklar) gibi tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerlerin … tescil ve sınırlandırmaya tabi olmadığı açıklanmıştır. Bu tür yerlerin kadastro çalışmaları sırasında paftasında nitelikleri belirtilerek kadastro işlemi yapılır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bu tür yerlerin doğal yapıları gereği olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmaları ve TMK'nun 999. maddesi uyarınca özel mülkiyet şeklinde tapu siciline tescilleri de mümkün değildir. Uyuşmazlık konusu taşınmaz, Ziraat Bilirkişilerinin raporları ve dosya arasında bulunan taşınmaza ait fotoğraflardaki görünüm itibariyle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalık ve taşlık niteliğindeki yerlerdendir. Saptanan bu somut olgular karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken takdiri delil niteliğindeki yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına üstünlük tanınarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Kabule göre de; TMK'nun 28. maddesi uyarınca; kişilik ölümle son bulur. 04.05.1978 tarih ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca, ölü kişi adına tescile karar verilemez. Hal böyle iken, TMK'nun 28. maddesine aykırı olarak ölü ... adına pay oluşturacak şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğu gibi ... davacı dışındaki mirasçıları tarafından harcı yatırılmak suretiyle usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığı halde yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-2 bendi gereğince ilama karşı karar düzeltme yolunun kapalı bulunduğuna, 20.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bay (S) vefat ettiğinde, kendisinden hamile olan eşi Bayan (Y) bir ay sonra doğum yapmış ancak bebek sadece birkaç dakika nefes aldıktan sonra vefat etmiştir. Bebeğin babasının mirasındaki durumuyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Bebek çok kısa süre yaşadığı için mirasçı olamaz.
B) Bebek sağ doğduğu için tam hak ehliyeti kazanmıştır ve babasına mirasçı olmuştur; bebeğin payı kendi mirasçılarına geçer.
C) Cenin sadece anne rahminde 9 ayı doldurmuşsa mirasçı olabilir.
D) Mirasın kazanılması için çocuğun en az 1 yıl yaşaması şarttır.
E) Ölü doğmuş sayılarak miras hakkı kardeşlerine devredilir.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol