4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 701

Türk Medeni Kanunu 701. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 701- Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. 2. Hükümleri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

61 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
**- MUVAZAA NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 701 ]
Hukuk Genel Kurulu 2009/1-575 E., 2009/618 K. Hukuk Genel Kurulu 2009/1-575 E., 2009/618 K. - MUVAZAA NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 701 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 702 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 703 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 307 ] - 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 581 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 18 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 74 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescili" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bolu 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına ve kabulüne dair verilen 22.04.2008 gün ve 2007/286 Esas, 2008/123 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.03.2009 gün ve 2009/1249 Esas, 2009/2932 Karar sayılı ilamı ile, ("… …Dava, Borçlar Kanununun 18. maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda davacıların miras bırakanı M..... D....'dan gelen miras paylarına yönelik açılan davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Ancak, davacılardan Ş...... yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde vefat etmiş, mirası davacılara ve dava dışı A..., U..., Ş...., A...., E... ve S...'e kalmıştır. Dava, dava dışı anılan mirasçılara ihbar edilmiş bu mirasçılardan A...., E... ve S...'in ilk karardan sonra açtıkları dava eldeki dava ile birleştirilmiştir. Bu durumda Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi bulunduğundan diğer mirasçılarına da tebligat yapılmış olmakla iştirakin sağlandığı kabul edilmelidir. Ne var ki; mahkemece davacı Ş...... mirasçıları A..., Ş...., U..., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği halde, aynı kararın 2. bendinde bu kez E..., S... ve R....tarafından açılan davanın ara muris Ş......'den gelen payı da kapsar biçimde kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. Anılan hüküm davacılar tarafından temyiz edilmeyip, yalnızca davalı tarafından temyiz edildiğine göre, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereği davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın davalıya sağladığı usuli kazanılmış hakların gözetilmesi gerektiği açıktır. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan hususlar nazara alınmak suretiyle iptali gereken payların yeniden belirlenmesi ve yargılama giderleri ile avukatlık parasının da buna göre düzenlenmesi gerekirken bu yönler gözardı edilerek yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.… …") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, Borçlar Kanununun 18.maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar S......, Ç...., Ö...., A.... ve Ş...... vekili, müvekkillerinin miras bırakanı M..... D....'ın 251 ada 26 parsel sayılı taşınmazı yeğeninin eşi davalıya ölümünden kısa bir süre önce, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, satış işleminin iptali ile müvekkilleri adına miras payları oranında tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı A......, taşınmazı bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, satış bedelini bankaya yatırdığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Davacılardan Ş......, yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde vefat etmiş, mirası davacılara ve dava dışı A..., U..., Ş...., R...., E... ve S...'e kalmıştır. Dava, dava dışı anılan mirasçılara tebligat yapılmak suretiyle ihbar edilmiştir. Dava, kendilerine ihbar edilen mirasçılardan hiçbiri davaya cevap vermedikleri gibi duruşmalara da katılmamışlardır. Mahkemece, dava sırasında ölen davacı Ş......'in davayı takip etmeyen mirasçıları A..., U..., Ş...., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin hükmü temyizi üzerine karar, Özel Dairece muris M.....'in davalıya yapmış olduğu temlikin terekeden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olması nedeniyle bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak davacı S...... dışındaki mirasçıların miras payları aşılmak suretiyle iptal ve tescil kararı verilmiş olması ile bazı mirasçıların soyadlarında ve davalının isminin infazda tereddüt oluşturacak şekilde yanlış yazıldığı gerekçesi ile davalı yararına bozulmuştur. Kök muris M..... ile yargılama sırasında ölen davacı Ş...... mirasçılarından R...., E... ve S... tarafından mahkemece verilen 14.12.2006 tarihli ilk karardan sonra ve 03.05.2007 tarihli birinci bozma kararından önce 08.03.2007 tarihinde davalı A...... aleyhine açtıkları dava, 14.12.2007 tarihinde eldeki asıl dava ile birleştirilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davayı takip etmeyen mirasçılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin hükmü temyizi üzerine karar, Özel Dairece, başlık bölümüne aynen alınan bozma ilamında açıklanan nedenlerle kısmen temyiz itirazlarının kabulüne karar verilerek, davalı yararına bozulmuştur. Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hallerde, usulü kazanılmış haklardan söz edilemeyeceği belirtilmek suretiyle, gerekçe genişletilerek direnme kararı verilmiştir. Davalı A...... ile mirasçı A... farklı kişiler olup, davalı A......'un mirasçı olmadığı hususunda ve davalıya yapılan temlikin muris muvazaasına dayalı olarak gerçekleştirildiği konusunda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı Ş...... mirasçıları A..., Ş...., U..., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği halde, aynı kararın 2. bendinde bu kez E..., S... ve R....tarafından açılan birleşen davanın, ara muris Ş......'den gelen payı da kapsar biçimde kabulü yönünde hüküm kurulması ve anılan hükmün davacılar tarafından temyiz edilmeyip, yalnızca davalı tarafından temyiz edilmesine göre, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereği davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın davalı yönünden usuli kazanılmış hak sağlayıp sağlamayacağı noktasında toplanmaktadır. 