Türk Medeni Kanunu 700. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 700- Bir paydaşın kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması hâlinde, diğer paydaşlardan biri intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde paylaşma isteminde bulunursa; satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder.
II. Elbirliği mülkiyeti
1. Kaynakları ve niteliği
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2021/2322 E., 2021/4243 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
Bir kısım davalılar vekili, Ankara ili Bala ilçesi Çiğdem mahallesinde bulunan 122, 250, 876 parsel sayılı taşınmazlarda 26.04.2013 tarihinde dava dışı Haluk Genç lehine 99 yıllığına intifa hakkı tesis edildiğini, Türk Medeni Kanununun 700. maddesine göre, intifa hakkının paya düşecek bedel üzerinden devamına karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmün bu yönde tavzihini istemiştir.
7. Hukuk Dairesi 2021/2322 E. , 2021/4243 K.
"İçtihat Metni"
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine 10/04/2014 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi istenmesi üzerine davanın kabulüne karar verilmiştir. Bir kısım davalılar vekilinin tavzih talebinin reddine dair verilen 27/09/2019 günlü ek kararının Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, Ankara ili, Bala ilçesi, Çiğdemli Mahallesi 122, 243, 250, 251, 876 parsel sayılı taşınmazların aynen taksiminin mümkün olmadığını belirterek, taşınmazların satış yolu ile ortaklığının giderilmesini talep etmiştir.
Bir kısım davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme, davanın kabulüne, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar vermiştir. Karar, 31.08.2016 tarihinde temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
Bir kısım davalılar vekili, Ankara ili Bala ilçesi Çiğdem mahallesinde bulunan 122, 250, 876 parsel sayılı taşınmazlarda 26.04.2013 tarihinde dava dışı Haluk Genç lehine 99 yıllığına intifa hakkı tesis edildiğini, Türk Medeni Kanununun 700. maddesine göre, intifa hakkının paya düşecek bedel üzerinden devamına karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmün bu yönde tavzihini istemiştir.
Mahkeme, 27.09.2019 tarihli ek kararı ile tavzih talebinin reddine karar vermiştir.
Bir kısım davalılar vekili, ek kararı temyiz etmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 305. maddesine göre, hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 700. maddesine göre, bir paydaşın kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması hâlinde, diğer paydaşlardan biri intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde paylaşma isteminde bulunursa; satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder.
Somut olayda, dava konusu edilen ve satış yoluyla ortaklığın giderilmesi istenen taşınmazların bir kısmının üzerinde 26.04.2013 tarihinde intifa hakkı kurulmuştur. Türk Medeni Kanununun 700. maddesine göre satış yolu ile paylaşmada intifa hakkının buna ilişkin paya düşecek bedel üzerinden devamına şeklinde hüküm kurulması gerekmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 305. maddesi gereğince, bu hususta açıklama yapılarak ek karar verilmesi gerekirken talebin reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin temyiz isteminin kabulü ile ek kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 23.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (2)
14. Hukuk Dairesi, 2019/4651 E., 2019/8947 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İntifa hakkı 01.01.2002 tarihinden sonra kurulmuş ise, 4721 sayılı TMK'nin 700. maddesi uyarınca "Bir paydaşın kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması halinde, diğer paydaşlardan biri intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde paylaşma isteminde bulunursa;
14. Hukuk Dairesi 2019/4651 E. , 2019/8947 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 17/12/2013 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 02/02/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.
Davacılar vekili, ... İli, ... İlçesi, 9323 ada 2 parsel sayılı 300 metrekare yüzölçümündeki taşınmazda 2 katlı ve 5 katlı olmak üzere 2 adet bina bulunduğunu, 2 katlı binanın davacılar ile davalılardan ...'a ait olduğunu, 5 katlı binanın ise davalı ... dışındaki davalılara ait olduğunu belirterek, dava konusu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu taşınmazdaki 2 katlı bina oturulamaz durumda iken müvekkili tarafından önemli bir meblağ harcanarak bugünkü durumuna getirildiğini, ortaklığın satış suretiyle giderilmesi halinde tadilat bedelinin davalı ...'a ödenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bir kısım davalılar vekili, dava konusu taşınmazdaki 2 katlı evin davacılar ile davalılardan ...'a ait olduğunu, 5 katlı binanın ise müvekkilleri ile davalı ... dışındaki diğer davalılara ait olduğunu, ifrazın mümkün olduğunu belirterek, dava konusu taşınmazda ortaklığın aynen taksim suretiyle giderilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar vekili ise, dava konusu taşınmazda 7 ve 9 numaralı binalar bulunduğunu, 7 numaralı binada her bağımsız bölümün ayrı bir maliki bulunduğunu, 7 numaralı binada davacılar ile davalılardan ...'ın hakkı bulunmadığını, kat mülkiyeti kurulmak suretiyle ortaklığın giderilmesini, dava konusu taşınmazdaki intifa hakkı sahibinin payının hesaplanması gerektiğini belirtmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış yolu ile giderilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, bir kısım davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
Ortaklığının giderilmesi istenen taşınmaz üzerinde intifa hakkı var ise bu hak sahibinin davaya dahil edilmesi zorunludur. Satış suretiyle ortaklığın giderilmesi istenen taşınmaz üzerinde 4721 sayılı TMK'nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce kurulmuş bir intifa hakkı varsa taşınmazın 14.03.1960 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca intifa hakkı ile yükümlü olarak satılması gerekir.
