4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 405

Türk Medeni Kanunu 405. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 405- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar. II. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

421 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2672 E., 2018/1717 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1979 yılında evlenen ve TMK'nın 405. maddesi uyarınca kısıtlanarak vasi atandığı anlaşılan taraflar hakkında davacı kadının açtığı "butlan olmadığı takdirde boşanma" davasına konu olayda Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmesinde evliliğin insan hakkı olduğu ve
Hukuk Genel Kurulu         2017/2672 E.  ,  2018/1717 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “evlenmenin butlanı bunun mümkün olmaması halinde boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 1. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 12.02.2013 tarihli ve 2011/654 E., 2013/163 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.11.2013 tarihli ve 2013/12635 E., 2013/26132 K. sayılı kararı ile; "...Eşlerin birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması (TMK.md.145/2) veya eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olması (TMK.md.145/3) evlenmeyi mutlak butlanla sakatlar. Mutlak butlan davası için, kanunda herhangi bir "hak düşürücü süre" öngörülmemiştir. Bu nedenle evlenme tarihi üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, dava her zaman ikame edilebilir. Davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespit edilmesi; buna göre mutlak butlan sebebi mevcutsa butlana karar verilmesi; değilse ikinci kademede boşanma isteğinin de bulunduğu dikkate alınarak bu çerçevede delillerin toplanıp gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Diğer yandan, mutlak butlanla sakat olan bir evliliğin dahi, "hakimin bu husustaki kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağı" hususunun açık kanun hükmü olması (TMK.md.156) karşısında; dava hakkının kötüye kullanılması (TMK.md.2) da söz konusu değildir. Öyleyse açıklanan yönde araştırma yapılarak sonucuna göre karar vermek gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; evlenmenin mutlak butlan nedeniyle iptali, bunun mümkün olmaması hâlinde boşanma istemine ilişkindir. Davacı (kadın) vekili, hem müvekkilinin hem de davalının kısıtlı olduğunu, her ikisinin de aklen kendi işlerini görebilecek durumda olmadıklarını, tarafların 2009 yılından beri ayrı yaşadıklarını ileri sürerek evliliğin mutlak butlan nedeniyle iptaline olmadığı taktirde ise tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı erkek vasisi, tarafların 35 yıldır evli olduklarını, birbirlerine destek olarak bu evliliği sürdürdüklerini, ancak davacı vasisinin davacının mallarına el koymak istediğini, davacının üç aylık maaşını alarak kendi çıkarına harcadığını, bu nedenle davacı vekilinin iddialarının yok sayılması gerektiğini belirterek 21.12.2012 tarihli dilekçe ile abisinin de boşanmak istediğini bildirmiştir. Mahkemece, tarafların 1979 tarihinden 2009 yılına kadar birlikte yaşadıkları, 2009 yılında anlaşılamayan bir sebeple davacının ailesinin davacıyı yanlarına alarak bu davayı açtığı, 30 yıl sonra açılan davanın iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, her iki tarafın engelli olmasına karşın Anayasanın 90. maddesine göre iç hukuk gibi uygulanması gereken uluslararası sözleşmeler dikkate alındığında Türkiye tarafından kabul edilen ve 4721 Sayılı. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 145. maddesine göre özel hüküm niteliğinde olan Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme uyarınca evliliğin engellilerin insan hakkı olduğu ve engellenemeyeceği gerekçesiyle butlan davasının, diğer yandan boşanmayı gerektirecek ve davalıdan kaynaklanan bir kusurun varlığı da kanıtlanmadığından boşanma talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçelerle verilen direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1979 yılında evlenen ve TMK'nın 405. maddesi uyarınca kısıtlanarak vasi atandığı anlaşılan taraflar hakkında davacı kadının açtığı "butlan olmadığı takdirde boşanma" davasına konu olayda Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmesinde evliliğin insan hakkı olduğu ve engellenemeyeceğinin kabul edilmiş olması karşısında davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespit edilmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır. Öncelikle belirtilmelidir ki, "evlenme" Türk Medeni Kanunu açısından karşı cinsten iki insanın evlendirmeye yetkili memur önünde karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarını açıklaması ile oluşur (TMK m.142). Hukuken geçerli bir evliliğin kurulması için kanunda düzenlenen koşullara uygun davranılması gerekir. Bu koşullardan birinin veya birkaçının eksik olması hâlinde evlilik hukuken geçersiz sayılacaktır. Evliliğin kurucu unsurları olarak sayılan "evlenmenin ayrı cinsten kişiler arasında yapılmış olması", "evlendirme memuru önünde yapılması", "tarafların karşılıklı ve sözlü iradelerini açıklamaları" hususlarından birinin gerçekleşmemesi hâlinde evlilik hiç gerçekleşmemiş gibi sonuç doğuracaktır. Başka bir anlatımla evlenmenin yokluğu söz konusu olacaktır. Yoklukla sakat olan bir evlenme aradan ne kadar süre geçerse geçsin düzelmeyeceği gibi, evlenmenin nüfus kayıtlarına işlenmesi de sonucu değiştirmeyecektir ( Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2005, s. 72-79). Oysa şeklen meydana gelmiş bir evliliğin, kanunun taraflarda ya da iradelerinde aradığı niteliklerin eksikliği nedeniyle ortadan kaldırılması gerekiyorsa "yokluk" kavramından değil, "butlan" kavramından söz edilecektir. TMK'da evlenmenin butlanı "mutlak" ve "nispi" butlan hâlleri olmak üzere ayrı ayrı düzenlenmiş olup, geçerlilik şartlarındaki sakatlık kamu düzenini ilgilendiriyorsa "mutlak butlan", kamu yararı değil de ilgililerin özel menfaatleri söz konusuysa nispi butlan hâllerinden söz edilir. Nitekim, TMK'nın 145. maddesi: " Aşağıdaki hâllerde evlenme mutlak butlanla batıldır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2.Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması." ; 146. maddesi ise "mutlak butlan davasını Cumhuriyet Savcısının re'sen ve ilgilisi olan herkesin açabileceği" hükümlerini içermektedir. Madde metninden de anlaşıldığı üzere mutlak butlan hâlleri Kanunda sınırlı olarak sayılmış ve bu hâllerden birinin varlığı durumunda evlenmenin kesin hükümsüz olacağı yani mutlak butlanla batıl olduğu düzenlenmiştir. TMK'nın 156. maddesinde de; " Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bile evlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur." hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla batıl bir evliliğin butlanına karar verilinceye kadar eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakım ve eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermek, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlüdürler. İptal kararı geçmişe etkili olmadığından, evliliğin önceden meydana getirdiği hüküm ve sonuçlar butlan kararının kesinleşmesiyle ortadan kalkmayacaktır ( Akıntürk, T./ Ateş Karaman, D.: Türk Medeni Hukuku, İkinci Cilt, Aile Hukuku, 2012, s. 230). Öte yandan, TMK'nın 148.- 151. maddeleri arasında düzenlenen ve ilgilisi olan herkes tarafından değil de sadece eşler tarafından açılan nispi butlan hâlleri için altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü süreler öngörülmüş iken; mutlak butlan davası için kanunda bir süre öngörülmemiş olup, bu dava her zaman açılabilir. Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözünü için davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü ve TMK'nın 145. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında düzenlenen "ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk" ve "akıl hastalığı" kavramlarının incelenmesinde de yarar vardır. TMK'nın 13. maddesinde "Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir." düzenlemesi mevcuttur. TMK'nın 15. maddesine göre ayrık durumlar saklı kalmak kaydıyla ayırt etme gücü bulunmayan kimselerin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Ayırt etme gücü bulunmayan kimseler fiil ehliyeti açısından tam ehliyetsizler grubunu oluşturur ve TMK'nın 125. maddesine göre ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez. Ancak ayırt etme gücünden yoksunluğun mutlak butlan sebebi sayılması için "sürekli" olması gerekmektedir. Evlenme töreninin yapıldığı sırada "geçici" olarak ayırt etme gücünden yoksunluk mutlak butlan değil nispi butlan sebebi teşkil edecektir (TMK m.148). Daha çok tıp biliminin uğraş alanına giren akıl hastalığının tanımı ise Türk Medeni Kanunu'nda yapılmamıştır. Ancak TMK'nın 133. maddesi "akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler" hükmünü içermektedir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, akıl hastalığı kural olarak kesin evlenme engellerinden biridir. Ancak bu engel her türlü akıl hastalığını kapsamamaktadır. Gerçekten, mevcut akıl hastalığının evlenme bağlamında herhangi bir sakınca doğurmayacağı resmî sağlık kurulu raporuyla belgelendiği taktirde, bu hastalığa yakalanmış olan bir kişinin evlenmesine engel olunamayacaktır. Görüleceği üzere; burada sözü edilen akıl hastalığı ayırt etme gücünü sürekli ortadan kaldırmayan akıl hastalığıdır. Çünkü akıl hastalığı ayırt etme gücünü sürekli ortadan kaldırıyorsa, TMK'nın 125. maddesinde belirtildiği üzere bu kişi zaten evlenme ehliyetine sahip değildir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A; s.60). TMK'nın 405. maddesinde düzenlenen "akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır" hükmü gereğince akıl hastalığı ve nitelik olarak değil de nicelik olarak farklılık arz eden, başka bir anlatımla daha hafif bir psişik bozukluğu ifade eden "akıl zayıflığı" hâlleri aynı zamanda kanunda sayılan kısıtlama sebeplerinden birini teşkil etmektedir (Dural, M/ Öğüz, T/ Gümüş, A, s.578). Bu noktada iç hukukumuz açısından yukarıda belirtilen düzenlemelerin yanında Anayasa'nın 90/5. maddesinde yer alan, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" düzenlemesi gereğince, Avrupa İnsan Hakları (ve Temel Özgürlüklerin Korunması Hakkında) Sözleşme (AİHS) ile mahkeme gerekçesine konu edilen Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin konuyla ilgili hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir. Şöyle ki, "evlenme hakkı" başlıklı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 12. maddesine göre "Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın, bu hakkın kullanımını düzenleyen ulusal yasalara uygun olarak evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir". Madde metninde "ulusal yasalara uygun olarak" demek suretiyle evliliğin şekli ile ilgili hususların devletin taktir yetkisine bırakıldığı, hakkın özünü ortadan kaldıracak ya da kullanılmasını engelleyecek boyutta olmadıkça evlenmenin ulusal yasalara uygun olarak yapılacağı kastedilmektedir (Çakmak, U.R: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde Evlenme Hakkı, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.25, S.2, 2017, s.165-167). Görülmektedir ki, uluslararası sözleşme iç hukuk hükümleri ile çelişen bir düzenleme getirmemiştir. Yerel mahkeme gerekçesine konu edilen ve Türkiye tarafından kabul edilerek 28.10.2009 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin "Hane ve aile hayatına saygı" başlıklı 23. maddesinde; "1. Taraf Devletler evlilik, aile, ebeveynlik ve özel ilişkilere dair meselelerde engellilere karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için uygun tedbirleri etkin bir şekilde ve engellilerin diğer bireylerle eşit olduğunu gözeterek alır. Bu çerçevede aşağıda belirtilenler sağlanmalıdır: (a) Evlilik çağına gelmiş engellilerin evlenme ve aile kurma hakkının tanınması ve bu hakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılması; (b) Engellilerin çocuklarının sayısına ve yaş aralığına, serbestçe ve sorumluluğunu taşıyarak karar verme hakkının tanınması ve yaşlarına uygun bilgiye, üreme ve aile planlaması eğitimine erişim hakkının tanınması ile bu haklarını kullanmaları için gereken araçların oluşturulması; (c) Çocuklar dahil olmak üzere engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında doğurganlıklarından mahrum bırakılmaması..." düzenlemesi mevcuttur. Sözleşme hükmü incelendiğinde evlenme ve aile kurma hakkının, hiçbir ayrıcalık gözetmeksizin engellilere de tanınması gerektiği belirtilmiş ancak 23. maddenin a) fıkrasında bu hakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılacağı öngörülmüştür. Belirtilen fıkrada "serbest irade ve rıza" sözcüklerine yer verilmesi karşısında sözleşmede evlenme hakkının, iç hukukumuzun aksine, "ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilere de" tanındığını kabul etmek için yeterli olmayacaktır. Çünkü ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin serbest irade ve rıza açıklamaları hukuki sonuç doğurmamaktadır. Bu noktada engellilerin tüm insan hak ve özgürlüklerinden tam ve eşit bir şekilde yararlandırılmasını teşvik ve temin amaçlı getirilen bu sözleşmenin TMK'nın evlenmenin butlanı ile ilgili hükümlerini bertaraf edici nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; tarafların 14.03.1979 tarihinde evlendiği, bu evlilikten müşterek çocuklarının bulunmadığı, dosya içerisinde yer alan 27.05.2003 tarihli raporlar ile taraflara "hafif mental reterdasyon" teşhisi konulduğu anlaşılmıştır. Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesine ait 06.06.2011 tarih, 2011/274 E., 2011/864 K. sayılı "vasi tayini talepli" dosyada 2011 yılında heyet raporlarına göre de taraflarda "vesayet altına alınması gerektirir akıl zayıflığı olduğu, kendi işlerini bizzat göremeyeceği, başkalarının yardımına ve bakımına muhtaç olduğu, akıl sağlığının bağımsız ve sağlıklı karar vermeye yeterli olmadığı ve vasi tayini gerektiği" belirtilmiş olup, mahkemece TMK'nın 405. maddesi uyarınca kısıtlanma kararı verilerek taraflara vasi tayin edilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Davanın mutlak butlan olmadığı taktirde boşanma istemine ilişkin olduğu göz önüne alındığında; her ne kadar davalının evlilik tarihinden sonra "akıl hastalığı" sebebiyle kısıtlandığı sabit ise de "evlenme töreni" sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı (TMK m.145/2) veya evlenmeye engel derece akıl hastası (TMK m.145/3) olup olmadığı hususunda bir inceleme yapılmadığı anlaşılmıştır. Ne var ki, dosya içerisindeki belgelerin de bu hususu tam olarak açıklığa kavuşturmayacağı açıktır. Mahkemece yapılacak iş, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait askerlik belgeleri, tüm doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kâğıtları, film grafileri ve reçeteler eksiksiz getirtilerek davalının "evlenme tarihinde" sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespiti; bu doğrultuda mutlak butlan sebebi mevcutsa kamu düzeni düşüncesi ile herhangi bir süreye tabi olmayan bu davanın kabulü, aksi hâlde davacının ikinci kademe isteği olan boşanma davası yönünden delillerin değerlendirilmesi olmalıdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında otuz yıl süren bu evlilikte butlan davası açılmasının iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, Anayasanın 90. maddesi hükmü dikkate alındığında Birlemiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin yok sayılamayacağı, bu sebeplerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Bu durumda yerel mahkemenin direnme gerekçesi Özel Daire bozma kararında ve yukarıda belirtilen bu ilave gerekçeler dikkate alındığında usul ve yasaya aykırıdır. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. S O N U Ç : Davacı (kadın) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 15.11.2018 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, “TMK'nın 405. maddesi uyarınca kısıtlanarak vasi atandığı anlaşılan ve 1979 yılında evlenen taraflar hakkında davacı kadının açtığı "butlan olmadığı takdirde boşanma" davasına konu olayda Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmesinde evliliğin insan hakkı olduğu ve engellenemeyeceğinin kabul edilmiş olması karşısında davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespit edilmesinin gerekip gerekmediği” noktasındadır. İlk derece mahkemesinin “Mahkemece, tarafların 1979 tarihinden 2009 yılına kadar birlikte yaşadıkları, 2009 yılında anlaşılamayan bir sebeple davacının ailesinin davacıyı yanlarına aldığını ve bu davayı açtığı, 30 yıl sonra açılan bu davanın iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, her iki tarafın engelli olmasına karşın Anayasanın 90. maddesine göre iç hukuk gibi uygulanması gereken uluslararası sözleşmeler dikkate alındığında Türkiye tarafından kabul edilen ve TMK'nın 145. maddesine göre özel hüküm niteliğinde olan Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme uyarınca evliliğin engellilerin insan hakkı olduğu ve engellenemeyeceği gerekçesiyle butlan davasının, diğer yandan boşanmayı gerektirecek ve davalıdan kaynaklanan bir kusurun varlığı da kanıtlanmadığından boşanma talebinin reddine” dair gerekçeler ile verdiği direnme kararı çoğunluk görüşü ile Yüksek Özel Dairenin görüşü olan “Eşlerin birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunmasının (TMK.md.145/2) veya eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığının olmasının (TMK.md.145/3) evlenmeyi mutlak butlanla sakatladığı, mutlak butlan davası için, kanunda herhangi bir "hak düşürücü süre" öngörülmediği, bu nedenle evlenme tarihi üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, davanın her zaman ikame edilebileceği, davalının evlenme tarihinde sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunup bulunmadığı veya evlenmeye engel derece akıl hastası olup olmadığı hususunun, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınmak suretiyle tespit edilmesi; buna göre mutlak butlan sebebi mevcutsa butlana karar verilmesi; değilse ikinci kademede boşanma isteğinin de bulunduğu dikkate alınarak bu çerçevede delillerin toplanıp gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerektiği, diğer yandan, mutlak butlanla sakat olanbir evliliğin dahi, "hakimin bu husustaki kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağı" hususunun açık kanun hükmü olması (TMK.md.156) karşısında; dava hakkının kötüye kullanılmasının (TMK.md.2) da söz konusu olmadığı, araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulmasının doğru olmadığı” gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Dosya içeriğine göre, taraflardan erkeğin 1950 doğumlu olup askerlik ödevini yerine getirdiği, davacı kadının ise 1954 doğumlu olduğu, tarafların 1979 yılında evlendikleri, 2003 yılında akıl zayıflığı, hafif düzeyde Mental Rateradasyon nedeni ile rapor aldıkları ve her ikisine de 2011 yılı başlarında akıl zayıflığı tanısı da konularak TMK.’un 405 maddesi uyarınca vasi tayin edildiği anlaşılmaktadır. Normatif düzenlemelere incelendiğinde ise; TMK.’un 145/1.3 maddesi uyarınca “Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması” evlenmenin mutlak butlanla batıl olmasını gerektirir. Aynı kanunun 146. maddesi uyarınca da “Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re'sen açılır. Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir. Keza 256. maddesine göre ise “Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bileevlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur”. O halde bu düzenleme gereği, tarafların evlenme anında evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalıklarının olması gerekir. Diğer taraftan TMK.’dan sonra taraflar evli iken Birleşmiş milletler tarafından 13.12.2006 tarihinde imzalanan, ancak Türkiye tarafından 03.12.2008 tarihinde 5825 sayılı kanun ile onaylanan ve 18.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve bu nedenle Anayasa’nın 90. Maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme hükümlerinin de gözardı edilmemesi gerekir. Anılan Sözleşmenin 1. Maddesine göre “Bu Sözleşme'nin amacı, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onurlarına saygıyı güçlendirmektir. Engelli kavramı diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir”. Sözleşmenin 5/1 maddesinde ise açıkça “Taraf Devletlerin herkesin hukuk önünde ve karşısında eşit olduğunu ve ayrımcılığa uğramaksızın hukuk tarafından eşit korunma ve hukuktan eşit yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul ettiği”, bu hükme paralel olarak Hane ve Aile Hayatına Saygı başlığı ile düzenlenen 23/1 maddesi ile “Taraf Devletlerin evlilik, aile, ebeveynlik ve özel ilişkilere dair meselelerde engellilere karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için uygun tedbirleri etkin bir şekilde ve engellilerin diğer bireylerle eşit olduğunu gözeterek alacağı” belirtilmiştir. Aynı maddenin 1.a bendinde “Evlilik çağına gelmiş engellilerin evlenme ve aile kurma hakkının tanınması ve buhakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılması” gerekeceği de belirtilmiştir. Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göreyürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme Türk Medeni Kanunu’ndan sonra yürürlüğe girmiştir. Özellikle zihinsel engellilerin de aile ve hane hayatına saygı kapsamında evlenmelerinin sağlanması için özellikle Medeni Kanunu hükümlerinin sözleşmeye uyumlu hale getirilmesi gerekir. Ancak kanun sözleşme hükümleri ile çatılmakta ise Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca sözleşme hükmü esas alınacaktır. Somut uyuşmazlıkta yaklaşık 30 yıl önce evlenen tarafların, sağlık raporu almadan evlenmeleri olanaklı değildir. Davalı erkek askerlik ödevini yaptığına göre o tarihte akıl hastalığından söz etmek olanaklı değildir. Kaldı ki taraflarda evlilik devam ederken akıl hastalığı değil, akıl zayıflığı meydana gelmiştir. Tarafların rızaları ile kurulmuş evliliğin sonradan yürürlüğe giren Uluslararası Sözleşme hükümlerinden “aile ve hane hayatına saygı” ilkesi uyarınca geçerli kabul edilmesi gerekir. Yerel mahkemenin direnme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır. KARŞI OY Butlan davası için hak düşürücü süre öngörülmediği doğrudur. Hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı asıldır. Süre kayıtlaması yok ise de hakkın kötüye kullanılması yasağına bağlı (MK 2) süre kaydı vardır. Toplum düzeninin belirli bir hukuki disiplin için de cereyanı hedeflenmiştir. Hâkim her somut olayın özelliklerini inceleyerek MK 2'ye bağlı süreyi kendiliğinden araştırır. 30 yıl sonra açılan butlan davasında davacının güncel hukuki yararını öncelikle açıklaması ve ispat etmesi beklenir. Bu yapılmadığı takdirde hakkın kötüye kullanılması sınırlaması iş görmez hale gelir. Butlan yaptırımının ileri sürülmesi bakımından bir zaman sınırlamasının bulunmaması hukuk güvenliğine uygun düşmemektedir. Hukuk güvenliği ve dürüstlük kuralı gereği somut olayın özelliğine göre sürenin geçmesi ile düzelme sonucu ortaya çıkabilir. Batıl olmasına rağmen icra edilen bir kararın icrasının geri döndürülmesi pratik zorluklardan dolayı mümkün olmayabilir. Üçüncü kişilerin korunması gereği butlanın tespitine engel olabilir. Butlanın tespiti kararı şirketler hukukundaki iptal kararı gibi makable şamil kurucu yenilik doğurucu bir karar olmayıp açıklayıcı ve beyan edici bir karardır. MK 156 düzenlemesi de aynı yöne işaret etmektedir. Yargılama aşamaları içinde dürüstlük kuralı tartışması var ise de buna açıkca vurgu yapılmamıştır. 30 yıl sonra açılan butlan davasında davacının güncel hukuki yararını ortaya koyması ve ispat etmesi hukuk güvenliği ve istikrarı adına şarttır. Somut uyuşmazlıkta bu keyfiyetin yerine getirildiğini söylemeye imkan yoktur. Nitekim tüzel kişiliği olan kooperatiflerde mal devri için genel kurul kararı aranır. Bir olayda mal devri ile ilgili 2007'de yapılan genel kurulun çağrı merasimine uymadan karar aldığı 5 yıl sonra butlan hali ileri sürülmüş mahkeme ret kararı vermiş MK 2'ye bağlı gerekçe değişikliği ile karar özel dairece onanmış (23. HD 01.07.2015 tarih 4429-5084 sayılı ilamı), yine bir başka olayda 1991 yılında mal tahsisi suretiyle vakıf kurma işleminde genel kurul kararının iptal edildiği bu sebeple tapu iptal ve tescil istenmiş, mahkemesince ret kararı verilmiş, genel kurul iptali kararının vakfa karşı kesin hüküm gücü bulunmadığı belirtilerek gerekçe değişikliği ile ret kararı özel dairesince onanmıştır (23. HD 12.06.2017 tarih 60-1775 sayılı ilamı). Hâl böyle olunca, yukarıda yaptığım açıklama ilavesiyle, yerel mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2017/7965 E., 2018/1390 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesi gereği;