1-Yerel mahkeme direnme kararının bir kısım mirasçılar yönüyle davanın açılmamış sayılmasına ilişkin hükmün değerlendirilmesinde; Asıl davada dayanılan kök muris M.....'in mirasçıları davacılar Ş......, S......, Ç...., Ö...., A.... ile dava dışı A..., Ş...., U..., R...., E... ve S...'dir. Yargılama sırasında ölen ara muris Ş......'in mirasçıları ise, asıl davadaki diğer davacılar S......, Ç...., Ö...., A.... ile birleşen davanın davacıları R...., E..., S... ve dava dışı olan A..., Ş...., U... olduğu dosyadaki veraset ilamlarından anlaşılmaktadır. Asıl davanın davacılarından Ş......, yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde ölmüştür. Bu durumda Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi bulunmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada gösterilen sözleşmeler uyarınca, aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 701-703.maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi, ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya hakkı olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke, Türk Medeni Kanunun 701.maddesinde "Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." biçiminde yer almıştır. Bu itibarla elbirliği (iştirak) halinde mülkiyette, ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Yasada veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunludur. Türk Medeni Kanunun 702/2. maddesi "...Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir..." hükmünü getirmiştir. Ne var ki bu kural, uygulamada yumuşatılarak, 11.10.1982 tarih, 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla bir ortağın tek başına dava açabileceği; ancak, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanunun 702/4.maddesinde "...ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır..." hükmü öngörülmüştür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmeden önce elbirliği ile mülkiyet 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 581.maddesinde düzenlenmişti. Ancak uygulamada karşılaşılan bazı güçlüklerin giderilmesi için yeni düzenlemede Türk Medeni Kanununun 640.maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, mirasta terekenin tabi olduğu elbirliği mülkiyetine yöneltilen en güçlü eleştiri, birlikte hareket etme zorunda olmaları nedeniyle mirasçıların bireysel olarak terekedeki hakların korunması amacıyla hareket edememeleriydi. Maddeye eklenen dördüncü fıkra, bu eksikliği giderme amacına yönelik olarak getirilmiştir. Olağan koruma eylemleri ve buna bağlı olarak onarımlar, mahsullerin toplanması bozulacak olanların satılması, acele olarak yapılması zorunlu bulunan işlemin yerine getirilmesi ile istihkak, elatmanın önlenmesi, tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan talepler, ortaklardan her biri tarafından dava yoluyla ileri sürülebilir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 16.2.2005 gün ve 2005/8-22 E.- 64 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Buna göre, davacı Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olmakla diğer mirasçıların da, davaya katılmaları sağlandıktan sonra mirasçılardan yalnız biri tarafından da, görülmekte olan dava yürütülebilir. Bu durum, mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmasının tabi bir sonucudur. Zorunlu dava arkadaşlığının söz konusu olduğu hallerde, mahkeme hepsi hakkında aynı ve bir karar verir. Biri hakkında davanın reddine, diğeri hakkında ise davanın kabulüne karar veremez. Yani, dava konusu hukuki ilişki (hak veya borç) üzerinde dava arkadaşlarının birbirlerinden farklı biçimde hareket etmelerine imkân olmadığı gibi, mahkeme de dava arkadaşlarından biri veya bazısı hakkında diğerlerinden farklı bir karar veremez (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Y....., Ejder: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1995, 7.baskı, s.459). Bu durumda, davacı Ş......'in payı bakımından haklarında davanın açılmamış sayılmasına karar verilen ve hükmü temyiz etmeyen diğer mirasçılar A..., Ş...., U... yönüyle bu kişilerin payı için temyize gelen davalı hakkında verilen hükmün aleyhe bozma yasağı kapsamında olup olmadığına bakılmalıdır. Taraflardan yalnız birinin temyiz etmiş olduğu hüküm, temyiz eden tarafın aleyhine bozulamaz. Buna aleyhe bozma yasağı denir. Aleyhe bozma yasağı, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 326/IV. maddesinde (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun m.307/IV) açıkça hükme bağlandığı halde, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda açık bir hükümle düzenlenmiş değildir. Yargıtay, hükmü temyiz edenin aleyhine bozacak olursa, hükmü temyiz etmemiş olan diğer taraf lehine karar vermiş olur. Bu ise, hâkimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu ve talep dışı karar veremeyeceği ilkesine (H.U.M.K. m.74) aykırı düşer. Bu nedenle Yargıtay yerleşmiş uygulamasıyla aleyhe bozma yasağının hukuk usulünde de geçerli olduğuna karar vermektedir. Ne var ki; kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağı uygulanamaz. Yani Yargıtay, kamu düzenine aykırı bir husustan dolayı hükmü temyiz edenin aleyhine (temyiz etmemiş olan tarafın lehine) olarak da bozabilir. Çünkü kamu düzenine ilişkin hususları hâkim (ve Yargıtay) kendiliğinden gözetme ile yükümlüdür (Bkz. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 baskı, Cilt V., s.4727-4736). Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu'nun 21.01.2004 gün ve 2004/1-46 E.