Türk Medeni Kanunu 5. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 5 - Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.
D. İspat kuralları
I. İspat yükü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
132 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2023/403 E., 2023/2627 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
kli üst hakkı üzerinde 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 14 üncü maddesi uyarınca tesis edilen kat irtifakı ve bu ...ekilde olu...an bağımsız bölümler üzerinde 4721 sayılı Kanun'un 795 inci maddesi uyarınca tesis edilen intifa haklarının 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı olarak terkini istemine ili...kindir.
7. Hukuk Dairesi 2023/403 E. , 2023/2627 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu sicilinin düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, asıl ve birle...tirilen davaların kabulüne; davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,...,..., ... yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına; davalı kar...ı davacı ... ...'nin açmı... olduğu kar...ı davanın reddine karar verilmi...tir.
Kararın davalı-kar...ı davacı ... ... vekili, davalı ... ... vekili, davalı ... vekili, asli müdahale talep eden ... vekili, davalı ... vekili, davalı.... ve ... vekili, bir kısım davalılar vekili, davalı ... ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... ve...vekili, asli müdahale talep eden .... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ...Gayrimenkul Yatırım İn...aat Sanayi Turizm Ticaret A... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vd. vekili, davalı .... ... vekili ve davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince bir kısım davalıların istinaf ba...vurularının esastan reddine, davalılar ..., ..., ...ve ....'nun istinaf taleplerinin feragat nedeniyle reddine karar verilmi...tir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının Dairemizce duru...malı olarak incelenmesi davalılar .... vd. vekili, asli müdahale talep eden .... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili, davalı-kar...ı davacı ... ... vekili, davalı ... ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... ... vekili, asli müdahale talep eden ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı ...Gayrimenkul Yatırım İn...aat Sanayi Turizm Ticaret A... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vekili, bir kısım davalılar ... vekili, davalı ... vekili tarafından; duru...masız olarak incelenmesi davalılar ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı.... ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı.... Turizm San. Ve Tic. A.... vekili ve ... tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz ...artı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 26.04.2022 tarihinde duru...ma yapılmasına ve duru...ma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmi...tir.
Belli edilen günde bir kısım davalılar ... vd. vekilleri Av. ... ve Av. ..., davalı ... vd. vekili Av. ...., davalı ... vekili Av. ..., davalı ... vekili Av.... ..., daval...Gayrimenkul vekili Av. ... ..., bir kısım davalılar ....vd. vekili Av. .... davalı ... vekili Av. .... ... bir kısım davalılar ... vd. vekili Av. ..., davalı ... vekili Av. .... ile diğer taraftan davacı-kar...ı davalı ... vekili Av. ..., davalı ... vekili Av. ..., davalı ..... vekili Av. ..., davalı ... vekili Av. ... Karaman'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra i...in incelenerek karara bağlanması için uygun görülen günde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek; dosya, eksiklikler nedeniyle Mahkemesine iade edilmi...tir. Anılan eksikliklerin giderilmesinden sonra dosya, Mahkemece Dairemize gönderilmi... olmakla içerisindeki bütün belgeler incelenip gereği dü...ünüldü:
I. DAVA
1. Asıl ve birle...tirilen davalarda davacı vekili dava dilekçelerinde; İstanbul ili, .... ilçesi, ... Devlet Ormanı içerisinde bulunan 206.8 hektar sahada 49 yıl süre ile turizm tesisi kurmak amacıyla davalı .....'ye izin verildiğini, Göktürk Devlet Ormanı içerisinde yer alan 206,8 hektarlık yerin 1190 parsel numarası ile devlet ormanı olarak Hazine adına kayıtlı olduğunu, müvekkilinden 49 yıllığına izin alınarak bu ta...ınmazda turizm tesisi kurmak amacıyla daimi ve müstakil üst hakkı kurulduğunu, sonra da tapuda bağımsız bölümler olu...turularak davalı ..... lehine kat irtifakları, bu kat irtifakları üzerine de üçüncü ...ahıslar lehine intifa hakları tesis edildiğini, daha sonra davalı ..... adına tesis edilen kat irtifaklarının ... Spor Faaliyetleri ve Turizm Yatırımları A...’ye devredildiğini ve bu devrin tapu siciline i...lendiğini, davaya konu ta...ınmazın tapu kaydı üzerinde .... Spor Faaliyetleri ve Turizm Yatırımları A... adına 343 adet kat irtifakı mevcut olup, bunlardan 106 tanesinin ortak alan olduğunu, 237 tanesinde de üçünü ki...iler lehine intifa hakkı tesis edildiğini, yapılan bütün i...lemlerde kamu yararının ön planda bulundurulması gerekirken, kamu yararı gözardı edilerek bağımsız bölümler olu...turulduğunu ve üçüncü ki...iler lehine menfaat sağlandığını, kamu yararının ön planda tutması gerektiği için izin sahibinin dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahip olmadığını, idarenin rızası dı...ında kat irtifaklarının kurulması ve intifa haklarının olu...turulmasının sözle...menin amacına aykırı olduğunu, resmi senette irtifak hakkının ba...kasına devredilebileceği, miras yolu ile geçebileceği öngörülmü... ise de devrin ancak idarenin izni ile olabileceğinin belirtildiğini, ta...ınmaz üzerinde olu...turulan kat irtifakları ve intifa hakları ile davalı ... Spor Faaliyetleri ve Turizm Yatırımları A... ve Kemer Yapı ve Turizm A... arasında yapılan devirde idarenin muvafakatinin olmadığını, müstakil ve sürekli nitelikteki üst hakkı tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına kaydedilmekle Türk Medeni Kanunu anlamında bir mal sayıldığı halde Kat Mülkiyeti Kanunu anlamında gerçek anlamda bir ta...ınmaz olarak değerlendirilemeyeceğini, yapılan i...lemlerin sözle...menin amacını a...ar nitelikte olduğunu, kat irtifakı kurulması ve bağımsız bölümler olu...turulması yolu ile hakkın özünün deği...ikliğe uğratıldığını, yolsuz tescil niteliğindeki kat irtifakları ve bunlar üzerinde üçüncü ki...iler lehine olu...turulan intifa haklarının iptali ile tapu kayıtlarından terkininin gerektiğini, Anayasanın 169 uncu maddesi ile güvence altına alınan devlet ormanlarının sınırlarının deği...tirilip daraltılamayacağı gibi özel mülkiyete de konu olamayacağını, devlet ormanı üzerinde davalılar adına olu...turulan kat irtifakları ve intifa haklarının hukuken geçersiz olduğunu ileri sürerek, dava konusu ta...ınmaz üzerinde davalılar adına tesis edilen kat irtifaklarının ve intifa haklarının iptali ile kayıtlardan terkinine karar verilmesini talep etmi...tir.
2. Asli müdahale talep eden ... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili talep dilekçesinde; davalı ... lehine tesis edilen intifa hakkının İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2011/2784 Esas sayılı dosyası üzerinden satı...a çıkarıldığını, intifa hakkının müvekkiline ihale olduğunu ve ihalenin kesinle...tiğini belirterek, davanın reddine; dava kabul edilirse ihale bedelinin ihale tarihinden itibaren i...leyecek ticari faiziyle birlikte davacıdan ve davalı ...'den tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini istemi...; müdahale talebi reddedilirse de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 125 inci maddesi uyarınca i...lem yapılmasını talep ettiklerini beyan etmi...tir.
3. Asli müdahale talep eden ... vekili talep dilekçesinde; müvekkilinin davalı ...'dan olan alacağı nedeniyle ba...latılan icra takibinde adı geçen davalı lehine intifa hakkı tesis edilen 30 ve 227 numaralı bağımsız bölümlerin kaydı üzerinde ihtiyati haciz tesis edildiğini, söz konusu iki bağımsız bölüme ili...kin intifa hakkının terkin edilmesinin müvekkilinin alacağını kar...ılamasını engelleyeceğini, dava konusu bağımsız bölümler üzerindeki intifa hakları üzerinde hak iddia ettiklerini, fazlaya ili...kin hakları saklı kalmak üzere İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün 2017/10331 Esas sayılı dosyasındaki alacak hakkı ve fer'ileri ile sınırlı kalmak kaydıyla 30 ve 227 numaralı bağımsız bölümler üzerindeki intifa haklarının terkinine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 876 ncı maddesi kapsamında intifa haklarına kaim yapı bedeli ödenmesi halinde karar verilmesine, tespit edilecek yapı bedellerinin faizli bir hesaba depo edilmesinin sağlanmasına, dava konusu intifa hakları üzerindeki haciz hakkının bu hesap üzerinde devamının sağlatılmasına karar verilmesini istemi...tir.
II. CEVAP
1. Asıl ve birle...tirilen davalarda davalı vekilleri cevap dilekçelerinde özetle; eksik harcın tamamlanması gerektiğini, tapu sicilini düzeltme davasının ancak tapudaki yolsuz kayıtla mülkiyet hakkı veya ba...kaca hakkı veya ba...kaca sınırlı ayni hakkı ihlal edilen ki...ilerin açabileceğini, davacının ta...ınmaz üzerinde mülkiyet veya sınırlı ayni hakkı olmadığını ve Anayasanın 169 uncu maddesine dayalı olarak da bu davayı açamayacağını, bu nedenle davacının eldeki davayı açma konusunda aktif dava ehliyeti olmadığını, davalıların iyi niyetli iktisaplarının hukuken geçerli olduğunu, davacının intifa haklarının terkiniyle ilgili talebinin kat irtifaklarının terkiniyle ilgili talepten ayrı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, görevsiz mahkemede dava açıldığını, kat irtifakının terkini istemi yönünden görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğunu ve tüketici mahkemesinin görevli olduğu hususunun da değerlendirilmesi gerektiğini, Türk Medeni Kanunu anlamında ta...ınmaz sayılan bir üst hakkının Kat Mülkiyeti Kanunu anlamında ta...ınmaz olamayacağını savunmanın hukukun temel prensiplerine aykırı olduğunu, davalılara tanınmı... olan intifa haklarının kat irtifakları kurulduktan sonra kazanılmı... bir hak olmadığını ve davalıların kullanım haklarını intifa haklarının tescilinden önceki bir dönemde edindiklerini, davalıların kullanım haklarının da yıllardan beri davacının bilgisinde olduğunu, davalıların alınan %2 oranındaki i...letme pay bedelinin davalı ..... tarafından davacıya ödendiğini, davalılar lehine tesis edilen intifa haklarının yasalara uygun olduğunun 18.05.2007 tarihli inceleme raporunda kesin olarak ifade edildiğini, intifa haklarının tescilinde davacı tarafın muvafakatine ihtiyaç olduğu ...eklindeki iddianın yasal dayanağı olmadığını, ne resmi senette ne de 15.12.2006 tarihli kesin izin taahhüt senedinde bunu engelleyici hüküm bulunmadığını, davalıların sahip olduğu hakkın sadece sınırlı bir kullanımı ifade eden intifa hakkı olduğunu ve bunun bir mülkiyet hakkı olarak nitelendirilemeyeceğini; iyi niyetli üçüncü ki...i davalılar yönünden davanın kazanılmı... hak, tapuya güven, idarenin kanuniliği, idari istikrar ve idarenin kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceği ilkeleri gereği reddi gerektiğini, yapı bedellerinin tek tek tespit edilmesi ve tespit edilen tutarın davacı tarafından depo edilmesi ve söz konusu i...lem tamamlanana kadar esasa ili...kin hiç bir i...lem yapılmaması gerektiğini, bir kısım intifa hakkının üçüncü ki...ilere devredildiğini, intifa hakkının ancak kanunda yazılı sebeplerle sona erdirilebileceğini, dava konusu i...lemlerin iptali halinde kamu zararı olu...acağını, davanın zamana...ımına uğradığını, üst hakkında yapılan tasarruflarda ta...ınmaz malikinin muvafakatine ihtiyaç bulunmadığını, üst hakkının sahibinin davalı ...irket olduğunu ve bu nedenle davacının intifa hakkının terkinini isteyemeyeceğini, ormanların özel mülkiyete konu edilmesinin söz konusu olmadığını, intifa hakkının ormanda değil yapı üzerinde kurulduğunu, projenin finansının davalıların yaptığı ödemelerle sağlandığını, üst hakkının yapılar üzerinde bağımsız tasarruf yetkisi vermesi gerektiğini aksinin kabulü halinde bağımsız ve sürekli üst hakkı tesis edilmesinin mümkün olmayacağını, Hazine ve Orman Yönetimi arasında zorunlu dava arkada...lığı olduğunu, davaya konu i...lemlerde kamu yararının olduğunu ve turizm amacına uygun olarak da i...letme payı gibi ödemeler yapıldığını beyan ederek davanın reddini savunmu...lardır.
2. Davalı ..... vekili 31.10.2012 tarihli dilekçesinde; alınan hukuki mütalaalar doğrultusunda davaya konu ta...ınmaz üzerinde müvekkili ...irket adına mevcut üst hakkı üzerinde kat irtifakı ve intifa hakkı tesis edilemeyeceğini dayanaklarıyla teyit ettiklerini ve bu nedenle davayı kabul ettiklerini beyan etmi...tir.
3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinin ıslahı ve kar...ı dava dilekçesinde; davalı .....'nin davayı kabulünün muvazaalı olduğunu ileri sürmü... ve adı geçen davalının kabul beyanının iptaline karar verilmesini talep etmi...tir.
III.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kat irtifakı ve intifa hakkıyla orman üzerinde özel mülkiyet kurulması sonucu doğuracak sözle...meler yapılamayacağı, davalı .....'nin davayı kabul ettiği, diğer davalıların itirazlarını yargılamayı uzatmak amacıyla ileri sürdüklerinden, ayrıca müdahale talebinde bulunan üçüncü ki...ilerin de aynı ...ekilde yargılamayı uzatmak maksadında oldukları anla...ıldığından bu itirazlara hukuki anlamda değer verilmediği, hakimlerin kanunlara ve vicdanlarına göre karar vermesi gerektiği, davalıların hiçbir hukuki dayanakları olmadığı halde orman üzerinde kat irtifakları ve intifa hakkını sürdürmek ve mülkiyet hakkıymı... gibi kullanmaya devam etmelerinin kanunlarla ve evrensel normlarla bağda...madığı, davalı ..... vekilinin kabul beyanının muvazaalı olmadığı gerekçesiyle asıl ve birle...tirilen davaların kabulüne 1190 parsel sayılı ta...ınmazın üzerinde davalılar adına olu...turulan kat irtifaklarının ve intifa haklarının iptali ile tapu kayıtlarından terkinine; davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., , ... hakkında dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalı kar...ı davacı ... ...'nin açmı... olduğu kar...ı davanın reddine karar verilmi...tir.
IV.İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Ba...vuranlar
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına kar...ı süresi içinde davalı kar...ı davacı ... ... vekili, davalı ... ... vekili, davalı ... vekili, asli müdahale talep eden ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ....vd. vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... ....vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, asli müdahale talep eden ... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ....eal Gayrimenkul Yatırım İn...aat Sanayi Turizm Ticaret A... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... vd. vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalı ... ... vekili ve davalı ... istinaf ba...vurusunda bulunmu...tur.