8. Hukuk Dairesi         2017/7965 E.  ,  2018/1390 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Vesayet Hasımsız görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Dava dilekçesinde, davacı ...'nin oğlu ...'ın vesayet altına alınması istenmiş, mahkemece alınan sağlık kurulu raporu doğrultusunda davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesi gereği; akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her erginin kısıtlanacağı; 474. maddesinde ise, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden kısıtlanmış olan kişi üzerindeki vesayetin kaldırılmasına, ancak kısıtlama sebebinin ortadan kalkmış olduğunun resmî sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi hâlinde karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; ...'ın ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 10.08.2012 gün ve 2012/282-400 sayılı ilamı ile TMK'nın 405.maddesi kapsamında kısıtlanarak velayeti altında bırakılan babası ...'ın 14.09.2015 tarihinde vefatı üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Vasi veya velinin vefatı ile kısıtlılık hali kendiliğinden sona ermeyeceği TMK'nın 474.maddesi gereği olup halen ...'ın kısıtlılık hali devam etmektedir. 04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Dava, TMK'nın 405.maddesi gereği kısıtlanıp babasının velayeti altına bırakılan kısıtlının velisinin ölmesi sebebi ile kendisine vasi atanması istemine ilişkindir. Ne var ki kısıtlamaya dayanak sağlık kurulu raporu ile yargılama aşamasında alınan sağlık kurulu raporları arasında çelişki oluştuğundan ilk önce bu çelişkinin giderilmesi gerekmektedir. ...'ın kısıtlanmasına dayanak ... Devlet Hastanesinin 21/06/2012 gün ve 3679 nolu sağlık kurulu raporu ile hastalığı nedeniyle kısıtlanması (vesayet altına alınmasının) gerektiğinin bildirildiği; eldeki davada ise yine aynı hastanenin 13/05/2016 gün ve 1239 sayılı sağlık kurulu raporunda mevcut haliyle geçirilen psikotik bozukluğun (remisyonda) iyilik halinde olduğu kanaat ile vasi tayininin uygun olmadığı bildirilmiştir. ...'a ait raporlar arasında meydana gelen çelişkinin giderilmesi için; mahkemece, ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 10.08.2012 gün ve 2012/282-400 sayılı dosyasında alınan sağlık kurulu raporu da eklenerek 2659 sayılı Adli Tıp Kanunu'nun 19/2/2003 tarih ve 4810 sayılı Kanunun 15 maddesi ile değişik 16.maddesi gereği ilgilinin Adli Tıp Kurumu Adlî Tıp Dördüncü İhtisas Kuruluna sevk edilerek muayenesi yaptırılıp Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesinde yer alan kısıtlama sebebinin bulunup bulunmadığı konusunda alınacak rapor da gözetilerek oluşacak sonuca göre kısıtlılık halinin devamı ile kendisine vasi atanması veya kısıtlılık halinin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile davanın reddi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, HUMK'nın 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 25.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2012/25237 E., 2013/22394 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSalihli 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
tam metni aç
oşanma talep etmiş, mahkeme ilk kararında her iki boşanma davasının da reddine karar vermiş, bu karar her iki tarafın temyizi üzerine Dairemizin 11.10.2011 gün ve 2010/10882 esas ve 2011/15435 karar sayılı ilamı ile " davacı-davalı kocanın Türk Medeni Kanununun 405 ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 56/1. maddeleri uyarınca vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu h
2. Hukuk Dairesi         2012/25237 E.  ,  2013/22394 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Salihli 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ :5.6.2012 Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve nafaka davalarının birlişterilirek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-davalı koca tarafından; her iki boşanma davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflar karşılıklı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak (TMK md. 166/1) boşanma talep etmiş, mahkeme ilk kararında her iki boşanma davasının da reddine karar vermiş, bu karar her iki tarafın temyizi üzerine Dairemizin 11.10.2011 gün ve 2010/10882 esas ve 2011/15435 karar sayılı ilamı ile " davacı-davalı kocanın Türk Medeni Kanununun 405 ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 56/1. maddeleri uyarınca vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılması, gerekirse Türk Medeni Kanununun 462/8. maddesi uyarınca işlem yapılması ve sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden işin esası hakkında karar verilmiş olması sebebiyle" bozulmuştur. Mahkemece, bozma kararına uyulmuş, davacı-davalı koca Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine sevkedilmiş, 20.2.2012 tarihli heyet raporunda davacı-davalı koca için "bipolar affektif bozukluk teşhisi" konularak kişinin vesayet altına alınmasının uygun olduğu mütalaa edilmiştir. Ancak bu sırada Ö.U.29.4.2011 tarihinde açmış olduğu dava neticesinde Salihli Sulh Hukuk Mahkemesinin 17.6.2011 tarih ve 2011/743 esas ve 2011/1032 karar sayılı ilamı ile davacı-davalı koca kötü yönetim nedeniyle Türk Medeni Kanununun 406. maddesi uyarınca kısıtlanmış ve babası Ö.U.velayeti altında bırakılmasına karar verilmiş, bu karar 27.6.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Ergin bir kimsenin kısıtlanması sınırlı ehliyetsiz konuma getirme şeklinde olabileceği gibi( TMK md.406) tam ehliyetsizliğin tespiti şeklinde de (TMK md. 405) gerçekleşebilir. Kişinin, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebine dayalı olarak kısıtlanması (TMK md.405) ile savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim sebebine dayalı olarak (TMK md.406) kısıtlanması farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Türk Medeni Kanunun 405. maddesinden kısıtlanan kişinin ayırt etme gücü dolayısıyla fiil ehliyeti bulunmamaktadır. Her ne kadar, davacı-davalı koca Türk Medeni Kanunun 406. maddesi uyarınca kötü yönetim sebebiyle kısıtlanmış ve yargılamaya velisi tarafından devam edilmiş ise de, akıl hastalığı sebebiyle kısıtlanması halinde kocanın fiil ehliyetinin ortadan kalkacağı gözetilerek Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenen rapor dikkate alınıp davacı-davalı kocanın akıl hastalığı nedeniyle Türk Medeni Kanununun 405. maddesinden kısıtlanması hususunda sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulması ve sonucunun beklenmesi gerekirken, bu yön nazara alınmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 01.10.2013
2. Hukuk Dairesi, 2024/761 E., 2024/1081 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İhbar eden vekili ihbar dilekçesinde; kısıtlı adayının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 405 inci maddesi uyarınca kısıtlanması talep ve dava etmiştir.