-6 K.; 6.10.2004 gün ve 2004/ 1-433 E. - 483 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Aleyhe bozma yasağının bulunduğu hallerde usulü kazanılmış haktan bahsedilebilirse de, bu yasağın bulunmadığı hallerde, usulü kazanılmış haktan bahsetmek de mümkün değildir. Tapu sicilinin düzgün tutulması kamu düzenine ilişkin olup, hâkim de sicilin düzgün oluşturulmasında sorumluluk sahibidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemenin asıl davanın davacılarından Ş......'in ölümü nedeniyle mirasçılarından A..., U... ve Ş.... hakkında davanın açılmamış sayılmasına karar vermesi, buna karşın davayı takip eden diğer mirasçılar bakımından ise usule uygun karar vermesi yukarıda belirtildiği üzere "zorunlu dava arkadaşları hakkında birbirinden farklı karar verilemez" ilkesine aykırı bir durum yaratılmıştır. Öyle ise, mahkemece asıl davada mirasçılar A..., U... ve Ş.... hakkında da, ara muris Ş......'in miras payı yönüyle hüküm kurulmalıdır. Bu durum, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle de, aleyhe bozma yasağının istisnalarındandır. Somut olayda, davalı lehine, usulü kazanılmış haktan da bahsedilemez. Temyiz edenin sıfatı, böyle bir karar verilmesine de, engel oluşturmamaktadır. Hal böyle olunca, birleşen davanın davacıları R...., E... ve S... hakkında direnme kararının ikinci bendinde kök muris M..... ve ara muris Ş......'den gelen miras payları bakımından usulüne uygun hüküm kurulduğuna göre, ayrıca hükümde çelişki oluşturacak şekilde asıl davada bu kişiler bakımından da, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu mirasçılar bakımından birleşen davada ara muris Ş......'in payını kapsar şekilde hüküm kurulmuş olması nedeniyle ayrıca asıl davada bunlar hakkında ara muris Ş......'in payı bakımından yeniden hüküm kurulmasına da gerek yoktur. Sonuç olarak, yerel mahkemenin asıl dava bakımından direnme kararının 1-(A) bendinde davayı takip etmeyen mirasçılar hakkında davanın açılmamış sayılmasına ilişkin direnmesi doğru bulunmadığından, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır. 2-Haklarında miras payı oranında hüküm kurulan mirasçılar bakımından direnme kararının değerlendirilmesinde ise; Yukarıda da belirtildiği üzere, davalıya yapılan temlik işleminin muris muvazaasına dayalı olduğu çekişme konusu değildir. Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararına göre, bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıları, görünürdeki satış sözleşmesinin 818 sayılı Borçlar Kanununun 18.maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek, doğrudan zarar gören kişi sıfatıyla ve kendi hakkına dayanarak dava açabilirler. Somut olayda da, asıl ve birleşen davada davacılar, muvazaa iddiasına dayalı olarak her mirasçı kendi payı için dava açtığı da, belirgindir. Yapılan açıklamalar karşısında, görülmekte olan davada mahkemece, asıl davanın davacıları S......, A...., Ö.... ve Ç.... ile birleşen davanın davacıları E..., S..., R....hakkında veraset ilamlarına göre, kök muris M..... ile ara muris Ş......'den gelen miras payları oranında tapu iptal ve tescil hükmü kurulmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu nedenle; Yerel mahkemenin asıl davada verilen 1-(B) bendi ile birleşen davada verilen 2. bendine yönelik kurulan hükmün usul ve yasaya uygun olması nedeniyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: 1)Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı, direnme kararının davayı takip etmeyen mirasçılar hakkında davanın açılmamış sayılmasına ilişkin bölümünün yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 2)Yukarıda (2) numaralı bentte ise davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının asıl davada verilen 1-(B) bendi ile birleşen davada verilen 2.bendi bakımından hükmün ONANMASINA, 30.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

1. Hukuk Dairesi, 2022/5539 E., 2024/135 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının d bendi, 115 inci maddesi, 190 ıncı maddesi; 4721 sayılı TMK’nın 6 ncı, 559 uncu, 640 ıncı, 701 inci ve 702 nci maddeleri.
1. Hukuk Dairesi         2022/5539 E.  ,  2024/135 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/68 E., 2021/17 K. DAVALILAR : Hazine vekili Avukat ..., ...Köyü Tüzel Kişiliği DAHİLİ DAVALILAR : ..., ..., ..., ..., ... vekilleri Avukat ... DAVA TARİHİ : ... HÜKÜM : Kabul Taraflar arasında görülen tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; kadastro çalışmaları sırasında ... ilçesi, ...köyü çalışma alanında 358 parsel sayılı taşınmaz içerisinde tespit edilen ve ... Tapulama Mahkemesinin 1986/850 Esas-1065 Karar sayılı hükmü ile tespit harici bırakılan yaklaşık 3.900 m2 yüz ölçümdeki taşınmazın kendisine ait olduğunu, mirasbırakan babasının sağlığında haricen taksim yaptığını ve dava konusu yerin kendisine bırakıldığını, 100 yıllık süreden beri nizasız fasılasız malik sıfatıyla eklemeli zilyet olduğunu ileri sürerek dava konusu yerin adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 23.11.2009 tarihli keşif sırasında, taksim ile ilgili bir belge olup olmadığının ibrazı hususunda, belge söz konusu olmadığı durumda mirasbırakanın veraset ilamında yer alan mirasçıların payları oranında tescili ve mirasçıları davaya dahil etmek üzere süre talebinde bulunmuş, bilahare davacı asıl, 18.04.2019 tarihli keşif sırasında, babası vefat ettikten sonra kendisi ve kardeşlerinin dava konusu taşınmazı kullanmaya devam ettiklerini, kardeşler arasında taksim yapılmadığını beyan etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili; yasal süre içinde dava açılmadığını, davacının iddiasının hukuki dayanağı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemece; davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı süresi içinde davalı Hazine temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 14.12.2015 tarihli ve 2015/857 Esas, 2015/15354 Karar sayılı kararıyla; taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğrafı uygulaması yapılarak imar-ihyanın ne zaman tamamlandığı ve taşınmazın ne zamandan beri tarım arazisi olarak kullanıldığının belirlenmemiş olması nedeniyle yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli bulunmadığından bahisle yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, jeodezi ve fotogrametri mühendisi, 3 ziraat mühendisinden oluşan zirai bilirkişi kurulu katılımı ile oluşacak bilirkişi heyeti aracılığıyla keşif yapılması, imar-ihyaya ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının ve bu tarih ile dava tarihi arasında davacı tarafından ekonomik amaca uygun zilyetlikle kazanım şartlarının oluşup oluşmadığının araştırılması, iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. 