2. Davalılar ..., ..., .... ve...ve vekilleri istinaf isteminden feragat etmi...tir
B. İstinaf Sebepleri
Yukarıda adı geçen davalılar ve asli müdahale talep eden vekilleri istinaf dilekçelerinde özetle; tapuda yapılan i...lemlerin hukuka uygun olduğunu, yapılan kazandırmanın mülkiyet değil intifa hakkı olduğunu, gerekçeli karar ihlali yapıldığını, bir kısım davalının intifa hakkını üçüncü ki...ilerden aldığını, sözle...me yapma hürriyetine müdahale edilemeyeceğini, taraf te...kilinin sağlanmadığını, her davalı lehine tesis edilmi... intifa hakkı olup olmadığının ara...tırılmadığını, ıslah dilekçesinin tebliğ edilmediğini, yargılamanın eksik harçla yürütüldüğünü, uyu...mazlığın tespit edilmediğini, mahkemenin görevsiz olduğunu, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, davanın Hazineye ihbarı gerektiğini, davaya müdahale talep edenlerinin taleplerinin usule aykırı olarak kabul edilmediğini, üst hakkında sınırlı ayni hak tesisi için malikin rızasının aranmadığını, talep dı...ında hüküm kurulduğunu, idarenin i...lemlerden haberinin olduğunu, yolsuz tescilin söz konusu olmadığını, kar...ı davanın reddinin hatalı olduğunu, davalı .....'nin davayı kabulünün muvazaalı olduğunu, intifa haklarının sona erme sebeplerinin somut olayda gerçekle...mediğini, bilirki...i raporunun hatalı olduğunu, rapora itirazların değerlendirilmediğini, bir kısım davalıya bilirki...i raporunun tebliğ edilmediğini, davalıların projenin yatırımcısı olduğunu, ta...ınmazın orman vasfını kaybedip kaybetmediğinin ara...tırılmadığını, üst hakkı iptal edilmeden kat irtifakı ve intifa haklarının iptal edilemeyeceğini, birle...tirilen davalar hakkında ayrı karar verilmesi gerektiğini, hakimin reddi talebinin hukuka uygun ...ekilde değerlendirilmediğini, idari istikrar ve idareye güven ilkesinin korunması gerektiğini, dava konusu yapılmayan intifa hakkının maddi hata dilekçesiyle davaya dahil edilmesinin doğru olmadığını, 29 ve 30 numaralı bağımsız bölümlerin turizm tesisi olduğunu, üst hakkına dayanak idari i...lemlerin iptal edilmediğini, intifa hakkının terkinini ancak malikin talep edebileceğini, Türk Medeni Kanunu'nun 832 inci maddesi uyarınca intifa hakkı lehtarlarına bedel ödenmesi gerektiğini, hukuki mütalaaların değerlendirilmediğini, bir kısım davalının haklarını devrettiğini, davalı ..... lehine tesis edilen irtifak hakkının idari irtifak olduğunu ve dayanağı idari i...lem ortadan kalkmadan terkin edilemeyeceğini, 6100 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesine aykırı olarak ön inceleme duru...ması yapılmadığını, uyu...mazlığın tespit edilmediğini, taraf te...kili sağlanmadan tahkikat i...lemi yapılamayacağını, delillerin toplanmadığını, hukuki nitelendirmenin yanlı... olduğunu beyan ederek ve istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri diğer sebeplerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmi...lerdir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, devlet ormanı niteliğindeki ta...ınmazda yolsuz tescil edilen kat irtifakı ve bu kat irtifakları üzerinde olu...turulan intifa haklarının terkini istemine ili...kin olduğu, hakimin reddi isteğinin geri çevrilmesine ili...kin ara kararın usul ve yasaya uygun olduğu, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu, davanın tüzel ki...iliğe haiz ve ta...ınmazın niteliği itibariyle aktif dava ehliyeti bulunan ... tarafından usul ve yasaya uygun ...ekilde açıldığı, davalılar arasında zorunlu dava arkada...lığı bulunmadığından taraf te...kilinin sağlanmadığına ili...kin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davanın kat irtifakı ve intifa hakkı maliki lehtarları aleyhine açılması gerektiğinden tapu sicil müdürlüğünün davada taraf olarak yer almasına ve davaya dahil edilmesine gerek bulunmadığı, davanın açıldığı ve ilk duru...manın yapıldığı tarihte 6100 sayılı Kanun yürürlükte olmadığından ön inceleme duru...ması yapılmadığına ili...kin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, üst hakkı sahibinin hakkında ancak kamu yararı amacıyla tasarrufta bulunabileceği, bağımsız ve sürekli üst hakkının tapu kütüğünün ayrı bir sayfasına kaydedilmesiyle Türk Medeni Kanunu anlamında bir ta...ınmaz mal sayılsa da Kat Mülkiyeti Kanunu anlamında gerçek anlamda bir ta...ınmaz olarak değerlendirilemeyeceği, üst hakkı üzerinde sözle...menin amacına aykırı olacak ...ekilde kat irtifakı kurulması, ayrı bağımsız bölümler olu...turulması ve intifa hakkı tesis edilmesinin hakkın özünü deği...ikliğe uğrattığı, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalılar ..., ..., .... ve ...'nun istinaf ba...vuru taleplerinin feragat nedeniyle reddine; bir kısım davalıların istinaf ba...vurularının ise esastan reddine karar verilmi...tir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Ba...vuranlar
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına kar...ı süresi içinde davalılar Raif Ali Dinçkök, Alize Dinçkök, Alina Dinçkök vekili; asli müdahale talep eden .... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili, davalı-kar...ı davacı ... ... vekili, davalı ... .... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, asli müdahale talep eden ... vekili, davalı ..., ..., ..., ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı .... Gayrimenkul İn...aat Turizm ve Ticaret A... vekili, davalılar ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ... vd. vekili, davalılar ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalılar ..., ..., ..., ... vekili, davalı ..., ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı ....Turizm San. ve Tic. A... vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmu...tur.
2. Davalılar ..., ..., ...., ..., ..., ... ve vekilleri temyiz isteminden feragat etmi...tir.
B. Temyiz Sebepleri
Yukarıda adı geçen davalı vekilleri ve müdahale talep edenler vekilleri temyiz dilekçelerinde özetle; istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri sebeplerle birlikte özellikle, usule ili...kin olarak; gerekçeli karar ihlali olduğunu, taraf te...kilinin sağlanmadığını, ...erh lehtarlarının davaya dahil edilmesi gerektiğini, Hazine ve Orman Yönetimi arasında zorunlu dava arkada...lığı bulunduğunu, davalı ...’a yargılama boyunca tebligat yapılmadığını, yargılamanın eksik harçla yürütüldüğünü, 6100 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesine aykırı olarak ön inceleme duru...ması yapılarak uyu...mazlığın tespit edilmediğini ve tahkikata geçildiğini, mahkemenin görevsiz olduğunu, davacının aktif dava ehliyeti olmadığını, müdahale talep edenlerin taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini; esasa ili...kin olarak ise yapılan i...lemlerin hukuka uygun olduğunu, yolsuz tescilin söz konusu olmadığını, kar...ı davanın reddinin hatalı olduğunu, hukuki nitelendirmenin ve gerekçenin hatalı olduğunu beyan ederek, temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri diğer nedenlerle ve re'sen gözetilecek sebeplerle kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmi...lerdir.
C. Gerekçe
1. Uyu...mazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birle...tirilen davalar, 4721 sayılı Türk Medeni Kanu'nun 999 uncu maddesi uyarınca ormandan ihdasen Hazine adına tescil edilen devlet ormanı niteliğindeki ta...ınmazda, Anayasa'nın 169 uncu, 4721 sayılı Kanun'un 826 ıncı, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 115 inci maddesi uyarınca kurulan bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 14 üncü maddesi uyarınca tesis edilen kat irtifakı ve bu ...ekilde olu...an bağımsız bölümler üzerinde 4721 sayılı Kanun'un 795 inci maddesi uyarınca tesis edilen intifa haklarının 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı olarak terkini istemine ili...kindir.
2. İlgili Hukuk
1.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) "Ormanların korunması ve geli...tirilmesi" kenar ba...lıklı 169 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ...öyledir:
"Devlet, ormanların korunması ve sahalarının geni...letilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yeti...tirilir, bu yerlerde ba...ka çe...it tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve i...letilir. Bu ormanlar zamana...ımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dı...ında irtifak hakkına konu olamaz."
2. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun);
a) 17 inci maddesinin üçüncü fıkrasında,
"Savunma, ula...ım, enerji, haberle...me, su, atık su, petrol, doğalgaz, hava ayrı...tırma, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel ki...ilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan ve/veya i...letilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların dı...ındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler ... veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve ...artlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir i...lemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dı...ında kullanılamaz."
b) 115 inci maddesinde,
"Devlet ormanları üzerinde kamu yararına yapılacak her türlü yapı ve tesisler için herhangi bir ...ekilde irtifak hakkı tesisi Maliye ve Tarım ve Orman Bakanlıklarının iznine bağlıdır.
"
c) Geçici 8 inci maddesinde,
"Bu Kanunun 17 nci maddesi hükümlerine göre 08.11.2003 tarihinden önce verilen turizm ve diğer izinlerin kesin izin hakları devam eder, izinli saha içinde kalmak kaydıyla mevcut tesislere tadilat, kapasite, tür ve sınıf deği...ikliği izni verilebilir. Çevre ve Orman Bakanlığınca verilen tadilat, kapasite, tür ve sınıf deği...ikliği izinleri dâhil olmak üzere daha önce turizm amaçlı tesisler için verilen izinler ile diğer izinlerin irtifak hakkına dönü...türülmesinin izin sahibi tarafından talep edilmesi halinde, izin sahibi lehine bu Kanunun 115 inci maddesine göre irtifak hakkı tesis edilebilir" hükümleri yer almaktadır.
3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun;
a)"Mülkiyet hakkının içeriği" kenar ba...lıklı 683 üncü maddesi,
"Bir ...eye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o ...ey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye kar...ı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir."
b)"Ta...ınmaz mülkiyetinin konusu" kenar ba...lıklı 704 üncü maddesi,
"Ta...ınmaz mülkiyetinin konusu ...unlardır:
1. Arazi,
2. Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,
3. Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler."
c) "Üst hakkı" kenar ba...lıklı 726 ıncı maddesinin birinci fıkrası,
"Bir üst irtifakına dayalı olarak ba...kasına ait bir arazinin altında veya üstünde sürekli kalmak üzere in...a edilen yapıların mülkiyeti, irtifak hakkı sahibine ait olur."
d)"İntifa hakkı" kenar ba...lıklı 794 üncü maddesi,
"İntifa hakkı, ta...ınırlar, ta...ınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabilir.
Aksine düzenleme olmadıkça bu hak, sahibine, konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlar."
e) "Kurulması" kenar ba...lıklı 795 inci maddesi,
"İntifa hakkı, ta...ınırlarda zilyetliğin devri, alacaklarda alacağın devri, ta...ınmazlarda tapu kütüğüne tescil ile kurulur.
Ta...ınır ve ta...ınmazlarda intifa hakkının kazanılması ve tescilinde, aksine düzenleme olmadıkça, mülkiyete ili...kin hükümler uygulanır.
Ta...ınmaz üzerindeki yasal intifa hakkı tapu kütüğüne tescil edilmemi... olsa bile, durumu bilenlere kar...ı ileri sürülebilir. Tescil edilmi... ise, herkese kar...ı ileri sürülebilir."
f) "Sona erme sebepleri" kenar ba...lıklı 796 ıncı maddesi,
" İntifa hakkı, konusunun tamamen yok olması ve ta...ınmazlarda tescilin terkini; yasal intifa hakkı, sebebinin ortadan kalkması ile sona erer.
Sürenin dolması veya hak sahibinin vazgeçmesi ya da ölümü gibi diğer sona erme sebepleri, ta...ınmazlarda malike terkini isteme yetkisi verir."
g)"Süresi" kenar ba...lıklı 797 inci maddesi,
"İntifa hakkı, gerçek ki...ilerde hak sahibinin ölümü; tüzel ki...ilerde kararla...tırılan sürenin dolması, süre kararla...tırılmamı...sa ki...iliğin ortadan kalkmasıyla sona erer.
Tüzel ki...ilerin intifa hakkı, en çok yüz yıl devam edebilir."
h)"Üst hakkı" üst ba...lıklı "Konu ve tapu kütüğüne kayıt" kenar ba...lıklı 826 ıncı maddesi,
" Bir ta...ınmaz maliki, üçüncü ki...i lehine arazisinin altında veya üstünde yapı yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı kurabilir.
Aksi kararla...tırılmı... olmadıkça bu hak, devredilebilir ve mirasçılara geçer.
Üst hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise üst hakkı sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne ta...ınmaz olarak kaydedilebilir. En az otuz yıl için kurulan üst hakkı, sürekli niteliktedir."
i)"İçerik ve kapsam" kenar ba...lıklı 827 inci maddesi,
"Üst hakkının içerik ve kapsamıyla ilgili olarak resmî senette yer alan, özellikle yapının konumuna, ...ekline, niteliğine, boyutlarına, özgülenme amacına ve üzerinde yapı bulunmayan alandan faydalanmaya ili...kin sözle...me kayıtları herkes için bağlayıcıdır."
j)"Kaydedilecek ta...ınmazlar" kenar ba...lıklı 998 inci maddesi,
"Tapu siciline ta...ınmaz olarak ...unlar kaydedilir:
1. Arazi,
2. Ta...ınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar,
3. Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler.
Arazinin tapu siciline kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir.
Bağımsız ve sürekli hakların kaydedilmesi için gerekli ko...ullar ve usul Cumhurba...kanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Süreklilik ko...ulunun gerçekle...mesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması gerekir.
Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin ta...ınmaz olarak kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir."
k)"Kaydedilemeyecek ta...ınmazlar" kenar ba...lıklı 999 uncu maddesi,
"Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan ta...ınmazlar, bunlara ili...kin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz.
Tapuya kayıtlı bir ta...ınmaz, kayda tâbi olmayan bir ta...ınmaza dönü...ürse, tapu sicilinden çıkarılır. "
l)"Terkin ve deği...tirme" üst ba...lıklı "Yolsuz tescilde" kenar ba...lıklı 1025 inci maddesinin birinci fıkrası,
"Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmi... veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmu... ya da deği...tirilmi... ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.
İyiniyetli üçüncü ki...ilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır" hükümlerini içermektedir.
4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun);
a)"Asliye hukuk mahkemelerinin görevi" kenar ba...lıklı 2 inci maddesi,
"Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ili...kin davalarla, ...ahıs varlığına ili...kin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve i...ler bakımından da görevlidir.
"
b)"Mecburi dava arkada...lığı" kenar ba...lıklı 59 uncu maddesi,
"Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye kar...ı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkada...lığı vardır."
c)"Asli müdahale" kenar ba...lıklı 65 inci maddesi,
"(1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya ...ey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü ki...i, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına kar...ı aynı mahkemede dava açabilir.
(2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır.
"
d)"Hükmün kapsamı" kenar ba...lıklı 297 inci maddesinin ikinci fıkrası,
"Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, ...üphe ve tereddüt uyandırmayacak ...ekilde gösterilmesi gereklidir" ...eklinde düzenlenmi...tir.
5. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 8 inci maddesinin I bendi ...öyledir:
"Sulh mahkemesi:
I-İflas davalarıyla vakfa ili...kin davalar hariç olmak üzere, mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı be...milyar lirayı geçmeyen davaları,
...
Görür."
6. Yargıtay İçtihadı Birle...tirme Hukuk Genel Kurulu'nun 07.01.1948 tarihli ve 1946/16,19 Esas, 1948/1 Karar sayılı kararının gerekçesinde,
"Devletin, gerek hüküm ve tasarrufu altında bulunan gerekse tapu ile temellük etmekte olduğu Ormanların tasarruf ve mülkiyeti bunların devlet malları olması itibariyle - hazineye ait ise de, hususi mevzuat ile Ormanların i...letilmesi ve istismarı münhasıran Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilmi... bulunmaktadır. Bu hak ve salahiyet, gerek medeni hukuk bakımından gerek bu teyit eden hususi mevzuat yönünden Orman Genel Müdürlüğünün her türlü tecavüz ve mülkiyet davalarında Ormana taalluk eden hakları müdafaa ve muhafaza etmek iktidar ve mecburiyetindedir. 4785 sayılı kanunun onikinci maddesiyle tadil edilen 3116 sayılı kanunun birinci maddesinde yer alan Ormanın tarifine ağaçlarla birlikte bunların üzerinde yeti...tikleri zemin de dahil bulunmaktadır. Bu sebep ve mülahazalara binaen yangın ve sair sebep ve suretle ağaçları tamamen veya kısmen yok olan Orman zeminleri de dahil olduğu halde Ormana müteallik tecavüz ve mülkiyet ve emsali adli kazaya tabi davalarda hazineyi temsilen hazine avukatının huzuruna lüzum olmadan Devlet namına i...letme ve istimar hak ve salahiyetine sahip bulunan Orman Genel Müdürlüğüne mensup avukatların bu kabil davaları münhasıran takip ve müdafaa edebileceklerine ve ayrıca hazineye husumet tevcihine lüzum ve zaruret bulunmadığı" ifadelerine yer verilmi...tir.
7. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun (492 sayılı Kanun);
a) "Harç alma ölçüleri" kenar ba...lıklı 15 inci maddesi,
"Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı i...lemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, i...lemin nev'i ve mahiyetine göre maktü esas üzerinden alınır.
"
b) "Değer esası" kenar ba...lıklı 16 ıncı maddesinin birinci fıkrası,
"Değer ölçüsüne göre harca tabi i...lemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." ...eklinde düzenlenmi...tir.
8. 28.04.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7139 sayılı Kanun'un Devlet Su İ...leri Genel Müdürlüğünün Te...kilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Te...kilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Deği...iklik Yapılmasına Dair Kanun'un 33 üncü maddesinin ikinci fıkrası ...öyledir:
“Genel Müdürlük, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa göre alınan harçlardan, bu Kanunda belirtilen görevleri kapsamında düzenlenen kâğıtlar sebebiyle damga vergisinden ve tapu ve kadastro i...lemlerinden kaynaklanan döner sermaye hizmet bedellerinden muaftır."
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriğinden; 09.09.1997 tarihli ve 4451 yevmiye numaralı resmi senetle Göktürk Devlet Ormanı'ndan 2068000 metrekare miktarındaki kısmın 4721 sayılı Kanun'un 999 uncu maddesi uyarınca ihdasen Maliye Hazinesi adına devlet ormanı vasfı ile ve 1190 parsel numarası ile tapu siciline tescil edildiği, aynı resmi senetle 6831 sayılı Kanun'un 17 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 115 inci maddesi uyarınca davalı ..... lehine 49 yıl süre ile üst hakkı kurulduğu, söz konusu üst hakkının ilgililerin talepleri doğrultusunda 22.08.2002 tarihli ve 4982 yevmiye numaralı resmi senetle bağımısız ve sürekli üst hakkı olarak sicilin ayrı bir sayfasına tescil edildiği, 25.10.2002 tarihinde davalı .....'nin talebi doğrultusunda 634 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi uyarınca, bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde kat irtifakı kurulduğu ve sonrasında bu ...ekilde kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilen bağımsız bölümlerde davalılar lehine muhtelif tarihlerde intifa hakları tesis edildiği anla...ılmı...tır.
Davacı, davaya konu devlet ormanı niteliğindeki ve Maliye Hazinesi adına kayıtlı 1190 parsel sayılı ta...ınmaz üzerinde kurulan bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde davalılar lehine olu...turulan kat irtifakı ve intifa haklarının tesisinde, kamu yararının gözetilmediğini, gerekli izinlerin alınmadığını, üst hakkı sözle...mesinin muhtevasının a...ıldığını, bağımsız ve sürekli üst hakkının 634 sayılı Kanun kapsamında ta...ınmaz olarak değerlendirilemeyeceğini, hakkın özünün deği...tirildiğini ileri sürerek, yolsuz tescil niteliğinde olduğundan bahisle kat irtifakı ve inifa haklarının terkini istemiyle eldeki davayı açmı...tır.
İlk Derece Mahkemesince, asıl ve birle...tirilen davaların kabulü ile 1190 parsel sayılı ta...ınmaz üzerinde davalılar adına olu...turulan kat irtifaklarının ve intifa haklarının iptali ile tapu kayıtlarından terkinine karar verilmi...tir. Bölge Adliye Mahkemesince ise bir kısım davalının istinaf ba...vurusunun esastan reddine karar verilmi...tir.
2. 4721 sayılı Kanun'un 726 ıncı maddesi ile 826 ıncı ve devamı maddelerinde düzenlenmi... olan üst hakkı, ba...kasının ta...ınmazı üstünde veya altında in...aat yapma veya önceden yapılmı... bir in...aatı koruma yetkisi sağlayan ve in...aat üzerinde irtifak hakkı sahibine mülkiyet hakkı kazandıran bir irtifak hakkıdır. Ba...ka bir ifadeyle de üst hakkı, bir gayrimenkulü belirli bir ...ekilde kullanma yetkisi veren sınırlı bir ayni haktır.
Kural olarak üst hakkı tesisi, öncelikle resmi ...ekle tabi bir üst hakkı sözle...mesinin yapılması ve sonrasında hukuki sebep olan bu üst hakkı sözle...mesine dayanılarak yapılacak tasarruf i...lemi niteliğindeki tescil ile gerçekle...mi... olur. Kurucu nitelikteki bu tescil, ta...ınmaz malikinin yazılı istemiyle yüklü ta...ınmazın sayfasına yapılır.
Üst hakkı olarak tanımlanan bu hakkın, bağımsız ve sürekli nitelikte ise hak sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne ta...ınmaz olarak kaydı 4721 sayılı Kanun'un 704, 826 ve 998 inci maddeleri uyarınca mümkündür. En az otuz yıl için kurulan üst hakları sürekli nitelikte kabul edilir. Üst hakkını bağımsız kabul edebilmek için de ba...kasına devrinin taraflarca kısıtlanmamı... olması gerekir.
Tapu kütüğüne ta...ınmaz olarak kaydedilen bağımsız ve sürekli üst hakları, mahiyetine aykırı dü...mediği oranda ve ta...ınmaz mülkiyetine ili...kin kurallara göre yüklü ta...ınmazdan bağımsız olarak üçüncü ki...ilere devredilebilir, mirasçılara intikal edebilir, paylı mülkiyetin konusu olabilir, lehine ve aleyhine sınırlı ayni haklar kurulabilir, irtifak veya rehin hakları ile yüklenebilirler.
4721 sayılı Kanun'un 827 inci maddesinde, üst hakkının içeriği ve kapsamına ili...kin sözle...me hükümlerinin herkes için bağlayıcı olduğu düzenlenmi... olup; örnek niteliğinde olarak da yapının konumu, ...ekli, niteliği, boyutları, özgülenme amacı ve üzerinde yapı bulunmayan alandan faydalanmaya ili...kin sözle...me hükümlerinin ayni etkiye sahip olduğu belirtilmi...tir.
Üst hakkı sahibi, bu hakkını kullanırken kanunun ve üst hakkı sözle...mesinin kendisine sağladığı sınırları a...mamak zorundadır. Üst hakkının kanundan ve sözle...meden doğan sınırlarının a...ılması, yüklü ta...ınmaz malikinin mülkiyet hakkına haksız bir el atma sayılacağından malik, ...artları varsa 4721 sayılı Kanun'un 683 üncü veya 1025 inci maddesi hükümlerine dayanarak bunu önleyebilir.
Bu a...amada, 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı tapu sicilinin düzeltilmesi davasına ili...kin bazı özelliklerin açıklanması gerekmektedir.
Tapu sicilinin düzeltilmesi davası; kural olarak tespit davası niteliğinde olup, aynı zamanda ayni bir davadır.
Tapu kütüğüne yönelik yolsuz tesciller, malikin mülkiyetini tahditsiz olarak kullanmasına engel olduğundan ve ta...ınmazda malikin sahip olduğu tasarruf yetkisi bakımından bir takım hukuki engeller meydana getirdiğinden, malikin mülkiyet hakkına yönelik bir tecavüz olarak nitelendirilebilir. 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesinde düzenlenen tapu sicilinin düzeltilmesi davası ile yolsuz tescillerle ayni hakta meydana getirilmi... tecavüzlerin giderilmesi ve kaldırılması; ba...ka bir anlatımla, mülkiyet hakkının her türlü müdahaleden korunması ve bu hakkın hukuk düzeninin sınırları içerisinde, serbest ve tahditsiz olarak kullanılması sağlanmaktadır.
4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine göre tapu sicilinin düzeltilmesi davasında davacı sıfatı, kural olarak hakkı hiç veya doğru olarak tescil edilmeyen veya haksız olarak terkin edilen ya da deği...tirilen gerçek hak sahipleri ile ayni hakkı haksız yükler ile zarara uğratılan gerçek hak sahibine aittir.
Tapu sicilinin düzeltilmesi davasında davalılar ise, tapu kütüğünün düzeltilmesi ile hakları zarara uğrayabilecek olanlardır. Ba...ka bir ifadeyle; bu davada davacı, kendi ayni hakkını tescil ettirmek veya haksız yükleri terkin ettirmek isterse, tapu sicilinin düzeltilmesi davasını tapu kütüğünün düzeltilmesi ile hakları alakalı olan ve tapu kütüğünde görünen hak sahiplerine yöneltmelidir.
3. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, yargısal kararlar, ilkeler ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
a) 1086 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin I bendi uyarınca malvarlığı haklarına ili...kin davalarda görev, kural olarak dava konusu mal veya hakkın miktar ve değerine göre belirlenir. 6100 sayılı Kanun'un 2 inci maddesinin birinci fıkrasına göre ise, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ili...kin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
Anılan yasal düzenlemeler doğrultusunda; gayrimenkulün aynına ili...kin olan eldeki tapu sicilinin düzeltilmesi davasında görevli mahkeme, asıl dava yönünden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı Kanun'un 8 inci maddesine göre, birle...tirilen davalar bakımından ise 6100 sayılı Kanun'un 2 inci maddesine göre asliye hukuk mahkemesidir. Tarafların, mahkemenin görevli olmadığına yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamı...tır.
b) 6100 sayılı Kanun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmi...tir. Asıl dava, 24.09.2010 tarihinde açılmı... ve ilk duru...ma 26.01.2011 tarihinde yapılmı...tır. Asıl davada ilk duru...manın yapıldığı tarihte 6100 sayılı Kanun yürürlükte olmadığından, asıl dava yönünden 6100 sayılı Kanun'un 137 inci ve devamı maddeleri uyarınca ön inceleme duru...ması yapılmadığına yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, birle...tirilen İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/537 Esas sayılı dosyada dava 24.12.2015 tarihinde, birle...tirilen İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/155 Esas sayılı dosyada ise dava 15.04.2015 tarihinde 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra açılmı...tır. Bu durumda, birle...tirilen dava dosyaları yönünden ön inceleme duru...ması yapılmadığına yönelik temyiz itirazları yerinde ise de yargılamanın geldiği a...ama dikkate alındığında, bu husus bozma sebebi yapılmayarak ele...tiri konusu yapılmı...tır.
c) Yargıtay İçtihadı Birle...tirme Hukuk Genel Kurulu'nun 07.01.1948 tarihli ve 1946/16,19 Esas, 1948/1 Karar sayılı kararının gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun'un 1025 inci maddesine dayalı tapu sicilinin düzeltilmesi davasının niteliğine ili...kin olarak yukarıda yapılan açıklamalar nazara alındığında ...'nün eldeki davayı açma konusunda aktif dava ehliyeti bulunduğu anla...ıldığından bu yöne ili...kin temyiz itirazları yerinde görülmemi...tir.
d) Öte yandan; 4721 sayılı Kanun'un 796 ıncı maddesi uyarınca intifa hakkı ölümle sona erdiğinden, 6100 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi hükmüne göre intifa hakkı lehtarları arasında mecburi dava arkada...lığı bulunmadığından ve davalı ...'a dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edildiği tespit edildiğinden taraf te...kili ile ilgili olarak bu hususlara yönelik temyiz itirazları da yerinde değildir.
e) Ancak; Dairemizin geri çevirme kararı ile dosyaya eklenen davaya konu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının incelenmesinde; söz konusu bağımsız bölümlerin kayıtlarında, dava dı...ı üçüncü ki...iler lehine konulan ipotek, haciz, aile konutu, kira sözle...mesi vb. ...erhlerin bulunduğu görülmü...tür.
Yukarıda açıklandığı üzere; davaya konu kat irtifakı ve intifa haklarının devamında korunmaya değer menfaate sahip olan sınırlı ayni hak, rehin hakkı vb. hak sahipleri ile ...erh lehtarlarının da davada yer almaları gerekir.
Bu sebeple; İlk Derece Mahkemesince, davaya konu bağımsız bölümlere ili...kin tapu kayıtları eksiksiz olarak temin edilerek, kat irtifakı ve intifa haklarının terkini halinde hakları zarara uğrayabilecek hak sahiplerini davaya dahil etmek üzere davacı tarafa süre ve imkan verilmesi gerekirken bu hususun gözardı edilmesi doğru olmamı...tır.
f) Diğer taraftan; 6100 sayılı Kanun'un 297 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, ...üphe ve tereddüt uyandırmayacak ...ekilde gösterilmesi gereklidir. Bunların yanında hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya ba...ka bir ...eye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
Yukarıda yapılan hukuki nitelendirmeye göre dava, ormandan ihdasen Maliye Hazinesi adına tescil edilen devlet ormanı niteliğindeki 1190 parsel sayılı ta...ınmazda kurulan bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde tesis edilen kat irtifakı ve bu ...ekilde olu...an bağımsız bölümler üzerinde tesis edilen intifa haklarının terkini istemine ili...kin olup; İlk Derece Mahkemesince, hükümde bağımsız bölüm numaraları açıkça belirtilmediğinden; hükmün davalı ..... adına kayıtlı tüm bağımsız bölümleri kapsayıp kapsamadığı anla...ılamadığı gibi hükümde hangi davalı aleyhine ve hangi bağımsız bölümler yönünden kat irtifakı ve intifa haklarının terkin edildiği açıklanmaksızın, 1190 parsel sayılı ta...ınmaz üzerinde davalılar adına olu...turulan kat irtifaklarının ve intifa haklarının terkinine dair infazda tereddüt meydana getirecek ...ekilde karar verilmesi de isabetsiz olmu...tur.
Ayrıca; 6100 sayılı Kanun'un 297 inci maddesi uyarınca, davanın taraflarının, vekillerinin ve taraf sıfatlarının kararda doğru ve eksiksiz ...ekilde gösterilmeleri gerekir. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince, gerekçeli karar ba...lıklarının anılan Yasa maddesi hükmüne uygun ...ekilde düzenlenmemi... olması da usul ve yasaya aykırıdır.
g) Kabule göre de; harç, kamu düzenine ili...kin olup temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın re’sen gözetilmesi gereken hususlardandır.
Bilindiği üzere, yargılama harçları ve harçların ne ...ekilde alınacağı 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve çe...itli özel yasalarda düzenlenmi...tir. Bir ki...i ya da kurumun harçtan muaf olup olmayacağı da yine yalnız yasa ile düzenlenir.
Davacı ..., 7139 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi gereği 492 sayılı Kanun'a göre alınan harçlardan muaf olmakla birlikte davanın kabulle sonuçlanması halinde davalılar karar ve ilam harcından sorumludur. Davanın reddi halinde ise ... ret harcından sorumlu değildir.
492 sayılı Kanun'un 15 inci maddesi, 16 ıncı maddesinin birinci fıkrası ve 1 sayılı tarifenin A/III numaralı bendi uyarınca konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anla...mazlık konusu değer üzerinden nispi karar ve ilam harcı alınması gerekir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ormandan ihdasen Maliye Hazinesi adına tescil edilen devlet ormanı niteliğindeki 1190 parsel sayılı ta...ınmazda kurulan bağımsız ve sürekli üst hakkı üzerinde tesis edilen kat irtifakı ve bu ...ekilde olu...an bağımsız bölümler üzerinde tesis edilen intifa haklarının terkini istemiyle ... tarafından açılan ve gayrimenkulün aynına ili...kin olan eldeki tapu sicilinin düzeltilmesi davası kabulle sonuçlandığına göre; İlk Derece Mahkemesince, yargılama sonunda terkin edilmesine karar verilen irtifak bedelleri üzerinden nispi karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekirken yanılgılı olarak maktu karar ve ilam harcına hükmedilmesi doğru görülmemi...tir.
h) Diğer taraftan; iki ki...i arasında belli bir ...ey veya hak üzerinde bir dava devam ederken, üçüncü bir ki...i, bu dava konusu olan ...ey veya hak üzerinde (kısmen veya tamamen) bir hak sahibi olduğunu iddia ederek (aynı mahkemede ve aynı dava dosyasında) bir dava açarsa, buna asli müdahale denir.