2. Hukuk Dairesi         2024/761 E.  ,  2024/1081 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/29 E., 2019/289 K. Taraflar arasındaki vesayet ve vasi değişikliği davasından dolayı bozma sonrası yapılan yargılama sonunda, Mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kısıtlı adayının 09.07.2020 tarihli tavzih talebi üzerine, Mahkemece 17.07.2020 tarihli ek karar ile tavzih talebinin kabulüne karar verilmiştir. Kısıtlı adayının 09.09.2020 tarihli tavzih talebi üzerine de, Mahkemece 22.09.2020 tarihli ek karar ile tavzih talebinin reddine karar verilmiştir. 22.09.2020 tarihli ek kararın kısıtlı tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartları ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. İhbar eden vekili ihbar dilekçesinde; kısıtlı adayının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 405 inci maddesi uyarınca kısıtlanması talep ve dava etmiştir. 2. Vasi adayı ... birleşen dava dilekçesinde; vasi olarak kısıtlı adayı babasına kendisinin atanmasını talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Kısıtlı adayı davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 13.04.2016 tarih ve 2015/400 Esas, 2016/200 Karar sayılı kararı ile, tüm dosya kapsamı, gelen müzekkere cevapları ve sağlık kurulu raporu gereği tüm devlet kurumlarını "sanrısal bozukluk" nedeniyle gereksiz meşgul eden kısıtlının vesayet altına alınması gerektiği gerekçesiyle; davanın kabulü ile kısıtlı adayı Mustafa'nın 4721 sayılı Kanun'un 405 inci maddesi uyarınca kısıtlanmasına, vasi olarak Hatay Barosuna kayıtlı Avukat Yeliz Y.'nin atanmasına karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde kısıtlı adayı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.11.2017 tarih ve 2017/3019 Esas, 2017/15724 Karar sayılı kararı ile, sağlık raporları arasında çelişki olduğu, Mahkemece çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesine gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar 1.Mahkemenin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, alınan Adli Tıp Kurumu raporuna göre kısıtlı adayının kısıtlanması gerekmediği gerekçesiyle; asıl ve birleşen davanın reddine, davaların mahiyeti gereği harç alınmasına yer olmadığına ve yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın 06.08.2019 tarihinde kesinleştirmesi yapılmıştır. 2.Kısıtlı adayının 09.07.2020 tarihli dilekçesinde, kararda hazinenin sorumlu olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın tavzih edilmesini talep etmesi üzerine; Mahkemenin 17.07.2020 tarihli ek kararı ile, tavzih talebinin kabulüyle, asıl ve birleşen davada 'Yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına' yazan kısmının yerine 'Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına' şeklinde kararın düzeltilmesine karar verilmiştir. 3.Kısıtlı adayının 09.09.2020 tarihli dilekçesinde, kararın avukatlık ücretinin hazineden alınarak kendisine verilmesi yönünden de düzeltilmesi gerektiğini belirterek kararın tavzih edilmesini talep etmesi üzerine; Mahkemenin 22.09.2020 tarihli ek kararı ile, davanın vesayet davası ve çekişmesiz yargı işi olduğu, hukuki niteliği gereğince vekile vekâlet ücreti takdirine yer olmadığı, taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar genişletilemeyeceğinden bu hususun ancak temyiz konusu yapılabileceği gerekçesiyle tavzih talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen 22.09.2020 tarihli ek kararına karşı süresi içinde kısıtlı adayı temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Kısıtlı adayı temyiz dilekçesinde; yapmış olduğu avukat, yol, diğer giderlere karar verilerek davaya bakan hakimden alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, yargılama giderleri ve vakâlet ücreti noktasında toplanmaktadır. Dava, vesayet istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 4721 sayılı Kanun'un 405 inci maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi. 3. Değerlendirme 1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen 22.09.2020 tarihli ek karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. V. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Mahkemenin 22.09.2020 tarihli ek kararının ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 21.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/9272 E., 2024/7640 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.Bölge Adliye Mahkemesinin 17.03.2022 tarihli kararı ile özetle; davada, erkeğin ruhsal rahatsızlığı ileri sürüldüğü ve bu iddia dosya arasındaki bir kısım delille de doğrulandığı, bu durumda Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 405 inci maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 56 ncı maddesi uyarınca davalı- karşı davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği
2. Hukuk Dairesi         2023/9272 E.  ,  2024/7640 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1864 E., 2023/2322 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorum 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/153 E., 2023/215 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerini kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-davalı kadın vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde özetle; erkeğin kusurlu davranışları nedeniyle evlilik birliğinin çekilmez hale geldiğini iddia ederek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, çocukların her biri yararına aylık. 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, nafakanın her yıl ÜFE oranında artırılmasına, kadın yararına 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata, mal rejiminin tasfiyesine ve ziynet eşyalarının aynen mümkün olmaması halinde nakden iadesine hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; kadının iddialarını kabul etmediğini kadının kusurlu davranışları nedeniyle evlilik birliğinin çekilmez hale geldiğin iddia ederek kadının davasının reddini istemiş, karşı davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin babaya verilmesine, çocukların her biri yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, erkek yararına 250.000,00 TL maddî, 250.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin İlk Kararı İlk Derece Mahkemesinin 25.06.2021 tarihli kararı ile özetle; asıl davanın kabulü karşı davanın reddine, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, çocuklar ile baba arasında yatılı olmadan kişisel ilişki kurulmasına, ortak çocukların her biri yararına aylık 400,00 TL tedbir ve 750,00 TL iştirak nafakasına, iş bu nafakaların her yıl kararın kesinleşme tarihi itibariyle o yıl için belirlenen ÜFE oranında ayrı ayrı artırılmasına, kadın yararına 20.