İntifa hakkı sahibi yalnız başına bu hakkının paraya çevrilmesini, taşınmazın intifasız satışını isterse diğer paydaşların muvafakati aranmaksızın taşınmazın intifasız satışına karar verilmelidir.
İntifa hakkı 01.01.2002 tarihinden sonra kurulmuş ise, 4721 sayılı TMK'nin 700. maddesi uyarınca "Bir paydaşın kendi payı üzerinde intifa hakkı kurması halinde, diğer paydaşlardan biri intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde paylaşma isteminde bulunursa; satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, buna ilişkin paya düşecek bedel üzerinde devam eder."
6100 sayılı HMK’nin “Hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi” başlıklı 294. maddesinde açıklandığı üzere mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur.
Aynı yasanın “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesi gereğince hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
“Hükmün yazılması” başlıklı 298. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
10.04.1992 tarihli ve 1991/7-1992/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni oluşturacağı, bozmadan sonra mahkemenin önceki kısa kararla bağlı olmasızın çelişkiyi kaldırmak kaydı ile vicdani kanaatine göre karar verebileceği öngörülmüştür.
Somut uyuşmazlıkta, dava konusu taşınmazda davalılardan ... ve ...'ın payı üzerinde davalı ... lehine 10.10.2005 tesis tarihli intifa hakkı bulunmaktadır. Mahkemece 02.02.2016 tarihinde tefhim edilen kısa kararda; taşınmaz üzerindeki davalı ...'a ait intifa hakkının intifalı paya düşecek bedel üzerinden devam edeceği belirtilmiş, kararın gerekçesinde aynı husus tekrar edilmiş, ancak hüküm fıkrasında yer verilmemiştir. Bu itibarla gerekçeli karar ile tefhim edilen kısa karar arasında ve gerekçe ile hüküm sonucu arasında çelişki oluşmuştur.
Ayrıca dava konusu 9323 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların maliklerine muhdesat değeri oranında satış bedelinin dağıtılmasına karar verilmiş ise de bu miktarın hak sahiplerine hangi oranda dağıtılacağının açıkça belirtilmemesi hükmün infazında tereddütlere neden olacağından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle; hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 23.12.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2009/11106 E., 2009/12302 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varMENDERES ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bilindiği üzere, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda paylı mülkiyet, yasanın 688 ile 700. maddelerinde düzenlenmiş, düzenlemede, genellikle 1926 tarihli önceki yasa hükümleri dikkate alınmış, “Yönetim ve Tasarruf’a” ilişkin bazı konularda açıklık sağlanmış, bu arada 693.
1. Hukuk Dairesi 2009/11106 E. , 2009/12302 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : MENDERES ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/05/2009
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalılarla paydaş olduğu dava konusu 382 parselde payına isabet eden miktardan az yer kullandığını, parselin fiili kullanımı konusunda paydaşlarla anlaşmaya varamadıklarını belirterek MK’nun 693. maddesi uyarınca taşınmazdaki paylı mülkiyetin paydaşlar arasında paylarına uygun yararlanmalarını sağlayacak düzenlemenin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı S. D.. ve H. S..tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava,paydaşlar arasında paylarına uygun kullanım alanının saptanması ve düzenlenmesi isteğine ilişkindir.
İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimine göre; taraflar arasında, mülkiyet uyuşmazlığı yoktur. Çekişme konusunu oluşturan 382 sayılı parselin kullanılma ve yararlanma biçiminin ne olması gerektiği noktasındadır.