Üçüncü ki...inin asli müdahalesinin söz konusu olabilmesi için, iki ki...i arasında bir davanın mevcut ve görülmekte olması ve asli müdahilin, müdahale etmek istediği davanın konusu olan ...ey veya hak üzerinde (kısmen veya tamamen) bir hak sahibi olduğunu iddia etmesi gerekir. Fakat, asli müdahilin, müdahale etmek istediği davanın konusunu te...kil eden ...ey veya hak üzerinde, o davanın davacısının istediği hakkın (kısmen veya tamamen) aynını istemesi ...art değildir.
Asli müdahilin, ilk davanın açılmı... (ve görülmekte) olduğu mahkemede ayrı bir dava açması gerekir. Asli müdahale davasının, ilk davanın davacısına ve davalısına kar...ı birlikte açılması zorunludur. Asli müdahale davasının, usulüne uygun biçimde açılması gerekir. Yani asli müdahale davası da bir dava dilekçesi ile açılmalıdır. Asli müdahale davası açan ki...inin (asli müdahale davacısının) asli müdahale davası için ayrı harç (ba...vurma ve pe...in karar ile ilam harcı) ödemesi gerekir. Aslında asli müdahale davası açması gereken bir ki...i, fer'i müdahale talebinde bulunursa, mahkemenin, müdahalenin niteliğinin asli müdahale olduğunu bildirerek (asli) müdahilden (asli müdahale davası için) ayrı harç yatırmasını istemesi gerekir. Asli müdahil, asli müdahil davası için gerekli harcı ödemezse, mahkeme, asli müdahale talebini inceleme konusu yapamaz. Asli müdahilin usulüne uygun biçimde dava açması (ve harçlarını ödemesi) ile asli müdahale tamamlanmı... olur. Bunun dı...ında mahkemenin asli müdahale talebinin kabulüne karar vermesine gerek yoktur.(Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.IV, İstanbul, Altıncı Baskı, 2001, s.3491 vd.)
Somut olayda; davacı ... davalılar arasındaki tapu sicilinin düzeltilmesi davası devam ederken, Pekcan Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili ile ... vekili, davaya konu 30, 179 ve 227 numaralı bağımsız bölümlerde tesis edilen intifa haklarında hak iddia ederek davaya asli müdahil olarak katılmak istemi...ler, ba...vurma harcını ve pe...in harcı yatırmı...lardır.
İlk Derece Mahkemesince, 10.05.2017 tarihli ara kararla davaya asli müdahil olarak katılmak isteyen .... Otomotiv İn.... End. Yat. Mad. Tur. Ltd. ...ti. vekili ile ... vekilinin müdahale talepleri reddedilmi...tir. Mahkemenin gerekçeli kararında da yargılamayı uzatmak amacıyla müdahale talebinde bulunulması nedeniyle bu taleplere hukuki anlamda değer verilmeyerek taleplerin reddedildiği açıklanmı...tır.
Asli müdahale talep edenler davaya konu intifa haklarında hak iddia ederek müdahale talebinde bulunduklarına, müdahale dilekçelerinde davacı ... intifa hakkı lehtarlarını davalı gösterdiklerine, ba...vurma ve pe...in harcı yatırdıklarına göre; asli müdahil sıfatını iktisap ettiklerinden İlk Derece Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar gözetilerek varsa eksik harç tamamlatılmak suretiyle davaya asli müdahiller ile birlikte devam edilmesi, asli müdahillerin iddialarının ibraz edecekleri delillerle birlikte incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine dü...ünce ile asli müdahale taleplerinin reddine karar verilmesi de doğru değildir.
ı) Açıklanan sebeplerle; İlk Derece Mahkemesince, davaya konu bağımsız bölümlere ili...kin tapu kayıtları eksiksiz olarak temin edilerek, tespit edilecek hak sahiplerini davaya dahil etmek üzere davacı tarafa süre verilmesi, davaya konu irtifak bedelleri belirlenerek davanın kabulüne karar verilmesi halinde davalılar aleyhine bu bedel üzerinden nispi karar ve ilam harcına hükmedilmesi, asli müdahillerin iddiaları incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi, tarafların iddia ve savunmaları hukuki ve denetime uygun gerekçelerle değerlendirilip tartı...ılarak infaza elveri...li hüküm kurulması gerekir.
İlk Derece Mahkemesince, değinilen hususlar gözetilmeden yazılı ...ekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulması gerekmi...tir.
4. Öte yandan; vekaletnamelerinde kanun yolundan feragat yetkisi bulunan ve kimlik tespiti yapılan davalılar ..., ..., ., ..., ..., ... ve vekilleri temyiz isteminden feragat ettiklerini açıkça, kayıtsız ve ...artsız olarak bildirmi...lerdir.
Bu durumda adı geçen davalı ... vekillerinin temyiz dilekçelerinin feragat sebebiyle reddine karar vermek gerekmi...tir.
VI.KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalılar ..., ..., . ..., ..., ... ve vekilleri temyiz dilekçelerinin REDDİNE,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına kar...ı istinaf ba...vurusunun esastan reddine ili...kin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
4. Bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazlarının ...imdilik incelenmesine yer olmadığına,
Yargıtay duru...ma vekalet ücreti 3.815,00 TL'nin davacıdan alınarak Dairemizce 26.04.2022 tarihinde yapılan duru...maya vekilleri ile katılan davalılar ve müdahale talep edenlere ödenmesine,
Pe...in alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KAR...I OY
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, dosya içeriğine, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği görü...ünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz.
Diğer kararlar (4)
3. Ceza Dairesi, 2021/4375 E., 2022/1552 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2018 tarih ve 2015/202 - 2018/196 sayılı kararı
tam metni aç
ve ...'un 5237 sayılı TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 314/2, 312, 3713 sayılı TMK'nın 5/1 maddelerinden; ...'ın TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 314/2, 312, 244/1-2-3, TMK'nın 5/1 maddelerinden 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine,
3. Ceza Dairesi 2021/4375 E. , 2022/1552 K.
"İçtihat Metni"
İlk Derece Mahkemesi : Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2018 tarih ve 2015/202 - 2018/196 sayılı kararı
Suç: Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya Askeri casusluk amacıyla temin etme, Silahlı terör örgütüne üye olma, Bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme olma suçundan mahkumiyet hükmü kurulan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden; 20.01.2015
Hüküm : Sanıklar ..., ... ve ...'un 5237 sayılı TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 314/2, 312, 3713 sayılı TMK'nın 5/1 maddelerinden; ...'ın TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 314/2, 312, 244/1-2-3, TMK'nın 5/1 maddelerinden 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine,
Sanıklar ..., ..., ..., ...'ın TCK'nın 312, TCK'nın 314/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 220/5. maddesi gereği diğer sanıkların üzerine atılı TCK'nın 244/1-2-3 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 5 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay, TCK'nın 244/2, 244/3, TMK'nın 5/1, 53, 58/9. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıklar ..., ...'ün TCK'nın 312, TCK'nın 314/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 220/5 maddesi gereği diğer sanıkların üzerine atılı TCK'nın 244/1-2-3 maddelerinden 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın TCK'nın 312. maddesinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 27 yıl TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanıklar ..., ...'in TCK'nın 312. maddesinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53
maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın
5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay, TCK'nın 244/2, 244/3, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanık ...'in TCK'nın 312. maddesinden
CMK'nın 223/2-e maddesi gereği beraatine; TCK'nın 132/2, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 6 yıl (4 kez), TCK'nın 328/1, 43/1, 53 maddeleri uyarınca 27 yıl, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay, TCK'nın 244/1, 244/3, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 6 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'in TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 312, TMK'nın 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine; TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,
Sanık ...'in TCK'nın 132/2 (4 kez), 328/1, 312, 244/2,3, TMK'nın 5/1 maddelerinden CMK'nın 223/2-e maddesi gereği beraatine, TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, 53, 58/9 maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair hükümlere yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi
Temyiz edenlerin sıfatı, başvurularının süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Bir kısım sanıklar ve müdafiilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkan sağlanıp, bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında, savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,
I-Katılanlar ..., Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, ... vekilleri ile müştekiler ..., TÜBİTAK, ..., ... vekillerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde:
1-Katılan T.C. Cumhurbaşkanlığının, silahlı terör örgütüne üye olma, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçlarından;
2-Katılan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, silahlı terör örgütüne üye olma, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçlarından;
3-Katılan ...'in, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, silahlı terör örgütüne üye olma, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından;
4-Müştekiler ..., TÜBİTAK, ..., ...'ın, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, silahlı terör örgütüne üye olma, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçlarından;
Bu suçların niteliği itibariyle doğrudan doğruya zarar görmedikleri, bu nedenle de davaya katılma hakları ve bu suçlar yönünden kurulan hükümleri temyiz yetkileri bulunmadığından, katılanlar vekilleri ile müşteki vekillerinin bu suçlara yönelik temyiz istemlerinin, CMK'nın 298/1. maddesi gereğince REDDİNE, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 08.06.2020 ve 16.06.2020 tarihli temyiz istemlerinin reddine dair ek kararlarının ONANMASINA,
II-Katılan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu vekilinin bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından verilen beraat kararlarına; katılan ... vekilinin, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçundan verilen beraat kararlarına; sanıklar müdafilerinin, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde:
Sanıklar hakkında bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen beş yıldan az hapis cezalarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının CMK'nın 286/2-a maddesi ve on yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen beraat kararlarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının CMK'nın 286/2-g maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğu anlaşılmakla, katılanlar vekillerinin ve sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin CMK'nın 298/1. maddesi gereğince REDDİNE, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 08.06.2020 ve 03.07.2020 tarihli temyiz istemlerinin reddine dair ek kararlarının ONANMASINA,
Temyiz istemlerinin reddi nedenleri belirlenmekle, işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
III-HUKUKİ AÇIKLAMALAR:
Devlet sırları, devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden, hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere ağır yaptırımlar öngörmektedir. 5237 sayılı Ceza Kanununda, devlet güvenliği ve bekası için devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlığı altında, ikinci kitap, dördüncü kısım, yedinci bölümde 326. ile 339. maddeler arasında düzenlenmiştir.
Sır, sözlükteki kelime anlamı bakımından; “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen”, “gizli kalan, gizli tutulan şey”, “aklın erişmediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey”, “giz, gizem”, “bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem” olarak tanımlanmaktadır.
Ceza kanunu dışındaki yasalar ile uluslararası hukukta da devlet sırrına ilişkin tanımlara ve düzenlemelere yer verilmiştir.
AİHS'nin 10/2. maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “devlet sırrı” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır.
Anayasanın 26/2. maddesinde; “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik; kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir” denilerek düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceği belirtilirken, devlet sırrı kavramına da yer verilmiştir:
Yine, Anayasanın 28. maddesinde, “devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilerek; "...Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir.
Ayrıca, mevzuatta devlet sırrına ilişkin çeşitli tanımlar da mevcuttur;
''Sır''dan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler"dir (TCK.m. 326 madde-gerekçesi).
Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi devletin milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek Anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m. 3).
Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 16. ve 18. maddeleridir. Bu düzenlemelere göre devlet sırrı; "açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir."
Ceza Muhakemesi Kanununun 47. maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır.
Yine, aynı Kanunun 125. maddesine göre, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükmü yer almaktadır. Yani mahkeme hakiminin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır.
Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir;
1-"Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler."
2-"Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler."
3-"Devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler."
Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde devlet sırları kadar olmasa da devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir.
TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330. maddelerindeki, "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler" kastedilmektedir.
Özünde devlet sırlarının, sırrın objektif ve sübjektif şartını birlikte taşıması gerekir. Bir şeyin sır olabilmesi için devletin bu şeyin sır olarak saklanması hususunda sübjektif iradesi olmalıdır. Bu bilginin sır niteliği taşıması için önceden resmi makamlarca açıklanması gerekmez. Devletin o bilginin gizliliği konusundaki zımni iradesi yeterlidir.
Objektiflik unsuru, başkaları tarafından bilinmesi ile ilgilidir. Sır olarak gizlenmek istenen şey başkaları tarafından biliniyor ya da bilinmesi gerekiyorsa sır niteliği taşımaz (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, Seçkin Yayınları, Ankara, 2018, 2. Baskı, s. 70).
Kamuya açıklanmış, gizli kalması gereken şey, herkesin bildiği şey haline gelmişse sır olmaktan çıkacaktır. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken husus, “Rivayet, tahmin gibi hususlar bilginin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz" (Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Cilt 2, Seçkin Yayınları, 1993, s. 1038).
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve haberleşme imkanlarının artması devlet sırlarını korumayı zorlaştırmaktadır. Her ne kadar devletlerin sırları konusunda çeşitli yayınlar yapılıyorsa da, doğruluğu herkesçe malum olmadıkça, gizli kalması gereken bilgilerin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz (Askeri Yargıtay 3. Dairenin 25972 ve 1972/5-21 sayılı kararı).
TCK'nın 334, 335, 336 ve 337. maddeleri, ''yetkili makamların, kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler''den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir.
Bunun haricinde, özünde devlet sırrı olmayan veya yetkili makamların açıklanmasını yasaklamadığı devlet güvenliğini ilgilendirmeyen, ancak devletin idaresine ilişkin olan, kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenilirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK'da İkinci kitap. Dördüncü kısımda, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında, 258. madde ile "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir.
Türk Ceza Hukuku yönünden, yetkililerce veya düzenleyici işlemlerle açıklanması yasaklanan sır, özünde devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir.
Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir.
Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişiler veya bireylerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir.
Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye, açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz.
Devletin idari makamları veya organları, bilgi, belge veya şeylere, açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler.
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre; gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır.
a)Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
b)Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
c)Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.
d)Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılmaktadır.
Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgelerin, siyasal veya askeri casusluk amacı ile temin edilmesi halinde, TCK'nın madde 328'de düzenlenen casusluk suçu; böyle bir amaç olmaksızın temin edilmesi halinde ise, TCK'nın 327. maddesinde tanımlanan suç oluşacaktır.
765 sayılı Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Ceza Kanununda "casusluk" açık bir şekilde tarif edilmiş değildir. Öğretide, "casusluk; bir bilgi ya da hedefe ulaşmak için yapılan gizli haber alma faaliyetine yönelik organizasyon ve metotların tümüne verilen addır. Casus ise bu faaliyeti yürüten kişidir” (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 49).
Siyasi casusluk ise, yabancı devlet yararına Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet ekmekte olanların zararına olacak bilgilerin toplanması şeklinde tanımlanabilir. Casusluk suçları ile ilgili düzenlemelere
bakıldığında, tanımlama; “devletin güvenliği, iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek veya açıklamak” şeklinde de yapılabilir.
Bu suç, soyut tehlike suçudur. Suçla korunan hukuksal menfaat; “devlet güvenliği, devletin iç veya dış siyasal yararları ve milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir. Suçun faili herkes olabilir. Suçun maddi konusu; devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibariyle, gizli kalması gereken bilgiler yani özünde devlet sırrı olan bilgiler olarak tayin edilmiştir. Mezkur maddelerde geçen belge ve vesikadan kasıt; “bir gerçeğe tanıklık eden yazı, resim, film vb. vesika, dökümandır. Evrak; “kağıt yaprakları, kitap sayfaları, resmi kurumlarda işlem gören belgeler, yazılmış kitaplar, mektuplar ve yazılar” anlamında kullanılan Arapça'dan gelen bir isimdir.
Suçun maddi unsuru; suça konu bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla “temin etmek” tir. Bilgiyi içeren belgenin elde edilmiş olması, keza temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi şart değildir. “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur” (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 220). Suçun tamamlanması için bilginin başkasına aktarılması şart değildir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24.02.1940 tarih ve 1940/828-477 sayılı kararıyla, “Malumatın tesadüfi olmaksızın casusluk kast ve niyetiyle gayret ve mesai sarf edilerek istihsalinin lüzumlu olduğuna” işaret edilmiştir.