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata, davacının ziynet alacağı davasının kısmen kabulü, tarafların mal rejimine ilişkin dosyalarının iş bu dosyadan tefriki ile başka esasa kaydına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin 25.06.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı - karşı davalı kadın; iştirak nafakasının ve tazminatların miktarı ile ziynet eşyasının reddedilen kısımları yönlerinden istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Davalı- karşı davacı erkek; hükmün tamamı yönünden istinaf yasa yoluna başvurmuştur. 2.Bölge Adliye Mahkemesinin 17.03.2022 tarihli kararı ile özetle; davada, erkeğin ruhsal rahatsızlığı ileri sürüldüğü ve bu iddia dosya arasındaki bir kısım delille de doğrulandığı, bu durumda Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 405 inci maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 56 ncı maddesi uyarınca davalı- karşı davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinin gerektiği mahkemece dosya arasına alınan 07.11.2019 tarihli raporda; davalı- karşı davacı erkek ile ortak çocuk arasında kişisel ilişki kurulup kurulamayacağı hususunun değerlendirildiği, davalı- karşı davacı erkeğin taraf ehliyetine sahip olup olmadığı, vesayet altına alınması gerekip gerekmediği yönünden mahkemece herhangi bir araştırma yapılmadığı ve bu hususta alınan raporun da bulunmadığı bu nedenlerle tarafların sair istinaf nedenleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) ncı alt bendi gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; Kozaklı Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 27.09.2022 tarih ve 2022/175 Esas, 2022/247 Karar sayılı ilamı ile karşı davacının kısıtlanmasını gerektirir bir rahatsızlığının olmadığına karar verildiği, erkeğin birden çok kere kadına kredi çektirdiği, buna ilişkin tanıkların erkeğin ağzından da duyumlarının olduğu, erkeğin kadının maaş kartını ve parasını aldığı, veyahut istediği, tanıkların bu hususta görgüye dayalı şahitliklerinin olduğu, bazen memleketinde yaptığı hayvancılık faaliyetleri için dahi kadından para aldığı, bu sebeple kadının kardeşinden harçlık istediğinin olduğu, erkeğin kadına 'sen hastalıklısın, kilolusun, 2 yıla felç olursun' şeklinde söylemlerde bulunduğu, hastalığı sebebiyle küçük çocuklarına, sorumluluğu altındaki hastalarına zarar verebilecek davranışlar sergilediği, iş arkadaşı olan tanıkların beyanlarıyla sabit olduğu üzere, iş arkadaşlarına ve yakın akrabalarına hayali anlatımlarda bulunduğu ve davranış problemleri sergilediği, bir tartışma sonrası evin kapılarını yumrukladığı, (her iki tarafın kardeşi olan tanığın beyanıyla sabit, davalının tedavisi bittikten sonra yaşanan hadise.) evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu, kadına bir kusur izafe edilemeyeceği, boşanma sebebiyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları saldırıya uğrayan kadın eş yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerektiği, ortak çocukların bakım ve gözetiminin anne tarafından sağlandığı, çocuğun yaş küçüklüğü sebebiyle anne ilgi ve şefkatine muhtaç olduğu, babanın iyilik halinde bulunan psikolojik rahatsızlığı bulunduğunun ancak ataklar halinde yineleyebileceğinin bildirildiği, babanın yaşadığı köyde okul ve doktor hizmetine ulaşmanın zor ve zahmetli olduğu, hazırlanan iki ayrı Sosyal İnceleme Raporunda küçük çocukların velayetinin anneye bırakılmasının küçüklerin üstün yararına olduğunun bildirildiği görülmekle; ortak çocukların velâyetinin davacı anneye bırakılmasına, ortak çocuk ile baba arasında babanın tedavilerinin yapıldığı, küçük çocuklara tedavi sonrasında zarar verecek davranışlar sergilemediği gözetilerek tedbiren de yatısız olarak kişisel ilişkikurulmasına karar verildiği ve velâyet kendisine verilmeyen eşin çocukların bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlü olduğu gerekçesi ile; asıl davanın kabulü karşı davanın reddine, tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, çocuklar ile baba arasında yatılı olmadan kişisel ilişki kurulmasına, ortak çocukların her biri yararına aylık 750,00 TL tedbir ve 900,00 TL iştirak nafakasına,, iş bu nafakaların her yıl kararın kesinleşme tarihi itibariyle o yıl için belirlenen ÜFE oranında ayrı ayrı artırılmasına, kadın yararına 20.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata kadının ispatlanamayan ziynet alacağı davasının reddine, tarafların mal rejimine ilişkin taleplerinin daha önce yapılan tefrik ile mahkememizin 2021/280 Esas sırasına kaydı yapıldığı anlaşılmış olmakla bu yönde karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı-davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; çocuklar lehine takdir edilen tedbir, iştirak nafakası ve kadın lehine hükmedilen tazminatların miktarları ile ziynet eşyası davasının reddi yönlerinden istinaf yoluna başvurmuştur. 2.Davalı-davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur belirlemesi, kendi davasının reddi, kadının davasının kabulü, kadın lehine takdir edilen maddî ve manevî tazminatın esası ve miktarı, çocuklar lehine hükmedilen iştirak nafakası ile kişisel ilişki süresi yönlerinden istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda, eşine azarlamak suretiyle bağıran, ailesini evde istemeyen ve hastalığında davalı ile yeterince ilgilenmeyen kadının hafif kusurlu olduğu, birden çok kere davacıya kredi çektiren, maaş kartını ve parasını alan veyahut isteyen, bazen memleketinde yaptığı hayvancılık faaliyetleri için dahi davacıdan para alan, bu sebeple davacı kadını kardeşinden harçlık istemek zorunda bırakan, eşine 'sen hastalıklısın, kilolusun, 2 yıla felç olursun' şeklinde söylemlerde bulunan, hastalığı sebebiyle küçük çocuklarına, sorumluluğu altındaki hastalarına zarar verebilecek davranışlar sergileyen kocanın ise ağır kusurlu olduğu şeklinde kusurun düzeltilmesine, davalı- karşı davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verildiği ve yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin hükümler de buna göre yeniden düzenlendiği, kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat az olduğu, istek olduğu halde faize hükmedilmemesinin doğru görülmediği bu nedenle kadın yararına 100.000,00 TL maddî ve 100.000,00 TL manevî tazminata ve boşanmaya ilişkin hükmün kesinleştiği tarihten itibaren yasal faiz işlemesine, kadının Mahkemece verilen ilk karara karşı tedbir nafakasının miktarı yönünden istinaf yasa yoluna başvurmadığı, önceki kararda ortak çocuklar yararına hükmedilen 400,00'er TL tedbir nafakaları yönünden davacı- karşı davalı kadın istinaf yasa yoluna başvurmadığından artık erkek yararına hükmedilen nafakaların miktarı yönünden usuli kazanılmış hak oluştuğu, usulü kazanılmış hak ihlal edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığı, ortak çocuklar yararına hükmedilen iştirak nafakası az olduğu bu nedenle ortak çocuklar için ayrı ayrı aylık 400,00 TL tedbir nafakasına ve 1.000,00'er TL iştirak nafakasına, söz konusu nafaka miktarlarına kararın kesinleştiği tarihi takip eden yıllarda TÜİK’in yayınladığı yıllık ÜFE oranında artış uygulanmasına, ortak çocuklar ile baba arasında daha uygun süre ile kişisel ilişki kurulmasına, tarafların sair istinaf taleplerinin ise 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı-davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; erkeğin davasının kabulü, kusur tespiti, çocuklar lehine hükmedilen nafaka miktarı, kadın lehine hükmedilen tazminat miktarları, çocuklar ve baba arasında kurulan kişisel ilişki, vekâlet ücreti yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı-davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; asıl davada boşanma davasının kabulü, kusur tespiti, kadın lehine takdir edilen maddî ve manevî tazminatın esası ve miktarı, erkeğin tazminat talebinin reddi yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, karşılıklı açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, her iki boşanma davasının kabulünün dosya kapsamına uygun olup olmadığı, kadın yararına tazminat takdirinin ve miktarlarının isabetli olup olmadığı, çocuklar ile baba arasında kurulan kişisel ilişki ve çocuklar için hükmedilen nafakaların miktarının hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun’un 190 ıncı maddesi, 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 6 ıncı, 166 ıncı, 169 uncu, 174 üncü, 175 inci, 176 ıncı, 182 inci ve 323 üncü maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Somut olayda karşılıklı açılan boşanma davasında Bölge Adliye Mahkemesi'nin 17.03.2022 tarihli kararında; davada, erkeğin ruhsal rahatsızlığının ileri sürüldüğü ve bu iddianın dosya arasındaki bir kısım delille de doğrulandığı, İlk Derece Mahkemesi tarafından 4721 sayılı Kanun'un 405 inci maddesi ve 6100 sayılı Kanun’un 56 ıncı maddesi uyarınca erkeğin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin araştırılması ve bu hususun bir ön sorun sayılarak sonucuna kadar yargılamanın bekletilmesinin gerektiği mahkemece dosya arasına alınan 07.11.2019 tarihli raporda; erkek ile ortak çocuk arasında kişisel ilişki kurulup kurulamayacağı hususunun değerlendirildiği, erkeğin taraf ehliyetine sahip olup olmadığı, vesayet altına alınması gerekip gerekmediği yönünden mahkemece herhangi bir araştırma yapılmadığı ve bu hususta alınan raporun da bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğin vesayet altına alınması için gerekli şartların oluşup oluşmadığı hususu Kozaklı Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunulduğu, Kozaklı Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 27.09.2022 tarih, 2022/175 E. 2022/247 K. Sayılı kararında Nevşehir Devlet Hastanesi'nden kısıtlı adayı hakkında 12.08.2022 tarih ve 20228121027202355d348 sayılı rapor alındığı, akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlama kararı verilebilmesi için ilgili kişinin kısıtlanmasına karar verilecek düzeyde akıl hastalığının sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi gerektiği, kısıtlı adayının hastaneye sevk edildiği ancak düzenlenen raporda kısıtlanmasını gerektirir akıl hastalığının tespit edilmediği hususuna yer verildiği bu nedenle talebin reddine, davalı- karşı davacı erkeğin kısıtlanmasına ve kendisine vasi tayinine yer olmadığına karar verildiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama soncunda; asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine, boşanmanın fer'îlerine ve ziynet alacağı davasının reddine karar verildiği, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulduğu, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 25.09.2023 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiş olup Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararına karşı davacı- karşı davalı kadın vekili; erkeğin davasının kabulü, kusur tespiti, çocuklar lehine hükmedilen nafaka miktarı, kadın lehine hükmedilen tazminat miktarları, çocuklar ve baba arasında kurulan kişisel ilişki, vekalet ücreti yönlerinden, davalı- karşı davacı erkek vekili ise; asıl davada boşanma davasının kabulü, kusur tespiti, kadın lehine hükmedilen tazminatların esası ve miktarı, erkeğin tazminat talebinin reddi yönlerinden temyiz başvurusunda bulunmuştur. 2.Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından (6100 sayılı Kanun md. 114/1-d) olup, bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (6100 sayılı Kanun md.115/1) Davada, davalı- karşı davacı erkeğin ruhsal rahatsızlığı ileri sürülmüş ve bu iddia dosya arasındaki bir kısım delille de doğrulanmış olup Mahkemece bu hususta araştırma yapılmış ise de erkek hakkında dosyaya yansıyan beyanlar ve tedavi evrakları göz önüne alındığında davalı- karşı davacı erkeğin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği yönünde yapılan araştırmanın ve aldırılan raporun yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Gerçekleşen bu duruma göre Bölge Adliye Mahkemesince eldeki dava dosyası ve varsa daha önceki tedavi evrakları ile birlikte davalı- karşı davacı erkeğin Adli Tıp Kurumuna sevki sağlanarak psikolojik rahatsızlığının bulunup bulunmadığı, psikolojik rahatsızlığının bulunması durumunda 4721 sayılı Kanun'un 405 inci maddesi ve 6100 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca erkeğin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğine ilişkin İhtisas Dairesinden rapor alınıp, bu hususun bir ön sorun sayılması sonucuna göre yargılamaya devam olunarak işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.