Bilindiği üzere, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda paylı mülkiyet, yasanın 688 ile 700. maddelerinde düzenlenmiş, düzenlemede, genellikle 1926 tarihli önceki yasa hükümleri dikkate alınmış, “Yönetim ve Tasarruf’a” ilişkin bazı konularda açıklık sağlanmış, bu arada 693. madde ile de önceki yasadan farklı bir yasa hükmü getirilmiştir.
Sözü edilen maddede aynen “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık halinde yararlanma ve kullanma şeklini hakim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir” ifadelerine yer verilmiştir. Önceki yasada bu maddeyi tam olarak karşılayan bir hüküm mevcut değildir. Özellikle, hükümet gerekçesinde değinildiği gibi, maddenin ikinci fıkrası ile paydaşlar arasında, paylı malı kullanma ve bu maldan yararlanma şekliyle ilgili olarak ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde hakimin yetkili olduğu; bu bölünmenin paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyle bölünme biçiminde mümkün olacağı dile getirilmiştir.
Maddede hakime tanınan yetki, paylı malın yer itibariyle olduğu kadar, zaman bakımından da bölünebileceği esasına dayandırılmıştır.
Yasanın paylı mülkiyete ilişkin hükümleri bütün olarak incelendiğinde, 688. maddeden, 695. maddeye kadar, paylı taşınmazda yönetim, tasarruf, yararlanma, koruma, giderlere katılma ve bu konularda paydaşlarca verilen kararların etkisi düzenlenmiş, bu suretle paydaşların mülkiyet haklarını bir çekişmeye meydan vermeden, uyum ve düzen içerisinde kullanmaları amaçlanmıştır. Böyle bir amacın gerçekleşme olasılığı bulunmayan hallerde, sorunlu paydaş yönünden paydaşlıktan çıkarma (Md. 696, 697), nihayet paylı mülkiyetin sonra ermesi (Md. 698-699) düşünülmüştür. Görüldüğü üzere yasa koyucu, öncelikle, kimi halde devamı zorunlu paylı mülkiyet ilişkisinin ayakta tutulmasına özen göstermiş, paydaşlık ilişkisinin ve paydaşlığın sona erdirilmesini son çare olarak amaçlamıştır.
Yasanın bu amacı 693/2. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, mülkiyet çekişmesi ve sorunu olmayan paylı taşınmazlarda, kullanma ve yararlanma biçimi yönünden hakimin müdahale zorunluluğu bulunduğu tartışmasızdır.
O halde hakim, paydaşlık ilişkisinin devamında fayda ve zorunluluk olan hallerde, paydaşların sicilden kaynaklanan haklarını ihlal etmeksizin, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde, somut olayın özelliğini, taşınmazın konumunu, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, tarafların ihtiyaç ve gerçeklerini gözetmek suretiyle paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle paydaşlar arasında ne şekilde bölünebileceğini saptayıp buna göre karar vermek durumundadır.
Bunun için de, taşınmaz başında keşif yapılarak, uzman bilirkişilerden açıklanan ölçütleri yansıtan, paylı taşınmazın zaman ve yer olarak bölünme biçimini belirleyen, çeşitli seçenekleri içeren rapor alınması, bunlardan en uygun olanına hükmedilmesi gereklidir.
Somut olaya gelince; çekişmeye konu 382 parsel sayılı 18920 m2 kare yüzölçümlü bağ ve tarla niteliğindeki taşınmaz paylı mülkiyet üzere olup, davanın açıldığı 18.2.2008 tarihinde davacı A.. ile davalılardan S..’in ayrı ayrı 5000/18920’şer (125 /473’şer ), diğer davalı H....nın 3920 /18920 (98 /473 )ve dava dışı H. S..’ın da yine 5000/18920 yani (125/473)oranında taşınmazda pay sahibi oldukları davanın devamı sırasında davalılardan H..’nın maliki olduğu 3920/18920 (98/473)payını 9.6.2008 tarihinde davalılardan S..’e sattığı böylece hisse tevhidi ile davalı S..’in taşınmazda 223/473 (8920/18920) oranında paya malik olduğu, neticeten taşınmazın davacı A.. davalı S..ve dava dışı H.S..’ın malikleri olduğu ve dava dışı paydaş H..’nın davaya dahil edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı A..taşınmazın kullanılması ve yararlanma biçimi bakımından paydaş R..ile anlaşamadıklarını, kendisinin kullanımına bırakılan bir kısım yerin paydaşı olduğu 382 parselde değil dava dışı ahara ait 381 parselde kaldığını belirterek Türk Medeni Kanununun 693/2 maddesi hükmü gereğince paydaşlar arasında taşınmazın kullanım tarzının mahkemece belirlenmesini istemiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, davacının taşınmazın kullanım biçimi itibariyle anlaşamadıklarını bildirdiği R..’nin dava tarihinde ve sonrasında taşınmazda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı kayden sabittir. Kendisine husumet tevcih edilen R..’nin taşınmaza varsa bir elatması veya muaraza yaratması Türk Medeni Kanununun 683.maddesi hükmü uyarınca açılacak elatmanın önlenmesi veya muarazanın giderilmesi davasıyla çözüme kavuşturulması gerekeceği tartışmasızdır. O halde paydaş olmayan R.. bakımından açılan bir elatmanın önlenmesi isteği bulunmadığına göre, Türk Medeni Kanununun 693/2 maddesi hükmü uyarınca açılan davanın dinlenilmesine olarak yoktur.