3. Mahkemenin 28.01.2021 tarihli ve 2016/68 Esas, 2021/17 Karar sayılı kararıyla; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, dava konusu yerin imar ve ihyasının 1983 yılında tamamlandığı, zilyetliğin 20 yıldan çok daha fazladır devam ettiği, kanunda belirtilen şartların gerçekleşmiş olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın reddi gerektiğini bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; kadastro tespiti sırasında tescil harici bırakılan taşınmazın tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 713/1 inci maddesi; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü ve 17 nci maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının d bendi, 115 inci maddesi, 190 ıncı maddesi; 4721 sayılı TMK’nın 6 ncı, 559 uncu, 640 ıncı, 701 inci ve 702 nci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; 1984 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonucu 358 parsel sayılı taşınmazın davacı ve müşterekleri adına tespit ve tescil edildiği, Hazine tarafından ... Tapulama Mahkemesinde davacı ve müşterekleri aleyhine 358 parsel sayılı taşınmazın taşlık, kayalık yerlerden olduğu iddiası ile dava açıldığı, yargılama neticesinde ... Tapulama Mahkemesinin 1986/850 Esas, 1986/1065 Karar sayılı kararı ile 358 parsel sayılı taşınmazın dava konusu 3.900,00 metrekarelik kısmının taşlık, tepe ve bayır olduğu gerekçesi ile ana taşınmazdan ifraz edilerek tescil harici bırakıldığı, kararın 07.05.1987 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. ... Tapulama Mahkemesinin 1986/850 Esas, 1065 Karar sayılı davanın kesinleşme tarihi ile açılan tescil davası arasında zilyetlikle kazanım için gerekli 20 yıllık sürenin bulunduğu açıktır. Davacı ..., ... Tapulama Mahkemesinin 1986/850 Esas, 1986/1065 Karar sayılı hükmü ile tespit harici bırakılan kısım hakkında irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği iddiası ile dava açmıştır. 2. Bilindiği üzere; TMK’nın 599 uncu maddesi hükmü uyarınca miras, mirasbırakanın ölümüyle ve terekenin açılmasıyla mirasçılarına geçer ve mirasçılar terekedeki mallar (menkul-gayrimenkul) üzerinde bu tarih itibarı ile hak sahibi olurlar. Mezkûr Kanun’un 640 ıncı maddesi hükmü gereğince birden çok mirasçının bulunması halinde mirasın intikaliyle paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Böylece, mirasçılar terekeye elbirliği mülkiyeti ile sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. TMK'nın 701 inci maddesinin 2 nci fıkrası hükmüne göre, elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Bir başka ifadeyle, tereke üzerindeki hak sahipliği ortaklardan tek başına hiçbirine ait olmayıp hak sahibi olan ortaklıktır. Bu yasal düzenlemelere göre miras ortaklığı mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan terekedeki paylar ayrılmaksızın ortaklığa dahil olan mirasçılara aittir. Tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece mirasçıların terekeye giren mallar (menkul-gayrimenkul) üzerinde somut ve bağımsız payları mevcut değildir. 3. Mirasbırakanın mülkiyet hakkına dayanılan ve terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğindeki davalar dışında terekeye karşı üçüncü kişi konumundaki kişiler aleyhine açılacak ve malvarlığının terekeye döndürülmesi istemini içeren davalarda terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket etmek suretiyle davayı birlikte açmaları, ayrıca mirasçılardan birisinin terekeye iade şeklinde dava açması halinde de tüm mirasçıların muvafakatlarının sağlanması, aksi takdirde terekenin atanacak temsilci marifetiyle davada temsil edilmesi ve davanın yürütülmesi gerekeceği tartışmasızdır. 4. Somut olaya gelince; davacı haricen taksim yapıldığını, çekişme konusu taşınmazın kendisine kaldığını ileri sürerek tescil harici yerin adına tesciline karar verilmesini istemiş, aşamada davacı vekili, taksim söz konusu olmadığı durumda mirasbırakan Mustafa Uygur'un mirasçılarının payları oranında tescili ve mirasçıları davaya dahil etmek üzere süre talebinde bulunmuş, davacı asıl ise 18.04.2019 tarihli keşif sırasında, babası vefat ettikten sonra kendisi ve kardeşlerinin dava konusu taşınmazı kullanmaya devam ettiklerini, kardeşler arasında taksim yapılmadığını beyan etmiştir. Bu durumda, mirasbırakanın terekesinin el birliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğu, davacının dava dilekçesinde adına tescil talebinde bulunduğu, terekeye iade istemi bulunmadığı, dava miras ortaklığı adına açılmadığından diğer mirasçıların davaya dahil edilmeleri veya muvafakatlerinin alınması suretiyle TMK'nın 640 ıncı maddesinde belirtilen dava koşulunun yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği, aktif husumetin sonradan tamamlanabilecek dava şartlarından da olmadığı gözetilerek yapılan açıklamalar doğrultusunda öncelikle davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. 5. Hal böyle olunca; davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken esas yönünden inceleme yapılmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine temsilcisinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2021/4200 E., 2022/1981 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
TMK'nın 701-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir ...