Suçun manevi unsuru; genel kasttır. Ancak bazı hallerde, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının fail tarafından bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, suçun oluşumu için yeterli görülmeyebilir. Bu gibi hallerde, suç tipinde kişinin kastı dışında ayrıca belli bir saikle hareket etmesi aranmıştır. Saik; amaç ya da gaye, kasttan önce gelen, kastı hazırlayan bir duygu ve düşüncedir. Suçun işlenmesine neden olan gerekçedir. Saik, her ne kadar suçun unsuru değil ise de, manevi unsurun gerçekleşmesi bakımından aranan husus haline gelebilir. Bu bağlamda, siyasi ve askeri casusluk suçlarında özel saik aranmaktadır. Esasen Ceza Kanununun 327. maddesinde tanımlanan suç ile 328. maddede tanımlanan suçu ayıran en temel kriter “casusluk maksadı”dır.
Askeri Yargıtay'ın bir kısım kararlarında (Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 02.10.1997 tarih ve 1997/98-114 sayılı kararı gibi) “casus ile casusluğu talep eden arasında bir anlaşmanın varlığı” suçun oluşumu için aranmakta ise de bu düşünce doktrinde yerinde görülmemiştir. “Fail, herhangi bir ülke ya da organizasyon ile anlaşma olmadan bilgi ve belgeleri temin edip, sonradan belirleyebileceği bir devlete servis edebilir” (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 224). Bu itibarla, maddede olmayan bir şartın, suç tipinin oluşumu için aranması yerinde değildir. Madde metninde ve gerekçesinde açıkça belirtildiği gibi siyasal ve askeri casusluk maksadı manevi unsur içinde değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Bilindiği üzere kast, kişinin iç dünyasıyla ilgili kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği hallerde iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara, bir başka deyişle eylemle birlikte ortaya çıkan duruma bakılarak belirlenmesi gerekir. Bu kapsamda kastın belirlenmesinde; failin kişilik özellikleri, bilgilerin temin edilme zaman ve yeri, bilgilerin temin edilme yöntemi, bir örgüt mensubu ise örgütün amacı ve süreç içerisinde gerçekleştirdiği, gerçekleştireceği faaliyetleri gibi kriterlere bakılmalıdır. Özel olarak istihbaratta görevlendirilmiş kişilerin (MİT, Emniyet ve Jandarma istihbaratı) izinsiz bilgi paylaşımı halinde casusluk maksadının bulunduğu kabul edilmelidir. Zaman ve yer açısından ise, ülkeler arası ikili ilişkilerin gergin olduğu zamanlarda ya da terör olaylarının yoğun yaşandığı dönemde sır niteliğindeki bilgilerin temin edilmesi halinde casusluk kastının varlığı kabul edilebilir.
Bu minvalde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu’nda görevli bulunan Bakanlar ve Kuvvet Komutanlarının milli güvenlikle ilgili gerçekleştirdikleri faaliyetler dolayısıyla dinlenilmeleri devlet sırrı kabul edilebilecek bilgiler bakımından siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmelidir.
Öğretide de kabul edildiği gibi, casusluk amacı ile bilginin temin edilmesi suçun oluşumu için yeterlidır. Başka bir ülkeye veya yapıya vermek zorunlu değildir. Aksine kabul, kanun koyucunun madde metni ve gerekçesinde yer vermediği bir unsurun içtihat yoluyla kanuna eklenerek kanun koyucunun iradesinden farklı bir kanun yapmak anlamına gelecektir.
IV-DOSYA KAPSAMI İTİBARİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN EYLEM VE FAALİYETLER:
Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan mahkumiyetlerine karar verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin TÜBİTAK'da görev yaptıkları, olay tarihlerinde ...'ın TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve BİLGEM Başkanı olduğu, ..., ..., ..., ... ve ...'nin MİLCEP-K2 model kriptolu cep telefonlarıyla ilgili projede görev alan TÜBİTAK çalışanları oldukları; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görev yaptıkları, olay tarihlerinde ...'in Telekomünikasyon İletişim Başkan Vekili, ...'nun Bilgi Sistemleri Daire Başkanı, ...'in Hukuk İşleri Daire Başkan Vekili, ...'ın Teknik İşler Daire Başkanı, ...'ün Veri İşlemleri Koordinatörü, ...'in Veri Tabanları Koordinatörü, ...'in Veri Eşleştirme Koordinatörlüğünde İletişim Uzmanı, ...'in Veri Eşleştirme Koordinatörlüğü İletişim Uzman Yardımcısı, ...'ın Veri İşlemleri Koordinatörlüğü İletişim Uzmanı, ...'ın Veri İşlemleri Koordinatörlüğü İletişim Uzman Yardımcısı olarak görev yaptıkları belirlenmiştir.
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin TÜBİTAK BİLGEM'de görev yaptıkları, herhangi bir kurumdan bu konuda bir talep olmadığı halde kriptolu oldukları ve dinlenilmelerinin mümkün olmadığı gerekçesiyle MİLCEP K-2 model kriptolu cep telefonlarının üretimini, tüm yazılım ve donanım tasarımını gerçekleştirdikleri, sanık ...'ın TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve BİLGEM Başkanı olarak proje baş sorumlusu olduğu, sanık ...'ın proje yönetimi, donanım tasarımı, u-boot ilk yükleyici kodlarının geliştirilmesi, gömülü linux çekirdek kodlarının geliştirilmesi, işletim sistemi entegrasyonu sorumlusu olduğu, sanık ...'in telefon uygulama katmanı (Otopia) geliştirilmesi sorumlusu olduğu, sanık ...'in NATO SCIP kripto protokolünün gerçekleşmesi sorumlusu olduğu, sanık ...'nin telefon uygulamalarının geliştirilmesi ve sertifikalarının yüklenmesi sorumlusu olduğu, sanık ...'nin ise uygulama geliştirme laboratuvarının ağ ve sistem sorumlusu olduğu, sanıkların MİLCEP-K2 model kriptolu cep telefonlarını kullanıma hazır hale getirdikten sonra Başbakan, Başbakan Yardımcıları, TBMM Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı ve Başbakanlık Başmüşaviri gibi üst düzey devlet görevlilerinin hukuka aykırı olarak dinlenmelerini sağlamak amacıyla bu cep telefonlarının IMEI numaralarını ve şifreleme anahtarlarını Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görev yapan diğer örgüt üyelerine verdikleri belirlenmiştir.
Yine, davaya konu olan MİLCEP-K2 kriptolu cep telefonları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde kriptografik açıdan çok büyük açıklar tespit edilmiştir. Bilirkişi raporundaki tespitlere göre; kriptografik kurallara uyularak gerçekleştirilmiş yüksek güvenlik düzeyli bir kriptolu cihazın en güncel bilgisayar teknolojisi ve en ileri teknik olanaklar ile kırılması pratik olarak mümkün değildir. Örneğin, gerçek anlamda bir kriptolu cihazın trilyonlarca yüksek kapasiteli bilgisayar kullanılsa dahi kırılması trilyonlarca yıldan fazla zaman gerektirmesine rağmen; MİLCEP-K2 kriptolu cep telefonlarının kriptografik açıdan çok zayıf olduğu uygulamalı testlerle tespit edilmiştir. Bu testlerde; standart bir dizüstü bilgisayar işlemci gücüyle standart bir dizüstü bilgisayardaki hafıza kapasitesiyle yaklaşık 45 saniye içinde kriptolu gönderilen kapalı metnin tamamen kırılabildiği belirlenmiştir.
Bu itibarla, güvenlik açığı bulunan MİLCEP-K2 model kriptolu cep telefonlarının 2011 yılı içinde üretimine başlanmış olup; üst düzey siyasetçilere, yargı mensuplarına ve güvenlik bürokrasisi mensuplarına 25.12.2012 tarihi itibarıyla teslim edilmiş ve bu telefonlar hukuka aykırı dinlemelerin ortaya çıktığı 26.06.2014 tarihine kadar kullanılmıştır.
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görev yapan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın TÜBİTAK BİLGEM'de görev yapan sanıklardan temin ettikleri IMEI numaralarını ve şifreleme anahtarlarını kullanarak devlete ait kriptolu telefonlarla yapılan iletişimleri 2013 yılı boyunca herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın hukuka aykırı şekilde dinledikleri, böylece elde ettikleri ses dosyalarını kurum dışına çıkartarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün arşivine aktardıkları, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporları ile doğrulandığı üzere Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı bilgisayarlarında dinlemelere ilişkin bulunan verileri silmek suretiyle yok ettikleri, bu itibarla Devletin üst düzey siyasetçi ve bürokratlarının iletişimlerini dinledikleri, ilgili Devlet kurumlarından gelen cevap yazıları ile de doğrulandığı üzere suç tarihlerinde Devletin güvenliği, iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken devlet sırrı niteliğindeki bilgileri temin ettikleri, devlet sırrı niteliğindeki bu bilgileri örgütsel faaliyet ve müşterek birliktelik kapsamında siyasal veya askerî casusluk maksadıyla elde ettikleri konusunda kuşku bulunmadığı, büyük çoğunluğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne münhasır ByLock programı kullanıcısı olan sanıkların dosyada mevcut bilirkişi raporlarından da anlaşılacağı üzere örgütsel amaçla, planlı bir şekilde iş bölümü ve organizasyon dahilinde dinleme eylemlerini gerçekleştirdikleri, bu hukuka aykırı dinlemelerin ardından FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kamuoyunca da bilinen Türkiye Cumhuriyetinin Anayasal düzenine yönelik operasyonel eylemlerine başladığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, 17-25 Aralık 2013 kumpası ve 1-19 Ocak 2014 tarihlerinde Hatay Kırıkhan'da ve Adana-Ceyhan istikametinde seyreden MİT tırlarının hukuka aykırı şekilde durdurularak aranması eylemlerinin örgütsel organizasyon kapsamında gerçekleştirildiği ortaya çıkmış; bahsi geçen operasyonel eylemlerle amacına ulaşamayan örgüt nihayet 15 Temmuz 2016 tarihinde Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiştir.
Kanunun amaç, kapsam ve gerekçesi ile yukarıda değinilen, Dairemizce de benimsenen doktrindeki görüşler, yargısal kararlar, olay ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; TÜBİTAK'ta görev yapan ve örgüt mensubu olan sanıkların MİLCEP-K2 model kriptolu cep telefonlarını herhangi bir kurumdan üretilmelerine dair bir talep bulunmamasına rağmen ürettikleri ve kullanıma hazır hale getirdikleri, sonrasında Başbakan, Başbakan Yardımcıları, TBMM Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, Başbakanlık Başmüşaviri gibi üst düzey devlet görevlilerinin hukuka aykırı olarak dinlenmelerini sağlamak amacıyla bu kriptolu cep telefonlarının IMEI numaralarını ve şifreleme anahtarlarını Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görev yapan diğer örgüt üyelerine verdikleri, bu sayede üst düzey devlet görevlilerinin 2. nesil kriptolu MİLCEP-K2 cep telefonları ile yapmış oldukları görüşmelerin uzun bir süre zarfında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında o tarihlerde görev yapan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından hukuka aykırı şekilde dinlendiği, bu sayede FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yukarıda bahsedilen operasyonel eylemlerine başladığı, bu dinlemelere ilişkin delillere yönelik verilerin daha sonra bozulduğu ve yok edildiği anlaşılmakla, siyasi casusluk kastı ile hareket edildiğinin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
V-SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ:
Sanık ... hakkında açılan davada MEB eski Bakanı ...'in kullandığı 2. nesil kriptolu MİLCEP-K2 cep telefonunun hukuka aykırı şekilde dinlenmesinin ardından 29.01.2013 tarihinde bu dinlemeye ilişkin hedef silme işleminin ... tarafından yapıldığının tespit edilmesi karşısında, TCK'nın 244/2. maddesinde düzenlenen bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçundan mahkemece zamanaşımı süresi boyunca suç duyurusunda bulunulmak suretiyle mahallinde işlem yapılması mümkün görülmüştür.
1-Sanık ... haricinde diğer tüm sanıklar yönünden Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçu ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan verilen beraat kararlarına; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından, ... yönünden devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, silahlı terör örgütüne üye olma ve bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma suçlarından, sanıklar ..., ..., ..., ... yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde:
Dosyadaki mevcut diğer delillerin atılı suçun sübutu için yeterli olduğu görülmekle, sanıklar ..., ..., ... yönünden ByLock tespit ve değerlendirme tutanakları beklenilmeden karar verilmesi sonuca etkili görülmemiştir.