Öte yandan, davacının diğer paydaşlar S.. ve dava dışı (yargılama sırasında davaya dahil edilen ) H.S..arasında taşınmazın kullanımı ve yararlanılması biçimi bakımından bir çekişme varsa taraflar arasındaki çekişmenin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde ve bu kurallar gözetilmek suretiyle çözümleneceğinde kuşku yoktur.
Bunun içinde diğer paydaşların hepsine yönelik usulen açılan bir davanın bulunması zorunludur. Oysa taşınmazın paydaşlarından H. S.. hakkında usulen açılan bir dava yoktur. Bir kimsenin dahili dava yoluyla taraf sıfatını kazanmasıda olanaksızdır.
O halde, öncelikle taşınmazda paydaş olan S.. ve H..ile davacı arasında Türk Medeni Kanununun 693 /2. maddesinden kaynaklanan bir isteğin bulunup bulunmadığı konusunda davacıdan açıklayıcı bilgi alınması, isteğin bulunduğunun belirlenmesi halinde paydaş H.. hakkında da davacıya dava açması için olanak tanınması ve açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi, davalı tarafın savunmasında geçen derdest olduğu bildirilen şufa davasının eldeki davaya etkisi özellikle tarafların sıfatına etkili olup olmadığının saptanması ve değerlendirilmesi, gerektiği taktirde sonucunun beklenmesi, ondan sonra yukarıda değinilen ilkeler de gözetilmek suretiyle tüm paydaşları kapsayacak nitelikte taşınmazın yer ve zaman itibariyle kullanma ve yararlanma biçimi yönünden infaza elverişli olacak şekilde kroki düzenlettirilmesi ve neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalı tarafın temyizi itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğnice BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
Paylı mülkiyete tabi bir taşınmazın paydaşları olan (A), (B) ve (C)'den (A), kendi payı üzerinde (D) lehine intifa hakkı kurmuş ve bu durum diğer paydaşlara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Bu tebliğ üzerine (B), paylı mülkiyetin sona erdirilmesi amacıyla paylaşma davası açmak istemektedir. (C) ise taşınmazın bölünmesinin önemli bir değer kaybına yol açacağını ve paylaşma için uygun bir zaman olmadığını ileri sürmektedir.
Bu olay ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümleri dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Bir paydaşın payı üzerinde intifa hakkı kurması, diğer paydaşların rızasına tabi olduğundan, (B)'nin doğrudan paylaşma talep etme hakkı bulunmamaktadır.
B) Paylaşma davası sonucunda hâkim, öncelikli olarak malın paydaşlar arasında açık artırmayla satılmasına karar vermelidir.
C) (B), intifa hakkının kurulduğunun kendisine tebliğinden başlayarak üç ay içinde paylaşma isteminde bulunursa; satış yoluyla paylaşmada intifa hakkı, (A)'nın payına düşecek bedel üzerinde devam eder.
D) Paylı mülkiyeti devam ettirme borcu doğuran ve tapuya şerh edilmiş on yıllık bir sözleşme olsa dahi, bir paydaşın payı üzerinde intifa hakkı kurması diğer paydaşlara her zaman paylaşmayı isteme hakkı verir.
E) (C)'nin "uygun olmayan zamanda paylaşma" iddiası, intifa hakkı kurulması gibi özel bir durumun varlığı karşısında ileri sürülemez ve hâkim tarafından dikkate alınmaz.