1. Hukuk Dairesi         2021/4200 E.  ,  2022/1981 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedene dayalı olarak tapu iptali ve tescil istekli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin verilen kararın, davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılması suretiyle yeniden esas hakkında karar verilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; çekişmeli 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tarafların ortak murisi olan babaları ... ... ...'den intikal ettiğini, ancak 2007 yılında gerçekleştirilen kadastro çalışmaları esnasında dava konusu taşınmazın hatalı olarak yasal miras payının çok üzerinde olacak şekilde 3/5 oranında davalı adına tespit ve tescil edildiğini, ayrıca taşınmaz üzerindeki evlerden yalnızca 1 tanesinin davalıya ait olduğunu, diğer evin tarafların ortak murisi tarafından yapıldığını öne sürerek, çekişmeli taşınmazdaki davalıya ait 3/5 hissenin tapu kaydının iptali ile davacıların miras hisseleri doğrultusunda adlarına tesciline karar verilmesi istemi ile dava açmıştır. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının doğuştan sağır ve dilsiz olduğunu, 1 yılı aşkın süredir de felçli olarak yatalak hasta olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında davalının tespit çalışmalarına bir etkisinin olmadığını, taşınmaz üzerinde bulunan dava konusu evin davalı tarafından yapıldığını, davalının dava konusu taşınmazı 50 yılı aşkın bir süredir idare ve tasarruf ettiğini, taşınmazların tarafların ortak murisi ... ...'dan intikal ettiğini, ancak davalının murisin kardeşlerinden satın almış olduğu payların bulunduğunu öne sürerek, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Görele Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.06.2018 tarihli ve 2016/547 Esas - 2018/266 Karar sayılı kararıyla; çekişmeli taşınmazın tarafların murisi ... ... ...’den intikal ettiğinin sabit olduğu, bu sebeple davacıların dava konusu taşınmaz üzerinde miras hissesinin bulunduğu, terekenin taksimine ilişkin dosyada bir delil bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile çekişmeli 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tescil gören 3/5 hissesi yönünden tapu kaydının iptali ile tamamı Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 04/08/2010 tarih, 2010/452 E. 2010/438 K. sayılı veraset ilamı doğrultusunda 80 pay kabul edilerek 16/80 hissesinin davacı ..., 16/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye hissenin tapu malikleri üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF 1. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Kaldırma Kararı Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 30/11/2018 tarihli ve 2018/1548 Esas, 2018/1652 Karar sayılı kararıyla; Yerel Mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 08.06.2018 tarihli kısa kararında "davanın kabulüne, dava konusu olan Giresun ili, Görele ilçesi, Yeğenli köyünde kain 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile tamamı Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 04/08/2010 tarih, 2010/452 E. 2010/438 K. sayılı veraset ilamı doğrultusunda 80 pay kabul edilerek 16/80 hissesinin davacı ..., 16/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye hissenin tapu malikleri üzerinde bırakılmasına. " denildiği halde, gerekçeli kararda “davanın kabulüne, dava konusu olan Giresun ili, Görele ilçesi, Yeğenli köyünde kain 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına tescil gören 3/5 hisse yönünden tapu kaydının iptali ile, tamamı Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 04/08/2010 tarih, 2010/452 E. 2010/438 K. sayılı veraset ilamı doğrultusunda 80 pay kabul edilerek 16/80 hissesinin davacı ..., 16/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye hissenin tapu malikleri üzerinde bırakılmasına. ” şeklinde yazıldığı, bu haliyle kısa kararda davaya konu olan ve davalı adına tescilli pay yönünden bir ayrım yapmaksızın açıkça " taşınmaza ait tapu kaydının iptali ile tamamı " denilerek çekişmeli taşınmazın tamamına ait tapu kaydının iptali ile tamamı yönünden tescil hükmü oluşturulduğu, gerekçeli kararda ise "davaya konu olan davalı adına kayıtlı 3/5 pay yönünden tapu kaydının iptaline " karar verildiği, her ne kadar hükmün gerekçesinde bu hususta sehven hata yapıldığı ve bu durumun 6100 Sayılı HMK'nın 304/1.maddesi gereği açık hata olduğu belirtilmiş ise de kısa kararda hükmedilen tapu kaydının tamamının iptali ile gerekçeli kararda belirtilen davalı adına olan 3/5 paya ait tapu kaydının iptali yönünden oluşturulan çelişkinin davanın esasını iptal ve tescile dair hüküm bölümlerini oluşturduğu gözetildiğinde basit bir maddi hatadan kaynaklandığının kabulüne imkan bulunmadığı 6100 Sayılı HMK'nın 355/son cümlesi gereği kamu düzenine ilişkin düzenleme ile hukuka uygunluk denetimi yapılabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği ve de kısa karar ile gerekçeli kararın birbiri ile çelişkili olması nedeniyle "delillerin hiç değerlendirilemeyeceği" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesince Kaldırma Kararı Sonrasında Verilen Karar Görele 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02/05/2019 tarihli ve 2019/20 E., 2019/673 K. sayılı kararıyla; çekişmeli taşınmazın tarafların murisi ... ... ...’den intikal ettiğinin sabit olduğu, bu sebeple davacıların dava konusu taşınmaz üzerinde miras hissesinin bulunduğu, terekenin taksimine ilişkin dosyada bir delil bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava konusu olan Giresun ili Görele ilçesi Yeğenli köyünde kain 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı ...'e ait 3/5 hissesinin tapu kaydının iptali ile iptal edilen 3/5 hissenin tarafların ortak murisi ... ... ...'e ait Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/452 Esas, 2010/438 Karar sayılı veraset ilamı doğrultusunda 80 pay kabul edilerek; Dava konusu taşınmazın 3/25 hissesinin davacı ..., 3/25 hissesinin davacı ..., 9/400 hissesinin davacı ..., 9/400 hissesinin davacı ..., 9/400 hissesinin davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. 4. İstinaf Nedenleri Davalı ... vekili, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın tarafların ortak murisi ... ...'nın üst soyundan intikal eden taşınmaz olup taşınmazda payları olan muris ... ...'nın kardeşlerinin miras haklarını davalıya devrettiği, ... ... hissesinin ise baki kaldığı, Mahkemece bu devirlere dikkat edilmeden hüküm kurulduğunu, davalı yanın, amcası...'