a-Hakkında beraat kararı verilen sanıklar yönünden yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden;
b-Hakkında mahkumiyet hükmü kurulan sanıklar yönünden yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, sanıklar ve müdafileri ile sanık ... hakkında bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden katılan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle mahkumiyet hükümlerinin ve beraat kararlarının ONANMASINA,
2-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... yönünden kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme (4 kez); sanıklar ..., ..., ..., ... yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine; ayrıca, sanık ... yönünden Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesinde:
a-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile ilgili olarak;
aa-Her ne kadar katılanlar ..., ..., ... ve ...'a yönelik olarak 2. nesil kriptolu MİLCEP-K2 cep telefonlarının hukuka aykırı şekilde dinlenmesi nedeniyle TCK'nın 132/2 maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçundan zincirleme şekilde 4 kez cezalandırılmalarına karar verilmişse de; sanıkların bu eylemlerinin TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla, ayrıca kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme suçundan zincirleme şekilde (4 kez) mahkumiyet hükmü kurulması,
bb-Kabul ve uygulamaya göre de;
Katılan ...'in kullandığı 2. nesil kriptolu MİLCEP-K2 cep telefonunun 01.11.2013 tarihinde sadece 1 kez hukuka aykırı olarak dinlendiğinin anlaşılması karşısında, katılan ...'e yönelik eylem yönünden hüküm kurulurken cezanın zincirleme şekilde birden fazla kez işlendiğinden bahisle TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca arttırılması cihetine gidilmesi,
b-Sanıklar ..., ..., ... ile ilgili olarak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 E. 2017/370 K. sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Dairemizin İlk derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 E. 2017/3 K. sayılı kararında; "ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bir suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağının kabul edildiği gözetilmekle, ByLock kullanıcısı olduklarını kabul etmeyen sanıkların, ByLock uygulamasını kullandıklarının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, ByLock kullanıcısı olduklarına dair delilin atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, ilgili birimlerden ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme tutanakları getirtilip; ayrıca, UYAP’ta oluşturulan Örgütlü Suçlar Bilgi Bankasında haklarında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığı araştırılarak, bulunması halinde beyan veya ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilip, 5271 sayılı CMK’nın 217/1. maddesi uyarınca duruşmada sanıklar ve müdafilerine okunarak, gerekirse beyan yahut ifade sahipleri tanık olarak dinlenildikten sonra deliller bir bütün halinde değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
c-Sanık ... ile ilgili olarak;
UYAP kayıtları üzerinden yapılan kontrolde sanık hakkında Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/43 Esas sayılı dava dosyası üzerinden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme, Cumhurbaşkanına suikast, yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürme, terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet suçlarından devam eden kovuşturma bulunduğu anlaşılmakla, mükerrer yargılamanın ve cezalandırmanın önlenilmesi bakımından sanık hakkında açılan dava dosyasının aslı veya onaylı örneklerinin Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde getirtilip incelenerek öncelikle her iki dosyanın birleştirilmesi; mezkur dosya kesinleşmişse, incelenerek tüm deliller bir bütün halinde değerlendirilip, sonucuna göre hukuki durumunun takdir veya tayini gerektiğinin gözetilmesi lüzumu,
Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafiilerinin, sanık ... yönünden T.C. Cumhurbaşkanlığının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanıklar ... ve ...'in tutuklulukta geçirdikleri süre, atılı suçlar için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarları, mevcut delil durumu ve bozma nedenleri gözetilerek tutukluluk hallerinin DEVAMINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi gereğince dosyanın Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1276 E., 2017/1192 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
.2009 tarihli ikinci karar) 4.10.1991 tarihli protokol içeriği değerlendirildiğinde hükümsüz nitelikteki senetlerin icra takibine konu edilerek ihale ile çekişmeli payın satışına ve böylece yolsuz tescilin oluşmasına sebebiyet verildiği ve Türk Medeni Kanununun 1025.maddesinin birinci fıkrasında sözü edilen halin gerçekleştiği, bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek boz
Hukuk Genel Kurulu 2017/1276 E. , 2017/1192 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 10.07.2014 gün ve 2013/234 E., 2014/305 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin dahili davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23.02.2016 gün ve 2014/18028 E., 2016/2118 K sayılı kararı ile;
(…Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacıların temyiz itirazı yerinde değildir. Reddi ile usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA…)
Karar verilmiş, dahili davacılar vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13.10.2016 gün ve 2016/7058 E., 2016/9425 K sayılı kararı ile;
(…Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden anlaşılacağı üzere;
Davacı vekili tarafından 24.11.2009 tarihinde dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazın davalı adına yolsuz tescil edildiğinden bahisle tapu iptal ve tescil davası açıldığı,
Mahkemece 27.10.2005 tarihli ve 2004/484-2005/459 sayılı karar ile tapu kaydının icra takibi ile oluştuğundan, ihalenin feshi davası dışında tapu iptal ve tescil istenilemeyeceğinden davanın reddine karar verildiği;
Bu kararın Dairece verilen 23.10.2008 tarihli 2008/6451-10756 sayılı kararı ile ihalenin feshi davalarında taşınmazın aynına ilişkin irdeleme yapılmadığından, icra hukuku ile sınırlı inceleme yapıldığından, ihalenin yöntemine uygun icra edilip edilmediği değerlendirildiğinden, eldeki davanın ise, davalı adına oluşan tapu kaydının illetten yoksun ve tescilin yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayanıldığından mahkeme kararının bozulmasına karar verildiği,
Karar düzeltme talebinin de reddedildiği,
Mahkemece, bozma kararına karşı 12.05.2009 tarihinde direnme kararı verildiği,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.11.2009 tarihli 2009/409-478 sayılı kararı ile Mahkemece verilen kararın yeni hüküm olduğundan dosyanın Daireye gönderildiği, Daire'nin 29.12.2009 tarihli 2009/12926-14031 sayılı kararı ile 04.10.1991 tarihli protokol hükümlerine uyulması gerektiğinden buna göre, icra takibine konu senetler hükümsüz nitelikte bulunduğundan ve tescil yolsuz olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden mahkeme kararının bozulmasına karar verildiği,
Karar düzeltme talebinin reddedildiği,
Mahkemece bozma kararına uyulduğu ve 27.12.2011 tarihli 2010/425-2011/604 sayılı karar ile Daire bozma kararı uyarınca davanın kabulüne karar verildiği,
Bu kararın Dairece 03.07.2012 tarihli ve 2012/5062-8345 sayılı karar ile önceki bozmanın dayanağını teşkil eden protokol aslı bulunmadığından ve ibraz edilmediğinden davanın kabulüne ilişkin kararın davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden kesin olarak bozulmasına karar verildiği,
Davacı tarafça karar düzeltme talebinde bulunulduğu, Dairece verilen 07.03.2013 tarihli 2013/2040-3433 sayılı karar ile taşınmazdaki davalı payının davada taraf olmayan ... Enerji Ltd. Şti'ne temlik edildiğinden 6100 sayılı HMK'nun 125/1.maddesi gereğince değerlendirme yapılması gerektiğinden yukarıda belirtilen Mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulmasına, diğer karar düzeltme nedenlerinin incelenmesine yer olmadığına karar verildiği,
Mahkemece bu bozma kararına da uyulduğu, davacı tarafça taşınmazı temlik alan şirkete karşı davaya devam edildiği, 10.07.2014 tarihli 2013/234-2014/305 sayılı karar ile mahkemece davanın reddine karar verildiği,
Dairece, 23.02.2016 tarihli 2014/18028-2016/2118 sayılı karar ile yerel mahkeme kararının onanmasına karar verildiği,
Bu karara karşı da davacı tarafça 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373.maddesinde yapılan düzenleme doğrultusunda temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca yapılması gerektiğinden ve kendileri yararına usûli kazanılmış hak oluştuğundan söz edilerek delil olarak dayandıkları 04.10.1991 tarihli protokolün mahkeme kasasına alındığından bahisle dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesini ve mahkeme kararının bozulması talebi ile karar düzeltme istenildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere, 17.04.2013 günlü ve 6460 sayılı Yasa ile eklenen HMK'nun 373. maddesinin 6., 1086 sayılı HUMK'nun 26.09.2004 tarihli 5236 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki 439. maddesinin 6. ve değişiklikten sonraki 429. maddesinin 4. fıkrası gereğince “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmü getirilmiştir.
Usûle ilişkin bu düzenlemenin mevcut dava dosyalarına da uygulanması gerekir.
Yukarıda açıklandığı üzere; yerel mahkemece davanın reddine ilişkin verilen 12.05.2009 tarihli karar Dairenin 29.12.2009 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bozulmuş, yerel mahkemece Daire bozma kararı doğrultusunda 27.12.2011 tarihli karar ile davanın kabulüne karar verilmiş, bu kararda Dairenin 03.07.2012 tarihli kararı ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, karar düzeltme talebi üzerine Dairece 07.03.2013 tarihinde yerel mahkeme kararı 6100 sayılı HMK'nin 125/1. maddesi gereğince değerlendirme yapılmak üzere değişik gerekçe ile bozulmuş, bozma nedenine göre diğer nedenler inceleme dışı tutulmuş, yerel mahkemece bu bozma kararına da uyulmuş, 10.07.2014 tarihli karar ile davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça temyiz edilen bu karar Dairenin 23.02.2016 tarihli kararı ile onanmış, onama kararına karşı karar düzeltme talep edilmiştir.
Dairece verilen son karar tarihi itibarı ile davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır hükmü yürürlüktedir ve temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerekmektedir.
Anılan bu husus karar düzeltme isteği üzerine bu defa yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, davacılar vekilinin karar düzeltme isteğinin açıklanan nedenden dolayı (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi uyarınca kabulü ile, Dairenin 23.02.2016 tarihli 2014/18023 Esas – 2016/2118 Karar sayılı ONAMA KARARININ ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın gereğinin takdiri için YARGITAY HUKUK KURULUNA GÖNDERİLMESİNE…)
Karar verilerek dosya Hukuk Genel Kurulu’na gönderilmiştir.
TALEPTE BULUNAN: Dahili davacılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkil ile davalı şirket arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacının demir çelik madenlerinin satın alımı ile depolanması nedeniyle düzenlemiş olduğu 26 adet senedi davalı şirkete verdiğini, ancak 04.10.1991 tarihinde taraflar arasında bir protokol yapıldığını ve bütün senetlerin iptaline karar verildiğini, bu protokole rağmen davalı şirketin senetleri icra dairesine verdiğini ve müvekkili hakkında takip başlattığını, bu takip sırasında Pendik 1. İcra Dairesinin 1992/7621 talimat dosyasında Ballıca Köyü 249 parsel sayılı taşınmazda bulunan davacı hissesinin cebri icra ile satıldığını, davacının bahsi geçen senetlerden dolayı borcunun bulunmadığını ileri sürerek cebri icra yolu ile davalıya satılan hissenin iptali ve müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Dahili davacılar vekili davacı Mustafa Kemal Derinkök’ün 26.12.2011 tarihinde vefat ettiğini, bu nedenle davacının mirasçılarının davaya dahil edilmesi gerektiğini beyanla davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili müvekkili şirketin davacıdan olan alacağını tahsil etmek amacıyla icra takibi başlattığını, davacının iddia ettiği gibi taraflar arasında borç yenileme, itfa, ihmal veya temdide yönelik maddi bir vakıanın gerçekleşmediğini, davaya konu taşınmazın satışına 1992 yılında başlandığını ve 1993 yılında taşınmazın satışının tamamlandığını, devamında da müvekkil şirket adına kayıt ve tescil edildiğini, davacının itiraz hakkını kullandığını, itirazların değerlendirilmesi üzerine ihalenin kesinleştiğini, her ne kadar davacı protokol ile borç ilişkisinin 10 eşit takside bölündüğünü belirtmiş ise de bu iddianın yerinde olmadığını, borç ilişkisinin 1992 yılında doğduğunu, parselin satışının ve davalı şirket adına tescilinin ise 1993 yılında olduğunu, davacı tarafın satış işlemi üzerine ihalenin feshi davası açtığını ve davanın davacı aleyhine sonuçlanarak kesinleştiğini, bu nedenle ortada bir kesin hükmün de bulunduğunu, kaldı ki davacının eldeki davayı süresinde açmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Dahili davalı şirket vekili davanın haksız olduğunu bu nedenle reddinin yerinde olacağını belirtmiştir.
Feri müdahil vekili müvekkilinin, davalı müflis ... Makine San ve Tic A.Ş.‘nin % 35 hissesinin pay sahibi olduğunu, dolayısıyla feri müdahil sıfatıyla davaya katılmasının gerektiğini, feri müdahillik şartlarının somut olayda mevcut olduğunu, davalı tarafın davayı kazanmasında müvekkilinin hukuki yararının bulunduğunu ifade etmiştir.
Mahkemece (27.10.2005 tarihli ilk karar) davacı üzerine kayıtlı bulunan taşınmaz hissesinin, davacının davalı şirkete olan borcu nedeniyle başlatılan icra takibinin kesinleşmesi sonucu ihale yoluyla davalı şirkete satıldığı, yapılan ihalenin usulsüz olduğu iddiasıyla davacı tarafından açılan ihalenin feshi davasının ise reddine karar verildiği ve kesinleşen ihale sonucu hissenin davalı şirket adına tescil edildiği, taşınmazın davalı şirket tarafından iktisabının kesinleşen icra takibine neticesinde icraen yapılan ihale suretiyle oluştuğu, davacının borcu olmayan bir parayı ödemek zorunda kalması durumunda, ödediği bu parayı zamanaşımı süresi içerisinde isteyebileceği, dolayısıyla ihale ile satılan taşınmazın tapu kaydının iptalinin istenemeyeceği, davacı tarafından açılan ihalenin feshi davasının reddedilip kesinleşmesi ile birlikte ihalenin yerindeliğinin kesin olarak ortaya çıktığı, ihalenin feshi davası dışında tapunun devrini önleyecek hukuki bir yolun da söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine;
Özel Dairece (23.10.2008 tarihli ilk karar) eldeki davanın ileri sürülüş biçimi itibariyle, kaydın davalı taraf adına oluşumunun illetten yoksun olduğu, bu nedenle yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayalı olduğu, dolayısıyla davanın mülkiyet hakkına dayalı olarak her zaman açılabileceği, davanın, davalı hakkında iflasın gerçekleşmiş olması halinde İflas Masasına yöneltilmesi gerektiği belirtilerek bozulduğu;
Davalı ... Makine San ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine;
Özel Dairece (19.03.2009 tarihli karar) karar düzeltme isteğinin reddedildiği;
Yerel Mahkemece (Özel Dairenin bozma kararına karşı 12.05.2009 tarihli ikinci karar) icraen yapılan ihale ile davalı şirketin iktisapta bulunduğu, davalı alacaklının bu iktisapta 3. kişi konumunda bulunduğu, icra takibinin haklı ya da haksız olmasının ya da borcun gerçekten var olup olmamasının ihale ile taşınmazı alan kişinin iktisabına etkisinin olmadığı, iktisabın ancak ihalenin feshi durumunda hükümsüz kalacağı, bu durumda da yolsuz tescile dönüşümün söz konusu olacağı, borçlu yönünden gidilebilecek hukuki yolların, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde açıkça düzenlendiği, menfi tespit davası açılarak lehe alınacak bir kararla icra takibinin ve satışın durdurulabileceği, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası ile satış durduramayacağı için dava neticelenmeden satışın yapılması durumunda davanın istirdat davasına dönüşeceği, icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi için alınan ihtiyati tedbir kararının bulunması veya alacağın henüz ödenmemiş olması durumunda satış yoluyla icra veznesine giren paranın borçluya iade edilebileceği, fakat ihale ile yapılan satış geçersiz kabul edilerek malın alacaklıdan geri alınamayacağı, dolayısıyla tek yolun ihalenin feshi kararı almak olduğu, bu durumda ihalenin hükümsüz kalacağı, somut olayda ihalenin feshedilmemiş olması nedeniyle yolsuz tescilden bahsedilemeyeceği, yine davacının bütün hukuki yollara başvurduğu, kıymet takdirlerine itiraz ettiği, ihalenin feshi davası açtığı ve bu dava için iadeyi muhakeme talebinde bulunduğu, bu yönü ile davacının bütün hukuki yolları tükettiği, davacının 04.11.1991 tarihli protokole dayanarak menfi tespit davası açtığı, 19.09.1994 tarihinde açılan bu davada satışa esas İstanbul 3. İcra Dairesi’nin 1992/4216 numaralı takip dosyasındaki borç nedeniyle de talepte bulunduğu, ancak bu davanın reddedildiği, yani borcun olmadığı iddiası yönünden bu kararın kesin delil niteliğini aldığı, eldeki davanın tapu iptali olduğu, bu nedenle kesin hükmün uygulanmayacağı, ancak kesin delil teşkil ettiği dikkate alındığında artık davaya dayanak yapılan protokolün yeniden değerlendirilemeyeceği, TMK’nın 705. maddesinde taşınmaz mülkiyetinin iktisabının tescille olacağı, bazı durumlarda tescilden önce kazanılacağının belirtildiği, belirtilen bu durumlardan birisinin cebri icra olduğu, cebri icranın olması halinde tescilden önce mülkiyetin kazanılacağı, mevcut olayda cebri icra ile iktisabın söz konusu olduğu, yolsuz tescilin ancak mülkiyetin devrine esas TMK’nın 706. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılan sözleşmelerde irade feshadı bulunması durumunda ortaya çıkabileceği, bu hususların da ehliyetsizlik, hata, hile, tehdit, muvazaa gibi aktin geçersizliği durumları olduğu, somut olayda ise mülkiyetin devrine esas taraflar arasında yapılmış resmi bir sözleşmenin bulunmadığı, mülkiyetin devri nedeninin cebri satış olduğu, ihalenin feshi söz konusu olmadıkça tescilin yolsuzluğundan da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verildiği, direnme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine;
Hukuk Genel Kurulunca (04.11.2009 tarihli karar) yerel mahkemenin, özel dairenin bozma kararında belirttiği hususları irdeleyerek önceki hükümden farklı, yeni bir hüküm tesis ettiği, bu durumda ortada bir direnme kararı bulunmayıp yeni hüküm olduğu, dolayısıyla temyiz incelenmesi yapma görevinin, Hukuk Genel Kurulu’na değil, ilgi Özel Daireye ait olacağı belirtilmek suretiyle dosyanın, temyiz incelemesi yapılmak üzere 1.Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verildiği;
Dosyanın Hukuk Genel Kurulu tarafından Özel Daireye gönderilmesi üzerine;
Özel Dairece (29.12.2009 tarihli ikinci karar) 4.10.1991 tarihli protokol içeriği değerlendirildiğinde hükümsüz nitelikteki senetlerin icra takibine konu edilerek ihale ile çekişmeli payın satışına ve böylece yolsuz tescilin oluşmasına sebebiyet verildiği ve Türk Medeni Kanununun 1025.maddesinin birinci fıkrasında sözü edilen halin gerçekleştiği, bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulduğu;
Davalı ... Makine San ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine;
Özel Dairece (14.07.2010 tarihli karar) karar düzeltme isteğinin reddedildiği;
Yerel Mahkemece (Özel Dairenin bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde verilen 27.12.2011 tarihli üçüncü karar) taraflar arasında yapılan 04.10.1991 tarihli protokol ve 26 adet senet için davacının ibra ettiği senetlerin karşılıksız kaldığının kararlaştırıldığı, yine protokol hükümlerine davalı vekili tarafından itiraz edilmediği, bu itibarla senetlerin davacıya işlem yapılmadan iade edilmesi gerektiği halde iade edilmeyerek takibe konulduğu ve dava konusu payın bu nedenle ihalesi ile davalı şirkete satıldığı, ihalenin hükümsüz senetlere dayandığı, dolayısıyla tescilin yolsuz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve taşınmazda davalı şirket adına kayıtlı olan hissenin iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verildiği, hükmün davalı şirket vekili ve feri müdahil tarafından temyiz edilmesi üzerine;
Özel Dairece (03.07.2012 tarihli üçüncü karar) taraflar arasındaki çekişmenin giderilmesinin bozma kararına esas alınan 04.10.1991 tarihli "protokol" başlıklı belgenin aslının ibrazı ile mümkün olacağı ve buna bağlı olarak davacının ibra edilip edilmediğinin ortaya çıkacağı, ancak anılan ibranamenin aslının bulunmadığı, dolayısıyla fotokopi belgeye dayanılarak davacının ibra edildiğinin kabul edilemeyeceği, Daire bozma kararının sonradan ortaya çıkan duruma göre maddi hataya dayalı olduğu ve davada dayanılan çekişme konusu taşınmazın sicil kaydının oluşumunun TMK'nun 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescile dayalı olduğunun söylenemeyeceği, bu itibarla davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulduğu;
Dahili davacılar vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine;
Özel Dairece (07.03.2013 tarihli karar) davalı tarafça ibraz edilen tapu kaydına göre, taşınmazdaki davalı payının davada taraf olmayan üçüncü kişi Güven Enerji Ltd. Şti.ne devredildiği ve tapuya tescil edildiği, HUMK.nın 186.maddesinde (6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi) dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemlerin düzenlendiği, 6100 sayılı HMK’nın 125/1. maddesinde, dava açıldıktan sonra davalının, dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik etmesi durumunda davacı taraf seçimlik hakkını kullanarak, dilerse temlik eden ile olan davasından vazgeçerek davaya devralan kişiye karşı devam edebileceği gibi dilerse davasını temlik eden kişi hakkında tazminat davasına dönüştürebileceğinin açıkça ifade edildiği, kendiliğinden (resen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece davacı yana seçimlik hakkının hatırlatılmasının gerektiği belirtilerek 6100 sayılı HMK’nın 125/1. maddesi gereğince değerlendirme yapılmak ve usuli işlemler tamamlanmak üzere, mahkemenin 27.12.2011 tarih ve 2010/425 E. 2011/604 K. sayılı kararının bozulmasına ilişkin Dairenin 03.07.2012 tarih ve 2012/5062 E. 2012/8345 K. sayılı kararının kaldırıldığı ve hükmün bu gerekçe ile bozulduğu;
Yerel Mahkemece (Özel Dairenin bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde verilen 10.07.2014 tarihli dördüncü karar) davacı vekilinin 28.05.2013 tarihli dilekçe ile yeni malik ... Enerji Ltd. Şti.’yi davaya dahil etmek istediğini bildirip davaya dahil olan davalı ... Ltd. Şti aleyhine devam etmek istediğini açıkça ifade ettiği, davacı tarafa 04.10.1991 tarihli protokol aslını ibraz etmesi için de 06.03.2014 tarihli celsede 30 günlük kesin sürenin verildiği, ancak kesin süreye rağmen protokol aslının dosya içerisine ibraz edilmediği, bu yönü ile davacının borçtan ibra edilmiş sayılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği;
Dahili davacılar vekilinin yeniden temyizi üzerine kararın Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle önce onandığı, sonrasında ise verilen onama kararı kaldırılmak suretiyle dosyanın Hukuk Genel Kurulu’na gönderildiği anlaşılmıştır.