ın dava konusu taşınmaz ile dava dışı olan taşınmazlarda ki hisselerini satın aldığını, davacı tarafın bu hususta dosyaya sundukları belgenin aksini kanıtlayamadığını, verilen kararın çelişkili ve hatalı olduğunu, kadastro tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerli olmakla davacının kadastro tutanağının aksini kanıtlaması gerektiği, davacının taşınmaz üzerinde bulunan evlerden birinin murise ait olduğu ve bu taşınmaz üzerinde de hakları bulunduğunu iddia ederek dava açtığını ancak yargılama sırasında evin davalı tarafından yapıldığının sabit olduğunu, bu hususun dahi davacının kötüniyetli olarak hareket ettiğini gösterdiğini, Mahkemenin dosya arasında yer alan belgelerin zemine uygulanması hususunda hatalı olduğunu, yine delil listesinde yer alan tapu kayıtlarını dosyaya getirmeden hüküm kurulduğunu, delillerin takdirinde hata edildiğini, Mahkemenin hukuki ihtilafın tayininde hataya düştüğünü, davalının taşınmazdaki zilyetliğinin murisin vefatından önce başladığı ve devam ettiğini, Mahkemenin hüküm ile davalının amcasının hissesini devraldığı olgusunu yok saydığını" öne sürerek, kanun yoluna başvurmuştur. 5. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesince, dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, yapılan keşif sırasında dinlenilen yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile taşınmazın 2/5 payının dahi tarafların ortak mirasbırakanı ... ... ... adına tespit edilmiş olması hususları birlikte gözetildiğinde çekişmeli taşınmazın öncesinde tarafların ortak mirasbırakanı ... ... ...'e ait olduğunun anlaşılmasına, her ne kadar davalı kendisinin mirasbırakanı ... ...'nın kardeşlerinden aldığı paylar bulunduğu ve bu nedenle taşınmazın 3/5 payının müstakilen kendisi adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürmüş ise de davalının bu iddiasını kanıtlayamadığı gibi davalının taşınmazın belli bir payının mirasbırakanın sağlığında kendisine bağışlandığını da ispat edemediğinin anlaşılmasına göre sair istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, ancak hüküm yerinde pay payda eşitliği sağlanmaksızın infazda tereddüt yaratacak şekilde hüküm kurulması dahi isabetsiz ise de yargılama da eksiklik bulunmayan, ancak "kanunun olaya uygulanmasında" hata edilen dava dosyası açısından yapılan yanlışlıklar yeniden yargılamayı gerektirmediğine göre 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gözetilerek hükmün düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm verilmesi, yeniden esas hakkında hüküm verilmesinin öncelikli koşulunun mahkeme hükmünün kaldırılması olması gözetilerek davalı vekilinin istinaf isteminin yazılı gerekçe ile sınırlı olmak üzere kabulüne, Görele 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 02/05/2019 tarihli ve 2019/20 Esas, 2019/673 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında karar verilmesine, bu cümleden olarak; davanın kısmen kabulü ile çekişmeli 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazda davalı ... adına kayıtlı 3/5 paya ait tapu kaydının iptaline, iptal edilen 3/5 pay toplamda 80 pay kabul edilmek suretiyle; 16/80 payının davacı ..., 16/80 payının davacı ..., 3/80 payının davacı ..., 3/80 payının davacı ..., 3/80 payının davacı ..., 39/80 payının ise davalı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, karar verilmiştir. V. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Temyiz Nedenleri Davalı vekili, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın tarafların ortak murisi ... ...'nın üst soyundan intikal eden taşınmaz olup taşınmazda payları olan müşterek murisin kardeşlerinin miras haklarını davalıya devrettiği, ... ... hissesinin ise baki kaldığı, Mahkemece bu devirlere dikkat edilmeden hüküm kurulduğunu, davalı yanın, amcası...'ın dava konusu taşınmaz ile dava dışı olan taşınmazlarda ki hisselerini satın aldığını, dosya arasında yer alan belgelerin bu hususun ispatına elverişli olduğunu, verilen kararın çelişkili ve hatalı olduğunu, davacının kötüniyetli olarak hareket ettiğini, Mahkemenin bu hususa dahi dikkat etmediğini, dosya arasında yer alan belgelerin zemine uygulanması hususunda gerekli tahkikatın yapılmadığını, öte yandan delil listesinde yer alan tapu kayıtları dosyaya getirtilip incelenmeden hüküm kurulduğunu, Mahkemenin delillerin takdirinde hataya düştüğünü, davalının taşınmazdaki zilyetliğinin murisin vefatından önce başladığı ve devam ettiğini, Mahkemenin hüküm ile davalının amcasının hissesini devraldığı olgusunu yok saydığını, dosya arasında yer alan tüm kayıtlardan anlaşılacağı üzere bu hususun ispat edildiğini, o tarihten bu yana taşınmazı kullandığını belirterek, eksik incelmeye dayalı kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dilekçesindeki açıklamalar ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 3.2. İlgili Hukuk 3.2.1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.", 3.2.2. Türk Medeni Kanunu'nun “Miras ortaklığı” başlıklı 640. maddesinde “Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. 3.2.3. Tereke (miras ortaklığı) TMK'nın 701 ve devam eden maddeleri uyarınca elbirliği (iştirak) mülkiyetine tâbidir. Elbirliği mülkiyeti, yasa veya yasada gösterilen sözleşmeler uyarınca, aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olmaları durumudur. TMK'nın 701-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir ... da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya ... olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. 3.2.4. Elbirliği (iştirak) hâlinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke TMK'nın 701. maddesinde “...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.’’ şeklinde hüküm altına alınmıştır. 3.2.5. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 15. maddesi "Tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise on dördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur." hükmünü içermektedir. ( madde metninde taksimden bahsedilse dahi kıyasen taşınmazın zilyedi murisin mirasçıların yasal miras payına mahsuben sağlığında yaptığı paylaştırma da bu kapsamdadır.) 3.3. Değerlendirme Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın (IV/5.) numaralı bendinde yer verilen Bölge Adliye Mahkemesinin kararında dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. VI. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; dosya içeriği ve kararın dayandığı gerektirici nedenlere göre delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davalı ...’in temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı 752,76 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 10/03/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2021/1434 E., 2021/4012 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlene elbirliği mülkiyetinin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur.
7. Hukuk Dairesi         2021/1434 E.  ,  2021/4012 K. "İçtihat Metni" 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Çerkezköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.11.2018 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil terditli alacak talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28/11/2019 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davalılar ... ve İlminur Yakupoğlu vekili tarafından talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine dair verilen karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, tapu iptal tescil terditli alacak isteğine ilişkindir. Davacılar vekili, Tekirdağ ili, Çerkezköy ilçesi, Gazi Mustafa Kemalpaşa Mahallesinde bulunan 482 ada 15 parsel sayılı taşınmazın müvekkilleri tarafından satın alınmasına karşın tarafların ortak mirasbırakanı Tahsin Velioğlu adına tescil ettirildiğini ve üzerindeki yapının da müvekkilleri tarafından inşa edildiğini belirterek taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalılar adına tescilini aksi halde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1000TL’nin davalılara ödenmesini istemiştir. Davacılar vekili, adli yardım ve ıslah yoluyla taleplerini 955.600TL’ye yükseltmeyi talep etmişlerdir. Davalı ..., davayı kabul etmiş; davalı ... davaya cevap vermemiş; davalılar ... ve ... vekili, davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesi, davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar ve davalı ... adına tesciline karar vermiştir. Hükmün istinaf yolu ile incelenmesi davalılar ... ve ... vekilince talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, davacının inanç sözleşmesinden kaynaklanan davasını yazılı delil ile ispat edemediğini, iştirak halinde mülkiyete tabi taşınmaza ilişkin davada davalılardan Faile Yakupoğlu’nun davayı kabulünün sonuç doğurmayacağını belirterek istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar vermiştir. Davacılar vekili, adli yardım talep ederek temyiz başvurusunda bulunmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334. maddesinde, “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiş, takip eden maddelerde, adli yardımlara dair esaslar ele alınmıştır. HMK 336/3 maddesine göre kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay’a yapılır. HMK'nın 334 ve devamı maddeleri gereğince verilen adli yardım kararlarının kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar varlıklarını sürdürdüklerinin kabulü gerekir. Bu kabul, hak arama özgürlüğünün (Anayasa m.36) ve adil yargılama hakkının (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6) bir gereği olarak kabul edilmelidir. Adli yardım kararı verilen kişiler bakımından her türlü yargılama giderleri, harç ve masraflar, tanık ve bilirkişi ücretleri ile tebligat masrafları vs. Devlet tarafından karşılanır. Adli yardımdan yararlanan kişi geçici olarak açıklanan masraflardan bağışık sayılır ve davayı kaybettiği takdirde yapılan tüm masrafların kendisinden tahsiline karar verilir. Davacılar vekili, tüm müvekkilleri için 21.10.2019 havale tarihli ıslah dilekçesiyle adli yardım talebinde bulunarak ekine davacıların fakirlik belgelerini eklemiş, ilk derece mahkemesi 22.10.2019 tarihli ara kararı ile davacılardan ...’nun adli yardım talebinin kabulüne karar vermiş, diğer davacılar için herhangi bir karar vermemiştir. 1)Davacılardan ...’nun adli yardım talebi ilk derece mahkemesince kabul edildiğinden ve adli yardım kararı mahkemesince kaldırılmadığı sürece hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceğinden davacı ...’nun temyiz aşamasında yaptığı adli yardım talebi hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. 2)Davacılardan Müştak ve ...’nun adli yardım talebi ise, dosyada mevcut fakirlik belgeleri, Devletin mahkeme harcı almasındaki menfaati ile başvuranın mahkeme vasıtasıyla hakkını korumadaki çıkarları arasındaki adil denge, Anayasanın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile bu kapsamda adalete ve mahkemeye erişim hakkı dikkate alınarak adli yardım talebi yerinde görüldüğünden, HMK’nın 334 ve devamı maddeleri gereğince adli yardım talebinin kabulüne, adı geçen davacıların temyiz harç ve giderlerinden geçici olarak muaf tutulmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi. 3) Bilindiği üzere, davayı kabul; davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK.m.308). Davayı kabul, davalının mahkemeye yönelik olarak yapacağı tek taraflı (açık) bir irade beyanı ile olur. Davayı kabul, dilekçeyle veya duruşmada sözlü olarak yapılır. Davayı kabulün geçerliliği için, davacının rızasına ve mahkeme tarafından kabul edilmesine gerek yoktur. Davayı kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Davayı kabul ile dava tamamen veya (kısmi kabulde) kısmen sona erer. Davalının davayı (tamamen) kabul etmesi üzerine, kabulün geçerli olduğu ve dava konusu uyuşmazlığın son bulduğu kanısına varan mahkeme, kabul nedeni ile davanın kabulüne karar verir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 640. maddesi uyarınca, mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlene elbirliği mülkiyetinin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla, ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Sözü edilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil ortaktır. Bu kural TMK'nın 701. maddesinde "Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. Ancak, mirasçılar arasında paylı mülkiyet hükümleri geçerli olduğundan, bir mirasçının diğer bir mirasçı aleyhine açtığı davalarda bu kuralın uygulama yeri bulunmadığı kuşkusuzdur. Bu nedenle davalılar arasında maddi zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından davalılardan her biri kendi adına hareket ederek davayı kabul edebilir. Somut olayda, davalılardan ...’nun davayı kabul etmiş olduğu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesinin davalı ...’nun davayı kabulünün sonuç doğurmayacağı yönündeki tespitine katılmak mümkün değildir. 4)Hukuk Muhakemeleri Kanununun 111. maddesinde “Davacının, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır. Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” ifadeleri ile terditli dava düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/2. maddesinde ise, “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, temyiz incelemesine konu dava, terditli dava niteliğindedir. Davacıların istekleri öncelikle tapu iptal tescil mümkün olmaması halinde ise sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacaktır. Davacıların tapu iptal tescil isteklerinin dayanağı inanç ilişkisi usulüne uygun delillerle kanıtlanamamış ise de terditli talebin sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı muhdesat bedelinin ödenmesine ilişkin olduğu dikkate alınarak bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmamış olması doğru görülmemiş ve açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ve HMK 371. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 16.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2017/1801 E., 2018/7821 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Temyize konu istinaf kararında söz konusu marka üzerindeki mülkiyetin paylı mülkiyet (müşterek mülkiyet) olmayıp, elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) olduğundan bahisle sonuca ulaşılarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, 4721 sayılı TMK 701. maddesine göre, kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti elbi