Hukuk Genel Kurulu önüne gene uyuşmazlığın özü; fotokopi niteliğindeki 04.10.1991 tarihli protokolün ihtilafın çözümünde esas alınıp alınamayacağı, burada varılacak sonuca göre davacı tarafın yolsuz tescil iddiasının kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesinden önce, Yerel mahkemece Özel Daire bozma kararına uyularak verilen 10.07.2014 tarihli red kararının temyizi üzerine Özel Dairece kararın önce onandığı, dahili davacılar vekilinin karar düzeltme talebi üzerine bu kez onama kararı kaldırılmak suretiyle gereğinin taktiri için dosyanın Hukuk Genel Kurulu’na gönderildiği anlaşılmakla, eldeki dosyanın 17/04/2013 tarihli 6460 sayılı “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 439 uncu maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 429 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra (“Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.”) kapsamında kalıp kalmadığı, burada varılacak sonuca göre temyiz inceleme görevinin Hukuk Genel Kurulu’na mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu, Hukuk Genel Kurulu’nun görevli olduğunun benimsenmesi halinde dahili davacılar vekilinin 29.09.2014 harç tarihli karar düzeltme dilekçesinden önce verdiği 02.09.2014 harç tarihli temyiz dilekçesindeki temyiz talebinin duruşmalı olarak incelenmesi yönündeki beyanı dikkate alındığında bu talebin duruşmalı olarak incelenip incelenemeyeceği, temyiz talebinin duruşmalı olarak incelemesi gerektiğinin kabulü halinde gerekli tebligat giderlerinin tamamlanması amacıyla dosyanın mahalline geri çevrilmesinin gerekip gerekmediği hususu ilk ön sorun olarak tartışılıp, değerlendirilmiştir.
Öncelikle belirtilmelidir ki; 17.04.2013 tarih ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 439 uncu maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16'ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 429 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra:
“Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır”
Hükmünü amir olup, anılan maddenin gerekçesinde ise;
“Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı halde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtayın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir.
"Kesin bozma", denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkeme kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği halde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir. Ayrıca incelemede derecelendirmenin, içtihat istikrarına hizmet edeceği de açıktır.
Ülkemizde, istinaf kanun yolu yürürlüğe girmediğinden, Yargıtay hukuki denetim yanında maddi vakıa denetimi de yapmaktadır. Bu fiili durum, Yüksek Mahkemenin bazen kendi görevinin dışında görev alması sonucunu doğurabilmektedir. "Usuli müktesep hak" Yargıtayın müstekar içtihatlarıyla hukuk hayatımıza girmiş bir kavramdır. Yüksek Mahkeme bu ilkeye uygun davranarak birçok ilk derece mahkeme kararını bozmakta, çok istisnai olarak usuli müktesep hakkı dikkate almaksızın karar vermektedir. Aslında verilen bu kararlar istinaf kanun yolunun henüz hayata geçirilememesinin sonuçlarındandır.
Bu düşünceden hareketle, değişiklik sadece 1086 sayılı Kanunun istinaf sisteminden önce yürürlükte olan metninde yapılmaktadır. Düzenlemenin kalıcı şekilde 6100 sayılı Kanunda da yer alması, Yargıtayın "usuli müktesep hak" kavramından vazgeçtiği şeklinde bir algı doğurabileceğinden, söz konusu hükmün bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hukuki varlığını sürdürmesi amaçlanmıştır.
Yapılan düzenleme, denetim mahkemelerinin fonksiyonlarına uygun ve denetimi kademelendirerek güçlendiren yeni bir usuli mekanizma öngörmektedir.” denilmektedir.
Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine yerel mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür.
Öte yandan, Hukuk Genel Kurulunun görevi davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır.
Bu nedenle, nihai karar kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın 294/1. maddesinde mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hakimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır. Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen, usulden ret kararları (HMK m.115/2) da usule ilişkin nihai kararlardır.
Esasa ilişkin kararlar ise hakimin uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK m. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK m.303)(Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s.3005).
Nitekim, yukarıda vurgulanan ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2015 gün ve 2014/8-2485 E., 2015/850 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir.
Somut olayda, yolsuz tescil hukuksal nedeniyle tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davada yerel mahkemece Özel Dairenin bozma ilamına uyularak 04.10.1991 tarihli protokol ve 26 adet senet için davacının ibra ettiği senetlerin karşılıksız kaldığının kararlaştırıldığı, yine protokol hükümlerine davalı vekili tarafından itiraz edilmediği, bu itibarla senetlerin davacıya işlem yapılmadan iade edilmesi gerektiği halde iade edilmeyerek takibe konulduğu ve dava konusu payın bu nedenle ihalesi ile davalı şirkete satıldığı, ihalenin hükümsüz senetlere dayandığı, dolayısıyla tescilin yolsuz olduğu belirtilerek verilen davanın kabulüne dair 27.12.2011 tarihli üçüncü karar Özel Dairece ibranamenin aslının bulunmadığı, fotokopi belgeye dayanılarak davacının ibra edildiğinin kabul edilemeyeceği, Daire bozma kararının sonradan ortaya çıkan duruma göre maddi hataya dayalı olduğu ve davada dayanılan çekişme konusu taşınmazın sicil kaydının oluşumunun TMK'nın 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescile dayalı olduğunun söylenemeyeceği, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, dahili davacılar vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine Özel Dairece 07.03.2013 tarihli karar ile 6100 sayılı HMK’nın 125/1. maddesi; dava açıldıktan sonra davalı ... Makine San ve Tic. A.Ş.’nin, dava konusunu (müddeabihi) bir başka şirket olan ...’ne sattığı, bu nedenle davacı tarafa seçimlik hakkının hatırlatılmasının gerektiği açıklanmak suretiyle Dairenin 03.07.2012 tarih ve 2012/5062 E. 2012/8345 K. sayılı kararının kaldırılmasına ve hükmün bu yönden bozulmasına karar verilmiştir. Buna göre dahili davacılar vekilince karar düzeltme talep edilen üçüncü karar Özel Dairece önceki bozmayı ortadan kaldıracak nitelikte olmayıp, HUMK’nın 186. maddesinde (6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi) belirtilen dava konusunun devri ve taraf değişikliğinin hatırlatılması yönündedir.
Görüldüğü üzere 17.04.2013 tarih ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1.maddesiyle 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 439 uncu maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16'ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 429 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkranın eldeki davada uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca yukarıda içeriğine yer verilen hukuki olgular da dikkate alınarak, yerel mahkemece verilen üçüncü kararın temyizen inceleme görevi Hukuk Genel Kurulu’na ait değil Özel Daireye atittir.
Bu nedenle, temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ:Yukarıda gösterilen nedenlerle dahili davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 14.06.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- MAL AYRILIĞI REJİMİ**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 5 ]
8. Hukuk Dairesi 2010/6209 E., 2011/1087 K.
8. Hukuk Dairesi 2010/6209 E., 2011/1087 K.
- DAVA ZAMANAŞIMI
- KATKI PAYI ALACAĞI
- MAL AYRILIĞI REJİMİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 5 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 178 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 179 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 202 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 225 ]
- 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 170 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 66 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 125 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 132 ]
"İçtihat Metni"
A... ile A.. aralarındaki tapu iptali, tescil ve katkı payı alacağı davasının reddine dair (Bafra İkinci Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi)'nden verilen 22.04.2010 gün ve 255/247 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı A... vekili; dava dilekçesinde tarafların 03.09.1979 tarihinde evlendiklerini, vekil edeninin 1981 yılında Almanya'da çalışmaya başladığını, 1983 yılında ise, davalının yanına gittiğini ve çalışmaya başladığını, evlilik birliği içerisinde 1170 ada 66 parsel sayılı taşınmazın satın alındığını, tapu kaydının davalı üzerinde bulunduğunu, davacı ve davalının çalışmaları sonucu ortak katkıları ile arsa üzerinde 4 katlı bina yapıldığını, vekil edeninin taşınmaz üzerinde %50 oranında hakkı bulunduğunu, bu nedenle anılan parselin tapu kaydının 1/2 oranında İptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline, bu olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ile 20.000 YTL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak vekil edenine verilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı A.. vekili cevap dilekçesinde; tarafların 27.12.2005 tarihli mahkeme kararı ile boşandıklarını, hükmün temyiz edilmeyerek 10.03.2006 tarihînde kesinleştiğini, arsanın ortak alındığı ve üzerindeki binanın birlikte yapıldığı yönündeki davacı tarafın iddiasının doğru olmadığını, davacının ailesinin Samsun'da oturduğunu, bu nedenle davacının Bafra'da inşaat yapılmasını istemediğini, davacının alınan taşınmaza ve üzerine yapılan binaya hiçbir katkısının bulunmadığını, arsanın 1984 yılında satın alındığını, üzerindeki binanın İnşaatının ise, 1994 yılında tamamlandığını, Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi gereğince davanın zamanaşımına uğradığını ve zamanaşımı definde bulunduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, "...Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesindeki dava zamanaşımı suresinin geçtiğini, somut olayda 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığını..." gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.
Dava, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmaz ile bu taşınmaz üzerinde inşa edilen 4 katlı binaya yapılan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
Mahkemece/ 4721 sayılı TMK'nın 178. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin gerçekleştiği görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Taraflar 03.09.1979 tarihinde evlenmişler, eldeki davanın davalısı A.. tarafından 06.04.2005 tarihinde; Bafra Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan, Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılan ve 10.03.2006 tarihinde kesinleşen 27.10.2005 gün ve 2005/138 Esas, 2005/577 Karar sayılı hükmü ile boşanmışlardır. Bu durum karşısında taraflar arasında evlenme tarihinden boşanma davasının açıldığı ve 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TMK'nın 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, başka bir mal rejimi seçmediklerinden 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı ve mal rejiminin sona erdiği 06.04.2005 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nın 202, 225 ve 4722 sayılı Kanun'un 10/1 maddeleri).
Uyuşmazlık konusu 1170 ada 66 sayılı parsel mal ayrılığı rejiminin geçerliği olduğu dönemde 30.07.1984 tarihinde alınmış olup, davalı Ali adına tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Üzerindeki 4 katlı binanın inşaatı ise, gerek cevap dilekçesine ve gerekse dosyadaki bilgi ve belgelere göre 1994 yılında tamamlanmıştır. Görüldüğü gibi arsanın alımı ve üzerindeki binanın yapımı, taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğinden ve yapıldığından, taraflar arasındaki uyuşmazlığın Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri gereğince çözümlenmesi gerekmektedir. Mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen mallar için Türk Medenî Kanunu'nda herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ancak Türk Medeni Kanunu'nun 5. maddesinde; bu Kanun ve Borçlar Kanunu'nun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır, denilmektedir. TMK'nın 179. maddesinde ise, mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır hükmüne yer verilmiştir. Şu halde TMK'nın 5. maddesi yoluyla, Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin somut olayda uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Çünkü taşınmaz ve üzerindeki bina 01.01.2002 tarihinden önce edinilmiştir. Bu konuda bir uyuşmazlık da söz konusu değildir. Bu durum karşısında mahkemenin gerekçesine dayanak yaptığı TMK'nın 178. maddesi 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen ve eşler arasında yasal mal rejimi dışında başka bir mal rejimi sözleşmesinin söz konusu olmadığı mallar hakkında uygulanır. Bu bakımdan mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi hukuki yanılgıya dayalıdır. Öte yandan Borçlar Kanunu'nun 132/1-2 bendi uyarınca evlilik devam ettiği sürece karı-kocadan birinin, diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez. Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinin de somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.
O halde mahkemece yapılacak iş; iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, yukarıda yapılan açıklamaların gözönünde tutulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hukuki yanılgı sonucu zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usu! ve kanuna aykırıdır.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK'nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 01.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2024/4662 E., 2025/1102 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Böylece, davacının maliki olduğu kadastral parsel üzerinde imar uygulaması ile oluşan imar parsellerinin dayanağı idari işlemin iptal edilmesi nedeniyle sicil dayanaksız kalmış ve TMK'nın 1025. maddesi hükmü uyarınca imar parselleri yolsuz tescil durumuna düşmüştür.
7. Hukuk Dairesi 2024/4662 E. , 2025/1102 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/5 E., 2023/265 K.
Mahkemece kadastral parselin ihyası davasında bozma ilamına uyularak davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkiline ait olan 527 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alanda yapılan imar uygulaması sonucu 1058 ada 1 sayılı imar parselinin oluştuğunu, yapılan imar uygulamalarının idari yargı yerinde iptal edildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil ile tapu kayıtlarının eski hale iadesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
III.MAHKEME KARARI
Mahkeme ilk kararında; davanın kabulüne karar vermiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Hükmün davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 29.09.2020 tarihli ve 2020/1957 Esas, 2020/5552 Karar sayılı ilamında özetle; dava konusu uyuşmazlığın 3194 sayılı Kanuna eklenen hüküm uyarınca idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerektiğinden yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar vermiştir.
B. Mahkemece Bozma İlamına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, bozma ilamına uyarak davanın reddine karar vermiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; öncelikle ilgili belediyeye müzekkere yazılarak dava konusu taşınmazda mevcut durum itibari ile kök parsele dönülüp dönülemeyeceğinin sorularak tespit edilmesini, davanın reddinde müvekkilinin bir hata ve kusuru bulunmadığından aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini, belirtmiştir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kadastral parselin ihyası istemine ilişkindir.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Somut olaya gelince, dava konusu taşınmaz davalı ... Belediyesi tarafından imar uygulamalarına tabi tutulmuş; ancak davalı ... tarafından yapılan imar uygulaması, idare mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Böylece, davacının maliki olduğu kadastral parsel üzerinde imar uygulaması ile oluşan imar parsellerinin dayanağı idari işlemin iptal edilmesi nedeniyle sicil dayanaksız kalmış ve TMK'nın 1025. maddesi hükmü uyarınca imar parselleri yolsuz tescil durumuna düşmüştür. Her ne kadar mahkemece dava tarihinden sonra gerçekleşen yasa değişikliği nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de; dava, davalı belediyenin yapmış olduğu idari işlem nedeniyle açılmış olup davacının davasını açtığı tarihte kadastral parselin ihyasını talep etmekte haklı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, 6100 sayılı HMK'nın 331. maddesi gereği yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinden davacı tarafın sorumlu tutulması doğru görülmemiş, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücreti hatalı olduğundan hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1.Davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2.Mahkeme kararının hüküm fıkrasının "4" numaralı bendinin hükümden çıkartılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin yatırılan harcın istek hâlinde yatırana iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
26.02.2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava, kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki; 20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.02.2020 kabul tarihli 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7. maddesiyle,
3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine yirmi birinci fıkrasından sonra gelmek üzere;
“Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir” şeklinde fıkra eklenmiştir.
Öncelikle, yeni getirilen bu yasal düzenlemenin eldeki davaya uygulanması gerektiğinde kuşku yoktur. Ne var ki, 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesine eklenen ve yukarıda belirtilen yeni yasa hükmünün 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 6. maddesinde “...Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz...”, 10/1. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir...”, 10/son fıkrasında “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar”, 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. / Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz”, Temel Haklar ve Ödevler Kısmındaki 12. maddesinde“Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder”, 13. maddesinde “ Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”, 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. / Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz”, 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”, 40/1. maddesinde “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir”, 46/1. maddesinde “Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir”, Cumhuriyetin Temel Organlarına ilişkin Üçüncü Kısmın Üçüncü Bölümünde yer alan 138/4. maddesinde de “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” şeklinde yer alan Anayasa hükümlerine aykırı olduğu düşüncesindeyim.
Anayasamızda modern mülkiyet anlayışı benimsenmiştir ve mülkiyet hakkına saygılı ve bu hakkı koruyan bir rejim öngörülmektedir. Modern mülkiyet anlayışında mülkiyet hakkı yetki ve ödevlerden oluşmaktadır. Malikin hem yetkileri hem de yakınlarına ve topluma karşı ödevleri bulunmaktadır. Hakkın kapsamında yer alan ödevler, mülkiyet hakkına yabancı, ona dıştan ve sonradan yükletilen sınırlamalar olarak kabul edilmemeli, aksine bunları, kamu yararı amacıyla malike yükletilen ve mülkiyet hakkını oluşturan ödevler olarak düşünmelidir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. Mülkiyet ancak kanunla ve kamu yararı amacı ile sınırlandırılabilir. Başka bir deyişle, kanun koyucunun malikin yetkilerini sınırlamak yetkisi, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 35. maddesinin 2. fıkrasında sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmanın özü “kamu yararı”, şekli ise “kanun”dur. Kanun koyucunun mülkiyet üzerinde yaptığı sınırlamalar bu hakkın özüne dokunamaz. Anayasanın 35. maddesinde mülkiyet hakkı üç aşamalı bir anlatımla açıklanmıştır:
Birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilerek bu hakkın varlığı anayasal bir hak olarak saptanmıştır. Böyle bir hak sahibi mülkiyetinde olan şeyi dilediği gibi kullanabilir, ona sahip olabilir. Başkalarının o şeye el koyması durumunda onun el koymasının önlenmesini ve bu hakkının korunmasını dava yolu ile isteyebilir. Mülkiyet hakkının bu görünümü kural olarak sınırsız ve kısıtlamasızdır. Kutsal, sınırlamasız ve kısıtlamasız görünen bu hak anılan maddenin 2 ve 3. fıkraları ile genel bir sınırlamaya bağlı kılınmıştır.
İkinci fıkra uyarınca: “Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir”. Demek ki kamu yararı olan yerde veya bu amaçla kullanma gereksiniminde mülkiyet hakkı sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama da kanunla yapılabilir. Kanunsuz olarak burada kamu yararı vardır, denilerek herhangi bir kamu kurumu veya tüzel kişisi mülkiyet hakkına herhangi bir sınırlama koyamaz. Öyle ise bu fıkranın içeriğine göre ancak kamu yararı bulunduğu durumlarda ve kanuna tutunarak sınırlama yapılabilir, yasal bir dayanak olmadan kamu yararı olsa bile mülkiyet hakkına el uzatılamaz. Kanunun olanak tanıdığı yerde de kamu yararı bulunmalıdır.
Anayasa’nın 35. maddesinin 2. fıkrasında kastedilen kamu yararı nedeniyle mülkiyet hakkının sınırlanması, 46. maddede “Kamulaştırma” olarak ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
Ancak anılan maddede öngörülen koşullar gerçekleştiğinde, mülkiyet hakkına sınırlama getirilmekte ve karşılığı ödenmek suretiyle malikin malı elinden zorla alınmaktadır. Anayasa’nın 35. maddesinin 3. fıkrası, mülkiyet hakkına bir sınırlama daha koymuştur. Bu fıkrada, “Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” ifadeleriyle, mülkiyet hakkı sahibine kendi kendini sınırlaması koşulunun ne olduğunu göstermiştir.
Dikkat edilecek olursa; Anayasa’da mal sahibinin kullanma hakkı, 35. maddenin 2. fıkrasında “kamu yararı”, 3. fıkrasında “toplum yararı” ile sınırlanmış ise de; her iki durumda da, taşınmazın mülkiyetine el uzatılamamakta, sadece kullanma hakkının hangi sınırlarla bağlı olduğu ifade edilmektedir.
Öte yandan, Türkiye’nin 18 Mayıs 1954 tarihinde onaylamış olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) başlangıçta mülkiyete ilişkin bir kural içermemekle birlikte, sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce mülkiyet hakkının da yer almasına yönelik bir protokol oluşturulmuş ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye Ek Protokol imzalanmıştır. AİHS’nin Eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesinde:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Buna göre protokolün birinci maddesi mülkiyetin korunmasını düzenlemekte olup; bu madde üç kuraldan oluşmaktadır. Bu kuralların ilki mülkiyet hakkına saygı duyulması biçiminde genel ilkedir. İkincisi, mülkiyet hakkından kamu yararı nedeniyle hukuka uygun olarak yoksun bırakılmasının meşruluğu ilkesidir ve nihayet üçüncüsü, mülkiyet hakkının kamu yararına uygun olarak kullanılmasının düzenlemesinin yine meşru bir müdahale sayılacağı ilkesidir.
Öte yandan;mar hukuku düzenlemeleri kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetileceği gibi, kamu düzenine ilişkin hususlarda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Diğer taraftan, yargı merciilerince verilen kararlar, yöntemine uygun şekilde kesin hüküm niteliğini kazandığında "Lazım-ül icra" (uygulanması gereken) duruma gelirler.
Bilindiği üzere, idari yargıda esas olan, iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür. Bu bağlamda, imar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari işlemlerin idari yargı yerinde iptal edilip kesinleşmesi ile imar parsellerinin TMK'nin 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescil durumuna düşeceği açıktır. Öyleyse, idare mahkemesi tarafından verilen imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesiyle bu idari işlemle oluşmuş tüm uygulamalar iptal edilmiş sayılacağından, sicil kayıtlarının iptal edilen uygulama öncesine getirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Fiili durumda ortaya çıkan güçlükler ve infaza ilişkin sıkıntılar kesinleşen yargı kararları doğrultusunda ilgili idarece yeniden yapılacak imar düzenlemeleriyle çözümlenebilir. Ancak, bu güçlük ve sıkıntılar gerekçe yapılmak suretiyle yolsuz tescilin korunamayacağı da kuşkusuzdur. Diğer taraftan, idari kararın idari yargı yerinde iptali ile sicil kayıtları kendiliğinden eski hale dönmeyeceğinden, iptal öncesi mülkiyet durumunun tesisi için ya idarece yeni bir idari karar alınarak geri dönüşümün sağlanması, ya da adli yargıda açılacak dava sonucu eski tapu kaydının ihyasına yönelik karar verilip, bu kararın kesinleşmesi gereklidir.
Öyle ise; mülkiyet hakkı sahibinin, idari yargı tarafından idarece yapılan imar uygulamasının hukuka aykırılığı tespit edilerek verilen ve kesinleşen bu uygulamanın iptaline ilişkin mahkeme kararının uygulanmasını istemesi mülkiyet hakkının doğal sonucudur. Bu hakkın kullanılmasının engellenmesi Anayasanın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurur. Örneklemek gerekirse, mülkiyet hakkı sahibi kişinin imar uygulaması sonucu kendi taşınmazının bulunduğu yer yerine hamur kuralı gereğince farklı yerden taşınmaz verilmesinin ve kendisine ait taşınmaza isabet eden imar parselinin de başkası adına tescilinin hukuka aykırılığını tespit ettirmesine karşın, yine de bu işlemi ayakta tutacak şekilde getirilen yasal düzenleme Anayasanın 35. maddesine aykırı olup, mülkiyet hakkının ihlaline neden olmaktadır.
Diğer taraftan, Anayasanın 138. maddesi gereğince, idare, mahkeme kararına uymak zorunda olup, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Ne var ki, yeni yasal düzenleme ile kamu düzenine ilişkin olan tapu kaydının illilik prensibine aykırı şekilde iptali gereken “yolsuz tescil”e geçerlilik tanındığı gibi, “geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde” şeklindeki hükümle de, idareye Anayasanın 138. maddesine aykırı olarak idari işlemin iptaline ilişkin mahkeme kararını uygulamama imkânı tanınmıştır. Yine, “öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir” biçimindeki düzenleme de, idari yargı yerinde idari işlemin tümüyle iptali halinde uygulama kapsamındaki tüm taşınmazlar bakımından tapu kayıtları yolsuz hale geleceğinden, mülkiyet hakkı sahipleri bakımından, idareye, uygun gördüğü taşınmaz malikine başka yer tahsisi, uygun görmediğine de tazminat ödeme şeklinde takdir hakkı tanımakla Anayasamızda öngörülen eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi kamu yararı olmadığı halde imar düzenlemesine giren tüm taşınmazların kamulaştırılması sonucunu doğuracağından Anayasamızın 35 ve 46. maddelerine de aykırıdır.
Ayrıca; “davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi” durumu, imar uygulaması öncesine dönülmesini engelleyen bir husus değildir. Bu durumda idarenin kamulaştırma suretiyle imar planlarını uygulayabileceği açıktır. Yine; “iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması” şeklinde belirtilen durum, imar uygulamasının idari yargı yerinde iptaline rağmen idarenin bu iptal kararını uygulama zorunluluğuna uymayarak bina yapımı için inşaat ruhsatı vermesi ve bu suretle yapılaşmaya olanak tanıması da fiili imkansızlık olarak nitelendirilemez.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasamızın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlığı altında düzenlenen 152/1. maddesinde “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır” hükmü uyarınca işlem yapılması gerektiği görüşündeyim. Ne var ki, anılan bu görüşüm sayın çoğunluk tarafından kabul görmediğinden, uygulanması gereken yasal düzenleme kapsamında somut olayın değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda, öncelikle anılan yasal düzenleme ile “davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde” şeklinde ön koşullar öngörüldüğünden mahkemece dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılarak taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelip gelmediğinin ortaya konulması ve yine ilgili idarenin kök parsellere dönülüp dönülemeyeceğine dair tespitinin olup olmadığının belirlenmesi gerekecektir.
Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3194 sayılı Yasaya eklenen yeni hüküm kapsamında bulunmadığının belirlenmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkının korunması gerektiği ve imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali sonucunda yolsuz tescil durumuna düşen sicil kaydına tapu sicilinin tutulması prensipleri uyarınca değer verilemeyeceği dikkate alınarak işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekeceğiaçıktır.
Öte yandan, çekişmeli taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk geldiğinin anlaşılması veya ilgili idarece kök parsellere dönülemeyeceği yönünde bir tespitin yapılması durumunda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeyle “öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği” hükme bağlandığından davacıya ilgili idareye başvurması için olanak ve süre tanınması, başvuru sonucunda idare tarafından dava konusu taşınmaz bakımından yeni yasal hükmün koşullarının mevcudiyetinin tespitiyle davacı taraf ile anlaşma sağlanarak davacıya uygulama sahası içerisinde uygun bir yerin temlik edilmesi veya idarece davacıya taşınmaz değerinin ödenmesi halinde davanın konusuz kalacağının gözetilmesi gerekecektir.
Ne var ki; getirilen yasal düzenlemenin gerekleri ilgili idare tarafından yerine getirilmediğinde, farklı bir ifadeyle koşulları oluşmasına rağmen davacı ile idarenin anlaşamaması ve davacıya idarece taşınmaz bedeli de ödenmemesi halinde, davacının usul kuralları uyarınca eldeki davayı anılan yeni kanun hükmü gereğince bedele dönüştürebileceği ve böylesi bir durumda da davaya tazminat davası olarak devam edilebileceği gözetilmelidir.
Anılan hususlar, gerek yeni yasa hükmü, gerek usul kuralları adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları, usul ekonomisi, vd. gerekse Anayasamızın 35. maddesiyle ve kanunlarımızla ve de AİHS’nin Eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceğine ilişkin hükümlerin gereğidir.
Somut olayda; davacının kayden paydaşı olduğu 527 parsel sayılı taşınmazda Esenler Belediyesi tarafından 20.02.1996 tarih ve 544 sayılı Encümen kararı ile imar uygulaması yapılarak imar parselleri oluşturulduğu, ancak anılan imar uygulamasının İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 27.01.1998 tarih ve 1997/478 Esas 1998/30 Karar sayılı ilamıyla iptal edildiği ve bu kararın deracattan geçmek suretiyle 20.06.2000 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; 3194 sayılı Yasanın 18. maddesine eklenen fıkranın eldeki davanın reddini öngörmediği, davacı tarafın imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkı sahibi olup eldeki davayı açmakta halen devam eden hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, yeni yasal düzenlemenin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onama kararının vekalet ücretine ilişkin kısmına iştirak etmekle birlikte esasa yönelik kararına katılamıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Türk özel hukuk sisteminde, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun genel kanun (lex generalis) niteliği ve diğer özel hukuk dallarıyla olan ilişkisi göz önüne alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuken isabetsizdir?
A) Uygun düştüğü ölçüde, dürüstlük kuralı gibi genel nitelikli hükümler, özel kanunlarda aksi açıkça düzenlenmedikçe, 4721 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca doğrudan uygulama alanı bulur.
B) Ticari işlerde, hakkında ticari bir hüküm veya ticari örf ve âdet bulunmayan hallerde mahkemenin genel hükümlere başvurması, Türk Medeni Kanunu'nun tamamlayıcı rolünün bir yansımasıdır.
C) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliğe sahip olduğunu ve Türk Medeni Kanunu çerçevesinde haklardan yararlanabileceğini belirtmesi, bu iki kanun arasındaki organik bağı teyit eder.
D) Özel bir kanun olan Türk Ticaret Kanunu'nun, kendisini Türk Medeni Kanunu’nun ayrılmaz bir parçası olarak nitelemesi, TMK genel hükümlerinin ticari uyuşmazlıklarda uygulanabilmesi için yegâne hukuki dayanağı teşkil eder.
E) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümlerinin de Türk Medeni Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında diğer özel hukuk ilişkilerine uygulanması, bu iki kanunun bir bütün olarak özel hukukun temelini oluşturmasının bir sonucudur.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.