11. Hukuk Dairesi         2017/1801 E.  ,  2018/7821 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada ... 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05/10/2016 tarih ve 2015/183 E, 2016/137 K sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 26/12/2016 tarih ve 2016/132-2016/186 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, 2004/38162 sayılı “...” markasının müvekkili ile davalılardan E Uluslararası ... A.Ş adına tescilli olduğunu, davalı ... A.Ş tarafından tescil edilen 2013/24400 sayılı “...” markasının hükümsüzlüğü davasının devamı sırasında müvekkilinin müştereken tescil sahibi olduğu “...” markasının %50 hakkının müvekkiline ön alım hakkı kullandırılmadan muvazaalı bir şekilde 300 TL gibi markanın gerçek değerinin çok altında bir bedelle davalı E Uluslararası A.Ş. tarafından diğer davalı ... A.Ş'ne devredildiğini, devrin muvaza ve ön alım hakkı kullandırılmaksızın yapılması karşısında geçersiz olduğunu ileri sürerek, devrin iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı E Uluslararası ...A.Ş vekili, 556 sayılı KHK'da ön alım hakkı bulunmadığını, muvazaa iddiasının da yerinde olmadığını, zira müvekkilinin de markayı 300 TL bedelle devraldığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... A.Ş vekili, 556 sayılı KHK'da ön alım hakkı tanınmadığını, muvazaa iddialarının doğru olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, 556 sayılı KHK'da ön alım hakkının düzenlenmediği, davacının muvazaa nedeniyle devir işleminin iptali için dava açma hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, marka üzerindeki hakların 556 sayılı KHK hükümleri uyarınca mülkiyet hakkı olduğu, mülkiyetin devri konusunda 4721 Sayılı TMK'nın 5. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un mülkiyete dair hükümlerinin dikkate alınması gerektiği, davacı ve davalı E Uluslararası ...A.Ş'nin marka üzerindeki haklarının iştirak halindeki mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, buna göre somut olayda iştirak halinde mülkiyet hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, yine TMK'nın 702/2. maddesi gereğince marka üzerindeki tasarruf işlemlerinin paydaşların oy birliği ile yapılmasının gerektiği, davalı E Uluslararası ...A.Ş'nin yaptığı devir işleminin diğer paydaş olan davacının izni olmadan yapıldığını, bu durum kamu düzenine ilişkin olduğundan re'sen gözetildiği, kaldı ki davacının ön alım hakkı iddiası ile bu davayı açtığı, zımnen iştirak halindeki mülkiyete ilişkin hükümlere de dayandığının kabulünün gerektiği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf isteminin HMK'nın 353/1-b/2 maddesi kabulüne, davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 2004/38162 sayılı markanın devrine ilişkin işlemin ve davalı ... A.Ş adına olan tescil işleminin iptaline karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir. Dava konusu 2004/38162 sayılı "..." ibareli marka 24.11.2004 tarihli başvuru sonucunda davacı ile davalılardan E Uluslararası ...Tan. Hiz. A.Ş. adlarına birlikte tescil edilmiştir. Temyize konu istinaf kararında söz konusu marka üzerindeki mülkiyetin paylı mülkiyet (müşterek mülkiyet) olmayıp, elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) olduğundan bahisle sonuca ulaşılarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, 4721 sayılı TMK 701. maddesine göre, kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti elbirliği mülkiyetidir. TMK 688. maddesi uyarınca da, paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe paylar eşit sayılır. Somut uyuşmazlıkta, dava konusu markanın 556 sayılı KHK hükümlerine dayalı olarak yapılan başvurusu sonucunda ...'nce sicile tescili işleminde TMK 701. maddesi anlamında kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan bir elbirliği halinde mülkiyet durumu mevcut değildir. Bu nedenle, dava konusu marka üzerinde pay devrinden önceki malikler olan davacı ile diğer davalı E Uluslararası A.Ş. TMK 688. maddesi uyarınca eşit oranda (1/2'şer ) paylı mülkiyet hakkına sahiptirler. Davacının işbu davada ön alım hakkı bulunduğu iddiasına dayanmış olması, marka hakkı üzerindeki TMK 688. madde hükmüne dayalı "paylı mülkiyet" hakkını "elbirliği mülkiyetine" dönüştürmez. Kaldı ki, TMK 732. maddesi ve özel mevzuatlardaki hükümlerin de (ör: 551sayılı KHK md.85) esasen paylı mülkiyete tabi maddi/gayri maddi mal varlıklarına yönelik düzenlemeler niteliğinde olması karşısında; davacının ön alım hakkı bulunduğunu ileri sürmesinin marka üzerinde elbirliği halinde mülkiyet hükümlerine dayalı sonuç doğuracağına dair Bölge Adliye Mahkemesi görüşünün hukuki dayanağı da bulunmamaktadır. TMK 688/son fıkrasına göre, paylı mülkiyette paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir. Bu bakımdan, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu markanın elbirliği halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğu ve elbirliği halinde mülkiyette davalılardan E Uluslararası ...A.Ş.'nin davacının izni olmadan diger davalı ... Uluslararası ... A.Ş'ye yaptığı pay devrinin geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalılar vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Hukuk

Bir banka kasasının açılabilmesi için (A), (B) ve (C)'nin anahtarlarına ihtiyaç vardır ve üçünün de aynı anda anahtarlarını kullanması gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre (A), (B) ve (C)'nin kasa üzerindeki zilyetlik türü aşağıdakilerden hangisidir?

A) Paylı zilyetlik
B) Elbirliği halinde zilyetlik
C) Feri zilyetlik
D) Dolaylı zilyetlik
E) Zilyet yardımcılığı

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol